Yapay Adaların Hukuki Statüsü ve Deniz Hukuku Rejimi

by Avukat Erdal Ersoy
Yapay Adaların Hukuki Statüsü ve Deniz Hukuku Rejimi

Doğal Ada ve Yapay Ada Ayrımı ile Deniz Yetki Alanları

Deniz alanlarında insan müdahalesiyle meydana getirilen yapay yapılar ile tabiattaki doğal adalar arasında köklü bir hukuki ayrım bulunur. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 121. maddesinde ada; doğal yollarla oluşmuş, etrafı bütünüyle suyla çevrili olan ve sular yükseldiğinde su üstünde kalan kara parçası olarak tanımlanmıştır. Bu kural uyarınca yapay adalar, büyüklükleri, inşaat teknikleri yahut taşıdıkları ekonomik fayda ne düzeyde olursa olsun hiçbir surette doğal ada statüsü elde edemez. Kıyı devleti bu yapılar üzerinde belirli düzenleme ve yönetim haklarına sahip olsa bile yapay adalar kara ülkesi niteliği taşımaz; dolayısıyla kendilerine özgü bir karasuyu, münhasır ekonomik bölge veya kıta sahanlığı meydana getiremez.

Deniz coğrafyasına ait unsurların hukuki statüsünün saptanmasında temel ölçüt, insan eliyle gerçekleştirilen dolgu veya müdahalelerden önceki saf tabii görünümleridir. Bu çerçevede, sular yükseldiğinde su altında kalan bir cezir yüksekliğinin sonradan doldurulması ona ada kimliği kazandırmaz. Benzer şekilde, doğal yapısı itibarıyla sınırlı etkiye sahip bir kayalık üzerine kapsamlı inşaat faaliyetleri yürütülerek o alanın tam deniz yetki alanları doğuran bir ada vasfına ulaştırılması hukuken geçersizdir.

Uluslararası Sözleşmelerde Kıyı Devletinin Hak ve Yargı Yetkisi

Liman sistemlerinin tabii uzantısı sayılan en dıştaki kalıcı liman tesisleri kıyı şeridinin bir parçası kabul edilebilirken, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 11. maddesi açık deniz tesisleri ile yapay adaları bu korumanın dışında bırakmıştır. Sözleşmenin 60. maddesinin sekizinci fıkrası gereğince yapay adaların ada statüsü bulunmadığı gibi kendi karasuları da mevcut değildir. Bu yapıların deniz ortamındaki fiziki varlıkları; karasuları, kıta sahanlığı yahut münhasır ekonomik bölge sınırlandırmalarında sınır çizgilerini etkileyen bir dayanak olarak ileri sürülemez.

Kıyı devleti, münhasır ekonomik bölge sınırları içerisinde yapay ada, tesis ve platform inşa etme, inşaata onay verme ve faaliyetleri denetleme konusunda inhisari hakka sahiptir. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 60. maddesi uyarınca kıyı devleti, kurulan bu tür yapılar üzerinde gümrük, vergi, sağlık, kamu güvenliği ve göç mevzuatının uygulanması dahil olmak üzere münhasır yargı yetkisi icra eder. Sözleşmenin 80. maddesi amir hükmü gereğince, münhasır ekonomik bölgedeki yapay ada ve tesislere dair bu rejim, kıta sahanlığı üzerindeki benzer yapılar için de gerekli değişiklikler yapılarak uygulanır.

Seyrüsefer Güvenliği, Emniyet Kuşakları ve Tesislerin Tasfiyesi

Kıyı devleti, kurulan yapay adaların çevresinde can ve mal emniyetini sağlamak amacıyla makul genişlikte güvenlik bölgeleri belirleme hakkına sahiptir. Yetkili uluslararası kuruluşlarca veya genel kabul gören uluslararası kurallarla farklı bir mesafe kararlaştırılmadığı müddetçe, bu güvenlik sahasının genişliği yapının en dış kenarından itibaren 500 metreyi aşamaz. Uluslararası seyrüsefer icra eden gemiler belirlenen bu güvenlik kuşaklarına eksiksiz riayet etmekle mükelleftir.

Yapay adaların konumlandırılması ve etraflarında güvenlik bölgelerinin oluşturulması mutlak bir serbesti tanımaz. Bu tür tesisler, uluslararası deniz trafiği açısından hayati öneme sahip ve seyrüsefer için tanınmış mutat deniz yollarının işleyişini aksatacak veya engelleyecek biçimde kurulamaz. Diğer yandan, işletmesi sona eren, terk edilen veya atıl kalan tesislerin seyrüsefer güvenliğini tehlikeye atmaması için denizden tamamen kaldırılması asıldır. Kaldırılması teknik olarak kabil olmayan aksamların ise coğrafi koordinatları, derinlikleri ve ebatları denizcilik emniyeti kuralları dairesinde usulünce ilan edilmelidir.

Türk Hukukunda Yapay Adalar, Kıyı Alanları ve Çevre Denetimi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 931. maddesinin birinci fıkrasına göre bir aracın gemi sayılabilmesi için tahsis edildiği amacın suda hareket etmeyi gerektirmesi, yüzme kabiliyetinin bulunması ve pek küçük olmaması şarttır; aracın kendiliğinden hareket imkanının bulunmaması bu niteliği engellemez. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise suda iktisadi menfaat sağlama gayesine bağlanan her geminin ticaret gemisi sayılacağı düzenlenmiştir. Deniz tabanına sabitlenen yahut dolgu tekniğiyle vücuda getirilen yapay adaların varlık gayesi suda yer değiştirmeyi veya hareket etmeyi gerektirmediğinden, bu yapılar Türk Ticaret Kanunu anlamında kural olarak gemi sıfatı taşımaz.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 931Kaynağı aç
MADDE 931- (1) Tahsis edildiği amaç, suda hareket etmesini gerektiren, yüzme özelliği bulunan ve pek küçük olmayan her araç, kendiliğinden hareket etmesi imkânı bulunmasa da, bu Kanun bakımından “gemi” sayılır. (2) Suda ekonomik menfaat sağlama amacına tahsis edilen veya fiilen böyle bir amaç için kullanılan her gemi, kimin tarafından ve kimin adına veya hesabına kullanılırsa kullanılsın “ticaret gemisi” sayılır. II- Denize, yola ve yüke elverişli gemi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 43. maddesi gereğince kıyılar münhasıran devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve buralardan yararlanmada kamu esenliği ile kamu yararı önceliklidir. 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 7. maddesi doğrultusunda, kamu yararının zorunlu kıldığı durumlarda ekolojik dengeler korunarak ve imar planı kararına dayanılarak denizden doldurma ve kurutma vasıtasıyla yeni arazi kazanılabilir. Ancak bu usulle elde edilen sahalar devletin tasarrufunda kalmaya devam eder ve hiçbir surette özel mülkiyete devredilemez. 2674 sayılı Karasuları Kanunu bakımından Türk karasuları ülke sınırlarına dahil olup kanunda karasularının genişliği genel kural olarak altı deniz mili şeklinde düzenlenmiş; hakkaniyet ilkeleri ile coğrafi şartlar gözetilerek belirli denizlerde farklı genişliklerin tespitine hukuki imkan tanınmıştır.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamındaki projelerde, mevzuata uygun biçimde gerekli ÇED kararı temin edilmeden izin, ruhsatlandırma ve yatırım aşamalarına geçilemez. Yapay adaların yakınındaki deniz vasıtalarından ya da bu nitelikteki kıyı yapılarından kaynaklanabilecek petrol ve zararlı madde sızıntılarında ise acil müdahale ve zararların tazmini süreçlerinde olayın koşullarına göre 5312 sayılı Kanun hükümleri tatbik edilebilir.

Uluslararası Teamül Hukuku Bakımından Değerlendirme

Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf değildir. Bu hukuki durum karşısında, Sözleşme metninde yer alan kuralların Türkiye açısından bağlayıcılığı tartışılırken, her bir hükmün uluslararası teamül hukuku kuralı haline gelip gelmediği bağımsız bir incelemeye tabi tutulur. Bununla birlikte, yapay adaların kendi başına deniz yetki alanı doğuramayacağı ve doğal ada gibi karasuyu hakkı bahşetmeyeceği yönündeki temel ilkeler, uluslararası teamül hukukunun yerleşik ve genel kabul gören esasları arasında değerlendirilmektedir.

Yapay adaların kendilerine ait karasuları veya kıta sahanlığı bulunabilir mi?

Yapay adalar uluslararası deniz hukukunda doğal ada kabul edilmediğinden kendilerine ait karasuları, kıta sahanlığı veya münhasır ekonomik bölgeleri bulunmaz. Bu yapıların varlığı kıyı devletlerinin deniz sınırlandırmalarını etkilemez.

Denizdeki cezir yükseklikleri doldurularak tam deniz yetki alanına sahip ada yapılabilir mi?

Deniz coğrafi unsurlarının hukuki statüsü insan müdahalesinden önceki doğal hallerine göre tayin edilir. Bu sebeple cezir yüksekliklerinin veya kayalıkların sonradan doldurulması onlara tam deniz yetki alanı üreten ada statüsü sağlamaz.

Deniz tabanına oturtulan yapay adalar Türk hukukunda gemi sayılır mı?

Türk Ticaret Kanunu'nun 931. maddesi gereğince bir yapının gemi sayılabilmesi için tahsis amacının suda hareket etmeyi gerektirmesi aranır. Deniz zeminine sabitlenen veya dolguyla yapılan adalar suda hareket gayesi gütmediğinden kural olarak gemi niteliğinde değildir.

Kıyı Kanunu uyarınca denizden dolgu yoluyla kazanılan araziler özel mülkiyete geçirilebilir mi?

3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca kamu yararı amacıyla imar planı kapsamında doldurularak elde edilen alanlar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve özel mülkiyete konu edilemez.

Kıyı devleti yapay ada çevresinde ne kadarlık bir emniyet kuşağı tesis edebilir?

Yetkili uluslararası kuruluşlarca veya standartlarla aksi kararlaştırılmadıkça, kıyı devleti yapay adanın dış kenarından itibaren 500 metreyi aşmayacak şekilde makul bir güvenlik bölgesi tesis edebilir.

Kullanılmayan veya terk edilen yapay deniz yapılarının kaldırılması zorunlu mudur?

Seyrüsefer emniyetini muhafaza etmek amacıyla atıl kalan veya terk edilen tesislerin kaldırılması gerekir; bütünüyle kaldırılamayan kısımların derinliği, konumu ve boyutları ise usulüne uygun şekilde duyurulmalıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu