Yargıtay Kararları Işığında Adi Ortaklığın Tasfiyesi

by Avukat Erdal Ersoy
Yargıtay Kararları Işığında Adi Ortaklığın Tasfiyesi

Adi Ortaklığın Sona Ermesi ve Tasfiye Usulü

Adi ortaklık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 639. maddesi gereğince sözleşmede öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız hale gelmesiyle sona erer. Sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça ortaklardan birinin ölümü, kısıtlanması, iflası veya payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi de ortaklığı sonlandırır. Ayrıca bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesi, kararlaştırılan sürenin dolması, fesih bildiriminde bulunma hakkı saklı tutulmuşsa veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da bir ortağın ömrü boyunca kurulmuşsa fesih bildirimi yapılması ve haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı verilmesiyle ortaklık sona erer.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 639Kaynağı aç
MADDE 639- Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer: 1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle. 2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle. 3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflası veya tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle. 4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle. 5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle. 6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla. 7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla. 2. Belirsiz süreli ortaklık

Tasfiye; ortaklığın tüm malvarlığının belirlenerek ortakların birbiriyle olan alacak, borç ve ortaklıktan doğan ilişkilerinin kesilmesi, malların paylaştırılması ya da paraya çevrilmesi suretiyle aktif ve pasif farkının bilanço ile ortaya konulmasıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 644. maddesinin birinci fıkrasına göre tasfiye kural olarak yönetici olmayanlar dahil bütün ortakların elbirliğiyle icra edilir; ancak sözleşmede bir ortağın kendi adına ve ortaklık hesabına belirli işlemleri yapması kararlaştırılmışsa, bu ortak sona ermeden sonra da ilgili işlemleri tek başına yürütmek ve hesap vermekle yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 644Kaynağı aç
MADDE 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır. IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/13639, K. 2015/1168Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/13639 E.  ,  2015/1168 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 24. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 25/03/2014 NUMARASI : 2013/50-2014/105 Taraflar arasında görülen tapu iptal, tescil davasının yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması dahili davalılardan A.. Ş.., davalı-karşı davacı C.. B.., davalı-karşı davacı B.. B.. tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davalı-birleşen dosya davacısı B.. B.. vekili Av. H.. Ö.. geldi. Dahili davalı A.. Ş.. vekili Av.N.. Ö.. D.. geldi. Dahili davalı asil C.. B.. geldi. Aleyhine temyiz olunan davacılar ve vekili gelmedi. Gelen asil ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar vekili dilekçesinde; müvekkillerinin murisinin davalı B.. B.. ve dava dışı arsa sahipleri ile, kat karşılığı inşaat ve gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşmeye göre 2, 9 ve 16 nolu dairelerin arsa sahibi sıfatı ile davacıya ait olacağının belirlendiğini, sonradan davalı B..in mali sıkıntı çekmesi üzerine, davacıların murisinin de inşaata sermaye koyduğunu, bunun neticesinde, murisin % 50, davalı Beşir ile dahili davalı Cengiz'in de % 50 hisseye sahip oldukları, hissenin 4 adet daireye karşılık geldiğini, inşaatın 1993 yılı sonunda bitirildiğini, murisin bu inşaata toplam 300.955 mark harcama yaptığını, davacı tarafa 7 daire düşmesine rağmen, davalı tarafından bu dairelerden elde edilen kira gelirlerini alamadıklarını, akabinde davalı Beşir'in 2 adet inşaat daha yaptığını, bu inşaatlara da davacıların murisi ortak olup, büyük oranda sermaye koyduğunu, ancak, davalının davacılara sahip olmaları gereken daireleri vermediği gibi, dairelerin kiralanması neticesinde elde ettiği kira gelirlerinden de davacı tarafa pay vermediğini beyan ederek, davalı Beşir adına 9 parselde kayıtlı 4 adet bağımsız bölümün davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline, olmadığı takdirde davacıların murisinin ortak inşaatlara koyduğu sermaye ve tahsil edemediği kira bedellerinin karşılığı olarak 470.188 Mark ve 3600 Dolar alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Beşir vekili savunmasında; taraflar arasındaki anlaşma gereği, davacıların murisinin ilk yapılan inşaatttan 2, 9 ve 16 nolu daireleri alacağının kararlaştırıldığını, ayrıca arsa sahibi olarak da müteahhit payı olan dairelerin satışından elde edilecek gelirden masraflara katılma oranında kâr payı alacağını, davalının da bu inşaat için yapacağı emek ve mesaisine karşılık olarak pay alacağını, bu 3 adet dairenin davacı tarafa verildiğini, davacıların murisinin talimatı ile, önceki inşaatlardan elde edilen gelirlerinin, sonra yapılan 2 inşaata aktarıldığını beyan ederek, davalının reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı B.. B.., davacılar aleyhine açtığı karşılık dava ile de; 279 parseldeki bir kısım taşınmazların, tapuda bedellerinin ödendiği belirtilmişse de, hiç bir bedel almadan davacı tarafın tapuları devraldığını, ortaklıktan pay alamadığını belirterek görülmekte olan davayı açtığını, diğer yandan murisin ortaklıktan 215.000 Mark çektiğini beyan ederek, davacıların murisi adına kayıtlı taşınmazların tapularının iptali ile davalı adına tesciline, olmadığı takdirde ,murisin ortaklıktan nakit çektiği paranın iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 20.11.2007 tarih, 2007/13569 E. 2007/13869 K. sayılı kararı ve "Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için, ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkin dava açılırken, davanın tüm ortaklara karşı yöneltilmesi gerekir. Bu nedenle, dava dışı ortaklar Asım ve Cengiz'in de davaya katılımı sağlanarak, esas hakkında bir karar verilmesi, sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığından" gerekçesi ile karar bozularak, mahalline iade edilmiştir. Yerel mahkeme tarafından, verilen bu bozma kararına uyulması neticesinde, taraf teşkili sağlanmış ve yargılamaya devam olunmuştur. Mahkemece yapılan inceleme neticesinde; asıl dava yönünden, davanın kısmen kabulüne, 1- 406.444 Markın dava günü olan 8.10.2001 tarihi itibariyle bunun % 5 faizinin veya ödeme günündeki TL karşılığının inşaat işleri nedeni ile davalı ve dahili davalılardan tahsiline, 2- 9796 markın dava günü olan 8.10.2001 tarihi itibariyle bunun % 5 faizinin veya ödeme günündeki TL karşılığının inşaat işleri nedeni ile davalı ve dahili davalılardan tahsiline; karşılık davanın ise reddine karar verilmiş, verilen bu karar davalı Beşir ve dahili davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebepler ve özellikle delillerin taktirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı B.. B..'ün birleşen dava yönünden tüm, asıl dava yönünden ise davalı B.. B.. ve diğer dahili davalıların sair temyiz itirazları yerinde değildir. Dosya içeriğinden, tarafların inşaat yapmak üzere biraraya gelip adi ortaklık kurduğu, 279 parsel sayılı taşınmazdaki inşaatın Yaşar Şeref, C.. B.. ve davalı B.. B.., 280 parsel sayılı taşınmazda yapılan inşaatın Y.. Ş.. davalı B.. B.., yine 9 parsel sayılı taşınmazda yapılan inşaatın ise Y.. Ş.., A.. Ş.. ve davalı B.. B..'ün ortaklıkları ile inşaa edilerek bitirildiği, idareci ortağın da davalı B.. B.. olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Taraflar arasındaki ortaklığa konu üç inşaatta bitirilmiş olmakla, davacının talebinin ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsadığının kabulü gerekir. Tasfiye, ortaklığın bütün mal varlığının belirlenip, ortakların birbiri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek ortaklığın aktifi ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun ve hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlerine ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabiidir. Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nun 644.maddesine göre "Ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklarda dahil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli başlı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları halinde, ortaklardan herbiri, tasfiye görevlisinin hakim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliği ile verilmiş bir karar yoksa, tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hakim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkan bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır" Tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek 3'er aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir.) dönemlerde tasfiye memuru tarafından üç aşamada gerçekleştirilmelidir. Bu bilgiler ışığında; somut olaya geçildiğinde, ortaklığa konu 279 ve 280 parsel numaralı taşınmazlarda yapılan inşaatttaki ortaklığın tasfiye edilebilmesi için öncelikle mal varlığının tesbiti zorunludur. 279 ve 280 parsel rumaralı taşınmazda ortaklığa ne kadar daire kaldığı ve bunlardan ne kadarınınn satıldığı ve satılacağı tesbit edilmelidir. Bu nedenle öncelikle idareci olarak B.. B..'ten hesap istenmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, hesap listesinin üzerinde uyuşmazlık çıkması halinde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, 279 ve 280 parsel numaralı taşınmazlardaki ortaklığa dair tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan sonra konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla verilen hesap listesinin sunulan belgeler ile inşaatta yapılan imalatlarla uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, tarafların yapılan masraflar ve satılan bağımsız bölümlerin satışı konusunda uyuşamadıklarının tesbiti halinde ise, inşaat maliyetinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın birim fiatlarına göre değil, yapıldığı tarihteki olağan rayice göre tesbit edilerek, 279 parselde Y..Ş.. ve C.. B..'ün arsa sahibi olarak kendi paylarına düşen daireler dışında, 3.kişilere ve yine 279 parselde Y.. Ş..'e satılan dairelerin satış tarihindeki rayiç değerleri ile satılmayan dairelerinde karar tarihine en yakın tarihteki değerleri belirlenerek 279 ve 280 parsel numaralı taşınmazlardaki inşaata ilişkin ayrı ayrı ortaklığın aktif ve pasifi belirlenerek, ortaklarından her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra 279 parseldeki inşaat ortaklığı için Y.. Ş.., C.. B.. ve B.. B.., 280 parseldeki inşaat ortaklığı yönünden ise, Y… Ş.. ve B.. B..'e paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli ve yukada açıklanan tasfiye hükümleri de değerlendirilerek tasfiye gerçekleştirilmelidir. 9 parsel numaralı taşınmazdaki inşaat ortaklığının tasfiyesine gelince; Bu taşınmazdaki inşaatın ise, davalı Beşir'in müteahhit sıfatıyla arsa sahibi M..T…. arasında düzenlenen Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesine dayanarak müteahhit sıfatıyla yaptığı inşaata davacı Yaşar ile dahili davalı A.. Ş..'in ortak olduğu uyuşmazlık konusu değildir. A.. Ş.. Kartal 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde, müteahhit idareci ortak B.. B.. aleyhine ortaklık payının tahsili ve ortaklığın feshi için açtığı davada mahkemece yapılan yargılama sonucunda ortaklığın feshine, 94.547.025.950 TL'nın 21.09.2000 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş ve hüküm Yargıtay'ca onanarak kesinleşmiştir. Öte yandan, 9 parsel nolu taşınmaz maliki, Kartal 2.Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı müteahhit B.. B.. aleyhine Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin feshi ile tapu iptal ve tescil davası açmış, yapılan yargılama sonunda davalının sözleşmeden doğan edimini tam yerine getirmediği, yerine getirme olanağı da olmadığı belirtilerek, mahkemece Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin feshi ile 9 parsel sayılı taşınmazda davalı B.. B.. adına olan 2, 3, 7 ve 10 nolu meskenlerin tapu kaydının iptali ile arsa sahibi adına tesciline, 6 nolu meskene yönelik tapu iptal ve tescil isteğinin reddine karar verilmiş ve hüküm Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. BK 528 (TBK 628) mad. hükmüne göre, “Her ortak ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür. Her ortak diğerlerine karşı kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür. Ortaklık işlerini ücret karşlığı yürüten ortak, vekalet hükümlerine göre, sorumlu olur.” Bu madde hükmüne göre, davalının kusuru nedeniyle arsa sahibinin açtığı dava sonunda kat karşılığı inşaat sözleşmesi feshedilmiş olmakla davalı ortaklığa kusuru nedeniyle verdiği zarardan sorumludur. Bu nedenle yine 9 parsel sayılı taşınmaza ilişkinde idareci ortak olan davalı Beşir'den hesap istenmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, hesap listesinin üzerinde uyuşmazlık çıkması halinde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, bu taşınmazdaki ortaklığa ait tüm gelir-gider hesabı çıkarıldıktan sonra konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla verilen hesap listesinin sunulan belgeler ile inşaatta yapılan imalatlarla uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, tarafların yapılan masraflar ve davalının sattığı 6 no'lu dairenin satış bedeli konusunda uyuşamadıklarının tesbiti halinde ise inşaat maliyetinin Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın birim fiyatlarına göre değil, yapıldığı tarihteki olağan rayice göre tespit edilerek, 6 no'lu dairenin satış tarihindeki, davalının kusuru ile arsa sahibi adına tesciline karar verilen 2, 3, 7 ve 10 no'lu dairelerinde arsa sahibi adına tesciline ilişkin kararın kesinleştiği tarihteki rayiç değeri belirlenerek, bu taşınmazdaki ortaklığın aktif ve pasifi belirlenmeli, ortaklar Yaşar, davalı Beşir ve Asım'ın her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli ve A.. Ş..'in Kartal 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/699 E.-2002/885 K.sayılı kararı ile lehine hükmedilen tasfiye alacağı da bu tasfiye hesabında dikkate alınarak tasfiye gerçekleştirilmelidir. Kira alacağına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; BK.530 (TBK. 630) maddesinde; “ortaklığı idare eden ortak ile diğer ortaklar arasındaki ilişkinin vekalet hükümlerine tabi olduğu, ortaklardan biri yönetim hakkına sahip olmadığı halde ortaklık hesabına hareket eder, yahut ortaklığı yöneten ortak yetkisini aşarsa vekaleti olmadan başkası namına tasarruf edenler “ hakkındaki hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Ortaklık geliri henüz taksim edilmeden onun üzerinde bütün ortakların iştirak halinde mülkiyet hakları vardır. Bir ortak ortaklık gelirini paylaştırmadan kendi namına ve hesabına ortaklığa ait taşınmazları kiraya vererek paralarını toplamış olması BK.530 (TBK. 630) maddesi uyarınca, vekaleti olmadan diğer ortaklar namına tasarrufta bulunmuş sayılır ve BK. 414 (TBK. 530) maddesince diğer ortaklar yapılan işten hasıl olan yararları temellük hakkına sahip olurlar. Hal böyle olunca; somut olayda yönetici ortak davalı B.. B..'ün ortaklığa dahil bağımsız bölümleri kiraya vererek paralarını aldığı dosya kapsamı ile anlaşılmış olduğundan, 279, 280 ve 9 parsel sayılı taşınmazlardan davalının topladığı kira paralarının da her bir taşınmazın tasfiye aşamasında ayrı ayrı ortaklığın aktifine dahil edilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacının 1/3 hissesine düşen kira alacağı 9796 DM'ın dava tarihi itibariyle bunun %5 faizinin veya ödeme günündeki TL karşılığının davalı ve dahili davalılardan tahsiline karar verilmesi de usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece bozmadan önce, 334.188 DM'nın 08.10.2001 tarihinden itibaren %5 faizinin veya bunların toplamlarının ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının inşaat işleri nedeniyle davalıdan tahsiline karar verilmiş ve kararın davalı B.. B.. tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Yargıtay 13.Hukuk Dairesince 2007/13569 E-13689 sayılı kararı ile bozulmuş, bozma ilamına uyularak mahkemece yapılan yargılama sonucunda 406.444 DM'nın dava tarihi itibariyle bunun %5 faizinin veya ödeme günündeki TL karşılığının inşaat işleri nedeniyle davalı ve dahili davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Ne var ki, bozmadan önceki karar davacı tarafından temyiz edilmemiştir. Mahkemece bozma kararına uyulması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak doğar. Bozmadan önce verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmemiş, yalnız davalı tarafından temyiz edilmiş olması nedeniyle bu miktar (334.188 DM) için davalı taraf lehine bir müktesep hak doğduğu halde, mahkemece bu husus nazara alınmadan 406.444 DM'nın tahsiline karar verilmesi de kabul şekli bakımından doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA,Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 20.01.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tasfiye Davasında Taraf Teşkili ve Dava Kapsamı

Adi ortaklığın tüzel kişiliği ve bağımsız taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle ortaklığın fesih ve tasfiyesine yönelik davanın bütün ortaklara karşı yöneltilmesi zorunludur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2014/11009 Esas ve 2014/15095 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin sermaye payının, faaliyetten doğan zararın veya kâr payının talep edilmesi aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsar. Taraflar arasındaki ortaklığa konu inşaatların fiilen bitirilmiş olması durumunda da davacı ortağın talebinin ortaklığın fesih ve tasfiyesini içerdiği kabul edilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/11009, K. 2014/15095Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/11009 E.  ,  2014/15095 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 23. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (KAPATILAN KARTAL 1. ASL. HUK. MAH.) TARİHİ : 13/11/2013 NUMARASI : 2013/67-2013/443 Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescili davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması davalı-(karşı davacı) vekili tarafından istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davalı-karşı davacı asil C. Ç..ile vekili Av.K. H.. geldiler. Aleyhine temyiz olunan davacı-karşı davalı asil T.. Ş.. ile vekili Av. S. Ç..geldiler. Gelen asiller ile vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; davalının, dava dışı arsa sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye dayanarak 8 parseldeki arsa üzerinde gerçekleştirilecek dükkan ve dairelerin bir kısmına malik olacak davalının, mali yükün altından tek başına kalkamayacağından davacı ile 27.09.2007 tarihli inşaat ortaklığı sözleşmesi imzaladıklarını ve 8 parselde yapılacak inşaata gelir ve giderler olmak üzere %50 ortak olmayı kararlaştırdıklarını, daha sonra 19.11.2008 tarihinde imzalanan sözleşmenin mevcut olduğunu, davalının taraflar arasındaki bu sözleşmeler uyarınca bir kısım dairelere ilişkin ½ hissenin davacı adına tapu tescillerini yapmadığını belirterek; bodrum kat 15 nolu, zemin kat 1 nolu, 4.kat 9 nolu, 6.kat 14 no'lu bağımsız bölümlerin ½ hissesinin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini veya şimdilik 350.000 TL değerinin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevabında; davacının sermaye olarak üstlendiği 250.000 TL'yi ödemediğini, kendi edimini yerine getirmeden davalıdan talepte bulunamayacağını, % 75 'i tamamlanan inşaatın tüm giderlerini davalının karşıladığını, bundan sonraki ödemelerinin kabul edilmeyeceğini, sözleşmede tek yanlı fesih yetkisine dayanarak feshettiklerini, davacının talebinin reddini dilemiş, "karşı davada ise"; sermaye payı olan 250.000 TL'nin ödenmesi koşuluyla davacıya(k.davalı) 13 no'lu bölümün tamamının 19.11.2008 tarihli sözleşme ile devredildiği, ancak ödeme gerçekleşmediği belirtilerek, 13 no'lu bağımsız bölümün k.davalı adına olan tapu kaydının iptali ile karşı davacı adına tescili, olmazsa 250.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; tarafların aralarında dava konusu inşaatı birlikte yapmak amacıyla adi ortaklık yaptıkları, davacının sözleşme gereğince ortaklığa koyması gereken sermayeyi 13 no'lu daireyi satın almak ve davalı şirkete şirketin mal aldığı yerlere ödemeler yapmak suretiyle ödediği, tarafların 27.09.2007 tarihinde ilk ortaklık sözleşmesini yaptıktan sonra 19.11.2008 tarihinde ikinci kez sözleşme yaparak ortaklık iradelerini teyit ettiği, davacının ortaklık payına hak kazandığı gerekçe gösterilerek, davanın kabulü, karşı davacı davasını i Ispatlayamadığından karşı davanın reddine karar verilmiştir. Hükmü, davalı vekili temyiz etmektedir. avacı ile davalı arasında dava dışı üçüncü şahsa ait arsa üzerinde inşaat yapımına ilişkin bir adi ortaklık kurulduğu ve bu nedenle aralarında sözleşme düzenlendiği, tüm masraflara ve müteahhite düşecek dairelerin satışından elde edilecek kâr ve zararın da % 50 oranında taraflar arasında paylaşılacağı kararlaştırılmıştır. Taraflar daha sonra 19.11.2008 tarihli bir sözleşme daha düzenleyerek müteahhide düşen dairelerden 2 nolu dairenin davalı, 13 nolu dairenin ise davacıya ait olacağını kararlaştırmış ve bu anlaşmaya uygunda tapu da tescil işlemi gerçekleşmiştir. Tarafların aralarında bu ortaklığın devamı sırasında uyuşmazlık çıktığı, inşaatın yargılama aşamasında idareci ortak olan davalı tarafından tamamlandığı mahkemece yapılan 25.12.2013 tarihli keşifte anlaşılmıştır. Bu tarihten önce ortaklığın fesih ve tasfiye edildiği ispatlanamamış, bilirkişi raporundan da, inşaatın tamamlanmış olduğu belirtildiğine göre ortaklığın amacına ulaşıldığının kabulü gerekir. Bu nedenle de ortaklığın fesih ve tasfiyesi gerekir. Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın veya kar payının talep edilmesi; aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, mahkemece; 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Zira, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. (TBK. 620/1 md.) Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nun 639.maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.". Aynı yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise " Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623.maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; yukarıdaki yasa hükümlerine göre, öncelikle, ortaklık sözleşmesinde bu hususta hüküm bulunup bulunmadığına bakmak, hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılmasını sağlamak; böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemelerini istemek; bu konuda anlaşamamaları halinde ise hakim tarafından tasfiye işlemini gerçekleştirecek (ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir veya üç kişiyi) tasfiye memuru olarak re'sen atamak olmalıdır. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Hal böyle olunca, mahkemece; ortaklığın tasfiyesi için ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle, ortaklığın harcamalarıyla ilgili yönetici ortaktan hesap istenmeli, hesap listesinin verilmemesi halinde yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli, hesap listesinin üzerinde uyuşmazlık çıkması halinde taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, ortaklığa ait tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan, ortaklığın tüm aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra konusunda uzman bilirkişi ya da bilirkişi kurulu aracılığıyla verilen hesap listesinin sunulan belgeler ile inşaatta yapılan imalatlarla uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetim sağlanmalı, ortaklığa kalan bağımsız bölüm ve dairelerin, karar tarihine en yakın tarih itibariyle değeri belirlenmeli, ortaklığın varsa üçüncü kişilere veya kurumlara olan borçları ortaklığın aktifinden mahsup edilmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla, ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun 2, 13 ve 8 no'lu bağımsız bölümler dışında ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli, bu aşamalardan sonra, tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim (HMK.297 madde uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm kurulmalıdır. Ayrıca, davacının sermaye payını ödeyip ödemediği, harcamalara katılıp katılmadığı da yöntemine uygun araştırılmalıdır. Adi ortaklıkta ortaklardan birinin sermaye koyma borcunu yerine getirmediği, yine harcamalara katılması gerekirken katılmadığı sabit olsa dahi bu hususlar, ortaklığın tasfiyesine engel değil, tasfiye sırasında gözetilmesi gereken bir durum olarak değerlendirilmelidir. Mahkemece, açıklanan yöntem izlenerek adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA,Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

Ortaklar tasfiye işlerini yürütmek üzere kendi aralarında tasfiye görevlisi tayin edebilirler. Türk Borçlar Kanunu'nun 644. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bu hususta anlaşma sağlanamaması halinde, ortaklardan her biri hâkimden tasfiye görevlisi atanmasını isteyebilir. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin uyuşmazlıklar ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme kavuşturulur. Yargıtay kararlarına göre mahkeme tasfiyede öncelikle sözleşmede tasfiye usulü hükmü bulunup bulunmadığını inceler; hüküm yoksa ortaklardan anlaşarak belirlemelerini ister, ortakların anlaşamaması halinde ise faaliyet alanına göre uzman bir veya üç kişiyi re'sen tasfiye memuru olarak görevlendirir.

Yargıtay Kararlarında Üç Aşamalı Tasfiye Süreci

Tasfiye işlemleri, hâkim tarafından öngörülecek ve uyuşmazlığın mahiyetine göre uzatılıp kısaltılabilecek üçer aylık dönemler halinde, tasfiye memuru tarafından üç aşamada yürütülür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/10535, K. 2014/15088Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2014/10535 E.  ,  2014/15088 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 15.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/12/2013 NUMARASI : 2011/554-2013/697 Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-men'i müdahale-ecrimisil davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması taraf vekillerince istenilmekle; taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz eden davacı-birleşen dosya davalısı vekili Av.A. İ.. geldi. Davalı-birleşen dosya davacısı vekili Av.A.. İ.. geldi. Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli gün ve saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; tarafların kardeş olduklarını 1995 yılından beri müşterek hareketle tekstil artıklarını toplayarak bunların satışını yapmak üzere birlikte ticaret yaptıklarını, tam bir adi ortaklık başladığını, bu ortaklığın dışarıya karşı ve resmi makamlar nezdinde temsilinin davalı tarafından yürütüldüğünü, ortaklık geliri ile birçok taşınmaz edinildiğini, 2008 yılında davalının ortaklık geliri ile Bağcılar'daki bir dubleks daire satın aldığının müvekkili tarafından öğrenilmesinden sonra çıkan anlaşmazlık sonucu ortaklığın bozulduğu, aile meclisi huzurunda kararlaştırılarak tasfiye konusunda mutabık kalmalarına rağmen, davalının temlikten imtina ettiğini ve müvekkilini çıkartma gayretinde olduğu (davalı adına kayıtlı bulunan ancak davacının halen ikamet ettiği) Kartal-Samandıra 7548/6 parseldeki taşınmazın ½ hissesinin iptaline ve bu hissenin davacı adına tescilini, bu mümkün olmadığı taktirde ½ hissesi değerince tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevabında; hiçbir zaman taraflar arasında adi ortaklık tesis edilmediğini davacının, davalının yanında sigortalı işçi olarak çalıştığını, 2008 yılında iş aktinin feshedilmediğini; adi ortaklık kabul edilse dahi gizli ortağın ayni talepte bulunamayacağını, sadece kar payı talep edebileceğini, davacının koyduğu sermayeyi kanıtlayamadığını, ayrıca bu talebin zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddini dilemiştir. Birleşen davasında ise; 6 parselde sözlü kira akti ile oturan birleşen davalının hakkında açtıkları tahliye davasının reddedildiğini belirterek, 23.03.2010-23.05.2011 tarihleri için 8.400 TL ecrimisilin tahsili ile fuzuli şagil olan davalının taşınmazdan tahliyesini talep etmiştir. Mahkemece; taraflar arasında gizli bir adi ortaklık ilişkisi bulunduğu, 6 parselde satın alınan taşınmazın ortaklık gelirini paylaştırmadan davalı tarafından kendi nam ve hesabına satın alındığı, davacının yaşı itibariyle binanın alımına katkısı bulunmadığı, ancak arsanın alımına katkısı olabileceği gerekçe gösterilerek; asıl davadaki tapu iptali-tescil talebi reddedilmiş, açıklanan gerekçe ile arsanın dava tarihindeki değerinin 1/2'si olan 151.068 TL'nin davalıdan tahsiline hükmedilmiştir. Birleşen dava yönünden ise; birleşen davalının, davacının tapu ile maliki bulunduğu taşınmaza haklı neden olmadan tasarrufta bulunduğu, arsanın alımında birleşen davalının katkısı ve adi ortaklık nedeniyle 151.068 TL alacağın kendisine ödenmesi kaydı ile müdahalenin önlenmesine karar verilmesi ve ecrimisil talebinde haklı olduğu gerekçe gösterilerek; 151.068 TL alacağın ödenmesi kaydıyla davalının 6 parseldeki taşınmaza müdahalesinin önlenmesine, 7.818,14 TL ecrimisilin davalıdan tahsiline hükmedilmiştir. Hükmü, taraf vekilleri temyiz etmektedir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine, ayrıca tarafların temyiz taleplerinin kapsamına göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. Somut olayda; kardeş olan tarafların arasındaki adi ortaklık ilişkisi bulunduğu, 2008 yılında bu ilişkinin sonlandığı, davalının dışa karşı resmiyette ortaklığın temsilcisi olduğu anlaşılmaktadır. Davacı ortaklık gelirleri ile alındığı halde davalı adına tescil edilen 6 parseldeki taşınmazdaki ½ payını talep etmekte, davalı ise birleşen davasında aynı taşınmaza davalının müdahalesinin önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunmuştur. Ortaklık geliri henüz taksim edilmeden onun üzerinde bütün ortakların iştirak halinde mülkiyet hakları vardır. Bir ortak, ortaklık gelirini paylaştırmadan kendi nam ve hesabına, yani kendi yararına bir taşınmaz satın almış olsa bile, BK.530 (TBK.630) md.gereğince vekaleti olmadan diğer ortaklar namına tasarrufta bulunmuş sayılır ve BK.414 (TBK.530) md.gereğince diğer ortaklar yapılan işten hasıl olan faydaları temellük hakkına sahiptirler. Resmi şekil şartı ancak, tapulu bir taşınmazın mülkiyetinin sermaye olarak ortaklığa konulması için aranır. (HGK.1991/13-76 E.- 1991/199 K.) Taraflar arasında bir adi ortaklık bulunmasına göre, dava ve birleşen davadaki taleplerin ortaklığın tasfiyesi aşamasında değerlendirilmesi ve adi ortaklığın son bulduğunun kabulü gerekir. Ortaklık son bulduğuna göre tasfiyenin de mahkemece bizzat yapılması gerekir. Bu nedenle, birleşen davaya konu 6 parsele ilişkin ecrimisil ve müdahalenin önlenmesi talebini ise; davaya konu parselin adi ortaklığa tabi olması nedeniyle gerçekleştirilecek tasfiye işlemi sonucunda hasıl olacak duruma göre değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup, hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Bu durumda mahkemece, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 642.madde ve devamı hükümlerince tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1.maddesine göre; Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Tasfiye usulünü düzenleyen TBK'nun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi halinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklarda dahil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları halinde, ortaklardan herbiri, tasfiye görevlisinin hakim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliği ile verilmiş bir karar yoksa, tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri gözönünde tutularak hakim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır." Tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği malvarlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK.nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan herbirinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK.nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır. Mahkemece; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davacı taraf için duruşma tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre takdir edilen 1.100 TL vekalet ücretinin yekdiğerinden alınıp yekdiğerine verilmesine ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Birinci aşamada, ortaklığın sona erdiği tarih itibarıyla ortaklığın aktif ve pasifiyle birlikte tüm malvarlığı tespit edilir. Yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir döküm istenir; hesap listesinin verilmemesi yönetici ortağın hesap vermekten kaçındığı anlamına gelir. Verilen hesapta uyuşmazlık çıkarsa tarafların delilleri toplanır, uzman bilirkişi incelemesiyle kayıtların imalat ve belgelerle uyumu denetlenir ve düzenlenen malvarlığı bilançosu itirazların incelenmesi amacıyla taraflara tebliğ edilir.

İkinci aşamada, ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemleri icra edilir. Bu işlemler Türk Medenî Kanunu'nun 634 ve devamı maddelerinde düzenlenen resmî tasfiye hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle gerçekleştirilir; ortaklık malları fiilen mevcut değilse değerleri bilirkişi marifetiyle belirlenir.

Üçüncü aşamada, tasfiye işlemleri sonucu oluşan değerden öncelikle ortaklığın borçları karşılanır. Ardından ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar, ortaklık için yaptığı giderler ve koyduğu katılım payı iade edilir. Bakiye bir miktar kalırsa kazanç, varlıkların borç ve giderler ödendikten sonra katılım paylarını karşılamaya yetmemesi halinde ise zarar saptanarak son bilanço düzenlenir. Hâkim, bu sonuç bilançosunu esas alarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesine uygun biçimde hüküm kurar.

Ortakların Özen, Hesap Verme ve Kusur Sorumluluğu

Türk Borçlar Kanunu'nun 628. maddesinin birinci fıkrası uyarınca her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür. Ortaklık işlerini bir ücret karşılığı yürüten ortak ise vekâlet hükümlerine göre sorumlu tutulur. Kanunda veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabidir. Yönetici ortaklar yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlü olup, hesap döneminin uzatılmasına yönelik sözleşme hükümleri kesin hükümsüzdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 628Kaynağı aç
MADDE 628- Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür. Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür. Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre sorumlu olur. VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 630Kaynağı aç
MADDE 630- Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir. Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın, ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır. Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır. 2. Ortaklık işlerini inceleme

Her ortak diğer ortaklara karşı kendi kusuruyla verdiği zararları gidermekle yükümlüdür; bu zararları başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı bulunmamaktadır. Kusuru nedeniyle ortaklık işinin aksamasına veya feshedilmesine yol açan ortak, ortaklığa verdiği zarardan sorumlu olur.

Ortaklık geliri taksim edilmeden önce bu gelir üzerinde tüm ortakların elbirliği mülkiyeti bulunur. Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan ortağın iş görmesi veya yönetici ortağın yetkisini aşarak ortaklık gelirini paylaştırmadan kendi adına tasarrufta bulunması ya da kiraları toplaması, Türk Borçlar Kanunu'nun 630 ve 530. maddeleri uyarınca vekâletsiz iş görme hükümlerine tabidir. İşsahibi konumundaki diğer ortaklar işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; bu kapsamdaki ecrimisil ve müdahalenin men'i istemleri tasfiye sonucuna göre karara bağlanır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 530Kaynağı aç
MADDE 530- İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. III. İşin işsahibi tarafından uygun bulunması hâlinde

Adi ortaklıkta ortaklardan birinin taahhüt ettiği sermaye koyma borcunu yerine getirmemiş olması veya harcamalara katılmaması ortaklığın tasfiyesine engel oluşturmaz; bu durum tasfiye hesabı sırasında gözetilir.

İnşaat Ortaklıklarında Değerleme ve Usuli İlkeler

İnşaat yapımına özgülenen adi ortaklıklarda masraflar ve bağımsız bölümlerin satışı hususunda uyuşmazlık bulunması halinde inşaat maliyeti, idari birim fiyatlarına göre değil, yapıldığı tarihteki olağan rayice göre belirlenir. Ortaklık bünyesinde kalıp satılmayan bağımsız bölümlerin değerlemesinde ise karar tarihine en yakın tarihteki piyasa rayici esas alınır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2014/13639 Esas ve 2015/1168 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, ilk derece mahkemesi kararının davacı tarafından temyiz edilmeyip yalnızca davalı tarafından temyiz edilmesi durumunda, bozulan tutarla sınırlı olarak davalı lehine usuli kazanılmış hak doğar. Mahkemece bozma kararına uyulduktan sonra usuli kazanılmış hak nazara alınmadan davalı aleyhine ilk hükümdeki tutarın üzerinde tahsile karar verilemez.

Adi ortaklıkta kâr payı veya zarar talep edilmesi ortaklığın tasfiyesini gerektirir mi?

Evet, bir ortağın sermaye payını, ortaklık faaliyetinden doğan kâr payını veya uğranılan zararı talep etmesi aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyesini de kapsar; mahkemece uyuşmazlık bu çerçevede çözümlenir.

Sermaye borcunu ödemeyen ortağın varlığı tasfiye yapılmasına engel midir?

Hayır, ortaklardan birinin sermaye koyma borcunu ifa etmemesi veya masraflara katılmaması tasfiyeye engel oluşturmaz; bu husus tasfiye memurunca düzenlenen hesap cetvelinde gözetilir.

Tasfiye görevlisine ödenecek ücret nasıl tespit edilir?

Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede hüküm veya ortakların oybirliği kararı yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ve ortaklık malvarlığının geliri gözetilerek hâkim tarafından belirlenir; ücret ortaklık malvarlığından, yetersiz kalırsa ortaklardan müteselsilen tahsil edilir.

Ortaklar tasfiye usulünde anlaşamazsa mahkeme tasfiye memurunu nasıl atar?

Mahkeme tasfiyede öncelikle sözleşme hükmü arar; hüküm bulunmadığında ortaklara anlaşarak belirleme imkânı verir, ortakların anlaşamaması durumunda ise faaliyet alanına göre uzman bir veya üç kişiyi re'sen tasfiye memuru olarak atar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu