Bir sözün cezai sonucu, sözün Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen ilgili suçun koşullarına uyup uymamasına göre değişir. İşlenmiş bir suçu övme, hakaret ve fuhşa teşvik ayrı hükümlerde ve ayrı koşullarla düzenlenmiştir. Değerlendirmede sözün içeriği, kime yöneldiği ve ilgili hükümde aranan tehlike, aleniyet veya amaç koşulları birlikte ele alınır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 215Kaynağı aç
dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve
yakın bir tehlikenin ortaya çıkması hâlinde, iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56]
veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle
ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir
iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini
açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi
halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu
görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde
hükümleri uygulanır.
Mağdurun belirlenmesi
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 227Kaynağı aç
bu maksatla tedarik eden veya barındıran ya da çocuğun fuhşuna aracılık eden kişi,
dört yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile
cezalandırılır. Bu suçun işlenişine yönelik hazırlık hareketleri de tamamlanmış
suç gibi cezalandırılır.
(2) Bir kimseyi fuhşa teşvik eden, bunun yolunu kolaylaştıran ya da fuhuş
için aracılık eden veya yer temin eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis
ve üçbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Fuhşa sürüklenen kişinin
kazancından yararlanılarak kısmen veya tamamen geçimin sağlanması, fuhşa teşvik
sayılır.
(3) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.; Yeniden düzenleme:
24/11/2016-6763/18 md.) Fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek
amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünleri veren, dağıtan
veya yayan kişi bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden iki bin güne
kadar adli para cezası ile cezalandırılır.
(4) Cebir veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden
yararlanarak bir kimseyi fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi
hakkında yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar
artırılır.
(5) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların eş, üstsoy, kayın üstsoy,
kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim
yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da kamu görevi veya hizmet
ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi halinde,
verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçların, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı
oranında artırılır.
(7) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik
tedbirlerine hükmolunur.
(8) Fuhşa sürüklenen kişi, tedaviye veya psikolojik terapiye tâbi
tutulabilir.[94]
Kumar oynanması için yer ve imkan sağlama[95]
İşlenmiş bir suçu övmek
Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesi, işlenmiş bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen övmeyi düzenler. Cezanın uygulanabilmesi için bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması gerekir. Bu halde ceza iki yıla kadar hapistir.
Kin, düşmanlık ve aşağılama
Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinin birinci fıkrası, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge yönünden farklı bir kesimini başka bir kesime karşı alenen kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi kapsar. Fiil bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike yaratırsa bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülür.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 216Kaynağı aç
bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin
ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık
ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya
bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği
dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli
olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Kanunlara uymamaya tahrik
Maddenin ikinci fıkrası, halkın bir kesimini sayılan ayrılıklardan birine dayanarak alenen aşağılamayı altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına bağlar. Buradaki ayrılıklar sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet ve bölgedir. Üçüncü fıkrada ise bir kesimin benimsediği dinî değerlerin alenen aşağılanması, fiil kamu barışını bozmaya elverişliyse aynı ceza aralığı içinde kalır.
Müstehcen içeriğin basın ve yayın yoluyla duyurulması
Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinin ikinci fıkrasına göre, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yoluyla yayımlayan ya da bu yayıma aracılık eden kişi cezalandırılır. Ceza, altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 226Kaynağı aç
içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya
dinleten,
b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği
yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan,
okutan, söyleyen, söyleten,
c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya
arz eden,
d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında,
satışa arz eden, satan veya kiraya veren,
e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz
olarak veren veya dağıtan,
f) Bu ürünlerin reklamını yapan,
Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile
cezalandırılır.
(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile
yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar
hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi
görünen kişileri kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin
güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan,
çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden,
depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi,
iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile
cezalandırılır.[93]
(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya
doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya
görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden,
depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört
yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki
ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına
aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan
kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile
cezalandırılır.
(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik
tedbirlerine hükmolunur.
(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve
çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler
hakkında uygulanmaz.
Fuhuş
Aynı maddenin yedinci fıkrası, hükmün bilimsel eserlere uygulanmayacağını belirtir. Üçüncü fıkradaki hâl bunun dışında tutulmak ve çocuklara ulaşması engellenmek kaydıyla, sanatsal veya edebî değeri bulunan eserler de uygulama dışında bırakılır.
Fuhşa teşvik ve artırımı gerektiren ilişkiler
Türk Ceza Kanunu’nun 227. maddesinin ikinci fıkrası, bir kimseyi fuhşa teşvik etmeyi, bu yolu kolaylaştırmayı, fuhuş için aracılık etmeyi veya yer temin etmeyi cezalandırır. Ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezasıdır. Fuhşa sürüklenen kişinin kazancından yararlanarak geçimin kısmen veya tamamen sağlanması da fuhşa teşvik sayılır.
Üçüncü fıkra, fuhşu kolaylaştırmak veya fuhşa aracılık etmek amacıyla hazırlanmış görüntü, yazı ve söz ürünlerini vermeyi, dağıtmayı veya yaymayı ayrı bir fiil olarak düzenler. Bu fiilin cezası bir yıldan üç yıla kadar hapis ve iki yüz günden iki bin güne kadar adli para cezasıdır. Dördüncü fıkraya göre cebir, tehdit, hile veya çaresizlikten yararlanma yoluyla bir kimse fuhşa sevk edilir ya da fuhuş yapması sağlanırsa, ilgili fıkralardaki ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Çocuğa ilişkin birinci fıkra, yetişkinleri kapsayan ikinci fıkranın yerini almaz. Bu fıkrada çocuğu fuhşa yöneltmek, yolu kolaylaştırmak, bu amaçla tedarik veya barındırma ile çocuğun fuhşuna aracılık cezalandırılır. Hapis cezası dört yıldan on yıla kadar olup ayrıca adli para cezası öngörülür. Suça yönelik hazırlık hareketleri de tamamlanmış suç gibi cezaya bağlanır.
Maddede sayılan suçlar eş, üstsoy, kayın üstsoy, kardeş, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan başka kişiler tarafından işlenirse ceza yarı oranında artırılır. Aynı artırım, kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması hâli için de öngörülmüştür.
Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2012/10507 esas ve 2014/6589 karar sayılı kararında incelenen olayda, sanığın sözleri mağdurenin ne zaman, nerede, kiminle ve hangi karşılıkla cinsel ilişkiye gireceğine dair bir açıklama içermiyordu. Daire, bu sözlerin fuhşa teşvik bakımından hazırlık hareketi sayılamayacağını, buna karşılık onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte hakaret oluşturduğunu kabul etti. Fuhuştan kurulan mahkûmiyet oybirliğiyle bozuldu. Bu sonuç, karardaki sözlere ve olaya özgüdür.
Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2012/10507, K. 2014/6589Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 5 – 2011/221789
MAHKEMESİ : Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 14.12.2009
NUMARASI : 2010/79 Esas, 2010/815 Karar
UÇ : Fuhuş
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mahkemece, sanığın, daha önce arkadaşı olan ancak son zamanlarda bir alacak verecek meselesi nedeniyle aralarında anlaşmazlık bulunan 17 yaşı içerisindeki mağdureyle telefonda konuştukları sırada, bana olan borcunu öde veya benim erkek arkadaşımla görüş borcunu ödersin, sen orospusun, sana adam ayarladım, adamla yatıp bana borcunu ödeyeceksin, senin fuhuş yaptığını ailene de söylerim dediğinin oluşa uygun olarak kabul edilmesi karşısında, sanığın genel olarak söylemiş olduğu ve mağdurenin ne zaman, nerede, kiminle ve ne karşılığı cinsel ilişkiye girmesini istediğine dair bir açıklama belirtmeyen ancak onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikteki sözlerinin mağdureye yönelik fuhşa teşvik etme suçu açısından hazırlık hareketi olarak bile kabul edilmesi mümkün olmayıp, hakaret suçu niteliğinde olduğu gözetilmeyerek, yazılı şekilde fuhuş suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hakaretin kanuni çerçevesi
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrası, bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil veya olgu isnat etmeyi ya da sövmek suretiyle bu değerlere saldırmayı hakaret sayar. Ceza üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır. Mağdur hazır değilken söylenen sözün cezalandırılabilmesi, fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesine bağlıdır.
Hakaret, mağdura yöneltilen sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenirse birinci fıkradaki cezaya hükmolunur. Fiilin alenen işlenmesi hâlinde ceza altıda bir oranında artırılır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2019/3800 esas ve 2020/4207 karar sayılı kararında, kişilere yönelik her ağır eleştirinin veya rahatsız edici sözün hakaret kabul edilmeyeceği belirtilmiştir. Sözlerin, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek açıklıkta somut bir fiil ya da olgu isnadı veya sövme oluşturması aranır. Daire, bir hareketin tahkir edici sayılıp sayılmayacağının bazı durumlarda zamana, yere ve duruma göre değişebileceğini de kabul etmiştir.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2019/3800, K. 2020/4207Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
KARAR
Kişinin hatırasına hakaret suçundan sanıklar …, … ve …’ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 130/1, 130/2 ve 52. maddeleri gereğince ayrı ayrı 2.100,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmalarına, hakaret ve kişinin hatırasına hakaret suçlarından sanık …’nın anılan Kanun’un 125/1, 125/2, 125/4, 130/1, 130/2 ve 52. maddeleri gereğince 2.420,00 Türk Lirası adlî para, 2.100,00 Türk Lirası adlî para, 2.100,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2018 tarihli ve 2014/607 esas, 2018/292 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/04/2019 tarih ve 2019/35254 istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında: “1- 21/09/2012 tarihinde Beyaz Tv isimli televizyon kanalında 23:00-01:00 saatleri arasında yayımlanan ‘’Dinamit’’ isimli programda program katılımcısı olarak yer alan sanık …’nın ‘’Diyarbakır Cezaevinin işkenceci katili, hatta karısı da geçenlerde seni aradı abuk subuk, subay olan iki oğlu da çıkıp babamızla gurur duyuyoruz, babamız şehittir diye açıklama yapıyor, bunların bu orduda yeri yok’’ şeklinde beyanda bulunmasından, Takvim Gazatesinin 09/04/2012 tarihli sayısında sanık … tarafından yazılan köşe yazısında ‘’sadist, şerefsiz, haysiyetsiz’’ gibi ifadeler içeren sözler kullandığından, 04/04/2012 tarihinde Beyaz Tv isimli televizyon kanalında 23:00- 03:00 saatleri arasında yayımlanan ‘’Medcezir’’ isimli programda program katılımcısı olarak yer alan sanık …’nın, Beyaz Tv isimli televizyon kanalında 23:00-03:00 saatleri arasında yayımlanan ‘’Dinamit’’ isimli programda program katılımcısı olarak yer alan sanık … … ve …’nın Binbaşı … hakkında hakaret içeren ifadeler kullandıklarından bahisle mahkûmiyetlerine karar verilmiş ise de;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/02/2007 tarihli ve 2007/7-28 esas, 2007/34 sayılı kararında yer alan, “Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir. … Yargılama konusu haber ve yorum metnindeki eleştiri ve değer yargılarının bir kısmı sert ve çarpıcı bir üslupla dile getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere esasen, eleştirinin sert bir üslûpla gerçekleştirilmesi, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin amacına, psikolojisine, eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgudur. Ancak kabul edilmelidir ki, basın özgürlüğü, belli ölçülerde abartmayı, hatta kışkırtmaya başvurmayı da içerir. Gazetecilerin yazılarında kullandıkları deyimler “polemik” niteliğinde olsa da, nesnel bir açıklamayla desteklendiğinde, bu ifadeler asılsız kişisel saldırı olarak görülemez.” şeklindeki açıklamalar dikkate alındığında, somut olayda haberlerin kamuoyunu ve ülke gündemini meşgul eden konulara ilişkin olduğu, basın özgürlüğü kapsamında kaldığı ve kişilik haklarına saldırı bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinde,
2- Hakaret suçunda giderilmesi gereken somut (maddî) bir zararın oluşmaması ve manevî zararın ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel teşkil etmemesi karşısında, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine dair kabul beyanı olan ve adlî sicil kaydı bulunmayan sanık … hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılmamasında,
3- 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/8. maddesinde yapılan değişikliğin suç tarihi itibariyle yürürlükte olmaması nedeniyle, anılan Kanun'un 231. maddesinin uygulanmasına engel mahkûmiyeti bulunmayan sanık … hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına dair karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Hukuksal Değerlendirme:
1-Sanık … hakkında 21/09/2012 tarihli eylemi nedeniyle müşteki …'a yönelik TCK'nın 125/1. maddesi gereğince cezalandırıldığı mahkumiyetine ilişkin bir nolu istemle ilgili olarak;
Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir, bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Sanığın, 21/09/2012 tarihinde müşteki Güntekin Selçuk Yıldıran'ın bizzat şahsına yönelik olarak "abuk sabuk subay olan iki oğlu da çıkıp biz babamızla gurur duyuyoruz, babamız şehittir, bunların bu orduda yeri yok" şeklinde söylediği kaba ifade niteliğindeki sözlerinin, müştekinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır.
2- Sanık … hakkında 04/04/2012 tarihli, sanık … hakkında 21/09/2012 tarihli, sanıklar … ve … hakkında 06/04/2012 tarihli eylemleri nedeniyle kişinin hatırasına hakaret suçundan TCK'nın 130/1. maddesi gereğince cezalandırıldıkları mahkumiyetlerine ilişkin bir nolu istemle ilgili olarak;
Ceza Genel Kurulu’nun 14/10/2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
Sanıkların, ölen … hakkındaki sözlerinin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, söylenen sözlerin açıkca ölenin onur, şeref ve saygınlığına yönelik olgu isnadı niteliğinde olduğundan hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanıklar …, … ve … hakkında bir nolu kanun yararına bozma talebinin yerinde olmadığı görüldüğünden talebin reddi gerekmiştir.
3- Sanık … hakkında 3 nolu istemle ilgili olarak;
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için, CMK'nın 231. maddesinde sayılan objektif ve subjektif koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Objektif koşulların değerlendirilmesindeki hatalar kanun yararına bozma konusu olabilecekken, subjektif koşula yönelik hukuka uygun gerekçeler takdire ilişkin olduğundan, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır.
6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle, CMK’nın 231/8. maddesinde yapılan değişikliğin suç tarihi itibariyle yürürlükte olmaması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın da inceleme konusu suçun işlendiği tarihten sonra kesinleşmesi nedeniyle, CMK'nın 231. maddesinin uygulanmasına engel mahkumiyeti bulunmayan sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, "sanığın kasti suçunun varlığı" şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle, anılan Kanun maddesinin uygulanmamasına karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan sanık … hakkındaki üç nolu istemle ilgili olarak kanun yararına bozma talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4- Sanık … hakkında istemlerle ilgili olarak;
Sanık hakkında, diğer sanıklar tarafından şikayete konu yayınların yapıldığı kanalın sorumlu müdürü olması nedeniyle 6112 sayılı Kanun'un 46. maddesinde "Yayından doğan sorumluluk yayını yöneten veya programı yapanla birlikte sorumlu müdüre aittir." hükmü uyarınca hakkında kamu davası açılıp ölen kişinin hatırasına hakaret suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
Suça konu olayın canlı olarak yayınlanan tv programında konuşma yapan diğer sanıklar tarafından gerçekleştirildiği, suça konu tarihte kanalın sorumlu müdür olması nedeniyle 6112 sayılı Kanun'un 46. maddesi yollamasıyla sanığın da hakaret suçunu işlediğine karar verilmiş ise de, sorumlu müdürün bu düzenleme nedeniyle kusursuz sorumluluğunu kabul etmek suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacağı, sanığın canlı gerçekleşen programda konuşmacı olan diğer sanıkların söylediği sözler nedeniyle cezai sorumluluğu bulunmaması karşısında, beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan sanık … hakkındaki bir nolu kanun yararına bozma talebinin bu gerekçeyle kabulüne karar verilmiştir.
Sanık … hakkındaki bozma kararının niteliğine göre bu sanık hakkındaki iki nolu istem bozma nedeni yapılmamıştır.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yapılan açıklamalara göre kısmen yerinde görüldüğünden,
1- Sanık … hakkında 04/04/2012 tarihli, sanık … hakkında 21/09/2012 ve 06/04/2012 tarihli eylemleri, sanık … hakkında 06/04/2012 tarihli eylemleri nedeniyle kişinin hatırasına hakaret suçundan TCK'nın 130/1 maddesi gereğince cezalandırıldıkları mahkumiyetlerine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın düzenlediği tebliğnamedeki bir nolu istem yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca üye … ve üye …'in karşı oyuyla oy çokluğuyla, KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
2-a- Hakaret suçundan sanık … hakkında 21/09/2012 tarihli eylemi nedeniyle müşteki …'a yönelik TCK'nın 125/1. maddesi gereğince 2.400 TL adli para cezasıyla cezalandırıldığı mahkumiyetine ilişkin İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2018 tarihli ve 2014/607 esas, 2018/292 sayılı kararının, üye …'ın karşı oyuyla oy çokluğuyla CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
b-Hakaret suçu açısından hükümdeki hukuka aykırılık sanık … hakkındaki 2.400 TL adli para cezasının kaldırılmasını gerektirmekle, CMK'nın 309/4-d maddesi gereğince, sanığın hakaret suçundan BERAATİNE, hükmolunan cezanın çektirilmemesine,
3-a- Hakaret suçundan … hakkında 06/04/2012 tarihli eylemi nedeniyle TCK'nın 130/1. maddesi gereğince 2.100 TL adli para cezasıyla cezalandırıldığı mahkumiyetine ilişkin İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2018 tarihli ve 2014/607 esas, 2018/292 sayılı kararının, (sanık … hakkında farklı gerekçeyle) oy birliğiyle CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
b- Hakaret suçu açısından hükümdeki hukuka aykırılık sanık … hakkındaki 2.100 TL adli para cezasının kaldırılmasını gerektirmekle, CMK'nın 309/4-d maddesi gereğince, sanığın hakaret suçundan BERAATİNE, hükmolunan cezanın çektirilmemesine,
4-a- Sanık … hakkındaki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın düzenlediği tebliğnamedeki üç nolu istem yerinde görüldüğünden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca İzmir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2018 tarihli ve 2014/607 esas, 2018/292 sayılı kararının, üye …'in karşı oyuyla oyçokluğuyla CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
b- CMK’nın 309/4-b fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına,
5- Dosyanın Yüksek Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 11/02/2020 tarihinde karar verildi.
(Muhalif) (Muhalif) (Muhalif)
Karşı Oy
Sanık …’nın 21/09/2012 tarihinde Beyaz TV isimli televizyon kanalında 23:00-01:00 saatleri arasında yayınlanan "Dinamit" isimli programda ve 06.04.2012 tarihinde, Beyaz TV isimli televizyon kanalında 23:00-03:00 saatleri arasında yayınlanan "Dinamit" isimli programda katılımcı olarak yer aldığı,
Sanık … … nin 06/04/2012 tarihinde, Beyaz TV isimli televizyon kanalında 23:00-03:00 saatleri arasında yayınlanan "Dinamit" isimli programda katılımcı olarak yer aldığı,
Sanık …’nın 04/04/2012 tarihinde Beyaz TV isimli TV kanalında 23:00-03:00 saatleri arasında yayımlanan "Medcezir" isimli programda katılımcısı olarak yer aldığı,
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, Her üç sanığın canlı yayınlanan TV programında 1980-1982 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi iç güvenlik amiri olarak görev yapan … hakkında söyledikleri ifadelerin TCK 130. Maddede düzenlenen kişinin hatırasına hakaret suçunu oluşturup oluşturmayacağı noktasındadır.
Kişinin hatırasına hakaret suçu TCK'nın
Madde 130- (1) Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır şeklinde düzenlenmiştir
Bu suçla korunan hukuki yarar ölen kişinin geride bıraktığı manevi saygınlığıdır,
Sanıklar basın mensubu olup canlı yayınlanan bir TV programında katılımcı olarak yer almışlardır. Söylenen sözlerin suç oluşturup oluşturmadığı ifade özgürlüğü ve ölenin şöhret ve haklarının korunması dengesi perspektifinde Anayasa ve aihs hükümleri gözetilerek değerlendirilmelidir.
Yasal düzenleme şöyledir;
Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı:
“Basın hürdür, sansür edilemez… …
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasa'nın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.
Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir. İfade özgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler. Gerçekten de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin yayılmasının başlıca aracı olan TV de ifade özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden biridir.
Anayasa’nın 26. maddesinin birinci fıkrasında vurgulandığı üzere ifade özgürlüğü, herkesin söz, yazı, resim veya başka yollarla düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma hakkını ve buna bağlı olarak haber veya görüş alma ve verme özgürlüklerini kapsamaktadır. İfade özgürlüğü, kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. İfade özgürlüğü düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar. İfade özgürlüğü siyasi, sanatsal, akademik veya ticari düşünce ve kanaat açıklamaları gibi her türlü ifadeyi kapsamına almaktadır. Açıklanan ve yayılan bir düşüncenin, içeriğinden hareketle toplum açısından “değerli-değersiz” veya “yararlı-yararsız” biçiminde ayrıştırılması subjektif unsurlar ihtiva eder. Bu değerlendirmelerden hareketle ifade özgürlüğünün alanının belirlenmeye çalışılması bu özgürlüğün keyfi biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurabilecektir. İfade özgürlüğü, başkaları açısından “değersiz” veya “yararsız”, kırıcı, şok edici görülen düşüncelerin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü de içermektedir.
AİHS 10 md ifade özgürlüğünü güvence altına almış AİHM'nin birçok kararında ifade özgürlüğünün demokratik toplumun vazgeçilmez unsuru olduğunu vurgulamıştır . Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM, basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturduğunu hatırlattıktan sonra, basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtmiştir.
Basın özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve değerlendirme olanağı sunmak için en iyi araçlardan birisidir. Basına siyasal alanda ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bu bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tamamlanır. O halde, basın özgürlüğü bir yönüyle toplumu ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür; diğer yönüyle ise, bu özgürlük, toplumun bilgi ve görüşleri alma hakkıdır.
AİHM’e göre, basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “kamunun gözcülüğü” görevini yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır. Bu ilkeler öncelikle yazılı basın için geliştirilmiş olmakla birlikte, hiç kuşku yok ki görsel-işitsel basın için de geçerlidir.
Kuşkusuz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin, buna gazeteciler de dâhildir, bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Bu görev ve sorumluluğun genişliği, kullanılan teknik araca ve duruma göre değişiklik gösterir. Sözleşme’nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır.
Bir gazetecinin “ödev ve sorumlulukları” göz önünde tutulurken basının “nefret söylemi ve şiddet çağrısı” yayan bir araca dönüşmekten kaçınması gereklidir. AİHM, gazetecilerin, gazetecilik etiğine uygun bir biçimde davranarak, doğru ve güvenilir bilgi vermek için iyi niyetli hareket etmeye yönelik ödev ve sorumluluklarına birçok içtihadında vurgu yapmıştır. “Çoğulcu demokratik düzenin kurucu ilkelerini inkâr üzerine artık tahammül edilmez mahiyette ifadelere karşı tedbirler almak da demokratik bir toplumda meşru kabul edilebilir.
AİHM’e göre Kamu Otoritesi Sözleşme’nin 10/2. fıkrası, kapsamında, kamuyu ilgilendiren bir tartışmaya basının katılmasını caydırıcı nitelikte tedbirler ya da yaptırımlar alırken çok dikkatli olmak zorundadırlar. Basın özgürlüğü ve mesleği,olayları, düşünceleri aktarırken belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir.
Yukarıda belirtilen ilke ve esaslar kapsamında somut olayı değerlendirip AİHM tarafından ifade özgürlüğüne yönelik ihlallerde uygulanan üçlü testi somut olaya uygulayacak olursak,
1) TCK 130. madde uyarınca sanıklara verilen adli para cezası ile yasa kapsamında uygulanan bir müdahale mevcuttur.
2) Müdahale ölenin saygınlığına yönelik hak ihlalini koruma amacına yöneliktir.
Burada önemle irdelenmesi gerekli olan üçüncü koşul bu müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı ve orantılı olup olmadığıdır.
Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük
Sanıkların sarf ettiği sözlerden dolayı cezalandırılmadan önce sanıkların ifade özgürlüğü ile başkalarının Şöhret veya haklarının korunması arasında makul bir denge gözetilip, değerlendirilmelidir.
İfade özgürlüğü ve özel olarak basın özgürlüğü alanında devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları negatif yükümlülük kapsamında zorunlu olmadıkça düşüncenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalıdır.
Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurulması gerekir. Bu denge kurulurken, Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir. Demokrasi, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalara yer verilemez.
Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (AiHM kararı Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48).
Demokratik toplumun temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil, Devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de geçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, § 49).
Düşüncelerin açıklanması yaptırıma bağlanırken ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığı somut olgulara dayanarak gösterilmelidir. Soyut bir değerlendirme yapılmayıp; sanıkların kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine bakılmalı. Basının bir demokraside bilgi ve fikir iletme yükümlülüğü olan kamusal gözetleyici fonksiyonuyla birlikte değerlendirildirilmesi gerekir.
Sanıklar gazeteci olup söz konusu programda anti demokratik uygulamalar tartışılmaktadır. Yapılan yorumlar demokratik rejime son veren 12 Eylül darbesi sonrası askeri cezaevinde görev yapmış vefat eden kişinin doğrudan şahsını hedef almaktan çok kamuoyunda çok gündeme gelmiş işkence ve anti demokratik uygulamalara yöneliktir. İfadelerin sarf edildiği atmosfer göz önünde bulunduracaktır. Sözlerin belirli bir derecede tartışma içeren canlı yayında söylendiği gözönünde bulundurulması gereken diğer bir husustur. Sanıklar tarafından söylenen sözlerin ve yapılan konuşmaların tamamının söylendiği bağlamdan koparılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi gerekir sanıkların sözleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanıkların işkence ve anti demokratik insan onuruna yakışmayan uygulamaları kırıcı agresif bir dille eleştirdiklerinin kabulü gerekir.
Sanıkların dava konusu sözlerinin kendi bakış açılarında Türkiye’de yaşandığına inandıkları uzun süre kamuoyunda tartışılan işkence sorunlarına dikkat çekme ve işkenceyi eleştirmelerinin kamu oyunu ilgilendiren bir mesele olduğunda kuşku yoktur.
Sanıkların söylediği sözlerin suç olarak kabul edilmesi ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “başkalarının şöhret ve haklarının” korunması için demokratik toplum düzeninde gerekli bir müdahale olmadığı düşüncesindeyim.
Sanıkların sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında kaldığından 1 nolu Kanun Yararına Bozma talebinin kabulü ile sanıklar …, …, Ümit Ertaş Zile’nin beraatine karar verilmesi düşüncesiyle sayın çoğunluğun Kanun Yararına Bozma talebinin reddi kararına katılmıyorum.
Karşı Oy
Sanık … adında hakaret suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmaması sebebiyle ilk derece mahkemesinin kararının kanun yararına bozulmasına ilişkin Dairemiz kararına katılmıyorum.
CMK 231. maddesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme yapılmış ve sanığın daha önceden bir suç işlememiş olması ve ileride bir daha suç işlemeyeceğine dair mahkemeye olumlu kanaat gelmesi halinde sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılacağı kanunda gösterilmiştir. Sanık … hakkında ise daha önce kasıtlı suçun varlığı sebebiyle mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanmamıştır. Bu husus hakimin takdirinde olup, hakim sanığın geçmiş hali, duruşmadaki tutum ve davranışlarını bir bütün halinde değerlendirdiğinde CMK 231. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda takdir yetkisini kullanmıştır. Kanun yararına bozma ise açıkça hukuka aykırılık hallerinin mevcudiyeti halinde uygulanması gereken olağanüstü kanun yoludur. Bu sebeple hakimin takdir yetkisini kullandığı hallerde kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından dairemizin 4 nolu bozma ilamına katılmıyorum.
Karşı Oy
Sanık …'nın 21/09/2012 tarihinde Beyaz TV isimli televizyon kanalında söylediği "Diyarbakır Cezaevi'nin işkenceci katili, hatta karısı da geçenlerde seni aradı, abuk subuk subay olan iki oğlu da çıkıp babamızla gurur duyuyoruz, babamız şehittir diye açıklama yapıyor, bunların bu orduda yeri yok" şeklindeki sözleri ile konuşmanın genel içeriği dikkate alındığında müşteki …'ı işkenceci katilin oğlu ve abuk subuk subay olarak tanımladığı,
Bu haliyle anılan sözlerin müştekiyi tahkir edici nitelikte olduğu ve kaba ifade olarak nitelendirilemeyeceği, kanaatindeyim.
Bu nedenle sanık hakkındaki Yerel Mahkemece verilen mahkumiyet kararının bozularak beraatine karar verilmesi yönündeki 2 nolu bentteki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/582 esas ve 2024/34 karar sayılı kararında, her ağır eleştirinin veya rahatsız edici sözün hakaret kapsamında değerlendirilmemesi gerektiği belirtilmiştir. Sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme oluşturması gerekir. Kurul, düşünce açıklamasının geniş korunduğunu; iftira, küfür ve onur, şeref ile saygınlığı zedeleyici sözlerin ise bu korumanın dışında kalarak suç sayılabildiğini ifade etmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/582, K. 2024/34Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
DİRENME
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 698-129
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 132/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna; hakaret suçundan ise aynı Kanun’un 125/1-4, 43, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 9.150 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 31.05.2016 tarihli ve 296-352 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 10.10.2018 tarih ve 1722-9484 sayı ile;
"…1- Bir gazeteci ve televizyoncu olan sanık …’ın, Galatasaray teknik direktörlüğünden ayrılarak milli takım teknik direktörlüğüne geçen ve AİHM kararlarına göre eleştiriye katlanma sınırı daha geniş olan katılan ile Galatasaray başkanı olan diğer sanık …’ın eylem itibariyle gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak zıt açıklamaların yapıldığı bir ortamda sanık tarafından kimin doğru söyleyip söylemediği yönünde kamuyu aydınlatmak için katılan ile diğer sanık arasında geçen mesajlaşma içeriklerini haber verme kurgusu ve ağır eleştiri sınırları içerisinde katılana doğrudan hakaret etme, küçük düşürme amacı taşımadan, değer yargıları içerisinde kamuoyuna sunması eyleminde basın özgürlüğü kapsamında hareket ettiği gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
2- Sanık …’ın katılan ile yapmış olduğu mesajlaşma içeriklerini katılanın rızası dışında diğer sanık …’a vermesi eyleminde aleniyet unsurunun gerçekleşmesi nedeniyle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilemeyeceği, şartları bulunması durumunda özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de konuşma içeriklerinin günlük hayata ilişkin olup içeriği itibariyle özel hayat kapsamında olmaması nedeniyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında da değerlendirilemeyeceği, öte yandan sanık …’ın diğer sanık …’ın mesajlaşma içeriklerini yayınlamasına iştirak etme eylemi nedeniyle de sanık …’ın basın özgürlüğü kapsamında kalan ve suç oluşturmayan eylemi nedeniyle de mahkumiyetine karar verilemeceği göz önüne alındığından beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesince 19.02.2019 tarih ve 698-129 sayı ile; "Sanığın sözlerindeki ifadelerin rahatsız edici olduğu açık bir şekilde anlaşılmakla birlikte, bu ifadelerin, Anayasa ve AİHS ve AİHM içtihatlarında özel bir önem atfedilen, ifade özgürlüğü bağlamında değerlendirilmesi noktasında sorun oluşmaktadır. Sanık …'nın 'Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir… Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır…', '… gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi…' ve 'Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak' şeklinde beyan ve sözlerle, yine aynı twitter hesabından 28.09.2013 tarihinde paylaşmış olduğu 'Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa …'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar' şeklinde beyan ve sözlerle, yine twitter hesabından 30.09.2014 tarihinde paylaşmış olduğu '… ile … arasındaki tapelere ulaştım…İkisinden biri yalancı ve sahtekâr, söyleyin o bilmem ne… Yöneticilerine gelmesinler' dediğini" beyan ettiği, yine 'darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun…'i' şeklindeki yazılarının hicvin ötesinde, incitici, küçük düşürücü ve katılanın toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması, alenen katılanı hedef alan hakaret içeren 'sahtekar, yalancı, alçak, Adana genelevinin çaycısı, darbe planlarını inkar eden' kelimelerini kullanması, keza yazıların bütünlüğü içinde de atılı suçun unsurlarından olan olgu isnadında bulunması karşısında Yerel Mahkeme hükmümüzün bu suç açısından onanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Aksi düşünce suçla korunmak istenen değeri hiçe saymak, ifade özgürlüğünü ön plana çıkarmak suretiyle ve evrensel hukuk düşüncesi ile bağdaşmayacak şekilde insanların kamuoyunu tarafından takip edilmelerinden ve görevlerinden dolayı her türlü hakarete maruz kalmaları gerektiğini kabul etmek anlamına gelir ki bu durum hukuk devleri ilkesi ile bağdaşmayacaktır. Netice olarak ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
…
Sanık … diğer sanık …'dan aldığı katılan ile yapılan görüşmelere dair mesajları alenen katılanın rızası olmaksızın yayınlamıştır. Bu kabulde de bir sorun olmadığına göre bozma ilamındaki sanık … yönünden ne şekilde suçun oluşmadığı da açıklanmadığından unsurları oluşan suç yönünden önceki kararımızdaki gerekçelerle bozma ilamına direnme yoluna gidilmiştir. Bozma gerekçesinde sanık …’ın basın özgürlüğü kapsamında kalan ve suç oluşturmayan eylemi nedeniyle de mahkumiyetine karar verilemeceği şeklinde gerekçe belirtilmiş ise de mahkememizce zaten hakaret suçunun da oluştuğu kabul edildiğinden ve söylemler 'basın özgürlüğü' kapsamında değerlendirilmediğinden Yargıtay ilamına katılmak mümkün olmamıştır. Yine bu suç yönünden de bozma ilamındaki gibi bir kabul ve 'sanığın gazetecilik saiki ile ikisi arasındaki ilişkiyi, durumu tespitle kamuoyunun merakını gidermiş olması' şeklindeki bir yorum, basın özgürlüğü kalkanı kullanılarak yine haberleşmenin gizliliği suçu ile korunmak istenen değeri hiçe saymak, suçu ortadan kaldırmak anlamına gelecektir.
Yargıtay 12. CD'nin süregelen içtihatları uyarınca, öncelikle kişiler arasında vasıta bulunmaksızın gerçekleşen iletişimin (konuşma, mesajlaşma), haberleşme içeriklerinin, haberleşmenin muhatabı olan diğer kişi tarafından, ilgilisi veya ilgililerinin rızası dışında alenen ifşa edilmesi eyleminin TCK'nın 132/3. maddesinde tanımlanan haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirileceği, yine Yargıtay 12 CD'nin içtihatları gereğidir (örneğin bkz. 12.CD, 28.03.2018, 2017/6442- 2018/3602), TCK 132. maddenin gerekçesinde vurgulandığı üzere, maddede ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulandığından 'telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır' Yargıtay 12.CD'ne göre, 'ses kayıtlarını, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, kaybolma olasılığı bulunan delillerin muhafazasını sağlayıp, daha sonra açacağı boşanma davasına sunarak, aile içi geçimsizliğin kaynağının, katılanın olumsuz tutum ve davranışları olduğunu ispatlama amacını taşıyan eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davranmadığı anlaşıldığından' beraat kararı verilmesinde isabetsizlik görmemiştir (12.CD, 25.04.2018, 2017/9753-2018/4830; 21.03.2018, 2017/4667-2018/3187) şeklindeki kararları da nazara alındığında burada sanık …'in sadece televizyoncu olmasından dolayı hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığı kabul edilemeyeceği şeklinde bir yorum yapmak mümkün olmamıştır. Katılanın sanık …'a göndermiş olduğu mesajları ele geçiren sanık …'in bu mesajları katılanın rızası olmaksızın televizyondan yayınlaması nedeniyle unsurları oluşan suçtan sanığın cezalandırılmasına dair kararın hukuka uygun olduğu kanaatine varılmıştır." gerekçeleriyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hükümler gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Direnme kararına konu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.06.2019 tarihli ve 46622 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.10.2019 tarih ve 9524-10109 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İnceleme dışı sanık … hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hakaret ve haberleşme gizliliğinin ihlali suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
İddia, katılan vekili tarafından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan 02.10.2013 havale tarihli şikâyet dilekçesi, dilekçe içeriği ile aynı doğrultudaki katılan vekili beyanları ve sanığa ait sosyal medya hesabından 25.09.2013, 28.09.2013 ve 30.09.2014 tarihlerinde yapılan suça konu paylaşımlara ilişkin suretler ile sanığın 30.09.2013 tarihinde konuşmacı ve yorumcu olarak katıldığı Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programın kayıtlarını içeren DVD ve bu programa ilişkin konuşma dökümleri içeren bilirkişi raporu, sanığın suç kastı ile olmasa dahi söz konusu paylaşımların ve açıklamaların kendisi tarafından yapıldığına, gazetecilik görevini yaparak kamuoyunu aydınlattığına dair savunması ve tüm dosya kapsamından; sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda Twitter isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden, "…@….._K" kullanıcı ismiyle 25.09.2013 tarihinde; "Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir… Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır…", "… gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi…" ve "Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak.", 28.09.2013 tarihinde "Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa …'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar." 30.09.2014 tarihinde "… ile … arasındaki tapelere ulaştım…İkisinden biri yalancı ve sahtekâr…." şeklindeki ifadelerle paylaşımlarda bulunduğu, 30.09.2013 tarihinde Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programda ise "…'in göstere göstere alenen yalan söylediğini öğrendim.", "Galatasaray ile sözleşme imzalamamasının nedeni, milli takım ile 4 yıllık anlaşma imzalamasıdır, bu ahlaka uygun mu?", "…bu Galatasaray'ı satışa getirmektir.", "… mi yalancı, sahtekâr yoksa … mı yalancı.", "Olimpiyat Stadı güvenlikçilerine 'söyleyin o bilmem ne… Yöneticilerine gelmesinler.' dediğini.", "darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun…'i." şeklinde sözler söylediği ve aynı televizyon programı sırasında katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı inceleme dışı sanık ile arasındaki özel görüşmenin dökümünü tarafların muvafakati olmadan açıkladığı hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
IV. GEREKÇE
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.
A. Sanığa atılı haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı
1. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler
Anayasamızın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesi;
"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir." şeklinde olup, anılan düzenleme ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmış ve bu hak haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hâller belirtilmek suretiyle bu özgürlük anayasal güvence altına alınmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 12. maddesinde;
"1- Kimsenin özel yaşamına, ailesine, konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.
2- Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.";
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" başlıklı 8. maddesinde;
"1- Herkes özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.
2- Bu hakların kullanılmasına ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, suçun ve düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla, hukuka uygun olarak yapılan ve demokratik bir toplumda gerekli bulunan müdahalelerin dışında, kamu makamları tarafından hiçbir müdahale yapılamaz.";
Ülkemiz tarafından onaylanarak, 21.07.2003 tarihli 25175 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 17. maddesinde ise;
"1- Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, evine ya da haberleşmesine keyfi ya da yasadışı olarak müdahale edilemez; hiç kimsenin şeref ve itibarına yasal olmayan tecavüzlerde bulunulamaz.
2- Herkesin, bu gibi müdahalelere ya da tecavüzlere karşı yasalarca korunma hakkı vardır." hükümlerine yer verilmiştir.
İnsan haklarını düzenleyen uluslararası metinlerde kişinin temel hakları arasında yer aldığı belirtilen haberleşme özgürlüğü, hak sahibinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesini ve bu haberleşmenin ilgililerin izni olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade etmektedir. Bir başka deyişle haberleşme özgürlüğü, daha geniş bir kapsama sahip olan özel hayatın dokunulmazlığının bir yönünü oluşturur. Bu nedenle haberleşme özgürlüğü Anayasa’da özel hayatın gizliliği ve korunması kapsamında düzenlenmiş ve Anayasa’nın kişinin hakları ve ödevlerini düzenleyen ikinci bölümünde "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlığı altında haberleşme özgürlüğü hüküm altına alınmıştır. Anayasal bir hak olan haberleşme özgürlüğünün korunması ise haberleşme özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin TCK’da suç olarak düzenlenmesi suretiyle sağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümü açısından TCK’nın "Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar" bölümünde düzenlenen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu üzerinde durulmalıdır.
TCK'nın 139. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suç olarak öngörülen haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği aynı Kanun’un 132. maddesi;
"(1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır." şeklinde iken, suç tarihinden önce 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle; maddenin birinci fıkrasında yer alan "altı aydan iki yıla kadar hapis veye adli para" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis"; maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan "bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" ibaresi "verilecek ceza bir kat artırılır" şeklinde; maddenin ikinci fıkrasında yer alan "bir yıldan üç yıla kadar hapis" ibaresi "iki yıldan beş yıla kadar hapis" şeklinde; üçüncü fıkrada yer alan "altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para" ibaresi "bir yıldan üç yıla kadar hapis" şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya "rızası olmaksızın" ibaresinden sonra gelmek üzere "hukuka aykırı olarak" ibaresi ve fıkranın sonuna "ifşa edilen bu verilerin basın veya yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur" cümlesi eklenmiş; "(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır" şeklindeki dördüncü fıkra ise yürürlükten kaldırılmıştır.
Maddenin gerekçesinde de;
"Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlâli suç olarak tanımlanmaktadır.
Söz konusu suç, belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle işlenmektedir. Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir. Bu suç açısından önemli olan, haberleşmenin belirli kişiler arasında yapılmasıdır. Söz konusu suçu, bu haberleşmenin tarafı olmayan kişi işleyebilir.
Haberleşmenin gizliliğinin sadece dinlemek veya okumak suretiyle ihlâl edilmesi, bu suçun temel şeklini oluşturmaktadır. Ancak, bu gizlilik ihlâlinin, haberleşme içeriklerinin yani konuşulanların veya yazılanların kayda alınması suretiyle yapılması, bu suçun nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Örneğin telefon konuşmalarının ses kayıt cihazıyla kayda alınması hâlinde, suçun bu nitelikli hâli gerçekleşmektedir.
Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin belli bir suça ilişkin soruşturma kapsamında Anayasa ve kanunların belirlediği koşullar çerçevesinde öğrenilmesinin veya kayda alınmasının hukuka uygun olduğu muhakkaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içerikleri hukuka uygun bir şekilde veya birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi suretiyle öğrenilmiş olabilir. İkinci fıkrada tanımlanan suç, haberleşme içeriklerinin ifşasıyla, yayılmasıyla, yani yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Fıkra metninde bu ifşanın hukuka aykırı olması açıkça vurgulanmıştır. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde, söz konusu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, kişinin kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa etmek suretiyle haberleşmenin gizliliğini ihlâl etmesi ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, ifşanın alenen yapılması gerekir. Bu bakımdan, örneğin kişi kendisine gönderilen mektubu gönderenin bilgisi ve rızası dışında bir başkasına okutması hâlinde, bu suç oluşmayacaktır. Buna karşılık, mektubun gönderenin bilgisi ve rızası dışında alenen okunması, başkaları tarafından okunmasını temin için bir yere asılması veya basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, söz konusu suç oluşacaktır…" açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere TCK’nın 132. maddesinde kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini ifşa ve kişinin kendisiyle yapılan haberleşme içeriğini ifşa olmak üzere anılan suçun üç ayrı görünümü düzenlenmiş, gizliliğin sadece dinlemek veya okunmak suretiyle ihlal edilmesinin, bu suçun temel şekli olduğu, gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin ise bu suçun nitelikli şeklini oluşturduğunu belirtilmiştir. Ayrıca kanun koyucu 6352 sayılı Kanun'un 79. maddesiyle TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan; "Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklindeki ibareyi "verilecek ceza bir kat artırılır" şeklinde değiştirmek suretiyle de gizlilik ihlalinin kayda alma şeklinde gerçekleştirilmesinin bu suçun nitelikli hâli olduğunu yönündeki iradesini ortaya koymuştur.
Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunda haberleşmeyi gerçekleştirmek için yararlanılan araçlar bakımından herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, yapılma biçimi ne olursa olsun her türlü haberleşme açısından bir koruma sağlanmıştır. Kanun koyucu teknolojik gelişmeleri göz önünde tutarak, haberleşmenin yapıldığı araçları tek tek saymak yerine sadece gizliliğin ihlali bakımından haberleşmeden söz etmiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; haberleşme kelimesi, "iletişim, yazışma"; iletişim kelimesi; "duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon"; teknik anlamda iletişim ise; "telefon telgraf, televizyon, radyo vb. gibi araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon" şeklinde tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi haberleşmeden söz edebilmek için bir araç kullanılması şart değildir. Haberleşme ya da iletişim iki kişi arasında herhangi bir haberleşme aracı bulunmadan da söz konusu olabilir. Bu anlamda yüz yüze konuşmak da bir tür haberleşme şeklidir. Ancak hükmün konuluş amacı göz önüne alındığında, suçun hukuki konusunun haberleşme vasıtaları ile yapılan haberleşme olduğu kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde yer alan, "Kişiler arasındaki haberleşmenin ne suretle yapıldığının suçun oluşumu açısından önemi yoktur. Bu haberleşme, örneğin mektupla, telefonla, telgrafla, elektronik posta yoluyla yapılabilir." şeklindeki açıklama da esasen dolaylı olarak haberleşmenin araya vasıta sokularak yapılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle kişilerin yüz yüze iletişimine dinleme vb. şekillerde müdahale edilmesi, TCK’nın 133. maddesinde düzenlenen "Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması" ya da TCK’nın 134. maddesinde düzenlenen "Özel hayatın gizliliğini ihlal" suçları kapsamında değerlendirilmelidir (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2019, 14. Bası, Seçkin Yayınevi, s. 547-548).
TCK’nın 132. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında düzenlenen suçu haberleşmenin tarafı olmayan üçüncü bir kişi işleyebilir. Suçun mağduru haberleşmenin tarafları olan kişi veya kişilerdir. Maddenin üçüncü fıkrasında düzenlenen suçun faili haberleşmenin tarafı, mağduru ise haberleşmenin diğer tarafı yani haberleşmenin yapıldığı diğer kişi veya kişilerdir.
Maddenin birinci fıkrasında tanımlanan suçu oluşturan fiil, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlalidir. Gizliliğin ihlali haberleşmeye konu olan hususların, başka bir anlatımla haberleşme içeriklerinin haberleşen tarafların iradesi hilafına üçüncü kişilerce öğrenilmesini ifade eder. Haberleşmeye taraf olmayan kişilerin, haberleşmenin gizliliğine yönelik bilerek ve isteyerek yapacakları her türlü müdahale haberleşmenin gizliliğinin ihlali olarak kabul edilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Suç tanımında gizliliğin ihlal şekilleri gösterilmediğinden haberleşmenin gizliliğini ihlal serbest hareketli bir suçtur. Suçun oluşması için gizliliğin ihlal edilmiş olması yeterli olduğundan ve bir zarar doğması şartı da bulunmadığından söz konusu bu suç tehlike suçu özelliği göstermektedir.
Uyuşmazlıkla ilgili maddenin ikinci fıkrasında, kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Madde metninde yer alan ifşa kelimesi, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’nde; "gizli bir şeyi açığa çıkarma, yayma" olarak tanımlanmıştır. Haberleşme içeriğinin ifşa edilmesi, haberleşme içeriğinin üçüncü bir kişiye aktarılması, haberleşme içeriği konusunda üçüncü kişiye bilgi verilmesi anlamına gelir. Haberleşme içeriğinin aleni bir şekilde ifşa edilmesi gerekli değildir. Bu bakımdan haberleşme içeriğinin açıklanmasının herkesin duyup görebileceği bir yerde yapılması şart değildir. Haberleşme içeriğinin bir kişiye açıklanması da ifşa anlamındadır. Bu suç, haberleşme içeriklerinin açıklanması ve yayılmasıyla, başka bir deyişle yetkisiz kişilerce öğrenilmesinin sağlanmasıyla oluşur. Haberleşme içeriğini öğrenme şeklinin hukuka uygun veya aykırı olması bu suç bakımından önemli değildir. Herhangi bir şekilde öğrenilen haberleşme içeriğinin hukuka aykırı olarak başkasına veya başkalarına açıklanması veya yayılması hâlinde kişiler arasındaki haberleşme içeriklerinin ifşası söz konusu olur. Bu fıkradaki suçun oluşumu için ifşanın hukuka aykırı olması gerekmektedir.
Bu maddede düzenlenen suç genel kastla işlenen bir suç olup suçun oluşumu için saik aranmaz.
TCK’nın 132. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun maddi konusu haberleşme, ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçların maddi konusu ise haberleşmenin içeriğidir.
TCK'nın 132. maddesinde düzenlenen suç ile korunan hukukî yarar; genel olarak kişilerin özel yaşamına saygı hakları, özel olarak da bireysel haberleşme özgürlüğüdür. Bu nedenle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm ile haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu düzenleyen norm arasında genel-özel norm ilişkisi bulunmaktadır. Ancak suçun oluşabilmesi için bu ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması amacıyla TCK’da düzenlenen "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenler" üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
TCK'nın esas aldığı ve suçun bir haksızlık olarak tanımlandığı suç teorisinde suçun unsurları; maddi unsurlar, manevi unsurlar ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç başlık altında toplanmaktadır.
Uyuşmazlıkla yakından ilgili olan hukuka aykırılık, suçu oluşturan haksızlığın niteliği olup hukuka aykırılık ile kastedilen husus fiilin hukuk sistemiyle çatışması ve hukuk sistemine aykırı olmasıdır. Kanun’da bazı suç tanımlarında "hukuka aykırı olarak", "hukuka aykırı başka bir davranışla", "hukuka aykırı diğer davranışlarla", "hukuka aykırı yolla", "hukuka aykırı yollarla" gibi ifadelere yer verilmiştir. Bu ifadelerin geçtiği suçlarda failin, işlediği fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmesi, yani bu konuda doğrudan kastla hareket etmesi gerekmektedir.
TCK'nda hukuka uygunluk sebepleri;
a- Kanunun hükmünü yerine getirme (m.24/1),
b- Meşru savunma (m.25/1),
c- İlgilinin rızası (m.26/2),
d- Hakkın kullanılması (m.26/1),
Olarak kabul edilmiştir.
Uyuşmazlık konusu ile yakın ilgisi nedeniyle sayılan hukuka uygunluk nedenlerinden "Hakkın kullanılması" üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.
Dar anlamıyla basın, belirli zamanlarda yayımlanan gazete ve dergileri kapsamaktayken; geniş anlamda basın, belirli zamanlarda basılıp, her çeşit haber ve fikirleri topluma ulaştıran tüm yayın ürünlerini ifade eder. Haber ajansları, gazeteler, dergiler, televizyonlar, radyolar ve internet geniş anlamda basın kavramı içine girer.
Basın özgürlüğü genel anlamıyla haberlerin, düşüncelerin, yorumların ve eleştirilerin hiçbir engel ile karşılaşmadan serbestçe basılması, yayımlanması ve dağıtılmasını ifade etmektedir. Basın özgürlüğü, bir sistemin temel hak ve hürriyetleri teminat altına alıp almadığının en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Basın özgürlüğünün varlığından bahsedebilmek için birtakım şartların varlığı aranmaktadır. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan ilki, haber, düşünce ve bilgilere ulaşma hakkıdır. Basının, basın özgürlüğünden kaynaklanan haklarını kullanabilmesi için öncelikle haber ve düşünceleri serbestçe toplaması gerekmektedir. Bu nedenle, haber toplama hakkı basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan bir diğeri haber, düşünce ve bilgileri yorumlama ve eleştirme hakkıdır. Basının özgürlüğünü kullanabilmesi için bu bilgileri topluma aktarabilmesi gerekmektedir. Basın özgürlüğünün içerdiği haklardan bir diğeri de haber, düşünce ve bilgileri basabilme ve dağıtabilme hakkıdır.
Anayasa'mızın "Basın Hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde basın özgürlüğü; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır…" şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar basın özgürlüğü Anayasa'nın 28. maddesinde bağımsız bir hak olarak ele alınmışsa da maddedeki; "Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat şartına bağlanamaz" şeklindeki düzenleme, 26. maddede yer verilen; "Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema ve benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." şeklindeki düzenleme bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; koruma altına alınan basın özgürlüğünün yalnızca basılmış eserler açısından geçerli olduğunu; görsel-işitsel basın olarak isimlendirilebilecek yayın organları vasıtasıyla veya internet ve sosyal medya aracılığıyla gerçekleştirilen faaliyetlerin 26. maddede düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığını söylemek mümkündür.
Bu nedenle Anayasa’nın 26 ve 28. maddelerindeki düzenlemeler birlikte ele alınmalıdır. Anayasa'daki bu iki düzenleme bir bütün olarak her türlü yazılı, görsel, işitsel yayınlar ile internet aracılığıyla basın tarafından gerçekleştirilen tüm faaliyetleri diğer koşulların varlığı hâlinde ifade özgürlüğü başlığı altında koruma altına almaktadır. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün etkin olarak kullanılabilmesi için zorunlu olduğundan bu hakkın ayrılmaz bir parçasıdır (Sulhi Dönmezer, Yeni Anayasamızda Basın Hürriyeti, İÜHFM, C. 28, S. 3-4, 1962, s. 569). Bu hakka Anayasa'da ayrı bir maddeyle yer verilmesi, ifade özgürlüğü ile arasında bir farklılık bulunduğu anlamına gelmemektedir. Anayasa koyucu ayrı bir maddede bağımsız olarak düzenlemek suretiyle bu hakka verdiği önemi vurgulamak istemiştir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir görünüm şekli olduğunu ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olduğunu değerlendirmektedir.
Sonuç olarak haber verme hakkı nın anayasal dayanağı ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olan basın özgürlüğüdür. Dolayısıyla haber verme hakkı, Anayasa’nın 26 ve 28. maddeleri gereğince anayasal güvenceye sahip bir hak olarak kabul edilmelidir.
Öte yandan Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen 28. maddesinin yaptığı atıf nedeniyle basın özgürlüğü Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında ve 27. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlandırılabilir. Ancak Anayasa’nın 13. maddesindeki düzenleme uyarınca bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Basın özgürlüğünü ve bu özgürlüğün kullanımını düzenleme amacı taşıyan 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde Anayasa'daki düzenlemeler ile uyumlu bir şekilde basın özgürlüğünün kullanılmasının sınırlanmasına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Basın özgürlüğünden açıkça söz etmemekle birlikte, basın özgürlüğünü düzenleyen diğer uluslararası belgeler ile uyumlu olarak AİHS’de basın özgürlüğünü ifade özgürlüğü ile bir bütün olarak ele almıştır. AİHM’nin "İfade Özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde bulunan; "Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini de bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir" şeklindeki düzenleme ile basın özgürlüğünün ifade özgürlüğünün bir görünümü olarak ele alındığını görmekteyiz.
AİHS’nin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün ne şekilde sınırlanabileceği ortaya konmuştur. Düzenlemeye göre; "Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."
Günümüzde çağdaş demokratik toplum olgusunu ortaya koyan önemli unsurlardan biri de haber verme hakkı ve bu hakkı kullanabilme olanağının bulunmasıdır. Basın mensubu açısından en etkin ve en önemli hak olan haber verme hakkı aslında basın özgürlüğünün sonuçlarından biridir.
Doktrinde genellikle basın özgürlüğünün içeriği ve doğurduğu haklar, haber verme hakkı, eleştiri-inceleme hakkı ve yaratma hakkı olarak üç başlık altında incelenmektedir. Haber verme hakkı haberlere ulaşmayı ve elde edilen haberleri yayınlamak ve dağıtabilmek hakkına sahip olabilmeyi ifade eder. Haber verme hakkı, basının kendine tanınmış sübjektif bir hakkı ifade etmekle birlikte, aynı zamanda kamunun da olayları öğrenmek ve değerlendirmek hususunda kamusal bir haber alma hakkı da ifade etmektedir.
Haber verme hakkı aynı zamanda hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin de bir görünümüdür. Nitekim basın özgürlüğünün sağladığı imkânların ceza hukuku alanındaki anlamı da zaten budur. Ceza hukukunda öngörülen bir suç tipinin ihlâl edilmesine sebebiyet verebilecek bir eylemin basın özgürlüğünün sınırları içerisinde kalması durumunda ilgili basın mensubu açısından hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin varlığını kabul etmek gerekir. Haber verme hakkı; haberi öğrenme ve toplama hakkı, haber verme ve yorumlama hakkı ile haberi yazıya dökme ve yayma hakkı gibi hakları içerisinde barındırır. Basının haber verme hakkından söz edebilmek için birtakım koşulların gerçekleşmesi aranmaktadır. Buna göre; haberin gerçek olması, haberin güncel olması, haberi vermede kamusal ilgi ve yararın bulunması, verilen haberle işlenen suç arasında düşüncel bir bağ bulunması gerekmektedir.
Haberin gerçek olup olmadığı verildiği andaki koşullara göre değerlendirilmelidir. Sonradan değişen koşulların haberi gerçek olmaktan çıkarması durumu değiştirmez. Haberi veren kişi haber verdiği andaki durumu araştırmakla yükümlüdür. Ancak bu kişi mutlak gerçeği bulmakla yükümlü değildir. Önemli olan haberin verildiği andaki olgulara ve görünüme göre gerçek sayılan haberin verilmesidir. Doktrindeki bir görüşe göre haberi veren kişinin gerçek olmayan bir haberi gerçek olarak algılayarak vermesi durumunda, ceza hukukunun genel hükümler kısmında düzenlenen hata kurumu doğrultusunda değerlendirme yapılması gerekecektir.
Güncelliğini kaybetmiş bir olay haber olmaktan çıkar. Bu haberi vermekte kamunun menfaati kalmadığı gibi, haber verme hakkı da söz konusu olmaz. Bununla birlikte zamana yayılmış bir haber güncelliğini korumaya devam eder. Habere konu olan olay unutulduktan sonra duyurulmasında haberin objektifliğinden söz edilemez. Bu durumda haber verme hakkına ilişkin hukuka uygunluk nedeninin bulunduğu iddia edilemez.
Yine haber verilirken paylaşılan bilgiler, bir kişi veya kişilerin haklarına zarar verilmesine sebebiyet verebilir. Bu durumda fiili hukuka uygun hale getiren şey, böyle bir haberi vermedeki kamu yararının kişinin ihlâl edilen haklarından daha değerli olduğunun kabulüdür. Dolayısıyla bu haberin verilişinin hukuka uygunluk nedeninin sınırları içerisinde olduğunu kabul edebilmek için, haberin verilmesinde kamu yararı bulunması gerekir. Kamu yararı bulunmayan durumda, haberin kamunun ilgisini çekici mahiyette olması eylemin hukuka uygun sayılması için yeterli olmaz. Kamu yararının varlığı verilen haberin belirli bir dönemde ve belirli bir toplumda geçerli olan ahlaki ve hukuki değerlerin korunmasına yönelik olup olmadığına göre belirlenir.
Uyuşmazlık konusu suç bakımından değerlendirme yapılacak olursa, hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeninin bir eylemi suç olmaktan çıkarmasında esas alınabilecek üstün yarar kuramı bu suç tipi bakımından da geçerliliğini korumaktadır. Eğer somut olayda haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun koruduğu hukuki değerler haber verme hakkı nın dayandığı kamu yararından daha üstün kabul edilirse haber verme sınırlarının aşılması nedeniyle eylem hukuka aykırı olacaktır. Aksi durumda haber verme hakkının kaynağı olan kamu yararı üstün tutularak eylemin haber verme sınırları içerisinde olduğu değerlendirilecek ve yapılan haber hukuka uygun olacağından söz konusu suç oluşmayacaktır.
Haber verilirken birtakım değerlendirmeler eklenmesi doğaldır. Ancak bu değerlendirmeler verilen haber açısından bir fayda sağlamayan küçültücü ibareler niteliğinde ise, verilen haberle işlenen suç arasında fikri bir bağ kalmamış olur. Yine haber konusu ile ilgisi olmayan başlık veya fotoğraflara yer verilmesi gibi durumların haber verme hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu durumda haber verme hakkının sınırları aşılmış olur. Bu nedenle haber veren kişinin konunun açıklanması için gerekli ve yararlı olmayan kişilerin haklarını ihlal edecek ifadeleri kullanmaktan kaçınması gerekir. Özellikle kişilerin özel hayat alanı ile ilgili bilgi vermemesi gerekir. Kişilerin hukuken koruma altına alınan özel hayatına ilişkin bilgilerin sadece başkalarının merak duygularını gidermek için haber konusu yapılması hukuken meşru görülemez.
Haber verme hakkına ilişkin hukuka uygunluk nedeninin sınırlarını belirlerken öncelikle bu hakka ilişkin koşulların oluşup oluşmadığını belirlemek gerekmektedir. Somut olayda haber verme hakkının koşullarının varlığı kabul edildiği takdirde, işlenen fiil nedeniyle suç tipinde korunmak istenen haklardan hangisi veya hangilerinin ihlal edildiğini tespit etmek gerekmektedir. Son olarak somut olayda yapılan haberin niteliğine göre toplumun söz konusu haberi öğrenmesine ilişkin kamu yararı ile ihlal edilen hukuki değer arasında bir değerlendirme yapılarak, fiilin hukuka uygun olup olmadığına karar verilmelidir. Söz konusu değerler arasında karşılaştırma yaparken özellikle haber verme hakkının varlık sebebi olan kamu yararı amacına uygun olarak kullanıp kullanılmadığı göz önünde tutulmalıdır.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda 30.09.2013 tarihinde konuşmacı ve yorumcu olarak katıldığı Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli televizyon programı sırasında bir şekilde ulaştığı katılan ile inceleme dışı sanık arasındaki özel görüşmenin dökümünü tarafların muvafakati olmadan açıkladığı olayda;
İddianameye konu haberin konusunun güncel ve kamuoyunca tanınan kişiler ile ilişkili olması nedeniyle toplumsal ilginin bulunduğu düşünülerek konunun ana hatları ile haber yapılmasının kamuoyunu yakından ilgilendirdiğinden bahisle katılan ile inceleme dışı sanık tarafındaki günlük hayata ilişkin mesajlaşma içeriklerinin açıklanmasının basın özgürlüğü ve haber verme hakkı kapsamında kaldığı ve bu nedenle atılı haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun hukuka aykırılık unsuru itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, isabetli bulunmayan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. B- Sanığa atılı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı;
1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartı olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.",
AİHS'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir.
Anayasa'mıza bakıldığında;
25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu bağlamda TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi;
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek yeterli bir altyapının mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, Galatasaray Spor Kulübü teknik direktörlüğünden ayrılarak Milli Takım teknik direktörlüğüne geçen katılan ile Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olan ve hakkında haberleşmenin gizliliğini ihlal suçundan verilen beraat kararı onanmak suretiyle kesinleşen inceleme dışı sanık arasında suç tarihlerinde gündemde ve kamuoyunun ilgisinde olan konu ile ilgili olarak farklı açıklamaların yapıldığı bir ortamda "Twitter" isimli sosyal paylaşım sitesi üzerinden, "…@….._K" kullanıcı ismiyle 25.09.2013 tarihinde; "Başkan ile çalışan profesyonel ilişkisi bellidir… Başkan'a meydan okumak her türlü hukuk ve edebe aykırıdır…", "… gs başkanına adana genelevinin caycısı muamelesi yaptı ve bunun sonucunda da haklı olarak gönderildi…" ve "Acaba sinyor terim gs başkanına yaptığı terbiye dışı hareketleri nasıl savunacak.", 28.09.2013 tarihinde "Fakat eğer bu kayıtlarda arama ve sms'ler varsa …'in yalancı, sahtekâr ve alçak olduğu ortaya çıkar." 30.09.2014 tarihinde "… ile … arasındaki tapelere ulaştım…İkisinden biri yalancı ve sahtekâr…." şeklindeki ifadelerle paylaşımlarda bulunduğu, 30.09.2013 tarihinde Beyaz TV de yayınlanan Derin Futbol isimli programda ise "…'in göstere göstere alenen yalan söylediğini öğrendim.", "Galatasaray ile sözleşme imzalamamasının nedeni, milli takım ile 4 yıllık anlaşma imzalamasıdır, bu ahlaka uygun mu?", "…bu Galatasaray'ı satışa getirmektir.", "… mi yalancı, sahtekâr yoksa … mı yalancı", "Olimpiyat Stadı güvenlikçilerine 'söyleyin o bilmem ne… Yöneticilerine gelmesinler.' dediğini.", "darbe planlarını inkâr eden, Türk futbolunun…'i." şeklinde sözler söylediği olayda;
Sanığın kullanmış olduğu ifadelerin bir bütün hâlinde herhangi bir düşünce açıklaması niteliğinde olmadığı, eylemin şekli, yapıldığı yer ve ortam gözetildiğinde katılanın saygınlığına zarar vermeyi amaçlayıp küçültücü nitelikte olduğu, dolayısıyla eylem sonucu katılanın onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararı isabetli olup dosyanın uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnme kararına konu;
a- Hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
b- Haberleşme gizliliğinin ihlali suçunun unsurları itibarıyla oluştuğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnme kararına konu haberleşmenin gizliliği ihlal suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün, unsurları itibarıyla oluşmayan suçtan sanığın beraati yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın, hakaret suçu bakımından uygulamanın denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu bakımından 26.12.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede oy birliğiyle, hakaret suçu bakımından ise birinci müzakerede çoğunluk sağlanamadığından 24.01.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kurul, önce ifadenin kanıtlanabilir bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunun belirlenmesi gerektiğini aktarmıştır. Bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi, ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecek bir durum olarak açıklanmıştır. Buna karşılık hiçbir veriye ve hiçbir altyapıya dayanmayan değer yargısının bu özgürlük kapsamında görülmediği de belirtilmiştir. Bu ölçüt, ilgili karardaki değerlendirmeye aittir.
Aynı kararda çoğunluk, o dosyadaki sanığın sosyal paylaşımda ve televizyon programında kullandığı belirli sözlerin bir bütün olarak düşünce açıklaması olmadığını kabul etmiştir. Sözlerin biçimi, yeri ve ortamı gözetildiğinde katılanı küçültmeyi amaçladığı ve hakaretin unsurlarının oluştuğu sonucuna varılmıştır. İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.02.2019 tarihli ve 698-129 sayılı direnmesindeki bu gerekçe isabetli görülmüş, uygulama denetimi için dosya özel daireye gönderilmiştir. Sonuç oy çokluğuyla verilmiş; on üye direnme gerekçesini isabetsiz bularak karşı oy kullanmıştır.
Programdaki her ağır söz hakaret midir?
Hayır. Ağır eleştiri veya rahatsız edici söz, ancak onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek açıklıkta somut bir fiil ya da olgu isnadı veya sövme içeriyorsa hakaret kapsamında değerlendirilir.
Suçu övmek hangi koşulla cezalandırılır?
İşlenmiş bir suçu veya failini alenen övmek, bu nedenle kamu düzeni açısından açık ve yakın bir tehlike doğarsa iki yıla kadar hapis cezasını gerektirir.
Gıyapta söylenen hakaret için ek koşul var mıdır?
Evet. Mağdurun yokluğunda hakaretin cezalandırılabilmesi, fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesine bağlıdır.
Çocuğa yönelik fuhuş hazırlığı da cezalandırılır mı?
Evet. Çocuğun fuhşuna teşvik, kolaylaştırma, tedarik, barındırma veya aracılık fiillerine yönelik hazırlık hareketleri, tamamlanmış suç gibi cezalandırılır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

