AİHM'in İnceleme Yetkisi ve İkincillik İlkesi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ulusal yargı mercilerinin üzerinde yer alan bir temyiz organı veya yerel mahkeme kararlarını düzelten bir üst derece mahkemesi niteliği taşımaz. Mahkemenin temel işlevi, taraf devletlerin Sözleşme ve ek protokollerde düzenlenen hak ve özgürlüklere riayet edip etmediğini incelemektir. Bu çerçevede yerel mahkemelerce gerçekleştirilen olay tespiti, delillerin takdiri ve milli hukukun yorumlanması kural olarak denetim dışındadır; AİHM bu sonuçlara yalnızca açık bir keyfîliğin varlığı ya da korunan bir hakkın ihlali durumunda müdahale edebilmektedir.
Sözleşme sistemi ikincillik veya subsidiarite ilkesi üzerine kuruludur. İkincillik ilkesi uyarınca iddia edilen hak ihlalinin öncelikle ulusal makamlarca giderilebilmesine fırsat tanınması gerekir. Bu nedenle başvurucunun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 35. maddesi doğrultusunda ulaşılabilir, etkili ve ihlali giderme kapasitesine sahip iç hukuk yollarını kural olarak tüketmesi zorunludur.
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi ve Anayasa Mahkemesi Süreci
Türkiye aleyhine yapılacak başvurularda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru usulü, anayasal denetim alanına giren temel hak ihlali iddiaları açısından öncelikle tüketilmesi zorunlu bir yoldur. Anayasa Mahkemesi nezdindeki yargısal süreç sonuçlandırılmadan Strasbourg'a sunulan şikâyetler, erken başvuru niteliğinde görülmekte ve ulusal başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunmaktadır.
Mahkemeye taşınacak şikâyetin özü, dayandığı olaylar ve temel yakınmalar iç hukuk yargılaması ve Anayasa Mahkemesi sürecinde ulusal makamların önüne yeterli açıklıkta getirilmelidir. İlgili yakınmaların ulusal makamlar önünde yeterli açıklıkla ileri sürülmemesi hâlinde, iç hukuk yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı verilebilmektedir.
Dört Aylık Başvuru Süresi ve Sürenin Hesaplanması
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 35. maddesi gereğince, iç hukuktaki nihai ve kesin kararın verilmesinden itibaren dört aylık süre içinde başvurunun iletilmesi şarttır. Daha önce altı ay olan kanuni başvuru süresi, 1 Şubat 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak kaydıyla dört aya düşürülmüştür. Bu sürenin başlangıcında ise nihai kararın verildiği an, kararın ilgilisine tebliğ tarihi ya da başvurucu veya vekilinin kararın içeriğini fiilen öğrendiği tarih olayın koşullarına göre dikkate alınmaktadır.
Kanun yararına bozma, yargılamanın iadesi ya da idari veya adli makamların takdir yetkisine bırakılmış olağanüstü usuller kural olarak dört aylık sürenin baştan işlemesini sağlamaz. Sonuç doğurma kabiliyeti bulunmayan ya da tüketilmesi mecburi tutulmayan yolların işletilmesi, başvuru süresinin uzamasına imkân vermemektedir.
İçtüzük 47. Madde Kapsamında Şekil Şartları
Mahkeme İçtüzüğü'nün 47. maddesi uyarınca başvuru formunda olayların, ihlal edildiği ileri sürülen Sözleşme haklarının, hukuki gerekçelerin, iç hukuk yollarının tüketildiğinin ve süreye uyulduğunun açık ve okunabilir biçimde gösterilmesi gerekir. Ayrıca gerekli kararların eklenmesi zorunludur; bu gerekliliklerin yerine getirilmemesi durumunda başvuru ön inceleme aşamasında idari olarak sonuçlandırılabileceği gibi dört aylık süreyi kesmeyebilir.
Mahkeme bakımından esas alınan tarih, kural olarak İçtüzük 47. maddeye uygun başvuru formunun postaya verildiği tarihtir. Sonradan sunulan ek açıklamalar usulüne uygun formun yerine geçmez.
Mahkemenin Yetki Sınırları ve Açıkça Dayanaktan Yoksunluk
Şikâyetin kişi, konu, zaman ve yer bakımından Mahkemenin yetkisine girmesi zorunludur. Sözleşme'nin yürürlüğe girmesinden önce meydana gelen olaylara dayanan, taraf olmayan bir devlete yöneltilen veya devletin eylem ya da ihmalinin bulunmadığı durumlar kabul edilemezlik sonucuna yol açabilir.
Mahkemece yapılan ön değerlendirmede Sözleşme ile korunan bir hakkın ihlal edildiğine dair görünür bir emare bulunmaması, başvurucunun ulusal mahkeme kararlarına karşı temyiz mercii gibi hareket etmesi veya iddiaların soyut kalması durumunda başvuru, Sözleşme'nin 35. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun sayılarak kabul edilemez bulunur.
Mağdur Sıfatı, Zarar Ağırlığı ve Başvuru Hakkının Kötüye Kullanılması
Başvurucunun iddia edilen ihlalden doğrudan veya bazı hâllerde dolaylı olarak etkilenmiş olması, yani mağdur sıfatını taşıması şarttır. Başvurucunun mağdur sıfatının bulunmadığı soyut yakınmalar veya ulusal makamların ihlali kabul edip sonuçlarını yeterli biçimde giderdiği durumlarda başvuru kabul edilmez. Bununla birlikte Sözleşme'nin 35. maddesi uyarınca, başvurucunun yaşamı veya hakları üzerinde nesnel olarak belirli bir ağırlığa ulaşan bir etkinin gerçekleşmediği durumlarda önemli bir zararın bulunmaması gerekçesiyle de kabul edilemezlik kararı verilebilir.
Mahkemece daha evvel karara bağlanmış bir dosya ile maddi yönden özdeş olan ve yeni bir vakıa sunmayan uyuşmazlıklar tekrar değerlendirmeye alınmaz; benzer biçimde aynı meselenin uluslararası başka bir soruşturma ya da çözüm merciine sunulmuş olması da incelemeyi engelleyebilmektedir. Bunun yanı sıra yargılama sürecinde Mahkemeden esaslı vakıaların gizlenmesi, gerçeğe aykırı delil verilmesi, olguların bilinçli şekilde saptırılması veya müracaat imkânının gayesine aykırı biçimde kullanılması, başvuru hakkının kötüye kullanılması sayılarak kabul edilemezlik sonucunu doğurabilmektedir.
Açıkça Kabul Edilemez Başvurularda Tek Hâkim Usulü
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sisteminde açıkça kabul edilemez görülen başvurular, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 27. maddesi uyarınca tek hâkim tarafından sonuçlandırılabilmektedir.
AİHM başvuru süresi ne kadardır?
Başvurunun, Sözleşme'nin 35. maddesi doğrultusunda ulusal düzeydeki kesin karardan itibaren dört ay içerisinde yapılması gerekmektedir. Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi niteliğindeki olağanüstü başvuru yolları kural olarak bu süreyi yeniden başlatmaz ve süreyi uzatmaz.
Anayasa Mahkemesine başvurmadan AİHM'e gidilebilir mi?
Türkiye bakımından Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru, yetki alanına giren temel hak şikâyetleri yönünden öncelikli olarak tüketilmesi mecburi bir iç hukuk yoludur. Anılan süreç tamamlanmaksızın yapılan başvurular, iç hukuk yollarının tüketilmediği veya erken başvuru yapıldığı gerekçesiyle kabul edilemez bulunmaktadır.
AİHM yerel mahkemelerin delil değerlendirmesini inceler mi?
AİHM bir temyiz mercii olmadığı için ulusal mahkemelerin delil değerlendirmesine ve iç hukuk yorumuna kural olarak müdahale etmez. Bu değerlendirmelere ancak açıkça keyfî hâle gelmişse veya Sözleşme ile korunan bir hakkı ihlal etmişse müdahale edilebilir.
AİHM'e eksik veya usule aykırı formla başvurulması süreyi keser mi?
Mahkeme İçtüzüğü'nün 47. maddesindeki koşulları taşımayan eksik bir başvuru formu sunulması kural olarak dört aylık süreyi kesmeyebilir. Mahkemece kural olarak anılan maddeye uygun şekilde tanzim edilmiş başvuru formunun postaya verildiği tarih esas alınır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

