Yatırım Danışmanlığı Dolandırıcılığında Ceza

by Avukat Erdal Ersoy
Yatırım Danışmanlığı Dolandırıcılığında Ceza

Yatırım danışmanlığı görüntüsü altında para alınması her olayda aynı suçu oluşturmaz. Hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması ve bunun sonucunda onun veya başkasının zararına, fail ya da başkası lehine yarar sağlanması hâlinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesindeki temel dolandırıcılık gündeme gelir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması ya da failin bu kurumların çalışanı veya onlarla ilişkili olduğunu söylemesi, aynı Kanun'un 158. maddesindeki nitelikli hâller yönünden ayrıca değerlendirilir. Sermaye piyasasında izinsiz faaliyet ile onaylı izahname veya ihraç belgesi olmaksızın araç arzı ve satışı ise 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesinde ayrı suçlardır. TCK kapsamındaki dolandırıcılık suçu ile SPKn m. 109 kapsamındaki suçların bir arada işlenmesi hâlinde hangi hükümden ceza verileceği bu yasalar arasında ayrıca düzenlenmemiştir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 157Kaynağı aç
Madde 157- (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya
başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye
bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
Nitelikli dolandırıcılık
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 158Kaynağı aç
Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun;
a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,
b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak
suretiyle,
c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi
parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması
suretiyle,
e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,
f) Bilişim sistemlerinin, banka veya
kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,
g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak
suretiyle,
h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden
kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin
kooperatifin faaliyeti kapsamında,
i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı
kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,
j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir
kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,
k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,
l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin,
kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı
olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi
suretiyle,
İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar
adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik:
3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan
hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan
elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.[71]
(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı
sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak,
başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre
cezalandırılır.
(3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.)
Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından
birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için
teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek
ceza bir kat artırılır.
Daha az cezayı gerektiren hal
6362 sayılı SERMAYE PİYASASI KANUNU m. 109Kaynağı aç
MADDE 109 – (1)
Onaylı izahname yayımlama yükümlülüğünü yerine getirmeksizin sermaye piyasası araçlarını
halka arz edenler ya da onaylı ihraç belgesi olmaksızın sermaye piyasası araçlarını
satanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli
para cezası ile cezalandırılırlar.
(2) Sermaye piyasasında izinsiz
olarak faaliyette bulunanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on
bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Bu kişiler, bu suçun icrası
kapsamında aynı zamanda birinci fıkrada tanımlanan suçu da işledikleri takdirde,
sadece bu fıkrada tanımlanan suçtan dolayı cezaya hükmedilir ve ceza yarı oranında
artırılır.
İzinsiz kripto varlık
hizmet sağlayıcılığı faaliyeti

Temel dolandırıcılığın cezası

Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesi, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilmesini öngörür. Hüküm yatırım danışmanlığına özgü bir nitelikli hâl getirmez. Maddenin uygulanması, aldatmanın ve zarara bağlı yararın gerçekleşmesine bağlıdır.

Nitelikli dolandırıcılıkta ceza ve alt sınır

Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki nitelikli dolandırıcılıkta ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasıdır. Aynı fıkranın son cümlesine göre (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerin tamamında hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adlî para cezasının miktarı ise suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Alt sınır yalnız bazı bentlere özgü değildir.

158. maddenin birinci fıkrasının (f) bendi, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılığı nitelikli hâl olarak düzenler. Yatırım vaadiyle yapılan bir iletişim veya ödeme işleminin bu bende girip girmediği, fiillerin niteliğine ve delillere göre değişir.

Aynı fıkranın (l) bendi, kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtmasını ya da bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesini nitelikli hâl sayar. Failin yatırım görüşmesi sırasında bu biçimde tanıtım yapıp yapmadığı somut olaya göre belirlenir.

Birlikte işleme ve örgüt faaliyeti

Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinin üçüncü fıkrası, hem bu maddedeki nitelikli dolandırıcılığa hem de 157. maddedeki temel dolandırıcılığa uygulanır. Suç üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenirse verilecek ceza yarı oranında artırılır. Suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Artırım, ilgili kişi sayısı veya örgüt faaliyeti koşulunun olayda gerçekleşmesine bağlıdır.

Sermaye piyasasında izinsiz faaliyet ve belgesiz satış

Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesinin ikinci fıkrası, sermaye piyasasında izinsiz faaliyette bulunanlar için iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adlî para cezası öngörür. Hüküm, izinsiz sermaye piyasası faaliyetini ayrı bir suç olarak düzenler.

Aynı maddenin birinci fıkrasına göre, onaylı izahname yayımlama yükümlülüğünü yerine getirmeden sermaye piyasası araçlarını halka arz edenler veya onaylı ihraç belgesi bulunmadan bu araçları satanlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

109. maddenin ikinci fıkrasındaki kişiler, bu suçun icrası kapsamında aynı zamanda birinci fıkradaki suçu da işlemişse yalnızca ikinci fıkradaki suçtan cezaya hükmedilir ve ceza yarı oranında artırılır. Bu özel kural, izinsiz faaliyet suçu ile izahnamesiz arz veya belgesiz satış suçunun bir arada işlenmesine özgüdür; genel dolandırıcılık hükümleriyle nasıl içtima edileceğini düzenlemez.

Yetkili kuruluşların danışmanlık yan hizmeti

Sermaye Piyasası Kanunu'nun 38. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, yatırım kuruluşları ile portföy yönetim şirketlerinin yan hizmetleri arasında sermaye piyasalarına ilişkin danışmanlık hizmeti sunulmasını sayar. Aynı fıkranın (c) bendi, sermaye piyasası araçlarına ilişkin işlemlerle ilgili yatırım araştırması ve finansal analiz yapılmasını veya genel tavsiyede bulunulmasını da bu hizmetler arasına alır. Madde yetkili kuruluşların sunabileceği hizmeti tanımlar; dolandırıcılığın unsurlarını veya cezai sorumluluğu düzenlemez.

6362 sayılı SERMAYE PİYASASI KANUNU m. 38Kaynağı aç
MADDE 38 – (1)
Yatırım kuruluşları ve portföy yönetim şirketlerinin yapabilecekleri yan hizmetler
şunlardır:
a) Sermaye piyasaları ile
ilgili danışmanlık hizmetleri sunulması
b) (Değişik:20/2/2020-7222/31
md.) Proje finansmanı dâhil olmak üzere Kurulca belirlenecek hizmet ve faaliyetlerde,
kambiyo düzenlemeleri saklı kalmak kaydıyla, kredi ya da ödünç verilmesi ve döviz
hizmetleri sunulması
c) Sermaye piyasası araçlarına
ilişkin işlemlerle ilgili yatırım araştırması ve finansal analiz yapılması veya
genel tavsiyede bulunulması
ç) Aracılık yükleniminin yürütülmesi
ile ilgili hizmetlerin sunulması
d) Borçlanma
veya başka yollardan finansman sağlanmasında aracılık hizmeti sunulması
e) Servet yönetimi ve finansal
planlama yapılması
f) Kurulca belirlenecek diğer
hizmet ve faaliyetlerde bulunulması
Faaliyet izni alma zorunluluğu

Zararın giderilmesi ve etkin pişmanlık

Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinin birinci fıkrası, kapsamındaki suçlar tamamlandıktan sonra fakat bu nedenle kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun zararını aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi hâlinde verilecek cezanın üçte ikisine kadar indirilebileceğini düzenler. Dolandırıcılık bu maddede sayılan suçlar arasındadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/20 md.)
(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık,
hileli iflâs, taksirli iflâs (…)[72]
suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan
önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek
mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen
gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.
(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm
verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı
indirilir.
(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek
cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde
üçte birine kadarı indirilir.
(4) Kısmen geri verme veya tazmin
halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun
rızası aranır.
(5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin
pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı
zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası
açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise,
verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki
defadan fazla yararlanamaz.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre etkin pişmanlık kovuşturma başladıktan sonra fakat hüküm verilmeden önce gösterilirse verilecek cezanın yarısına kadarı indirilebilir. Kısmen geri verme veya tazmin hâlinde bu hükümlerin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E. 2025/1640, K. 2025/5794 sayılı, 12.05.2025 tarihli kararında, yargılamanın sonuna kadar zararı gidermek için yeterince imkân ve süreye sahip olduğu hâlde bu yönde herhangi bir beyanı bulunmayan sanığa, zararı gidermek isteyip istemediğinin ayrıca sorulmasına ve makul süre verilmesine yönelik yasal bir zorunluluk bulunmadığı kabul edilmiştir. Karar oy çokluğuyla verilmiş olup karşı oy sanığa ödeme imkânı tanınması gerektiği yönündedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2025/1640, K. 2025/5794Kaynağı aç
11. Ceza Dairesi         2025/1640 E.  ,  2025/5794 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2023/148 E., 2024/405 K.
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık
KARAR : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.09.2024 tarihli ve 2023/148 Esas, 2024/405 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f-son, 62, 52/2-4 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay hapis ve 820,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 18.11.2024 tarihi itibarıyla kesinleştirildiği anlaşılmıştır.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 05.03.2025 tarihli ve 2024/40405 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.03.2025 tarihli ve KYB-2025/31292 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
A. Kanun Yararına Bozma İstemi
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.03.2025 tarihli ve KYB-2025/31292 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“1-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, "(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)65 suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir…. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında,
Sanığın suçun işlenmesi nedeniyle oluşan zararı gidermek isteyip istemediğinin tespit edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkanı tanınarak sonucuna göre sanık hakkında anılan Kanun'un 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan, yazılı şekilde karar verilmesinde,
2-Kabule göre de;
Dosya kapsamına göre; müşteki …'ın … 6S marka cep telefonunu almak için Letgo isimli uygulama üzerinden görüştükleri sanığa 500,00 Türk lirası gönderdiği, kendisine cep telefonunun gönderilmeyerek dolandırıldığı iddiası ile yapılan yargılama sonunda, sanığın banka ATM'sinden 500,00 Türk lirasını çekmek suretiyle müştekinin dolandırılması eylemi nedeniyle sanık hakkında bilişim sistemleri, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle mahkûmiyet kararı verilmiş ise de, sanığın suçta kullanılan … numaralı hattın kendisine ait olmadığı beyanın aksini gösterir nitelikte yeterli araştırma yapılmadığı, hattın fiilen kim tarafından kullanıldığının tespit edilmesi gerektiği, hattın faturalarının kim tarafından ödendiğinin araştırılması gerektiği, 500,00 Türk lirasının ATM'den çekilmesi sırasından alınan kamera görüntüsündeki kişinin sanık olduğunun tespiti için yetersiz olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 27/03/2024 tarihli ve 2024/16613/672/1123S sayılı raporu ile bilirkişi …'ın 25/01/2023 tarihli görüntülerdeki kişinin muhtemelen sanık olduğuna ilişkin raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi gerektiği anlaşılmakla, sanık ile suça konu eylemler arasında şüpheden uzak ve kesin delillerle bağlantı kurulmadan eksik inceleme yapıldığı cihetle, yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. 5271 sayılı Kanun'un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini de açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir. Böylece ülke genelinde uygulama birliği sağlanacak, hakim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmiş olacaktır.
2. Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise; bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak, 5271 sayılı Kanun'un 309/4. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Buna göre bozma nedenleri; 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 5271 sayılı Kanun'un 309. Maddesinin (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu halde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir. Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu halde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır. Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise, (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir. Aynı Kanun'un dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi halinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi halinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu halde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.
3. Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün hangi hallerde kanun yararına bozulabileceği, kanun yararına bozma kararının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hallerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı Kanun'un 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanun yararına bozma, kesinleşen hüküm yönünden hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan gerek usul, gerekse maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlıdır. Dava konusu olayda mahkemece kanıtların toplanıp değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen hükümde, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğinden bahisle kanun yararına bozma yoluna başvurulması mümkün değildir. Zira böyle bir durumda ortada hukuka aykırılık hali bulunmamakta olup, varolan kanıtların mahkûmiyete yeterli olup olmamasına ilişkin değerlendirme yanlışlığından kaynaklanan bir uyuşmazlık hali söz konusudur.
4. 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinin birinci fıkrasında; "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir"; aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, "Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir." hükümleri yer almaktadır.
5. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 13.02.2018 tarihli ve 2017/11-43 Esas, 2018/61 Karar sayılı kararında; "…iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi, eşyanın failin yakalanmamak için kaçarken atması sonucu veya kaçarken yakalanan failin üzerinde ele geçirilmiş olması gibi hâllerde, failin gerçek anlamda pişmanlığından söz edilemeyeceğinden, 5237 sayılı TCK’nun 168. maddesinin uygulanma şartları oluşmayacaktır. Buna karşın, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartı yerine getirilirken duyulan pişmanlığın mutlaka sözle ifade edilmesi zorunluluğu bulunmayıp, davranışlar yoluyla da ifade edilmesi olayın özelliğine göre mümkün olabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; sanığın, yakalandıktan sonra suçunu samimi bir şekilde ikrar ettiği, olaydan sonra mağdurla görüşüp kendisinden özür dilediği, mağdurun da bu nedenle şikâyetinden vazgeçtiği, sanığın, pişman olduğunu her aşamada ısrarla dile getirdiği olayda; etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi bakımından kanun koyucunun aradığı en önemli unsur olan “pişmanlık” kavramının gerçekleştiği hususunda tereddüt bulunmamakla birlikte, suç tarihinden bir gün sonraki 11.01.2007 tarihli kolluk ifadesinde “karşı tarafın harcadığımız bütün parasını ödemeye hazırım” diyen, 02.03.2007 tarihli oturumda mağdurun zararını henüz karşılamadığını belirten, 27.04.2007 tarihli son oturumda ise “bugüne kadar şikâyetçinin zararını karşılamadım, en kısa zamanda karşılayacağım” şeklinde beyanda bulunan sanığın, mağdurun zararını gidermek için yeterince süreye sahip olduğu ve ısrarla her defasında zararı gidereceğini beyan etmesine rağmen son oturuma kadar zararı gidermediği anlaşıldığından, olayın başından beri mağdurun zararını karşılaması gerektiğini düşünen sanığa, son oturumda tekrar bu hususu gündeme getirmesi nedeniyle yeniden bir hak tanınarak süre verilmesi durumunda, yargılamanın sebepsiz yere uzayacak olması, yargı merciilerince sanığın kendi lehine sonuçlar doğuracak olan bir davranışta bulunmaya zorlanamayacak olması, son oturuma kadar zararı gidermeyip bu hususu tekrar gündeme getirmesi nedeniyle süre isteyen sanığa yeni bir olanak tanınmasının, zararı ilk fırsatta gideren sanık veya sanıklar aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracak olması karşısında; pişmanlığını dile getirip zararı giderme hususundaki iradesini baştan beri ortaya koyan ve yeterince süresi ve imkânı bulunmasına rağmen zararı gidermeyen sanığa, yeni bir süre verilmesine gerek bulunmamaktadır." denilmektedir.
6. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanık hakkında, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin kanun yararına bozma isteminde belirtilen "..sanığın suçta kullanılan … numaralı hattın kendisine ait olmadığı beyanın aksini gösterir nitelikte yeterli araştırma yapılmadığı, hattın fiilen kim tarafından kullanıldığının tespit edilmesi gerektiği, hattın faturalarının kim tarafından ödendiğinin araştırılması gerektiği, 500,00 Türk lirasının ATM'den çekilmesi sırasından alınan kamera görüntüsündeki kişinin sanık olduğunun tespiti için yetersiz olduğuna ilişkin Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 27/03/2024 tarihli ve 2024/16613/672/1123S sayılı raporu ile bilirkişi …'ın 25/01/2023 tarihli görüntülerdeki kişinin muhtemelen sanık olduğuna ilişkin raporu arasındaki çelişkilerin giderilmesi gerektiği anlaşılmakla, sanık ile suça konu eylemler arasında şüpheden uzak ve kesin delillerle bağlantı kurulmadan eksik inceleme yapıldığı…" şeklindeki nedenin kanun yararına bozma yolunda ileri sürülemeyeceği; bununla birlikte, zarar miktarının iddianamede de gösterilmesi nedeniyle başından beri belli olduğu olayda, katılanın 07.11.2023 tarihli celsede alınan beyanında zararının giderilmesini talep ettiği ve hesap numarasının duruşma zaptına geçirildiği görülmekle, zararı gidermek istediği yönünde herhangi bir beyanı bulunmayan ve yargılamanın sonuna kadar zararı giderme hususunda yeterince imkan ve süreye sahip olan sanıktan, suçun işlenmesi nedeniyle oluşan zararı gidermek isteyip istemediğinin ayrıca sorulmasına ve sanığa bu hususta makûl bir süre verilerek katılanın zararını ödeme imkanı tanınmasına yönelik yasal bir zorunluluk bulunmadığı anlaşılmakla, ihbarnamede yer alan kanun yararına bozma istemi yerinde görülmemiştir.
II. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği ihbarnamedeki düşünceler yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309. maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy çokluğuyla REDDİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
12.05.2025 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Sanık hakkında bilişim sistemleri, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-f.son, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve 820,00 Türk lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair İstanbul Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/09/2024 tarihli ve 2023/148 esas, 2024/405 sayılı kararı istinaf olunmaksızın kesinleşmiş, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Kanun Yararına Bozma talebinde bulunulmuştur.
Dairemizce yapılan inceleme sonunda , KYB talebinin reddine karar verilmiştir.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığımız 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan hükümlerin sanık yararına uygulanma ihtimaline binaen kararın bu yönüyle istem gibi bozulmasına yöneliktir.
Konuya ilişkin olarak;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Etkin Pişmanlık" başlıklı 168. maddesinde yer alan, "(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)65 suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir…. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki düzenlemeler yer almaktadır.
Katılan duruşmadaki beyanında, '' … 6S telefon ilanı için görüştüğüm şahsın hesabına 500 TL gönderdim. Şikayetçiyim, davaya katılmak istiyorum. Kısmi ödeme halinde sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına muvafakatim yoktur, zararımı … Bankasına yatırabilir '' şekilinde beyanda bulunmuş, sanık da savunmasında HAGB den yaranlanmak istediğini bildirmiştir.
Bilindiği üzere; HAGB uygulanması için zararın karşılanması gerekmektedir. Katılanın zararın karşılanması için verdiği hesap numarasından sanık haberdar edilmediği gibi, zararı karşılayıp karşılamayacağına yönelik olarak hiçbir aşamada beyanı sorulmamıştır. Zararın miktarı ve paranın satın alma gücü ile sanığın duruşmada bildirdiği ekonomik durumu dikkate alındığında sanığın lehine olan bu yasal düzenlemeden yararlanma imkanı mevcuttur.
Bu bakımdan öncelikle, sanığın suçun işlenmesi oluşan zararı gidermek isteyip istemediğinin tespit edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin değerlendirilmesi bakımından sanığa uygun süre verilerek, gerekirse mahkemece ödeme yeri belirlenip suçtan hasıl olan zararı ödeme imkanı tanınarak sonucuna göre sanık hakkında anılan Kanun'un 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılması gerekmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun Yararına Bozma talebinin kabule karar verilmesi gerektiği düşünüldüğünden sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne iştirak etmiyoruz.

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin E. 2023/25281, K. 2024/8270 sayılı, 22.05.2024 tarihli kararı hırsızlık suçuna ilişkindir. Kararda, birlikte işlenen suçlarda sanıklardan birinin veya birkaçının iade ya da tazmin yükümlülüğünü yerine getirmesi hâlinde, diğer suç ortaklarının buna karşı çıkmamaları koşuluyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanacakları kabul edilmiştir. Karar yatırım danışmanlığı dolandırıcılığı hakkında kurulmadığından aynı ölçünün dolandırıcılıkta uygulanıp uygulanmayacağı somut olayın koşullarına bırakılır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2023/25281, K. 2024/8270Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2023/25281 E.  ,  2024/8270 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2023 tarihli ve KYB-2023/103387 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
"5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 193/2. maddesinde yer alan "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir." şeklindeki ve anılan Kanun'un 195/1. maddesinde yer alan "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde,
1- Dosya kapsamına göre, yapılan yargılama esnasında Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/06/2015 tarihli talimat duruşmasında sanığın müdafii talebinde bulunması, savunmasını müdafii huzurunda vermek istediğini belirtmesi üzerine anılan mahkemece duruşmanın 18/09/2015 tarihine bırakıldığı hâlde, daha sonrasında sanığın savunması alınmadan evrakın esas mahkemesine iade edildiği, anılan suçtan dolayı sanığın savunması alınmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde,
2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde yer alan, ''(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)(1) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.'' şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, somut olayda katılanın 07/05/2015 tarihli celsede zararının inceleme dışı sanık …tarafından giderildiğini beyan ettiği, soruşturma aşamasında zararının tamamının karşılandığının anlaşılması karşısında; birlikte işlenen suçlarda sanıklardan birisinin veya birkaçının iade veya tazmin yükümlülüğünü yerine getirmesi hâlinde, diğer suç ortaklarının bu yerine getirmeye karşı çıkmadıkları takdirde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanacakları hususu dikkate alınarak ve sanık …'ın etkin pişmanlığa açıkça karşı çıkmadığı anlaşılmakla, sanık … hakkında da hırsızlık suçundan hüküm kurulurken tayin olunan ceza üzerinden 5237 sayılı Kanun'un 168 /1. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği gözetilmeden “Katılanın zararını karşılamadığı anlaşıldığından…” şeklindeki yerinde olmayan gerekçeyle sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinde isabet görülmemiştir. ” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 193/2. maddesinde yer alan "Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir." şeklindeki ve anılan Kanun'un 195/1. maddesinde yer alan "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır." şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde,
1.Dosya kapsamına göre, yapılan yargılama esnasında Ankara 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 26.06.2015 tarihli talimat duruşmasında hükümlünün müdafii talebinde bulunması, savunmasını müdafii huzurunda vermek istediğini belirtmesi üzerine anılan mahkemece duruşmanın 18.09.2015 tarihine bırakıldığı hâlde, daha sonrasında savunması alınmadan evrakın esas mahkemesine iade edildiği, anılan suçtan dolayı hükümlünün savunması alınmadan mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi,
2. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde yer alan, ''(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)(1) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.'' şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, somut olayda katılanın 07.05.2015 tarihli celsede zararının inceleme dışı sanık …tarafından giderildiğini beyan ettiği, soruşturma aşamasında zararının tamamının karşılandığının anlaşılması karşısında; birlikte işlenen suçlarda sanıklardan birisinin veya birkaçının iade veya tazmin yükümlülüğünü yerine getirmesi hâlinde, diğer suç ortaklarının bu yerine getirmeye karşı çıkmadıkları takdirde etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanacakları hususu dikkate alınarak ve hükümlü …'ın etkin pişmanlığa açıkça karşı çıkmadığı anlaşılmakla, hükümlü … hakkında da hırsızlık suçundan hüküm kurulurken tayin olunan ceza üzerinden 5237 sayılı Kanun'un 168/1. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği gözetilmeden “Katılanın zararını karşılamadığı anlaşıldığından…” şeklindeki yerinde olmayan gerekçeyle hükümlü hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, Kızılcahamam Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.03.2016 tarihli ve 2015/138 Esas, 2016/144 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309/4. maddesinin (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin E. 2024/13789, K. 2025/118 sayılı kararında, sanığın zararı iade veya tazmin suretiyle gidermesi hâlinde 168. maddedeki indirimden yararlanmasının, bunu hükümden önce yapmasına ve mahkemeye bildirmesine bağlı olduğu belirtilmiştir. Hükümden sonraki başvuruda, ödemenin hükümden önce yapıldığının banka dekontu veya PTT havale makbuzu gibi maddî ve sonradan üretilemeyecek bir belgeyle ispat edilmesi hâlinde bu iddiaya itibar edileceği ifade edilmiştir. Belge koşulu, hükümden sonraki başvuru bakımından belirtilmiştir.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2024/13789, K. 2025/118Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi         2024/13789 E.  ,  2025/118 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/365 E., 2022/1522 K.
SUÇ : Hırsızlık
İNCELEME KONUSU KARAR : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.10.2024 tarihli ve KYB-2024/98243 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
"İstanbul Anadolu 53. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/12/2022 tarihli gerekçeli kararının sanığa 08/03/2023 tarihinde tebliğ edildiği, katılan … tarafından, sanığın kovuşturma aşamasında zararını giderdiğine dair verdiği istinaf dilekçe tarihinin 31/01/2023 olduğu ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi tarafından istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verildiği nazara alındığında, katılan tarafından verilen dilekçenin kesinleşen hükümle sonuçlanmış davadan önce ortaya çıktığından yargılamanın yenilenmesi nedeni oluşturmadığı gözetilerek yapılan incelemede,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesinde “(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)(1) suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.(4) Kısmen geri verme veya tazmin hâlinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.” ve 4. fıkrasındaki "Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki hükümleri nazara alındığında, katılan tarafından verilen 31/01/2023 tarihli istinaf dilekçesinde, kovuşturma aşamasında zararının giderildiğini beyan etmesi karşısında, sanığın cezasından anılan Kanun'un 168/2. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde fazla ceza verilmesinde isabet görülmemiştir. ” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE – KARAR
Şikayetçinin beyanına göre hırsızlık suçu kaynaklı olarak 1.150,00 TL zararının bulunduğu, kovuşturma aşamasında şikâyetçinin de hazır bulunduğu 04.07.2022 tarihli duruşmada, sanığın şikâyetçinin zararını karşılamadığını belirtmesi üzerine, mahkemece sanığa bir sonraki celse olan 16.12.2022 tarihine kadar süre verildiği, kararın verildiği bu duruşmaya tarafların gelmediği ve zarar giderimi ile ilgili herhangi bir bilgi veya belge de sunulmadığı, hüküm verildikten sonra şikâyetçinin 31.01.2023 havale tarihli dilekçesi ile, zararının karar tarihinden önce karşılandığını belirtmesi karşısında;
Sanığın, mağdurun/zarar görenin zararını iade veya tazmin suretiyle gidermesi hâlinde doğal olarak amacı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168. maddesindeki ceza indiriminden faydalanmak olup, bunu da yasal düzenleme gereği hükümden önce yapması ve mahkemeye bildirmesi hâlinde etkin pişmanlıktan istifade edebilecektir. Rıza sorulması gereken veya tereddüt olan halde şikâyetçinin beyanına başvurulabilecektir. İnceleme konusu olayda da yasal düzenlemeden istifade hakkı olmakla birlikte, bu hakkın kanunun koruduğu yöntemle, hakkın suistimaline ve adil yargılamanın olumsuz etkilenmesine yol açmayacak şekilde kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi gerekir. Hükümden sonraki başvuruda; hükümden önce ödeme yapıldığının banka dekontu veya PTT havale makbuzu gibi maddî ve sonradan üretilemeyecek bir belgeyle ispat edilmesi halinde itibar edilmesi gerekecektir.
Somut olayda ise; bu nitelikte bir belge sunulmadığı gibi, yapıldığı iddia edilen ödemenin hüküm verilinceye kadar mahkemeye neden bildirilmediğinin yargı makamlarınca itibar ve kabul edilebilir meşru mazereti de ortaya konulamamıştır. Aksine bir kabul tarafların muvazaalı bir şekilde geçmişe dönük başvurularına, CGK’nın 14.02.2012 tarihli ve 2012/195 Esas, 2012/40 Karar sayılı kararında kısmen konu edildiği gibi sanık-suça sürüklenen çocuktan korkan tedirgin olan mağdurların sanıkları koruma amaçlı beyanlarına, açıklanan şekilde soyut beyanlar ile yargılamaların uzatılmasına, davaların zamanaşımına uğratılmasına yol açabileceği, verilecek kararın türünün belli olmadığı yargılama aşamasında, kanundaki ifadeyle "hüküm verilmezden önce" etkin pişmanlığa dair bir girişimi veya beyanı olmayan sanığın mahkûmiyet kararının tesiri ile birlikte yaptığı zarar giderimi sonrasında, sanığın cezasından etkin pişmanlık hükümleri uyarınca indirim yapılması, etkin pişmanlık müessesesinin ruhuna ve aynı zamanda adalet ve nesafet kurallarına aykırılık teşkil edecektir. Tüm bu açıklamaların ışığında, sanığın dosya kapsamına yansıyacak şekilde, "hüküm verilmezden önce" etkin pişmanlığa dair bir girişimi veya beyanı olmadığının anlaşılması karşısında, Mahkemenin kararında bir isabetsizlik bulunmadığı görülmekle; İstanbul Anadolu 53. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.12.2022 tarihli ve 2022/365 Esas, 2022/1522 Karar sayılı kararına yönelik kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aynı kararda Daire, somut hırsızlık dosyasında dosyaya yansıyacak şekilde hüküm verilmeden önce etkin pişmanlığa dair bir girişim veya beyan bulunmadığını ve mahkeme kararında isabetsizlik görülmediğini kabul ederek kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermiştir. Ret, oy birliğiyle ve yalnız o dosyadaki istem bakımından verilmiştir. Yatırım danışmanlığına ilişkin bir hüküm içermez.

Yatırım vaadiyle para alınması hangi cezayı gerektirir?

Aldatma ve buna bağlı zarar gerçekleşirse Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesindeki ceza bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasıdır. Nitelikli hâlin koşulları oluşursa 158. maddenin birinci fıkrasındaki ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasıdır. (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde hapis alt sınırı dört yıldan, adlî para cezası da suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.

İzinsiz sermaye piyasası faaliyetinin cezası nedir?

Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesinin ikinci fıkrasına göre sermaye piyasasında izinsiz faaliyette bulunanlara iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adlî para cezası verilir. Bu faaliyet sırasında birinci fıkradaki suç da işlenmişse yalnızca ikinci fıkradaki suçtan ceza verilir ve ceza yarı oranında artırılır.

Onaysız halka arz veya satış nasıl cezalandırılır?

Onaylı izahname yayımlamadan sermaye piyasası araçlarını halka arz edenler veya onaylı ihraç belgesi olmaksızın bu araçları satanlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılır.

Zarar ne zaman indirim sağlayabilir?

Kovuşturma başlamadan önce zararın tamamen giderilmesi hâlinde cezanın üçte ikisine kadarı, kovuşturma başladıktan sonra fakat hükümden önce gösterilen etkin pişmanlıkta ise yarısına kadarı indirilebilir. Kısmi giderimde ayrıca mağdurun rızası aranır.

Mahkeme sanığa ödeme isteyip istemediğini sormak zorunda mıdır?

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin E. 2025/1640, K. 2025/5794 sayılı kararında, yargılama boyunca giderim için yeterince imkân ve süresi bulunduğu hâlde bu yönde herhangi bir beyanı olmayan sanığa ayrıca soru sorulması ve süre verilmesinin yasal zorunluluk olmadığı kabul edilmiştir. Karar oy çokluğuyladır ve karşı oy farklı yöndedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu