TTK m. 122 Kapsamında Acentenin Denkleştirme Talebi

by Avukat Erdal Ersoy
TTK m. 122 Kapsamında Acentenin Denkleştirme Talebi

Denkleştirme istemi; acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra acentenin kendi gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilin yararlanmaya devam etmesi ve acentenin bu olanaktan yoksun kalması sebebiyle uğradığı kaybın telafisine yöneliktir. Doktrinde müşteri tazminatı, portföy tazminatı veya portföy akçesi olarak da anılan bu talep, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde bağımsız bir kurum olarak düzenlenmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/16850, K. 2015/3124Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/16850 E.  ,  2015/3124 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 03/07/2014 tarih ve 2014/186-2014/266 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi …. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 19/08/2003 tarihinde, sözleşme yapma ve prim tahsil etme yetkisine haiz acentelik sözleşmesi yapıldığını, müvekkilinin sözleşme süresince yetki sınırları içinde davalıyı tanıtıcı faaliyet ve girişimlerde bulunduğunu, davalının nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık edildiğini, ticari itibar ve portföyünün davalı sigorta şirketi lehine kullanıldığını, davalının tanınırlığını ve marka bilinirliğini, arttırdığını, davacının bu faaliyetleri, davalının müşteri sayısını ve poliçe üretimini arttırdığını, davalı tarafın herhangi bir uyarı yapmaksızın davacının poliçe düzenlememesi için bilgisayar sisteminin girişini ekran karartmak suretiyle engellendiğini, daha sonra da 06/7/2007 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin maddi ve manevi kayba uğradığını, haksız fesih ile davalıya önemli menfaatler sağlandığını, davacının oluşturduğu ekonomik değer taşıyan veya ekonomik değere dönüştürülebilecek olgulardan (marka tanınırlığı, portföy, ticari itibar) faydalanmaya devam ettiğini, bu nedenlerle 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesiyle davacıya tanınmış olan portföy tazminatının hesaplanarak hüküm altına alınmasının gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 15.000 TL portföy tazminatının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 15/11/2011 tarihli dilekçesi ile dava değerini 64.451 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili, sözleşmenin haklı nedenlerle feshedildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalı tarafça yapılan feshin haksız fesih olduğu, davacının bu fesih nedeniyle portföy tazminatına hak kazandığı, bu miktarın da 64.451 TL olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 64.450 TL'nin (bu miktarın 15.000 TL'sine dava tarihinden, 49.450 TL'sine ıslah tarihi olan 15.11.2011 tarihinden itibaren uygulanacak) değişen oranda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, gerek uyuşmazlık konusu acentelik sözleşmesinin yapıldığı tarih, gerekse dava tarihi esas alındığında somut olaya 6762 sayılı TTK'nın uygulanmasının gerekmesine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı, portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasında 19.08.2003 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, 06.07.2007 tarihli ihtarname ile davalının sebep göstermeden akdi feshettiğini karşı tarafa bildirdiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yapılan yargılama ve toplanan kanıtlardan, davalının savunmasında bildirdiği fesih sebeplerinin yerinde olmadığı, sözleşmeyi haksız şekilde feshettiği ortaya çıkmıştır. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde davacı lehine portföy tazminatına hükmedilmiştir. Ancak, portföy tazminatı bakımından yapılan değerlendirme yerinde görülmediği gibi, bu yönüyle hükme temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli değildir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olaydan sonra yargılama sırasında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, dava konusu uyuşmazlığa uygulanan mülga 6762 sayılı TTK'nın sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, anılan Kanun'un 134. maddesinde muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. Fesihten sonraki tazminat alacağı bu şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Somut olayda hesaplama yapılırken, davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Bu durum karşısında, davalı vekilinin, rapora yönelik itirazları üzerinde durulup, portföy tazminatı isteminin buna göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde fesihten bir önceki yılın aynı döneminde elde edilen komisyon alacağına göre hesap yapan bilirkişi raporuna dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2791, K. 2017/6770Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/2791 E.  ,  2017/6770 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 22/10/2014 gün ve 2014/380 – 2014/300 sayılı kararı onayan Daire'nin 18/11/2015 gün ve 2015/4102 – 2015/12210 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili, taraflar arasında 20.08.2009 tarihinde belirsiz süreli bir acentelik sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmenin 02.02.2012 tarihinde davalı … şirketi tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ve sözleşmede belirtilen ihbar süresine uyulmaksızın feshedildiğini, fesih işlemi sonucunda müvekkilinin ciddi bir ticari itibar ve … kaybına uğradığını ileri sürerek, yoksun kalınan kâr ve denkleştirme işlemi (… tazminatı) sebebiyle şimdilik 1.000 TL maddi ve 1.000 TL manevi tazminatın fesih tarihinden itibaren işletilecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında maddi tazminat talebini 26.510,50 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 26.510,50 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır. Davalı vekili bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1- Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davalı tarafça haksız feshedildiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen aşağıdaki bent dışında kalan sair karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir. 2- Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı, yoksun kalınan kâr ve … tazminatı ile manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek … tazminatına hükmedilmiş, sair talepler reddedilmiştir. Ancak, hükme temel alınan bilirkişi raporu karar vermeye elverişli değildir. Genel olarak … tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda sözleşmenin feshinden sonra yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "… tazminatı", "… akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, mülga 6762 sayılı TTK'nın sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, anılan Kanun'un 134. maddesinde muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. Fesihten sonraki tazminat alacağı bu şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin …ü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Somut olayda hesaplama yapılırken, davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin …ünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği … tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Bu durum karşısında, taraf delilleri de nazara alınarak … tazminatı isteminin açıklanan şekilde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde fesihten geriye doğru iki yıl içinde davacı tarafından elde edilen brüt kâra göre hesap yapan bilirkişi raporuna dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiğinden davalı vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulüyle Dairemizin 18/11/2015 tarihli 2015/4102 Esas 2015/12210 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerden dolayı, davalı vekilinin sair karar düzeltme isteklerinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Dairemizin 18/11/2015 tarihli 2015/4102 Esas – 2015/12210 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yerel mahkeme hükmünün BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 30/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/116, K. 2018/1794Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/116 E.  ,  2018/1794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın reddine dair verilen 30.12.2010 tarihli ve 2006/470 E. 2010/817 K. sayılı karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17.04.2013 tarihli ve 2011/5440 E. 2013/7505 K. sayılı kararı ile: “…Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin 07.04.2006 tarihinde davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin devamı sırasında davalı şirket adına müvekkilince hayat sigortalarının düzenlendiğini ve bu sigortalar nedeniyle müvekkilinin 10 yıl süre ile dönüşüm komisyonu alacağına hak kazandığını, talep edilmesine rağmen davalının bu borcunu ödemediğini ileri sürerek, 20.000 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.12.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 145.641,92 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, davacının taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi hükümlerini ihlal ettiğini ve sözleşmenin müvekkilince haklı nedenlerle feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı acentenin Haziran-Eylül 2004 dönemine ilişkin toplam 125.000 TL tutarındaki primleri davalıya devretmediği, alacağını tahsil amacıyla davalı tarafın, davacının sözleşmeye aykırı bu davranışı nedeniyle derhal sözleşmeyi feshetmediği, ancak sonrasında da davacı acentenin, sözleşmeden doğan davalı sigorta şirketinin menfaatlerini koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği, müşteri ilişkilerine dikkat etmediği, mükerrer prim tahsil ettiği, müşterilerin bilgisi dışında hayat sigortası poliçeleri düzenlediği, dolayısıyla davalı şirketin itibarını sarstığı, davacının devamlılık arzeden sözleşmeye aykırı davranışlarının diğer taraf için sözleşmeyi çekilmez hale getirdiği, davalının acentelik sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, acentelik sözleşmesine dayalı dönüşüm komisyonu alacağının tahsili istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında 23.07.2002 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, 2004 yılının Haziran ile Eylül ayları arasında davacı tarafından tahsil edilen toplam 125.000 TL primin davalı tarafa intikal ettirilmediği ve bu nedenle davacı tarafın söz konusu meblağın ödenmesine ilişkin davalıya taahhütname verdiği, davalı tarafın da bu taahhütnameyi kabul ettiği ve acentelik sözleşmesini sürdürdüğü uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, acentelik sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Davalı taraf, davacının kendisine hitaben düzenlediği 05.10.2004 tarihli taahhütnameyi ve bu taahhütname uyarınca yapılan ödemeleri kabul ettiğinden artık bu taahhütnameye konu işlemlere davalının icazet verdiğinin kabulü gerekmektedir. Diğer bir deyişle, davalı tarafın bu taahhütnamenin verilmesinden önceki davacı işlemlerine dayalı olarak söz konusu acentelik sözleşmesini feshetmesi halinde, bu feshin haklı bir fesih olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Davacının davalı şirketin menfaatlerini korumadığının, müşteri ilişkilerine dikkat etmediğinin, mükerrer prim tahsil ettiğinin, müşterilerin bilgisi dışında hayat sigortası poliçeleri düzenlediğinin müşteri şikayet dilekçelerinden anlaşıldığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de davacı taraf söz konusu müşteri şikayetlerinin 05.10.2004 tarihinden önce düzenlenen poliçelere ve yapılan işlemlere ilişkin olduğunu iddia etmiş olmasına rağmen mahkemece bu konuda bir araştırma yapılmamış, davacı iddiaları değerlendirilmemiştir. Bu itibarla, mahkemece davalıya gönderilen müşteri şikayetlerine konu olayların hangi işlemlere ve poliçelere yönelik olduğunun tespit edilmesi, bu şikayetlerin 05.10.2004 tarihli taahhütnameden önceki döneme ilişkin olduklarının tespit edilmesi halinde sözleşmenin feshi için haklı neden oluşturmayacaklarının gözetilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir…" gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshi iddiasına dayalı ileriye yönelik dönüşüm komisyonu alacağı (portföy tazminatı) istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 23.07.2002 tarihinde imzalanan acentelik sözleşmesinin 07.04.2006 tarihinde davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin devamı sırasında davalı adına müvekkilince hayat sigortalarının düzenlendiğini ve bu sigortalar nedeniyle müvekkilinin 10 yıl süre ile dönüşüm komisyonu alacağına hak kazandığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000,00TL'nin ticari reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.12.2010 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 145.641,92TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili; müvekkili şirketin acentesi olan davacının sözleşme süresi içinde poliçeleştirilmiş üretimi müteakip ödemeler olan toplam 125.000,00TL'yi müvekkiline ödemeyerek zimmetine geçirdiğini, sigortalıların bilgi ve talepleri dışında hayat poliçeleri düzenleyerek mükerrer prim tahsil etmek suretiyle müvekkili şirketin itibarını zedelediğini ayrıca davacının üretim ve prim-hasar oranı incelendiğinde üretimin düşük ve kârın ekside olduğunun belirlendiğini, dolayısıyla müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini ve sözleşmenin feshine kusurlu davranışları ile sebep olan acentenin sözleşme gereğince tazminat talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacı acentenin Haziran-Eylül 2004 dönemine ilişkin toplam 125.000,00TL tutarındaki primleri davalıya devretmediği, davalı tarafın alacağını tahsil amacıyla davacının sözleşmeye aykırı bu davranışı nedeniyle derhal sözleşmeyi feshetmediği, ancak sonrasında da davacı acentenin sözleşmeden doğan davalı sigorta şirketinin menfaatlerini koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği, müşteri ilişkilerine dikkat etmediği, mükerrer prim tahsil ettiği, müşterilerin bilgisi dışında hayat sigortası poliçeleri düzenlediği, dolayısıyla davalı şirketin itibarını sarstığı, davacının devamlılık arzeden sözleşmeye aykırı davranışlarının davalı taraf için sözleşmeyi çekilmez hâle getirdiği, bu nedenle davalının acentelik sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece; müşteri şikâyetlerinin ve acentenin genel müdürlüğe yazdığı hatalı işlerin düzeltilmesi yazısının 05.04.2004 tarihli tutanaktan önce düzenlenen poliçelere ait olduğu, bu şikâyetler yönünden tutanakla icazet verildiği ve bu şikâyetlerin fesih sebebi olarak gösterilemeyeceği ileri sürülebilir ise de; kararda tutanaktan önceki şikâyetlerin haklı fesih nedenine gerekçe olarak alınmadığı, müşteri Ümmet Yeşilyurt'un şikâyetine konu poliçenin ise tutanaktan sonra 15.10.2004 tarihinde düzenlendiği, bu işlemin dahi tek başına itibar sarsıcı nitelikte eylem vasfında olduğu ve davacının 05.10.2004 tarihli tutanakla kendisine sunulan imkândan yararlanması ve TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kurallarına uygun olarak tüm hatalı işlem ve eylemlerine son vermesi gerekirken aksine yeni müşteri şikâyetine sebebiyet vermesinin davalı açısından sözleşmenin çekilmez hâle gelmesine yol açtığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshedilip edilmediği ve buradan varılacak sonuca göre davacının yaptığı hayat sigortalarından ileri yönelik dönüşüm komisyonu alacağı (portföy tazminatı) talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için “portföy tazminatı” kavramının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Zira davacı tarafından talep edilen ileriye yönelik dönüşüm komisyonu alacağı talebi doktrin ve uygulamada niteliği gereği portföy tazminatı olarak kabul edilmektedir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişkinin devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden müvekkilinin hâlen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 Sayılı TTK) 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, fesih tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmediği gibi fesih tarihinde yürürlükte bulunan Sigorta Murakabe Kanununda da bu konuda özel bir düzenleme mevcut değildir (Kaya, Arslan; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2015, s. 816). 6102 sayılı TTK’nın 122/3 maddesi gereğince, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Yine fesih ve dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16. maddesi gereğince, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması hâlinde tazminat hakkı düşecektir. Yukarıda anılan hükümler fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunmadığı için somut olaya uygulanamayacaktır. Ancak, fesih tarihinde yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK’nın 134. maddesinde fesihten sonraki komisyon alacağı, tazminat borcu başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre, acente ancak, sözleşmenin haksız olarak feshedilmesi veya ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin feshi hâlinde, başlanmış işlerin tamamlanmamasından dolayı uğradığı zararın tazminini isteyebilmesi mümkündür. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise ancak, ölüm, iflas veya hacir altına alınma sebebiyle sözleşmenin sona ermesi hâllerinde acentenin münasip bir tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü gibi tazminat talep edebilme hakkı hem yürürlükteki mevzuat hem de mülga mevzuatta ancak fesihte kusurlu bulunmayan acente veya haleflerine tanınmıştır. Başka deyişle, mevzuatta sözleşmenin feshine kusurlu davranışlarıyla neden olan acentenin tazminat adı altında komisyon alacağını tahsil edebileceğine ilişkin bir düzenleme mevcut değildir. O hâlde, tüm bu açıklamalar karşısında bir acentenin kendi döneminde oluşturulan ve uzun süren sigorta sözleşmelerinden dolayı sigorta ettiren tarafından sigortacıya ödenen primler bakımından acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra mahrum kaldığı komisyon ücretlerinden dolayı muhik bir tazminat isteyebilmesi için sözleşmenin feshinde bir kusurunun bulunmaması gerekir. Yukarıda verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, taraflar arasında 23.07.2002 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, 2004 yılının Haziran ile Eylül ayları arasında davacı tarafından tahsil edilen toplam 125.000,00TL primin davalı tarafa intikal ettirilmediği, bu nedenle davacı tarafın söz konusu meblağın ödenmesine ilişkin davalıya taahhütname verdiği, davalı tarafın da bu taahhütnameyi kabul ederek acentelik sözleşmesini sürdürdüğü, bu şekilde taahhütnameye konu işlemlere icazet verdiği görülmekte ise de, davacının taahhütnameden sonra da davalı müvekkilinin itibarını sarsan hareketlere devam ettiği dosya kapsamında bulunan şikâyet dilekçesi ile anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca; davacının 05.10.2004 tarihli taahhütname ile kendisine sunulan imkândan yararlanması ve Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde düzenlenen objektif iyi niyet kurallarına uygun olarak tüm hatalı işlem ve eylemlerine son vermesi gerekirken, bunun aksine yeni müşteri şikayetine sebebiyet verdiği gözetildiğinde, davacının kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olduğunun ve davalının sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinin kabulü gerekir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 05.10.2004 tarihli taahhütname sonrasında verilen şikâyet dilekçesine konu poliçenin getirtilerek şikâyetçinin iddialarının ve şikayete konu poliçeyle ilgili ne işlem yapıldığının araştırılması gerektiği, direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 440. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 27.11.2018 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/14742, K. 2015/1224Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/14742 E.  ,  2015/1224 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada (Kapatılan) Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 01/04/2014 tarih ve 2013/264-2014/71 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 02.04.2002 tarihinde imzalanan Acentelik Sözleşmesi’nin davalı tarafın 06.09.2010 tarihli haksız feshi ile sona erdiğini, davalı şirketin müvekkili acentenin oluşturmuş olduğu müşteri çevresinden herhangi bir karşılık ödemeden yararlanmış olması nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu, sözleşmenin feshinden sonra müvekkilince davalı şirkete bu yönde yapılan sözlü talebin davalı tarafça kabul edildiğini, ancak ödeme yapılmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 1.000,00 TL denkleştirme tazminatının sözleşmenin feshi tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, TTK'nın 122/4. maddesi hükmüne göre dava konusu tazminatın sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde talep edilmesinin gerektiği, ancak sözleşmesinin 06.09.2010 tarihinde sona ermiş olmasına rağmen davanın 08.10.2013 tarihinde açılmış olduğunu, bu nedenle davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin gerektiğini, davacı tarafça denkleştirme tazminatına yönelik sözlü talepte bulunulmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK'nın 122/4. maddesi hükmüne göre, davalı tarafça sözleşmenin feshedildiği 06.09.2010 tarihinden sonra davacı tarafça bir yıllık süresi içinde somut davanın açılmadığı, davalı tarafça da yasal süresinde zamanaşımı itirazının ileri sürülmdüğü gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle portföy tazminatı istemine ilişkin olup, davalı vekilinin süresinde zaman aşımı definde bulunması nedeniyle mahkemece 6102 sayılı TTK'nın 122/4 maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü süreden sonra açılan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde yer alan portföy tazminatı 6762 sayılı TTK'da karşılığı bulunmayan yeni bir madde olarak yer almıştır. Bu nedenle, somut olayda, uygulanması gereken 6762 sayılı Yasa'da özel bir zaman aşımı düzenlemesi bulunmamaktadır. 818 sayılı BK'nın 126/4 maddesi gereğince acentelik mukavelelerinden doğacak tüm davalar 5 yıllık zaman aşımına tabi olup, sözleşmenin feshi tarihi itibariyle de 818 sayılı BK ve 6762 sayılı TTK hükümleri yürürlükte bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 6. maddesi ve 6101 sayılı TBK Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5. maddesi gözönünde bulundurularak bir karar verilmesi gerektiği gibi, davacının portföy tazminatı dışındaki gelir kaybı ve komisyon alacağı hakkında da 1 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 04/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/16672, K. 2014/17367Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/16672 E.  ,  2014/17367 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA BATI ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/07/2013 NUMARASI : 2011/135-2013/257 Taraflar arasında görülen davada Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/07/2013 tarih ve 2011/135-2013/257 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11.11.2014 günü hazır bulunan asıl ve birleşen davada davacı vekili Av. C.. A.. ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Av. M.. Ş.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, ödenmemiş komisyon alacağı için 1.000.00 TL, geç ödenen ve alıkonulan komisyon alacağından kaynaklanan zarardan dolayı 1.000.00 TL, gelir kaybından dolayı 1.000.00 TL ve portföy tazminatı 667.252.42 TL'nin 01.01.2009 tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, yetkili mahkemenin sözleşmede belirtildiği üzere İstanbul mahkemeleri olduğunu, anılan sözleşmenin feshedildiğini, müvekkilinin alacağının bulunduğunu, sözleşme hükümlerine göre müvekkilinin sözleşmeyi feshedebileceğini, esasen davacının ihlali nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, başka sigorta şirketinin de acenteliğini yaptığının belirlendiğini, portföy veya başka adla tazminat istemeyeceğinin kararlaştırıldığını, bir alacağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, müvekkilinin sigorta acenteliği sözleşmesinden dolayı bakiye prim alacağının bulunduğunu ileri sürerek, 9.059.80 TL'nin avans faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddialar, savunmalar, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında sigorta acenteliği sözleşmesi imzalandığı, davalı-birleşen davanın davacısının bu sözleşmeyi gerekçe göstermeden feshettiği, cevap dilekçesinde fesih sebepleri arasında davacı-birleşen davanın davalısının başka sigorta şirketleriyle sözleşme imzalaması olarak gösterildiği, oysa davalı-birleşen davanın davacısının Ankara Bölgü Müdürlüğü'nün bu yönde 17.03.2009 tarihli açık muvafakat verdiği, sözleşmelerin bu tarihten sonra imzalandığı, esasen anılan sözleşmelerin Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, davalı-birleşen davanın davacısının buna karşı koymadığı, bir uyarısının bulunmadığı, ayrıca sözleşme döneminde porföyün geliştirilmediği gerekçesinin de yerinde olmadığı, bilirkişi raporuyla aksi durumun belirlendiği, sözleşmenin feshinin haklı olmadığı, sözleşmenin 07.07.2008 tarihinde imzalandığı ve 05.08.2010 tarihinde sona erdiği, bir yıllık portföy tazminatına hak kazandığı, birleşen davanın kabul edildiği, davacı-birleşen davalının diğer istemlerinin ispatlanmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, 672.252.42 TL'nin 5.000.00 TL'sine 24.05.2011 tarihinden, bakiyesine 25.04.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle tahsiline, diğer istemlerin reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, gerek uyuşmazlık konusu acentelik sözleşmesinin yapıldığı tarih gerekse dava tarihi esas alındığında somut olaya 6762 sayılı TTK'nın uygulanmasının gerekmesine göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Asıl dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı, tahakkuk eden komisyon alacağı ile komisyon alacağının geç ödenmesi nedeniyle uğranılan zararın, kâr kaybının ve portföy tazminatının, birleşen dava ise, ödenmeyen prim alacağının tahsili istemlerine ilişkindir. Taraflar arasında 07.07.2008 tarihinde bir yıl süreli acentelik sözleşmesi imzalandığı, anılan sözleşmenin 22. maddesinde sözleşmenin herhangi bir sebeple feshedilmemesi veya sona erme tarihinden bir ay önce ihtarname ile diğer tarafa devam edilmemesi arzusunun bildirilmemesi halinde kendiliğinden birer sene müddet için aynı şartlarla yenileceğinin kararlaştırıldığı, 14.07.2010 tarihli ihtarname ile davalı-birleşen davanın davacısının sebep göstermeden akdi feshettiğini karşı tarafa bildirdiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Yapılan yargılama ve toplanan kanıtlardan davalı-birleşen davanın davacısının savunmasında bildirdiği fesih sebeplerinin yerinde olmadığı, sözleşmeyi haksız şekilde feshettiği ortaya çıkmıştır. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde davacı-birleşen davanın davalısı lehine portföy tazminatına hükmedilmiştir. Ancak, portföy tazminatı bakımından yapılan değerlendirme yerinde görülmediği gibi bu yönüyle hükme temel alınan bilirkişi raporu da karar vermeye elverişli değildir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olaydan sonra yargılama sırasında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça 'denkleştirme istemi' olarak tanımlanan, doktrinde de 'müşteri tazminatı', 'portföy tazminatı', 'portföy akçesi' olarak da ifade edilen bu tür tazminat dava konusu uyuşmazlığa uygulanan mülga 6762 sayılı TTK'nın sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, anılan Kanunun 134. maddesinde muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukardaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. Fesihten sonraki tazminat alacağı bu şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigorta Kanunu'n 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Somut olayda hükmedilen portföy tazminatı, taraflar arasındaki sözleşmenin yürürlükte kaldığı süre itibariyle ortalama günlük net komisyon alacağı dikkate alınarak bir yıllık süreye göre tayin edilmiştir. Ancak, bu hesaplama yapılırken davacı-birleşen davanın davalısı acentenin, davalı-birleşen davanın davacısı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalı-birleşen davanın davacısının ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Bu durum karşısında, davalı-birleşen davanın davacısı vekilinin, bilirkişilerin uzmanlığı da dahil olmak üzere rapora yönelik itirazları üzerinde durulup, portföy tazminatı isteminin buna göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı-birleşen davanın davacısı yararına bozulması gerekmiştir. 3- Davacı-birleşen davanın davalısı vekili, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle ayrıca gelir kaybına uğradığını, bu kalem zararının da tahsiline karar verilmesini istemiş, mahkemece, haksız fesih halinde portföy tazminatı istenebileceği, bunun dışında zararın ispat edilemediği gerekçesiyle bu kalem istemin reddine karar verilmiştir. Ancak, bu değerlendirme de yerinde görülmemiştir. Zira, 2 numaralı bozma bendinde açıklandığı üzere, portföy tazminatı ile sözleşmenin süresinden önce haksız feshedildiği iddiasına dayalı ve müspet zarar kapsamındaki gelir kaybı zararı birbirlerinden tamamen farklı tazminat türleridir. Davacı-karşı davalı vekili, acentelik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshedildiğini, feshedilmeseydi gelir elde edeceğini, elde etmesi gereken gelirden mahrum kaldığını ileri sürmüştür. O halde, anılan istemin açıklanan ilkeler doğrultusunda irdelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle hüküm kurulması da yanlış olmuş, kararın davacı-birleşen davanın davalısı yararına bozulması gerekmiştir. 4- Ayrıca, kabul şekli bakımından da portföy tazminatı bakımından kısmi dava edilen miktara dava, ıslah edilen tutara ise ıslah tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmiştir. Ancak, davacı-birleşen davanın davalısı tüm alacak kalemlerinin ödenmesi bakımından, davalı-karşı davacıya 16.05.2011 tarihli ihtarname keşide etmiş olup, anılan ihtarname değerlendirilmeden yazılı şekilde temerrüt tarihinin belirlenmesi de doğru görülmemiş, kararın davacı-birleşen davanın davalısı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL vekalet ücretinin herbir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 11.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

6102 Sayılı TTK m. 122 Uyarınca Denkleştirme Talebinin Şartları

Acentenin müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinin ilk fıkrasında öngörülen şartların birlikte gerçekleşmesi aranır. Öncelikle taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin sona ermiş bulunması gerekir. İkinci olarak müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmeyi sürdürmesi şarttır. Üçüncü koşul, acentenin sözleşme ilişkisinin sona ermesi neticesinde, işletmeye kazandırdığı müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybetmesidir. Son olarak somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde ödemenin hakkaniyete uygun düşmesi aranır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 122Kaynağı aç
MADDE 122- (1) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. (2) Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır. (3) Müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. (4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. (5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır. III – Rekabet yasağı anlaşması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/5374, K. 2022/7179Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/5374 E.  ,  2022/7179 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 18.12.2020 tarih ve 2016/536 E. – 2020/723 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili şirketin Karasu ilçesinde davalı … şirketinin acentesi olarak faaliyet gösteren dava dışı …'ın tüm portföylerini 13/01/2005 tarihinde devralarak acentelik faaliyetlerini sürdürdüğünü ve davalı … ile 13.11.2009 tarihli yeni bir acentelik sözleşmesi imzaladığını, müvekkili şirketin acentelik sözleşmesi uyarınca çalışmalarını sürdürmekte iken acentelik sözleşmesinin müvekkili portföyünün ağırlıklı olarak kaza branşından oluştuğu 2011 ve 2012 yıllarına ilişkin dönemlerin teknik zararla sonuçlandığı ve gerçekleştirilen üretimin davalı şirket acenteleri üretim ortalama ve üretim hedeflerinden uzak olduğu iddiası ile feshedildiğini, acentelik sözleşmesinin hem kanuni sürelere uyulmaksızın hem de haklı bir sebebe dayanmaksızın feshedildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 35.657,38 TL denkleştirme bedeli ve 50.000,00 TL maddi tazminatın acentelik sözleşmesinin fesih tarihi olan 21/12/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının acentelik sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedildiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama,toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, TMK'nın 6. maddesi ve HMK'nin 190. maddesi uyarınca davacının, uyuşmazlığın temelini teşkil eden acenteliğin feshinden sonra hangi müşterilerini kaybettiği ve hangi müşterilerinin davalı … şirketinde kalarak sigorta yaptırmaya devam ettiği ve bu nedenle de davalı … şirketinin bu sayede menfaat elde ettiğini ispat etmek zorunda olduğu ancak dosya içerisinde belgelerde ve yapılan incelemede denkleştirme bedeli ve tazminatın hesaplanmasına ilişkin belgelerin sunulmadığı ve davalının fesihte haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin feshinden kaynaklanan denkleştirme bedeli ve maddi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamında hükme esas alınan bilirkişi raporundan öncelikle davacının üretim ortalamasını gerçekleştirdiğinin, ancak portföyün tamamen kaza sigortasından oluşması nedeni ile sözleşmesel edimleri gereğince yeterli üretim ortalamasını yakalanamaması nedeniyle beklenen hedeflerin çok uzağında kaldığı değerlendirilmesinin yapıldığı, bu belirleme üzerine mahkemece sözleşmenin feshinin haklı olduğu sonucuna varılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede açıkça, portföyün tamamen kaza sigortasından yapılmış olmasının ya da riskin dağıtılmamasının sözleşmenin 11. maddesine göre haklı nedenle fesih sonucunu doğuracağı belirtilmemiştir. Bu nedenle davacı acente tarafından üretim ortalaması gerçekleştirildiğinden sözleşmenin feshinin haksız olduğunun kabulü gerekir. Türk Ticaret Kanunu m. 102/son da saklı tutulan düzenlemeler arasında sigorta acenteleri ile ilgili olarak 6102 sayılı Sigortacılık Kanunu yer alır. Türk Ticaret Kanunu ve Sigortacılık Kanunu arasındaki özel kanun-genel kanun ilişkisi dikkate alındığında, Sigortacılık Kanunu'ndaki acenteye ilişkin hükümler sigorta acenteleri hakkında öncelikle uygulanacaktır. Nitekim Sigortacılık Kanunu m. 23/son hükmü, "Türk Ticaret Kanunu'nun acentelere ilişkin hükümleri sigorta acenteleri hakkında da uygulanır" şeklindedir (ayni yönde TTK m. 120/3). Kısaca, sigorta acenteleri bakımından öncelikle uygulanacak kanun Sigortacılık Kanunu'dur. Bu durum karşısında, genel olarak Türk Ticaret Kanunu m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Ancak Sigortacılık Kanunu'n 23/16. maddesinde acentenin ücret kaybına uğraması koşulu yer almamaktadır. Sigortacılık Kanunu'nda denkleştirme için aranan kıstaslar, müvekkilinin menfaati ve hakkaniyetttir. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil müvekkil, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır. Bu durumda, yukarıda belirlenen denkleştirme (portföy) tazminatı talep koşulları ile ispat kuralları gözönüne alınarak, somut olay değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2170, K. 2017/2780Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/2170 E.  ,  2017/2780 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen davadverilen 01.06.2015 tarih ve 2014/910-2015/313 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacı şirket ile davalılararasında, 09.03.2007 tarihinde bir “acentelik sözleşmesi" tesis edildiğini, sözleşmeye göre davacının, davalının sözleşme yapmaya, poliçe düzenlemeye, prim tahsiline ve bu hususlarda, gerekli tüm işlemleri yapmaya, süre sınırlandırması yapılmaksızın, tam yetkili kılınmış acentesi olduğunu, akdettiği mukaveleler doğrultusunda, her türlü ihbar, ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan beyan ve belgeleri işleme koymaya, aynı zamanda bu sözleşmelerden doğabilecek ihtilaflara istinaden kendisi veya acentesi olduğu davalı namına, ilgili davaları açmaya yetkili kılındığını, davacının söz konusu acentelik sözleşmesi ve kurumsal misyonu gereğince faaliyetlerini eksiksiz bir şekilde ifa ettiğini, davalıların; Mayıs 2009 tarihinde acentelik yetkisinin kaldırıldığının önce şifahen bildirdiğini, bu aşamadan, sözleşmenin feshinin bildirildiği tarihe kadar davacı şirketin acentelik faaliyetlerinde bulunmasının da ekran kapatma yoluyla engellendiğini, davacının hiçbir kusuru olmaksızın acentelik sözleşmesinin hukuka aykırı olarak feshedildiğini, davacının uğradığı zararlara ilişkin olarak, her iki davalıdan ayrı ayrı alınmak üzere, şimdilik 10.000,00 TL, şimdilik 10.000,00 TL olmak üzere 20.000,00 TL "denkleştirme (portföv) tazminatının” ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren davalılardan ayrı ayrı tahsili, fesih ihbar sürelerine uyulmaksızın ve haksız olarak sözleşmeyi feshettiklerinden dolayı uğranılan zarar için.'den şimdilik 10.000.00 TL, şimdilik 10.000,00 TL olmak üzere 20,000,00 TL maddi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren davalılardan ayrı ayrı tahsiline, haksız fesih ile sarsılan ticari itibar için şimdilik 25.000.00 TL, şimdilik 25,000,00 TL olmak üzere 50,000,00 TL manevi tazminatın ticari reeskont faizi ile birlikte fesih tarihinden itibaren her iki davalıdan ayrı ayrı tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. -/- Davalılar vekili, taraflar arasında TTK 102. ve devamı maddeleri gereğince akdedilmiş bir acentelik sözleşmesinin bulunduğunu, davacı acentenin sağlayıcı olan müvekkili ile arasında akdedilen ve sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşme (acentelik sözleşmesi) uyarınca belli bölge içinde daimi surette ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerin 3. şahıslar arasında kurulmasında aracılık ettiğini ve bu sözleşmeleri müvekkili adına yaptığını, bu nedenle davacı ile davalı şirketlerin aralarında bu ilişkinin yürütülmesi için 09.03.2007 tarihli imzaladıklarını, sözleşmenin devamı sırasında davacının, davalı şirketlerin sözleşme gereğince yerine getirilmesi gereken hususlara aykırı davranış ve edimlerini yerine getirmemesi nedeni ile gerek sözlü, gerekse yazılı uyarılara uymaması sonucunda Beyoğlu 5. Noterliği'nin 27.08.2009 tarih yevmiye nolu ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini ve vekaletten azledildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davacı ile davalılar arasında 09/03/2007 tarihinde acentelik sözleşmesi tesis edildiği, davacı tarafın davalıların acenteliğini 27/08/2009 tarihindeki fesih bildirim süresine kadar sürdürdüğü, davacının faaliyetleri sırasında davalının onayını almadan aynı zamanda başka firmaların acenteliğini yaptığı hususunda da taraflar arasında itilaf bulunmadığı bu haliyle çözülmesi gereken hukuki sorunun davalı tarafın sözleşmeyi feshetmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı hususuna ilişkin, olduğu davalı tarafın davacının tahsil ettiği primleri ödemesi gereken tarihlerde ödemediğini bu nedenle fesih bildirimin haklı nedene dayandığını iddia ettiği, bilirkişi raporuyla yapılan incelemede davalı tarafın bu iddiasının somut bir belgeye dayanmadığı, aynı zamanda davalı tarafın sözleşmenin feshedilmesinde davacı firmanın başka bir firmanın acenteliğini yapması hususunu haklı sebebe gerekçe gösterdiği, ancak davalı tarafın sözleşmeyi yaptığı sırada ve fesih ihbar süresine kadar davacının bu eylemine herhangi bir itirazda bulunmadığı bu haliyle aracılık faaliyetini zımni olarak kabul ettiği, fesih ihbarnamesinde de fesih gerekçesi olarak başka bir firmanın acenteliğinin üstlenilmesi hususunun gösterilmediği bu haliyle davalı tarafın acentelik sözleşmesine haksız olarak feshettiği yönünde mahkemece kesin kanaat hasıl olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından ihbar süresine uyulmadan feshedilmesinin haksız olduğu, davacının müspet ve menfi zararının tazmin edilmesinin gerektiği portföy zararının maddi zarar kapsamında değerlendirilebileceği, bu zararın son 2 yılda elde edilen kazancın yıllık ortalamasının tavan olarak hesaplanması gerektiği, bu haliyle bilirkişi raporundaki hesaplamanın yerinde olduğu anlaşılmakla davacı tarafın portföy tazminat talebinin dava ve ıslah dilekçesi doğrultusunda kabulü ile 64.428 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, her ne kadar davacı taraf sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle şirketin ticari itibarının zedelendiği gerekçesiyle manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de bu hususu kanıtlanamadığından bu konudaki talebinin reddine, davacı tarafın fesih ihbar sürelerine uyulmaksızın sözleşmenin feshedilmesinden dolayı ayrıca maddi zararının bulunduğu ispat edilemediğinden maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı davalı …vekili temyiz etmiştir. Dava, sigorta acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayalı denkleştirme (portföy) tazminatı istemine ilişkindir. 102/son da saklı tutulan düzenlemeler arasında sigorta acenteleri ile ilgili olarak 6102 sayılı Sigortacılık Kanunu yer alırözel kanun-genel kanun ilişkisi dikkate alındığında, acenteye ilişkin hükümler sigorta acenteleri hakkında öncelikle uygulanacaktır. 23/son hükmü, "Türk Ticaret Kanunu'nun acentelere ilişkin hükümleri sigorta acenteleri hakkında da uygulanır" şeklindedir (ayni yönde TTK m. 120/3). Kısaca, sigorta acenteleri bakımından öncelikle uygulanacak kanun Sigortacılık Kanunu'dur. Bu durum karşısında, genel olarak Türk Ticaret Kanunu m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için aranan koşullar; sözleşmenin sona ermesi, yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da "önemli menfaatler" elde edilmesi, acentenin ücret kaybına uğraması, denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun olmasıdır. Ancak Sigortacılık Kanunu'nda acentenin ücret kaybına uğraması koşulu yer almamaktadır. Sigortacılık Kanunu'nda denleştirme için aranan kıstaslar, müvekkilinin menfaati ve hakkaniyetttir. Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil müvekkil, denkleştirme talebinin hakkaniyetE uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır Bu durumda, yukarıda belirlenen denkleştirme (portföy) tazminatı talep koşulları ile ispat kuralları gözönüne alınarak, somut olay değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalı …Ş'ye iadesine, 10.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/8920, K. 2017/7468Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/8920 E.  ,  2017/7468 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2015 tarih ve 2014/944-2015/884 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 19/09/2011 tarihinde yetkili acentelik sözleşmesi imzalandığını, davalı … şirketi adına aracılık faaliyeti yaptığını, davalı … şirketinin hiçbir gerekçe göstermeden 17/10/2012 tarihli ihtarname ile acentelik sözleşmesinin 23. maddesine istinaden 3 aylık süre sonunda sözleşmenin feshedileceğini bildirildiğini, 27/03/2013 tarihli ihtarname ile de sözleşmenin feshedildiğinin bildirildiğini, müvekkilinin yüksek montanlı çalışan acente olduğunu, fesih tarihine kadar tüm cari hesap ödemelerini eksiksiz yerine getirdiğini, davalı … şirketinin müvekkilinin müşteri çevresiyle menfaat elde etmeye devam edeceğini, davalı şirketin müvekkili acente ile elde ettiği menfaatler için hakkaniyete uygun portföy tazminatı ödemesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmenin sebep gösterilmeksizin tek taraflı fesih edilmesi sebebiyle şimdilik 10.000,00-TL denkleştirme tazminatının ticari faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için müvekkilinin önemli menfaatler elde etmesi gerektiğini, müvekkilinin ne tür menfaatler elde ettiği konusunda bir delil sunulmadığını, iddiasının soyut ve mesnetsiz olduğunu, taraflar arasındaki belirsiz süreli sözleşmenin üç ay önceden ihtarla feshedildiğini, fesih hakkının acenteye de tanındığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, tüm dosya kapsamına göre, üç aylık ihbar süresine uyulmak suretiyle sözleşmenin feshedildiği, davalı … şirketinin TTK.121/4 hükmü uyarınca tazmin yükümlüğü olmadığı, davacı tarafın uyuşmazlık konusu dönemlere ilişkin ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, davacı tarafın portföy tazminatı, denkleştirme tazminatı talep koşullarının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı tarafın ticari defterlerini ibraz etmekten kaçındığı, mevcut delillere göre tazminat talep edebilme koşullarının gerçekleştiğini ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin faaliyeti sonucu önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği düzenlenmiştir. Somut olayda davacı defterlerini ibraz edememiş, davalının defterlerinde inceleme yapılmasını talep etmiştir. Davalının defterleri incelenmek suretiyle alınan bilirkişi raporunda dosyada bulunan belgelerle sınırlı olarak davacı acentenin denkleştirme tazminatı talep şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ancak davalının defterleri üzerinde inceleme yapılarak davacının ne kadar poliçe ürettiği hususunun tespit edilmesi mümkün olmasına rağmen alınan bilirkişi raporunda davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davacının acentenin faaliyetleri nedeniyle ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği denkleştirme tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Buna göre yetersiz bilirkişi raporuna göre eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Müvekkilin önemli menfaat elde edip etmediğinin tespitinde, acentenin kazandırdığı yeni veya yeni sayılabilecek sözleşmelerin adedi ile birlikte bu sözleşmelerden sağlanan prim tutarı ve portföyün ekonomik değeri dikkate alınır. Sözleşmenin sona ermesinden sonraki bir yıllık dönemde acentenin kazandırdığı müşterilerden yalnızca birkaç adet poliçe veya işlem yapılmış olması hâlinde önemli menfaat ölçütü gerçekleşmiş sayılmaz. Buna karşılık acentenin kazandırdığı müşterilerin fesihten sonra da sözleşme ve poliçelerini düzenli biçimde yenilemeleri önemli menfaatin varlığını gösterir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/2876, K. 2020/3326Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/2876 E.  ,  2020/3326 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 09/06/2017 tarih ve 2015/245 E- 2017/497 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 09/04/2019 tarih ve 2017/2068 E- 2019/760 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 14.10.2010-28.02.2014 tarihleri arasında davalı şirketin acentesi olduğunu, acentelik süresi içerisinde davalının bazı poliçelerde hak kazandıkları komisyon oranları üzerinde haksız olarak indirim yaptıklarını, sözleşmenin feshinin haksız olduğunu, müvekkilinin müşteri portföyünün fesihten sonra yenilenen kısmı için portföy tazminatını hakettiğini, aralarında mutabakata vardıkları 1.437.- TL’yi de dava yoluyla istediklerini ileri sürerek 15.000.- TL komisyon alacağı, 3.000.- TL portföy tazminatı ve 1.437.- TL cari hesap alacağının fesih tarihi itibariyle avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili, 15.02.2017 tarihli dilekçesiyle komisyon alacağını 12.224,34 TL, portföy tazminatı talebini 57.266,00 TL olarak belirlemiştir. Davalı vekili, sözleşme uyarınca komisyon oranlarında değişiklik yapabileceklerini, feshin haklı nedene dayandığını, portföy tazminatı için öngörülen hak düşürücü sürenin dolduğunu, 1.437.- TL için aralarında bir mutabakat bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşmenin feshi ile dava tarihi arasında 1 yıllık süre ile her halükarda 6098 sayılı TBK’nın 147. maddesinin öngördüğü 5 yıllık zamanaşımının dolmadığı, davalının fesih nedeni olarak gösterdiği gerçekleştirilemeyen hedeflere ilişkin dosyaya belge sunmadığı, fesihin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 1.437,00 TL cari hesap alacağı, 27.224,34 TL komisyon alacağı ve 60.266,00 TL portföy tazminatı olmak üzere toplam 88.927,34 TL'nin; 19.437,00 TL'lik kısmi için dava tarihinden itibaren, ıslah ile arttırılan 69.490,34 TL'lik kısım için de ıslah tarihi olan 15/02/2017 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri ayrı ayrı istinaf etmiştir. Bölge adliye mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, Sigorta Acenteleri Yönetmeliğine göre, sigorta şirketlerinin zorunlu sigorta komisyonlarını acente bazında değiştiremeyecekleri, ancak tüm acenteleri için bunu uygulayabilecekleri, bu nedenle davalının indirimden önceki oranla komisyona hak kazandığı, taraflar arasındaki sözleşmede hedef iş unsuru bulunmadığından fesihin haksız olduğu, davalı şirketin fesihten sonra kendisiyle devam eden müşterileri nedeniyle önemli menfaat elde ettiği, ilk derece mahkemesinin tazminat hesabının hakkaniyete uygun olduğu, talep edilen cari hesap ve komisyon alacağının belirli olduğu, ancak denkleştirme alacağının belirsiz olduğu, bu nedenle denkleştirme alacağının hepsine dava tarihi itibariyle faiz uygulanacağı, hak düşürücü sürenin de dava tarihi itibariyle dolmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması ile davanın kabulüne, cari hesap alacağın 1.437,00 TL dava tarihi olan 26/02/2015, komisyon alacağının 15.000,00 TL'sinin dava tarihi 26/02/2015, 12.224,34 TL'sinin ıslah tarihi olan 15/02/2017'den, portföy tazminatı 60.266,00 TL'nin dava tarihi olan 26/02/2015 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin yukarıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2- Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap, komisyon alacağı ve denkleştirme tazminatı istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının komisyon alacağı istemine ilişkin olarak, alacağın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçelerinden kaynaklı olduğu, zorunlu sigorta olan ZMMS’de, acentenin komisyon oranlarının acente bazında değil, genel olarak bütün acentelere uygulamak zorunda olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 12. maddesi ve Sigorta Acenteleri Yönetmeliğinde öngörüldüğü gibi davalının komisyon oranlarını % 10'a düşürdüğüne ilişkin bilgilendirmeyi acentelik portalında yayınladığı veya zorunlu sigortalara ilişkin oranların ayrıca düzenlenip yayınlandığına ilişkin savunma ileri sürüp kanıtlamadığı gerekçesiyle davacının komisyon farkı isteminin kabulüne karar verilmiştir. Ancak davalı savunma ve temyiz nedenleri arasında da ileri sürüldüğü gibi davacının yaklaşık bir yıllık süre boyunca bu oran üzerinden komisyon aldığı ve buna ilişkin bir itirazının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, aylarca düşük komisyon oranına göre yapılan eksik ödemeyi benimseyen davacının, eksik ödemeleri bir yıllık süre sonunda, dava yoluyla talep edemeyeceği gözönüne alınarak istemin reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönünde karar verilmesi doğru olmamıştır. 3- Bir diğer istem olan denkleştirme tazminatına gelince, taraflar arasındaki süresiz acentelik sözleşmesinin, davalı tarafından haksız feshedildiği, sözleşmenin feshinden sonra davacı acentenin 69 müşterisine ait 148 adet poliçenin davalının acenteleri tarafından yenilenmesi üzerine davalının, 108.893,90 TL net prim geliri elde ettiği, davalının sözleşmenin feshi nedeniyle davacı acentesinin portföyü sayesinde elde ettiği menfaatin önemli menfaat olarak değerlendirilmesi gerektiği ve denkleştirme tazminatı talebinin hakkaniyete uygun olduğu gerekçesi ile davacı acente için tahakkuk eden 4 yıllık komisyon tutarlarının ortalaması olan 60.266,00 TL portföy tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 hükmüne göre, sigorta acentesinin denkleştirme talep edebilmesi için, sigorta acentelik ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması şarttır. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Bu şartları açıklayacak olursak; Sigortacının acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder. Sigortacı tarafından önemli menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, sigorta acentesinin ahdettiği yeni ya da yeni sayılabilecek sigorta sözleşmelerinin sayısı yanında bu sözleşmeler dolayısıyla elde edilen prim miktarı da esas alınmalıdır; zira sigortacının önemli menfaat elde edip etmediği hususunda acentenin portföyünün ekonomik değeri de belirleyicidir. Acentenin portföyünün ekonomik değeri acentenin aracılık ettiği veya ahdettiği sigorta sözleşmeleri dolayısıyla tahsil edilen veya edilecek olan prim miktarına göre belirlenir. Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder. Denkleştirme isteminin sınırları; sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar göz önüne alınıp çizilir. (Koç, Mehmet, Acentenin Denkleştirme İstemi, s. 90). TTK 122 m. uyarınca, acentenin talep edebileceği denkleştirme tazminatı miktarı, son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı tüm ödemelerin (komisyon, prim vs.) yıllık ortalamasını aşamaz. Beş yıldan daha az süren acentelik ilişkilerinde talep edilebilecek denkleştirme tazminatında azami miktar, faaliyet gösterilen sürenin yıllık ortalamasıdır. Somut olayda, davacının talep ettiği denkleştirme yani portföy tazminatı belirlenirken her ne kadar, davalı … şirketinin önemli menfaat elde edip etmediği hususundaki hesaplama tekniklerine riayet edilmiş ise de, tazminatı belirleme noktasında, sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, kazandırılan müşteri sayısı, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar bir bütün olarak dikkate alınmak yerine, azami miktar olan davacının hak kazandığı dört yıllık komisyon tutarı ortalamasının alınmak suretiyle ulaşılan sonuca göre hüküm kurulması doğru olmamış kararın anılan nedenlerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin (2) ve (3) numaralı bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/06/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/1475, K. 2020/1949Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/1475 E.  ,  2020/1949 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 06/04/2017 tarih ve 2014/814 E- 2017/261 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabul-kısmen reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 13/12/2018 tarih ve 2017/653 E- 2018/1257 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin Rize ilinde davalının acentesi olarak faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin acentelik sözleşmesinin davalı tarafından Beyoğlu 18. Noterliği' nin 14.05.2009 tarih ve 11229 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshedildiğini, fesih gerekçesi olarak yapılan tahsilatların davalı tarafa intikal ettirmemesi, yürürlükteki yasa ve yönetmelik hükümlerine acentelik sözleşmesine, davalı şirketin genelge ve talimatlarına uygun hareket edilmemesi olarak gösterildiğini, ancak fesih gerekçesinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, müvekkilinin davalı tarafa hiçbir borcunun bulunmadığını, müvekkilinin taraflar arasındaki hukuka ve mevzuat hükümlerine aykırı davranmadığını, manevi olarak müvekkilinin haksız fesih nedeniyle yıprandığını, davalının müvekkilinin tüm müşterilerine müvekkilinin ismini zikrederek müvekkilinin acentesinin feshedilerek kapatıldığını yazılı olarak bildirdiğini, müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini, ödenmemiş alacaklarının ve maddi zararının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 46.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın fesih tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle tahsilini talep ve dava etmiş, 15.10.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 673.304.30 TL bedel yükseltmiş olup hükmedilecek maddi tazminatın 46.000,00 TL’sine dava, bakiye miktara ise ıslah tarihinden itibaren avans faiziyle tahsilini, manevi tazminatın ise dava tarihinden itibaren avans faiziyle tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin davacı ile aralarında yapılan acentelik sözleşmesini tahsilat problemi ve mevcut borcu nedeniyle feshettiğini, davacının halen müvekkili şirkete borcu olduğunu, fesihin haklı nedenlere dayandığını, %3+%5 komisyon anlaşmasının bulunmadığını, rapel teşvik komisyonu şartlarının bulunmadığını, müşterilere yapılan bildirimde usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığını, portföy talep hakkının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; acentelik sözleşmesinin haksız bir biçimde feshedildiği, dosya arasına alının 09.09.2015 tarihli bilirkişi raporunun hüküm tesisine elverişli olduğu, anılan rapor doğrultusunda davacının 3.882,11 TL komisyon alacağı, 254.375,63 TL ek komisyon alacağı ve 11.301,05 TL rapel komisyon alacağının bulunduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda davacının denkleştirme akçesi alma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ve bunun miktarının tespiti mahkemeye bırakılmışsa da davacının belirtilen kalemlerdeki alacakları sabit olduğundan 5 yıllık komisyon ortalamasına göre denkleştirme akçesi talebinin yerinde olmadığı, davacının maddi zararının karşılandığından manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 3.882,11 TL komisyon alacağı, 254.375,63 TL ek komisyon alacağı ve 11.301,05 TL rapel komisyon alacağının 46.000,00 TL'lik kısmına dava tarihi, bakiye kısmına ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsiline, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının, dosya arasına alınan bilirkişi raporu, 6102 sayılı TTK’nın 122. maddesi ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu' nun 23/15-16. maddeleri dikkate alınarak taraflar arasındaki 06.02.2009 tarihli mutabakat yazısı davalı tarafça hazırlanmış olup 31.12.2008 tarihi itibariyle davacının cari hesap borcunun 386.044,50 TL olduğu, ancak sonrasında raporlama hatası nedeniyle acentenin 2008 yılından 2009 yılına devreden cari hesap bakiyesinin 395.441,93 TL olduğunun belirlendiği ve bunun sonraki ekstrede belirtildiği, aradaki 9.397,43 TL' lik farkın sağlık üretim verilerinin işlenmemesinden kaynaklandığı, davalı … şirketinin davalı nezdinde takip edilen davacı cari hesabının 31.12.2009 yıl sonu itibariyle 5.477,19 TL borçlu olduğu, taraflar arasındaki ilişki süresi göz önüne alınarak anılan borç tutarının haklı feshe dayanak olamayacağı, davacının 27.02.2009 tarihinde 49.003,87 TL M. Birkan tahsilatı açıklamasıyla hesabından yapılan borçlandırmanın aynı tarihte ters kayıtlarla kapatıldığı ve davacının iddia ettiği gibi 44.000,00 TL alacaklı olmadığı, davacının cari hesabında 12/2009 tarihinde borç gösterilen 2.121,19 TL vergi hesabının önceki aylardan kalan vergi borcu dökümünden kaynaklandığı ancak hesaplar kapatılmadığından kesin listeye dayanmadığı, 663,30 TL alacak kalemi açısından anılan tutarın 31.12.2009 tarihi itibariyle Aralık ayı mizan devri açıklamasıyla hem borç hem alacak kaydedilerek kapatıldığı ve bu suretle bir alacak hakkının doğmadığı, hesap mutabatakatının dışında davacıya borç olarak kaydedilen 9.392,43 TL açısından ise tarafların mutabakatı dışında davalı tarafça tek taraflı olarak işlenmesi nedeniyle bu tutara kesinleşmeden davacıya yansıtılan 2.121,19 TL vergi hesabı eklendiğinde 11.588,62 TL alacaklı olduğu, taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 8/G ek istihsal komisyonları başlıklı maddesinde ek komisyon ve teşvik komisyonlarınını hangi koşullarda ödeneceğinin belirtilip hasar/prim dengesi ve taraflar arasında oluşan teamül gözetilerek davacıya daha önceki dönemlerde ek komisyon ödendiği, önceki dönemlere ilişkin hasar/prim+komisyon oranlaması dikkate alınarak bilirkişi tarafından belirlenen tutarın taraflar arasındaki sözleşme ve fiili uygulamaya uygun düştüğü, davacının ürettiği poliçe türlerine göre trafik, kasko, yangın ve nakliyat branşlarında toplam 264.959,69 TL ek komisyon alacağı bulunduğu, rapel komisyonlarının kârlı üretim sağlayan acentelere verilen bir ücret olduğu, davacının ürettiği poliçelerin hasar/prim oranının yüksek olduğu anlaşıldığından davalı … şirketinin davacı tarafından üretilen poliçeler kapsamında yaptığı tahsilatlardan kar elde etmediği, davacının rapel alacağı talep koşullarının oluşmadığı, taraflar arasındaki sözleşmede acente tarafından haklı bir nedene dayanmaksızın feshedilmediği gibi, acentenin kendi kusuruyla da feshedilmediğinden fesih öncesinde davacı portföyünde bulunurken fesih sonrası başka acenteler üzerinden yenilenen poliçelerin prim tutarının acentenin fesih öncesi 5 yıllık ürettiği prim ortalamasına oranının, davalı … şirketinin bildirdiği poliçelere göre % 0,20, davacı acentenin bildirdiği veriler doğrultusunda yapılan analizde ise davacının portföyü üzerinden yenilenen poliçelerden elde edilen primin önceki 5 yıllık prim ortalamasına oranı % 6,6 olarak belirlendiği, anılan oranın kayda değer bir menfaat sayılabileceği, 6102 sayılı TTK’nın 122. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu' nun 23/16. maddesine göre somut olayın özellik ve şartları ile hakkaniyet ilkeleri uyarınca denkleştirme tazminatı hak etme koşullarının oluştuğu, acentenin son 5 yıllık komisyon tutar ortalamasının asgari % 6,6 sı olan 21.860,53TL ile azami olarak son beş yıllık komisyon ortalaması 331.220,30 TL arasında 60.000,00 TL denkleştirme tazminatının taraflar arasındaki ilişkinin süresi, davacının bu süre zarfında zaman zaman gösterdiği üstün performans ve davalı … şirketine sağladığı müşteri potansiyeli ve ürettiği prim gözetilerek davacı için uygun bir denkleştirme tazminatı olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği ve diğer acentelerin kimler olduğu, davalı tarafça davacının faaliyet sahasında bildirilmiş olup, bu bildirimde davacının kişilik haklarına saldırı yahut manevi zarar oluşturacak bir durumun bulunmadığı, bu nedenle manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin süresi gözetildiğinde fesih sebebi olarak gösterilen tutardaki borç miktarının feshe esas tutulmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu, feshin haksız olduğu gerekçesiyle kısmen kabulüyle ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın kısmen kabulüne, 11.588,62 TL komisyon (cari hesap) alacağı, 264.959,69 TL ek komisyon alacağı ve 60.000,00 TL denkleştirme tazminatı olmak üzere toplam 336.548,31 TL' nin 46.000,00 TL' sine dava tarihinden, bakiyesine ıslah tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir. 2-) Dava, acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, anılan karara karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının Bölge Adliye Mahkemesince kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılarak, yukarıda yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. S.K m.23/16 hükmüne göre sigorta acentesinin denkleştirme talep edebilmesi için, sigorta acenteliği ilişkisinin sona ermesinden sonra sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması yada kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması şarttır. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Sigortacının acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder. Sigortacı tarafından önemli menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, sigorta acentesinin ahdettiği yeni ya da yeni sayılabilecek sigorta sözleşmelerinin sayısı yanında bu sözleşmeler dolayısıyla elde edilen prim miktarı da esas alınmalıdır; zira sigortacının önemli menfaat elde edip etmediği hususunda acentenin portföyünün ekonomik değeri de belirleyicidir. Acentenin portföyünün ekonomik değeri acentenin aracılık ettiği veya ahdettiği sigorta sözleşmeleri dolayısıyla tahsil edilen veya edilecek olan prim miktarına göre belirlenir. Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder. Denkleştirme isteminin sınırları; sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi (ünvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar göz önüne alınıp çizilir. (Koç, Mehmet, Acentenin Denkleştirme İstemi, s. 90). S.K. M. 23/16 hükmü uyarınca sigorta acentesinin denkleştirme talep edebilmesi için sigorta acenteliği ilişkisinin sona ermiş olması şarttır. Ancak sigorta acentesi, haklı bir nedeni dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmiş olması ya da kendi kusuruyla sözleşmesinin feshine neden olması halinde denkleştirme talep edemez. Buna göre tarafların karşılıklı anlaşma ile acentelik sözleşmesini sona erdirmeleri ya da taraflardan birinin üç aylık ihbar süresine riayet ederek sözleşmeyi feshetmesi acentenin ölümü veya kısıtlanması sebebiyle acentelik sözleşmesinin sona ermesi denkleştirme talep hakkını ortadan kaldırmaz. Sigortacının haklı nedenle sözleşmeyi feshetmiş ve haklı neden teşkil eden durumun acentenin kusurlu bir eyleminden kaynaklanmışsa acentenin denkleştirme talep hakkı düşer. Yaşlanma yada sağlık sorunları dolayısıyla acentenin çalışamaması sigortacı açısından haklı sebep teşkil etse de, bu haller acentenin kusurundan kaynaklanmadığından denkleştirme talep edilebilir. (Yazıcıoğlu, Emine, Sigorta Aracıları Hukuku, s. 2370 vd) Müşterileri sebebiyle sigortacının önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil sigortacı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır. Yukarıda yapılan anlatımlar sonucu somut olaya gelindiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davalı tarafından sunulan veriler esas alındığında, acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra davacı acentenin müşteri portföyü üzerinden davalının elde ettiği menfaatin, acentenin toplam ortalama prim üretimine oranının %0,20 civarında olduğu, bu sonuca göre davalının, sözleşmenin sona ermesinden sonra yenilenen poliçelere ilişkin olarak önemli ölçüde menfaat elde ettiğinin söylenemeyeceği belirtilmiş, ancak davacı acentenin sunduğu veriler kapsamında ise öncesinde davacı portföyünde olup sözleşmenin feshi sonrasında başka acenteler kapsamında yenilenen poliçelerin prim tutarının, acentenin son beş yıllık ortalama prim tutarına oranının %6,60 olup bu oran davalı açısından kayda değer bir menfaat olarak nitelendirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince, her ne kadar istinaf aşamasında dosya arasına alınan bilirkişi raporu hükme esas alınarak, takdiren belirlenen denkleştirme/portföy tazminatına hükmedilmiş ise de; anılan bilirkişi raporunda, denkleştirme/portföy talebi için gerekli olan önemli menfaat elde etme ihtimaline dair koşula ilişkin olarak davacının sunduğu verilerle davalının sunduğu veriler kapsamında yapılan incelemelerde farklı sonuçların ortaya çıktığı, bu sonuçların birbirleri ile çeliştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, acentelik sözleşmesinin feshi ve yukarıda değinilen ilkeler uyarınca, davalının davacının müşteri portföyünden elde etmesi muhtemel önemli menfaatinin bulunup bulunmadığı, tazminat verilmesini gerektirip gerektirmediği ve tazminatın miktarı ayrı ayrı değerlendirilerek sonuca göre portföy/denkleştirme talebine ilişkin bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıdaki (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 24/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/533, K. 2022/4918Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/533 E.  ,  2022/4918 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.07.2018 tarih ve 2017/43 E- 2018/584 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.10.2020 tarih ve 2020/68 E- 2020/121 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; taraflar arasında düzenlenen 06/06/2013 tarihli Acentelik Sözleşmesi kapsamında müvekkilinin davalı şirketin acentesi olarak faaliyete başladığını, davalının sözleşmeyi üretim yetersizliği ve portföyün teknik zarar kaydetmesi gerekçeleriyle 22/07/2016 tarihinde haksız olarak fesh ettiğini, feshin haksız olması dolayısıyla davacının denkleştirme tazminatı isteme hakkı bulunduğunu, davacı acentenin acentelik süresi boyunca davalı şirkete yeni müşteriler kazandırdığını, davalı şirketi sigortalılara tanıttığını, en iyi şekilde temsil ettiğini, sözleşmenin ani olarak sonlandırıldığını, ticari açıdan zor durumda kaldığını, iş kaybına uğradığını, haksız fesih ve davalıya hatırı sayılır sayıda sigortalı kazandırmış olunması sebebiyle davacı şirketin TTK 122 maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep etme hakkının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak üzere şimdilik 10.000,00 TL nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacı şirket ile 06/06/2013 ve 26/02/2015 tarihinde acentelik sözleşmeleri imzalandığını, TTK 121. maddesi ile 26.02.2015 tarihli acentelik sözleşmesinin 27. maddesi kapsamında 3 aylık ihbar mehiline uyularak sözleşmenin fesh edildiğini,sözleşmede belirtildiği gibi davalı tarafından yapılan ihtara rağmen makul süre içinde beklenen hedefe ulaşılamaması nedeni ile acenteliğin haklı olarak feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı acenteye önce 12/06/2015 tarihli yazı ile acentenin performans değerlendirmesi kapsamında 2013 ve 2014 yıllarında yıllık üretim hedefine ulaşılamadığı ve üretimin ağırlıklı olarak kaza branşından oluştuğu, risk seçimine özen gösterilmesi ve portföyün çeşitlendirilmesi suretiyle üretim hedefine ulaşılmasının beklendiği yönünde bilgilendirildiği, daha sonra … 2.Noterliğinin 21/04/2016 tarih ve 19622 yevmiye nolu ihtarnamesinde davacı acentenin son iki yıllık performans verilerinin gözden geçirildiği ve 22.07.2016 tarihi itibarıyle sözleşmenin resen feshedileceğinin ihtar edildiği, davacı acentenin, kendisine yapılan uyarıdan sonra, üretim durumunu kendisinden beklenen düzeye çıkaramadığı takdirde sözleşmesinin feshedileceği bilgisine sahip olup, yapılan anlaşma ile de bunu kabul ettiği, dolayısıyla davalı … şirketinin feshinin haklı nedenlere dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili istinaf etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi'nce; taraflarca imzalanan 26/02/2015 tarihli acentelik sözleşmenin portföy geliştirme borcuna ilişkin 12. maddesinde acentenin mevzuata uygun olmak koşulu ile üretimini artırmak ve şirketin vereceği satış hedeflerini gerçekleştirmek zorunda olduğu ve ayrıca acentenin üretimini benzer durumdaki acentelerin normal üretimlerinin altına düşmesi ve şirketçe yapılan ihtara rağmen acentenin üretimini makul bir süre içinde tekrar beklenen/taahhüt edilen düzeye çıkaramamasının acentelik sözleşmesinin feshi bakımından haklı neden oluşturacağının düzenlendiği, davacıya gönderilen uyarı yazısından sonra üretimin yükseltilememesi nedeniyle acentelik sözleşmesinin sigorta şirketince haklı olarak feshedildiğinin kabulü gerektiği, davacı acentenin portföyünde mevcut olup da sonradan başka acenteler tarafından tanzim edilen, davacı acentenin feshinden sonraki bir yıl içinde davacının portföye önceden kazandırdığı müşterilerinden sadece iki tanesi için üç adet poliçe düzenlendiği, bu durumda 6102 sayılı TTK'nın 122/1. ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16. maddelerinde yer alan "sigorta şirketinin, sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi" kriterinin gerçekleşmediği, tüm bunların yanı sıra somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, davacıya denkleştirme tazminatı ödenmesinin hakkaniyete uygun olduğunu gösteren dosyada herhangi bir delil bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nın 353/(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 15/06/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/1221, K. 2024/4768Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/1221 E.  ,  2024/4768 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/397 Esas, 2022/1787 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2017/1108 E., 2019/1001 K. Taraflar arasındaki denkleştirme tazminatı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 30.04.2001 yılından itibaren davalının sigorta acentesi olduğunu, davalı tarafça gerekçe gösterilmeden Beyoğlu 47. Noterliği 25.01.2017 tarihli ihtarnamesi ile tebliğ tarihinden itibaren 3 ayın bitiminde sözleşmenin feshedildiğinin ihtar edildiğini ve 02.07.2017 tarihinde fesih ilanı yapıldığını, sözleşmenin feshi tarihine kadar müvekkilinin üretim yaparak davalı şirkete portföy kazandırdığını, müvekkilinin uzun süren acentelik süresince davalı şirkete yeni müşteriler kazandırarak davalıyı tanıttığını, sözleşmenin feshinin haksız olduğunu, fesih nedeniyle müvekkilinin portföyden yararlanma ve kazanç sağlamadan mahrum kaldığını, davalının ise önemli bir müşteri çevresi ve gelir sağladığını, bu nedenle müvekkilinin portföy tazminatı talep hakkı bulunduğunu belirterek, 10.000,00 TL denkleştirme tazminatının acenteliğin feshi tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, 09.10.2018 tarihli dilekçesi ile dava değerini 105.238,40 TL artırarak 115.238,40 TL'ye çıkarmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, taraflar arasında 10.11.2009 tarihinde imzalanan acentelik sözleşmesinin, sözleşmenin 24. maddesine göre 3 ay önceden haber vermek suretiyle, 25.01.2017 tarihli ihtarnameyle sözleşmeye uygun feshedildiğinin ihtar edildiğini, akabinde ise 02.05.2017 tarihli ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğini, davacının portföy tazminatı talebinin koşullarının gerçekleşmediğini, porföy tazminatı istenebilmesi için acentenin müvekkiline müşteri sağlamış olması, sözleşmenin bitiminden sonra da müvekkilin kazanç sağlamaya devam etmesi ve hakkaniyet koşullarının bulunmasının gerektiğini, davacının müvekkiline hiç bir menfaat sağlamadığını, müvekkili şirketin verimsiz acentenin sözleşmesini haklı olarak feshettiğini, davacının sadece trafik branşında poliçe düzenlemesi nedeniyle çeşitlilik ve verimlilik sağlamadığını, trafik sigortası poliçesine konu teminatlar sabit olduğundan, müşterinin en ucuz teklifi veren sigorta şirketine poliçe düzenlettiğini, davacının iddia ettiği şekilde bir müşteri çevresi sağlanmadığını, müşteri portföyünün genişlemediğini, ayrıca sözleşmenin 24.c maddesi gereğince acentenin sözleşmenin feshi nedeniyle tazminat talep edemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında 30.04.2001 ve 10.11.2009 tarihli acentelik sözleşmelerinin akdedildiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesinde, taraflardan her birinin diğer tarafa taahhütlü bir mektupla üç ay evvelinden haber vermek şartıyla sözleşmeyi her zaman sona erdirebileceğinin belirtildiği, davacı tarafından keşide edilen Beyoğlu 47. Noterliğinin 25.01.2017 tarihli ihtarnamesi ile, sözleşmenin ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 3 ayın bitiminde feshedileceğinin ihtar edildiği, ihtarnamenin davacıya 30.01.2017 tarihinde tebliğ edildiği, yine davacı tarafından Beyoğlu 47. Noterliğinin 02.05.2017 tarihli fesih ilanı ile sözleşmenin feshedildiğinin ihtar edildiği, taraflar arasındaki ilişkinin 02.05.2017 tarihli fesih ilanı ile sonlandığı, üretilen net prim tutarlarının fesih tarihi olan 02.05.2017 tarihinden önceki 5 yılı kapsayan (fesih tarihinden sonraki iptaller de dahil olmak üzere) Mayıs 2012 – 2017 döneminde toplam 576.191,99 TL komisyon tutarı bulunduğu, 1 yıllık ortalama komisyon tutarının ise 115.238,40 TL olduğu, davalı tarafından, davacı müşterisi olup fesihten sonra davalı tarafından poliçe tanzim edilen müşterilere ilişkin poliçe dökümlerine göre, 2017 yılı Haziran – Aralık döneminde 216 adet 144.909,67 TL tutarında ve 2018 yılı Haziran dönemine kadar 345 adet 262.935,85 TL tutarında poliçe tanzim edildiği, davacının portföy tazminatının son 5 yıllık komisyon ortalamasının 115.238,40 TL olarak hesaplandığı ve davalının davacının portföyünden yararlanmaya devam ettiği gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, acentelik sözleşmesinin haklı sebeple feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı istenemeyeceğini, davacının, portföyünü trafik ve kasko poliçelerinden çıkararak çeşitlendirmesi konusunda uyarılmasına rağmen sözleşmeye aykırı olarak portföyünü bu poliçelerden oluşturmaya devam ettiğini, bu nedenle denkleştirme tazminatı istenemeyeceğini, denkleştirme tazminatı koşullarının oluşmadığını, bu kapsamda acentenin müşterilerinin fesihten sonra devam edip etmediğinin, devam edenlerin müşteri kazanma niteliğinde olup olmadığının, acentenin hasar ve prim oranlarının tespiti ile müvekkilinin önemli bir menfaat elde edip etmediğinin tespit edilmesi gerekirken, mahkemece bu konuda itiraz ve taleplerinin dikkate alınmadığını, bu inceleme yapılmış olsaydı acentenin portföyünün fesihten sonra kullanılmadığının, fesihten sonraki poliçelerin herhangi bir acentelerinin tercih edilmesi nedeniyle düzenlenmiş olabileceğinin ve müvekkilinin maddi kazanç elde etmediğinin tespit edilebileceğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalı tarafından davacı müşterisi olup fesihten sonra poliçe tanzim edilen müşterilere ilişkin poliçe dökümleri dosyaya sunulmuş olup 2017 yılı Haziran – Aralık döneminde 216 adet 144.909,67 TL tutarında ve 2018 yılı Haziran dönemine kadar 345 adet 262.935,85 TL tutarında poliçe tanzim edildiği,davacının davalıya kazandırdığı müşterilerin acentelik sözleşmesinin feshinden sonra davalı … nezdinde poliçelerini yeniledikleri, bu sayede davalının sözleşmenin feshinden sonra da önemli menfaatler elde ettiği, taraflar arasındaki acentelik ilişkisinin uzun yıllar devam ettiği, ticari defter kayıtlarından tespit edildiği üzere, davacının davalı şirketin net poliçe üretimine yüksek oranda katkı sağladığı, bu nedenle davacının denkleştirme talebinin hakkaniyete de uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan denkleştirme tazminatı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23 üncü maddesinin 16 ncı fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hakkaniyet Denetimi ve Tazminat Hesabı

Hakkaniyet denetiminde; tarafların sözleşmeyle elde ettikleri menfaat dengesi, aralarındaki risk dağılımı, ilişkinin devam ettiği süre, acentenin kazancı ve yükümlülüklerini yerine getirirken harcadığı emek ile mesai değerlendirilir. Bunun yanı sıra tarafların malvarlığı ilişkileri, acentenin başka firmalarla çalışıp çalışmadığı veya tek işletmeye bağlılığı, işletme unvan ve markasının müşteri kazanımındaki etkisi, acentenin kişisel durumu ve sözleşmenin sona ermesine yol açan etkenler birlikte tartılır. İlişkinin uzun yıllara yayılması ve acentenin net üretime belirgin katkı sunduğunun ticari defterlerden anlaşılması durumunda denkleştirme ödemesi hakkaniyete uygun görülür.

Denkleştirme tazminatı belirlenirken acentenin müvekkil adına ne tür poliçe ve sözleşmeler düzenlediği, bunların süreleri, müvekkilin ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet unsuru somut verilerle incelenmelidir. Yalnızca fesihten bir önceki yılın aynı döneminde kazanılan komisyon tutarına, fesihten sonraki üç aylık dönem baz alınarak hesaplanan iki yıllık komisyona veya fesihten geriye doğru son iki yılın brüt kârına dayanılarak hesaplama yapılması eksik inceleme sayılmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/12745, K. 2017/4954Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/12745 E.  ,  2017/4954 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 10/02/2016 tarih ve 2015/94-2016/273 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03/10/2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 26.11.2008 tarihli acentelik sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket tarafından 06.06.2011 tarihli yazı ile 2011 Nisan ayı itibari ile yapılan kontrollerde oto sorumluluk branşındaki hasar prim oranının %105 gibi yüksek bir seviyeye ulaştığı, oto sorumluluk branşında şu anda %17 olan acente komisyonunun 07.06.2011 gününden başlayarak %5 olarak değiştirileceğinin bildirilerek komisyon oranının haksız olarak düşürüldüğünü, müvekkili şirket tarafından poliçesi düzenlenen araçların kaza yapmasında kusurunun bulunmadığını, davalı şirketin bu şekilde hareket etmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin komisyon oranının %70 düşürülmesine rağmen faaliyetlerine devam ettiğini, daha sonra davalı şirket tarafından … 5. Noterliğinin 14 Aralık 2011 tarihli ihtarı ile fesihname ve azilname düzenlendiğini, hiçbir gerekçe gösterilmeden acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesi gereğince denkleştirme işleminin sağlanması ve müvekkili şirketin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı şirketlerin müvekkili şirkete 50.000 TL denkleştirme tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 30.01.2013 tarihli dilekçesi ile toplam 241.076 TL tazminatın faizi ile tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davacı acentenin acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshi nedeniyle tazminat talep etme hakkının doğduğu, tazminat miktarının davalı … şirketinin acentenin portföyü sayesinde elde ettiği menfaat miktarı olması gerektiği, acentelik sözleşmesi feshedilmeseydi davacının acenteliğinin 2 yıl daha devam edebileceği, davalının birinci yıl 642.392,04 TL, ikinci yıl 481.794,03 TL menfaat elde edebileceği, TTK 122/2. maddesine göre davacı acentenin talep edebileceği tazminat miktarının üst sınırının 241.076,30 TL olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 241.076,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasında düzenlenen sigorta acenteliği sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı, portföy tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde davacı lehine portföy tazminatına hükmedilmiştir. Ancak, hükme temel alınan bilirkişi raporu bozma ilamına uygun olmayıp karar vermeye de elverişli değildir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden akidinin halen yararlanması, acentenin ise yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olaydan sonra yargılama sırasında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde açıkça "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, mülga 6762 sayılı TTK'nın sigorta hükümlerinde açıkça düzenlenmemiştir. Ancak, anılan Kanun'un 134. maddesinde muhik bir sebep olmadan ve üç aylık ihbar müddetine riayet etmeksizin akdi fesheden tarafın, başlanmış işlerin tamamlanmaması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecbur olduğu, müvekkilin veya acentenin iflas veya ölümü yahut hacir altına alınması sebebiyle acentelik mukavelesi sona ererse, işlerin tamamen görülmesi halinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına nispetle tayin olunacak münasip bir tazminatın acenteye yahut yukarıdaki hallere göre onun yerine geçenlere verileceği hükme bağlanmıştır. Fesihten sonraki tazminat alacağı bu şekilde belirlenmiştir. Ayrıca, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan ve uyuşmazlığa uygulanması gereken 5684 sayılı Sigorta Kanunu'nun 23/16. maddesi uyarınca sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilecektir. Somut olayda hesaplama yapılırken, davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları tartışılmamıştır. Bu durum karşısında, taraf delilleri de nazara alınarak portföy tazminatı isteminin açıklanan şekilde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde fesihten sonraki üç aylık dönem baz alınarak iki yıl için davalı … şirketinin elde edilebileceği komisyon alacağına göre hesap yapan bilirkişi raporuna dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 03/10/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Denkleştirme Tazminatının Kanuni Üst Sınırı

6102 sayılı Kanun'un 122. maddesinin ikinci fıkrasına göre ödenecek denkleştirme tutarı için kanuni bir üst sınır öngörülmüştür. Buna göre tazminat, acentenin geriye dönük son beş yıllık faaliyeti karşılığında elde ettiği yıllık komisyon ile benzeri menfaatlerin ortalamasını geçemez. Taraflar arasındaki sözleşmesel bağ beş yıldan daha az sürmüşse, fiilen faaliyet yürütülen dönemin yıllık ortalaması tavan miktarın belirlenmesinde dikkate alınır.

İspat Yükü ve Defter İncelemesi

Denkleştirme talebinde ispat yükü taraflar arasında paylaştırılmıştır. Yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna karşılık müvekkil, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır.

Acentenin portföyü sayesinde müvekkil şirketin önemli menfaatler elde edip etmediğinin tespiti amacıyla acente tarafından sunulan müşteri listelerindeki işlemlerin fesihten sonra müvekkil nezdinde sürüp sürmediği araştırılır. Acente kendi ticari defterlerini ibraz edemese dahi, müvekkilin ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılarak acentenin kazandırdığı işler ve sağlanan menfaat belirlenmelidir. Bu amaçla bilirkişilere şirket merkezinde yerinde inceleme yetkisi verilebilir ve gerektiğinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219 ve 220. maddelerindeki ticari defter ve belge ibrazı usulü işletilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/104, K. 2023/6972Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/104 E.  ,  2023/6972 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/754 Esas, 2022/867 Karar ASIL DAVADA BİRLEŞEN BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2015/709 E. SAYILI DOSYASINDA HÜKÜM : Asıl dava kabul, birleşen dava kısmen kabul Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 02.04.2002 tarihli acentelik sözleşmesi uyarınca müvekkilinin acente olarak görev yaparken davalının 06.09.2010 tarihinde sözleşmeyi hiçbir haklı sebebe dayanmadan feshettiğini, müvekkilinin portföyünden yararlanan davalının menfaat sağlamaya devam ettiğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL denkleştirme tazminatının fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. 2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 02.04.2002 tarihli acentelik sözleşmesi uyarınca müvekkilinin acente olarak görev yaparken davalının 06.09.2010 tarihinde sözleşmeyi hiçbir haklı sebebe dayanmadan feshettiğini, müvekkilinin portföyünden yararlanan davalının menfaat sağlamaya devam ettiğini, asıl davada zamanaşımı nedeniyle davanın reddine dair verilen kararın bozulduğunu ileri sürerek 79.000,00 TL denkleştirme tazminatının fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; acentelik sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gereken denkleştirme tazminatının zaman aşımına uğradığını, fesihten sonra müvekkilinin davacının portföyü sayesinde önemli bir menfaat elde etmediğini, davacının müşterileri dava dışı sigorta şirketine geçirmeye başlaması ve bu firma ile çalışmak istemesi üzerine sözleşmenin feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; davanın derdestlikten reddinin gerektiğini, zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığını, 79.000,00 TL tutarındaki meblağın neye dayandırıldığının anlaşılmadığını, tazminat için portföy sayesinde önemli menfaat ve hakkaniyet gibi gerekli şartların sağlanmadığını, davacının müşterileri dava dışı sigorta şirketine geçirmeye başlaması ve bu firma ile çalışmak istediği beyanı üzerine sözleşmenin feshedildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A.Mahkemece Verilen Karar Mahkemece 06.10.2020 tarih, 2015/519 E., 2020/551 K. sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne, 56.466,05 TL yıllık denkleştirme tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 06.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. B. Bozma Kararı Dairemizin 05.04.2022 tarih, 2021/1026 E., 2022/2819 K. sayılı kararıyla, Mahkemece davaların birbirinden bağımsız olması anlamına gelen ''davaların istiklali prensibi'' uyarınca asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılıp, hüküm kurmak gerekirken mahkemece asıl dava ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmaması, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de her dava için ayrı ayrı belirlenmemesi doğru görülmemiş, karar bu nedenlerle bozulmuş, bozma sebep ve şekline göre, asıl ve birleşen davada taraf vekillerinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile talimat mahkemesi aracılığıyla aldırılan 22.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davacı vekili tarafından banka hesap ekstreleri ile aylık olarak sunulan 2009 yılı komisyon bedelinin 80.509,23 TL, 2010 yılı komisyon bedelinin 32.422,88 TL, toplamda ise 112.932,11 TL olduğu, ortalamasının 56.466,05 TL’ye tekabül ettiğinin hesaplandığı, davacı acentenin iki yıllık mevcut komisyon belgelerine göre yaklaşık 56.466,05 TL yıllık denkleştirme tazminatı talep edebileceği sonucuna varıldığı, tüm raporlar birlikte incelendiğinde 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun (5684 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin 16 ncı fıkrası gereğince sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyor ise sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği, bilirkişilerce hesaplanan iki yıllık mevcut komisyon belgelerine göre davacının 56.466,05 TL denkleştirme tazminatı isteyebileceği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, 1.000,00 TL denkleştirme tazminatının 06.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, birleşen davanın kısmen kabulüne, 55.466,05 TL denkleştirme tazminatının 06.09.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporlarında tamamen müvekkiline ait kayıtlar üzerinden hesaplama yapıldığını, Mahkemece davalıya defalarca, ticari defter ve kayıtlarını sunması, sunmadığı takdirde ticari defter ve dayanağı kayıtları ibrazdan kaçındığı kabul edileceği ihtar edildiği halde davalının ticari defter ve kayıtlarını dosyaya sunmadığını, kayıtların incelenmesi için bilirkişilere fırsat vermediğini, kesin süre verilerek, sonuçlarına hatırlatılmasına rağmen defter ve kayıtların sunulmaması durumunda ibrazı talep eden tarafın iddiası ispat edilmiş sayılacağını, sadece kendilerince sunulan kayıtlarla ortalama bir tazminatın belirlenmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırılık taşıdığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının tazminat için gerekli acentenin faaliyeti sebebiyle sözleşmenin feshinden sonra portföy sayesinde önemli menfaat elde edilmesi ve hakkaniyetin gerektirmesi koşullarını sağlayamadığını, bu hususları ispatlayamadığını, dava dışı sigorta şirketi ile çalışmaya başladığını, bu sebeple müvekkilinin zaten menfaat elde edemeyeceğini, davacının müşterileri dava dışı sigorta şirketine geçirmeye başlaması ve bu firma ile çalışmak istemesi üzerine sözleşmenin feshedildiğini, Kanunda son beş yıllık faaliyete göre hesaplanması gerektiği belirtilmesine rağmen iki yıllık tahmini olarak yapılan hesaplamayı kabul eden Mahkemenin eksik inceleme yaptığını, Mahkeme tarafından acentenin son 5 yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon ve diğer ödemeleri belirlemek için bankalara müzekkere yazılabileceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen davalar, denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 5684 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin 16 ncı fıkrası. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 219 ve 220 nci maddeleri. 3. Değerlendirme Asıl ve birleşen dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı denkleştirme tazminatının tahsili istemlerine ilişkindir. Davacı tarafından davalı şirketin müşteri portföyüne kattığını ileri sürdüğü firmaların listesi dava dosyasına sunulmuş, bir kısım örnek poliçeler de ibraz edilmişse de bu sigortalılara ait poliçelerin öncelikle davacı acente tarafından davalı adına düzenlenip düzenlenmediğinin taraf kayıtlarından araştırılması, sözleşmenin feshinden sonra aynı sigortalılarla davalının sigorta ilişkisinin sürüp sürmediğinin, davalı sigorta şirketinin acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde edip etmediğinin belirlenmesi, bu hususta bilirkişilere davalı şirket merkezinde yerinde inceleme yetkisi verilmesi, gerekirse usulünce 6100 sayılı Kanun'un 219 ve 220 nci maddelerinin işletilmesi, bundan sonra taraflar arasındaki acentelik ilişkisi kapsamında davacının talep edebileceği tazminat tutarının belirlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Mahkeme kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde ilgililere iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sözleşmenin Sona Ermesi ve Feshin Haklılığı

Belirsiz bir süre için yapılmış acentelik sözleşmesini taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir; belirli süreli sözleşmeler ise haklı sebeplerden ötürü her zaman feshedilebilir. Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uyulmaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Sözleşmede herhangi bir sebep gösterilmeksizin fesih yapılabileceği yazılı olsa dahi geçerli bir fesih için haklı sebep aranır. Acentenin borçlu olması sebebiyle fesih yoluna gidilmesi hâlinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 123. maddesi uyarınca temerrüt olgusunun gerçekleşmesi ve borcun ifası için acenteye uygun bir mehil verilmesi ya da TBK m. 124 gereğince süre tayinine lüzum bulunmadığının ispatı zorunludur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/15206, K. 2016/4748Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/15206 E.  ,  2016/4748 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/04/2015 tarih ve 2014/563-2015/381 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalının acentesi olarak sözleşmenin imzalandığı 09/11/2005 tarihinden 26/11/2010 tarihine kadar hizmet verdiğini, her yıl cirosunu ve portföyünü artırarak davalıya önemli menfaatler kazandırdığını ancak, davalının 26/11/2010 tarihli ihbarname ile sözleşmeyi haksız bir şekilde tek taraflı olarak feshettiğini ve müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, sözleşmenin feshi haksız olduğu için kusursuz acentenin kendi döneminde akdetmiş olduğu ve devam eden sigorta sözleşmelerinden dolayı prim komisyon alacağına, dolayısıyla portföy tazminatı ile 5684 sayılı Kanun'un 23/15 ve 16. maddelerinde belirtilen alacak ve tazminatlara hak kazandığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 10.000,00 TL'nin sözleşmenin fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faiziyle ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının fesih nedeniyle denkleştirme tazminatı istemesi için gerekli şartların gerçekleşmediğini, acentelik sözleşmesinin davacının kusuru ile feshedilmiş olup, müvekkilinin fesihte haklı olduğunu zira, davacının tahsil ettiği primleri zamanında müvekkiline intikal ettirmediğini, müvekkiline 226.515,80 TL borcu olduğunu ayrıca, gerekli özeni göstermeyerek müvekkilinin zararına yol açacak akitlerin imzalanmasına aracılık ettiğini, denkleştirme tazminatı için gerekli olan şirketin fesihten sonra da önemli menfaatler elde etmesi ile hakkaniyet şartlarının bulunmadığını, sözleşmenin 20. maddesi uyarınca da davacının herhangi bir talepte bulanamayacağını, taleplerinin haksız ve fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 09/11/2005 tarihli acentelik sözleşmesi yapıldığı, davalının 26/11/2010 tarihli ihtarname ile tebliği takip eden 15 günün sonunda sözleşmenin sona ereceğini davacıya bildirdiği, ihtarnamenin 02/12/2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafta gönderilen cevabi ihtarname sonrasında davalının 13/12/2012 tarihli fesihname ile sözleşmeyi tek taraflı feshettiği, taraflar arasında 08/02/2011 tarihli kesin mutabakatname başlıklı belge imzalandığı, buna göre poliçelerden kaynaklanan borcun 29.182,47 Euro olduğunun kabul edildiği, davalının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve lehine delil vasfında olduğu, davacının ise, defterlerini sunmadığı, davalı defterlerine göre davacının davalıya fesih tarihi itibariyle 226.515,80 TL borcu bulunduğu, mutabakatnameye göre de davacının davalıya ödenmemiş borcu bulunduğu, davacının davalıya olan borcunu ödemediğinden taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve sözleşmenin davalı açısından çekilmez bir hale geldiği, bu durumda aslında davalının hiçbir fesih öneli vermeden derhal ve haklı sebeple sözleşmeyi fesih hakkına sahip olmasına rağmen davalının sözleşmenin 19.m. gereğince davacıya süre vererek sözleşmeyi feshettiği, davalı davacının sözleşmeden doğan borçlarını ödememesi nedeniyle haklı olarak sözleşmesi feshettiğinden davacının herhangi bir tazminat alacağının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, acentelik sözleşmesinin haksız olarak feshi nedeniyle komisyon alacağı ve portföy tazminatı istemlerine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlendiği şekilde davacının prim borcu bulunduğundan davalının sözleşmeyi feshinin haklı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davalı 26/11/2010 tarihli fesih ihbarnamesinde sözleşmenin 19. maddesi tahtında sigorta şirketine tanınan herhangi bir sebep göstermeden fesih hakkını kullandığını belirtmiş olup, fesih ihbarının metninden davalının feshi, sözleşmenin 19/2 maddesine göre yaptığı anlaşılmaktadır. Sözleşmenin bu hükmüne göre, Şirket, acentelik sözleşmesini herhangi bir sebep göstermeksizin 15 gün önceden diğer tarafa iadeli taahhütlü bir mektup göndererek veya noterden ihtarname göndermek suretiyle her zaman feshedebilir. Genel olarak kişiler, özel hukuk alanında diğer kişilerle olan ilişkilerini hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenler, diledikleri konuda, diledikleri kişiler ile sözleşme yapabilirler. Bu olanak, Borçlar Kanunu'nda öngörülen sözleşme özgürlüğü ilkesinin bir sonucudur ve Anayasa'nın 48. maddesi ile de teminat altına alınmıştır. Sözleşme özgürlüğü, sözleşmeyi yapma, sözleşmenin karşı tarafını seçme, sözleşmenin içeriğini düzenleme ya da değiştirme, sözleşmenin tabi olacağı şekli belirleme ve nihayet sözleşme ile bağlı kalmama, yani sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğünü de içerir. Var olan bir sözleşmeyi sona erdirmenin yollarından birisi de, sözleşmenin feshidir. Dolayısıyla sözleşme özgürlüğü, sözleşmenin tek taraflı tasfiyesine yönelik olarak sona erdirilmesini amaçlayan fesih hakkını da içermektedir. Görüldüğü üzere, kural olarak kişinin sözleşmenin feshi yoluna gitme konusunda irade özerkliği sonucu takdir hakkı bulunmakla birlikte, feshin haksız olması halinde, karşı tarafın bundan doğan zararlarından sorumluluğunun da bulunacağı tabiidir. Dairemizin 22/10/2014 tarih, 2014/7542 E- 2014/16209 K. ilamında da belirtildiği üzere sözleşmede herhangi bir sebep gösterilmeksizin fesih hakkının bulunduğuna dair bir hüküm olması halinde dahi, sözleşmenin feshi için haklı bir sebebin bulunması gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece anılan hususun nazara alınmaması doğru olmadığı gibi, acentenin borçlu olması nedeniyle sözleşmenin feshedilmesi halinde ise, 818 sayılı BK'nın 106., 6098 sayılı TBK'nın 123. maddesi gereğince ancak acentenin temerrüde düşmüş olması ve davalının ise, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre vermesi veya 818 sayılı BK'nın 107., 6098 sayılı TBK'nın 124. maddesi gereğince uygun bir süre verilmesine yani mehil tayinine lüzum bulunmadığını ispat etmesi gerektiğinden bu konuda da hiç bir inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın sadece acentenin borcu bulunduğu gerekçesiyle feshin haklı olduğunun kabulü doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 123Kaynağı aç
MADDE 123- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir. b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 121Kaynağı aç
MADDE 121- (1) Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. (2) Belirli süre için yapılan bir acentelik sözleşmesinin, süre dolduktan sonra uygulanmaya devam edilmesi hâlinde, sözleşme belirsiz süreli hâle gelir. (3) Müvekkilin veya acentenin iflası, ölümü veya kısıtlanması hâlinde, Türk Borçlar Kanununun 513 üncü maddesi hükmü uygulanır. (4) Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. (5) Müvekkilin veya acentenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası sebebiyle acentelik sözleşmesi sona ererse, işlerin tamamlanması hâlinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına oranlanarak belirlenecek uygun bir tazminat acenteye ya da bu maddede yazılı hâllere göre onun yerine geçenlere verilir. II – Denkleştirme istemi

6102 sayılı TTK m. 122/3 gereğince, müvekkilin haklı feshe yol açan bir davranışı bulunmadığı hâlde acentenin tek taraflı feshe gitmesi ya da kendi kusurlu tutumu sebebiyle sözleşmenin müvekkilce haklı nedenle sonlandırılması durumunda denkleştirme talep edilemez. Örneğin acentenin müvekkilinin izni olmaksızın başka firmaların acenteliğini üstlenmesi sözleşmeye aykırılık teşkil ederek haklı fesih imkânı doğurur ve tazminat hakkını düşürür. Benzer şekilde sözleşmede kararlaştırılan üretim hedeflerine ulaşılamaması ve bildirime karşın üretimin makul sürede taahhüt edilen seviyeye getirilmemesi haklı fesih sayılır. Ancak sözleşmede riskin dağıtılmaması ya da portföyün tek branşta yoğunlaşması açık bir haklı fesih sebebi sayılmamışsa ve genel üretim ortalaması sağlanmışsa yapılan fesih haksız kabul edilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/12346, K. 2018/3766Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/12346 E.  ,  2018/3766 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22.03.2016 tarih ve 2014/1480-2016/220 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin …’da sigorta aracılık hizmetleri ile uğraştığını, davalının ise sigorta şirketi olduğunu, davalı ile müvekkili arasında 03/05/2006 tarihinde acentelik sözleşmesinin imzalandığını, müvekkilinin 2011 yılına kadar davalının acenteliğini yaptığını, davalının ihtarname ile müvekkili ile arasındaki acentelik sözleşmesini hiçbir gerekçe göstermeden tek taraflı olarak fesih ettiğini, ihtarnamenin müvekkiline tebliğinden itibaren 15 gün sonra sözleşmenin sona ereceğinin bildirildiğini, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceğini, müvekkilinin denkleştirme tazminatına hak kazandığını ileri sürerek şimdilik 3.000,00 TL tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, hak düşürücü süresinin dolduğunu, acentenin müvekkili sigortacının ön ve yazılı iznini almadan kendi şahsı adına başka sigorta şirketlerinin acenteliğini yaptığının, acentenin kendisine yapılan her türlü uyarıya rağmen hasar prim oranını düşürmediğini, diğer şirketlerin acenteliğinin devam ettiğini, acentelik sözleşmesi uyarınca acentenin sözleşme şartlarına uymaması nedeni ile fesih edildiğini, denkleştirme talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre; davacı acentenin sözleşmenin hükümlerine uymadığı, acentenin şirketin bilgisi ve izni dışında başka bir sigorta şirketinin acenteliğini yapmasına dair hükmünü ihlal ettiği, sözleşmenin kurulması aşamasından sonra davacı acentenin dava dışı bir çok sigorta şirketi ile acentelik ilişkisine girdiği, davalı … şirketinin taraflar arasındaki sözleşme gereğince fesih hakkını kullanmasının yerinde olduğu, davacı acentenin denkleştirme tazminatını talep hakkının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 21.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Denkleştirme talebinin doğması için müvekkilin feshi haklı gösterecek davranışının kusurlu olması zorunlu değildir; ücretin gerekçesiz geç veya eksik ödenmesi, yetkili bölgenin daraltılması ya da bağımsızlığa aykırı sıkı rapor talepleri bu niteliktedir. Tarafların karşılıklı anlaşması, üç aylık ihbar süresine uyularak sözleşmenin feshi veya acentenin ölümü ya da kısıtlanması durumları tazminat talep hakkını ortadan kaldırmaz. Acentenin yaşlanma veya sağlık sorunları sebebiyle çalışamaması müvekkil bakımından haklı fesih oluştursa bile, bu hâller acentenin kusurundan kaynaklanmadığı için denkleştirme tazminatı talep edilebilir.

Tek Satıcılık Sözleşmelerine Kıyasen Uygulama

6102 sayılı TTK m. 122/5 uyarınca denkleştirme tazminatına ilişkin yasal düzenleme, hakkaniyete aykırı düşmediği ölçüde tek satıcılık ile benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de kıyas yoluyla uygulanır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/4812, K. 2021/4970Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/4812 E.  ,  2021/4970 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 05/02/2018 tarih ve 2016/513 E- 2018/103 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 24.10.2019 tarih ve 2018/657 E- 2019/1313 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Dr. … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacı ile davalı arasında akdedilen sözleşme uyarınca davacının, KKTC'de faaliyet gösteren ve çeşitli markaların pazarlamasını ve satışını gerçekleştiren firma olduğunu, davacı birden fazla markanın Kıbrıs dahilinde satışını gerçekleştirmekte ise de Pareksi Kıbrıs'ta tanınan bir marka haline getirmek için azami özen ve çalışma gösterdiğini, reklam harcamaları yapmış olup satış noktaları oluşturduğunu, Pareks markasının yayılmasını ve satışını sağladığını, bunları yaparken de Pareksten aldıkları malların ödemesini zamanında yaptığını, ürünün satış miktarını artırıp cirosunu yükselttiğini, davalının davacıyı zor durumda bırakmak amacıyla satış hedefini yükselttiğini, Kıbrıs'ta başka firmalara da satış yaptığını, bu nedenle davacının cirosunun düştüğünü, zarara uğradığını iddia ederek şimdilik 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davalının Pareks markasının sahibi olduğunu, Pareks markalı ürünlerin KKTC'de satışının başlaması üzerine davacı tarafından bir takım ürünler istendiğini, bu ürünlerin davalı tarafından satıldığını, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi söz konusu olmayıp ticari ilişkinin de 2013 yılı sonunda karşılıklı sona erdirildiğini, tek satıcılık sözleşmesi kabul edilse dahi TTK 122. madde gereğince davalının organize ettiği reklam ve pazarlama faaliyetleri sonunda tanınırlık ve müşteri çevresinin oluştuğunu, davacının denkleştirme ödenmesini gerektirecek ticari bir mağduriyetinin söz konusu olmadığını, ticari ilişkinin davacının haksız tutumu nedeniyle sona erdiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi’nce, tek satıcılık sözleşmesinin karşılıklı edimler yükleyen bir sözleşme olup satıcının bağımsız olarak kendi adına ve hesabına hareket edebilme yetkisi ve sürümü arttırmaya yönelik faaliyette bulunma yükümlülüğünün mevcut olduğu, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunduğunu iddia etmiş ise de davacının, markanın tanınması konusunda satışın arttırılmasına ilişkin yatırım yaptığına dair delil bulunmadığı, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesinin bulunduğunu ispat yükü üzerinde olan davacının bu hususu ispat edemediği, taraflar arasında alım satım ilişkisi bulunduğu, bunun dışında ticari ilişkinin olduğuna dair delil bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi’nce, davanın, tek satıcılık sözleşmesinden kaynaklanan denkleştirme tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, 6102 sayılı TTK’nın 122/5. maddesi gereğince acente tarafından talep edilebilecek denkleştirme tazminatının, niteliğine uygun düştüğü ölçü de tek satıcılara da uygulanabileceği, 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde "(4) Denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir." hükmünün bulunduğu, TTK 122/4. maddesi uyarınca denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren 1 yıl içerisinde ileri sürülmesi gerektiği, bu sürenin niteliği hususunda öğretide görüş birliği olmadığı, hak düşürücü süre mi yoksa zamanaşımı süresi olup olmadığının yasal düzenlemede açıklanmadığı, ancak bu sürenin hak düşürücü süre olduğunun kabul edildiği, 6098 sayılı TBK'nın 142 ve 58. maddesi uyarınca borca aykırı davranışın kişilik haklarını ihlal edecek bir zarara yol açması halinde manevi tazminata hükmedilebileceği, uyuşmazlığın, taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunup bulunmadığı ve davacı yönünden denkleştirme tazminatı ve manevi tazminat talep edebilme koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplandığı, somut olayda taraflar arasındaki mevcut ticari ilişki uyarınca son işlemin 30.11.2013 tarihinde yapıldığı, bu tarihten sonra 2014 ve 2015 yıllarında davalı tarafından davacıya yapılan hiçbir satışın bulunmadığı, davanın aradaki ticari ilişkinin sona erdiği tarihe göre 1 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı, 30.11.2013 tarihinden sonra davacının Pareks markalı ürünleri 2014 ve 2015 yıllarında dava dışı Digicom şirketinden satın aldığı, davacı dava dışı Digicom adlı şirketin faaliyet adresi ve yetkililerinin aynı olması nedeniyle davalı ile ticari faaliyetinin devam ettiğini iddia etmiş ise de şirketlerin faaliyet adresi ve yetkililerinin aynı kişiler olmasının bu şirketlerin farklı tüzel kişi ve şirket olduğu hususunu ortadan kaldırmadığı, davacı tarafından dosyaya sunulan 01.01.2014 tarihli, davacıya Parex marka ürünlerin satımı konusunda tam yetki verilmesine ilişkin tek taraflı düzenlenen ve davacının imzasını taşımayan yetkili satıcı belgesinin davalı … temsil ve ilzama yetkili temsilcisi tarafından imzalanmadığı, bu haliyle tek satıcılık sözleşmesinin bulunmadığı, bu dönem için taraflar arasında tek satıcılık sözleşmesi bulunduğu ve davalının borca aykırı davranışı nedeniyle kişilik haklarına saldırı olduğunun davacı tarafından ispat edilemediği, açıklanan nedenlerle maddi tazminat ve yasal koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddi yerine yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bununla birlikte dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı gibi yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir hususta olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, maddi tazminat ve koşulları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 14,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 10.06.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/5966, K. 2021/7105Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/5966 E.  ,  2021/7105 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Karacabey 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24.12.2019 tarih ve 2015/245 E. – 2019/675 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline geri çevrilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra iade edildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, taraflar arasında akdedilen bayilik sözleşmesi uyarınca davacının davalıya ait malların satışını yaptığını, davalının sözleşme hükümlerine aykırı biçimde sözleşmeyi feshederek mal teslimini durdurduğunu, davalının, sözleşme hükümlerine göre üç ay önceden fesih ihbarı yapması gerekirken, ihbarda bulunmadan akdin feshetmesi sonucunda 22.08.2011 ile 22.11.2011 tarihleri arasında davacının 181.681,50 TL kazanç kaybı oluştuğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin 23.09.2011 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yargılama sırasında bilirkişi raporuyla saptanan 181.681,50 TL'lik kazanç kaybı tutarı gözetilerek davacı vekili tarafından 171.681,50 TL tutarında harç ikmali yapılmıştır. Asıl davada davalı vekili, davacının sözleşmeye aykırı şekilde yetkili bulunduğu alan dışında satışlar gerçekleştirmesi nedeniyle uyarıldığını, ancak sonuç alınamaması üzerine bayilik sözleşmesinin haklı nedenle davalı tarafından feshedildiğini, davacının, mal gönderilmediği yönündeki iddiasının mesnetsiz olduğunu, esasen davacının mal siparişi yapmadığını, kendi kusurlu eylemi nedeniyle herhangi bir hak talep edemeyeceğini belirterek, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin 2009 yılının Ocak ayından, davalının haksız olarak sözleşmeyi feshettiği tarih olan 22.08.2011 tarihine kadar devam ettiğini, davacının sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğini, zengin ticaret hacmi ve müşteri portföyü oluşturduğunu, bu davanın konusunun denkleştirme bedeli müşteri portföy bedeli olduğunu, müşteri çevresinin oluşmasında davalının katkı ve masrafının olmadığını, davacının yıllık ortalama net kazancının 984.056,25 TL olduğunu, davalının haksız fesih nedeniyle bu kazancı cebine attığını, davacı tarafından denkleştirme bedelinin tahsili için çekilen 24.12.2012 tarihli ihtarnameden sonuç alınamadığını ileri sürerek, şimdilik 30.000.- TL denkleştirme bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 09/05/20116 tarihinde ıslahla talebini 597.231.- TL artırarak toplamda 627.231.- TL’ye çıkartmıştır. Birleşen davada davalı vekili, denkleştirme bedelinin istenebilmesi için, taraflar arasında acentelik ilişkisinin oluşması gerektiğini, davacı ile davalı arasında acentelik değil, bayilik sözleşmesi akdedildiğini, davacının da dava dilekçesinde taraflar arasında bayilik ilişkisinin var olduğunu ikrar ettiğini belirterek, haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada, 26/09/2017 tarihli bilirkişi raporuyla, davacının muavin kayıtlarında “BURDA” markalı firmaya ait faturaların da bulunduğu bunların kazanç kaybı hesabında dikkate alınamayacağı, bozma ilamına göre giderlerin düşülmesi suretiyle yapılan hesaplama sonucunda davacının kazanç kaybından bahsedilemeyeceği, denkleştirme tazminatı bakımından ise önceki müşteri portföyünün belirlenmesi halinde hesaplama yapılacağının belirtildiği, davacı vekiline 27/03/2018 tarihli duruşmada müşteri portföyüne ilişkin belgeleri sunmak üzere süre verildiği, davacı vekili tarafından sunulan belgeler dikkate alınmak üzere denkleştirme tazminatının hesabı için ek rapor tanziminin istenildiği, 26/09/2017 tarihli ön raporda eksik olduğu belirtilen belgeleri sunmak üzere 02/07/2019 tarihinde taraf vekillerine yeniden ihtaratlı süre verildiği, bu süre sonunda davalıya ait muavin kayıtların sunulduğu, ancak davacı tarafından dosyaya bir belge sunulmadığı, denkleştirme tazminatının hesaplanabilmesi için davacının önceki müşteri portföyüne ilişkin belgelerin, dosyaya ispat yükü kendi üzerinde olan davacı tarafından sunulması gerektiği, kesin ve ihtarlı süreye rağmen belgelerin sunulmadığı, mevcut duruma göre de denkleştirme tazminatının hesaplanmasının mümkün olmadığı, ek rapor alınması için yazılan talimat da bu sebeple iade edildiği, davacının kazanç kaybı ve denkleştirme tazminatı talepleri ispatlanamadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Karar, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Davacı vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemece bozmadan sonra alınan 18.01.2016 tarihli bilirkişi ek raporunda davacının net kazanç kaybı 175.915 TL olarak hesaplanmış, bu rapora itiraz edilmesi üzerine yeni bir bilirkişi heyetinden alınan 26.09.2017 tarihli raporda davacının net kazanç kaybının eksi değer olarak tespit edildiği bildirilmiştir. Mahkemece iki ayrı bilirkişi heyetinden rapor alınmış olup, söz konusu raporlar yeterli gerekçe içermediği gibi birbirleri ile de çelişkilidir. Mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin ve ikinci raporun hükme esas alınma sebebi gösterilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalı taraf süresinde fesih ihbarında bulunamayarak sözleşmeyi haksız feshettiğinden, davacının üç aylık süre için net kazanç kaybının hesaplanması gerekmektedir. Mahkemece yapılacak iş, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak, davacının üç aylık süre için toplam brüt kazancı ve toplam gideri tespit edilerek, taraflar arasındaki sözleşmeye göre, davacı bayiinin, davalı şirkete ait ürünlerin satışından elde ettiği ortalama brüt kazancı bulunup, davacının toplam giderleri içinde, davalı şirkete ait ürünlerin satışı için yapılan harcama gideri kıstelyevm olarak hesaplattırılarak, bulunan gider düşüldükten sonra, davacının net kazanç kaybı hesaplattırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve çelişkili yetersiz rapora dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ve bu sebeple asıl davaya ilişkin kararın bozulması gerekmiştir. 2- Davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Birleşen dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshi nedeniyle uğranılan müşteri (denkleştirme) tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Sonradan yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde denkleştirme tazminatı düzenlenmiş olup anılan maddenin 5. fıkrası “Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanır.” hükmü yer almakta ise de 6769 sayılı eTTK döneminde benzer yönde hüküm bulunmadığından ve bu sebeple davacı bayii denkleştirme tazminatı talep edemeyeceğinden davanın reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddedilmesi yerinde değilse de, karar yukarıda açıklanan gerekçe nedeniyle sonucu itibariyle doğru bulunduğundan davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile HUMK'nın 438. maddesinin son fıkrası uyarınca kararın gerekçesi düzeltilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacının birleşen davaya yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile HUMK'un 438/son maddesi uyarınca kararın gerekçesinin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 13/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hak Düşürücü Süre ve Önceden Feragat Yasağı

Denkleştirme isteminden sözleşme ilişkisi kurulurken veya devam ederken önceden vazgeçilemez. 6102 sayılı TTK m. 122/4 uyarınca denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. Kanun metninde açıkça belirtilmemekle birlikte bu sürenin hak düşürücü süre olduğu kabul edilmektedir.

TTK m. 122/4'te düzenlenen bir yıllık süre yalnızca denkleştirme istemine ilişkindir. Acentelik sözleşmesinin haksız feshine dayanan müspet zarar kapsamındaki kâr veya gelir kaybı tazminatı talepleri ile komisyon alacakları hakkında bu bir yıllık süre uygulanmaz. Portföy tazminatı ile gelir kaybı zararı birbirinden tamamen farklı tazminat türleridir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/11631, K. 2014/20304Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/11631 E.  ,  2014/20304 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL (KAPATILAN) 28. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 22/10/2013 NUMARASI : 2013/109-2013/291 Taraflar arasında görülen davada İstanbul (Kapatılan) 28. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/10/2013 tarih ve 2013/109-2013/291 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Esra Can tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkil ile davalı şirket arasında 11/11/2009 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalandığını, ancak sözleşmenin davalı tarafından 01/12/2011 tarihinde usulsüzce feshedildiğini, sözleşmenin aleyhe olan kısımlarını kabul etmediklerini, feshin de geçersiz olduğunu ileri sürerek haksız fesih sebebi ile ödenmemiş alacaklar için 1.000,00 TL, portföy tazminatı için 1.000,00 TL ve gelir kaybı için 1.000,00 TL toplam 3.000,00 TL'nin 11/11/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; TTK 122/4 maddesi gereği denkleştirme hakkının sözleşmenin sona ermesinden itibaren 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini, portföy tazminatının süreye bağlandığını, 1 yıllık sürenin geçmesinden sonra dava açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; TTK 122/4 hükmü gereği davanın 1 yıl içinde açılması gerektiği, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle komisyon alacağı, gelir kaybı ve portföy tazminatı istemine ilişkin olup, davalı vekilinin süresinde zaman aşımı definde bulunması nedeniyle mahkemece 6102 sayılı TTK'nın 122/4 maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü süreden sonra açılan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesinde yer alan portföy tazminatı 6762 sayılı TTK'da karşılığı bulunmayan yeni bir madde olarak yer almıştır. Bu nedenle, somut olayda, portföy tazminatı için öngörülen bir zaman aşımı süresi bulunmamaktadır. 818 sayılı BK'nın 126/4 maddesi gereğince acentelik mukavelelerinden doğacak tüm davalar 5 yıllık zaman aşımına tabi olup, sözleşmenin feshi tarihi itibariyle de 818 sayılı BK ve 6762 sayılı TTK hükümleri yürürlükte bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 6. maddesi ve 6101 sayılı TBK Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5. maddesi gözönünde bulundurularak bir karar verilmesi gerektiği gibi, davacının portföy tazminatı dışındaki gelir kaybı ve komisyon alacağı hakkında da 1 yıllık hakdüşürücü sürenin uygulanması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sigorta Acentelerine Özgü Kurallar

Sigorta acenteleri bakımından özel kanun niteliği taşıyan 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu hükümleri öncelikle uygulanır; Türk Ticaret Kanunu hükümleri ise bu kanunun yollamasıyla uygulama alanı bulur. Sigortacılık Kanunu m. 23/15 uyarınca sigorta acentesi, sözleşmenin sona ermesi hâlinde sigorta ettirenlerle yaptığı veya kısa bir süre içinde yapacağı işlerle ilgili sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği komisyona hak kazanır.

5684 sayılı SİGORTACILIK KANUNU m. 23Kaynağı aç
MADDE 23 – (1) Sigorta acenteliği gerçek veya tüzel kişilerce yapılır. Sigorta acenteliği yapmak isteyenlerin Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğince tutulan Levhaya yazılı olması gerekir. (2) Sigorta acenteliği yapacakların niteliklerine ilişkin usûl ve esaslar yönetmelik ile belirlenir. Sigorta acenteliği yapacaklar, Müsteşarlıktan bu nitelikleri taşıdıklarını gösteren bir belge alarak Levhaya kayıt olmak için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine başvurur. Müsteşarlık, belge alınmasına ilişkin işlemlerin incelemeye ve onaya hazır hale getirilmesi için Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine görev verebilir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bu işlemlerin gerçekleştirilmesi için uygun gördüğü ilgili sivil toplum ve meslek kuruluşları ile işbirliği yapabilir. (3) Bankalar ile özel kanunla kurulmuş ve kendisine sigorta acenteliği yapma yetkisi tanınan kurumlar hakkında bu maddenin birinci fıkrasında yer alan Levhaya kayıt zorunluluğu ile Müsteşarlıktan belge almaya ilişkin ikinci fıkrası hükmü uygulanmaz. (4) Aşağıdaki hallerde sigorta acentesinin kaydı; a) Sigorta acenteliği yapması için gerekli nitelikleri kaybetmişse, b) Hakkında meslekten çıkarma kararı verilmişse, c) Levhaya yazılmasını müteakip altı ay içinde faaliyete geçmezse, ç) Sigorta acenteliğinden ayrılmışsa, d) Ticaret veya ticaret ve sanayi odasındaki kaydı silinmişse, e) Tespit edilen kayıt ücretini süresi içinde yatırmamışsa veya aidatını üç yıl üst üste hiç ödememişse, Levhadan silinir. (5) Levhadan silinme kararı verilmeden önce sigorta acentesinin yazılı savunması istenir. Levhadan silinme kararının verilebilmesi için sigorta acentesinin savunmasının dinlenmesi veya savunması dinlenmek üzere kendisine yapılan çağrıya uymamış olması gerekir. Levhadan silinme kararı gerekçeli olarak verilir. (6) Levhadan silinmeyi gerektiren hallerinin sona erdiğini ispat eden sigorta acentesi, Levhaya yeniden yazılma hakkını kazanır. Ancak, hakkında meslekten çıkarma kararı verilmiş olan kişinin bir daha Levhaya yazılması mümkün değildir. Levhaya yeniden yazılan sigorta acentesinden kayıt ücreti alınmaz. (7) Levhaya yeniden yazılma talebinde bulunanlar, Levhaya yazılma şartlarının varlığının devam ettiğini ispatla zorunlu tutulabilir. Levhaya yeniden yazılma talebinin reddine ilişkin karar gerekçeli olarak verilir. (8) Levhadan silinen veya Levhaya yeniden yazılma talebi reddolunan kişi, bu kararlara karşı onbeş iş günü içinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kuruluna yazılı itirazda bulunabilir. Yapılacak itiraz karşısında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu en geç onbeş iş günü içinde görüşünü bildirmek zorundadır. Bu karar kesindir. (9) 23/2/1995 tarihli ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/A maddesinin üçüncü fıkrası hükmü sigorta acenteleri için sadece acentelik faaliyeti dolayısıyla sunulan hizmetlerde uygulanır. Sigorta şirketinin sağlayıcı olarak yaptığı ayıplı hizmetlerden sigorta acentesi sorumlu değildir. (10) (Değişik: 3/4/2013-6456/ 44 md.) Bankalar ile özel kanunla kurulmuş ve kendisine sigorta acenteliği yapma yetkisi tanınan kurumlar hariç olmak üzere, sigorta acenteleri, bireysel emeklilik işlemleriyle ilgili aracılık ile Müsteşarlığın uygun göreceği sigortacılıkla bağlantılı diğer aracılık faaliyetleri dışında başka bir ticari faaliyette bulunamaz. (11) Cumhurbaşkanı, yabancı sigorta acentelerinin Türkiye’deki faaliyetleri ile Türkiye’de faaliyet gösteren sigorta acentelerinin yabancı sigorta şirketleri adına Türkiye’deki aracılık hizmetlerine ilişkin düzenleme yapmaya yetkilidir.[15] (12) Sigorta şirketlerinin, sigorta sözleşmeleri için brokerlik yapanların ve sigorta eksperlerinin yönetim ve denetiminde bulunan kişiler ile bunlar adına imza atmaya yetkili olanlar sigorta acentelerinin yönetim ve denetim kurullarında görev alamaz; imzaya yetkili olarak çalışamaz; bu şirketlere ortak olamaz ve bunlardan ücret karşılığı herhangi bir iş kabul edemez. Bu sınırlandırmalar söz konusu kimselerin eş ve velayeti altındaki çocukları için de geçerlidir. Ancak, sigorta şirketlerinin yönetiminde, denetiminde bulunan kişiler ile bunlar adına imza atmaya yetkili olanların eş ve velayeti altındaki çocukları için sınırlandırma bu kişilerin faaliyette bulunduğu şirketin sigorta acenteliği içindir. (13) Bu Kanuna göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişi, sigorta acenteliği faaliyetinde bulunamayacağı gibi ticaret unvanlarında veya herhangi bir belgede, sigorta acenteliği iş ve işlemleriyle uğraştığı izlenimini yaratacak kelime ve işaretler kullanamaz. (14) Sigorta acenteliği yapmaktan yasaklananlar, sigorta acenteliğiyle ilgili faaliyetlerde çalıştırılamayacakları gibi bu kişilerle her ne şekilde olursa olsun sigorta acenteliği mesleğinin icrası için işbirliği yapılamaz. (15) Sigorta acentesi, acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde, sigorta ettirenlerle yaptığı veya kısa bir süre içinde yapacağı işlerle ilgili sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği komisyona hak kazanır. (16) Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer. (17) Sigorta acenteleri ile bunların yanlarında çalışanlar, işleri dolayısıyla öğrendikleri bilgi ve sırları ilgililerin izni olmaksızın açıklayamaz. Ancak, suç teşkil eden hallerin yetkili mercilere duyurulması zorunludur. (18) Türk Ticaret Kanununun acentelere ilişkin hükümleri sigorta acenteleri hakkında da uygulanır. ALTINCI BÖLÜM Meslek Örgütlenmeleri Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği[16]

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 23/16 hükmü uyarınca, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa sigorta acentesi tazminat talep edebilir. TTK m. 122'den farklı olarak Sigortacılık Kanunu'nda acentenin ücret kaybına uğraması müstakil bir koşul olarak yer almamaktadır; temel kıstaslar müvekkilin önemli menfaat elde etmesi ve hakkaniyettir. Bununla birlikte acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla feshine sebep olması hâlinde tazminat talep hakkı düşer.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/14565, K. 2014/16277Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/14565 E.  ,  2014/16277 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : DİYARBAKIR 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 20/06/2013 NUMARASI : 2012/264-2013/590 Taraflar arasında görülen davada Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/06/2013 tarih ve 2012/264-2013/590 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.10.2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. A.. Ç.. ile davalı vekili Av. M. A. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalı şirket arasında 26.11.2008 tarihli acentelik sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket tarafından 06.06.2011 tarihli yazı ile 2011 Nisan ayı itibari ile yapılan kontrollerde oto sorumluluk branşındaki hasar prim oranının %105 gibi yüksek bir seviyeye ulaştığı, oto sorumluluk branşında şu anda %17 olan acente komisyonunun 07.06.2011 gününden başlayarak %5 olarak değiştirileceğinin bildirilerek komisyon oranının haksız olarak düşürüldüğünü, müvekkili şirket tarafından poliçesi düzenlenen araçların kaza yapmasında kusurunun bulunmadığını, davalı şirketin bu şekilde hareket etmesinin yerinde olmadığını, müvekkili şirketin komisyon oranının %70 oranında düşürülmesine rağmen faaliyetlerine devam ettiğini, daha sonra davalı şirket tarafından Beyoğlu 5. Noterliğinin 14 Aralık 2011 tarihli ihtarı ile fesihname ve azilname düzenlendiğini, hiçbir gerekçe gösterilmeden acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesi gereğince denkleştirme işleminin sağlanması ve müvekkili şirketin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere davalı şirketlerin müvekkili şirkete 50.000 TL denkleştirme tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 30.01.2013 tarihli dilekçesi ile toplam 241.076 TL tazminatın faizi ile tahsilini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacı acentenin sözleşmesinin feshinde haklı bir nedeninin tespit edilemediği, dosyada yer alan ve acentelik sözleşmesinin fesih tarihinden sonra akdedilmiş sigorta sözleşmelerine ait çok sayıda sigorta poliçesinden davalı şirketin acentelik sözleşmesinin feshinden sonra da davacı acentenin oluşturduğu müşteri çevresi sayesinde menfaat elde ettiği, buna karşılık davacı acentenın ise akdedilen bu sözleşmeler dolayısıyla acentelik sözleşmesi devam etmiş olsaydı elde edeceği komisyon isteme hakkını kaybettiği için somut olayda portföy tazminatının ödenmesi gerektiği, acentelik sözleşmesinin 24. maddesinde düzenlenen acentenin sözleşmenin feshi halinde davalıdan herhangi bir hak ve tazminat talep edemeyeceği düzenlemesi ise haksız şart niteliğinde olduğundan mahkemece gözönüne alınmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 241.076 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, acentelik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle 5684 Sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 maddesi gereğince denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucu denkleştirme tazminatı olarak, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacının acentelik faaliyeti 5 yıldan az devam ettiği için faaliyetin devam ettiği sürenin yıllık ortalamasının üst sınırı oluşturduğu tesbiti yapılarak, devam eden faaliyet sırasında elde edilen toplam kazancın faaliyet süresine bölünmesi ile bulunan miktara hükmedilmiştir. Oysa 5684 sayılı yasanın 23/16 maddesi aynen “sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer.” hükmünü havi olup, hüküm altına alınacak tazminat miktarı, sigorta şirketinin acentenin portföyü sayesinde elde ettiği menfaat miktarı olması gerekirken yazılı şekilde acentenin sözleşme devamınca yaptığı faaliyet sırasında elde ettiği kazancın faaliyet süresine bölünmesi ile bulunan miktara hükmedilmesi doğru görülmemiş kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bennte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TTK m. 122 uyarınca acentenin denkleştirme tazminatı talep etme koşulları nelerdir?

Acentelik sözleşmesinin sona ermesi, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde müvekkilin önemli menfaatler elde etmeyi sürdürmesi, acentenin sözleşme devam etseydi kazanacağı ücret isteme hakkını kaybetmesi ve tazminat ödenmesinin hakkaniyete uygun düşmesi kümülatif olarak aranır.

Denkleştirme tazminatının kanuni tavan sınırı nedir?

6102 sayılı TTK m. 122/2 uyarınca tazminat tutarı, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz; sözleşme daha kısa sürmüşse faaliyet süresindeki yıllık ortalama esas alınır.

Acente sözleşmeyi kendisi feshettiğinde denkleştirme talep edebilir mi?

Müvekkilin feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan acente sözleşmeyi feshederse tazminat isteyemez; ancak müvekkilin ücreti haksız yere ödememesi, yetki alanını daraltması gibi eylemleri varsa veya acente yaşlanma ya da sağlık sorunları sebebiyle çalışamıyorsa denkleştirme talep edebilir.

Denkleştirme tazminatı talebinde hak düşürücü süre ne kadardır?

TTK m. 122/4 uyarınca denkleştirme hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi zorunludur ve bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Acentelik sözleşmesine konulan tazminat talep edilemeyeceğine dair hüküm geçerli midir?

Hayır, TTK m. 122/4 uyarınca denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez; sözleşmeye konulan feragat hükümleri geçersizdir.

Sigorta acentelerinin denkleştirme talebinde genel acentelerden hangi şart farklıdır?

Sigortacılık Kanunu m. 23/16 uyarınca acentenin ücret kaybına uğraması şartı aranmaz; müvekkil şirketin acentenin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi ve hakkaniyet unsurları kümülatif olarak değerlendirilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu