Ambulans Hizmetinde Gecikme ve Hatalı Müdahale Tazminatı

by Avukat Erdal Ersoy
Ambulans Hizmetinde Gecikme ve Hatalı Müdahale Tazminatı

Ambulans Hizmetinde Hukuki Sorumluluğun Kapsamı ve Kusur Ölçütleri

Ambulans hizmetinde hukuki sorumluluk; acil sağlık çağrısının yetkili mercilere ulaşmasından başlayarak hastanın tıbbi bakımı sağlayabilecek uygun sağlık kuruluşuna teslimine kadar geçen tüm süreçteki aksaklıkları kapsar. Bu zincir dahilinde hizmetin gereğinden geç sunulması, eksik bırakılması, tıbbi kurallara aykırı icra edilmesi veya yanlış sevk yapılması sonucunda hastada bedensel ya da ruhsal bir hasar doğması halinde tazminat sorumluluğu gündeme gelir. Söz konusu zararlar mevcut hastalığın ağırlaşması, organ veya uzuv kaybı, beyin hasarı, kalıcı sakatlık, yoğun bakım ihtiyacının doğması, hastanın tedavi görme şansının azalması yahut yaşamın yitirilmesi biçiminde ortaya çıkabilmektedir.

Her ambulans gecikmesi kendiliğinden tazminat hakkı doğurmaz. Aracın varış süresi; çağrının niteliği, adresin doğruluğu, yol ve hava şartları, olay yerinin konumu, aynı anda yaşanan vaka yoğunluğu, afet veya olağan dışı durumlar, güvenlik riskleri ya da mevcut ambulans kapasitesi gibi faktörlerden etkilenebilir. Hukuki açıdan sorumluluk doğabilmesi için gecikmenin önlenebilir nitelikte olması ve hizmet kusurundan kaynaklandığının ortaya konulması gerekir.

Kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde ya da işleyişinde meydana gelen nesnel nitelikteki aksaklık, bozukluk veya boşluklar hizmet kusurunu oluşturur. Danıştay 10. Dairesinin 2019/6497 Esas ve 2021/250 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; riskli bir nitelik gösteren sağlık hizmetinde idarenin tazminle yükümlü kılınabilmesi için meydana gelen zararın hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi suretiyle idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığının tespit edilmesi gerekir. İdare, sağlık hizmetinin aksamadan yürümesini sağlayacak teşkilatı kurmak, araç ve bina donanımını hazırlamak ve yetişmiş personeli istihdam etmekle mükelleftir.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/6497, K. 2021/250Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6497 E.  ,  2021/250 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No: 2019/6497 Karar No: 2021/250 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten … ile …'ye velayeten … ve … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / … VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. … 2- … Bakanlığı / … VEKİLİ : 1. Huk. Müş. Yrd. … 3- … Belediyesi VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Uşak ili Eşme ilçesinde düzenlenen festival kapsamında oynanan futbol maçında hakem olarak görev yapan davacılardan …’nün, davalı idarelerin olası durumlara karşı gerekli güvenlik önlemlerini ve yaşanacak sağlık sorunlarına karşı sağlık önlemlerini almamaları nedeniyle 08/06/2010 tarihinde uğramış olduğu saldırı sonucu sakat kalmasında hizmet kusurunun olduğu iddiasıyla … için 20.000,00 TL maddi, 60.000,00 TL manevi, eşi … için 60.000,00 TL manevi, çocukları … ve …’nün her biri için 15.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 150.000,00 TL manevi ve 20.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacılardan …'nün davalı Belediye tarafından düzenlenen bir spor faaliyeti sırasında yaralandığı, olay yerinde bir sağlık personelinin görevlendirilmiş olması ve ilk müdahalenin de yöntemine uygun olarak davacıya yapılması, güvenlik önlemlerini alan kolluk birimlerinin olay sırasında yaşanan bir başka asayiş olayına müdahale etmek üzere ayrıldığı sırada olayın yaşanmış olması ve olayın yaşandığı ilçede 112 hizmetlerinin örgütlenme biçimi ve olanakları gözönünde bulundurulduğunda, icapçı personel aracılığıyla ambulans hizmetinin verilmiş ve ambulansın gecikmesi ile zarar arasında nedensellik kurulamamış olması birlikte değerlendirilerek; gerek davacıyı yaralayan kişiye yönelik ceza yargılaması sırasında alınan Adli Tıp Kurumu raporları, gerekse Mahkemece idarelerin kusur durumuna ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu raporu karşısında, davacının kalıcı sakatlığının nedeninin kendisine yapılan saldırı sırasında oluşan travma olduğu, Sağlık Bakanlığı yönünden verilen sağlık hizmetinin olaya özgü olarak gereken özenle yapıldığı, İçişleri Bakanlığı ya da davalı Belediye yönünden davacının yaralanması ve sürekli olarak sakat kalması ya da sakatlığının artmasıyla davalı idarelerin yürüttüğü idari faaliyet arasında "neden-sonuç" ilişkisinin bulunmadığı, tazmini istenen maddi ve manevi zararların üçüncü kişinin haksız fiilinden kaynaklandığı, …'nün yaralanması sonucu uğranılan maddi ve manevi zararlardan davalı idarelerin hukuksal sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, Mahkeme tarafından dava konusu olaya ilişkin olarak bir kusur incelemesi yapılmadığı, davalı idarelerin gerekli önlemleri almadıklarından hizmet kusuru işledikleri, 6222 sayılı Kanun'a göre kamu görevlisi olarak korunması gerektiği, olayda kusursuz sorumluluk halinin mevcut olduğu ileri sürülerek Mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFLARIN SAVUNMASI : Davalı idareler Sağlık Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmakta olup, davalı Eşme Belediyesi tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun ek 1. maddesi uyarınca Danıştay Onuncu ve Sekizinci Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Eşme İlçesinde Eşme Kaymakamlığının başkanlık ettiği ve davalı Belediyenin de üyesi olduğu bir komite tarafından düzenlenen Uluslararası Turistik Eşme Kilim Kültür ve Sanat Festivali etkinlikleri kapsamında "Futbol Turnuvası" tertip edilmiş, anılan Turnuvada, lisanslı futbol hakemi olan davacı …'nün de başvurusu üzerine … hakem olarak görevlendirilmiş, 08/06/2010 tarihinde, saat 21:00'de oynanacak olan maçta hakem olarak belirlenmiştir. Maç sırasında oyunculardan biri davacı …'ye saldırarak yaralanmasına neden olmuş, saldırı sırasında aldığı darbe sonucu boynu kırılan … felç olmuştur. Bunun üzerine davacılar 27/05/2011 tarihli dilekçeleri ile tazminat istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca davalı idarelere başvuruda bulunmuş, başvurularının cevap verilmemek suretiyle reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare Mahkemesince, dava konusu olayda davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespitine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan raporda özetle; kişide oluşan 4 ekstremiteyi etkileyen boyun bölgelerindeki omurilik lezyonunun niteliği gözönüne alındığında, tablonun travma ile uygun illiyet bağının bulunduğu, bu gibi durumlarda sağlık personeli müdahalesinin uygun pozisyon verilmesinin acil müdahale açısından önemli olduğu, kişiye sahada görevli sağlık personeli tarafından ilk müdahale yapılarak ambulans çağrıldığı, gerekli özenin gösterilmiş olduğu, olay yerinde ambulans bulundurulmasının zorunlu olup olmadığının, dolayısıyla sağlık hizmetini yürüten idarenin kusurlu olup olmadığının mevzuat çerçevesinde Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş verilmiştir. Bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği açıktır. Olayda; davacılar tarafından ambulansın geç gelmesinden ve geç müdahalede bulunulmasından dolayı davacı …'de meydana gelen hasarın daha ağır hale geldiği iddia edilmektedir. Mahkemece, ambulansın olay yerine geç geldiği sonucuna ulaşılmakla birlikte, bu gecikmenin davacının sakat kalmasına olan etkisinin veya katkısının değerlendirilmesi yönünde bir inceleme yapılmamıştır. Bu hususun aydınlatılması bakımından Mahkemece, aralarında beyin ve sinir cerrahi uzmanının da olduğu konuyla ilgili uzman hekimlerin katılımının sağlandığı Adli Tıp İhtisas Kurulundan, ambulansın gecikmesinin ve geç müdahalenin davacı …'de meydana gelen hasarın tedavisi noktasında bir etkisinin olup olmadığı hususlarında rapor alınarak hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03/02/2021 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY (X): İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkündür. Davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararı hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından temyiz isteminin reddi ile kararın onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz. KARŞI OY (XX): Dosyanın incelenmesinden; ilçede düzenen festival kapsamında oynanan futbol maçında hakem olarak görev yapan davacılardan …'nün maç esnasında oyunculardan …'ın saldırısı nedeniyle felç kaldığı, İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından maçın güvenliği için görevlendirilen ekibin, başlangıçta oyun alanında iken ilçede yaşanan bir başka asayiş olayına çağrılması nedeniyle olay sırasında olay yerinde bulunmadığı, anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince her ne kadar olayın üçüncü kişinin haksız fiilinden kaynaklandığı, İçişleri Bakanlığı yönünden davacının yaralanması ve sürekli olarak sakat kalması ya da sakatlığının artmasıyla davalı İçişleri Bakanlığının yürüttüğü idari faaliyet arasında "neden-sonuç" ilişkisi bulunmadığı gerekçesiyle tazminat isteminin reddine karar verilmişse de; zamanında ve yeterli düzeyde alınan emniyet ve güvenlik tedbirlerinin dava konusu olayın yaşanmasında caydırıcı olma niteliği göz önünde bulundurulduğunda, olayda İçişleri Bakanlığının güvenlik tedbirlerinin alınmasına ilişkin hizmet kusurunun bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, Danıştay Onuncu ve Sekizinci Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulun İdare Mahkemesi kararının eksik inceleme nedeniyle bozulması yönündeki çoğunluk kararına katılmakla birlikte, temyize konu kararın yukarıda belirtilen gerekçenin de ilave edilerek bozulması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına gerekçe yönünden katılmıyoruz.
Danıştay 10. Daire, E. 2020/2042, K. 2024/1554Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/2042 E.  ,  2024/1554 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2042 Karar No : 2024/1554 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- … 2- … 3- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … MÜDAHİLLER (DAVALI YANINDA) : 1- … 2- … 3- … 4- … Anonim Türk Sigorta Şirketi VEKİLİ : Av. … 5- … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, Darıca Farabi Devlet Hastanesine balon yutması şikayetiyle getirilen yakınları …'nın hatalı tıbbi uygulamalar nedeniyle hayatını kaybettiği iddiasıyla, davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığını ileri sürdükleri zararlarına karşılık … için 1.000,00 TL maddi ve 70.000,00 TL manevi, … için 1.000,00 TL maddi ve 70.000,00 TL manevi, … için 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Bölge İdare Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun açıkça belirtildiği ve bu rapora itibar edilmesi gerektiği, illiyet bağının yargı mercilerince belirlenebileceği, bilirkişilerce illiyet bağı hususunda değerlendirme yapılamayacağı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMALARI : Davalı idare ve müdahiller …, …, …, … tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş; müdahil … Anonim Türk Sigorta Şirketi tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; Davacıların yakını …'nın, evinde oyun oynarken balon yutarak fenalaşması üzerine evlerine yakın mesafede bulunan bir özel tıp merkezine götürüldüğü, burada yapılan ilk müdahale ile hayata dönmesi sağlanarak Darıca Farabi Devlet Hastanesine sevk edildiği, bilinci kapalı olarak getirildiği acil serviste spontan solunum yapabildiği tespit edilip gerekli tetkikleri yaptırıldıktan sonra konsültasyon ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına muayene ettirildiği, çocuk cerrahi uzmanına da telefonla danışılarak hakkında bilgi ve talimat alındığı, sonrasında solunum için gerekli olan ventilatör cihazlı çocuk yoğun bakım ünitesi olmadığından bir özel hastaneye sevk edildiği, burada yapılan tetkikler neticesinde akciğerinde yabancı bir cisme bağlı olduğu düşünülen dansite artışı ve havalanma azlığı olduğunun görüldüğü ve bu cismin alınacağı cihazın bulunmaması nedeniyle tekrardan bu imkana ve doktorlara sahip olan Darıca Farabi Devlet Hastanesine sevk edildiği, sağ ana bronşunda bulunan balon ameliyatla çıkartılmasına rağmen kalp atımı ve dolaşımı geri dönmemesi nedeniyle hayatını kaybettiği, Davacılar tarafından, yakınları …'nın ölümünün hizmet kusurundan kaynaklandığı ileri sürülerek, davalı idareye zararlarının tazmini için yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Mahkemece bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda, "Çocuğun ölümünün yabancı cisim aspirasyonuna bağlı mekanik asfiksi ve gelişen komplikasyonları sonucunda meydana gelmiş olduğu, balon yutma öyküsüyle solunum ve dolaşımı olmadığı bir halde … Tıp Merkezine getirilen çocuğa yeniden canlandırma işlemi uygulandığı,monitörize edildiği, yanıt alınması üzerine ileri merkeze sevk edildiği, entübe olarak getirildiği Darıca Farabi Devlet Hastanesi Acil Servisinde mavi kod verilerek gerekli acil müdahalenin sürdürüldüğü, gerekli tetkiklerinin yapıldığı, Çocuk Sağlığı Uzmanı, Anesteziyoloji Uzmanı ve Çocuk Cerrahi Uzmanı tarafından gerekli konsültasyonlarının yapıldığı, solunumu için gerekli ventilatör cihazlı çocuk yoğun bakım ünitesi bulunmaması nedeniyle ambulans ile Özel Yüzyıl Hastanesine sevk edildiği, Özel Yüzyıl Hastanesinde yoğun bakım ünitesine yatırılan çocuğun yapılan muayene, tetkik ve konsültasyonlarının ardından yabancı cisim ön tanısı ile bronkoskopi işlemine alındığı, yapılan bronkoskopide yabancı cisim tespit edilmesi üzerine rijit bronkoskopi ile müdahale edilmek üzere Darıca Farabi Devlet Hastanesine ambulans ile anesteziyoloji uzmanı eşliğinde ve yeniden canlandırma işlemi uygulanarak sevk edildiği, ex duhul olarak getirildiği, Darıca Farabi Devlet Hastanesinde pnömomediastineum ön tanısı ile acil olarak ameliyata alındığı, akciğerlerine tüp takıldığı, yabancı cismin çıkartıldığı, yapılan müdahalelere rağmen solunum ve dolaşımın geri dönmediği dikkate alındığında; yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle ölümde, çocuğun tedavisine katılan … Tıp Merkezi, Darıca Farabi Devlet Hastanesi ve Özel Yüzyıl Hastanesinde görevli doktor ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği, olayda Darıca Farabi Devlet Hastanesi idaresine kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş bildirildiği, İdare Mahkemesince; bakılan dava konusu olayda, kişinin tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı sonucuna varıldığı, kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanmasını gerektiren bir durumun da tespit edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, Olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Bölge İdare Mahkemesince bilirkişiliğine başvurulan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 05/11/2019 kayıt tarihli bilirkişi raporunda, "Darıca Farabi Devlet Hastanesinde hastayı ilk karşılayan acil tıp uzmanı Dr. Mehmet Karakum ve çocuk uzmanı Dr. … tarafından gerçekleştirilen ilk müdahale ve konsültasyonlarının tıp kurallarına uygun olduğu ve uygun tıbbi tedavi işlemlerinin uygulandığı, Darıca Farabi Devlet Hastanesine ilk müracaatta, yutulan balonun çıkarılmasına yönelik herhangi bir tıbbi müdahalenin olmadığı, Darıca Farabi Devlet Hastanesinin imkanları göz önünde bulundurulduğunda, solunum sıkıntısı ve yabancı cisim yutma öyküsü olan hastaya müdahale etmek için gerekli olan bronkoskopi cihazı ve işlemi yapabilecek uzman hekimin bulunduğu, yoğun bakım servisinin olduğu ancak, yoğun bakım servisinde yer olmadığı gerekçesiyle hastanın sevk edildiği, ilk andan itibaren hastanın tedavisine katılan … Tıp Merkezi, Darıca Farabi Devlet Hastanesi ve Özel Yüzyıl Hastanesinde görevli doktor ve yardımcı sağlık personelinin tıbbi uygulamalarının kabul görmüş tıbbi teşhis ve tedavi kriterlerine uygun olduğu, ancak, Çocuk Cerrahisi Uzmanı Uzm. Dr. …'nun yabancı cisim aspirasyonuna yaklaşımı açısından; bronkoskopi işleminin Darıca Farabi Devlet Hastanesine ilk başvuruda yapılmamasının gecikmeye neden olan bir eksiklik olduğu, bu eksikliğin yaşanmasında, sağlık kurumunun işleyişinden kaynaklanan yoğunluk gibi sorunların yanı sıra iletişim kazası ve balonun çıkarıldığı şeklinde şüpheli anamnez bilgisinin de etkili olduğu, 09/02/2013 doğumlu …'nın 21/10/2014 tarihinde balon yutması nedeniyle acilen getirildiği Darıca Farabi Devlet Hastanesinde “yabancı cisim aspirasyonuna bağlı oksijensiz kalmanın komplikasyonları sonucu” öldüğü, hastaneler arasında gerçekleşen sevk işlemleri nedeniyle bronkoskopik müdahalenin gecikmesinin, hastanın ölümünde rol oynayabileceği, ancak ilk bulunduğundan itibaren hastanın genel durum bozukluğu göz önünde bulundurulduğunda; bronkoskopi işleminde gecikme olmasa dahi hastanın yaşamasının tıbben kesin olmadığı, dolayısı ile sözü edilen eksiklik ile küçüğün ölümü arasında kesin illiyet bağı kurulamayacağı" yönünde görüş bildirildiği, Öte yandan, uyuşmazlığa konu olayla ilgili olarak Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü Üst Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporunda, "Çocuğun ölümünün yabancı cisim aspirasyonuna bağlı mekanik asfiksi ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, balon yutma öyküsüyle solunum ve dolaşımı olmadığı bir halde … Tıp Merkezi’ne getirilen çocuğa yeniden canlandırma işlemi uygulandığı, monitörize edildiği, yanıt alınması üzerine ileri merkeze sevk edildiği, entübe olarak getirildiği Darıca Farabi Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde mavi kod verilerek gerekli acil müdahalenin sürdürüldüğü, gerekli tetkiklerinin yapıldığı, Çocuk Sağlığı uzmanı, Anesteziyoloji uzmanı ve Çocuk Cerrahi uzmanı tarafından gerekli konsültasyonlarının yapıldığı, solunumu için gerekli ventilatör cihazlı çocuk yoğun bakım ünitesi bulunmaması nedeniyle ambulans ile Özel Yüzyıl Hastanesi'ne sevk edildiği, Özel Yüzyıl Hastanesi'nde yoğun bakım ünitesine yatırılan çocuğun yapılan muayene, tetkik ve konsültasyonlarının ardından yabancı cisim ön tanısı ile bronkoskopi işlemine alındığı, yapılan bronkoskopide yabancı cisim tespit edilmesi üzerine rijit bronkoskopi ile müdahale edilmek üzere Darıca Farabi Devlet Hastanesi’ne ambulans ile anesteziyoloji uzmanı eşliğinde ve yeniden canlandırma işlemi uygulanarak sevk edildiği, eks duhul olarak getirildiği Darıca Farabi Devlet Hastanesi’nde pnömomediastineum ön tanısı ile acil olarak ameliyata alındığı, akciğerlerine tüp takıldığı, yabancı cismin çıkartıldığı, yapılan müdahalelere rağmen solunum ve dolaşımın geri dönmediği dikkate alındığında; yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle ölümde, çocuğun tedavisine katılan … Tıp Merkezi, Darıca Farabi Devlet Hastanesi ve Özel Yüzyıl Hastanesi'nde görevli doktor ve yardımcı sağlık personelinin uygulamalarında herhangi bir tıbbi hata olmadığı, olayda … Tıp Merkezi, Özel Yüzyıl Hastanesi ve Darıca Farabi Devlet Hastanesi İdarelerine atfedilebilecek tıbbi hata bulunmadığı" yönünde görüş bildirildiği, Bölge İdare Mahkemesince; Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen bilirkişi raporu, diğer yandan Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada Adli Tıp Kurumunca düzenlenen rapor ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca da bu rapor doğrultusunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına yönelik karar birlikte değerlendirildiğinde, davacıların yakının vefatında tedavisine katılan sağlık görevlilerinin uygulamalarının tıp bilimince genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun olduğu, dolayısıyla ilgili sağlık çalışanlarına atfı-kabil kusur bulunmadığı sonucuna varıldığından, davanın reddine ilişkin mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verildiği görülmüştür. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir. Buna göre, manevi tazminat takdir edilirken, davacı(lar) yönünden, manevi tatmin duygusunu sağlamaya yetecek, zarara yol açan idari faaliyet sonucu duyulan elem ve ızdırabın kişi üzerindeki etki ve ağırlığını karşılayacak düzeyde olmasına; davalı(lar) yönünden ise, hakkaniyet sınırlarını aşmayan, ölçülü, adil dengeyi sağlayacak ve aşırı mali külfet oluşturmayacak makul bir seviyede olmasına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta; davacılar tarafından, balon yutması üzerine Darıca Farabi Devlet Hastanesine getirilen yakınlarının, bu hastanede bronkoskopi tetkiki ve akciğer ameliyatı yapıldıktan sonra yoğun bakım takibi için sevk edilmesi gerektiği, belirtilen bu tıbbi işlemler yapılmaksızın sevk edilmesi nedeniyle tedavisi geciktirilerek ölümüne sebebiyet verildiği iddia edilmektedir. Uyuşmazlık konusu olaya ilişkin olarak yukarıda ayrıntılı bir şekilde aktarılmış olan Adli Tıp Kurumu Başkanlığından alınan 1. İhtisas Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporu ile Üçüncü Üst Kurulunun … tarih ve … karar numaralı raporu incelendiğinde; bu raporların, somut olay aktarımı sonrasında herhangi bir detaylı ve açıklayıcı değerlendirme içermeksizin davalı idarenin ve davalı idare personelinin kusuru bulunmadığı belirtildiğinden, hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bir başka deyişle, bu raporların, sadece somut olayın aktarımını içermesi ve detaylı herhangi bir tıbbi açıklamaya yer vermemesi, diğer taraftan davacıların iddialarını da karşılamaktan uzak olması nedeniyle, hukuken itibar edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikte olmadığı açıktır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda ise, davacıların iddialarının karşılandığı, somut olaya ilişkin olarak detaylı ve yeterli açıklıkta tıbbi değerlendirmelerin yapıldığı görüldüğünden; anılan bu raporun, hukuken itibar edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikte olduğu anlaşılmıştır. Bu bağlamda, uyuşmazlığın, anılan bu bilirkişi raporuna göre hizmet kusuru yönünden hukuki bir değerlendirme yapılmak suretiyle çözüme kavuşturulması gerektiği kuşkusuzdur. Hukuken itibar edilebilir ve hükme esas alınabilir nitelikteki bu bilirkişi raporunda, davacıların yakının yabancı cisim aspirasyonuna bağlı olarak oksijensiz kalmanın komplikasyonları sonucunda hayatını kaybettiği, Darıca Farabi Devlet Hastanesine ilk başvuruda bronkoskopi işlemi yapılmaması nedeniyle Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. …'nun yabancı cisim aspirasyonuna yaklaşımında gecikmeye bağlı bir eksiklik olduğu ve bronkoskopik müdahalenin sevk işlemleri nedeniyle gecikmesinin davacıların yakının ölümünde rol oynayabileceği değerlendirmelerine yer verildiği göz önünde bulundurulduğunda; davalı idare elamanının, hayati önem taşıyan tıbbi işlemi geciktirmek suretiyle kusurlu davrandığı ve davalı idare elamanının belirtilen bu kusurlu eylemi neticesinde tezahür etmiş olan hizmet kusuru ile davacıların yakınının ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu haliyle, davacıların uğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının, sağlık hizmetini kusurlu işletmek suretiyle davacıların yakının ölümüne sebebiyet veren davalı idareden tahsili gerekmektedir. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki ilk derece mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine yönelik temyize konu kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/04/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Ambulans Türleri, Donanım Koşulları ve Taşıma Kuralları

Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği; acil sağlık araçlarının kuruluş, işleyiş, denetim usulleri ile tıbbi ve teknik araç donanımlarını düzenler. İlgili düzenleme kamu kurumları bünyesindeki birimlerin yanında özel hukuk tüzel kişileri tarafından işletilen ambulans hizmetlerini de kapsamaktadır. Yönetmelik kapsamında kara ambulansları acil yardım ambulansı, hasta nakil ambulansı, yoğun bakım ambulansı ve özel donanımlı ambulanslar şeklinde sınıflandırılmıştır.

Acil yardım ambulansı, acil yardım gerektiren hallerde gerek olay mahallinde gerekse nakil esnasında hastaya tıbbi müdahalenin gerçekleştirilebileceği donanıma ve sağlık ekibine sahip araçtır. Hasta nakil ambulansı ise acil tıbbi müdahale gereksinimi bulunmayan hasta veya yaralıların taşınması amacıyla kullanılır. Mevzuat gereğince acil tıbbi müdahale gerektiren hasta ve yaralıların naklinde hasta nakil ambulanslarının kullanılması yasaktır.

Danıştay 10. Daire, E. 2020/383, K. 2024/1275Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/383 E.  ,  2024/1275 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/383 Karar No : 2024/1275 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … 4- … 5- … 6- … 7- … 8- … 9- … 10- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. … MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları …'ın 20/08/2012 tarihinde Van ili Muradiye Devlet Hastanesinde gerçekleştirilen teşhis ve tedavisi sonrasında Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildiği sırada yaşamını yitirmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu, uygulanan teşhis, tedavi ve sevki sırasında usule ve tıp kurallarına uygun davranılmadığı ileri sürülerek toplam 100.000,00 TL maddi, 410.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayda teşhis, tedavi ve sevk işlemlerinin tıp ilmine uygun olduğu, her türlü özene rağmen uyuşmazlık konusu sonucun gerçekleşmesinin mümkün bulunduğu ve davacılar murisi …'ın muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, hastane idaresine ve 112 Acil Servis Hizmetlerine atfı kabil bir kusurun da bulunmadığı, uyuşmazlık konusu olay bakımından idarenin kusursuz sorumluluğunu gerektirecek herhangi bir durumun oluşmadığı, hukuka uygun eylem ve işlemlerde idarenin mali sorumluluğunu gerektiren fedekarlığın denkleştirilmesi ilkesinin somut olay bakımından uygulanmasının mümkün olmadığı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu …. İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, acil olarak hastaneye sevk edilmesi gereken yakınlarının arkada bulunan teknik tıbbi cihaz ve anında müdahaleden uzak bir biçimde annesinin kucağında ambulansın ön koltuğunda taşınmasının kanun, yönetmelik ve genelgelere aykırı olduğu, somut durum karşısında yakınlarının ölüm sebebini asla bilemeyecekleri, hastanede görevli genel cerrah uzmanı doktorlara bu ameliyatın hastane bünyesinde gerçekleşip gerçekleşemeyeceğinin sorulması gerekirken bunun yapılmamasının açıkça ihmali bir davranış olduğu, ambulansta görevli doktor tarafından da ambulansın ön tarafında taşınan bir hastaya müdahale etmenin imkansızlığının açıkça dile getirildiği, hastanın ambulansın hasta taşınacak yerinden farklı bir yerinde taşınmasının olası bir önemli rahatsızlığın ortaya çıkması halinde müdahale edilememesi bakımından bilirkişi heyetine başvurulmasına gerek olmadığı, yasal mevzuat, hasta hakları ulusal ve uluslararası sözleşmeler kapsamında ilk yardıma muhtaç hastaların taşınması konusunda son derece açık ilkeler belirlendiği, aksi bir durumun söz konusu olamayacağı ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare yanında müdahil tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden, davacılar yakını …'ın 20/08/2012 tarihinde saat 19:25’te karın şişliği şikayetiyle Muradiye Devlet Hastanesine getirildiği, saat 19:26’da muayenesi yapılarak hemogram, biyokimya ve ayakta direkt batın grafisinin istendiği, saat 19:38’de çekilen grafi sonucunun alınmış olduğu, hastaya sıvı tedavisi verildiği, aile tarafından bağırsaklarında bir hastalığı olduğu ve daha önce Van Bölge Hastanesinde ameliyat önerildiğinin ifade edilmesi üzerine Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanına danışıldığı ve sevk edilmek üzere saat 20.09’da 112 AASH’den ambulans talebinde bulunulduğu, mevcut ambulansların başka hastanelere gitmek üzere çıkış yapmış olduğunun belirtildiği, saat 21.20’de bir ambulans geldiği, trafik kazası geçirmiş olan bir hasta da mevcut olduğundan, davacılar yakının annesiyle ambulansın ön kısmına bindirilerek saat 21.30’da Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine gitmek üzere hastaneden ayrıldığı, hastaneye varmak üzereyken davacılar yakınının genel durumunun bozulduğu ve saat 22.30’da Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine arrest olarak ulaştığı, yapılan muayenesinde genel durumu çok kötü, bilinci kapalı, siyanoze, ciddi olarak batın distansiyonu mevcut olduğunun görüldüğü, nabız alınamaması üzerine yeniden canlandırma işlemlerine başlandığı, yanıt alınamaması üzerine saat 23:20'de ölü kabul edildiği, yapılan otopsisinde kişinin ölümünün bağırsak perforasyonu ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğunun saptandığı anlaşılmaktadır. Davacılar tarafından, tedavi ve sevk sürecinin kusurlu yürütüldüğü iddiasına dayalı olarak maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespitine yönelik olarak Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu'ndan alınan 28/06/2017 tarihli raporda sonuç olarak; "..çocuğun şikayetleri üzerine götürüldüğü Muradiye Devlet Hastanesinde Dr. … tarafından muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapılmış olduğu, tetkik sonuçları ile birlikte hastanın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. …'ye telefonla konsülte edildiği, Dr. …'nin de akut batın düşünerek Van Bölge Hastanesine telefon ettiği, Çocuk Cerrahisi Uzmanı ile görüşerek hastanın kabulünü sağladığı, telefonla durumu Dr. …’a bildirdiği, Dr. …’ın da 112 Acil Servis Hizmetlerine saat 20:09’da çağrıda bulunduğu, ambulansların görevde olması nedeniyle saat 21:20’de hastaneye ambulansın ulaştığı, sevk işleminin gerçekleştirildiği, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle, çocuğun muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere, hastane idaresine ve 112 Acil Servis Hizmetlerine atfı kabil kusur bulunmadığı'' yönünde görüş bildirilmiştir. İlk derece Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların istinaf başvurusu üzerine Bölge İdare Mahkemesince söz konusu raporda davacılar yakını …'ın karın ağrılarıyla Muradiye Devlet Hastanesine saat 17.30'da acil servis girişinde başvuruda bulunmasına rağmen muayenesinin saat 19.26'da yapıldığı, bu süreçte hastaya uygulanan teşhis ve tedavilerin neler olduğu, saat 19.38'de çekilen grafi sonucunda Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkine karar verilmesine rağmen ambulans hizmeti için 112 AASH'nin aranmasının saat 20.09'a kadar neden beklenildiği, ayrıca her türlü duruma karşı hazırda bir ambulans bulundurma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hususlarının ortaya konulmadığı belirtilerek anılan hususların tespitine yönelik olarak Adli Tıp 8. İhtisas Kurulu'ndan alınan 10/07/2019 tarihli raporda ise, "…çocuğun şikayetleri üzerine götürüldüğü Muradiye Devlet Hastanesinde Dr. … tarafından muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerinin yapılmış olduğu, tetkik sonuçları ile birlikte hastanın Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. …'ye telefonla konsülte edildiği, Dr. …'nin de akut batın düşünerek Van Bölge Hastanesine telefon ettiği, Çocuk Cerrahisi Uzmanı ile görüşerek hastanın kabulünü sağladığı, telefonla durumu Dr. …’a bildirdiği, aradan geçen sürenin tetkik, konsültasyon , yer bulunması süreci için makül bir süre olduğu, Dr. …’ın da 112 Acil Servis Hizmetlerine saat 20:09’da çağrıda bulunduğu, ambulansların görevde olması nedeniyle saat 21:20’de hastaneye ambulansın ulaştığı, doktor eşliğinde ( doktorlu 112 acil ambulans ile ) sevk işleminin uygun bir şekilde gerçekleştirildiği, Muradiye Devlet Hastanesinde belirtilmiş olan saatler içerisinde hasta yoğunluğunun bulunduğunu, sevk olacak üç hastası için 112 AASH Çağrı Merkezinde ambulans ve yer talebinde bulunduğu ancak Muradiye 1 Nolu ASH İstasyonu ambulansının ekte belirtilen çağrı kayıt formunda belirtildiği gibi hasta sevki için saat 20:00 da Van Eğitim Araştırma Hastanesine çıkış yaptığını, aynı şekilde Erciş 1 Nolu ASH İstasyonuna bağlı bir ambulansın YYÜ Tıp Fakültesi Hastanesine hasta sevki için sat 20:10 da çıkış yaptığı 112 AASH Çağrı Merkezi Armakom kayıt sistemi kayıtlarından anlaşıldığı, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle, çocuğun muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlerin, hastane idaresinin ve 112 Acil Servis Hizmetlerinin tıbbi uygulama hatası olmadığı, yapılan işlemlerin uygun olduğu ve hizmet kusuru bulunmadığı" şeklinde değerlendirmede bulunulmuştur. Bölge İdare Mahkemesince, davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sağlık personeline atfedilecek tıbbi hata bulunmadığı, sağlık hizmetini sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin hatasının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporda aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden; Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği'ne göre icapçı nöbetçinin kuruma her davette gelmeye mecbur olduğu, Yataklı Sağlık Tesislerinde Acil Servis Hizmetlerinin Uygulama Usul ve Esasları Hakkında Tebliğe göre ihtiyaç halinde çağrı yöntemi ile sağlık tesisine davet edilmek üzere icap nöbeti tutturulduğunun belirtildiği, dava dosyasında mevcut belge ve bilgilere göre, hastanın acilde nöbetçi doktor tarafından icap nöbetinde bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı doktora telefonla konsülte edildiği, icapçı doktorun hastaneye gelmediği, akut batın düşünerek Van Bölge Hastanesine telefon ettiği, Çocuk Cerrahisi Uzmanı ile görüşerek hastanın kabulünü sağladığı ve hastanın Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesine karar verildiği dikkate alındığında, icapçı doktorun hastaneye gelip hastayı muayene etmemesinin ve hastayı muayene etmeden sevk kararı almasının tıp kurallarına uygun olup olmadığı, Hastanın durumu hakkında hastanede görevli Genel Cerrahi Uzmanından konsültasyon istenmesinin gerekip gerekmediği, hastanın durumunun aciliyeti de gözönüne alındığında Muradiye Devlet Hastanesinde acil olarak ameliyata alınmasının mümkün olup olmadığı, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmesi kararının uygun olup olmadığı, Hasta sevk edilmek üzere saat 20.09’da 112 AASH’den ambulans talebinde bulunulmasına rağmen mevcut ambulansların başka hastanelere gitmek üzere çıkış yapmış olduğu belirtilerek çağrıda bulunulmasından 1 saat 11 dakika sonra saat 21.20’de ambulansın geldiği dikkate alındığında, sevk edilmesinde yaşanan bu gecikmenin ölüm olayına etkisi olup olmadığı, Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin ''Yataklı tedavi kuruluşları bünyesinde yer alan acil servisler'' başlıklı 15. maddesinde; naklin ancak, stabilizasyon sağlandıktan sonra veya hayati tehlike veya sakatlık tehlikesi taşıyan hastaların uygun bakımlarının, stabilizasyonlarının ve tedavilerinin mevcut tıbbi-teknik imkanlar ile gerçekleştirilemeyeceğinin tespit edilmesi halinde yapılacağının düzenlendiği, buna göre hastanın sevk edildiği sırada stabilizasyonunun sağlanıp sağlanmadığı veya nakil için aranan diğer koşulların oluşup oluşmadığı, Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği'nin 5. maddesinde; acil yardım ambulansının her türlü acil durumda, olay yerinde ve ambulans içerisinde hasta ve yaralılara gerekli acil tıbbi müdahaleyi yapabilecek ekibe ve EK-1 ve EK-2' de yer alan teknik ve tıbbi donanıma sahip kara aracı olduğu düzenlemesine yer verildiği, dava dosyasında mevcut bilgilere göre, trafik kazası geçirmiş olan bir hastanın da ambulansla nakledilmesi gerektiği belirtilerek davacılar yakınının sevkinin annesiyle ambulansın ön kısmına bindirilerek gerçekleştirildiği dikkate alındığında, ambulansla birden fazla hastanın nakledilmiş olmasının ve ambulansta acil müdahale etmeye yarar tıbbi cihazlar ve görevlilere yönelik olması gereken şartlar sağlanmadan sevkin gerçekleştirilmesinin tıp kurallarına uygun olup olmadığı, 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu görevlisi hekimin ifadesinde yer alan; Van Bölge Hastanesine yetişmek üzereyken şoförün kız çocuğunun durumunun kötü yönde bozulduğunu söylediği, hastaneye yetişmek üzere oldukları için fiziki şartların da uygunsuzluğu göz önüne alınarak, zaman kaybı yaşamamak adına ambulansla yola devam ettikleri, çocuğun aciliyetine binaen çocuk acil servisine bile gitmeden erişkin acil servise giriş yaptıkları ve ilk tıbbi müdahalede orada bulunduğuna yönelik beyanı ve hastanın sevkine karar verildiği saat ile vefatının gerçekleştiği saat dikkate alındığında, hastanın durumunun hızla kötüye gittiği ve sevki sırasında stabil durumunun sağlanması ve korunmasının gerçekleştirilemediği ve sevk sırasında durumunun kötü yönde bozulmasına rağmen müdahalede bulunulmadığı dikkate alındığında, söz konusu eksikliklerin ölüm olayına etkisi olup olmadığı, durumun kötüleşmesi üzerine acil olarak müdahalede bulunulmuş olsaydı durumun önlenebilir olup olmadığı, hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, yukarıda aktarılan konularda yetersiz veya hiç açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Bu itibarla, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Üst Kurulundan yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen …. İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, Van Muradiye Devlet Hastanesinin … tarih ve … sayılı yazısında; radyoloji görüntüleme sisteminin belirli bir hasta kapasitesi olduğu için davacılar yakını … ile ilgili talep edilen 20/08/2012 tarihinde çekilen film ve grafilere ulaşılamadığının belirtilmesi karşısında anılan tıbbi kayıt eksikliğinin, yukarıda belirtilen ilkelere uygun bir biçimde manevi tazminata hükmedilmesini gerektirdiği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin …. İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 03/04/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Hastanın bulunduğu adrese ulaşan ambulans ekibi, gerekli acil tıbbi yardımı ve usulüne uygun nakli gerçekleştirmekle yükümlüdür. Hastanın bulunduğu yerden ambulansa ve sevk edileceği sağlık merkezine nakledilmesi ambulans ekibinin sorumluluğu altındadır. Danıştay 10. Dairesinin 2020/383 Esas ve 2024/1275 Karar sayılı kararında da işaret edildiği üzere, acil hastaların tıbbi donanımlı hasta kabini yerine ön koltukta taşınması veya gerekli stabilizasyon sağlanmadan ya da tıbbi şartlar hazırlanmadan sevk yapılması hizmet kusuru değerlendirmesinde dikkate alınır.

Komuta Kontrol Merkezi Yükümlülükleri ve Sevk Gecikmeleri

İl Ambulans Servisi Çalışma Yönergesi uyarınca komuta kontrol merkezi hekimi; gelen acil çağrıları değerlendirmek, hasta ve olayla ilgili kimlik, adres, telefon, yaralı sayısı ve olay türü gibi bilgileri kayıt altına almak ve ekipleri vakaya yönlendirmekle görevlidir. Çağrının ulaştığı saat ile görevin ambulans ekibine tevdi edildiği anın tam olarak kayda geçirilmesi zorunludur. Ekipler olay yerine ulaşana kadar ihtiyaç duyulduğunda arayan kişiye ilk yardım bilgileri aktarılır ve ambulansın adrese varış saati takip edilerek sisteme işlenir.

Hizmet süresince çağrı merkezinde, istasyonlarda ve ambulanslarda telsiz ve mobil cihazların kesintisiz olarak açık ve iletişime hazır tutulması şarttır. Ekiplere görevlendirmeler mobil cihazlar aracılığıyla iletilir ve telsiz anonsuyla teyidi sağlanır. Ambulanslarda bulunan kamera, mobil cihaz ve araç takip sistemlerinin de hizmet boyunca çalışır vaziyette bulundurulması kurala bağlanmıştır.

Hastaneler arası sevk süreçlerinin makul sürede tamamlanmaması da ağır hizmet kusuru teşkil edebilir. Danıştay 10. Dairesinin 2022/216 Esas ve 2024/104 Karar sayılı kararı uyarınca; hastayı uygun standartlarda tıbbi bakım alabileceği donanımlı bir merkeze makul sürede sevk etmekle yükümlü olan idarenin, komuta kontrol koordinasyonundaki sevk işlemini uzun süre geciktirmesi sağlık kamu hizmetinin işleyişinde organizasyon eksikliği ve hizmet kusuru oluşturur. Benzer şekilde hayati müdahalenin hastaneler arası sevk nedeniyle geciktirilmesi ve bu sebeple ölümün gerçekleşmesi halinde de idarenin tazmin sorumluluğu doğmaktadır.

Danıştay 10. Daire, E. 2022/216, K. 2024/104Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2022/216 E.  ,  2024/104 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2022/216 Karar No : 2024/104 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacı … 'ın 13/01/2017 tarihinde ağrı şikayeti ile başvurduğu Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene ve sevk işlemlerinin gerektiği gibi yapılmayarak ölü doğum yapması ve sağlığının tehlikeye girmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, davacı için 200.000,00 TL, … için 100.000,00 TL manevi ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla herbiri için 10.000,00'er TL maddi tazminat olmak üzere toplamda 320.000,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; Danıştay Onuncu Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2020/2211, K:2021/2715 sayılı bozma kararına uyularak, dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile anılan raporlar birlikte değerlendirildiğinde, davalı idareye atfedilebilecek bir hizmet kusuru tespit edilmediği, davacı …'nın sezaryen doğum ile sonuçlanan 5. gebeliği (112 kkm santral raporunda 7. gebelik olduğu belirtiliyor) olduğu, dava konusu olaydan kısa bir süre önce davalı idareye bağlı hastanede 05-10/01/2017 tarihleri arasında pulmoner embolizm tanısıyla yatarak tedavi gördüğü, 13/01/2017 tarihinde karın ağrısı şikayetiyle aynı hastaneye başvurusu sonrasında sevk edildiği (davacıya gerekli müdahalelerin yapıldığı) … Hastanesince düzenlenen epikrizde de "pulmoner embolizm, annenin diğer dolaşım ve solunum sistemi hastalıklarından etkilenen fetüs ve yenidoğan" tanılarına yer verildiği, dosya kapsamındaki 112 komuta kontrol merkezi santral raporu incelendiğinde, Afyon, İzmir, Denizli, Manisa ve Isparta illerinde davacının durumuna uygun bir hastanede yer arandığı, nihayet Isparta ilinde anılan hastanede yer bulunması üzerine zaman kaybetmeksizin sevkin gerçekleştirildiği hususları göz önünde bulundurulduğunda da, dava konusu olay nedeniyle davacılar lehine manevi tazminata hükmedilemeyeceği, istenmeyen sonuca davalı idare personelinin ihmalinin sebebiyet verdiğinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Mahkeme kararında sağlık personelinin kusuru olmadığı belirtilse de idarenin sosyal hukuk devleti açısından vatandaşa hızlı ve kesintisiz hizmet verme zorunluluğu karşısında acil bir hastaya saatlerce yoğun bakım hizmeti verilememesi ve sonucunda bir bebeğin ölü doğumunun gerçekleşmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğu, Adli Tıp Kurumundan alınan raporun karar vermek için yeterli olmadığı, idare tarafından doktorlar hakkında yapılan soruşturma kapsamında aldırılan raporda doktorların kusurlu bulunduğu ve doktorlara kınama cezası verildiği ancak adli makamlarca bu hususun görmezden gelindiği, doktor …'nın idari soruşturmada verdiği ifadesinde erken doğum eyleminin başladığını ve hastayı başka hastaneye gitmesi konusunda yönlendirdiğini beyan ettiği ancak daha sonra adli makamlarda ifadesini değiştirmiş olduğu, diğer acil doktoru …'nun da acilde uzun süre bekletilen hastaya gerekli müdahaleleri yapmadığından idarece kusurlu bulunduğu, Isparta … Hastanesi doktoru …'ın da vermiş olduğu 12/04/2017 tarihli ifadesinde hastanın doktoruyla görüştüğünü ve erken doğum durumunun olduğu bilgisinin verildiğini beyan ettiği, 6 saat gibi uzun bir sürede sevk için uygun hastane bulunamaması ve idare tarafından bu kadar önemli bir hususta yeteri kadar yer bulundurulmamasının da idarenin kusuru olduğu, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılardan …'ın, gebelik takibinin Uşak Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan İ. … tarafından yapıldığı, 31 haftalık gebe iken 13/01/2017 tarihinde ağrı şikayetiyle anılan Hastanenin kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine başvurduğu, adı geçen doktor tarafından burada yapılan muayenesinin ardından üçüncü basamak yenidoğan yoğun bakım şartları olan bir hastaneye sevkinin önerildiği, resmi bir sevk işleminin yapılmadığı, aynı gün ağrılarının artması üzerine 112 acil ambulansı aracılığıyla saat 14:04'te aynı Hastanenin acil polikliniğine getirildiği, bu kez Dr. … tarafından muayene edildiği, Dr. …'ndan konsültasyon istenildiği, 31 haftalık gebelik ve oligohidroamniyoz tanılarıyla üçüncü basamak yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan bir merkezde doğumunun gerçekleşmesi için sevk kararı alındığı, hastaya 112 komuta kontrol merkezince uygun hastane aranmasının ardından Isparta … Hastanesine nakledildiği, 23:40 sıralarında … Hastanesine ulaştığı, bu hastanede yapılan muayenenin ardından bebeğin ölmüş olduğunun tespit edildiği, davacılar tarafından, dava konusu olay nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle 28/12/2017 tarihinde Uşak Üniversitesi Rektörlüğüne başvuruda bulunulduğu, Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığının …tarih ve …sayılı yazısıyla, başvurunun Uşak İl Sağlık Müdürlüğüne gönderildiğinin belirtildiği, davalı idare tarafından da başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava konusu olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Adli Tıp 1. İhtisas Kurumu tarafından hazırlanan …tarih ve …sayılı raporda özetle, "rahim içi 30-31 haftalık gelişim gösteren bebeğin ölü olarak doğmuş olduğu, mevcut verilerle rahim içi ölüm sebebi ve mekanizmasının bilinemediği, anne …'ın 13/01/2017 tarihinde Uşak Devlet Hastanesinde Op. Dr. İ. … tarafından muayenesinin yapıldığı, tetkiklerinin yapıldığı, muayene bulgularına göre acil müdahale gerektirecek bir durumun bulunmadığı, erken yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan bir merkeze başvurmasının önerildiği, aynı gün evinde ağrılarının artması üzerine ambulans ile Uşak Devlet Hastanesi acil servisine getirildiği, acil serviste Dr. …tarafından muayene edildiği, Op. Dr. …'ndan konsültasyon istenildiği, muayene bulgularına göre sevk kararı alındığı, 112 tarafından yer arandığı, …Hastanesinde yer bulunduğu, 112 ile sevkinin sağlandığı, bu hastanede muayenesinin yapıldığı, tetkiklerinin yapıldığı, bebeğin ölmüş olduğunun tespit edildiği, acil olarak ameliyata alındığı, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu dikkate alındığında kişinin takip ve tedavisine katılan ilgili hekimler ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş belirtilmiştir. İdare yasalarla kendisine görev olarak verilen kamu hizmetinin gereğiyle işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, araç, gereç ve personeli hizmetin gereklerine uygun bir şekilde hazırlamak ve gereken önlemleri almakla yükümlüdür. Başka bir ifadeyle olayda idarenin hizmet kusurunun varlığından söz edilebilmesi için idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinde kuruluş, işleyiş ya da personel yönünden gerekli emir ve talimatların verilmemesi, denetimin yetersiz olması, hizmete tahsis edilen araç, gereç ve personelin hizmet gereklerine yeterli ve uygun olmaması, gereken önlemlerin alınmaması veya geç alınması gibi sebeplerle bozukluk, dengesizlik, eksiklik veya sakatlık meydana gelmesi ve oluştuğu öne sürülen zararın da bundan kaynaklanmış olması gerekir. Dava konusu olayda, dava dosyasına sunulan kayıtlardan saat 14.04'te Uşak Devlet Hastanesi Acil Servisine ağrı şikayeti ile başvurduğu görülen davacılardan …'ın erken doğum yoğun bakım ünitesi bulunmadığından bahisle başka bir hastaneye sevkine karar verildiği ve saat 15.55'de 112 komuta kontrol merkezinin arandığı, 112 komuta kontrol merkezi santral raporu incelendiğinde, Afyon, İzmir, Denizli, Manisa ve Isparta illerinde davacının durumuna uygun bir hastanede yer arandığı, Isparta ilinde bulunan … Hastanesinde yer bulunması üzerine saat 00.12'de anılan hastaneye sevkinin gerçekleştirildiği, başka bir hastaneye sevk karar verildiği zaman ile sevkin gerçekleştiği zaman arasında çok uzun bir zaman dilimi bulunduğu ve sağlık hizmetinin niteliği gereği çok küçük zaman dilimlerinin dahi önemli olduğu hususu göz önüne alındığında hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartları sağlamakla ve hastayı uygun standartlarda yeterli tıbbi bakımı alabileceği bir merkeze makul süre içerisinde sevk etmekle yükümlü olan davalı idare tarafından sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği, geciken sevk işlemi nedeniyle davacılardan …'ın tedavisinde gecikme yaşandığı anlaşıldığından, sağlık kamu hizmetinin işleyişinde organizasyon eksikliği bulunduğu kuşkusuzdur. Bu haliyle, sağlık hizmetinin sunumundaki organizasyon eksikliği olarak ortaya çıkan davalı idarenin hizmet kusurunun davacılarda acı ve ızdırap oluşturacağı, daha erken yapılacak bir müdahale sonucunda çocuklarının kurtarılıp kurtarılamayacağı hususunda ömür boyu şüphe duyacakları açıktır. Bu durumda, olayın etkisi nedeniyle davacılarda meydana gelen manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında maddi tazminat isteminin reddi yönünden 19/10/2021 tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedildiği görülmekte ise de İdare Mahkemesi kararının temyizi aşamasında, kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmının onanarak kesinleştiği, bu nedenle, uyuşmazlıkta maddi tazminat istemi yönünden hükmün verildiği tarihin, ilk kararın verildiği tarih olan 22/03/2019 tarihi olduğu ve maddi tazminat isteminin reddi yönünden bu karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen maktu vekalet ücretine hükmedildiği anlaşıldığından, Danıştay Onuncu Dairesinin bozma kararı sonrası bu kısma yönelik olarak tekrar vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin …İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü, Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki yolundaki temyize konu …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 12/02/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Tıbbi Kayıtların Tutulması, Saklanması ve İspat Değeri

Ambulans ekiplerince hastalara uygulanan tıbbi işlemler, kayıtlar ve müdahaleler ambulans vaka kayıt formuna yazılır ve elektronik ASOS sistemine aktarılır. Ambulans işletenler gerçekleştirilen bütün görevlere ilişkin kayıtları noksansız biçimde tutmak ve resmi taleplerde ibraz etmek zorundadır. Bu kayıtların tahrif edilmesini, silinmesini veya kaybolmasını önleyecek teknik ve idari tedbirlerin alınması mesul müdürün sorumluluğundadır. İlgili kayıtların mevzuat uyarınca beş yıl süreyle saklanması zorunludur.

Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri uyarınca hasta; sağlık durumuna ilişkin dosya ve kayıtları bizzat, vekili veya kanuni temsilcisi vasıtasıyla inceleme ve suret alma hakkına sahiptir. Bu kayıtlar kural olarak yalnızca hastanın tedavisiyle doğrudan ilgili yetkililerce görülebilir. Kamu hastanelerinde hastaya ait film, tetkik veya radyoloji grafilerinin sistem yetersizliği öne sürülerek muhafaza edilememesi ya da kaybedilmesi, Danıştay 10. Dairesinin 2020/383 Esas ve 2024/1275 Karar sayılı kararında da kabul edildiği üzere, başlı başına bir tıbbi kayıt eksikliği oluşturur ve manevi tazminat ödenmesini gerektirir.

Trafikte Geçiş Üstünlüğü ve Sürücünün Dikkat Borcu

Acil durumlarda siren kullanımı ve trafikte geçiş üstünlüğü hakkı ambulans sürücüsüne sınırsız bir hareket serbestisi tanımaz. Ambulansı sevk ve idare eden personel, görevin gerektirdiği koşullara uygun biçimde can ve mal güvenliğini gözeterek azami dikkat ve özeni göstermekle yükümlüdür. Geçiş üstünlüğünün kurallara aykırı ve ölçüsüz biçimde kullanılması ya da gerekli özenin gösterilmemesi sebebiyle oluşan zararlarda hukuki sorumluluk ortadan kalkmaz.

Kamu Ambulanslarında İdari Başvuru ve Tam Yargı Davası Usulü

Kamuya bağlı ambulans hizmetinin hiç verilmemesi, gecikmesi veya hatalı müdahale sonucu gereği gibi işletilmemesi idarenin hizmet kusurunu oluşturur. Bu tür eylemler sebebiyle zarara uğrayan kişilerin idari yargıda tam yargı davası açmadan önce 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince, fiili öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her durumda olayın gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde yetkili idare makamına başvurarak uğradıkları zararın karşılanmasını istemeleri şarttır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi doğrultusunda idareye yapılan ön başvurunun kısmen veya tamamen reddedilmesi halinde ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren; idarece otuz gün içinde herhangi bir cevap verilmemesi durumunda ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren kanuni dava açma süresi içinde tam yargı davası açılması gerekir.

Özel Ambulans Faaliyetlerinde Sorumluluk Esasları

Özel ambulans servislerinin faaliyete geçebilmesi mevzuat uyarınca ambulans servisi uygunluk belgesi alınmasına ve araçların ambulans yeterlilik belgelerinin eksiksiz bulunmasına bağlıdır. Yeterlilik belgesi bulunmayan ambulansların acil müdahale veya hasta nakil hizmeti vermesi hukuken mümkün değildir.

Ücret karşılığı alınan özel ambulans hizmetlerinde ortaya çıkan gecikme ve tıbbi hatalarda sözleşmeye aykırılık, ayıplı hizmet, haksız fiil ve sağlık hizmeti kusuru hükümleri birlikte ileri sürülebilir. Eğer özel ambulans faaliyeti özel bir hastanenin organizasyonu içinde sunulmuşsa, hastane de ambulans hizmetindeki organizasyon kusurundan sorumlu tutulabilir.

Kusur Tespiti, Bilirkişi İncelemesi ve Yargılama İlkeleri

Ambulans gecikmesi ve tıbbi hata davalarında idarenin kusuru ile meydana gelen zarar arasındaki uygun nedensellik bağının ispatı temel önemdedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesi gereğince hakim, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Danıştay 10. Dairesinin 2019/6497 Esas ve 2021/250 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, ambulansın geç müdahalesinin davacıda oluşan hasarın tedavisine bir etkisinin bulunup bulunmadığı hususunun uzman hekimlerin yer aldığı yetkili kurullardan rapor alınarak açıklığa kavuşturulması şarttır.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/971, K. 2022/1593Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/971 E.  ,  2022/1593 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/971 Karar No : 2022/1593 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Kendi adına asaleten, kızı … adına velayeten … VEKİLLERİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Hukuk Müşaviri … Hukuk Müşaviri … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, ambulans ve çağrı ekibindeki görevlilerin ihmali davranışları neticesinde murisleri …'ın vefat etmesinde ve davacılardan …'ın karnındaki bebeğiyle birlikte hayatı tehlike geçirmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla 100.000,00 TL (miktar artırım dilekçesi ile 1.096.803,01 TL) maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın olayın gerçekleştiği 20/01/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; müteveffa …'ın devlet eliyle veya denetimiyle yürütülen sağlık hizmetlerinin görülmesi sırasında idare tarafından görevlendirilmiş memurların ihmali davranışlarıyla hayatını kaybettiği, bu durumun kamu hizmetinin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi dolayısı ile hizmet kusurundan kaynaklandığı, müteveffa …'ın hayatını kaybetmesi nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalan davacıların destekten yoksun kalma tazminat tutarının hesaplanması amacıyla dosya üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun hükme esas alınabilir nitelikte görüldüğü gerekçesiyle davacılar tarafından talep edilen maddi tazminat talebinin kabulüne, 1.096.803,01 TL tazminatın davalı idare tarafından, 100.000,00 TL'sinin 02/10/2017 (idareye başvuru tarihi) tarihinden, 996.803,01 TL'sinin miktar artırım dilekçesinin idareye tebliğ edildiği 02/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile ayrı ayrı 40.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminatın 02/10/2017 (idareye başvuru tarihi) tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, manevi tazminatın fazlaya ilişkin kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğu, hükmedilen tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği, davalı idare tarafından, olayda hizmet kusurunun olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi sonrasında karar verilmesi gerektiği, olayla ilgili düzenlenen ön inceleme raporunda davacılar yakınlarının ölümünde hizmet kusurunun bulunmadığının ortaya konulduğu, meydana gelen zararla idarenin eylemi arasında illiyet bağının bulunmadığı, dava konusu olayda karşı tarafın kusur oranının irdelenmediği, tazminat hesaplamasına esas alınan hesap bilirkişi raporunun hatalı olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu ve manevi tazminata yürütülen yasal faizin hüküm tarihinden itibaren başlatılması gerektiği ileri sürülerek Mahkeme kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Tarafların temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar yakını …, 20/01/2017 sabahı saat 03.59 itibarıyla 112 Komuta Kontrol Merkezini (KKM) arayarak hamile eşinin (…'ın) baygın olması nedeniyle yardım çağrısında bulunmuş, ancak olayın etkisiyle adresini bildirirken yalnızca apartman numarasını söyleyip daire numarasını belirtmemiştir. Davalı idare tarafından Buca 59 numaralı ASHİ nöbetçi ambulans ekibi görevlendirilerek çağrıda bulunulan adrese sevk edilmiştir. Vaka mahalline ulaşan görevli ekip, siren çalmaksızın tepe lambaları açık halde bulunan ambulansı karşılayan kimsenin olmaması, binada hiçbir ışığın yanmaması, "DAT" diye tabir edilen korna çalınmasına rağmen kimseyle irtibatın sağlanamaması üzerine çağrı merkezini arayarak durumu bildirmiş, merkezde çağrı görevlisi tarafından yardım çağrısında bulunulan telefon numarası müteakip defalar aranmış, ancak telefon çalmasına rağmen açılmamıştır. Bu nedenle ambulans ekibiyle görüşülerek hastanın kendi imkânlarıyla sağlık kuruluşuna götürülmüş olabileceği değerlendirilerek ambulans ekibi geri dönmüştür. Aynı gün, yukarıda anılan olaydan yaklaşık 12 saat sonra, ilk çağrının arandığı aynı telefondan 112 KKM tekrar aranmış, bu kez davacı …'ın eşinin sobadan zehirlendiğini ve kendisinin de iyi olmadığını ifade ederek yardım isteminde bulunması üzerine görevlendirilen Buca/Gediz 37 numaralı ASHİ nöbetçi ambulans ekibi, olay yerine intikal etmiş, Yunus Kaçar'ın hayatını kaybettiği anlaşılmıştır. Olay yerine gelen ambulansta yeterli yer olmaması nedeniyle ambulansa sadece … alınmış, … başka bir ambulansın sevkinin gecikmesi nedeniyle konutta bekledikten sonra kendi imkanlarıyla sağlık kuruluşuna gitmiştir. Bunun üzerine davacılar tarafından yakınları …'ın hayatını kaybetmesinde, diğer davacıların ise hayati tehlike atlatmasında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla maddi ve manevi zararların tazmini istemi ile davalı idareye 02/10/2017 tarihinde başvuruda bulunulmuş, anılan başvurunun reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesi, 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüştür. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken; 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış ise de, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare Mahkemesince, davacılar yakını …'ın devlet eliyle veya denetimiyle yürütülen sağlık hizmetlerinin görülmesi sırasında idare tarafından görevlendirilmiş memurların ihmali davranışlarıyla hayatını kaybettiği, bu durumun kamu hizmetinin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi dolayısı ile hizmet kusurundan kaynaklandığı sonucuna varılmış ise de; dava konusu olayla ilgili olarak ilgililer hakkında soruşturma izni verilmemesi yolundaki kararın, itiraz üzerine yargı kararıyla kaldırılarak soruşturma izni verildiği görüldüğünden, yürütülen adli soruşturmanın akıbetinin araştırılması ve soruşturma kapsamında elde edilen verilerin kusur incelemesi yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, dava konusu olayın gelişimi karşısında davacılar yakını …'ın kesin ölüm sebebinin ne olduğu, Mahkemece tespit edilen gecikmenin meydana gelen ölüm olayına etkisi, …'a zamanında müdahale edilseydi yine de ölüm olayının meydana gelip gelmeyeceği, diğer davacıların gecikme nedeniyle hayati tehlike geçirip geçirmediği ya da aynı nedenle bir sağlık sorunu yaşayıp yaşamadığı hususlarının, ilgili tıbbi kayıtlar temin edilmek ve aralarında konunun uzmanlarının bulunduğu bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle açıklığa kavuşturulması gerektiği de tabiidir. Bu durumda; yukarıda belirtildiği şekilde inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre davacıların maddi ve manevi tazminat talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu İzmir Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 23/03/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. Dairesinin 2021/971 Esas ve 2022/1593 Karar sayılı ilamına göre, ölümle neticelenen olaylarda vefat edenin kesin ölüm sebebi, tespit edilen gecikmenin ölüme etkisi ve zamanında müdahale edilmiş olsaydı ölümün meydana gelip gelmeyeceği uzman bilirkişi heyeti tarafından tıp kuralları çerçevesinde saptanmalıdır. Aynı kararda vurgulandığı üzere, ambulans görevlileri hakkında adli soruşturma yürütülmüş veya soruşturma izni verilmişse, ceza soruşturmasında elde edilen bulgular da hizmet kusuru incelemesinde dikkate alınmalıdır.

Danıştay 10. Dairesinin 2020/383 Esas ve 2024/1275 Karar sayılı kararında ise doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren tam yargı davalarında somut tıbbi verilere ve bilimsel gerekçelere dayanmayan, varsayımsal görüşler içeren bilirkişi raporlarının hükme esas alınamayacağı hükme bağlanmıştır. Yargısal denetimin yapılabilmesi için raporların her türlü tereddütten uzak ve somut olgularla gerekçelendirilmiş olması aranır.

Tazminat Kalemleri, Hesaplama İlkeleri ve Faiz Uygulaması

Hizmet kusuru nedeniyle sağlığı zedelenen hasta maddi tazminat kapsamında; tedavi masrafları, yoğun bakım giderleri, ilaç ve özel hastane harcamaları, fizik tedavi ve rehabilitasyon bedelleri, medikal cihaz ve ulaşım giderleri ile bakıcı ücretlerini talep edebilir. Ayrıca çalışma gücünün azalması veya kaybolması sebebiyle geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik, gelir kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar da talep kapsamındadır.

Hatalı müdahale veya gecikme sebebiyle hastanın vefat etmesi halinde ölenin desteğinden yoksun kalan yakınları destekten yoksun kalma tazminatı ve cenaze giderlerini isteyebilir. Danıştay 10. Dairesinin 2020/1366 Esas ve 2024/2509 Karar sayılı ilamına göre, destekten yoksun kalma tazminatı hesabında muhtemel bakiye yaşam süresi TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu verileri esas alınarak saptanmalıdır. Çocukların destek süreleri ise yüksek öğrenim görmeme durumunda 18 yaş, yüksek öğrenim görme halinde 25 yaş veya evlenme yaşı kriterleri esas alınarak belirlenir.

Danıştay 10. Daire, E. 2020/1366, K. 2024/2509Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/1366 E.  ,  2024/2509 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1366 Karar No : 2024/2509 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten … ve … adına velayeten … 2- … 3- … VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN MÜDAHİL (DAVALI YANINDA): … VEKİLİ : Av. … MÜDAHİLLER(DAVALI YANINDA) : 1- … VEKİLİ : Av. … 2- … VEKİLİ : Av. … 3- … VEKİLİ : Av. … İSTEMLERİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacılar, davalı ve davalı yanında müdahil … tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar murisi …'ın 24/09/2013 tarihinde ölümü olayında, Ulubey ve Uşak Devlet Hastanelerinde görev yapan doktorların kusurlu eylemi dolayısıyla davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle murisin eşi … için 5.000,00 TL destekten yoksun kalma, 300.000,00 TL manevi, çocukları … ve … için ayrı ayrı 2.500,00 TL destekten yoksun kalma,150,000,00 TL manevi, annesi … ve babası … için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi, 1.000,00 TL cenaze giderinin olay tarihi olan 24/09/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile … tarih ve … sayılı raporları ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerden, dava konusu olayda idareyi maddi tazminat ödeme yükümlülüğü ile sorumlu tutmaya elverişli maddi ve hukuksal bir durumun var olmadığı, davalı idarenin hizmet kusurunun eylemin ateşli silah yaralanması ile kişinin ölümü arasındaki illiyet bağını kesmeyeceği, bu yönden idarenin sorumluluğuna gidilebilecek başkaca bir bilgi ve belgenin de dava dosyasında mevcut olmadığı, bu haliyle olayda gerçekleşen maddi zarar ile tıbbi müdaheleler arasında bir illiyet bağının varlığından hukuken söz etme imkanı da bulunmadığı anlaşıldığından, davacıların maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, manevi zararın tazminine hükmedilirken ilgililerin sosyal ve ekonomik durumu dikkate alınarak, olay nedeniyle duyduğu elem ve ızdırabın kısmen giderilmesini ifade edecek, idarenin ajanlarının daha tedbirli olması halinde zararın önlenebilecek niteliği gözetilerek, davalı idarenin kusurlu hizmetin zarara neden olma oranı da dikkate alınarak davacılardan çocuk … için 20.000 TL, çocuk … için 20.000 TL, eş … için 20.000 TL, baba … için 10.000 TL, anne … için 10.000 TL olmak üzere toplam 80.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, manevî zarar toplamı olan 80.000,00 TL'nin, davalı idareye ilk başvurunun yapıldığı 20/04/2017 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat tutarı ve faiz istemlerinin reddine, 11.000,00 TL tutarındaki maddî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; İdare Mahkemesi Kararının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü kısmen reddine ilişkin kısmına yönelik tarafların istinaf başvurusunun incelenmesinden; dosyadaki belgeler ile başvuru dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı, davacıların kararın maddi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurularının incelenmesine gelince; uyuşmazlığın çözümünde, öncelikle davacıların murisinin av tüfeğiyle yaralanması sonucu çocukları olan …'nin götürüldüğü sağlık kurumunda yapılan tedavisinde hizmet kusurunun bulunup-bulunmadığının belirlenmesi gerektiği, Adli Tıp Genel Kurulu raporlarından, uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanmasının damar lezyonuna neden olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmaması, damar yaralanmasının tanısının konulamaması ve acil cerrahi müdahale yapılmaması nedeniyle sunulan sağlık hizmetinde Dr. …'in kusurlu olduğu, bu itibarla davalı idarenin sunmakla yükümlü olduğu sağlık hizmetinin kötü işlediği ve hizmet kusuru bulunduğunun kabulü gerektiği, davacıların uğradığı belirtilen eş … için 5.000,00-TL çocukları … ve … için ayrı ayrı 2.500,00 TL destekten yoksun kalma tazminatın fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla olay tarihi olan 24/09/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesine ilişkin istemin incelenmesine gelince; Mahkemece davacıların murisi …'ın desteğinden yoksun kalınan ve idarenin 2/8 oranındaki kusuru karşılığında sorumlu olduğu miktarın belirlenmesine yönelik yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 28.08.2018 günlü raporda özetle, "maddi tazminat miktarının bilinen dönem aktif dönem ve pasif olarak hesaplandığı, muhtemel bakiye ömrünün 36 yıl olduğu, Adli Tıp Raporları dikkate alınarak 2/8 (%25) kusur oranı nisbetinde tazminat hesabı yapıldığı, müteveffaya ait geçerli gösterir bir belge bulunmadığından hesaplamaların asgari ücret üzerinden ve dönemler itibariyle pay oranları nispetinde her birey için hesaplama yapıldığı ayrıntılı tablo şeklinde yapılan hesaplamalar sonucu eşi …'in maddi zararının 61.661,20 TL, çocukları …nın 8.397,63 TL ve …'un 8.397,63 TL zararının olduğunun belirtildiği, taraflara tebliğ edilen rapora dayalı davacılar ve müdahiller tarafından yapılan itiraz nedenleri raporu kusurlandırılacak nitelikte görülmediği gibi rapor hükme esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, ayrıca davacılar vekilinin davalı idareye 22/04/2019 tarihinde tebliğ edilen 29/11/2018 günlü dilekçe ile dava dilekçesinde belirtilen maddi tazminat tutarının eş … için 56.661,20 TL arttırılarak 61.661,20 TL, çocuklar … ve … için ayrı ayrı 5.897,63 TL arttırılarak ayrı ayrı 8.397,63 TL olarak miktar artırım talebinde bulunulduğu, bu durumda, davacılar yakını …'ın ölümünde davalı idarenin hizmet kusuru oranına dayalı bilirkişi raporu ile hesaplanan eş için toplam 61.661,20 TL destekten yoksun kalma tutarının 5.000 TL kısmı için davalı idareye başvuru tarihi olan 22/04/2017 tarihinde, miktar artırımı yolu ile arttırılan 56.661,20 TL kısmı için için de miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 22/04/2019 tarihinde, yine çocuklar … ve … için ayrı ayrı 8.397,63 TL destekten yoksun kalma tutarlarının 2.500,00-TL ler için davalı idareye başvuru, (22/04/2017) miktar artırımı yolu ile arttırılan 5.897,63 TL ler için ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinden (22/04/2019) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği, ayrıca, ölüm olayı üzerine yaşanılan elem ve acı sırasında fatura ve belge peşine düşülmesi beklenilemeyeceğinden ve bu nedenle belgeye bağlanmasa da, davacı tarafından yapıldığı öne sürülen 1.000 TL cenaze masrafının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte maddi tazminat olarak tazmininin gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle Mahkeme kararının manevi tazminatın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine, davacının maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacıların 78.456,46 TL olarak miktar artırdığı maddi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masraflarından oluşan tazminat isteminin kabulüne; maddi tazminatın ilk davanın açıldığı tarihteki dilekçede istenen 10.000,00 TL kısmı için idareye başvuru tarihi olan 24/04/2017 tarihinden, miktar arttırılan 68,456,46 TL kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, 22/04/2019 tarihinden itibaren 1.000,00 TL cenaze masraflarının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, faiz isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, eşin durumunun tazminat hesabında ayrıca değerlendirilmeyip çocuklarla aynı miktarda manevi tazminata hükmedildiği, maddi tazminatın tamamına hükmedilmesi gerektiği, Davalı idare tarafından, davacıların miktarını artırdığı tutar yönünden inceleme yetkisinin öncelikli olarak ilk derece mahkemesine ait olduğu, itirazlarının değerlendirilmeden ve artırım konusu yapılan maddi tazminat hakkında hüküm kurulmadan dosyanın istinaf incelemesi için tekrar Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, hukuka aykırılık, illiyet bağı ve ağır hizmet kusuru şartlarının olayda geçekleşmediğinden tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı, davalı yanında müdahil … tarafından, Manisa ili, Salihli ilçesinde meydana gelen trafik kazası neticesinde kaza yapan ambulanstan diğer ambulansa taşınması esnasında hastanın değerlerinin kötüleşmesi ile Salihli Devlet Hastanesi acil servisindeki müdahale ve yoğun bakım ünitesinin hastanın vefatına sebep olduğu, illiyet bağının bulunmadığı, atelin kemik kırığı olan ayağa takılmaması ve Manisa Celal Bayar Üniversitesine sevk kararının Uşak Devlet Hastanesi acil servis hasta değerlendirme formundaki tahrifatların illiyet bağını kestiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davacılar ve davalı yanında müdahil … tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davalı ile davalı yanında diğer müdahiller tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi …'ın 24/09/2013 tarihinde av tüfeği ile ateş edilerek yaralanması sonucu Ulubey Devlet Hastanesine kaldırıldığı, sonrasında Uşak Devlet Hastanesine sevk edildiği, burada görevli doktorlardan ortopedi uzmanı Dr. … ve kalp damar cerrahı Dr. … tarafından Manisa Celal Bayar Üniversitesine sevkine karar verildiği, …'in kullandığı ambulans ile yola çıkıldığı, Kula – Salihli kara yolunun 22. km'sinde ambulansın lastiğinin patladığı, çağrılan 112 ambulansı ile Salihli Devlet Hastanesine nakli sağlanarak tedavisine devam edildiği, ancak 26/09/2013 tarihinde hayatını kaybettiği, Dr. … hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve … sayılı iddianamesiyle "Taksirle ölüme neden olma" suçundan kamu davası açıldığı, … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla Dr. … hakkında Adli Tıp Genel Kurulunun 03/12/2015 tarih ve 23/06/2016 tarihli raporları doğrultusunda; kalp damar cerrahisi konsültasyonunu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr…. tarafından konsültasyon notunun yazılmamakla birlikte, mevcut tıbbi belgelere göre …'ın av tüfeği yaralanması sonucu getirildiğinde TA55/40 mmHg, Nabzı 136/dk, Hb 10, Htc 19 olduğunun kayıtlı olduğu, buna göre uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanmasının damar lezyonuna neden olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmaması, damar yaralanmasının tanısının konulamaması ve acil cerrahi müdahale yapılmaması nedeniyle Dr. …'in 2/8 oranında kusurlu olduğundan bahisle "İhmal suretiyle görevi kötüye kullanma" suçu nedeniyle ceza aldığı ve "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına" karar verildiği, davacıların murisinin ölümü olayında, Ulubey ve Uşak Devlet Hastanelerinde görev yapan doktorların kusurlu eylemi dolayısıyla davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle davacılar tarafından, 20/04/2017 tarihli dilekçeyle oluşan maddi ve manevi zararların giderimi için davalı idareye başvurulduğu, yapılan başvurunun reddi üzerine davacılardan murisin eşi … için 5.000,00 TL destekten yoksun kalma, 300,000,00 TL manevi, çocukları … ve … için ayrı ayrı 2.500,00 TL destekten yoksun kalma, 150.000,00 TL manevi, annesi … ve babası … için ayrı ayrı 50.000,00 TL manevi, 1.000,00 TL cenaze gideri olmak üzere olmak üzere toplam 700.000,00 TL manevi, 11.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 24/09/2013 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlıkta, … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…, K:… sayılı dosyasında, davacıların murisinin ölüm olayı ile davacıların murisinin yaralayan sanıkların eylemi arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, ölümü meydana getiren yaralanmanın tek başına ölümü meydana getirecek nitelikte olup olmadığı, doktorların kusurlu olup olmadıkları, doktorlar kusurlu iseler maktûlü yaralayan kişilerin eylemindeki nedensellik bağının kesilip kesilmediği hususlarına ilişkin olarak Adli Tıp Genel Kuruluna bilirkişi incelemesi yaptırılmış, Adli Tıp Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda; "A- Kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı sağ femur kırığı ile birlikte sağ femural arter yaralanmasına bağlı gelişen dış kanama ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, … C- Kalp damar cerrahisi konsültasyonu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. … konsültasyon notunu yazmamakla birlikte mevcut tıbbi belgelerde av tüfeği yaralanması sonucu getirilen hastanın TA 50/40 mmHg, Nabzı 136/dk olarak ölçüldüğü kayıtlı olup hemagramında Hb 10, Htc 19 olduğu tespit edilen, uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanması bulunan kişide damar lezyonu olup olmadığının ayrıntılı incelemesini yapmaması, damar yaralanması tanısı koyamaması ve acil cerrahi müdahale yapmaması nedeniyle Dr. …'in kusurlu olduğu, D- Kişinin il dışı ambulans icap nöbetçisi olan Dr. …'a telefonla ulaşılamadığından sağlık memuru Erkan Eşer eşliğinde saat 21.00 sularında ambulansı ile Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hastanesine gönderildiği, ambulansa ait günlük ambulans bakım formu incelendiğinde rutin mekanik kontrollerinin yapıldığının belirtildiği, ambulans şoförü … olup ambulansın Kula-Salihli arasında kaza yaptığı, sağ ön lastiğinin jantının bükülerek lastiğin havasının indiği, Salihli Bölge Trafik Denetleme İstasyonu Amirliğine bağlı ekip tarafından düzenlenen tutanakta kazanın rutin kontrol eksikliğine bağlı olmayan nedenle oluştuğunun belirtildiği, olay yerine çağırılan 112 ambulansının yaklaşık 20 dakika sonra geldiği, Salihli Devlet Hastanesine 24/09/2013 tarihinde saat 23.08 de acil girişi olduğu, hastanın kabulünde genel durumu kötü, bilinci kapalı, TA 80/50, taşikardik, hasta soluk, yüzeysel spontan solunumda olduğu, geldiğinde hgb:1,6 Hct:6,6 PLT: 10.6 olarak ölçüldüğü, birlikte değerlendirildiğinde; sorulduğu üzere kişinin saat 21.00 sularında ambulans ile yola çıkışı olup 23.00 sularına sevk edildiği hastaneye ulaştığı, tespit edilen av tüfeği yaralanmasının ağırlığı ve klinik durumu dikkate alındığında ambulans kazası nedeni ile 30 dakikalık gecikmenin ölüm olayında etkisinin olacağı ancak ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği, söz konusu gecikme olmaması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı oy birliğiyle mütaala olunur." şeklinde rapor düzenlenmiştir. Adli Tıp Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda; "A- Kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri yaralanmasına bağlı sağ femur kırığı ile birlikte sağ femural arter yaralanmasına bağlı gelişen dış kanama ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu, B- Acil serviste ilk değerlendirme sonucu av tüfeği yaralanması nedeni ile sevkli olarak geldiğinde ortopedi ve kalp damar cerrahisi tarafından değerlendirildiği, kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. … tarafından muayene ve el doppleri ile değerlendirmesi sonrası damar yaralanmasından şüphe etmemesi üzerine ortopedi uzmanı Dr. …'in femur boynu kırığı, açık parçalı femur cisim kırığı olan hastayı müdahale açısından ileri bir merkeze sevk kararı vermesinin uygun olduğu, bu nedenle Dr. …'in kusuru bulunmadığı, C- Kalp damar cerrahisi konsültasyonunu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. … tarafından konsültasyon notunu yazılmamakla birlikte, mevcut tıbbi belgelere göre …'ın av tüfeği yaralanması sonucu getirildiğinde TA 55/40 mmHg, Nabzı 136/dk, Hb 10, Htc 19 olduğunun kayıtlı olduğu, buna göre uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanmasının damar lezyonuna neden olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmaması, damar yaralanmasının tanısının konulamaması ve acil cerrahi müdahale yapılmaması nedeniyle Dr. …'in 2/8 oranında kusurlu olduğu, D- Kişinin ambulans kazası nedeni ile 30 dakikalık gecikmenin ölüm olayında etkisinin olacağı, ancak ne düzeyde etkisinin olduğunun bilinemediği, söz konusu gecikme olmaması durumunda da kurtulmasının kesin olmadığı, E- Kişiye zamanında uygun tanısının konularak tedavisinin başlanılmış olması halinde de kurtulma ihtimali bulunmakla birlikte kişinin kurtulmasının klinik durumu, ateşli silah yaralanmasına bağlı oluşan travmatik değişimlerin ağırlığı itibarıyla kesin olmadığı cihetle Dr. …'in kusurlu eylemi ile ölüm arasında kesin bir illiyet bağı kurulamayacağı, ilgili hekimin kusurlu eyleminin ateşli silah yaralanması ile kişinin ölümü arasında illiyet bağını kesmeyeceği oyçokluğuya mütalaa olunur." şeklinde görüş ve kanaat bildirilmiştir. İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporları hükme esas alınmış, davacıların destekten yoksun kalma tazminatlarının hesaplanması amacıyla dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bu bilirkişi raporuna göre davacıların destekten yoksun kalma zararına, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun anılan raporunda belirtilen 2/8 kusur oranının uygulanması suretiyle yapılan hesaplamaya dayanılarak davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine, maddi tazminat istemlerinin ise reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesince söz konusu bilirkişi raporları hükme esas alınmış, Mahkeme kararının manevi tazminatın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine, davacının maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacıların 78.456,46 TL olarak miktar artırdığı maddi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masraflarından oluşan tazminat isteminin kabulüne; maddi tazminatın ilk davanın açıldığı tarihteki dilekçede istenen 10.000,00 TL kısmı için idareye başvuru tarihi olan 24/04/2017 tarihinden, miktar arttırılan 68,456,46 TL kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, 22/04/2019 tarihinden itibaren 1.000,00 TL cenaze masraflarının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, faiz isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yaraı aracılığıyla yerine getirilmesini sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarının çözümü, maddi olayın tespitini gerekli kıldığından, bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem ve/veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit etmekle yükümlü bulunmaktadır. Başka bir anlatımla, tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, mahkemece, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Kamu tüzel kişisi olan veya tüzel kişiliği bulunmamakla birlikte soyut bir örgüt olan idarelerin, ancak organ ve ajanları (personeli) aracılığıyla hizmet sunabilmelerine bağlı olarak, idare hukukunda "hizmet kusuru", özel hukuktaki sübjektif niteliğinden uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe bürünmüştür. Başka bir deyişle, personelin faaliyeti (işlem veya eylemi), kamu hizmeti ve yararı amacıyla yapıldığı için idari hizmet ile tam anlamıyla bütünleşip kaynaştığından, faaliyet sırasında işlenen kusur, artık bireysel ve bağımsız olmaktan çıkmakta ve hizmetin kusurlu işletilmesine neden olan kamu görevlisine değil, adına kamu hizmeti yürütülen idareye izafe olunmaktadır. Bu bakımdan hizmet kusuru, ajanlardan sadır olmakla beraber, onların şahıslarına atıf ve izafe edilemeyen, mal edilemeyen faaliyetler sırasında ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda 2/8 oranında kusur atfedilen müdahillerden kalp damar cerrahisi konsültasyonu yapan kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. … tarafından, konsültasyon notunun yazılmamakla birlikte mevcut tıbbi belgelerde av tüfeği yaralanması sonucu getirilen hastanın TA 50/40 mmHg, Nabzı 136/dk olarak ölçüldüğü kayıtlı olup hemagramında Hb 10, Htc 19 olduğu tespit edilen, uylukla damar trajesine uyan bölgede ve femur kırığına da neden olan ateşli silah yaralanması bulunan kişide damar lezyonu olup olmadığının ayrıntılı incelemesinin yapılmadığı, damar yaralanması tanısının konulmadığı ve acil cerrahi müdahalenin yapılmadığı, dolayısıyla olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu açıktır. İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı raporunda, Dr. …'in 2/8 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; hesap bilirkişisi raporunda da, davacıların destek zararlarının, davalı idarenin 2/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek 2/8 oranı üzerinden hesaplandığı; ayrıca muhtemel yaşam süresinin TRH 2010 yaşam tablosuna göre belirlenmesi gerekirken PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlendiği, her anne ve babanın çocuğuna belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmediğinin tespiti halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş, evlenmiş ise evlendiği yaş) destek olacağının kabulü gerektiğinden, müteveffanın desteğinden yoksun kalan çocuklarının destek süresinin belirtilen durumlar yönünden yapılacak tespite göre belirlenmesi gerekirken erkek çocuk …'ın 18 yaşına kadar, kız çocuk …'ın 22 yaşına kadar destekten faydalandığı kabul edilerek hesaplandığı görülmektedir. Öncelikle, Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilen oranın, hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatına uygulanıp uygulanamayacağı hususunun ele alınması gerekmektedir. Her ne kadar Adli Tıp Kurumu raporunda, Dr. …'in 2/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş ise de, bu oranın, müteveffanın ölümüne sebep olan unsurlar arasında mukayeseyi belirten anlamda bir oran (mukayeseli kusur oranı) olarak kabul edilemeyeceği, aksi halde geriye kalan 6/8 oranındaki kusurun kime ait olduğu, davacıların destek zararının 6/8'lik kısmını kimin karşılayacağı sorularının yanıtsız kalacağı, olayda (kendilerinin veya müteveffa yakınlarının) herhangi bir kusurları bulunmadığından bakiye 6/8 oranına tekabül eden zarara davacıların katlanması düşüncesinin hakkaniyet ile bağdaşmayacağı, söz konusu oranın olaydaki toplam kusur oranına yönelik bir belirleme niteliğinde de olmadığı, yalnızca her bir sağlık çalışanının uygulamalarının diğer koşullar ve hekimlerin fiillerinden bağımsız olarak tek başına zararlı sonuca etki ve kusur oranını ifade ettiği, bununla beraber raporda ele alınan bütün hekimlerin uygulamaları ve sağlık sisteminin hastanın koşullarına uygun cevap verme süresi birlikte ele alındığında, bütün takip ve tedavilerin (sevk, konsültasyon, tıbbi ameliyeler) birleşerek zararlı sonucun doğmasına neden olduğu, bu haliyle idari eylem ile zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, dolayısıyla davacıların destekten yoksun kalma zararlarından, davalı idarenin kusuru oranında indirim yapılmasında hukuki isabet bulunmadığı, idarenin zararın tamamından sorumlu olduğu sonucuna varılmaktadır. Ayrıca, dosyada mevcut hesap bilirkişisi raporunda, destek süresinin de ülkemize özgü olan ve güncel verilere göre hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre belirlenmesi gerekirken, PMF 1931 yaşam tablosuna göre belirlendiği; her anne ve babanın çocuğuna belli bir yaşa kadar (yüksek öğrenim görmediğinin tespiti halinde 18 yaş, yüksek öğrenim göreceği kabul edildiği takdirde 25 yaş, evlenmiş ise evlendiği yaş) destek olacağının kabulü gerektiğinden, müteveffanın desteğinden yoksun kalan çocuklarının destek süresinin belirtilen durumlar yönünden yapılacak tespite göre belirlenmesi gerekirken erkek çocuk …'ın 18 yaşına kadar, kız çocuk …'ın 22 yaşına kadar destekten faydalandığı kabul edilerek hesaplandığı dikkate alındığında, yapılan hesaplamanın tazminat hukukunun yerleşik ilke ve kurallarına aykırı olduğu ve bu haliyle raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden hesap bilirkişisi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacıların destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesi gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan hesap bilirkişisi raporuna dayanılarak "Mahkeme kararının manevi tazminatın kısmen kabul, kısmen reddine yönelik kısmına taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddine, davacıların maddi tazminata yönelik istinaf başvurusunun kabulüne; kararın bu kısmının kaldırılmasına, davacıların 78.456,46 TL olarak miktar artırdığı maddi tazminat ile 1.000,00 TL cenaze masraflarından oluşan tazminat isteminin kabulüne; maddi tazminatın ilk davanın açıldığı tarihteki dilekçede istenen 10.000,00 TL kısmı için idareye başvuru tarihi olan 24/04/2017 tarihinden, miktar arttırılan 68,456,46 TL kısmı için miktar artırım dilekçesinin davalıya tebliğ edildiği, 22/04/2019 tarihinden itibaren 1.000,00 TL cenaze masraflarının da dava tarihi olan 10/08/2017 tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, faiz isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine" ilişkin kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, işbu bozma kararı üzerine, Bölge İdare Mahkemesince davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden yeniden verilecek kararda, davacılar hakkında hükmedilecek maddi tazminat tutarının miktar artırılan kısımlar için de idareye başvuru tarihi olan 22/04/2017 tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verileceği hususu da açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, davalı idarenin ve davalı yanında müdahil …'in temyiz istemlerinin REDDİNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/06/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

İdare mahkemelerinde görülen tam yargı davalarında açılan davanın ıslah edilmesi veya miktar artırım dilekçesi verilmesi halinde, artırılan maddi tazminat miktarlarına da Danıştay 10. Dairesinin 2020/1366 Esas ve 2024/2509 Karar sayılı kararı uyarınca idareye yapılan ilk başvuru tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerekir.

Manevi tazminat bir zenginleşme vasıtası olmayıp zarara uğrayanlar yönünden tatmin işlevi görür. Danıştay 10. Dairesinin 2020/2042 Esas ve 2024/1554 Karar ile 2019/6497 Esas ve 2021/250 Karar sayılı ilamları doğrultusunda; manevi zararın varlığı için sadece vücut bütünlüğünün ağır ihlali ya da ölüm koşulu aranmaz. İdarenin kamu hizmetini eksiksiz sunamaması sebebiyle kişilerin yeterli sağlık hizmeti alamamaktan dolayı üzüntü ve sıkıntı yaşamış olmaları da manevi tazminata hükmedilmesi için yeterlidir.

Ambulans Görevlilerinin Ceza Hukuku Sorumluluğu

Ambulans personelinin veya hekimin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ölüm neticesini doğurmuşsa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesi uygulanır. Maddenin birinci fıkrasına göre taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte yaralanmalara sebebiyet vermesi halinde ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapistir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35] İKİNCİ BÖLÜM Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar Kasten yaralama[36][37]

Müdahaledeki kusur veya gecikme sebebiyle başkasının vücuduna acı verilmesi ya da sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulması halinde Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin birinci fıkrası uyarınca dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmedilir. Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin beşinci fıkrası gereğince taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak mağdurun şikayetine bağlıdır; ancak birinci fıkra kapsamı dışındaki hallerin bilinçli taksirle işlenmesi halinde ceza soruşturmasında şikayet koşulu aranmaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.[45] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır. (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46] (5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. İnsan üzerinde deney
Ambulansın geç gelmesi kendiliğinden tazminat hakkı doğurur mu?

Her ambulans gecikmesi kendiliğinden tazminat hakkı doğurmaz; gecikmenin önlenebilir nitelikte olması ve hizmet kusurundan kaynaklandığının gösterilmesi gerekir.

Ambulans gecikmesinde idareye başvuru süresi ne kadardır?

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulmalıdır.

Acil yardım ambulansı yerine hasta nakil aracı gönderilebilir mi?

Hasta nakil ambulansları acil tıbbi müdahale donanımına sahip olmadığından, acil tıbbi müdahale gerektiren vakalarda hasta nakil araçlarının kullanılması mevzuat uyarınca yasaktır.

Ambulans müdahale kayıtları ne kadar süre saklanır?

Mevzuat uyarınca ambulans işletenlerin tüm görev ve vaka kayıtlarını beş yıl süreyle saklaması kanuni zorunluluktur.

Ölüm halinde yakınlar hangi tazminatları talep edebilir?

Ölüm halinde vefat edenin yakınları destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze masrafları ve manevi tazminat davası açabilirler.

Ambulans personelinin taksirle yaralamaya neden olması şikayete bağlı mıdır?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak şikayete bağlıdır; ancak birinci fıkra kapsamı dışındaki hallerin bilinçli taksirle işlenmesi durumunda şikayet aranmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu