Yersiz Tahsil Edilen Vergilerde Faiz ve Hak İhlali

by Avukat Erdal Ersoy
Yersiz Tahsil Edilen Vergilerde Faiz ve Hak İhlali

Vergi idaresi tarafından haksız veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin faiz işletilmeksizin yalnızca ana para üzerinden iade edilmesi, paranın tasarrufundan mahrum kalınan süre boyunca enflasyon karşısında oluşan aşınma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline yol açar. Haksız tahsilatın idarece tespit edilmesiyle birlikte mükellef lehine mülkiyet hakkı kapsamında korunan parasal bir alacak doğar ve bu alacağın değer kaybı faiz yoluyla telafi edilmelidir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, fazla veya yersiz tahsil edilen vergiler 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile mükellefe red ve iade edilir.

Danıştay 4. Daire, E. 2022/2880, K. 2022/7112Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2022/2880 E.  ,  2022/7112 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2022/2880 Karar No : 2022/7112 TEMYİZ EDEN TARAFLAR : 1- … Fonu VEKİLİ : Av. … 2- … Vergi Dairesi Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan hüküm fıkralarının bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, … Bankası A.Ş. nezdindeki depo hesabında muhafaza edilmekte olan devlet iç borçlanma senetlerinden elde ettiği faiz geliri üzerinden yapılan kesintinin iptali ve tahakkuk tarihinden itibaren yasal faiziyle beraber iadesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; her ne kadar 193 sayılı Kanunun 94. maddesinde banka hesaplarından elde edilen faiz gelirlerinden tevkifat yapılacağı kuralına yer verilmişse de, 01/11/2005 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda, davacı Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu hükmüne yer verilmiş olması ve anılan Kanunun sonraki kanun niteliğinde bulunması nedeniyle Gelir Vergisi Kanunu'ndaki düzenlemenin davacı açısından uygulanmasına olanak bulunmadığı ve yasayla her türlü vergiden muaf tutulduğu anlaşılan davacının elde ettiği faiz gelirlerinden yapılan vergi tevkifatında yasal isabet bulunmadığı, davacının faiz istemi bakımından ise, davacı tarafından dava dilekçesinde hangi kanun uyarınca faiz istenildiği beyan edilmediğinden güncel yargı kararları uyarınca lehine olan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu dikkate alınarak tecil faizine hükmedilmesi gerektiği, ayrıca anılan Kanunda tahsilin mükellefin hatasından kaynaklanmaması durumunda tahsil tarihinden itibaren faize hükmedileceği düzenlemesine yer verildiği dikkate alındığında, Vergi Usul Kanunu'nun 112/4. maddesindeki, fazla ve yersiz olarak tahsil edilen vergilerin iadesinde, "tecil faizi" uygulanacağı yolundaki açık hüküm uyarınca, davacıdan fazladan tahsil edilen menkul sermaye iradı gelir vergisinin tahsil tarihinden itibaren işleyecek ve 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faizi ile birlikte davacıya iadesi gerektiğinden ve verginin tahakkuk ettiği tarih ile idare hesabına ödendiği tarih arasında fark bulunmasından dolayı tahakkuk tarihi ile paranın vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarih arasındaki davacının faiz isteminin reddi, kesintinin vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarihten itibaren işleyecek faiz isteminin ise kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve taraflarca ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDEN DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, verginin tahakkuk tarihi ile vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarih arasında faiz işletilmemesi usul ve yasalara aykırı olduğundan kararın faizin başlangıç tarihine ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TEMYİZ EDEN DAVALININ İDDİALARI : Davalı idare tarafından, gelir vergisi kanunu uyarınca yapılan tevkifatın hukuka uygun olduğu, faiz isteminin yerinde olmadığı ve kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. DAVACININ SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir. DAVALININ SAVUNMASI :Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin kabulü, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : Davalı idarenin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın kabule ilişkin kısmının bozulmasını sağlayacak nitelikte görülmemiştir. Davacının, kararın redde ilişkin kısmına yönelik temyiz istemine gelince; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 8. maddesinde, mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettüp eden gerçek veya tüzel kişi, vergi sorumlusu ise, verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlanmış, aynı Kanunun Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı iptal kararı üzerine 31/05/2012 tarih ve 6322 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yeniden düzenlenen 112. maddesinin 4. fıkrasında, fazla veya yersiz olarak tahsil edilen vergilerin, fazla veya yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklanması halinde düzeltmeye dair müracaat tarihi, diğer hallerde verginin tahsili tarihinden düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz ile birlikte, 120. madde hükümlerine göre mükellefe red ve iade edileceği kurala bağlanmıştır. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94. maddesinde sayılan kişi ve kuruluşlar, istihkak sahiplerine yaptıkları maddede yazılı ödemelerden, yine maddede öngörülen vergilerin kesilmesinden sorumlu tutulmuştur. 193 sayılı Kanunun 94. maddesinde tevkifat yapmaya zorunlu olanların tevkif ettikleri vergileri, aynı Kanunun 98. maddesi gereği ertesi ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar, ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeleri, aynı Kanunun 119. maddesi gereği de beyanname verecekleri ayın yirmialtıncı günü akşamına kadar bağlı bulundukları vergi dairesine yatırmaları gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararının ilgili bölümünde;"Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir 'alacak' haline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkanından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır." denilmektedir. Bu kapsamda, haksız veya fazla olarak tahsil edildiği tespit edilen vergilerin iadesinde ilgilinin ödediği paradan mahrum kaldığı süre zarfında, enflasyon nedeniyle paranın değerinde meydana gelen aşınma ve mülkiyetin gerçek değerinde oluşan azalma nedeniyle faiz ödenmesi gerektiği açıktır. Aksi halde paranın değerinde meydana gelen aşınma nedeniyle alacağın tahsil tarihindeki gerçek değeri iade edilmiş olmadığından iade işlemi eksik olarak yerine getirilmiş ve ilgililerin mülkiyet hakkı korunmamış olmaktadır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine göre, vergi sorumluları, istihkak sahiplerine (mükelleflere) ödeme yapıldığı sırada gelir vergisini, tevkif suretiyle mükelleften tahsil eder ve mükelleflerden tahsil ettikleri bu vergiyi muhtasar beyannameyle beyan ederek vergi dairesine yatırırlar. Anayasa Mahkemesi kararı da dikkate alındığında, 213 sayılı Kanunun 112. maddesinin 4. fıkrası gereği mükelleften kaynaklanmayan yersiz tahsilat nedeniyle iade edilecek vergiye ait faizin hesaplanmasında başlangıç tarihi olarak esas alınacak tahsil tarihinin, tevkif suretiyle tahsil edilen vergilerde mükelleflerin paranın tasarrufundan mahrum kaldığı tarih olan istihkak sahiplerine yapılan ödeme tarihi ve diğer yandan da kesintinin yapıldığı tarih olduğu açık olup, Vergi Dava Dairesi kararında iadesine hükmedilen faizin hesaplanmasına başlangıç tarihi olarak paranın vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarihin esas alınmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Bu nedenle, dava dilekçesinde yapılan kesintinin tahakkuk tarihinden itibaren işleyecek faiziyle iadesini isteyen davacıya bu tarihten itibaren iadesi gerektiğinden, verginin tahakkuk ettiği tarih ile idare hesabına ödendiği tarih arası için davacının faiz isteminin reddine dair verilen Vergi Mahkemesi kararına yönelik yapılan davacının istinaf başvurusunu reddeden Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne, davalının temyiz isteminin reddine, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının faizin türü bakımından oyçokluğu, diğer kısımları bakımından oybirliğiyle ONANMASINA, 3. Anılan Vergi Dava Dairesi kararının, davacının istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının oybirliğiyle BOZULMASINA, 4. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Vergi Dava Dairesine gönderilmesine, 28/11/2022 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : İdari Yargılama hukukunun yerleşik içtihatlarından biri olan "taleple bağlılık ilkesi" uyarınca, idari yargı merciilerinde açılan davalarda mahkemelerin, davacının istemi ile sınırlı inceleme yapabileceği, istemi genişletecek veya daraltacak biçimde karar veremeyeceği açıktır. Uyuşmazlıkta davacı tarafından, haksız olarak tahsil edildiği iddia edilen vergilerin yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmektedir. Dava dilekçelerinde talep edilen yasal faizin kanuni dayanağı gösterilmemekle birlikte bu talepten kanuni faize ilişkin özel düzenleme içeren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 1. maddesinde düzenlenen "kanuni faiz"in anlaşılması gerekmektedir. Dava dilekçesinde yasal faiz talebinde bulunulması durumunda yargı yerince taleple bağlı kalınmayarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen tecil faizine hükmedilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Bu nedenle haksız olarak tahsil edildiği tespit olunan verginin tahakkuk tarihinden itibaren "taleple bağlılık ilkesi" göz önünde bulundurularak yasal faiziyle birlikte davacıya iadesi gerektiğinden davalı idarenin temyiz isteminin kısmen kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının faizin türüne ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği görüşüyle kararın belirtilen kısmına katılmıyoruz.

Yersiz Tahsil Edilen Vergilerde Tecil Faizi ve Süre Sınırları

Fazla veya yersiz vergi tahsilatlarında faiz başlangıcı, işlemin niteliğine ve hatanın kaynağına göre değişkenlik gösterir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasına göre, yersiz tahsilatın mükelleften kaynaklandığı durumlarda faiz düzeltmeye müracaat tarihinden itibaren hesaplanmaktadır. Tahsilatın mükelleften kaynaklanmadığı diğer bütün durumlarda ise verginin tahsil edildiği tarih esas alınır. Tecil faizi oranında yürütülecek bu hesaplama, düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar devam eder ve söz konusu iade 120. madde hükümlerine göre yerine getirilir.

Mülkiyet Hakkı Açısından Enflasyon Kaybı ve İadenin Niteliği

Haksız veya fazla tahsil edildiği anlaşılan vergilerin mükellefe geri ödenmesinde temel amaç, tahsil tarihindeki gerçek ekonomik değerin eksiksiz iadesidir. Danıştay 4. Dairesi'nin E. 2022/2880, K. 2022/7112 sayılı kararında vurgulandığı üzere, mükellefin paradan mahrum kaldığı süre boyunca enflasyon nedeniyle oluşan aşınmanın karşılanmaması durumunda mülkiyet hakkı etkin şekilde korunmuş sayılmaz. Değer kaybının telafi edilmediği bir geri ödeme eksik bir işlem niteliğindedir.

Tevkif Suretiyle Yapılan Kesintilerde Faizin Başlangıcı

Gelir üzerinden tevkif yoluyla yapılan vergi kesintilerinde mükelleften kaynaklanmayan yersiz bir tahsilat söz konusu olduğunda, faizin başlangıç anı özel bir önem taşır. Danıştay 4. Dairesi'nin E. 2022/2880, K. 2022/7112 sayılı kararına göre, tevkif suretiyle tahsil edilen vergilerde faiz başlangıcı olarak paranın vergi dairesi hesabına yatırıldığı tarihin esas alınması hukuka aykırıdır. Mükellefin mal varlığından çıkışın gerçekleştiği, istihkak sahiplerine fiili ödemenin yapıldığı ve kesintinin uygulandığı tarih, faiz hesabının başlangıcı olarak kabul edilmelidir.

Adil Yargılanma Hakkı ve Hukuki Belirlilik İlkesi

Anayasa'nın 36. maddesinde koruma altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkemelerce uygulanan hukuk kurallarının bireyler aleyhine öngörülemez ve keyfî biçimde yorumlanmasını önler. Adil yargılanma güvencesi kuralların başvurucu lehine sonuç doğuracak şekilde yorumlanmasını teminat altına almamakla beraber; derece mahkemelerinin hukuk güvenliğini sarsacak, hakkın teslimini imkânsız kılacak ya da adaleti hiçe sayacak nitelikteki yorumları usul güvencelerini zedeleyerek anayasal hak ihlali oluşturur.

Yersiz tahsil edilen vergi idarece iade edilmiş olsa dahi tecil faizinin ödenmemesi ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasının açık hükmüne karşın derece mahkemelerinin bu kurala olağanın dışında öngörülemez bir anlam yükleyerek faiz talebini reddetmesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesini ihlal eder.

Yersiz tahsil edilen vergide faiz oranı nasıl belirlenir?

Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112/4. maddesi gereğince 6183 sayılı Kanun kapsamında belirlenen tecil faizi oranı uygulanır.

Stopaj yoluyla kesilen vergilerde faiz ne zaman işlemeye başlar?

Tevkif suretiyle alınan vergilerde faiz, tutarın vergi dairesi hesabına intikal ettiği tarihte değil, hak sahibine ödemenin yapılarak vergi kesintisinin gerçekleştirildiği tarihte işlemeye başlar.

Yersiz tahsil edilen verginin faizsiz ödenmesi neden mülkiyet hakkını ihlal eder?

Mükellefin parasından mahrum kaldığı süre içinde enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücünde oluşan aşınma faizle giderilmediği takdirde, tahsil tarihindeki gerçek ekonomik değer karşılanmamış olur ve eksik iade mülkiyet hakkını zedeler.

Vergi iadesinde faiz başlangıcı mükellefin başvuru tarihi midir?

Yersiz tahsilat mükellefin kendi kusurundan kaynaklanıyorsa faiz düzeltme başvuru tarihinden; mükelleften kaynaklanmayan diğer durumlarda ise verginin tahsil edildiği tarihten itibaren işletilir.

Yersiz tahsil edilen ana para iade edilirse faiz talep edilebilir mi?

Vergi aslı iade edilmiş olsa dahi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112/4. maddesi gereğince tecil faizinin ödenmesi zorunlu olup mahkemelerin kanun hükmünü öngörülemez şekilde yorumlayarak faiz talebini reddetmesi hak ihlali oluşturur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu