Aile Mahkemesinde Boşanma Davalarında İspat Kuralları

by Avukat Erdal Ersoy
Aile Mahkemesinde Boşanma Davalarında İspat Kuralları

Boşanma Davalarında İspat Yükü ve İspatın Konusu

Boşanma davasında ispat yükü, ileri sürdüğü vakıayı dayanak yapan tarafa aittir. Davacı taraf, boşanma sebebini oluşturan olayları somut biçimde açıklamak ve bunları delillerle desteklemekle yükümlüdür. Davalı ise yöneltilen iddiaları reddedebilir, karşı vakıalar ileri sürebilir ve kendi savunmasını ispatlayabilir. Boşanma davalarında ispatın konusu soyut hukuki sebep değil, o sebebe vücut veren somut vakıalardır. Taraflar dava dilekçelerinde şiddet, terk veya zina gibi hukuki nitelemelerin ötesine geçerek bu nitelemelere dayanak oluşturan olayları ortaya koymalıdır. Hâkim, vakıaların ispatlanıp ispatlanmadığını denetledikten sonra olayın hangi boşanma sebebine girdiğini hukuken nitelendirir.

Boşanma Yargılamasına Hâkim Olan Özel Hukuk Kuralları

Boşanmada yargılama usulü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 184. maddesinde düzenlenen özel kurallar saklı kalmak kaydıyla genel usul hükümlerine tâbidir. Türk Medeni Kanunu m. 184/1 uyarınca hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe bunları ispatlanmış sayamaz. Aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince hâkim, bu olgular hakkında gerek kendiliğinden gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. Yemin yasağının yanı sıra, tarafların dava konusuna ilişkin her türlü ikrarları da kural olarak hâkimi bağlamamaktadır. Kanıtları serbestçe takdir eden mahkeme, taraflardan birinin istemde bulunması halinde duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 184Kaynağı aç
Madde 184- Boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir: 1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayamaz. 2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re'sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. 3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz. 4. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder. 5. Boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz. 6. Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM EVLİLİĞİN GENEL HÜKÜMLERİ A. Haklar ve yükümlülükler I. Genel olarak

Delillerin Bildirilmesi ve Ön İnceleme Safhası

Dava ve cevap dilekçelerinde dayanılan ancak henüz dosyaya sunulmamış olan deliller bakımından mahkeme, ön inceleme aşamasında taraflara süre verir. Ön incelemede verilen bu usulî sürenin kesin süre niteliğinde olması durumunda, süresi içinde ibraz edilmeyen veya temini için gerekli işlemler tamamlanmayan delillerden vazgeçilmiş sayılması sonucu doğabilir. Dava dilekçesinde ileri sürülen maddi vakıalar süresinde sunulan elverişli delillerle kanıtlanamazsa ya da dayanılan deliller hukuka aykırılık gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılırsa, aile mahkemesi taraf beyanlarını tek başına yeterli görmeyerek davayı reddeder.

Hukuka Aykırı Deliller ve Usulsüz Yaratılan Delil Ayrımı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/2 ve m. 189/4 gereğince, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz ve bir delilin caiz olup olmadığı mahkemece karara bağlanır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2011/2-703, K. 2012/70 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, delillerin elde ediliş biçimi mahkeme tarafından kendiliğinden gözetilir ve delilin hukuka aykırı yöntemlerle temin edildiğinin saptanması durumunda, karşı taraf itiraz etmemiş olsa dahi caiz görülmeyerek dosya kapsamında değerlendirilmez. Bu kapsamda izinsiz erişimle elde edilen mesajlar ya da özel hayat alanına haksız müdahale oluşturan gizli kayıtlar vakıa ispatında kullanılamaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 189Kaynağı aç
MADDE 189- (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. (2) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. (3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. (4) Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. İspat yükü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/2-703, K. 2012/70Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2011/2-703 E.  ,  2012/70 K.BOŞANMA DAVASIHUKUKA AYKIRI DELİLDAVALININ RIZASI DIŞINDA KAYDEDİLEN CD'NİN DELİL DEĞERİÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİCEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) (1412) Madde 254HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 189CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 206 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “Boşanma ( Kusur Tespiti)” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 10.02.2010 gün ve    2009/1074 E., 2010/77 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay  2.Hukuk Dairesinin 15.12.2010 gün ve 2010/8335 E., 2010/21119 sayılı ilamı ile, (…Davacı, boşanma ile ilgili hüküm kesinleşmeden önce 7.7.2009 tarihinde ölmüştür. Davacının mirasçıları Türk Medeni Kanununun 181/2. maddesi gereğince davalının kusurlu olduğunun tespitini istemişlerdir. Mahkemece dava kabul edilip davalının daha fazla kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir. Taraflardan ve üçüncü kişilerden aktarılan olaylar hükme esas alınamaz. Davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı davalının kusurlu olduğunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin taktirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile davalının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, boşanma istemine ilişkin olmakla birlikte, yargılama aşamasında davacı öldüğünden davaya kusur tespiti davası olarak devam olunmuştur. Davacı Tahsin Ö.vekili dava dilekçesinde, taraflar arasındaki evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı iddiasıyla tarafların boşanmalarına, davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Davalı Nuran Ö.vekili, iddiaların asılsız olduğunu taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığını, davacının temyiz kudretine sahip olmadığını belirterek davanın reddini savunmuş; aksi halde maddi manevi tazminata birleşen davada da nafakaya hükmedilmesini istemiştir Yargılama sırasında davacıya kızı Semra Ö. vasi olarak atanmıştır. Mahkemece davalının daha fazla kusurlu kabul edilerek verilen davanın kabulüne ilişkin ilk karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, dosyaya sunulan nüfus kayıt örneğinden davacı Tahsin Ö.’in 07.07.2009 tarihinde öldüğünün anlaşıldığına işaretle evliliğin ölüm ile son bulduğu, davanın konusunun kalmadığı, bu konuda bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği, gerekçesi ile karar bozulmuş; bunun üzerine davacı mirasçıları Semra Ö. vs. vekili 4721 sayılı Medeni Kanunu(TMK)’nun 181.maddesi uyarınca inceleme yapılarak davalının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesini istemişler; mahkemece bozma ilamına uyularak davaya kusur tespiti davası olarak devam olunmuş ve davalı Nuray Ö.'in daha fazla kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiş; davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda başlık bölümünde açıklanan  nedenlerle ikinci kez bozulmuştur. Mahkeme, tanık anlatımları dışında başka delillere dayanarak kusur tespitine karar verdiğini, savcılık evrakı, icra dosyaları ve CD kayıtlarında taraflar arasında geçen konuşma sonucu davalının davacıya ekonomik şiddet uyguladığı gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dosyada mevcut delillerin davalının evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusurlu kabul edilmesine yeterli olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır. Öncelikle mahkemece direnme kararında gerekçe olarak dayanılan ses ve görüntü kaydı içeren CD delilinin, hukuken geçerli ve hükme esas alınabilecek bir delil niteliğinde olup olmadığının çözümü gerekmektedir: Hemen belirtilmelidir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmesinden önceki dönemde, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda açık bir düzenleme bulunmamakta; konu öğretide yer alan bilimsel görüşler ve yargısal uygulama ile şekillenmekteydi. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “ispat hakkı” başlığını taşıyan 189.maddesinin 2.fıkrasında yer alan; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir. Böylece ispat hakkının delillere ilişkin yönünün hukuki çerçevesi çizilmiş; bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlenmek suretiyle, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir. Bu yasal düzenleme öncesinde, hukuki nitelendirme açısından, öğretide nasıl bir yaklaşımın benimsendiğinin irdelenmesinde de yarar vardır: Berkin, usulsüz veya kanunsuz yahut hukuka aykırı yoldan elde edilmiş delile dayanılarak hüküm verilemeyeceği; örneğin posta memuru ile anlaşarak ele geçirilmiş ve mahkemeye sunulmuş olan başkalarına yazılmış mektupların veya evli erkeğin ilişki kurduğu ve ileride evlenmek istediği kadına yazdığı mektupların çalınarak boşanma davasında delil olarak kullanılmasının caiz olmadığı, görüşündedir(Bkz.Prof.Dr.Berkin N.Tatbikatçılara  Medeni Usul Hukuku Rehberi İst.s.734). Üstündağ, hukuka aykırı yollardan elde edilmiş olan delillerin değerlendirilmesi konusunda usul kanunumuzda bir hüküm bulunmadığını belirtmekte; sesin gizlice banda alınması  halinde buna daha sonra bir ispat vasıtası olarak dayanmanın mümkün olduğunu açıklamaktadır. Örnek olarak Alman Mahkemesinin kararı alınarak, bu karara göre, insan seslerinin konuşanın muvafakati olmaksızın tespiti kişilik haklarına bir saldırı olmakla beraber, gizli ses almayı haklı kılan nedenlerin mevcudiyeti halinde bu şekilde bir tecavüze müsaade edilmesi gerektiğinin kabul edildiğini belirtmektedir. Alman Mahkeme kararına esas teşkil eden olayda evli kadın, kocasına defalarca hakaret etmiş ve bütün bunları da mahkemede inkâr edeceğini de ilave etmiştir. Bunun üzerine koca açmayı tasarladığı boşanma davası için bu sahneleri teybe almıştır(Bkz.Prof.Dr.Üstündağ-S.Medeni Yargılama Hukuku C.1-II, İst.2000 S.267 ve 762). Prof.Dr.Pekcanıtez’e göre, kişilik haklarının, özel yaşam alanı ve sır alanının  ihlali sonucu elde edilen teyp bandı, fotoğraf, çalınmış veya el konulmuş aşk mektupları delil olarak değerlendirilemez. Hukuka aykırı olarak elde edilen delilin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda da geçerli olan dürüstlük kuralı esas alınarak karar verilmeli ve bu konuda her somut olayda, o olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmalıdır. Bu konuda ihlal edilen kanun hükmü ile ispatlanmak istenen menfaat arasında amaca uygunluk hususu da esas alınmalıdır. Diğer taraftan gizli şekilde ele geçirilen tüm deliller hukuka aykırı delil olarak nitelendirilmemelidir. Örneğin bir telefon görüşmesinde, telefondaki ses yükseltici veya ikinci bir dinleme aleti sayesinde tarafların söylediklerinin duyulması sonucu yapılan açıklamalar ve bu konudaki tanıklık geçerli olmalıdır. Kişilik hakkının ihlali sonucu elde edilen delilin kullanılmasına hakkı ihlal edilen kişi izin verirse bu delil mahkemece  kullanılabilir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes,Medeni Usul Hukuku, 2.Bası,Ankara 2001/s.390 vd.). Diğer taraftan, hukuka aykırı elde edilen delillerin değerlendirilmesi konusunda 01.10.2011 tarihine kadar Medeni Usul Hukukunda açık bir yasa hükmü olmadığı halde, gerek mülga 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Kanunu(CMUK) ’nda gerekse de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu(CMK)’nda açık düzenleme yapılmıştır. Mülga 1412 s. CMUK’nun 254/2.maddesinde ‘koğuşturma makamlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.’ Denilmiş; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Delillerin Ortaya Konulması Ve Reddi” başlıklı 206.maddesinin 2.fıkrasının (a) bendinde “ortaya konulması istenilen delilin, kanuna aykırı olarak edilmesi halinde reddolunacağı” düzenlenmiştir. Burada sözü geçen hukuka aykırılıklardan birisi de özel hayata yapılan haksız müdahaledir. Ancak özel hayatın gizli alanı dediğimiz ve sadece bireyi ilgilendiren alana hiçbir şekilde müdahale edilemez. Örneğin kişinin cinsel yaşamı böyledir. Hayatın bu gizli alanı ihlal edilerek bir delil elde edilmiş ise, bunu, kim, nasıl ve hangi amaçla elde etmiş olursa olsun söz konusu delil Ceza Mahkemesinde delil olarak kullanılamaz. Zira hayatın gizli alanı bir delil elde etme yasağı teşkil eder(Öztürk, B. Yeni Yargıtay Kararları Işığında Delil Yasakları ,Ank.1995, S.116 vd.). Yargısal uygulamada somut olayın özelliğine göre farklı yaklaşımlar olmakla birlikte temelinde bir delilin hukuka aykırı olarak elde edilmesi ile hukuka aykırı olarak yaratılmasının farklı olarak ele alındığı, hukuka aykırı yaratılan delilin hiçbir şekilde kabul edilmemesine karşın, hukuka aykırı olarak elde edilen delil konusunda olayın özelliğine göre farklı değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.09.2002 tarih ve 2002/2-617 E. 2002/648 sayılı kararında evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuksal nedenine dayalı boşanma davasında davalı kadına ait günlüğün delil olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışılmış ve kararda bu konuya ilişkin olarak aynen;“ ‘Zehirli ağacın meyveleri’ olarak ifade edilen hukuka aykırı olarak elde edilen  delillerin değerlendirilmesi konusunda Medeni Usul Hukukunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır.” tespiti yapıldıktan sonra yukarıda da işaret olunan öğretideki görüşlere yer verilmiş; ardından tarafların birlikte yaşadığı evde, davalı evi terk ettikten sonra kilitli olmayan yerden elde edilip mahkemeye sunulan zor ve tehdid ile ele geçirildiği savunulmayan ve davalı tarafından tutulduğu tartışmasız olan …defterin yukarıda anılan görüşler doğrultusunda delil olup olmadığı değerlendirilmiştir. Sonuçta: “öncelikli olarak özel hayatın gizliliğinin korunmasının esas olduğu; ancak somut olayın özelliğinin bu genel görüşten ayrılmayı gerektiren istisnalar içerdiği; kullanılan deliller çalınmış, tehdit ya da zorla elde edilmiş ise burada hukuka aykırılığın olacağı, hukuka aykırı yollardan elde edilmemiş delillerin ise yasak bir delil olarak değerlendirilemeyeceği; boşanma davasının zaten kişilerin özel yaşamını ilgilendiren bir dava olduğu ve kocanın eşi ile birlikte yaşadıkları mekanda ele geçirdiği eşine ait fotoğrafları, not defterini veya mektupları mahkemeye delil olarak verilmesi halinde, bu deliller hukuka aykırı yollardan elde edilmediğinden mahkemede delil olarak değerlendirileceği; aynı evde yaşayan kadının, kocanın bu delilleri ele geçirilebileceğini bilebilecek durumda olduğu, kocanın yatak odasındaki bir dolabın içinde yada yatağın altında kadın tarafından saklanan bir not defterini ele geçirmesinin, bu mekan eşlerin müşterek yaşamlarını sürdürdükleri bir yer olduğundan kadın için gizli mekan kabul edilemeyeceği; hiç kimsenin evindeki bir mekanda bulduğu bir delili hukuka aykırı yollardan ele geçirmiş sayılamayacağı, özel hayatın gizli alanlarının, özel hayatın gizli alanını ilgilendiren delillerle ispat edilebileceği” vurgulanarak davalıya ait günlük delil olarak kabul edilmiştir. Kararda üzerinde önemle durulan husus, delilin hukuki yollardan elde edildiğinin kabulüdür. Yine Hukuk Genel Kurulu’nun 28.05.2003 gün ve 2003/1-374 E- 2003/370 K. sayılı ilamında ise: davacı tarafça muvazaanın kanıtı olarak sadece video kaseti deliline dayanılmış; kararda video kasetinin hukuka aykırı delil olmamakla birlikte, murisin ses ve görüntüsünün kaydedildiği ortam, murisin ses ve görüntüsünün alındığı tarih itibariyle yaşlı, hastalıklar içinde kıvranan, hastaneden çıkmak için yardım bekleyen, her türlü etkiye açık bir kişi olması nedeniyle bu delilin başlı başına muvazaaya kanıt olamayacağı kabul edilmiştir. Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Vurgulanmalıdır ki, bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir. Somut olaya gelince; Mahkemece, hükme esas alınan CD, davalı kadının rızası dışında kaydedildiği gibi sırf boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla bir kurgu sonucu oluşturulmuştur. O halde bu şekilde oluşturulmakla usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınması mümkün değildir. Kaldı ki, bir an için delil olarak kabul edilse dahi ne CD içeriği, ne savcılık evrakı ve icra dosyaları ne de tanık beyanları davalının kusurlu olduğunu ispata yeterli bulunmamıştır. O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,  15.02.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2011/2-703, K. 2012/70 sayılı kararında, delilin usulsüz elde edilmesi ile usulsüz yaratılması arasındaki temel ayrıma işaret edilmiştir. Usulsüz elde edilen deliller somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilse de, usulsüz yaratılan deliller hiçbir surette delil olarak kabul edilemez. Nitekim sırf boşanma davasında delil olarak kullanılmak amacıyla kurgu sonucu rıza dışı oluşturulan ses ve görüntü kayıtları usulsüz yaratılmış delil niteliğindedir ve hükme dayanak yapılamaz. Müşterek konut ve müşterek kullanım alanlarında elde edilen bazı veriler salt özel hayat ihlali sayılmayabilse de, şifre kırma, gizli takip ve tehdit gibi yöntemler hukuka aykırılık sınırını aşmaktadır.

Tanık Beyanları ve İletişim Kayıtlarının Değerlendirilmesi

Aile mahkemelerinde tanık anlatımları ispat sürecinde sıklıkla başvurulan vasıtalardan biridir. Ancak tanıkların bizzat gördükleri, duydukları veya doğrudan vakıf oldukları somut olayları aktarmaları şarttır. Taraflardan ya da üçüncü kişilerden duyuma dayalı aktarımlar, kişisel tahminler veya saiki açıklanmayan anlatımlar ispat gücünden yoksundur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/24973, K. 2018/10824 sayılı ilamında belirtildiği üzere, Türk Medeni Kanunu m. 166/1 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispata elverişli olmayan duyuma dayalı tanık beyanlarına ve hukuka aykırı nitelikteki ses kayıtlarına dayanılarak boşanma kararı verilemez.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/24973, K. 2018/10824Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/24973 E.  ,  2018/10824 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Türk Medeni Kanunu'nun 166/2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Tanıkların taraflardan duyum olarak aktardıkları olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez. Somut olayda, dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan duyuma dayalı beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Davalı kadına ait ses kaydının da hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve hükme esas alınmayacağı da açıktır. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 09.10.2018(Salı)

Aile mahkemesi hâkimi delilleri serbestçe takdir ederken delillerin ispat gücünü, hayatın olağan akışını ve olayların bütünlüğünü birlikte inceler. Örneğin aldatma vakıasının ispatı doğrudan bir yakalamaya bağlı değildir; otel ve konaklama kayıtları, ortak seyahat biletleri, olağan dışı harcama ve para hareketleri ile iletişim emareleri bir bütün halinde değerlendirilerek kanaat oluşturulabilir. Operatörlerden temin edilen telefon dökümleri ise görüşme içeriklerini değil; yalnızca iletişimin taraflarını, görüşme sıklığını ve zaman aralıklarını belgeler. Bu nedenle telefon arama ve mesajlaşma trafiği aldatma veya duygusal yakınlaşma iddialarında dolaylı bir emare oluşturabilmekle birlikte tek başına kesin ispat sağlamayabilir.

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve Anlaşmalı Boşanma

Türk Medeni Kanunu m. 166/1 ve 166/2 uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Davacının kusuru daha ağır olduğu takdirde davalının davaya itiraz hakkı bulunur; ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin sürdürülmesinde davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Öte yandan, boşanma sebeplerinden biriyle açılmış bir davanın reddine karar verilip bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesi halinde, ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin talebiyle boşanma gerçekleşir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Evliliğin en az bir yıl sürmüş olması halinde eşlerin birlikte mahkemeye başvurması veya bir eşin diğerinin açtığı davayı kabul etmesi durumunda, Türk Medeni Kanunu m. 166/3 uyarınca evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Anlaşmalı boşanmada taraflardan kusur veya olay ispatı yapmaları beklenmez. Bu usulde hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi uygun bulması zorunludur. Hâkim, menfaatleri gözeterek anlaşmada değişiklik yapabilir; bu değişikliklerin kabulüyle boşanma gerçekleşir. Anlaşmalı boşanma halinde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı yönündeki genel kural uygulanmaz. Ayrıca Türk Medeni Kanunu m. 184/5 uyarınca boşanma veya ayrılığın fer'î sonuçlarına ilişkin anlaşmalar hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerlilik kazanmaz.

Boşanma davasında taraflar birbirine yemin teklif edebilir mi?

Boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olgular hakkında Türk Medeni Kanunu m. 184/2 uyarınca hâkim, gerek kendiliğinden gerekse taraflardan birinin talebi üzerine yemin öneremez.

Anlaşmalı boşanmada olayların ve kusurun kanıtlanması gerekir mi?

Anlaşmalı boşanma davalarında kural olarak olay veya kusur ispatı aranmaz; evliliğin en az bir yıl sürmesi, eşlerin bizzat dinlenerek iradelerinin serbestçe açıklandığının tespit edilmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumuna ilişkin düzenlemenin hâkimce uygun bulunması aranır.

Telefon kayıtları aldatma iddiasını tek başına kanıtlar mı?

Operatör kayıtları görüşme içeriklerini değil, arama trafiğini, saatini ve sıklığını gösterir; bu kayıtlar duygusal ilişki ve aldatma iddialarında önemli bir emare teşkil etmekle birlikte her somut olayda tek başına kesin ispat sağlamayabilir.

Reddedilen boşanma davasından sonra hangi sürede yeniden dava açılabilir?

Herhangi bir sebeple açılan boşanma davasının reddine dair kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesi ve bu sürede her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamaması halinde, Türk Medeni Kanunu m. 166/4 uyarınca evlilik birliği temelden sarsılmış sayılarak eşlerden birinin talebiyle boşanma kararı verilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu