Trafik Kazasında Kusur Oranı Tespiti: Asli ve Tali Kusur

by Avukat Erdal Ersoy
Trafik Kazasında Kusur Oranı Tespiti: Asli ve Tali Kusur

Trafik kazasında tarafların kusur oranı, tazminat sorumluluğunun kapsamı bakımından önemli bir etkendir. Kusur tespiti, Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m. 84 ve Karayolları Trafik Yönetmeliği (KTY) m. 157 çerçevesinde yürütülen bütünleşik bir değerlendirme sürecine dayanır.

8182 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK YÖNETMELİĞİ m. 157Kaynağı aç
MADDE 157 – (Değişik:RG-21/3/2012-28240) Araç sürücülerinin trafik kazalarında asli kusurlu sayılacakları haller ile kusur durumlarının tespitine dair usul ve esaslar aşağıda gösterilmiştir. a) Asli kusur sayılan haller 1) Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme, 2) Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullanıldığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme, 3) İkiden fazla şeritli taşıt yollarında karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit veya yol bölümüne girme, 4) Arkadan çarpma, 5) Geçme yasağı olan yerlerden geçme, 6) Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, 7) Şeride tecavüz etme, 8) Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama, 9) Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama, 10) Manevraları düzenlenen genel şartlara uymama, 11) Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında parketme ve duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama, 12) Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara uygun olarak parkedilmiş araçlara çarpma. Yukarıda sayılan hal ve hareketlerde bulunan sürücüler asli (esas) kusurlu sayılırlar. Ancak, sürücülerin veya yayaların kural dışı hareketleri veya taşıtların teknik arızaları bir başka sürücüyü tehlikeye düşürmüş ve bu sürücü, oluşması muhtemel bir kazayı önlemek, can ve mal güvenliğini korumak amacı ile Karayolları Trafik Kanununun öngördüğü temel kurallardan birini ihlal etmeye mecbur kalmış ve bütün tedbirlere rağmen bir kazaya neden olmuşsa, asli kusurlu sayılamaz. b) Sürücü kusurlarının tespiti Adli mevzuat ve yargılama hükümleri saklı kalmak üzere, trafik kazalarına karışanların kusur durumları; 2918 sayılı Kanun ve bu Yönetmelikte belirtilen kurallar, şartlar, hak ve yükümlülükler ile asli kusur sayılan haller dikkate alınarak belirlenir. Kaza mahallinde yapılan incelemeler sonunda tespit edilen iz ve delillere ilave olarak kazaya karışanların olay hakkındaki ifadeleri ile varsa tanık ifadeleri de kusur durumunun tespitinde dikkate alınır. Kaza İnceleme (Tahkik) Görevlileri ve Bilirkişiler

Yasal Çerçeve: KTK ve Yönetmelik Hükümleri

KTK m. 84, araç sürücülerinin trafik kazalarında asli kusurlu sayılacağı halleri düzenlemektedir. Birden fazla sürücünün aynı asli kusur halini gerçekleştirdiği veya kazanın bu haller dışındaki kural ihlallerinden doğduğu durumlarda kusur oranı, yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir. KTY m. 157, bu esaslara ilişkin usul ve ilkeleri ayrıntılandırmaktadır.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 84Kaynağı aç
Madde 84 – Araç sürücüleri trafik kazalarında; a) Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme, b) Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme, c) İkiden fazla şeritli taşıt yollarında, karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit veya yol bölümüne girme, d) Arkadan çarpma, e) Geçme yasağı olan yerlerde geçme, f) Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma, g) Şeride tecavüz etme, h) Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama, i) Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama, j) Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama, k) Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında park etme veya duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama, l) Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara uygun olarak park edilmiş araçlara çarpma, Hallerinde asli kusurlu sayılırlar. Ancak, kazada bu hareketlerden herhangi biri, kazaya karışan araç sürücülerinden birden fazlası tarafından yapılmış veya kaza bu hareketler dışında kurallarla, yasaklamalara, kısıtlamalara ve talimatlara uyulmaması nedenlerinden doğmuşsa, karayolunu kullananlar için kusur oranı yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir. SEKİZİNCİ KISIM Hukuki Sorumluluk ve Sigorta BİRİNCİ BÖLÜM[69] İşletenin Hukuki Sorumluluğu İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu:69

Sürücülerin kusur durumu; KTK ve Yönetmelik'te belirtilen kurallar, şartlar, hak ve yükümlülükler ile asli kusur sayılan haller dikkate alınarak belirlenir. Kaza mahallindeki iz ve delillere ek olarak kazaya karışanların ve varsa tanıkların ifadeleri de bu değerlendirmeye dahil edilir. KTY m. 157/b bu usulü açıkça düzenlemekte; adli mevzuat ve yargılama hükümlerini saklı tutmaktadır.

Kusur Oranı Nasıl Hesaplanır

Kusur oranları, olay bir bütün kabul edilerek yüz veya sekiz sayısı tam kötü puan esas alınmak suretiyle hesaplanır; bu iki ölçünün her ikisi de uygulamada kullanılmakla birlikte somut olayın koşullarına göre farklılık gösterebilir. Uygulamada taraflar arasında belirli yüzde dilimleri kullanılmakla birlikte her olayın kendine özgü koşulları ayrı değerlendirilir.

Bir eylemin trafik kuralını ihlal etmesi, zarardan sorumluluk için her durumda yeterli değildir. Zarar söz konusu eylemden kaynaklanmıyorsa, başka bir deyişle eylem ile zarar arasında nedensellik bağı kurulamıyorsa, kural ihlalinde bulunan kişi zarardan sorumlu tutulmaz.

Asli Kusur: Kapsam ve İstisna

KTY m. 157, belirli kusurlu hareketlerin asli kusur oluşturduğunu düzenlemektedir. Asli kusurlu hareketleri yapanların kusur oranı, bu hareketi yapmalarına zorlayıcı bir başka hareket veya durumun varlığı açıkça tespit edilmedikçe düşürülemez.

KTY m. 157/a önemli bir istisna getirmektedir: başka bir sürücünün ya da yayaların kural dışı hareketi veya araçtaki teknik arıza bir sürücüyü tehlikeye düşürmüş, bu sürücü olası kazayı önlemek ve can ile mal güvenliğini korumak amacıyla KTK'nın öngördüğü temel bir kuralı ihlal etmek zorunda kalmış ve bütün tedbirlere karşın bir kazaya neden olmuşsa, bu sürücü asli kusurlu sayılamaz. İstisnanın uygulanabilmesi için sayılan koşulların birlikte gerçekleşmesi aranır.

Tespit Süreci: Deliller ve Değerlendirme

Kusur tespitinde tutanak, olay yeri fotoğrafları, bilirkişi raporları, kamera görüntüleri, uzman görüşleri ve adli tıp kurumu raporları birlikte değerlendirilir. Yaralanmalı ve ölümlü kazalarda kusur oranını belirleyen taraf, olayın meydana geldiği yerde görevli jandarma trafik ekipleri veya trafik polisidir. Yalnızca maddi hasarlı kazalarda taraflarca tutanak tutulabilmektedir.

Ölümlü ya da ağır yaralanmalı kazalarda kusurun tespiti bilirkişi huzurunda olay yerinde keşif yapılmasını gerektirir. Bu süreçte olay yerinin özellikleri, tarafların konumları ve sürücünün seyir yönü bir kroki çalışmasıyla saptanır; ardından kusura etkili tüm faktörler rapora bağlanarak kusur derecesi belirlenir. Bilirkişi incelemesi kapsamında kaza krokisi, olayın özeti, taraf ve tanık beyanları, araç hasar fotoğrafları, varsa epikriz raporu, varsa video kayıtları ve kaza yeri incelemesi yer alır.

Çelişen Bilirkişi Raporları Karşısında Mahkemenin Tutumu

Aynı davada birden fazla bilirkişi raporu alınmış ve bu raporlar kusur belirleme yönünden birbirleriyle çelişiyorsa, mahkemece Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden çelişkiyi gideren, ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık yeni bir rapor alınması gerekir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/11188, K. 2018/992 sayılı kararında bu çelişkiyi gidermeksizin hüküm kurulmasını hatalı bularak bozma yoluna gitmiştir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/11188, K. 2018/992Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/11188 E.  ,  2018/992 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R- Davacı vekili, 11.09.2012 tarihinde dava dışı …'nin sevk ve idaresindeki sigortasız … plakalı aracın, dava dışı … sevk ve idaresindeki diğer davalı … Sigorta şirketine trafik sigortalı olan …plakalı araç ve park halindeki … … plaka sayılı araçların karıştığı kazada yaya olan davacının ağır yaralandığını belirterek, fazlaya dair talep hakları saklı kalmak kaydıyla davalıların sigortalılarının kusur oranına göre davalı … Sigorta Kooperatifi'nden 1.000,00 TL; diğer davalı … Hesabından 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL geçici ve sürekli İş göremezlik tazminatının davalılardan dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini talep etmiş, talebini ıslah dilekçesi ile artırmıştır.Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, davalı … aleyhine açılan davanın kabulü ile 10.044,57 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-)Dava, trafik kazasından kaynaklanan iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.Dava konusu trafik kazasında, davacı yaya ile davalıların sigortalılarının kusur oranlarının tespiti bakımından alınan, 11.03.2015 tarihli raporda belirlenen kusur oranlarının mahkemece benimsendiği, bu kusur oranlarına göre davacının talep edebileceği tazminat miktarının belirlendiği görülmektedir. Davaya konu trafik kazasına ilişkin olarak düzenlenen kaza tespit tutanağında, davacının yol içinde beklemek ve sohbet etmek kusurunu ihlal ettiği, davalı … şirketinin sigortaladığı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğu, trafik sigortasız … plakalı araç sürücüsünün kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer … plakalı araç sürücüsünün kusursuz olduğu yönünde tespit yapılmış; ceza yargılaması sırasında alınan 18.03.2013 tarihli bilirkişi raporunda, davacı yayanın kendi yaralanması nedeni ile kusurlu olduğu, davalı … şirketinin sigortaladığı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğu, trafik sigortasız … plakalı araç sürücüsünün tali kusurlu olduğu tespit edilmiş; 07.05.2013 tarihli ATK raporunda davacı yayanın alt düzeyde tali kusurlu olduğu, davalı … şirketinin sigortaladığı araç sürücüsünün tali kusurlu olduğu, trafik sigortasız … plakalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer … plakalı araç sürücüsünün kusursuz olduğu tespit edilmiş; 10.09.2013 tarihli İTÜ raporunda ise davacı yayanın alt düzeyde tali kusurlu olduğu, davalı … şirketinin sigortaladığı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğu, trafik sigortasız … plakalı araç sürücüsünün tali kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer … plakalı araç sürücüsünün kusursuz olduğu tespit edilmiş; yerel mahkeme tarafından benimsenen 11.03.2015 tarihli raporda ise, davacı yayanın %25 oranında kusurlu olduğu, davalı … şirketinin sigortaladığı araç sürücüsünün %25 oranında kusurlu olduğu, trafik sigortasız … plakalı araç sürücüsünün %50 oranında kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer … plakalı araç sürücüsünün kusursuz olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Bu durum karşısında, mahkemenin benimsediği kusur raporu, ceza yargılaması sırasında alınan ATK raporu ile çelişkilidir.Açıklanan bu maddi olgulara göre mahkemece, Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden seçilecek bilirkişi heyetinden, tüm dosya kapsamı incelenmek ve kusur belirlemeleri arasındaki çelişkiyi gideren, ayrıntılı, gerekçeli, denetime açık bir rapor alınarak, oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı … yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …'na geri verilmesine 15.02.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hukuk Hakiminin Bağımsız Kusur Değerlendirmesi

Hukuk hakimi, ceza mahkemesinde belirlenen kusur oranıyla bağlı değildir; kusuru bağımsız olarak araştırıp değerlendirmek zorundadır. Buna karşılık, bir ceza mahkemesinin kazanın oluş şekline ilişkin, yani maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş tespiti aynı konuda hukuk mahkemesi bakımından kesin delil niteliği taşır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3985, K. 2015/9369 sayılı kararı bu ilkeyi açıkça ortaya koymaktadır. TBK m. 74 de hukuk hakimini ceza yargılamasındaki maddi vakıa tespitleriyle bağlamaktadır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/3985, K. 2015/9369Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/3985 E.  ,  2015/9369 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 25/01/2013 NUMARASI : 2011/84-2013/23 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı H.. K.. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacılar vekili, müvekkillerinin eşi/babası N.. O..'nın, sevk ve idaresindeki araç ile davalıların sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu aracın çarpışması neticesinde yaşamını yitirdiğini, kazanın oluşumunda davalı sürücünün tam kusurlu olduğunu, davacı A.. O..'nın eşinin vefatı nedeniyle desteğinden yoksun kalmış olup diğer davacı çocukları ile birlikte manevi zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı eş Aysel için 5.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ile murisin cenaze ve defin gideri olarak 3.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen; davacı eş için 50.000,00 TL, davacı çocukların her biri için 30.000,00'er TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın davalı H.. K..'dan kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 29/06/2012 tarihli ıslah dilekçesiyle davacı eş A. için destekten yoksun kalma tazminatı miktarını 17.792,07 TL'ye, cenaze ve defin giderine ilişkin tazminat miktarını 3.572,00 TL'ye yükselttiklerini bildirmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin poliçe limitiyle sınırlı olarak sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında gerçek zarardan sorumlu olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı H.. K.. vekili, talep edilen tazminat miktarlarının yüksek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulü ile, davacı A.. O.. için 17.792,07 TL destekten yoksun kalma tazminatının ve tüm davacılar için cenaze ve defin giderine ilişkin 3.572,00 TL maddi tazminatın davalı H.. K.. yönünden kaza tarihinden itibaren, davalı sigorta şirketi yönünden dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen; davacıların her biri için 12.500,00'er TL olmak üzere toplam 75.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı H.. K..'dan tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davalı H.. K.. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, kazaya karışan araç sürücülerinin kusur oranlarının belirlenmesi için iki ayrı heyet raporu alınmış; Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyeti tarafından düzenlenen 15/03/2012 tarihli raporda ve İTÜ'den alınan 21/11/2012 tarihli heyet raporunda, olayda davalı sürücü H.. K..'ın geri manevra yapmak suretiyle trafik güvenliğini tehlikeye düşürerek arkasında aynı yönde seyreden müteveffa sürücü yönetimindeki aracın arkadan çarpmasına sebebiyet vermiş olduğundan asli ve %75 oranında, müteveffa sürücü N.. O..'nın ise aracın hızını mahal şartlarına göre ayarlamamak kuralını ihlal ettiğinden tali ve %25 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Davalı H.. K.. taksirle bir kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçundan Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2011/138 Esas 2012/204 Karar sayılı dosyasında yargılanmış; yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nden alınan 18/01/2012 tarihli kusur raporunda, mahkemenin talebi üzerine, davalı sanık sürücünün yönetimindeki aracıyla geri manevra ile harekete geçtiği veya park halinde beklediği ihtimallerine dayalı olarak iki seçenekli görüş bildirilmiş olup buna göre; (1) davalı sanık sürücünün geri manevra ile harekete geçtiğinin kabulü halinde, davalı sanığın asli ve tam kusurlu, müteveffa sürücünün ise kusursuz olduğu, (2) davalı sanık sürücü yönetimindeki aracın sağ şerit üzerinde dörtlüleri yanar vaziyette park halinde bulunduğunun kabulü halinde, davalı sanığın tali kusurlu, müteveffa sürücünün ise asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. Ceza mahkemesince, sözkonusu raporda belirtilen (2) nolu seçeneğe göre davalı sanık sürücünün kazada tali kusurlu olduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verilmiş, hükmün taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 06/11/2014 tarih ve 2013/25276 Esas 2014/22054 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. Ceza Mahkemesi kararlarının Hukuk Mahkemesine etkisi, Borçlar Kanununun 53. TBK.nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup Hukuk Hâkimi Ceza Mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında esas bakımından ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Borçlar Kanununun 53. maddesinde “Hakim, kusur olup olmadığına, yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleri ile bağlı olmadığı gibi Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararı ile de mukayyet değildir. Bundan başka Ceza Mahkemesinin kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini hususunda dahi Hukuk Hâkimini takyit etmez.” hükmü öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, Ceza Mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların Hukuk Hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ceza Mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun Hukuk Mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (Y.H.G.K. 11.10.1989 gün ve E.1989/11-373, K.472 sayılı ilamı). Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından Ceza Hâkiminin Hukuk Hâkiminden çok daha elverişli konumda bulunmasıdır. O halde bir Ceza Mahkemesinin uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptamasının, aynı konudaki Hukuk Mahkemesinde de kesin delil oluşturacağı açıktır (Hukuk Genel Kurulu – 2008/4-564 E, 2008/536 K.). Bu durumda, ceza mahkemesince kazanın oluş şekli yönünden tespit edilen maddi olgu hukuk hakimini bağlayacağından, somut olayda davalı sürücünün kesinleşen kusur oranı itibariyle ve davacı tarafın talebi gözönüne alınarak varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. 2- Bozma neden ve şekline göre davalı vekilinin manevi tazminat yönünden temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin hükmedilen manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı H.. K..'a geri verilmesine 01.07.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/8750, K. 2022/2445Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/8750 E.  ,  2022/2445 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki tahkime ilişkin tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; İtiraz Hakem Heyeti tarafından davacı vekilinin itirazının reddine dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü, KARAR Davacı vekili, 03/01/2018 tarihinde müvekkilinin murisinin yolcu olarak bulunduğu araç ile davalı … şirketine … ile sigortalı aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının kızının vefat ettiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 100,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Yargılama sırasında dava değerini 51.526,06 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince başvurunun reddine karar verilmiş, hükme karşı davacı vekili itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz Hakem Heyetince davacının ıslah aşamasına kadar müteselsil sorumluluk ilkesine göre başvuru yapıldığına dair herhangi bir beyanı bulunmadığından itirazın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminat istemine ilişkindir. Birden çok kimsenin birlikte neden oldukları zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. 50. maddesi ya da birden çok kimsenin değişik nedenlerle meydana getirdikleri aynı zarardan sorumluluklarını düzenleyen BK. 51. maddesi uyarınca ve aynı yasanın 142. maddesi hükmüne dayanarak davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir., Müteselsil sorumluluk kanundan doğan bir sorumluluk türüdür. Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği, davacının desteği yolcu olup kazanın meydana gelmesinde kusursuz olduğuna göre zararın tamamını isterse sorumluların tamamından isterse bir kısmından isteyebilir. Somut olayda 17/05/2014 tarihli kaza tespit tutanağına göre … plakalı araç(desteğin yolcu olduğu araç) sürücüsü olan … 'in 2918 sy KTK'nun 84 maddesinde yer alan sürücülere ait kusurlardan 57/1-a (kavşaklara yaklaşırken kavşaktaki şartlara uyacak şekilde yavaşlamamak maddesini, geçiş hakkı olan araçlara ilk geçiş hakkını vermemek) kuralını ihlal ettiği, … plakalı otobüs (davalıya sigortalı araç) sürücüsü olan … ise yine aynı kanunda yer alan sürücülere ait kusurlardan 52/1-a (aracın hızını kavşaklara yaklaşırken azaltmamak) maddesini ihlal ettiği hususunun tespit edilmiştir. Savcılık Soruşturma dosyasına alınan Adli Tıp raporu kaza tespit tutanağı ile uyumlu olarak davalıya sigortalı araca alt derecede tali kusur ve desteğin yolcu olduğu araca asli kusur atfetmiştir. Ceza Yargılıması sırasında mahkemece alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin 12/11/2018 tarihli raporu da … asli kusurlu -Cengiz Kartay'ın tali kusurlu olduğunu rapor etmiştir. Hakem yargılaması sırasında alınan 10/05/2019 tarihli trafik bilirkişisi rapounda diğer raporlar ile uyumlu olarak kazanın oluşumunda davalıya sigortalı aracın %10 kusurlu ,desteğin yolcu olduğu aracın ise %90 kusurlu olduğu rapor edilmiştir.Ceza mahkemesince her iki sürücüye TCK 85/2 den ceza tayini ile mahkumiyet verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Kazanın oluşumunda her iki araç sürücülerinin kusurlu olduğu, davacının desteğinin ise, yolcu olduğu ve kusursuz olduğu anlaşılmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde, zararın tümünü davalı … şirketinden talep etmiş yine ıslah dilekçesi ile müşterek müteseslil sorumluluk gereği zararının tamamını davalı … şirketinden istemiştir. Davacı yasanın verdiği müteselsilen talep hakkından açıkça vazgeçmedikçe, kusur oranına dayandığı ileri sürülemeyeceği gibi 6098 Sayılı TBK'nun 74.maddesi gereği hukuk hakimi ceza mahkemesinde tespit edilen maddi vakıa ile bağlı olup , ceza yargılaması sonucunda da davalıya sigortalı aracın da kazanın oluşumunda kusurunun bulunduğu kesinleşmiş karar ile sabittir. O halde İtiraz Hakem Heyetince, davalının, zararın tümünden sorumlu olduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken, davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 15/02/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Olayın Koşullarının Kusur Tespitine Etkisi

Kusur tespiti her olayın kendine özgü koşullarına göre yapılır; genel eğilimler bireysel durumlarda farklı sonuçlar doğurabilir. Örneğin arkadan çarpma hallerinde çarpan tarafa genellikle yüksek oranda kusur atfedilmekte, ancak farklı şeritten önüne aniden kıran ve fren yapan araç gibi istisnai durumların varlığı karşı tarafın da kusur payını gündeme taşıyabilmektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/9643, K. 2021/4268 sayılı bozma kararında; olayın gece karanlıkta meydana gelmesi ve yayaya üçüncü kişilerin müdahalesi sonucu yola atlaması olgularının adli tıp kurumu kusur raporu ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Karar bozma niteliğinde olup her olayın koşullarına göre sonucun farklılaşabileceğini göstermektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/9643, K. 2021/4268Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/9643 E.  ,  2021/4268 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : … Asliye Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki İlk Derece Mahkmesinde görülen maddi ve manevi tazminat davasında verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin hüküm hakkında Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelenmesi sonucunda; istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen kararın, süresi içinde davalılardan … ve … vekilleri tarafından temyiz edimesi üzerine, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi …'ın davalı … idaresindeki aracın çarpması neticesinde vefat ettiğini, Türkan'ın murisin eşi, diğer davacıların ise çocukları olduğunu, murisin SRC nitelikli ağır vasıta sürücü ehliyeti olduğunu, şehirlerarası tır ve kamyonlarda aylık 3.500,00 TL ile uzun yol şoförlüğü yaptığını, çalıştığı firmaların müteveffanın yemek ve yol ücretini karşılığından bütün gelirini ailesine harcadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00'er TL maddi tazminatın davalı …. ve …’den sorumlu olduğu miktar ile sınırlı olmak üzere tüm davalılardan, 100.000’er TL manevi tazminatın davalı … ve …’ndan olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir. Davalılardan … vekili, ambulans şoförü olarak hiçbir kusuru olmadığını, hız limitlerine uygun davrandığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalılardan …. vekili, kasko poliçesinin tarafı olduğunu, sigortalısı araç sürücüsünün kusuru olmadığını, davacının maddi tazminat talebinin trafik sigorta poliçesi teminatına girdiğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalılardan …. vekili, poliçe limitleri oranında sorumluluğu olduğunu, sigortalısının kusursuz olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalılardan … vekili, davacıların müteveffayı kovalayan şahıslara karşı dava açması gerektiğini, ölüm olayına sebep olan davranışın müteveffanın iki kişiden kaçarken orta refüjden ağaçların arasından gece vakti ambulansın önüne atlaması olduğunu, müteveffanın %100 kusurlu olduğunu, araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde hiçbir kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hükme karşı davacılar, davalılardan …, …. ve … vekili istinaf isteminde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; kararı davalılardan … ve … vekili temyiz etmiştir. 1-Davalıların davacılardan …, … ve …’a yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde: İhtiyari dava arkadaşı olan davacılar bakımından temyiz sınırı davalıların her bir davacıya yönelik temyizi bakımından ayrı ayrı belirlenecektir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362/1-a maddesinde öngörülen kesinlik sınırı, 6763 sayılı Kanunun 44. maddesiyle HMK’ya eklenen Ek-Madde 1’de öngörülen yeniden değerleme oranı dikkate alındığında 2020 yılı için 72.070,00 TL’dir. HMK 362/1-a ve 362/2. maddeleri gereğince temyiz edenin sıfatına göre hükmedilen ya da mahkemece kabul edilmeyen bölümünün miktar veya değeri 72.070,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin bölge adliye mahkeme kararlarının temyizi kabil değildir. Kesin olan kararların temyizinin istenilmesi halinde Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi tarafından bu konuda temyiz dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi, verilmemiş olması halinde Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebilecektir. Davalılar tarafından adı geçen davacılar bakımından temyize konu edilen miktar, yukarıda belirtilen temyiz kesinlik sınırının altında kalmaktadır. O halde Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz kabiliyeti olmayıp davalıların adı geçen davacılara yönelik temyiz dilekçesinin HMK’nın 362/1-a maddesi gereğince reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davalıların davacılardan … ve …’a yönelik temyiz itirazlarına gelince: Dava, trafik kazası sonucu desteğin ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamında bulunan ATK … Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı’nın 13.09.2017 tarihli raporunda davalı sürücü Rıfat’ın yönetimindeki ambulans ile seyri sırasında seyir istikametine göre yolun sol tarafından orta refüj üzerinden kontrolsüz ve aniden yola giren yaya Gültekin’e çarptığı, kazanın ani şekilde olduğu, mahal şartları ve CD çözüm tutanağı dikkate alındığında, davalı …’a atfı kabil kusur bulunmadığının bildirildiği anlaşılmaktadır. Olayın gece saati 22:15 sıralarında karanlıkta ve aniden meydana gelmesi, davacılar murisinin dava dışı kişiler tarafından kovalanması sonucu yola atlaması gözetildiğinde, dosyada bulunan ATK … Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı kusur raporunun oluşa uygun olup, bu haliyle davalı sürücünün kusursuz olduğu kabul edilerek davalı tarafın sorumlu tutulmaması gerekir. Bu yön gözetilmeksizin İlk Derece Mahkemesince davalı sürücünün (2/8) oranında kusurlu olduğunun kabul edilmesi ve davalı … harçtan muaf olduğu ve sorumlu tutulmaması gerektiği halde sorumlu tutulmuş olması doğru değildir. Anılan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davalının davacılardan …, … ve …’a yönelik temyiz dilekçesinin HMK 362/1-a maddesi gereğince REDDİNE, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK 373/1. maddesi gereğince kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca davacılardan … ve … bakımından BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 492 Sayılı Harçlar Yasasının 13/J maddesi uyarınca davalı … Bakanlığın'dan harç alınmamasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı …'e geri verilmesine 07/07/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İşletenin Sorumluluğu ve Tehlike İlkesi

KTK m. 85/1 uyarınca motorlu bir aracın işletilmesi sırasında gerçekleşen ölüm, yaralanma veya maddi zarar halinde araç işleteni doğan zarardan sorumludur. Bu sorumluluk bir kusur sorumluluğu değil, tehlike sorumluluğudur; zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğu da bu niteliği taşır. Araç bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında işletiliyorsa işleten ve teşebbüs sahibi müştereken ve müteselsilen sorumlu olur.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/18328, K. 2015/7356Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2013/18328 E.  ,  2015/7356 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 08/05/2013 NUMARASI : 2012/432-2013/256 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacılar vekili, müvekkillerinin eşi ve annesi olan A. S.’ın davalı tarafından ZMMS poliçesi ile sigortalı araç ile 05.06.2011 tarihinde tek taraflı olarak yapmış olduğu trafik kazasında vefat ettiğini, 3. kişi sıfatındaki müvekkillerinin destekten yoksun kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı eş Sadık için 2.000 TL, davacı 3 çocuk için ayrı ayrı 1.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesiyle talebini davacı çocuk Süleyman için 4.050,46 TL’ye, davacı çocuk Faik için 6.611,62 TL’ye, davacı çocuk Hasibe için 9.307,48 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, davacıların desteğinin kendi kusuruyla vefat ettiğini, davacıların 3. kişi konumunda olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıların 3. kişi konumunda olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacı Sadık için taleple bağlı kalınarak 2.000 TL, davacı çocuk Süleyman için 4.050,46 TL, davacı çocuk Faik için 6.611,62 TL, davacı çocuk Hasibe için 9.307,48 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1)Dava, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Davalı sigorta şirketi vekilinin davacı çocuklar S. S., F. S. ve H. S. yönünden temyiz itirazları incelendiğinde; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen aktüerya bilirkişisi raporunda belirtilen destek tazminatına ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına, davacı çocukların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açmalarına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun bu davacılara yansıtılamayacağına; dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacı çocukları etkilemeyeceğine; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı sigorta şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacı çocuklarında zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağına (HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 esas-411 karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 esas 2012/92 karar sayılı, HGK nun 16.1.2013 gün ve 2012/17-1491 esas,2013/74 karar sayılı ilamları uyarınca) göre davalı vekilinin davacılar S. S., F. S. ve H. S. yönünden yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2) Davalı sigorta şirketi vekilinin davacı S.. S.. yönünden temyiz itirazları incelendiğinde; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1.maddesinde, “işletenlerin, bu kanunun 85/1 maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur”, aynı yasanın 85/1 maddesinde, “bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yararlanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, araç işletenin bu zarardan sorumlu olacağı”, aynı yasanın 85/son maddesinde ise, “ işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-1.maddesinde de, “sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder” şeklinde ifade edilmiştir. Yukarda açıklanan madde hükümlerinden, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu olayda ise, davacıların desteği A. S. idaresinde bulunan araç ile yaptığı tek taraflı kazada destek vefat etmiştir. Kaza yapan araç, ölen A. S.’ın eşi davacı S.. S.. adına kayıtlı olup, bu kişi zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine göre sigorta sözleşmesinin tarafıdır ve davacı S.. S..’ın kaza tarihinde aracın işleteni olduğu anlaşılmaktadır. Davalı sigorta şirketi işletenin zarara uğrayan üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde teminat altına aldığına göre işletenin kendi zararından sorumlu olmadığından davacı S.. S..’ın davalı sigorta şirketinden destekten yoksun kalma tazminatı isteyemeyeceği dikkate alınmadan bu davacı yönünden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulü doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin davacılar S. S., F. S. ve H. S. hakkındaki temyiz itirazlarının reddine, davacı S.. S.. yönünden verilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 12/05/2015 gününde Üye E.S.B.'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Uyuşmazlık, 2918 sayılı KTK.dan doğan, tehlike sorumluluğu nedeniyle sürücünün vefatı halinde desteğinden yoksun kalanların tazminat taleplerinde, ölen desteğin müterafik kusurunun tazminattan indirim sebebi teşkil edip etmeyeceği, desteğin kusurunun işleten ve araç ZMSS.ini düzenleyen sigorta şirketini ne şekilde etkileyeceğine ilişkindir. Konu ile ilgili yasal düzenlemeler gözden geçirildiğinde; 6098 sayılı TBK.nun 51/1 maddesinde "Hakimin tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını gözönüne alarak belirleyeceği" , TBK. 52/1 maddesinde " zarar görenin zararı doğuran fiile razı olması veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olması veya tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırması halinde hakim tazminatı indirebileceği veya tamanen kaldırabileceği", TBK 53/3 maddesinde "ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların" ölüm halinde uğranılan zararlardan bulunduğu, 2918 sayılı KTK 85/1 maddesinde "Bir motorlu aracın işletilmesinin bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşübbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacağı", 2918 sayılı KTK 85/son maddesinde " işleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibinin, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu", olduğu, 2918 sayılı KTK 86/2 maddesinde " sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, kazanın oluşumunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse hakimin durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebileceği", 2918 sayılı KTK 91/1 maddesinde "İşletenlerin, bu Kanununun 85. maddesinin 1 fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmalarının zorunlu" bulunduğu, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumlluluk Sigortası Genel Şartlarının, "Sigortanın Kapsamı" başlıklı A.1 maddesinde "sigortacının poliçede tamınlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği… " öngörülmüştür. Destekten yoksunluk tazminatı, ölüm nedeniyle ortaya çıkan, miras hukukundan bağımsız, yansıma yolu ile uğranılan maddi zararın tazmini amacını güden bir taleptir.(Emre Gökyayla S:46 vd) Kusursuz sorumlulukta tazminat belirlenirken aksi öngörülmemişse (TBK 49 vd) kusura dayanan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı doktrinde ve yargısal içtihatlarda benimsenmektedir. Tazminatta indirime sebep olan TKB 51, 52 madde hükümleri, kusursuz sorumluluk hallerinde takdir edilecek tazminatlarda da indirim sebebi teşkil edecektir (K.Oğuzman- T.Öz Borçlar Hukuk Genel Hükümler S:131, F.Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler S:7, 728, H.Nomer Haksız Fiil Sorumluluğundan maddi tazminatın belirlenmesi S:77). Sorumluluğun tehlike esasına dayanmasında da müterafık kusurun indirime engel teşkil etmeyeceği, zarar görenin müterafik kusurunun dikkate alınacağı 2918 sayılı Yasanın 86/2 maddesinde de açıkça vurgulanmıştır. TBK 52. maddesinde öngörülen müterafik kusur, zarar görenin zararın doğmasına veya artmasına yaptığı katkı olup mağdur, zarar veren şahsın hal ve mevkini ağırlaştırdığı için hakim tazminatı indirmekte veya kaldırmaktadır. Nitekim, Federal Mahkeme de sigorta şirketinin, ölen desteğin kazanın oluşumundaki kusur oranında ödemesi gereken tazminat tutarında indirimi uygulamıştır. Bu noktada destekten yoksunluk tazminatının bağımsız hak niteliğinin, müterafik kusur uygulamasına etkisinin ne olduğu önem kazanmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatının, destekten intikal eden bir hak olmaması, destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin bir davada müterafik kusur nedeniyle tazminatın indirilmesi veya kaldırlmasına engel değildir. Bu açıdan bağımsızlık bulunmamaktadır. Bizzat ölenin tazminat talep etmiş olması halinde ortaya çıkacak hukuki sonuçtan daha farklı bir durum yaratılamaz. Desteğin fiil ve davranışları TBK 51, 52 maddesi gereğince destek görenlerin tazminat talepleri bakımından gözönünde tutulur (Gökyayla S.46). Destekten yoksun kalma tazminatında müterafik kusurun dikkate alınmasında şu ölçütten hareket edilmelidir. Zarar gören, destek kendisi tazminat talep etme imkanına sahip olsaydı kusuru sebebiyle tazminatta indirim yapılacak idi ise, destek görenler lehine takdir edilecek tazminatta da indirim yapılmalıdır. Nasıl ki, desteğin ölümü sebebiyle meydana gelen zararın yansıma yolu ile destek görenleri etkilediği kabul ediliyorsa, desteğin tazminattan indirime sebep olacak davranışlarının da aynı şekilde destek görenlere yansıtılması kabul edilmelidir (Gökyayla S 252). Diğer taraftan, zarar görenin kusurlu davranışı ile zararın ortaya çıkmasına veya artmasına sebebiyet vermesi halinde tazminat miktarının indirimine sebep olmasının temelinde dürüstlük kuralı bulunmaktadır. Bir kimsenin hem uğradığı zarara veya uğradığı zararın artmasına sebep olması, hem de bunun tamamını bir başkasından istemesi hukuki açıdan doğru değildir. Kişinin kendi kusurunun sonuçları başkasının sırtına yüklenemez(Gökyayla S.252 Nomer S.87). Aksinin düşünülmesi, dürüstlükle bağdaşmayacağı gibi çelişkili davranış yasağına da girmektedir. Alman Hukukunda BGB 846 hükmü gereği, tehlike sorumluluğundan doğan bir haksız fiil sonucu yaralanan veya ölenin desteğinden yoksun kalan 3.kişilerin, tehlike sorumluluğu esaslarına göre sorumlu olan kişiye karşı yöneltikleri tazminat taleplerinde yaralanan veya ölenin birlikte kusuru dikkate alınmaktadır. İsviçre Hukukunda desteğin kusurunun, destek görenlerin tazminat alacaklarını olumsuz yönde etkileyebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamakla birlikte, doktrinde tazminat miktarının belirlenmesinde mağdur-desteğin müterafik kusurunun mutlaka dikkate alınacağı kabul edilmektedir (Oser, Schönenberger, Das Obligationenrecht.Art 1-183). İsviçre Fedaral Mahkemesi de, sigorta şirketinin mevcudiyeti halinde ölen desteğin kusurunun davacı tarafın tazminat miktarında evleviyetle dikkate alınacağını vurgulayarak sigorta yoluyla korumanın söz konusu olduğu hallerde sigorta şirketini genel hukuk normları üzerinde sorumlu tutmanın söz konusu olamayacağını, davalı sigorta şirketinin ölen desteğin müterafik kusuru oranında tazminat talebinden indirim isteyebileceğine hükmetmiştir (BGE 113 11 328, Prof Dr Saibe Oktay Özdemir – Hukuki Mütalaa). Desteğin ölümü nedeniyle meydana gelen zararın yansıma yolu ile destek görenleri de etkilediği nasıl kabul ediliyorsa desteğin tazminattan indirime sebep olacak davranışların da aynı şekilde destek görenlere yansıyacağı (Gökyayla S.252, Tekinay-Akman- Burcuoğlu-Altop S.650) Türk Hukuk Doktrininde genelde kabul görmektedir. Konunun ZMSS yönünden incelenmesinde de, 2918 Sayılı KTK 85/1, 91/1 ve ZMSS Genel Şartlarının A.1 maddesi hükümlerinden de anlaşıldığı üzere sigortacının (ZMSS) sorumluluğuna gidilebilmesi için; A-Bir sigorta sözleşmesi bulunması, B-Bir zararın gerçekleşmesi, C-İşletenin 2918 Sayılı KTK 85/1 maddesine göre sorumlu olması gerekmektedir. Zorunlu trafik sigortasında sigortacının sigorta sözleşmesinin gereği olarak zarar görene karşı sorumluluğundan söz edebilmek için işleten, motorlu aracın işletilmesinden KTK.85/1 maddesine göre (tehlike sorumluluğu) sorumlu olmalıdır. İşletenin sorumluluğunun bulunmadığı durumda sigortacının sorumluluğu da söz konusu değildir (Çetin Aşçıoğlu- Trafik Kazasından Doğan Hukuk ve Ceza Sorumlulukları 2008 baskı Sayfa 134). Sorumluluk sigortası türlerinden biri olan Karayolları Motorlu Araçlar ZMSS.de sigorta ettiren durumunda olan işleten ve onun gibilerin, motorlu araçların neden oldukları zararlardan dolayı kendilerine düşen hukuki sorumluluğu sigortacı belirli limite kadar karşılamakla yükümlü olup, sigortacının sorumluluğu işletenin hukuki sorumluluğu ile eş değerdir. Sigortacı ondan fazlasından sorumlu değildir. Zira bir meblağ sigortası olmayan sorumluluk sigortası sadece olaydan zarar görenlerin gerçek zararlarını giderme ve zarardan sorumlu olan işleten ve onun gibilerin mal varlığındaki bu tazminat ödemesi nedeniyle oluşacak eksilmeyi önleme amacına yönelik bir pasif sigorta türüdür. Oluşan bir trafik kazası sonucu ölen işleten- sürücünün desteğinden yoksun kalan hak sahiplerinin sorumluluk sigortacısına karşı yöneltebilecekleri yansıma yolu ile oluşan zarar işletene karşı ileri sürülebilecek tutardan fazla ve ayrı olması mümkün değildir. İşletenin trafik kazası sonucu ölümü durumunda kusurlu olsa dahi kendisinin desteğinden yoksun kalanlara tazminat yükümlülüğü doğmayacaktır (Işıl Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku 8.baskı sayfa 941). Sorumluluk sigortalarında destekten yoksun kalanın sigortacıya karşı doğrudan doğruya bir talep hakkı bulunmamaktadır. Zira bu tür sigortalarda sigorta ettiren kendi mamelekinde vukua gelecek muhtemel bir azalmayı teminat altına almaktadır. Burada riziko, sigorta ettirenin mamelekinde vukua gelecek eksilme ihtimalidir. Zarar gören lehine şart koşulan kimse durumunda olmadığından 3.şahsın sigortacıya karşı bir talep hakkı yoktur (Gürsoy-Sigorta Hukuku sayfa 154, Bozer- Sigorta sayfa 255, Tekinay-sayfa 106, Karayalçın-İşletme Kazaları sayfa 65). Destekten yoksun kalma tazminatı taleplerinde ölenin davranışının müterafik kusur teşkil edip etmeyeceği, destekten yoksun kalanlara desteğin kusurunun yansıyıp yansımayacağı hususunda Yargıtay uygulamasına gelince; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, desteğin kusuru oranında tazminattan indirim yapılması gerektiği görüşünü sürdürmektedir (4 HD 2010/110825 E 2012/665 K sayı 23.1.2012 günlü karar). Yargıtay 11.Hukuk Dairesi 2007 yılına kadar bir kısım kararlarında ölüm ile sonuçlanan trafik kazalarında destekten yoksun kalma tazminatı nedeni ile ZMSS'e başvurulması halinde tazminat miktarı tesbit edilirken zarar görenin müterafik kusuru oranında indirim yapılması gerektiği içtihat edilmişken bu tarihten sonraki bir kısım kararlarda davacıların 3.kişi olmaları nedeniyle miras hukukundan bağımsız olan destekten yoksun kalma tazminatı istemlerinde desteğin kusurunun tazminattan indirim neden olmaması ilkesi benimsenmiş, daha sonra 2008 ve 2009 yılında verilen kararlarda yine destekten yoksun kalma tazminatlarında mülga BK 44/1 maddesinin uygulanması gereğine değinilmiş, Dairenin bu yöndeki uygulaması iş bölümü nedeni ile bu nitelikteki davalarda görevinin sona erdiği 2009 yılına kadar devam etmiştir. Yargıtay 17.Hukuk Dairesi de ZMSS.nin taraf olduğu destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin davalarda iş bölümü nedeniyle görevlendirildiği 2008 yılından itibaren Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 Esas 411 Karar sayı ve 22.2.2012 gün 2011/17-787 Esas 2012/92 Karar sayılı kararlarlarına kadar destekten yoksun kalma tazminatlarında mülga BK 44/1 maddesi hükümlerini uygulayarak Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin bu yöndeki son uygulamasını sürdürmüş, daha sonra HGK kararları doğrultusunda desteğin kusurunun tazminattan indirim nedeni olamayacağı yönünde kararlar vermiş olup Dairece halen uygulama bu yönde devam ettirilmektedir. Hukuk Genel Kurulunun yukarıda tarih ve sayıları belirtilen kararlarında ve daha sonraki bir kısım kararlarında trafik kazasında tam veya kısmı kusurlu sürücünün desteğinden yoksun kalanların ZMSS.den müterafik kusur indirimi yapılmaksızın destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecekleri yönündedir. Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; Davalıya ZMSS poliçesi ile sigortalı araç sürücüsünün araçla geçirdiği ve 8/8 oranında kusurlu bulunduğu trafik kazası sonucu vefatı üzerine sürücünün desteğinden yoksun kaldıklarını iddia eden davacılar tarafından davalı ZMSS aleyhine destekten yoksun kalma tazminatı davası açılmış, avalı davanın reddini savunmuş, Yargılama sonucunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, Kararın davalı vekilince temyizi üzerine sayın çoğunluk görüşü doğrultusunda yazılı gerekçe ile yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Davalı sigorta şirketinin S.. S.. dışındaki davacıların da davalarının reddi gerektiğine ilişkin temyiz isteminin reddine yönelik sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum. Tehlike sorumluluğunda tazminatın tayini kusur sorumluluğundaki kuralllara bağlı bulunduğundan TBK 52/1 maddesinde öngörülen desteğin müterafik kusuru tazminatın tayininde dikkate alınmalıdır. Destekten yoksun kalma tazminatının miras hukukundan ayrı, bağımsız bir hak olması, desteğin müterafik kusurunun ileri sürülmesine engel değildir. Desteğin kendisinin talep etmesi halinde nasıl müterafik kusur tazminattan indirimi gerektiriyorsa, yansıma yoluyla zarara uğrayan davacılar yönünden de aynı şekilde desteğin kusurunun kendilerine yansıması, bu nedenle sigorta şirketine karşı ileri sürülen tazminattan müterafik kusur nedeniyle indirim yapılmasını gerektirir. Olayda destek 8/8 oranında kusurlu bulunduğundan, işletene izafe edilmesi gereken işletme kusurunun varlığıda iddia ve ispat edilmediğinden, davalı ZMSS işletenin sorumluluğunu üstlendiğinden, desteğin kusuru kendilerine yansıyan davacıların tazminat istemleri TBK 52/1 maddesi gereğince tamamen kaldırılmalıdır. Aksi düşüncenin kabulü hukuk düzeni içinde kendi ölümünden sorumlu olmayan desteğin, destek olduğu kişilere karşı sorumluluğunun devam ettirilmesi anlamına gelmektedirki bu durumda destek görenlerin ölenin mirasçılarına karşı bu talep hakını yöneltmelerine imkan vermek gibi kabul edilemez bir durum ortaya çıkmaktadır. (Prof Dr Saibe Oktay Özdemir- Hukuki Müteala) Diğer taraftan amacı, kaynakları ve giderleri 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda belirlenen, bu yasa kapsamında faaliyet gösteren bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı sigorta şirketini Sosyal Güvenlik Kurumu gibi görmek, kamu kurumu niteliği tanımak da sigorta hukuku ilkelerine aykırıdır. Açıklanan yasal düzenlemeler, bilimsel görüşler ve yargı kararları karşısında davalı sigorta şirketinin S.. S.. dışındaki davacıların da davasının reddi gerektiğine ilişkin temyiz isteminin kabulü ile dava red edilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/5991, K. 2016/8568Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/5991 E.  ,  2016/8568 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVACILAR : 1-… 2-… Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen kararın süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: – K A R A R – Davacılar vekili, müvekkillerinin desteğinin davalıya zorunlu trafik sigortalı otobüsü kullanırken, dava dışı araç ile kazaya karışması sonucu vefat ettiğini, destek tam kusurlu bulunsa da bunu kabul etmediklerini, kusursuz 3. kişi konumunda olan müvekkillerinin tazminat isteme hakkı bulunduğunu, desteğin ölmeden önce ticari taşımacılık yapan yük gemilerinde 2. kaptanlık yaptığını, desteğin anne ve babası olan müvekkillerinin destekten yoksun kaldığını beyanla belirsiz alacak davası olarak davacı … için 1.000 TL, davacı … için 1.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının olay tarihinden işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, müvekkili sigorta şirketinin sigortalısının kusuru oranında ve poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olduğunu, kusur oranının ve maddi tazminat miktarının tespiti gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacılar murisi tam kusurlu olduğundan ve davacılar 3. kişi konumunda olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. … 2918 sayılı… Kanunu’nun 91/1. maddesinde, “İşletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.”; 85/1 maddesinde, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”; 85/son maddesinde ise, “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerine yer verilmiş,….n A-1. maddesinde de, “Sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.” şeklinde ifade edilmiştir. Yukarıda açıklanan madde hükümlerinden, …; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türü olduğu anlaşılmaktadır. Motorlu araçların işletilme tehlikesine karşı, zarar gören üçüncü şahısları korumak amacıyla getirilmiş olan bu düzenleme ile öngörülen sorumluluğun bir kusur sorumluluğu olmayıp sebep sorumluluğu olduğu, böylece araç işletenin sorumluluğunun sebep sorumluluğunun ikinci türü olan tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğu öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir (….). Kanun koyucu, 2918 sayılı KTK’nun 91. maddesiyle de; işletenin aynı Kanunun 85. maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası …) yaptırma zorunluluğunu getirmiştir. … Hemen belirtilmelidir ki, işletenin sorumluluğu hukuki nitelikçe tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunmakla, işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenen zorunlu sigortacının 91. maddede düzenlenen sorumluluğu da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Öyle ise, hem işleten hem de sigortacının sorumluluğu, hukuki niteliği itibariyle tehlike sorumluluğuna ilişkin bulunduğundan, uyuşmazlığın bu çerçevede ele alınıp, çözümlenmesi gerekmektedir. …zorunlu trafik sigortasına ilişkin olarak, sorumluluğun kapsamı yanında, bu kapsam dışında kalan haller de açıkça düzenlenmiştir. 2918 sayılı … Kanunu’nun “…” başlıklı 92. maddesinde: “Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler.” hükmü ile, zorunlu trafik sigortacısının hangi zararlardan sorumlu olmadığı düzenleme altına alınmış; burada örnekseme yoluna gidilmeyip; tek tek ve tahdidi olarak sorumlu olunmayan haller sıralanmıştır. Bu noktada üzerinde durulması gereken hususlardan birisi, 2918 sayılı KTK.’nun 92/b maddesinde yer alan “İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri taleplerin zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışında olduğuna” ilişkin hükümdür. … Bu hükümle kanun koyucu; tehlike sorumlusu zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğu kapsamından sadece, tehlike sorumlusu olan işletenin eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararları çıkarmıştır. Şu haliyle, anılan kişilerin mallarına gelen zararlar dışında kalan ölüm ve yaralanmaya ilişkin cismani zararlar ise sigortacının sorumluluğu kapsamında bırakılmış, böylece tehlike sorumlusunun yakınlarının dahi belirtilen anlamda sigorta kapsamında olduğu benimsenmiştir. Durum bu olunca, işletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin ölüm veya yaralanmaları halinde bundan kaynaklanan zararlarının zorunlu sigorta kapsamında olduğu kabul edilmelidir. Araç sürücüsünün veya yakınlarının talepleri ise 92. madde kapsamında yer almamakla birlikte, sigortacının sorumluluğu kapsamında kabul edilmiştir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 15.06.2011 gün ve 2011/17-142 E, 2011/411 K sayılı ilamında, mali sorumluluk sigortası ile sigortalı araç sürücüsünün mirasçılarının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davasında da, Kanunun kapsam dışında düzenlenen 92. maddesinde, araç şoförünün desteğinden yoksun kalanların isteyebileceği tazminatların kapsam dışı olduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmediği ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilerek zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat talep edebilecekleri kabul edilmiştir. Destekten yoksun kalma tazminatı, BK.'nun 45/II. maddesinde düzenlenmiş olup; "Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir." şeklinde hükme bağlanmıştır. Görülmektedir ki, destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Şu hale göre; araç sürücüsü murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar … doğurup; bu zarar gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, davacıların hakkına, desteklerinin kusurunun olması etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi olanaklıdır. Muris araç sürücüsünün yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanunda ve buna bağlı olarak poliçede açık bir düzenleme bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir. Davacıların uğradıkları zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır. Davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına, dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine, 2918 sayılı…..na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı … şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı … şirketinin sorumlu olacağına karar vermek gerekir. (HGK'nun 15.6.2011 gün ve 2011/17-142 esas-411 karar, HGK'nun 22.2.2012 gün 2011/17-787 esas 2012/92 karar, HGK'nun 16.1.2013 gün ve 2013/17-1791 esas 2013/74 karar sayılı ilamları uyarınca) O halde mahkemece, davacıların kazada hayatını kaybeden araç sürücüsünün desteğinden yoksun kalıp kalmadıkları değerlendirilerek, destekten yoksun kaldıklarının kabulü halinde davalı … şirketi karşısında 3. kişi olarak tazminat talebinde bulunabilecekleri kabul edilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, … peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 04/10/2016 gününde üye …'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Dava, trafik kazası sonucu desteğin ölümü nedeniyle uğranılan zararın işletenin ZMSS şirketinden tahsili istemine ilişkindir. Davalı … şirketi kusursuz sorumlu olan işletenin hukuki sorumluluğunu üstlenmiştir. Kusursuz sorumluluk hallerinde de tazminat tayin edilirken aksi belirtilmedikçe Borçlar Kanunu'nun kusura dayanan sorumluluk (TBK 49-76. md.) hükümleri uygulanır. Bu nedenle tazminatta indirime sebep olabilen TBK 51-52.maddeleri kusursuz sorumluluk hallerinde takdir edilecek tazminatlarda da indirim sebebi olabilecektir. Nitekim KTK'nın 86/2 maddesinde de işletenin sorumluluğuna bağlı olarak tazminat taktir edilirken zarar görenin kusurunun indirim sebebi olarak nazara alınacağı hükme bağlanmıştır. Destek tazminatı, destek olan adına ileri sürülen bir talep olmayıp bağımsız bir talep ise de bizzat ölenin tazminat talep etmiş olması halinde ortaya çıkacak hukuki sonuçtan daha farklı bir hukuki durum yaratılamayacağından desteğin fiil ve davranışları, TBK 51 ve 52.maddeleri gereğince destek görenlerin tazminat talepleri bakımından gözönünde bulundurulmalıdır. Zarar gören destek, kendisi tazminat talep etme imkanına sahip olsaydı kusur sebebiyle tazminatta indirim yapılacak idiyse, destek görenler lehine takdir edilecek tazminatta da indirim yapılmalıdır. Nasıl ki desteğin ölümü sebebiyle meydana gelen zararın yansıma yoluyla destek görenleri de etkilediği kabul … ediliyorsa, desteğin tazminattan indirime sebep olacak davranışları da aynı şekilde destek görenlere yansır. Müterafik kusurun nazara alınmasının, destek tazminatının miras hukukundan bağımsız olmasına dayandırılması doğru olmamaktadır. Zira destek, kendi kusurlu hareketi ile ölümüne sebebiyet vermiş ise bu eylem hukuka aykırı olmadığı gibi teknik anlamda kusurda sayılmadığından ölümünden sorumlu tutulamayacak desteğin, destek olduğu kişilere karşı sorumluluğunun devam ettirilmesi anlamına gelir. Bu da destek görenlerin, mirasçılara karşı da bu talep hakkını yöneltmelerine imkan vermek gibi bir sonuca gider. Bu nedenlerle ister bizzat mağdur, isterse ölümü halinde diğer hak sahipleri bu haksız fiilden dolayı tazminat talep ettiklerinde, tazminat miktarının belirlenmesinde mağdurun (desteğin) müterafik kusurunun dikkate alınması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi; sürücünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletilme halinde olmayan bir araçtan kaynaklanan kazalarda ise ispat yükü yer değiştirir: zarar gören, işletene ilişkin bir kusurun varlığını ya da araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu bizzat kanıtlamak zorundadır.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 85Kaynağı aç
Madde 85 – (Değişik birinci fıkra: 17/10/1996-4199/28 md.) Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. (Ek: 17/10/1996-4199/28 md.) Motorlu araç ölüme veya yaralanmaya sebebiyet vermiş ise, kazaya karışan aracın başkalarına devir ve temliki veya üzerinde bir hak tesisini önlemek amacıyla olaya el koyan Cumhuriyet Savcılıklarınca, aracın tescilli olduğu tescil kuruluşuna trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi için talimat verilir. Kaza anı ile Cumhuriyet Savcılığınca trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi arasında geçen süreler içinde kötü niyetle yapılan araç tescilleri hükümsüz sayılır. Şerhin konulduğu tarihten itibaren bir ay içerisinde, şerhin kaldırıldığına veya devamına ilişkin mahkeme kararı ibraz edilmediği takdirde bu şerh hükümsüz sayılır. İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir. (Değişik: 17/10/1996-4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, hakimin takdirine göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir. Ancak, bu durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kılınabilmesi için kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yahut kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir. (Değişik: 17/10/1996-4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması:[70]

KTK m. 86/1, işleten veya teşebbüs sahibi aleyhine bir kusur ve araç bozukluğu karinesi kurarak her iki olgunun da aksinin ispatı yükünü işletene yüklemiştir. Sorumluluktan tamamen kurtulabilmek için işletenin yalnızca kusursuzluğunu ve araçtaki bozukluğun kazayı etkilemediğini kanıtlaması yetmez; bunlara ek olarak kazanın bir mücbir sebepten ya da zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini, yani uygun illiyet bağının kesildiğini de birlikte ispat etmesi gerekmektedir. Kazanın oluşumunda nedensellik bağı kurulamayan araç parçalarındaki bozukluk ise bu ispat yüküne dahil değildir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/236, K. 2022/214Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/236 E.  ,  2022/214 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan incelemede onanmış, davacılar vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda karar düzeltme isteminin kabulü ile onama kararının kaldırılması suretiyle karar bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalının zorunlu ve ihtiyari mâli sorumluluk sigortacısı olduğu kamyonette yolcu olarak bulunan davacıların eşi/ annesi …'nin araçtan düşmesiyle ölümlü kaza meydana geldiğini, davacı eşin ölenin desteğinden yoksun kaldığını, İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası (İMSS) kapsamındaki ferdi kaza teminatının da ödenmediğini, davalının her iki poliçeden dolayı sorumlu olduğu hâlde başvuruya rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 25.02.2009 tarihli ıslah dilekçesiyle, taleplerini davacı … için 53.765,57TL'ye ve … için 9.000TL'ye yükseltmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde sigortalı aracın sürücüsü ve işletenine yüklenebilecek kusurun bulunmadığını, kapalı kamyonetin kasasında yolcu olan desteğin araçtan bilinçli olarak atlaması ile kazanın meydana geldiğini, zarar görenin ağır kusuru sonucu illiyet bağı kesildiğinden müvekkili şirketin zarardan sorumlu tutulamayacağını, ceza dosyasında alınan ifadelerden ve kazanın oluş şeklinden desteğin intihar etmek amacıyla kasıtlı olarak araçtan atladığına dair kuvvetli şüphenin de bulunduğunu, araç sürücüsünün ve işletenin olayda kusuru bulunmadığından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta (ZMSS) Poliçesine dayalı destekten yoksun kalma tazminatı talep edilemeyeceği gibi genel şartlara göre ferdi kaza sigortası kapsamında da ödeme yapılmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı: 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.12.2011 tarihli ve 2008/477 E., 2011/670 K. sayılı kararı ile; araçta yolculuk yapan desteğin aracın arka kapısını içerden el yordamı ile açarak araçtan atlaması ile meydana gelen olayda sigortalı araç sürücüsünün hatalı tutum ve davranışının bulunmadığı, sürücü kusurlu olmadığından işleten ve onun sigortacısı olan davalının destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu tutulamayacağı, sigortalı kapalı kasa kamyonette yolcu konumunda bulunan desteğin meydana gelen kazada asli kusurlu olduğu, ancak ölüm olayının intihar olarak kabulünün mümkün bulunmadığı, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 806. maddesi de gözetilerek ölümün kaza sonucu meydana geldiğinin kabul edildiği, bu nedenle poliçede yazılı limitin mirasçılık payları oranında ferdi kaza sigortası kapsamında davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacıların ferdi kaza sigortası kapsamındaki talebinin kabulüne, davacı … için 3.000TL, davacı … için 9.000TL tazminatın başvuru tarihi olan 22.05.2008 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi kapsamındaki diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir Özel Dairenin Birinci Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.01.2013 tarihli ve 2012/8444 E, 2013/1300 K. sayılı kararı ile onanmıştır. Özel Dairenin İkinci Kararı 8. Özel Dairenin onama kararına karşı davacılar vekili süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.06.2013 tarihli ve 2013/7485 E., 2013/11831 K. sayılı kararı ile; “…Dava, davacıların murisi olan …'in davalıya sigortalı araçta taşındığı sırada araçtan inmeye çalışırken düşmesi sonucu ölümü nedeniyle ferdi kaza sigortası ile zorunlu mali sorumluluk sigortasına dayalı tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davalının destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olmadığı belirtilerek, destekten yoksun kalma tazminatına yönelik istemin reddine karar verilmiştir. Davacıların murisi …'in kaza sırasında davalı … şirketinin sigortalısı olan …'a ait işyerinde çalıştığı, iş bitiminde sigortalıya ait araçla işçilerin evlerine bırakıldığı, davacıların murisi …'in de aralarında bulunduğu işçileri taşıyan aracın kapalı kasa kamyonet olup, murisin arka bagaj kapağının olduğu yere konulan ilave koltukta taşındığı sırada aracın evini geçmesi nedeniyle arka bagaj kapısını içerden el yordamıyla açarak taşıt yoluna atlaması sonucu öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davada açıklığa kavuşturulması gereken yön, sigortalı işletene ait araçla yapılan taşıma sırasında meydana gelen bu ölüm olayı nedeniyle sigortalının sorumluluğu olup olmadığı noktasındadır. Kazaya ilişkin olarak Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen soruşturma sırasında alınan raporda, aracın servis taşımacılığı için arka bagaj kapağının olduğu yere ilave koltuk konularak taşıma işi yapılmasının Karayolları Trafik Kanunu'na göre uygun olmayıp, araç işleteni sıfatıyla araç sahibi …'ın kusurlu olacağı belirtilmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun “İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması” başlığını taşıyan 86. maddesinde, işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulacağı, sorumluluktan kurtulamayan işletenin kazanın oluşumunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat etmesi halinde tazminat miktarının indirilebileceği düzenlenmiştir. Buna göre, işletenin sorumluluktan kurtulması için kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusurunun olmaması, araçtaki bir bozukluğun kazayı etkilememiş olması ve de zarar görenin kusuru olması şartlarının birlikte bulunması gerekmektedir. Somut olayda ise ölen işçi …'in kapalı kasa kamyonetin arka bagaj kapağının olduğu yere koltuk ilave edilerek taşınmasının uygun ve güvenli olmadığı, bu taşıma sırasında ölen …'in aracın arka kapısını içerden eliyle açabildiği ve bu suretle araçtan atladığı kazada taşıma yapılan aracın niteliği, ölenin taşındığı yer ve aracın kapısının sürücünün kontrolü dışında açılabilmesi hususları göz önüne alındığında kazanın meydana geliş şekline göre araç işleticisinin kusurlu olmadığının kabulü yerinde değildir. Buna göre mahkemece işletene düşen hukuki sorumluluğun KTK'nın 86. maddesi uyarınca takdir ve tayin edilerek istenen destek tazminatı yönünden de inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sürücünün kusuru olmadığından işleten ve onun sigortacısı olan davalının da sorumlu olmadığından bahisle destekten yoksun kalma tazminatından sorumlu olunmadığına karar verilmesi yerinde olmayıp, davacılar vekilinin Dairemizin 22.01.2013 günlü ilamına yönelik karar düzeltme istemi yerinde görülmekle Dairemizce verilen onama kararının kaldırılarak mahkeme kararının açıklanan nedenlerle davacılar yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Mahkemenin İkinci Kararı: 10. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.10.2013 tarihli ve 2013/533 E., 2013/614 K. sayılı ile direnme kararı verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı: 11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2017 tarihli ve 2017/11-76 E., 2017/570 K. sayılı kararı ile; usulüne uygun oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 297. maddesine uygun direnme hükmü kurulması için usul yönünden bozulmuştur. Mahkemenin Üçüncü Kararı 12. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 13.11.2018 tarihli ve 2017/725 E., 2018/843 K. sayılı kararı ile; Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 06.06.2013 tarihli ve 2013/7485 E., 2013/11831 K. sayılı bozma kararına uyulmasına karar verilerek asıl davanın ve yargılama devam ederken açılan ve işbu dava ile birleştirilmesine karar verilen … Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/683 E. sayılı dosyasında açılan davanın kabulü ile Ferdi Kaza Sigortası kapsamında davacı … için 3.000TL ve … için 9.000TL tazminatın 22.05.2008'den itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; ZMSS ve İMSS poliçeleri kapsamında kalan destek tazminatı talebinin kabulü ile davacı … için 120.000TL'nin 31.05.2008'den itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Dairenin Üçüncü Kararı: 13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 14. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 06.05.2019 tarihli ve 2019/1416 E., 2019/5490 K. sayılı kararı ile; “…Yerel mahkemelerce verilen direnme kararları, davayı sona erdiren kararlardandır. Direnme kararı ile mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Davaya sonradan bakan hakimin, direnme kararını uygun bulmasa dahi artık direnme kararından dönerek uyma kararı vermesi mümkün değildir. Direnmeye ilişkin karar ile karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşur. Direnme kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle yani usul yönünden bozulmuştur. Mahkemece artık, direnme kararından tamamen dönme sonucunu doğuracak şekilde önceki bozma kararına uyma kararı verilmesi, direnme kararı ile kazanılmış bulunan usuli hakları zedeleyici nitelikte bulunduğundan doğru görülmemiş olup, Hukuk Genel Kurulu tarafından esası incelenmeyen önceki direnme kararı doğrultusunda hüküm tesis edilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir. 2-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 15. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.03.2020 tarihli ve 2019/543 E., 2020/125 K. sayılı kararı ile; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin bozma kararına uyularak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozma kararına kısmen direnilmesine, davacıların ferdi kaza sigortası kapsamındaki taleplerinin kabulü ile davacı … için 3.000TL, davacı … için 9.000TL tazminatın başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacıların Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi kapsamındaki taleplerinin reddine, birleşen … Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/683 E. sayılı dosyasının bu aşamada tefrikine karar verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 16. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 17. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kazanın meydana geliş şekline göre araç işleticisinin kusurlu olmadığının kabul edilip edilemeyeceği ve işletene düşen hukukî sorumluluğun 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 86. maddesi uyarınca takdir ve tayin edilip istenen destekten yoksun kalma tazminatı için de inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 18. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde fayda bulunmaktadır. 19. “İşleten ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin hukuki sorumluluğu” 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 85. maddesinde düzenlenmiş; bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, motorlu aracın işleteninin ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı öngörülmüş; işleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibinin, araç sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır. 20. “İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması hâlleri ise” KTK’nın 86. maddesinde; “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 21. Anılan maddenin birinci fıkrasında yer alan anlatımdan da görüldüğü gibi, Kanun, işleten veya teşebbüs sahibinin sorumluluktan kurtulabilmesini bazı ağır şartların varlığına bağlayarak, iki olgunun birlikte gerçekleştiğinin ispat edilmesini aramıştır. Buna göre; işleten veya teşebbüs sahibinin, kazanın, illiyet bağını kesen sebeplerden birinden, yani mücbir sebepten veya zarar görenin ya da üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğinin ispatı ile kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusurunun ya da araçtaki bozukluğun kazanın (zararın) oluşumuna sebep olmadığının kanıtlanması gerekmektedir. Eş söyleyişle; işleten veya teşebbüs sahibi ilk önce, zararı doğuran kazanın, münhasıran mücbir sebep ya da zarar görenin ya da üçüncü bir kişinin ağır kusuru gibi bir sebepten ileri geldiğini, dolayısıyla uygun illiyet bağının kesilmiş olduğunu ispat etmek zorunda ise de; bu ispat işleteni veya teşebbüs sahibini sorumluluktan kurtarmaya yetmeyecek; işleten veya teşebbüs sahibi ikinci olarak, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusursuzluğu ile kazaya, araçtaki bozukluğun sebep olmadığını da ispat ettiği takdirde sorumluluktan kurtulabilecektir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 727). 22. Kanun, 86. maddenin 1. fıkrasındaki hükümle işleten veya teşebbüs sahibi aleyhinde bir kusur ve araç hakkında da bozukluk karinesi koyarak her iki hususun da aksini ispat yükünü, işleten veya teşebbüs sahibine yüklemiştir. Burada işleten veya teşebbüs sahibi hem kusursuzluk kanıtını hem de aracın bozuk olmadığı kanıtını getirmek zorunda bırakılmıştır. O hâlde; ancak bu iki husus ispat edildiği takdirde, işleten veya teşebbüs sahibi, kazanın ve dolayısıyla bundan doğan zararın tek başına illiyet bağını kesen sebeplerden birine dayandığını kanıtlamış olacaktır (Eren, s. 727). 23. Karayolları Trafik Kanunu, aracın bozuk olmadığının ispatını işleten veya teşebbüs sahibine yüklediğinden, uyuşmazlık konusu itibari ile hemen burada, bu yükümlülüğün kapsamının açıklanması gerekmektedir. Aracın kazaya neden olan kısım ya da parçalarında bir bozukluk olmamalıdır. Kazanın oluşumunda nedensel bağı bulunmayan parçalarındaki bozukluk, sorumluluk bakımından önem taşımadığından işleten ya da teşebbüs sahibinin aracın tüm parçalarının bozuk olmadığını ispat etmesi kendisinden beklenmez. Kazaya neden olan bozukluk zarar görenin ya da üçüncü kişinin ağır kusuruna dayanıyorsa bu durumda da sorumluluk gerçekleşmez. Ancak, KTK’nın 85/5. maddesi uyarınca aracın sürücüsü ve işletilmesine yardım edenlerin kusuru, işleten veya teşebbüs sahibinin kusuru olarak sayıldığından bu kişilerin üçüncü kişi olarak kabul edilmeleri mümkün değildir. Yine işleten veya teşebbüs sahibi, kural olarak, araçtaki bozukluğun kendi kusuruna dayanmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz. 24. Birlikte gerçekleşmesi ve ispatı gereken olgulardan bir diğeri ise, kazanın münhasıran zarar görenin ağır kusurundan ileri gelmesi hâlidir. KTK’nın 86/1. maddesi uyarınca işleten veya teşebbüs sahibinin en hafif kusurunun bulunması dahi, onun sorumluluktan kurtulmasını engellediğinden, burada vurgulanması gereken husus ise; bahsi geçen bu kusurun illiyet bağını kesecek yoğunlukta olmasının gerektiğidir. Zira zarar görenin illiyet bağını kesmeyen yoğunluktaki kusuru ya da hafif nitelikte sayılabilecek kusuru, kazanın ya da zararın oluşmasının tek sebebi olamayacağından, böyle bir durumda işleten veya teşebbüs sahibinin sorumluluktan kurtulduğundan da söz edilemeyecektir. 25. O hâlde, KTK’nın 86/1. maddesi uyarınca işleten ya da teşebbüs sahibinin sorumluluktan kurtulabilmesi için öncelikle, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kusursuz olması, araçtaki bozukluğun kazayı etkilememesi, üçüncü kişinin kusurunun da illiyet bağını kesebilecek kadar ağır olması gerekmektedir. 26. Karayolları Trafik Kanunu’nun 86. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen sebeplerin bulunmaması durumunda işleten veya teşebbüs sahibi sorumluluktan kurtulamaz. Ancak, bu durumda zarar görenin de kusurunun bulunduğu ispat edilirse, KTK’nın 86. maddesinin 2. fıkrasına göre zarar görenin şahsi kusuru nedeniyle hâkim durum ve şartlara göre tazminat miktarında indirim yoluna gidebilir. Zarar görenin kişisel kusurunun tazminattan indirim sebebi yapılmasının altında, onun kusuru oranında kendisine zarar vermiş olması yatmaktadır. 27. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıların desteği …'in kaza sırasında davalı … şirketinin sigortalısı …'a ait işyerinde çalıştığı, iş bitiminde sigortalıya ait araçla işçilerin evlerine bırakıldığı, davacıların murisi …'in de aralarında bulunduğu işçileri taşıyan kapalı kasa kamyonette murisin arka bagaj kapağının olduğu yere konulan tek kişilik olan ancak iki kişinin oturabildiği belirtilen, sabit olmayan ilave koltukta taşındığı sırada aracın evini geçmesi nedeniyle arka bagaj kapısını içerden el yordamıyla açarak taşıt yoluna atlaması sonucu öldüğü dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada alınan bilirkişi raporunda; aracın servis taşımacılığı için arka bagaj kapağının olduğu yere ilave koltuk konularak taşıma işi yapılmasının KTK'ya uygun olmadığından araç işleteni sıfatıyla araç sahibi …'ın kusurlu olacağı belirtilmiş, aracın arka kapısının içeriden çok rahatlıkla açılabildiği, aracın merkezi kumanda ile kilitleme yapıldığında ise sadece sağ ve sol kapıların kilitlendiği, arka bagaj kilit mekanizmasının ise bozuk olduğu ve kilitlenmediği tespit edilmiş, oto görgü ve tespit tutanağında da murisin oturduğu bölümün (arka kapının) içeriden bir mandal vasıtasıyla kolayca açılabildiği belirtilmiştir. Bu durumda kazada taşıma yapılan aracın niteliği, ölenin taşındığı yer ve aracın kapısının sürücünün kontrolü dışında açılabilmesi, murisin bulunduğu yerdeki kilit sistemindeki bozukluk hususları göz önüne alındığında kazanın meydana geliş şekline göre araç işleticisinin kusurlu olmadığının kabulü yerinde değildir. Bir başka deyişle somut olayda birlikte bulunması gereken olguların varlığı nedeniyle illiyet bağının kesildiği, araç işleticisinin sorumluluktan kurtulduğu hususları ispatlanamamıştır. Bu nedenle mahkemece işletene düşen hukukî sorumluluğun KTK'nın 86/2. maddesi uyarınca takdir ve tayin edilerek istenen destek tazminatı yönünden de inceleme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. 28. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; somut olayın münhasıran desteğin ağır kusurundan kaynaklandığı, kilit sistemindeki mekanizmada yer alan bozukluğun ya da desteğin taşınma biçiminin kazaya etkisinin bulunmadığı, desteğin hareket hâlindeki araçtan bir anda kendi isteği ile atladığı, olayın intihar olduğu sonucuna ulaşılamıyor ise de zarar görenin ağır kusuru ile illiyet bağının kesildiği, zira anılan bozukluk olmasaydı ya da taşıma belirtilen şekilde gerçekleşmeseydi dahi aynı sonucun doğacağı, bu nedenle olayın sorumluluğun indirilmesi gereken hâl kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksine KTK’nın 86. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen işleten veya teşebbüs sahibinin sorumluluktan kurtulabilmesini gerektiren tüm olguların oluştuğu ve ispatlandığı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 29. Hâl böyle olunca; mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.02.2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 86Kaynağı aç
Madde 86 – (Değişik: 17/10/1996-4199/29 md.) İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur. Sorumluluktan kurtulamayan işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kazanın oluşunda zarar görenin kusurunun bulunduğunu ispat ederse, hakim, durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir. Genel hükümlerin uygulanması:

KTK m. 86/2 uyarınca sorumluluktan tamamen kurtulamayan işleten veya teşebbüs sahibi, zarar görenin kazanın oluşuna katkıda bulunan kusurunu ispat ederse hakim durum ve şartlara göre tazminat miktarını indirebilir. Bu indirim zorunlu değil, hakimin takdirine bırakılmış bir yetkidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/236, K. 2022/214 sayılı kararında; arka bagaj kapısının içeriden kolayca açılabilmesi ve kilit mekanizmasının bozuk olması ile yolcunun taşındığı yer göz önüne alındığında araç işleticisinin kusursuz kabul edilemeyeceğine ve KTK m. 86/2 kapsamında hukuki sorumluluğun değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Söz konusu karar oy çokluğuyla verilmiş olup azınlık görüşü tam sorumluluktan kurtulma yönündeydi.

Zorunlu Trafik Sigortası Kapsamı

KTK m. 92, zorunlu mali sorumluluk sigortasının kapsam dışındaki halleri sınırlı sayı ilkesiyle belirlemiştir; bu liste kıyasen genişletilemez. KTK m. 92/b, işletenin belirtilen yakınlarının yalnızca mal zararlarını kapsam dışında bırakmıştır; ölüm ve yaralanmadan kaynaklanan bedensel zararlar bu kişiler bakımından dahi sigorta teminatı içinde kalmaktadır.

KTK m. 92'de araç sürücüsünün desteğinden yoksun kalanlar kapsam dışı sayılmamıştır. Bu nedenle sürücünün yakınları zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat talep edebilir. Bununla birlikte, aracın işleteni konumundaki kişinin kendi destek zararını zorunlu mali sorumluluk sigortacısından isteyemeyeceği Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/18328, K. 2015/7356 sayılı kararında işletenin kendi zararından sigortacının sorumlu olmaması gerekçesiyle kabul edilmiştir.

Müteselsil Sorumluluk ve Talepte Bulunma Hakkı

Müteselsil sorumluluk ilkesi gereği zarar gören, zararının tamamını müteselsil sorumluların tümünden ya da yalnızca birinden talep edebilir. Davacı bu haktan açıkça vazgeçmedikçe, talebinin yalnızca kusur oranına dayandığı ileri sürülemez. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/8750, K. 2022/2445 sayılı kararı bu ilkeyi, ceza yargılamasındaki kesinleşmiş kusur tespitiyle birlikte ele almaktadır.

Destekten Yoksun Kalan Kişilerin Hukuki Konumu

Ölümlü trafik kazalarında destekten yoksun kalan kişiler, ölenin mirasçısı sıfatıyla değil, doğrudan kendi üzerlerinde doğan zararı talep eden üçüncü kişi sıfatıyla dava açarlar. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2013/18328, K. 2015/7356 sayılı kararının çoğunluk gerekçesi çocuklar yönünden bu ilkeyi KTK m. 85/1 ve m. 91/1 kapsamında benimsemiş; ölenin kaza oluşumundaki kusurunun destekten yoksun kalan çocuklara yansıtılamayacağını kabul etmiştir. Aynı karardaki azınlık görüşü, desteğin kusurunun destekten yoksun kalanlara yansıması gerektiğini savunmaktadır. Bu görüş ayrılığı nedeniyle konu ihtiyatlı biçimde değerlendirilmelidir.

Sigorta Şirketleri Nezdinde İtiraz Usulü

Sigorta şirketleri tarafından belirlenen sorumluluk oranlarına karşı her bir sigortalı, bir defaya mahsus olmak üzere, sorumluluk oranının bildiriminden itibaren beş iş günü içinde ilave bilgi ve belge sunmak kaydıyla oranın yeniden değerlendirilmesini isteyebilir; sigorta şirketi bu başvuru üzerine üç iş günü içinde yeniden değerlendirme yapar. Bu sürelerin dolduğunu ileri süren taraf bunu ispat etmek zorundadır. Söz konusu süreler ve usul bir Sigortacılık Bilgi ve Gözetim Merkezi genelgesine dayanmakta olup bu genelgenin güncel içeriği bu metinde doğrulanamamıştır.

Kolluk Tutanağındaki Kusur Oranına İtiraz

KTK'da polis tarafından tutulan kusur oranına karşı özel bir itiraz hükmü yer almamaktadır. Uygulamada Trafik Denetleme Şube Müdürlüğüne düzeltme talebi, Sulh Ceza Hakimliğine itiraz ya da Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açma yollarına başvurulduğu görülmektedir. Bu yollar kanuni bir düzenlemeye değil uygulamaya dayanmaktadır.

Temyiz Aşamasında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

İhtiyari dava arkadaşlığı söz konusu olduğunda HMK m. 362/1-a kapsamındaki temyiz kesinlik sınırı, her bir davacıya yönelik temyiz bakımından ayrı ayrı belirlenir. Temyize konu miktar kesinlik sınırını aşmıyorsa temyiz talebi reddedilir; bu ret Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay aşamasında gerçekleşebilir. Kesinlik sınırı her yıl yeniden değerleme oranıyla güncellenmekte olup geçerli rakamın resmi listeden kontrol edilmesi gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Asli ve tali kusur arasındaki fark nedir?

KTK m. 84 ve KTY m. 157, sürücülerin trafik kazalarında asli kusurlu sayılacağı halleri düzenlemektedir. Bu haller dışındaki kural ihlallerinden kaynaklanan durumlarda kusur oranı yönetmelikte belirtilen esaslara göre tespit edilir. Asli kusurlu hareketleri yapanların kusur oranı, bu hareketi yapmalarına zorlayıcı bir başka hareket ya da durumun varlığı açıkça ispat edilmedikçe düşürülemez. Tali kusur kavramı uygulamada kullanılmakla birlikte bu ayrımın sayısal bir eşiği mevzuatta belirlenmemiştir.

Trafik kazasında kusur tespitine itiraz edilebilir mi?

Sigorta şirketi tarafından belirlenen oran için ilave belgeyle yeniden değerlendirme talep edilebilir. Kolluk tarafından tutulan kusur oranı için kanunda özel bir itiraz yolu öngörülmemiş olmakla birlikte uygulamada idari ve yargısal yollar denenmektedir. Yargılama aşamasında çelişen bilirkişi raporları varsa mahkemece Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden yeni rapor alınması gerekir.

Ceza mahkemesindeki kusur tespiti hukuk davasını bağlar mı?

Hukuk hakimi ceza mahkemesinde belirlenen kusur oranıyla bağlı değildir; kusuru bağımsız olarak değerlendirmek zorundadır. Ancak ceza mahkemesinin kazanın oluş şekline ilişkin kesinleşmiş maddi olgu tespiti, hukuk mahkemesi bakımından kesin delil niteliği taşır.

Araç işletenin sorumluluktan kurtulması mümkün müdür?

KTK m. 86/1 uyarınca işleten sorumluluktan kurtulmak istiyorsa yalnızca kusursuzluğunu ve araçtaki bozukluğun kazayı etkilemediğini kanıtlaması yetmez; bunlara ek olarak kazanın bir mücbir sebepten ya da zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini de birlikte ispat etmesi gerekir. Kazanın oluşumunda nedensellik bağı kurulamayan araç parçalarındaki bozukluklar bu ispat yüküne dahil değildir.

Zorunlu trafik sigortası sürücünün yakınlarını da kapsar mı?

KTK m. 92'de araç sürücüsünün desteğinden yoksun kalanlar kapsam dışı sayılmamıştır; bu nedenle sürücünün yakınları zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat talep edebilir. KTK m. 92/b yalnızca işletenin belirli yakınlarının mal zararlarını dışarıda bırakmış; bedensel zararlar bu kişiler için de güvence kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte, aracın işleteni konumundaki kişinin kendi destek zararı yönünden farklı bir sonucun gündeme gelebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.

Ölümlü kazada destekten yoksun kalan çocuklar ölenin kusuru nedeniyle tazminatsız kalır mı?

Destekten yoksun kalan kişiler, ölenin mirasçısı sıfatıyla değil, doğrudan kendi zararlarını talep eden üçüncü kişi sıfatıyla dava açarlar. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin çoğunluk gerekçesi çocuklar yönünden ölenin kusurunun bu kişilere yansıtılamayacağını benimsemektedir; ancak aynı karardaki azınlık görüşü karşı tutumu savunmaktadır. Bu nedenle konu ihtiyatlı biçimde ele alınmalıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu