Sanayi İşletmelerinde Toplu İşten Çıkarma ve Tazminat Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Sanayi İşletmelerinde Toplu İşten Çıkarma ve Tazminat Hakları

Toplu İşçi Çıkarma Koşulları ve Yasal Eşikler

İşverenin ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarma kararı alması, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 29. maddesinde öngörülen özel usullere tabidir. Bir işyerinde yapılan fesihlerin toplu işçi çıkarma sayılabilmesi için iş sözleşmelerinin 17. madde uyarınca bildirimli fesih yoluyla ve bir aylık süre içinde sona erdirilmesi gerekmektedir. Yasada aranan asgari sayılar işyerindeki toplam işçi mevcuduna göre kademelendirilmiştir: 20 ile 100 işçi arasında çalışanı olan işyerlerinde en az 10 işçinin, 101 ile 300 işçi arasında çalışanı olan işyerlerinde en az yüzde on oranında işçinin, 301 ve daha fazla çalışanı bulunan işyerlerinde ise en az 30 işçinin iş sözleşmesinin söz konusu zaman diliminde feshedilmesi halinde toplu işçi çıkarma hükümleri uygulanır. Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin işten çıkarılmaları bu işlerin niteliğine bağlı olarak yürütülüyorsa toplu işçi çıkarmaya ilişkin düzenlemeler uygulanmaz.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 29Kaynağı aç
Madde 29 – İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal ve benzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmak istediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile, işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir. İşyerinde çalışan işçi sayısı: a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin, b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin, c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin, İşine 17 nci madde uyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde son verilmesi toplu işçi çıkarma sayılır. Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimde işçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işe son verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkin bilgilerin bulunması zorunludur. Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi ya da çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısından olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerin sonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir. Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur. İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en az otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek ve işyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanın kesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçi almak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır. Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerin işten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarak yapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz. İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkin hükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerinin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre dava açabilir. Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu[9][10]

Toplu Fesihte Bildirim ve Danışma Prosedürü

Toplu işçi çıkarma yoluna gitmek isteyen işveren, bu niyetini en az otuz gün önceden yazılı bir bildirimle işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmekle yükümlüdür. Yapılacak yazılı bildirimde işçi çıkarmanın somut sebepleri, bu durumdan etkilenecek işçi sayısı ve dahil oldukları gruplar ile işe son verme işlemlerinin hangi zaman aralığında hayata geçirileceğine dair zorunlu bilgilerin yer alması şarttır. İşyerinde sendika bulunması halinde bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileri ile işveren arasında müzakere yapılması yasal bir gerekliliktir. Bu görüşmelerde toplu çıkarmanın önlenmesi, çıkarılacak işçi sayısının sınırlandırılması veya feshin çalışanlar bakımından olumsuz sonuçlarının en aza indirilmesi hususları ele alınır ve toplantı sonunda görüşmenin yapıldığını tevsik eden bir belge tanzim edilir.

Toplu işçi çıkarmada fesih bildirimleri, işverenin toplu işçi çıkarma talebini bölge müdürlüğüne yazılı olarak bildirmesinden itibaren otuz gün sonra hüküm doğurur. İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin ve devamlı suretle faaliyete son verilmesi durumunda farklı bir usul öngörülmüş olup işverenin yalnızca durumu en az otuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmesi ve işyerinde ilan etmesi zorunludur. İşveren, toplu işçi çıkarmanın kesinleştiği tarihten itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden personel alma yoluna giderse, nitelikleri uygun olan eski işçilerini tercihen işe çağırmakla mükelleftir.

İş Güvencesi, Geçerli Neden ve Seçim Kriterleri

İşveren, toplu işçi çıkarılmasına ilişkin yasal hükümleri iş güvencesi kurallarının uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz; aksi takdirde işçiler yasal güvencelere dayanarak dava yoluna başvurabilir. Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi bulunan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. Yer altı işlerinde çalışan işçiler bakımından altı aylık kıdem koşulu aranmaz. Altı aylık kıdem süresinin hesaplanmasında işçinin aynı işverenin bir veya farklı işyerlerinde geçen çalışma süreleri birleştirilerek dikkate alınır. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin mevcudiyeti halinde otuz işçi ölçütü bu işyerlerindeki toplam çalışan sayısı üzerinden belirlenir. Buna karşın işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ve yardımcıları ile işyerinin bütününü yöneten ve işçi alma-çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 18Kaynağı aç
Madde 18 – Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/2 md.) Yer altı işlerinde çalışan işçilerde kıdem şartı aranmaz. Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır. Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz: a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak. b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak. c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak.[6] d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler. e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek. f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık. İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında bu madde, 19 ve 21 inci maddeler ile 25 inci maddenin son fıkrası uygulanmaz. Sözleşmenin feshinde usul

İşyerinde ekonomik küçülme, operasyonel daralma veya yapısal yeniden yapılanma gibi işletmesel gereklilikler ile işçinin performans yetersizliği geçerli fesih sebepleri arasında değerlendirilebilir. Buna karşın somut bilgi ve belgelere dayanmayan, keyfi ve soyut nitelikteki gerekçeler geçerli sebep oluşturmaz. Büyük ölçekli sanayi işletmelerinde verimlilik, yeniden yapılanma veya maliyetlerin düşürülmesi gerekçesiyle işten çıkarma yapılırken eşitlik ilkesine ve adil seçim kriterlerine uygun hareket edilmesi önem taşır; bu ilkelere aykırı uygulamalar ayrımcılık yasağı ile eşit davranma borcunun ihlali sonucunu doğurabilir.

Sendikal Güvenceler ve Feshin İhlal Boyutu

Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında ya da işverenin rızasıyla çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi uyarınca tek başına geçerli bir fesih sebebi oluşturmaz. Sendikalı işyerlerinde sendika temsilcileri devre dışı bırakılarak yürütülen toplu işten çıkarmalar sendikal hak ihlali oluşturabilir. İşçinin sendikaya üye olması Anayasa'nın 51. maddesi kapsamında anayasal güvence altındadır. İş sözleşmesinin işçinin sendikal faaliyetleri veya üyeliği gerekçesiyle feshedilmesi hukuka aykırı olup işçiye sendikal tazminat talep etme hakkı verebilir. Fesih bildiriminden kısa süre önce sendika üyeliğinin gerçekleşmiş olması, işe iade davasında fesih nedeninin sendikal saike dayandığı yönünde güçlü bir delil teşkil edebilir.

Feshin Geçersizliği Halinde Talep Edilebilecek Haklar

İş sözleşmesinin haksız veya geçerli bir neden olmaksızın feshedilmesi durumunda iş güvencesi kapsamındaki işçi işe iade talebinde bulunabilir. Fesih işleminin geçersizliğinin yanı sıra şartları oluştuğunda kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı talep edilebilir. İşe iade davası neticesinde mahkeme kararıyla işine dönen işçi bakımından boşta geçen süre ücreti gündeme gelir. Feshin sendikal nedene dayandığı hallerde sendikal tazminat istenebilirken, iş güvencesi hükümleri kapsamına girmeyen işçiler bakımından işverenin feshinin kötü niyetli olması durumunda kötü niyet tazminatı talep edilebilir.

Haklı Fesih Nedenleri ve Kayıt Dışı Çalışma İddiaları

İşyerinde psikolojik baskı, mobbing, hakaret veya ağır çalışma koşullarına maruz bırakılan işçinin iş sözleşmesini feshederek işten ayrılması haklı fesih kapsamında değerlendirilir. Bu koşullar altında istifa etmek durumunda kalan işçi kıdem tazminatı hakkından yararlanabilir; ancak işyerindeki olumsuz fiillerin ve haklı fesih şartlarının varlığını ispatlama yükümlülüğü kural olarak işçiye aittir.

İşyerinde sigorta bildirimi yapılmaksızın çalıştırılan işçiler, hizmet tespiti ve ödenmeyen ücret alacaklarının tahsili için yargı yoluna başvurma hakkına sahiptir. Sigortasız çalışmanın ispatında tanık beyanları, yazılı kayıtlar, yazışmalar, mesajlar ve ücret bordroları gibi hukuki deliller kullanılabilir. İşçinin ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna şikayette bulunma hakkı saklıdır.

Zorunlu Arabuluculuk Şartı ve Kanuni Süreler

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır. Arabulucuya başvurulmaksızın dava açıldığının anlaşılması halinde mahkemece herhangi bir usuli işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine hükmedilir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları ise zorunlu arabuluculuk kapsamında yer almaz. Arabuluculuk başvurusu, uyuşmazlığın karşı tarafının yerleşim yerindeki veya işin görüldüğü yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmamış olan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu

Görevlendirilen arabulucu, başvuruyu görevlendirme tarihinden itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hallerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta süreyle uzatılabilir. Arabuluculuk bürosuna resmi başvurunun yapıldığı andan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen zaman aralığında zamanaşımı süreleri durur ve hak düşürücü süreler işlemez. Sürecin anlaşmazlıkla sonuçlanması durumunda tarafların dava açma hakkı doğar; görüşmeler esnasında sunulan tekliflerin mahiyeti ilerleyen süreçte dava sonucunu da etkileyebilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca işe iade talebinde bulunan işçi fesih bildiriminin tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurmak zorundadır; arabuluculuk faaliyeti anlaşmaya varılamamasıyla sonuçlanırsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 20Kaynağı aç
Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. (Değişik üçüncü fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir. (İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 19/10/2005 tarihli ve E.:2003/66, K.:2005/72 sayılı Kararı ile.) Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları

Feshin Geçerli Nedene Dayanıp Dayanmadığının İspatı

4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi feshin başka bir sebebe dayandığını ileri sürüyorsa bu iddiasını kendisi ispatlamakla yükümlüdür. İşe iade davası ivedilikle sonuçlandırılır; mahkeme kararına karşı istinaf yoluna başvurulması halinde bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir.

Toplu işçi çıkarma sayılması için hangi sayılar aranır?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 29. maddesi gereğince, bir aylık süre içinde 17. madde uyarınca yapılan bildirimli fesihlerde 20-100 işçi çalıştıran yerde en az 10 işçinin, 101-300 çalışanı olan yerde en az yüzde on oranında işçinin, 301 ve üzeri çalışanı bulunan işyerinde ise en az 30 işçinin işten çıkarılması gerekir.

Toplu işten çıkarmada işverenin bildirim yükümlülüğü nedir?

İşveren, toplu işçi çıkarma kararını en az otuz gün öncesinden işyeri sendika temsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna yazıyla bildirmek ve fesih sebeplerini, etkilenecek işçi sayılarını ile zaman dilimini bu bildirimde belirtmek zorundadır.

Toplu işten çıkarmada arabuluculuk başvurusunda yetkili büro neresidir?

Başvuru, karşı tarafın yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, büro bulunmayan yerlerde ise yetkilendirilen mahkeme yazı işleri müdürlüğüne yapılır.

İşe iade için arabulucuya ne kadar sürede başvurulmalıdır?

İşe iade talebinde bulunan işçi fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk anlaşmazlıkla sonuçlanırsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir.

Bildirim yapılmadan gerçekleştirilen toplu feshin hukuki sonucu nedir?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 29. maddesi toplu işçi çıkarma bildirimini zorunlu kılmakta ve fesih bildirimlerinin bölge müdürlüğüne bildirim tarihinden otuz gün sonra hüküm doğuracağını öngörmektedir. İşveren bu hükümleri, iş güvencesine ilişkin 18, 19, 20 ve 21. maddelerin uygulanmasını engellemek amacıyla kullanamaz; aksi takdirde işçi bu maddelere göre dava açabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu