Ticaret Mahkemelerinin Görev Alanı ve Yargılama Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
Ticaret Mahkemelerinin Görev Alanı ve Yargılama Usulü

Asliye Ticaret Mahkemelerinin Görev Kapsamı ve Mahkemeler Arası Görev İlişkisi

Asliye ticaret mahkemesi, mevzuatta aksine bir kural yer almadıkça uyuşmazlığa konu şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın bütün ticari davalar ile ticari nitelik taşıyan çekişmesiz yargı işlerini karara bağlamakla görevlidir. Bir adli yargı çevresinde asliye ticaret mahkemesi faaliyette ise, asliye hukuk mahkemesinin görev alanına giren ticari uyuşmazlıklar ile özel düzenlemeler uyarınca ticaret mahkemesinde bakılması öngörülen işler asliye ticaret mahkemesinde incelenir. Birden fazla asliye ticaret mahkemesinin bulunduğu yerlerde ise iş yükünün zorunlu kıldığı durumlarda Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu mahkemelerin biri ya da birkaçı münhasıran deniz ticaretine ve deniz sigortalarına dair uyuşmazlıkları çözmek üzere görevlendirilebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 5Kaynağı aç
MADDE 5- (1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.[7] (2) Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4 üncü madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır. Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir. (3) (Değişik: 26/6/2012-6335/2 md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. (4) (Değişik: 26/6/2012-6335/2 md.) Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevresindeki bir ticari davada görev kuralına dayanılmamış olması, görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi, davaya devam eder. 3. Dava şartı olarak arabuluculuk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki bir görev ilişkisidir ve uyuşmazlıklarda göreve ilişkin usul kuralları tatbik edilir. Buna karşılık asliye ticaret mahkemesi kurulmamış olan yargı çevrelerindeki bir ticari uyuşmazlıkta görev kuralına dayanılmamış olması mahkemenin görevsizlik kararı vermesini gerektirmez; asliye hukuk mahkemesi yargılamayı sürdürerek davayı karara bağlar.

Ticari Davaların Türleri: Mutlak ve Nispi Ayrımı

Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın kanun koyucu tarafından ticari sayılan uyuşmazlıklardır. 6102 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlardan, Türk Medenî Kanunu'nun rehin karşılığında ödünç verme işine dair 962 ilâ 969. maddelerinden ve Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan malvarlığı veya işletmenin devralınması, birleşme ve şekil değiştirme, rekabet yasağı, yayın sözleşmesi, kredi mektubu ve kredi emri, komisyon, ticari temsilciler ve diğer tacir yardımcıları ile havale ve saklama sözleşmelerine dair hükümlerden doğan uyuşmazlıklar ticari nitelik taşır. Ayrıca fikrî mülkiyet mevzuatından, borsa, sergi, panayır, antrepo gibi ticarete özgü yerlere ilişkin düzenlemelerden ve bankalar ile finansal kuruluşlara dair kurallardan doğan hukuk davaları da bu kapsamdadır; ancak herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin davalar bu kuralın istisnasını teşkil eder.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 4Kaynağı aç
MADDE 4- (1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.[3] (2) (Değişik: 28/2/2018-7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/30 md.) Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır.[4][5] 2. Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler[6]

Nispi ticari davalar, 6102 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrası uyarınca her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davaları ifade eder. Bir davanın nispi ticari dava niteliği kazanabilmesi için tarafların tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi aranır. 6102 sayılı Kanun'un 19. maddesinde bir tacirin borçlarının ticari olmasının asıl olduğu ve bir taraf için ticari iş niteliğindeki sözleşmelerin aksine hüküm bulunmadıkça diğeri için de ticari sayılacağı düzenlenmişse de, bu ticari iş karinesi davanın niteliğini kendiliğinden ticari dava hâline getirmez.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- (1) Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. (2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır. 2. Ücret isteme hakkı

Havale, vedia ve fikri haklara dayalı uyuşmazlıkların ticari dava sayılması bakımından yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi yeterli görülmüştür. Ancak 6102 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının istisna hükmü uyarınca, hiçbir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar ticari dava niteliğinde kabul edilmez.

Tacir Sıfatı ve Kamu Tüzel Kişilerine İlişkin İstisna

6102 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi namına işleten kişi tacir sayılır. Ticari işletme; esnaf işletmesi ölçütlerini aşan gelir sağlama amacıyla devamlı ve bağımsız şekilde yürütülen işletmelerdir ve esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki ayrım sınırı Cumhurbaşkanı kararıyla tayin edilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 11Kaynağı aç
MADDE 11- (1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. (2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir.[9] (3) Ticari işletme, içerdiği malvarlığı unsurlarının devri için zorunlu tasarruf işlemlerinin ayrı ayrı yapılmasına gerek olmaksızın bir bütün hâlinde devredilebilir ve diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Aksi öngörülmemişse, devir sözleşmesinin duran malvarlığını, işletme değerini, kiracılık hakkını, ticaret unvanı ile diğer fikrî mülkiyet haklarını ve sürekli olarak işletmeye özgülenen malvarlığı unsurlarını içerdiği kabul olunur. Bu devir sözleşmesiyle ticari işletmeyi bir bütün hâlinde konu alan diğer sözleşmeler yazılı olarak yapılır, ticaret siciline tescil ve ilan edilir. B) Tacir I – Gerçek kişiler 1. Genel olarak
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 12Kaynağı aç
MADDE 12- (1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur. 2. Küçük ve kısıtlılar

Kamu tüzel kişileri tacir sıfatının kazanılması bakımından kanun koyucu tarafından özel olarak ayrılmıştır. 6102 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri; kamu yararına çalışan dernekler ve gelirlerinin yarıdan fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere tahsis eden vakıflar, bir ticari işletmeyi doğrudan ya da kamu hukuku kurallarına göre idare edilen bir tüzel kişi vasıtasıyla işletseler dahi kendileri tacir kabul edilmez.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 16Kaynağı aç
MADDE 16- (1) Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılırlar. (2) Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar. III – Donatma iştiraki

Heyet Halinde ve Tek Hâkimle Bakılacak Davalar

5235 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca asliye ticaret mahkemesinde konusu parayla ölçülebilen uyuşmazlıklarda dava değeri bir milyon Türk lirasının üzerinde olan dava ve işler heyetçe yürütülür ve karara bağlanır. Bu parasal sınır, 6100 sayılı Kanun'un ek 1. maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır. Kanunda ayrıca dava değerine bakılmaksızın heyet tarafından bakılacak işler sınırlı biçimde sayılmıştır. Buna göre; iflas, iflasın kaldırılması, kapatılması, konkordato ve yeniden yapılandırma işleri, Türk Ticaret Kanunu'nda hâkimin kesin olarak karara bağlayacağı iş ve davalar ile şirketler ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanı, organ sorumluluğu, organların azli, geçici organ atanması, fesih, infisah ve tasfiye davaları heyetçe görülür. Tahkim alanında ise tahkim şartına ilişkin itirazlar, hakemlerin seçimi ve reddi ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalar heyet görevindedir.

5235 sayılı ADLÎ YARGI İLK DERECE MAHKEMELERİ İLE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YETKİLERİ HAKKINDA KANUN m. 5Kaynağı aç
Madde 5- Hukuk mahkemeleri, her il merkezi ile bölgelerin coğrafî durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. (Değişik ikinci fıkra: 18/6/2014–6545/45 md.) Sulh hukuk ve asliye hukuk mahkemeleri tek hâkimlidir. (Mülga fıkra: 9/2/2011-6110/13 md.; Yeniden düzenleme: 18/6/2014–6545/45 md.) Asliye ticaret mahkemesi kurulan yerlerde bu mahkemelerde bir başkan ile yeteri kadar üye bulunur. Konusu parayla ölçülebilen uyuşmazlıklarda dava değeri bir milyon Türk lirasının üzerinde olan dava ve işler ile dava değerine bakılmaksızın;[1][2] 1. İflas, (…)[3] iflasın kaldırılması, iflasın kapatılması, konkordato ve yeniden yapılandırmadan kaynaklanan iş ve davalara,3 2. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda hâkimin kesin olarak karara bağlayacağı işler ile davalara, 3. Şirketler ve kooperatifler hukukundan kaynaklanan genel kurul kararlarının iptali ve butlanına ilişkin davalara, yönetim organları ve denetim organları aleyhine açılacak sorumluluk davalarına, organların azline ve geçici organ atanmasına ilişkin davalara, fesih, infisah ve tasfiyeye yönelik davalara, 4. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa ve 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununa göre yapılan tahkim yargılamasında; tahkim şartına ilişkin itirazlara, (…)[4] hakemlerin seçimi ve reddine yönelik davalar ile yabancı hakem kararlarının tanıma ve tenfizine yönelik davalara, ilişkin tüm yargılama safhaları, bir başkan ve iki üye ile toplanacak heyetçe yürütülür ve sonuçlandırılır. (Ek cümle:22/7/2020-7251/54 md.) Bu iş ve davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebilir. Heyet hâlinde bakılacak davalarla ilgili olmak üzere, dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra talep edilen ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbirler de heyet tarafından incelenir ve karara bağlanır. Bu fıkrada belirtilen dava ve işler dışında kalan uyuşmazlıklar mahkeme hâkimlerinden biri tarafından görülür ve karara bağlanır. Başkan ve üye hâkimler arasında dağılıma ilişkin esaslar, işlerde denge sağlanacak biçimde mahkeme başkanı tarafından önceden tespit edilir. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/15 md.) Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır. Özel kanunlarla kurulan diğer hukuk mahkemelerinin kuruluşuna ilişkin hükümler saklıdır. (Değişik beşinci fıkra:17/4/2013–6460/10 md.) İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde hukuk mahkemelerinin birden fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandırılır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla, gelen işlerin yoğunluğu ve niteliği dikkate alınarak, daireler arasındaki iş dağılımı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenebilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır. Daireler, tevzi edilen davalara bakmak zorundadır. Hukuk mahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır. Hukuk mahkemelerinin görevleri

5235 sayılı Kanun'da heyetçe bakılacağı belirtilen uyuşmazlıklar dışında kalan dava ve işler asliye ticaret mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından tek hâkimle görülüp karara bağlanır. Mahkeme başkanı ile üye hâkimler arasındaki iş dağılımına ilişkin esaslar mahkemedeki işlerde dengeyi temin edecek şekilde mahkeme başkanı tarafından önceden tespit edilir.

Toplu mahkemenin görev sahasına giren dava ve işlerde yargılama safhalarının tamamı kural olarak heyetçe yürütülür. Henüz dava ikame edilmeden önce ya da davanın devamı sırasında talep edilen delil tespiti, ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz şeklindeki geçici hukuki himaye tedbirlerine ilişkin istemler de bu kapsamda heyet tarafından değerlendirilerek karara bağlanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 183/AKaynağı aç
MADDE 183/A- (Ek:22/7/2020-7251/19 md.) (1) Dava açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra talep edilen delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma tedbirleri de dâhil olmak üzere toplu mahkemenin görevine giren dava ve işlerde tüm yargılama aşamaları heyet tarafından yerine getirilir ve karara bağlanır. (2) Heyet, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, iş veya davanın özelliğine göre tahkikatın, tahkikat hâkimi olarak görevlendirilen bir üye tarafından yapılmasına karar verebilir. (3) Tahkikatın heyetçe yürütüldüğü iş veya davalarda mahkeme başkanı, belirli bazı tahkikat işlemlerini yapmak üzere, üyelerden birini naip hâkim olarak görevlendirebilir. (4) Mahkeme başkanı, mahkemenin uyumlu, verimli ve düzenli çalışmasını sağlar ve bu yolda uygun göreceği önlemleri alır. ALTINCI BÖLÜM Tahkikatın Sona Ermesi ve Sözlü Yargılama Tahkikatın sona ermesi

Toplu Mahkemelerde Tahkikat Usulü ve Naip Hâkim

Toplu mahkemelerde yargılamanın tüm aşamalarının heyetçe yürütülmesi esas olmakla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 183/A maddesinin 2. fıkrası uyarınca mahkeme heyeti davanın özelliğine göre tahkikat işlemlerinin tahkikat hâkimi sıfatıyla görevlendirilen bir üye tarafından yürütülmesine karar verebilir. Tahkikatın heyet tarafından yürütüldüğü işlerde ise mahkeme başkanı keşif yapılması ya da tanık dinlenmesi gibi belirli işlemlerin icrası için üyelerden birini naip hâkim tayin edebilir.

Tahkikatın görevlendirilen tahkikat hâkimi tarafından yürütüldüğü sırada taraflarca geçici hukuki koruma talebinde bulunulursa, tahkikat hâkimi bu talep hakkında karar verilmek üzere dosyayı mahkeme heyetine sunar. Tedbir istemi heyetçe incelenip karara bağlandıktan sonra tahkikat hâkimi tahkikat işlemlerini kaldığı yerden yürütmeye devam eder.

Basit Yargılama Usulü ve Dava Şartı Arabuluculuk

6102 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 2. fıkrasında, asliye ticaret mahkemelerinin görev alanına giren ve konusu parayla ölçülebilen dava ve işlerde miktar veya değeri beş yüz bin Türk lirasını geçmeyen uyuşmazlıklarda basit yargılama usulünün uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Ticari uyuşmazlıkların yargı organlarına taşınmasından önce alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından arabuluculuğa gidilmesi kanun koyucu tarafından dava şartı olarak kabul edilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi çerçevesinde, ticari nitelikteki uyuşmazlıklardan konusu bir miktar paranın tahsiline ilişkin bulunan alacak ve tazminat davalarında mahkemeye başvurulmadan önce arabuluculuk sürecinin işletilmiş olması zorunludur.

Arabulucu, görevlendirildiği tarihten itibaren başvuruyu altı hafta içinde neticelendirir; bu süre zorunlu durumlarda arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir. Arabuluculuk müzakereleri sonunda düzenlenen son tutanağın dava dilekçesine eklenmemesi hâlinde mahkeme davacı tarafa bir haftalık kesin süre vererek ihtar çıkarır. Bu ihtara rağmen belgenin sunulmaması durumunda dava dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmeksizin dava usulden reddedilir.

Ticaret mahkemesi kurulmamış yerlerde ticari davalar nerede açılır?

Asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yargı çevrelerinde ticari davalara asliye hukuk mahkemesi bakar; davada görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez ve mahkeme yargılamaya devam eder.

Hangi ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır?

Ticaret mahkemelerinin görevine giren ve konusu parayla ölçülebilen işlerde, ilgili kanun hükmünde miktar veya değeri beş yüz bin Türk lirasını geçmediği belirtilen ticari davalarda basit yargılama usulü tatbik edilir.

Ticaret mahkemesinde hangi işler heyet halinde karara bağlanır?

Dava değeri bir milyon Türk lirasının üzerindeki davaların yanı sıra; iflas, konkordato, hâkimin kesin bağlayacağı işler, şirketler ve kooperatiflerde genel kurul iptali, organ sorumluluğu, azil, fesih ve tasfiye davaları ile tahkim itirazları, hakem seçimi-reddi ve yabancı hakem kararının tanıma-tenfizi işleri heyetçe karara bağlanır.

Arabuluculuk son tutanağının dava dilekçesine eklenmemesinin sonucu nedir?

Mahkeme son tutanağın sunulması için bir haftalık kesin süre verir; bu süre içinde tutanak mahkemeye ibraz edilmezse dava dilekçesi davalıya tebliğe çıkarılmadan davanın usulden reddine karar verilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu