Yurt Dışına Kaçırılan Malvarlığının Hukuken Geri Alınması

by Avukat Erdal Ersoy
Yurt Dışına Kaçırılan Malvarlığının Hukuken Geri Alınması

Borçluların alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla varlıklarını sınır ötesine aktarması durumunda Türk icra ve iflas hukuku, alacaklılara birden fazla hukuki yol sunar. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesinin 1. fıkrası uyarınca rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun elinde ya da üçüncü kişide bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 257Kaynağı aç
Madde 257 – Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder. (Ek fıkra: 29/6/1956-6763/42 md.; Mülga dördüncü fıkra: 14/1/2011-6103/41 md.) (Ek fıkra: 29/6/1956-6763/42 md.; Mülga beşinci fıkra: 14/1/2011-6103/41 md.) İhtiyati haciz kararı:

Borcun henüz vadesi gelmemiş olsa dahi kanun koyucu mal kaçırma ihtimaline karşı ihtiyati haciz yolunu açık tutmuştur. İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesinin 2. fıkrasına göre; borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması, taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemeye ya da kaçırmaya hazırlanması, kaçması veya bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması hâllerinde vadesi gelmemiş para borçları için de ihtiyati haciz istenebilir.

Tasarrufun İptali Davası ile Mal Kaçırma İşlemlerinin İptali

Borçlunun malvarlığını alacaklılarından kaçırmak amacıyla gerçekleştirdiği devir işlemleri tasarrufun iptali davasına konu edilebilir. İcra ve İflas Kanunu'nun 277. maddesi gereğince bu dava; elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklılar, iflas idaresi ya da kanunun 245. maddesi ile 255. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen hâllerde alacaklıların kendileri tarafından açılabilir. Davanın amacı, kanunun 278, 279 ve 280. maddelerinde gösterilen tasarrufların butlanına hükmettirmektir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 277Kaynağı aç
Madde 277 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) İptal davasından maksat 278, 279 ve 280 inci maddelerde yazılı tasarrufların butlanına hükmettirmektir. Bu davayı aşağıdaki şahıslar açabilirler: 1 – Elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı, 2 – İflas idaresi yahut 245 inci maddede ve 255 inci maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hallerde alacaklıların kendileri. İvazsız tasarrufların butlanı:

Karşılıksız devirler bakımından İcra ve İflas Kanunu'nun 278. maddesinin 1. fıkrası düzenleme getirir. Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği veya iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 278Kaynağı aç
Madde 278 – (Değişik:24/12/2025-7571/2 md.) Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar. b) Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler. c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri. Acizden dolayı butlan:

Aynı madde belirli yakınlar arasında gerçekleşen tasarruflar bakımından özel bir karine getirir. Gerçek değerine uygun ivazlı olduğu ispatlanmadığı sürece; altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş, üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar bağışlama sayılır. Aynı madde kapsamında, aksi ispatlanmadıkça, sözleşme yapılırken borçlunun kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre pek düşük bir bedel kabul ettiği sözleşmeler de bağışlama sayılmaktadır. Bunlara ek olarak uygun bir karşılık sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisi veya üçüncü kişi yararına ömür boyu gelir ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler ile ölünceye kadar bakma sözleşmeleri de aynı kapsam içinde değerlendirilir.

Karşılıklı işlemler dahil tüm işlemlerde alacaklıya zarar verme kastının bulunması hâlinde İcra ve İflas Kanunu'nun 280. maddesinin 1. fıkrası uygulanır. Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlemler; borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Bu sebebe dayalı iptal istenebilmesi için işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması şarttır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 280Kaynağı aç
Madde 280 – (Değişik: 18/2/1965-538/115 md.) (Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/66 md.) Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır. (Mülga ikinci fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) (Değişik: 9/11/1988-3494/55 md.) Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun hilafını üçüncü şahıs, ancak 279  uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir. Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir. İptal davalarında yargılama usulü:

İcra ve İflas Kanunu'nun 280. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, üçüncü kişinin borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu ile üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımları, evlat edineni veya evlatlığı olması durumunda, borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği farz olunur. Kanun koyucu bu karineyi kesin tutmamış; üçüncü kişinin karinenin aksini İcra ve İflas Kanunu'nun 279. maddesinin son fıkrasına göre ispat edebileceğini düzenlemiştir.

Borçlar Hukuku ve Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğu

Malvarlığının danışıklı işlemlerle üçüncü kişilere devredilmesi durumunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi devreye girer. Bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların yanlışlıkla ya da gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılır. Öte yandan, borçlu yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı işlemin muvazaalı olduğunu öne süremez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Varlıkların tüzel kişilikler üzerinden kaçırılması durumunda şirket yöneticilerinin hukuki sorumluluğu gündeme gelir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesinin 1. fıkrası gereğince kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları; kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına verdikleri zarardan sorumlu olurlar. Madde, anonim şirket organları yanı sıra bu sayılan konumdaki diğer kişilere de uygulanmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu'nun 553. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi ya da yetkiyi kanuna dayanarak başkasına devreden organlar veya kişiler, devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli dışında bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu tutulamaz. Maddenin 3. fıkrası gereğince ise hiç kimse kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar ya da yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu durum gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek ortadan kaldırılamaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]

Ceza Muhakemesi Tedbirleri ve Suç Teşkil Eden Fiiller

Malvarlığını eksiltmeye yönelik eylemler ceza hukuku yaptırımlarını da beraberinde getirir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 161. maddesinin 1. fıkrası uyarınca malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşabilir. Hileli iflas kapsamında; alacaklıların teminatını oluşturan malların kaçırılması veya gizlenmesi, ticari defterlerin yok edilmesi, gerçek dışı borç belgesi düzenlenmesi ile aktifin gerçeğe aykırı biçimde az gösterilmesi sayılan hareketler arasındadır; suçun oluşması için bu hareketlerden birinin bulunması aranır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 161Kaynağı aç
Madde 161- (1) Malvarlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflarda bulunan kişi, bu hileli tasarruflardan önce veya sonra iflasa karar verilmiş olması halinde, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Hileli iflasın varlığı için; a) Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunması, b) Malvarlığını kaçırmaya yönelik tasarruflarının ortaya çıkmasını önlemek için ticari defter, kayıt veya belgelerin gizlenmesi veya yok edilmesi, c) Gerçekte bir alacak ve borç ilişkisi olmadığı halde, sanki böyle bir ilişki mevcutmuş gibi, borçların artmasına neden olacak şekilde belge düzenlenmesi, d) Gerçeğe aykırı muhasebe kayıtlarıyla veya sahte bilanço tanzimiyle aktifin olduğundan az gösterilmesi, gerekir. Taksirli iflas

Malvarlığı değerlerinin suçtan kaynaklanması durumunda Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesinin 1. fıkrası işletilir. Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini yurt dışına çıkaran ya da gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezasıyla karşı karşıya kalır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 282Kaynağı aç
Madde 282- (1) (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır. (4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır. (5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz. Suçluyu kayırma

Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi kapsamında koruma tedbirlerine başvurulabilir. Kanunda sayılan katalog suçların işlendiğine ve malvarlığı değerlerinin bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunması hâlinde şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, ulaşım araçlarına, banka hesaplarına, hak ve alacaklara, kıymetli evraka, şirket ortaklık paylarına ve diğer malvarlığı değerlerine el konulabilir. Bu değerlerin şüpheli ya da sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması hâlinde dahi tedbir uygulanabilir; ayrıca ilgisine göre yetkili kurumlardan rapor alınması zorunludur. Bu madde kapsamındaki elkoyma işlemlerine ve yönetim amacıyla kayyım atanmasına yalnızca hâkim karar verebilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 128Kaynağı aç
Madde 128 – (1) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait; a) Taşınmazlara, b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına, c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba, d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her türlü hak ve alacaklara, e) Kıymetli evraka, f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, g) Kiralık kasa mevcutlarına, h) Diğer malvarlığı değerlerine, Elkonulabilir. Somut olarak belirlenen Bu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi yapılabilir. (Ek cümle: 21/2/2014 – 6526/10 md.) Bu madde kapsamında elkoyma kararı alınabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınır. Bu rapor en geç üç ay içinde hazırlanır. Özel sebepler zorunlu kıldığında bu süre talep üzerine iki ay daha uzatılabilir.[27] (2) Birinci fıkra hükmü;[28] a) Türk Ceza Kanununda tanımlanan; 1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), 2. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91), 3. Hırsızlık (madde 141, 142), 4. Yağma (madde 148, 149), 5. Güveni kötüye kullanma (madde 155), 6. Dolandırıcılık (madde 157, 158), 7. Hileli iflas (madde 161), 8. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 9. Parada sahtecilik (madde 197), 10. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/10 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/25 md.) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra üç), 11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235), 12. Edimin ifasına fesat karıştırma (madde 236), 13. (Ek: 24/11/2016-6763/25 md.) Tefecilik (madde 241), 14. Zimmet (madde 247), 15. İrtikap (madde 250) 16. Rüşvet (madde 252), 17. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 305, 306, 307, 308), 18. (Değişik: 2/12/2014-6572/41 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316), 19. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları. b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları, c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar, e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar, Hakkında uygulanır. (3) Taşınmaza elkonulması kararı, tapu kütüğüne şerh verilmek suretiyle icra edilir. (4) Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen elkoyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur. (5) Banka veya diğer malî kurumlardaki her türlü hesaba elkonulması kararı, teknik iletişim araçlarıyla ilgili banka veya malî kuruma derhâl bildirilerek icra olunur. Söz konusu karar, ilgili banka veya malî kuruma ayrıca tebliğ edilir. Elkoyma kararı alındıktan sonra, hesaplar üzerinde yapılan bu kararı etkisiz kılmaya yönelik işlemler geçersizdir. (6) Şirketteki ortaklık paylarına elkoyma kararı, ilgili şirket yönetimine ve şirketin kayıtlı bulunduğu ticaret sicili müdürlüğüne teknik iletişim araçlarıyla derhâl bildirilerek icra olunur. Söz konusu karar, ilgili şirkete ve ticaret sicili müdürlüğüne ayrıca tebliğ edilir. (7) Hak ve alacaklara elkoyma kararı, ilgili gerçek veya tüzel kişiye teknik iletişim araçlarıyla derhâl bildirilerek icra olunur. Söz konusu karar, ilgili gerçek veya tüzel kişiye ayrıca tebliğ edilir. (8) Bu madde hükmüne göre alınan elkoyma kararının gereklerine aykırı hareket edilmesi halinde, Türk Ceza Kanununun "Muhafaza görevini kötüye kullanma" başlıklı 289 uncu maddesi hükümleri uygulanır. (9) (Değişik: 24/11/2016-6763/25 md.) Bu madde hükümlerine göre elkoymaya ve onuncu fıkra uyarınca kayyım atanmasına ancak hâkim karar verebilir. (10) (Ek: 15/8/2016-KHK-674/13 md.; Aynen kabul: 10/11/2016-6758/13 md.) Bu madde uyarınca elkonulan taşınmaz, hak ve alacakların idaresi gerektiğinde bu malvarlığı değerlerinin yönetimi amacıyla kayyım atanabilir. Bu durumda 133 üncü madde hükümleri kıyasen uygulanır. Bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma

Sınır Ötesi Takip, İstinabe ve Yabancı İlamların Tenfizi

Görülmekte olan bir hukuk davası kapsamında yurt dışındaki banka kayıtları, şirket belgeleri veya ticari muhasebe kayıtlarının temini amacıyla uluslararası hukuk istinabe mekanizması kullanılabilir. Türk mahkemesinin hazırladığı istinabe talepleri yabancı bankaları veya kurumları bağlamaz; talep ilgili ülkenin iç mevzuatına ve adli yardımlaşma kurallarına tabi olarak yerine getirilir.

Türkiye mahkemelerinde alınan ihtiyati haciz veya ihtiyati tedbir kararları, yabancı ülkedeki banka hesabı, taşınmaz veya şirket payı üzerinde kendiliğinden uygulanma imkânı taşımaz. Malvarlığının bulunduğu ülkede yerel mahkemelerden dondurma, el koyma ya da benzer koruma tedbirlerinin talep edilmesi gerekebilir.

Türkiye'de alacak, tazminat, muvazaa veya tasarrufun iptali davası sonucunda elde edilen ilamın yabancı ülkedeki mal üzerinde icra edilebilmesi için o ülkede tanıma ve tenfiz prosedürünün yürütülmesi gerekir. Tenfiz şartları ilamın icra edileceği devletin iç hukukuna ve uluslararası sözleşmelere göre tayin edilir.

Suçla bağlantılı olarak yurt dışına çıkarılan malvarlığına ilişkin delil temini, elkoyma ve müsadere kararlarının infazı ise 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu, çok taraflı ve ikili sözleşmeler ile karşılıklılık ilkesi çerçevesinde yürütülür. Bu adli iş birliği işlemlerinde merkezi makam görevini Adalet Bakanlığı yerine getirir.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 54. maddesi yabancı mahkeme ilamlarının Türkiye'deki tenfiz şartlarını belirler. Tenfiz kararı verilebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma ya da o devlette Türk mahkemesi ilamlarının tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmü veya fiilî uygulamanın bulunması gerekir. İlamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ya da davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek ilişkisi bulunmadığı hâlde yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması da aranır. Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ve ilgili kişinin usulüne uygun çağrılmış, temsil edilmiş ya da gıyabında hüküm verilmemişse bu hususlara dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması da tenfiz için zorunlu koşullar arasındadır.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 54Kaynağı aç
MADDE 54 – (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması. Tebliğ ve itiraz
Vadesi gelmemiş borçlar için ihtiyati haciz talep edilebilir mi?

Evet; İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesinin 2. fıkrası uyarınca borçlunun belirli bir yerleşim yeri yoksa ya da taahhütlerinden kurtulmak için mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanırsa ya da alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa vadesi gelmemiş borçlar için de ihtiyati haciz istenebilir.

Borçlunun yakın akrabalarına yaptığı devirlerde zarar verme kastı nasıl belirlenir?

İcra ve İflas Kanunu'nun 280. maddesinin 2. fıkrası gereğince borçlunun eşi, altsoyu, üstsoyu ile üçüncü derece dâhil kan ve kayın hısımları, evlat edineni veya evlatlığının borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği farz olunur. Bu karine kesin değildir; üçüncü kişi aksini aynı kanunun 279. maddesinin son fıkrasına göre ispat edebilir.

Türkiye mahkemesinden alınan ihtiyati haciz yurt dışındaki hesaplara uygulanır mı?

Hayır; Türkiye'de verilen ihtiyati haciz veya tedbir kararları yabancı ülkedeki banka hesabı, taşınmaz veya şirket payı üzerinde kendiliğinden uygulanma imkânı taşımaz. Koruma tedbirinin etkili olabilmesi için malın bulunduğu ülkede ayrıca yerel bir tedbir kararı alınması gerekebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu