Zimmette Değer Azlığı: TCK Madde 249 İndirim Hükmü

by Avukat Erdal Ersoy
Zimmette Değer Azlığı: TCK Madde 249 İndirim Hükmü

TCK m. 249, zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin az olması hâlinde verilecek cezanın üçte birden yarıya kadar indirilmesini öngören bir daha az cezayı gerektiren hal düzenlemesidir. Bu hüküm bağımsız bir suç tipi oluşturmaz; zimmet suçu (TCK m. 247) koşulları gerçekleştiğinde oluşur. Malın değerinin azlığı saptandığında ise yargılama sonucundaki ceza bu oran aralığında indirilir. Değeri çok düşük bir eylemin ise bazı koşulların bir arada gerçekleşmesi hâlinde suç oluşturmayabileceğine ilişkin ayrı bir değerlendirme söz konusu olabilir; bu durum TCK m. 249 indiriminden bağımsız bir inceleme gerektirir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 249Kaynağı aç
Madde 249- (1) Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın
değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.
İrtikap

Değer Azlığı Kavramı ve Eşiğin Belirlenmesi

TCK m. 249'da 'değerin azlığı' kavramı tanımlanmamış; kanun metninde sayısal bir sınır öngörülmemiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eşiği her dosya için suç tarihi itibarıyla ekonomik koşullar ve paranın alım gücü esas alınarak ayrıca belirlenmesi gereken bir ölçüt olarak uygulamaktadır. Bu nedenle sabit bir rakam söylemek mümkün değildir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2020/6123, K. 2024/4856Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2020/6123 E.  ,  2024/4856 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/9 Esas, 2016/104 Karar
SUÇ : Zincirleme nitelikli zimmet ve basit zimmet (birer kez) ikna suretiyle irtikap (28 kez)
HÜKÜM : Zincirleme nitelikli zimmet suçundan mahkumiyet, basit zimmet ve ikna suretiyle irtikap (28 kez) suçlarından beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
Temyiz dilekçelerinin içeriğine göre incelemenin; O yer Cumhuriyet savcısının irtikap suçlarından verilen beraat hükümlerine, müdafiin sanık … hakkında zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne, katılan … Standardları Enstitüsü vekilinin ise tüm hükümlere yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanık hakkında zimmet suçundan verilen beraat hükmünün temyiz incelemesinde;
Delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan … Standardları Enstitüsü vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında ikna suretiyle irtikap (28 kez) suçlarından verilen beraat hükümlerinin temyiz incelemesinde;
Sanığa isnat olunan ikna suretiyle irtikap suçunun 5237 sayılı TCK'nın 250/2. maddesinde öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan 16.03.2015 tarihli sorgu ile inceleme günü arasında asli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden sanık hakkında açılan kamu davalarının aynı Yasa'nın 322 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri gereğince zamanaşımı sebebiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE
,
Sanık hakkında zincirleme nitelikli zimmet suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde ise;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanık hakkında zimmet suçundan hüküm kurulurken, 5237 sayılı Kanun'un 247. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanması ile bulunan 7 yıl 6 ay hapis cezasının aynı Kanun'un 43. maddesine göre artırımı sonrasında hesap hatası yapılarak cezanın 8 yıl 16 ay 15 gün yerine 9 yıl 4 ay 15 gün olarak belirlenmesi,
Zimmet miktarı olarak kabul edilen 5.506,92 TL'nin, 2013 yılı itibarıyla ekonomik koşullar ve paranın alım gücü nazara alındığında değeri az olduğu halde TCK'nın 249. maddesi uygulanmayarak fazla cezaya hükmolunması,
5237 sayılı Kanun'un 53. maddesinin beşinci fıkrası gereğince yasaklama kararına ilişkin sürenin, tayin olunan cezanın yarısından az olamayacağı gözetilmeden, 1 yıl 11 ay 13 gün yerine 1 yıl 11 ay 12 gün olarak eksik tayini,
Kanuna aykırı, katılan vekili ile sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin birbirinin karşıt yönünde iki kararı, değer azlığı sınırının nasıl işlediğini somutlaştırmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2020/6123 E. – 2024/4856 K. sayılı kararında, 2013 yılı itibarıyla değerlendirildiğinde belirli bir miktarın değer azlığı kapsamında kaldığı saptanmış ve TCK m. 249 uygulanmaksızın kurulan hüküm bozulmuştur. Aynı Daire, 2021/9905 E. – 2024/5250 K. sayılı kararında ise suç tarihindeki ekonomik koşullara ve yerleşik uygulamaya göre daha yüksek bir miktarın değer azlığı sınırında kalmadığını belirlemiş; bu kez TCK m. 249'un uygulanmasını bozma nedeni saymıştır. İki karar birlikte okunduğunda, eşiğin suç tarihi ve o dönemin ekonomik koşullarına göre şekillendiği anlaşılmakta; hangi tutarın sınırın içinde ya da dışında kalacağı somut dosyada ayrıca değerlendirilmektedir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2021/9905, K. 2024/5250Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2021/9905 E.  ,  2024/5250 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/110 Esas, 2017/49 Karar
SUÇ : Zimmet
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
EK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260/1. maddesine göre zimmet suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görmüş olan İçişleri Bakanlığının kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve beraat hükmünün vekili tarafından 7417 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 05.07.2022 tarihinden önce temyiz edilmesi ile usul hükümlerinin derhal uygulanacağı hususu karşısında, 3628 sayılı Kanun'un 7417 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle değişik 18/2. madde ve fıkra hükmü uyarınca başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazandığı gözetilerek, başvurularının kapsamına göre incelemenin; katılan … vekilinin beraat, sanık müdafiinin mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarıyla yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
1-Sanık hakkında verilen beraat hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Bozmaya uyularak gereği yerine getirilmek, delilleri takdir ve gerekçesi gösterilmek suretiyle verilen beraat hükmü usul ve kanuna uygun olduğundan yerinde görülmeyen katılan … vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Suç tarihinde Çıldır Belediye Başkanı olan sanığın, Çıldır Gölü kıyısındaki mülkiyeti Hazineye ait olan taşınmaz üzerine belediyeye ait araç gereç, malzeme ve iş gücünü kullanarak kendi özel kullanımı için baraka ve kamelya yaptırması şeklindeki isnat yönünden, tanıklar … ve….'ın eski park yerindeki binadan sökülen kerestenin baraka ve kamelya yapımında kullanıldığını belirtmeleri karşısında, söz konusu kerestenin belediyeye ait olup olmadığının ve değerinin tespit edilmesinden sonra, suçun sübutu halinde zimmet suçunun oluşacağı, belediyeye ait araç gereç ve iş gücünün kullanılması eylemlerinin ise görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden, bu eylemler bakımından suç vasfında yanılgıya düşülerek, yukarıda belirtilen eylem açısından eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Zimmet miktarı olarak kabul edilen 7.500 TL'nin, suç tarihindeki ekonomik koşullara ve Dairemiz uygulamalarına göre değer azlığı sınırında kalmadığı gözetilmeden sanık hakkında TCK'nın 249. maddesinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321 ve 326/son maddeleri uyarınca hükmün BOZULMASINA 07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Değer Tespiti Yükümlülüğü

TCK m. 249'un uygulanıp uygulanmayacağının denetlenebilmesi için mahkemenin yargılama sırasında zimmete geçirilen miktarı suç tarihi itibarıyla belirlemesi ve bu tespite hükümde yer vermesi gerekir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/8607 E. – 2014/4052 K. sayılı kararında, yargılama boyunca değer tespitinin yapılmamış olması ve miktarın hükümde gösterilmemiş bulunması, dosyadaki bilgi ve belgelere göre miktarın değer azlığı sınırları içerisinde kaldığının anlaşılmasına karşın TCK m. 249 uygulanmamasıyla birlikte bozma gerekçesi oluşturmuştur. Değerlendirmede dosyadaki bilgi ve belgeler ile soruşturma sırasında düzenlenen değer kıymet takdir tutanakları da esas alınabilir.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2013/8607, K. 2014/4052Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2013/8607 E.  ,  2014/4052 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 5 – 2013/165551
MAHKEMESİ : İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 21/12/2009
NUMARASI : 2009/88 Esas, 2009/328 Karar
SUÇ : Basit zimmet
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanıkların buluntu eşyalar üzerindeki muhafaza görevlerinin yasa ve yönetmelik hükümlerinden kaynaklandığı cihetle görevlerinden dolayı yasal tevdiin gerçekleşmesi ve zimmet suçunun oluşumunda para veya eşyaların devlete ya da özel kişilere ait bulunmasının bir önem de arz etmemesi karşısında sanıkların eylemlerinin kaybolmuş eşya üzerinde tasarruf suçunu oluşturacağı yönündeki tebliğname düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanık C.. S.. hakkında kurulan hükmün temyizen incelenmesinde;
Sanık Z.. A..’ın para ve eşyaları imza karşılığı teslim almasına rağmen denetim sırasında iade edemediği gibi nerede olduğunu da açıklayamadığından eyleminin zimmet olarak nitelendirilmesinde bir isabetsizlik yok ise de, sanık C.. S..’e denetleme esnasında para ve eşyaların sorulması üzerine Milli Emlak Müdürlüğünün kabul etmemesi, kurumda muhafaza edecek yer de olmaması sebebiyle eve götürdüğünü, parayı da bankada muhafaza ettiğini ifade ettiği, tanık C.. G.. ile birlikte evine gönderildiğinde altınları alıp getirdikleri, paranın ise hesabında olmamasına rağmen 20-30 dakika sonra getirip amirlerine teslim etmek istediği ve düzenlenen tutanaklarla birlikte aynı gün teslim alındığı, dosyada tanık olarak dinlenen amir ve memurların olayı bu şekilde anlatarak ve kurumda kasa bulunmadığını ifade ederek sanığın savunmasını doğruladıkları, sanık müdafii tarafından dosyaya ibraz edilen soruşturma raporunda da sanığın eyleminin amirlerine bilgi vermesi gerekirken kendi kararı ile eşyaları evinde saklaması olarak kabul edildiği, tüm bu deliller birlikte değerlendirildiğinde sanığın temellük kastıyla hareket ettiği hususunun şüpheli kaldığı ve bu şüpheden sanığın yararlanması gerektiği gözetilip atılı zimmet suçundan beraetine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle mahkumiyet hükmü tesisi,
Kabule göre de;
CMK'nın 2/e, 158/1 ve 160. maddelerine ve Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 17/10/2006 gün 2006/5-165-213 sayılı Kararına göre soruşturmanın, “kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi” ifade ettiği, soruşturmanın Cumhuriyet Başsavcılığı veya kolluk makamlarınca suçun işlendiğinin öğrenilmesiyle başlayacağı ve soruşturmanın da 19/06/2008 tarihinde Kurumun Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatı üzerine başladığı dikkate alınarak, sanık C.. S..’in zimmetine geçirdiği kabul edilen para ve diğer kıymetli eşyaları adli soruşturma başlamadan önce idari tahkikat sırasında 17/06/2008 tarihinde ödediğinin anlaşılması karşısında sanık hakkında verilen cezadan 5237 sayılı TCK'nın 248/1. maddesi uyarınca 2/3 yerine, 248/2. maddesiyle 1/2 oranında indirim yapılması suretiyle fazla ceza tayini,
Zimmet miktarını belirlemek için yargılama sırasında bir değer tespiti yapılmadığı gibi hükümde de zimmete geçirdiği kabul edilen miktarın gösterilmediği, dosyadaki bilgi ve belgeler ile soruşturma sırasında yapılan değer kıymet takdir tutanakları içeriğine göre de miktarın suç tarihleri itibariyle ekonomik koşullar ve paranın alım gücü nazara alındığında değer azlığı sınırları içerisinde bulunduğu ve sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 249. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Sanık Z.. A.. hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Sanığın zimmet miktarını belirlemek için yargılama sırasında bir değer tespiti yapılmadığı gibi hükümde de zimmete geçirdiği kabul edilen miktarın gösterilmediği, dosyadaki bilgi ve belgeler ile soruşturma sırasında yapılan değer kıymet takdir tutanakları içeriğine göre de miktarın suç tarihleri itibariyle ekonomik koşullar ve paranın alım gücü nazara alındığında değer azlığı sınırları içerisinde bulunduğu ve sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 249. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Belirsiz Miktarlarda Yorum

Zimmete konu tutarın bir bölümü çeşitli nedenlerle kesin olarak saptanamazsa, belirsiz kalan kısım sanık aleyhine değil lehine yorumlanmalıdır. Bu yaklaşım, mağdurların bir kısmının yaşlı ya da okuma yazma bilmemesi, bir kısmının ise eksik ödenen miktarı hatırlayamaması nedeniyle belirlenemeyen tutarın sanık yararına dikkate alınması ve bu çerçevede TCK m. 249 uygulanıp uygulanmayacağının da aynı yönde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay 5. Ceza Dairesi içtihadında yerini bulmaktadır. Bu yaklaşım somut dosyanın koşullarına dayanmaktadır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2016/1197, K. 2018/44Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2016/1197 E.  ,  2018/44 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zimmet
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Dosya ve UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede, sanığın 2009 yılında işlediği iddia olunan zimmet suçundan Bartın Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03/05/2011 tarih ve 2010/206 E. 2011/69 K. sayılı beraat kararının Dairemizin 15/01/2014 tarih ve 2012/12647 Esas, 2014/459 sayılı ilamıyla bozulduğu, bozma sonrası davanın aynı mahkemenin 2014/31 Esas numarasına kaydının yapıldığı ve halen derdest olduğu, anılan dosyanın suç tarihlerinin bir kısmının incelemeye konu 12/05/2009 tarihli iddianame kapsamında kaldığı anlaşılmakla, suç ve iddianame tarihlerine göre zircirleme suç hükümlerinin uygulanmasının söz konusu olabileceği, bu bağlamda suç vasfının, temel cezanın, zircirleme suç nedeniyle yapılacak artırım oranlarının belirlenmesi ve TCK'nın 248 ile 249. maddelerinin değerlendirilmesi bakımından anılan dosyayla birleştirilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Mağdur ve tanık beyanlarına göre; sanığın zimmetine geçirdiği kabul edilen miktarın 213,85 TL olduğunun, fazlaya ilişkin miktarın ise mağdurların çoğunun yaşlı olması, kiminin okuma yazma bilmemesi, bir kısmının ise eksik ödenen miktarın ne kadar olduğunu hatırlamaması nedeniyle tespitinin mümkün olmadığının anlaşılması karşısında bu hususun sanık lehine değerlendirilmesi gerektiğinin, böylelikle zimmet miktarının suç
-2-
tarihi itibariyle günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü nazara alındığında pek hafif değerde olduğunun, bu itibarla sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 249. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
5237 sayılı TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle atılı suçu işleyen sanık hakkında aynı Kanunun 53/5. madde ve fıkrası gereğince, cezanın infazından sonra başlamak üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmemesi,
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı iptal kararının Resmi Gazete'nin 24/11/2015 tarih ve 29542 sayısında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 09/01/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kullanma Zimmetinde Değer Azlığı Nasıl Hesaplanır

TCK m. 247/3 kapsamındaki kullanma zimmetinde, TCK m. 249'un uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilirken esas alınacak miktar zimmete geçirilen paranın tamamı değildir. Kullanma zimmetinde suçun konusunu geçici olarak kullanılıp iade edilen paradan elde edilen nema oluşturduğundan, nema miktarının bilirkişiye hesaplattırılması ve TCK m. 249'un uygulanma koşullarının bu sonuca göre belirlenmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım yalnızca TCK m. 247/3'teki kullanma zimmetine özgüdür; mal edinme kastına dayalı zimmette ayrıca değerlendirme yapılmalıdır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2021/911, K. 2024/6308Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2021/911 E.  ,  2024/6308 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/94 Esas, 2015/266 Karar
SUÇ : Zincirleme nitelikli zimmet, kamu görevlisinin resmi belgede zincirleme sahteciliği
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
EK TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama
Mahallî mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;
CMK'nın 260/1. maddesine göre katılan sıfatını alabilecek surette zimmet suçundan zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükmün 08.12.2020 tarihli dilekçe ile vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında 7417 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 3628 sayılı Yasa'nın 18/2. ve CMK'nın 237/2. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak Hazinenin katılma talebinin kabulüne, tayin olunan cezaların ayrı ayrı miktarına nazaran yasal koşulları bulunmadığından sanık müdafiinin duruşma talebinin 1412 sayılı Kanun'un 318. maddesi gereği reddine, incelemenin katılan Hazine vekilinin zimmet suçundan, sanık müdafiinin her iki suçtan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı ve duruşmasız olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Resmi belgede sahtecilik suçundan verilen hükme ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve E. 2014/140; K. 2015/85 sayılı Kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüş, suçu anılan Kanun'un 53/1-a maddesindeki hâk ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında aynı Yasa'nın 53/5. maddesi uyarınca hâk yoksunluğuna karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi ile TCK'nın 62. maddesi gereği cezadan indirim yapılması sırasında hesap hatası sonucu 3 yıl 1 ay 15 gün yerine 2 yıl 13 ay 15 gün hapis cezasına hükmolunmak suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi sayılmamıştır.
Delillerle iddia ve savunma, yapılan yargılama göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş, sübutu kabul olunan fiillerin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle eleştiriler dışında usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında zimmet suçundan verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Oluşa, tüm dosya kapsamına ve mahkemenin kabulüne nazaran, Nevşehir ili …. Kasabası PTT şubesinde dağıtıcı olarak görev yapan sanığın, bir kısım dul maaşını eksik ödemesine rağmen hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikâyet ve denetim olmaksızın kendiliğinden kasabanın … Mahallesi Muhtarı olan … aracılığıyla mağdurlardan …'a 800,00 TL, …'e 650,00 TL, …'a 500,00 TL, …'e 500,00 TL, …'e 500,00 TL, …'ya 500,00 TL, …'a 800,00 TL ve …'a 1.750,00 TL miktarındaki tutarları ödemesinden ibaret eyleminin TCK'nın 247/1-3. maddesinde düzenlenen kullanma zimmeti suçu niteliğinde olduğu, kullanma zimmetinde suçun konusunu geçici süreyle kullanılıp iade edilen paradan elde edilen nema oluşturduğundan, "nema miktarı" bilirkişiye hesaplattırılıp, sonucuna göre sanığın hukukî durumunun ve TCK'nın 249. maddesinin uygulanma koşullarının var olup olmadığının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de,
Zimmete konu miktarı … aracılığıyla iade ederek etkin pişmanlık gösteren sanık hakkında savunması gerekçe gösterilerek hakkında TCK'nın 248. maddesinin uygulanmaması,
Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve E. 2014/140, K. 2015/85 sayılı iptal Kararının Resmî Gazete'nin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı nüshasında yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53. maddesiyle ilgili olarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Suçun, 5237 sayılı Yasa'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında, sanık hakkında aynı Yasa'nın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin nazara alınmaması,
5237 sayılı TCK'nın 247/1, 247/2, 43. maddeleri uyarınca tayin edilen hapis cezasının 62. madde uyarınca indirimi sırasında yılların aylara tahvili sonucu 7 yıl 9 ay 22 gün hapis cezası yerine 6 yıl 21 ay 22 gün şeklinde eksik cezaya hükmolunması,
Kanuna aykırı, katılan Hazine vekili ile sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kullanma zimmeti nitelendirmesi ise özel bir koşula bağlıdır: failin görevi gereği yasal biçimde kendisine bırakılan parayı belirli bir süre kullandıktan sonra, herhangi bir uyarı, ihbar, şikâyet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden iade etmesi gerekir. Denetim ya da şikâyet sonucunda ortaya çıkan eylemin bu nitelendirmeyle bağdaşmadığı, söz konusu fiillerin mal edinme kastına bağlı zimmet olarak değerlendirilmesi gerektiği Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin yerleşik uygulamasında yer bulmaktadır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2018/3033, K. 2018/3285Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2018/3033 E.  ,  2018/3285 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zimmet
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Katılan kurum vekilinin temyiz isteminin vekalet ücretine yönelik olduğu gözetilerek yapılan incelemede;
Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 289/1-g maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanığı, katılanı, Cumhuriyet Savcısını ve herkesi tatmin edecek, Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde gerekçeli olması gerektiği gibi Yargıtayın gerekçelerde tutarlılık denetimi yapması ve bu açılardan mantıksal ve hukuksal bütünlüğün sağlanması için kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin açık olarak gerekçeye yansıtılması ilkelerine uyulmasının zorunlu olduğu, keza verilecek kararın Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05/05/2015 tarih 2014/8-145 Esas ve 2015/145 sayılı Kararında da belirtildiği üzere “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararı açıklayan yeni hükmün kesinleştiğinde bir başka kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte olması gerektiği" gözetilmeden, gerekçeden yoksun olarak yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Sanığın eylemlerini zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlediği, olayın ancak kurum dışı araştırma ve telefon faturasını sanığın görevli olduğu gişeye ödeyen kişilerin daha sonra müracaat etmesi sonucu ortaya çıktığı ve yine bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda zimmet suçunu birden fazla kez işlediği anlaşılan sanık hakkında zincirleme nitelikli zimmet suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirmeler sonucu bu eylemlerinin basit zimmet kabulüyle yazılı şekilde uygulama yapılması,
Kabule göre de;
Eylemin kullanma zimmeti olarak kabul edilebilmesi için failin görevi gereği yasal olarak kendisine tevdii edilen parayı belli bir süre kullanıp hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden yatırması gerektiği cihetle, denetim ve şikayet sonrası ortaya çıkan bu fiillerinin dairemizin yerleşik uygulamalarına göre mal edinme kastına bağlı olarak bir bütün halinde zimmet vasfında olduğu, kullanma zimmeti olarak nitelendirilemeyeceği gözetilmeden TCK'nın 247/3. maddesinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini,
Sanığın zimmetine geçirdiği kabul edilen miktarın 552,325 TL olduğu, böylelikle zimmet miktarının suç tarihi itibariyle günün ekonomik koşulları ve paranın satın alma gücü nazara alındığında pek hafif değerde kaldığı anlaşılmakla sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 249. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Kullanma zimmetinde suçun konusunu geçici süreyle kullanılıp iade edilen paradan elde edilen nemanın oluşturduğu gözetilip “nema miktarı” hesaplatılıp sanık tarafından bu miktarın iade edilip edilmediği araştırılmadan TCK’nın 248. maddesinin uygulanması,
Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı Kararının 24/11/2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olması nedeniyle TCK'nın 53. maddesiyle ilgili yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Yüklenen suçu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işleyen ve hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında, 53/5. maddesi gereğince hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması,
Kendisini vekille temsil ettiren katılan kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanığın ve katılan kurum vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326/son maddeleri uyarınca hükmün BOZULMASINA, 02/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Çok Düşük Değerde Fiilin Hukuki Durumu

TCK m. 249 yalnızca cezayı indiren bir hükümdür. Bununla birlikte Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2014/8413 E. – 2017/856 K. sayılı kararında, paranın ekonomik bakımdan çok düşük değerde bulunması, bir yarar sağlayacak ya da zarar oluşturacak ölçüde olmaması ve fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyuta ulaşmaması gibi koşulların o davadaki özgün olgularla birlikte bir arada gerçekleşmesi hâlinde beraat kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu değerlendirme olayın özgün koşullarına bağlıdır; beraat eşiği sayısal olarak belirlenmemiştir ve TCK m. 249 indiriminden ayrı bir inceleme gerektirir. Aynı karar, bu özgün koşullar çerçevesinde ayrıca TCK m. 249 kapsamında indirim yapılması gerektiğinin de gözetilmemiş olduğunu bozma gerekçesi olarak ortaya koymuştur.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2014/8413, K. 2017/856Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2014/8413 E.  ,  2017/856 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Zimmet
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Bingöl İl Trafik Şube Müdürlüğünde trafik polisi olarak görev yapan sanığın peşin ödenen 24/10/2002 tarihli ve 20,20 TL bedelli trafik cezasına ait para ve makbuzu yedi gün içinde bağlı olduğu mutemetliğe teslim etmesi gerekirken; 08/11/2002 tarihinde teslimini sağlayarak atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, suça konu paranın ekonomik bakımdan çok düşük değerinin bulunması, bir yarar sağlayacak ya da zarar oluşturacak ölçüde olmaması, fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyutta bulunmaması, gecikmedeki süre, tek eylemden ibaret olması ve sanığın savunmaları nazara alındığında atılı suçtan cezalandırılamıyacağı ve beraatine karar verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kabule göre de;
Sanığın görevi gereği yasal olarak kendisine tevdii edilen parayı hakkında herhangi bir uyarı, ihbar, şikayet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden yatırdığının anlaşılması karşısında sanık hakkında TCK'nın 247/3. maddesinin uygulanmaması,
Suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın satın alma gücü nazara alındığında, zimmete geçirildiği kabul edilen paranın değerinin azlığı nedeniyle TCK'nın 249. maddesi uyarınca sanık hakkında tayin olunan cezadan indirim yapılması gerektiğinin nazara alınmaması,
Hiçbir gerekçe gösterilmeksizin TCK'nın 62. maddesinin uygulanmaması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini,
Suçun 5237 sayılı Yasanın 53/1-a maddesindeki yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlendiğinin kabul edilmesi karşısında sanık hakkında aynı Yasanın 53/5. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı, sanığın ve O yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 08/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Etkin Pişmanlık Hükümleriyle İlişkisi

Zimmet davasında değer azlığı dışında cezayı etkileyen bir başka düzenleme, etkin pişmanlığa ilişkin TCK m. 248'dir. Soruşturma başlamadan önce zimmete geçirilen malın aynen iadesi veya zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde verilecek cezanın üçte ikisi indirilir (TCK m. 248/1). Bu fıkrada gönüllülük koşulu aranmamaktadır; söz konusu koşul yalnızca kovuşturma öncesini düzenleyen ikinci fıkraya aittir. TCK m. 248/2 uyarınca, kovuşturma başlamadan önce gönüllü iade ya da tam tazmin gerçekleşirse cezanın yarısı; etkin pişmanlık hükümden önce tamamlanırsa üçte biri indirilir. Her iki fıkrada da tam iade veya tam tazmin zorunludur; kısmi ödeme bu hükmün uygulanma koşulunu karşılamaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 248Kaynağı aç
Madde 248- (1) Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın
aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde,
verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.
(2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın
aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde,
verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi
halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.
Daha az cezayı gerektiren hal

TCK m. 248/2'deki etkin pişmanlığın gönüllülük koşulu da ayrıca denetlenmektedir. İcra tehdidi altında gerçekleştirilen ödemenin bu anlamdaki etkin pişmanlık koşulunu oluşturmadığı, yapılan indirimin bozma nedeni sayılacağı Yargıtay 5. Ceza Dairesi içtihadında yer bulmaktadır.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2013/13620, K. 2015/16494Kaynağı aç
5. Ceza Dairesi         2013/13620 E.  ,  2015/16494 K.ZİMMET MİKTARININ DEĞERİNİN AZ OLMASIETKİN PİŞMANLIKPİYANGO İDARESİNE AİT MALLARIN DEVLET MALI SAYILMASIPİYANGO İDARESİNE AİT MALLARI ZİMMETİNE GEÇİRMEKCEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 260MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU (3628) Madde 18MİLLİ PİYANGO İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (320) Madde 58MİLLİ PİYANGO İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME (320) Madde 59MİLLİ PİYANGO TEŞKİLİNE DAİR KANUN (3670) Madde 12TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 249TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 248TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 53
"İçtihat Metni"
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi;
CMK'nın 260/1. maddesine göre zimmet suçundan katılan sıfatını alabilecek surette zarar görümüş olan ve davadan haberdar edilmeyen H.. H..nin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükmün vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi karşısında 3628 sayılı Yasanın 18. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak katılma talebinin kabulüne karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Sanığın M.. M.. ile 17/11/1997 tarihinde yapılan sözleşme gereğince sayısal loto bayiliğine hak kazandığı, sözleşmenin 3/O maddesinde belirtildiği üzere toplanan oyun bedellerinin tamamının Milli Piyango İdaresine ait olduğu ve bu paranın bankada açtırılan hesaba her hafta yatırılması gerekirken, 21/03/2007 tarihinde eksik yatırarak toplam 4.907 TL'yi mal edindiği, 320 sayılı M.. M.. Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 58 ve 59. maddeleri hükmüne göre, 3670 sayılı Milli Piyango Teşkiline Dair Kanunun halen yürürlükte bulunduğu anlaşılan 12. maddesinde, Piyango İdaresine ait malların devlet malı sayıldığı, bunları zimmete geçirenlerin devlet malları ve paraları hakkında hükmedilecek cezalara tabi olduğunun belirlenmesi karşısında, sanığın oluşu kabul edilen eyleminin halen süren yerleşik uygulamaya göre basit zimmet niteliğinde bulunduğu anlaşılmakla, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Zimmet miktarı olan 4.907 TL'nin suç tarihindeki ekonomik koşullar ve paranın alım gücü nazara alındığında, değerinin az olduğu dikkate alınıp sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 249. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Sanık hakkında zimmet miktarı olan 4.907 TL'den katılan idarece yapılan 2.651,20 TL teminatın mahsubu ile bakiye 2.255,80 TL'nin tahsili için aleyhine 10/05/2007 tarihinde İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2007/5348 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığı, sanığın bu durumu öğrendikten sonra icra tehdidi altında ana parayı ödemek zorunda kaldığı, TCK'nın 248. maddesinde yer alan etkin pişmanlık şartlarının oluşmadığı gözetilmeden dosya kapsamı ve oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle indirim yapılması,
Suçun 5237 sayılı TCK'nın 53/1-e maddesindeki hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi nedeniyle aynı Yasanın 53/5. maddesi gereğince ayrıca cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin nazara alınmaması,
Kanuna aykırı, sanık ve müdafii ile katılan H.. H.. vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19/11/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Soruşturmanın ne zaman başladığı meselesi, TCK m. 248/1 ile m. 248/2 arasındaki indirim oranını belirlemesi bakımından önem taşımaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2013/8607 E. – 2014/4052 K. sayılı kararında soruşturmanın, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi kapsadığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı ya da kolluk makamlarınca öğrenilmesiyle başladığı vurgulanmıştır. Bu çerçevede adli soruşturmadan önce, idari tahkikat sırasında gerçekleştirilen ödemenin TCK m. 248/1 kapsamında değerlendirilebileceği kabul edilmiştir.

Hak Yoksunluğu ve Hazine'nin Davaya Katılımı

Zimmet suçu, TCK m. 53/1-a'daki hak ve yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle işlendiğinde, TCK m. 53/5 gereğince cezanın infazından sonra başlamak üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanımının yasaklanmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bu yaptırımın uygulanmaması Yargıtay 5. Ceza Dairesi kararlarında bozma nedeni olarak değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin TCK m. 53'e ilişkin 2014/140 E. – 2015/85 K. sayılı iptal kararı, bu maddenin uygulanmasında yeniden değerlendirme gerektiren bir çerçeve ortaya koymuştur; kararın kapsamı ve sonuçları somut dosya koşullarında ayrıca ele alınmalıdır.

Zimmet davalarında Hazine, CMK m. 260/1 çerçevesinde katılan sıfatını alabilecek biçimde zarar gören taraf olup kanun yoluna başvurma hakkına sahiptir. 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 18/2. fıkrası uyarınca, ilgili kamu kurum veya kuruluşlarının yazılı başvuruda bulunması hâlinde bu kurum ya da kuruluşlar başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanmaktadır.

3628 sayılı MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU m. 18Kaynağı aç
Madde
18 – Yukarıdaki maddede yazılı suçlara ilişkin ihbarlar
doğrudan Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılır. İhbar üzerine derhal bir ihbar
tutanağı düzenlenir ve bir örneği muhbire verilir. Acele ve gecikmesinde
sakınca umulan hallerde tutanak düzenlenmesi sonraya bırakılabilir. Muhbirlerin
kimlikleri, rızaları olmadıkça açıklanmaz. İhbar asılsız çıktığında aleyhine
takibat yapılanın istemi üzerine muhbirin kimliği açıklanır.
(Ek fıkra:
12/12/2003-5020/13 md.) Yukarıdaki fıkraya göre yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve
iddianame Cumhuriyet başsavcılığınca, ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına
bildirilir. (Değişik cümle: 1/7/2022-7417/40 md.) İlgili kamu kurum veya
kuruluşları tarafından yazılı başvuruda bulunulması halinde bu kurum veya
kuruluşlar, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır.[4]
Bu
suçlardan dolayı müfettiş ve muhakkikler de soruşturma neticesinde delil veya
emare elde ettikleri takdirde, işi yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına
ihbar ve evrakı tevdi ederler. Cumhuriyet Başsavcılığı müfettiş ve muhakkikler
tarafından kendisine tevdiine lüzum görülmediği halde dahi evrakın taalluk
ettiği iş hakkında soruşturma yapmak üzere gerekçe göstererek evrakı ait olduğu
merciden isteyebilir.
17
nci maddede yazılı suçlardan dolayı delil veya emare elde eden müfettiş ve
muhakkikler durumu yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığına ihbar ve evrakı
tevdi etmedikleri takdirde bunlar hakkında da yapılacak takibattan dolayı
Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat Hükümleri uygulanmaz.
İhbar
konusu müsnet suç hakkında dava açılıncaya kadar bilgi vermek ve yayın yapmak
yasaktır.
Soruşturma usulü

Sık Sorulan Sorular

Değer azlığı indirimi uygulanırsa zimmet suçu ortadan kalkar mı?

TCK m. 249 suçun oluşumunu engellemez; zimmet suçu koşulları gerçekleştiğinde kurulur. Bu hüküm yalnızca verilecek cezanın üçte birden yarıya kadar indirilmesini sağlar. Paranın ekonomik bakımdan çok düşük değerde olması ve fiilin haksızlık muhtevasının suç oluşturacak boyuta ulaşmaması hâlinde ise ayrı bir beraat değerlendirmesi yapılabilir; bu değerlendirme özgün olayın koşullarına bağlıdır.

Değer azlığı için belirli bir tutar eşiği var mı?

Kanunda sayısal bir sınır öngörülmemiştir. Yargıtay, eşiği her dava için suç tarihi itibarıyla o dönemin ekonomik koşulları ve paranın alım gücü esas alınarak ayrıca belirlemektedir. Bu nedenle sabit bir rakam verilemez; tutar ile suç tarihi birlikte değerlendirilmek zorundadır.

Kullanma zimmetinde değer azlığı hangi miktar üzerinden hesaplanır?

TCK m. 247/3 kapsamındaki kullanma zimmetinde zimmete geçirilen paranın tamamı değil, geçici kullanımdan elde edilen nema miktarı esas alınır. Bu nedenle bilirkişi aracılığıyla nema hesabı yaptırılması ve TCK m. 249'un uygulanıp uygulanmayacağının bu sonuca göre belirlenmesi gerekmektedir.

Zimmet miktarı tam olarak belirlenemezse ne olur?

Kesin olarak saptanamayan kısım sanık aleyhine değil lehine yorumlanmalıdır. Bu çerçevede belirsiz kalan tutarın TCK m. 249'un uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilirken de sanık yararına dikkate alınması gerektiği Yargıtay 5. Ceza Dairesi içtihadında yer bulmaktadır.

Etkin pişmanlık için kısmi ödeme yeterli midir?

Hayır. TCK m. 248 uyarınca etkin pişmanlık indiriminden yararlanabilmek için zimmete konu miktarın tamamının iade edilmesi veya zararın tamamen tazmin edilmesi gerekir. Kısmi ödeme bu hükmün uygulanma koşulunu karşılamaz.

İcra yoluyla tahsil edilen ödeme etkin pişmanlık sayılır mı?

Sayılmaz. TCK m. 248/2'deki etkin pişmanlık hükmü gönüllülük koşuluna bağlıdır. İcra tehdidi altında gerçekleştirilen ödemenin bu koşulu karşılamadığı ve yapılan indirimin bozma nedeni oluşturduğu Yargıtay 5. Ceza Dairesi içtihadında kabul edilmektedir.

Kullanma zimmeti olarak nitelendirmenin koşulu nedir?

Failin görevi gereği yasal biçimde kendisine bırakılan parayı belirli bir süre kullandıktan sonra, herhangi bir uyarı, ihbar, şikâyet, denetim veya soruşturma olmaksızın kendiliğinden iade etmesi gerekir. Denetim ya da şikâyet üzerine ortaya çıkan fiil bu nitelendirmeyle bağdaşmaz; böyle bir eylem mal edinme kastına bağlı zimmet olarak değerlendirilmelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu