Telefon ve Mesaj Yoluyla Tehdit Suçunun Oluşumu
Tehdit suçunun meydana gelmesi için fail tarafından ağır ve haksız bir zarara uğratılacağının muhatabın bilgi ve görgüsüne sunulması yeterlidir. Suçun tamamlanması bakımından bildirilen bu ağır ve haksız zararın fiilen gerçekleşmesi aranmaz.
Telefon görüşmelerinde veya gönderilen mesajlarda yer alan tehdit içeriklerinin kavga esnasında ya da kızgınlıkla söylenmiş olması eylemin suç oluşturmasını engellemez. Böyle bir halin varlığı durumunda, yasal şartları oluşmuşsa fail hakkında haksız tahrik indiriminin uygulanması gündeme gelebilir.
Cezai Yaptırımlar ve Suçun Nitelikli Halleri
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir başkasını kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden fail hakkında altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu suçun kadına karşı işlenmesi halinde ise verilecek hapis cezasının alt sınırı dokuz aydan az olamaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 106Kaynağı aç
yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı
gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle:12/5/2022-7406/6 md.) Bu suçun
kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.
Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük
edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para
cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak
bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından
birlikte,
d) Var olan
veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten
yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında
iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme,
kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca
bu suçlardan dolayı ceza verilir.
Şantaj
Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratılacağından veya sair bir kötülük edileceğinden bahisle tehditte bulunulması halinde, eylemin takibi mağdurun şikayetine bağlı olup fail hakkında iki aydan altı aya kadar hapis veya adli para cezası öngörülmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 106. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tehdidin silahla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, birden fazla kişi tarafından birlikte ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi durumunda faile iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası verilir. Gizli numara kullanılarak gerçekleştirilen arama veya mesaj gönderme eyleminin bu nitelikli hal kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği; eylemin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin muhatap tarafından anlaşılıp anlaşılmadığına ve somut koşullara göre belirlenmesi gereken ayrı bir hukuki sorundur.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2015/24942, K. 2019/18807Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1)TCK'nın 106. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde düzenlenen “kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle” işlenen nitelikli tehdit suçundaki seçimlik hareketlerin suç oluşturabilmesi için eylemin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin muhatabınca anlaşılmamış olması gerektiği, yine TCK'nın 106. maddesinin 2/b fıkra ve bendinde düzenlenen tehdidin, "kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle" işlenmesiyle ilgili nitelikli şeklinin ancak; sanıkla yüzyüze iletişim kurulan hallerde ve sakal, bıyık veya maske takma, kıyafetinde değişiklik yapma gibi dış görünümünü ve dolayısıyla kimliğini değiştirecek şekildeki davranışların varlığı halinde uygulanabileceği, somut olayda Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca gizli numaradan arayan kişinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilebildiği gözetilmeden, "gizli numaradan aradığı" gerekçesiyle, aynı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi yerine, somut olaya uymayan 2. fıkrası uygulanarak fazla cezaya hükmedilmesi,
2)Bozmaya uyularak yapılan değerlendirme neticesinde, sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin ve eylemin TCK'nın 106/1. maddesinin ilk cümlesine uyduğunun kabulü durumunda ise; 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …'ün temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, HÜKMÜN, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03/12/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2015/18560, K. 2019/16587Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
1-Sanığın katılan …'na yönelik hakaret suçundan dolayı kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, verildiği tarih itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık …'in TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
2-Sanığın, katılan …'na yönelik, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyize gelince,
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede,
a-TCK'nın 106. maddesinin 2/b fıkra ve bendinde düzenlenen tehdidin, "kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle" işlenmesiyle ilgili nitelikli şeklinin ancak; sanıkla yüzyüze iletişim kurulan hallerde ve sakal, bıyık veya maske takma, kıyafetinde değişiklik yapma gibi dış görünümünü ve dolayısıyla kimliğini değiştirecek şekildeki davranışların varlığı halinde uygulanabileceği ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca gizli numaradan arayan kişinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilebildiği gözetilmeden, "gizli numaradan aradığı" gerekçesiyle, aynı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi yerine, somut olaya uymayan 2. fıkrası uygulanarak fazla cezaya hükmedilmesi,
b-Sanığın eyleminin TCK'nın 106/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen suçu oluşturduğunun kabul edilmesi halinde ise,
02/12/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen TCK'nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış olmakla, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …'in temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 24/10/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2013/30393, K. 2015/39648Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 4 – 2011/410785
MAHKEMESİ : Bor Asliye Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 18/10/2011
NUMARASI : 2011/186 (E) ve 2011/306 (K)
SUÇ : Tehdit
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
TCK'nın 106. maddesinin 2/b fıkra ve bendinde düzenlenen tehdidin, "kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle" işlenmesiyle ilgili nitelikli şeklinin ancak; sanıkla yüzyüze iletişim kurulan hallerde ve sakal, bıyık veya maske takma, kıyafetinde değişiklik yapma gibi dış görünümünü ve dolayısıyla kimliğini değiştirecek şekildeki davranışların varlığı halinde uygulanabileceği ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca gizli numaradan arayan kişinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilebildiği gözetilmeden, "gizli numaradan mesaj gönderildiği" gerekçesiyle, aynı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesi yerine, somut olaya uymayan 2. fıkrası uygulanarak fazla cezaya hükmedilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık K.. Ç..'nin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, 5237 sayılı Kanun'un 106. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmedilir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2010/11064 Esas ve 2012/2092 Karar sayılı ilamına konu somut uyuşmazlıkta, telefonla mesaj yoluyla işlenen tehdit suçunun mağdur üzerinde bu yöntemle işlenmesinin daha fazla korku ve endişe yaratacağı gözetilerek mahkemece alt sınırdan uzaklaşılmasında isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2010/11064, K. 2012/2092Kaynağı aç
2. Ceza Dairesi 2010/11064 E., 2012/2092 K.
CEZANIN TAKDİRİ
TEHDİT
TELEFONLA MESAJ YOLUYLA TEHDİT
TEMEL CEZANIN BELİRLENMESİ
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 61 ]
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 125 ]
"İçtihat Metni"
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan 5271 sayılı CYY'nin 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı "kasıtlı bir suçtan mahkum olmama" koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Sanığa atılı hakaret ve tehdit suçlarında korunan hukuki değerler birbirinden farklı olduğu gibi, telefonla mesaj yoluyla işlenen tehdit suçunun katılan üzerinde bu şekilde işlenmesinin daha fazla korku ve endişe yaratacağı gözetildiğinde, mahkemenin tehdit suçundan alt sınırdan uzaklaşma gerekçesinde isabetsizlik bulunmadığı ve mahkemenin 08.02.2007 tarih, 578-15 sayılı kararının katılan vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine hükmün Dairemizin 09.10.2007 tarih, 9514-12768 sayılı bozma ilamıyla sanık aleyhine de bozulduğu anlaşılmakla bozma ilamından sonra sanık hakkında 765 sayılı TCK'nın 80. ve 81. maddelerinin uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncelerine katılınmamıştır.
Bozma üzerine yapılan duruşmaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre temyiz itirazları yerinde olmadığından reddiyle hükmün isteme aykırı olarak (ONANMASINA), 06.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Gizli Numara Kullanımının Nitelikli Hal Kapsamındaki Yeri
TCK m. 106/2-b'de düzenlenen, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle tehdit suçunun oluşabilmesi için eylemin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin muhatap tarafından anlaşılmamış olması gerekir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2015/18560 Esas ve 2019/16587 Karar sayılı ilamında bu nitelikli halin ancak sanıkla yüz yüze iletişim kurulan hallerde ve sakal, bıyık veya maske takma, kıyafette değişiklik yapma gibi dış görünümü değiştirecek davranışların varlığında uygulanabileceğini kabul etmiştir. Aynı kararda, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca gizli numaradan arayan kişinin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilebildiği gözetilmeden gizli numara gerekçesiyle TCK m. 106/2 uygulanarak fazla cezaya hükmedilmesinin hatalı olduğu, eylemin TCK m. 106/1'in ilk cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2013/30393 Esas ve 2015/39648 Karar sayılı ilamında gizli numaradan mesaj gönderilmesi bakımından da aynı sonuca ulaşmıştır.
İspat Araçları ve Delil Niteliği
Mesaj yoluyla işlenen tehdit eylemlerinde mağdurun gelen iletileri silmeyip saklaması ve imkan varsa ekran görüntüsünü alması halinde bu yazışmalar savcılığa ibraz edilerek delil olarak değerlendirilebilir.
Telefonla sözlü olarak gerçekleştirilen tehditlerde, mağdurun telefonu hoparlöre alarak tehdit içeren ifadeleri ortamda bulunan kişilere duyurması durumunda bu kişilerin tanıklığı ile suç ispatlanabilir. Görüşmeye tanık bulunmadığı durumlarda ise yargılamayı yapan mahkemeden, mağduru o gün ve saat aralığında arayan numaraların tespiti amacıyla GSM operatör kayıtlarının getirtilmesi talep edilebilir; operatörden gelen cevaba göre mağdurun arayan kişiler ve saatler hakkındaki beyanlarının tutarlılığı incelenir.
Ceza yargılamasında kişilerin gizlice kaydettiği konuşmalar kural olarak hukuka aykırı delil niteliğindedir ve hükme esas alınamaz. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2017/21973 Esas ve 2019/3037 Karar sayılı ilamında, tesadüfi ve ani gelişen bir durum olmaksızın bir planlama dahilinde yapılan ses kaydının yasak kanıt niteliğinde olduğu ve bu durumda dosyadaki diğer kanıtlara göre hüküm kurulması gerektiği belirlenmiştir. Buna karşılık, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması hukuka uygun delil kabul edilir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2017/21973, K. 2019/3037Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Beraat
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre. hüküm kurulurken yasa yolu bildiriminde temyiz süresinin başlangıcının ''tebliğ ve tefhim'' şeklinde yanıltıcı gösterilmesi nedeniyle katılanın temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edilerek ve katılan ile o yer Cumhuriyet savcısının sanık hakkında tehdit suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik olarak temyiz talebinde bulundukları belirlenerek dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nın 20. ve 22. maddelerinde, kişilerin özel yaşamlarının ve haberleşmenin gizliliği ilkeleri güvence altına alınmış, 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş, öte yandan uluslararası metinlerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde özel yaşamın gizliliği korunmuş, 6. maddesinde de adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, özel yaşamın gizliliği ilkesine aykırı olarak elde edilen hukuka aykırı delillerin anılan Sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir, (bkz. 6. madde yönünden 12.7.1988 tarihli Shenk-İsviçre kararı, prg. 30-48; Dr. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, 3.B. 2008, s. 291; 8.madde yönünden 26.4.1985 tarihli Malone-İngiltere ve 24.4.1990 tarihli Fransa-Kruslin/ Huoin kararı vd., Prof.Dr.Durmuş Tezcan-M.R.Erdem-O.Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu 2004, s. 384 İç hukukumuzdaki düzenlemeye gelince, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 206/2-a ve 217/2. maddelerinde, yasa ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı açıklanmıştır.
Öte yandan, önceden yürürlükte bulunan ve ceza yargılamasını düzenleyen 1412 sayılı CMUK'nın 18.11.1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun ile değişik 254/2. maddesinde de, "soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir. Anılan Kanun döneminde özel kişilerin elde ettiği deliller hakkında Anayasa Mahkemesinin 22.6.2001 tarihli ve 1999/2 esas, SPK 2001/2 sayılı kararında ise şu saptamalar yapılmıştır: CMUK'nın 254/2. maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. … Anayasal haklara ağır bir müdahale söz konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları kapsamına girmesi gerekir. Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. …Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. …İnsan hakları çiğnenerek elde edilen delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir.
Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20. maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır kuralı yer almaktadır. Bu yol bir kez açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve varlığını Anayasanın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin kanun maddesi tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan "dürüst işlem ilkesi" de bu şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını ve dürüst işlem ilkesini ihlal edecektir.”
Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, kişilerin yalnızca hukuka ve yöntemine uygun biçimde kaydedilen ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunmaktadır. Buna karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olduğundan, delil olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir. Ancak Dairemizce benimsenen YCGK'nın 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur.
Bu itibarla somut olayda, katılan …'in soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı huzurunda alınan "…ses kayıtlarında şahsı konuşturabilmek için ben de ona tehdit ve hakaret içerikli sözler söyledim.” biçimindeki ifadesi ve sanığın katılan tarafından sunulan ve kendisi tarafından oluşturulan ses kaydı ile ilgili olarak soruşturma aşamasında "…Fatma ve Tuğba mesaj atarak ya da telefon ederek bana hakaret ve tehditte bulunmuşlardı ben de kendilerine herhangi bir hakaret ve tehditte bulunmazdım" şeklindeki yargılama aşamasında da yinelediği ifadeleri de gözönüne alındığında, katılan …'in mahkemenin kabulünde belirtildiği gibi sanık …'i konuşmaları ile suça tahrik edip lehine olarak konuşmaları delil olarak kullanma kastının belirgin olması, Tuğba
Türker'in telefon konuşmalarına devamda istekli ve konuşma içeriklerinde mevcut ilişkiden rahatsız olmaması ve bu nedenlerle sanık ile yapmış olduğu konuşmaları kayda alması karşısında, tesadüfen yapılan bir arama üzerine başka şekilde ispatlanması mümkün olmayan bir hal içerisinde değil, bir planlama dahilinde yapılan ses kaydının yasak kanıt niteliğinde olduğu gözetilmeden, dosyadaki diğer kanıtlara göre hüküm kurulması gerekirken, yasak kanıta dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve o yer Cumhuriyet savcısı ile katılan …'in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 26/02/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2015/128 Esas ve 2015/7279 Karar sayılı ilamında incelenen somut olayda, katılanın soyut iddiası dışında failin mahkumiyetine yeterli başkaca kesin delil bulunmaması sebebiyle delil yetersizliğinden verilen beraat kararında isabetsizlik bulunmadığı karara bağlanmıştır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2015/128, K. 2015/7279Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal, hakaret, tehdit
Hüküm : Beraat
Özel hayatın gizliliğini ihlal, tehdit ve hakaret suçlarından sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Tehdit suçundan verilen beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
12/06/2013 tarihli iddianame içeriğine ve dosya kapsamına göre; evli olan sanığın, katılan ile 2012 yılı Ocak ayında cinsel ilişki boyutuna varan birliktelik yaşamaya başladıkları, katılanın başka erkeklerle de ilişkisi olduğundan şüphelenen sanığın, katılanı arayarak "sen beni aldattın,… gelince görüşeceğiz, seni yaşatmayacağım" diyerek tehdit ettiği, ancak bu konuşmalardan sonra katılanla sanığın birlikte yaşamaya devam ettikleri, 17/09/2012 tarihinde tarafların tekrar kavga etmeleri üzerine, katılanın kendisiyle yaptığı konuşmaları kaydeden sanığın katılana "yaptığım ses kayıtlarını internette paylaşacağım" diyerek tehditlerine devam ettiği, 26/02/2013 tarihinde sanığın ses kaydı yapmakta kullandığı ses kayıt cihazını yatak odasının gardrobu üzerinde bularak sanık hakkında şikayet başvurusunda bulunduğu, soruşturma devam ederken sanığın 20/03/2013 tarihinde telefonla görüştüğü şikayetçiye "şikayetinden birşey çıkmaz vazgeç, yoksa seni pişman ederim" diyerek tehditte bulunduğunun iddia edildiği olayda;
Katılanın soyut iddiası dışında sanığın mahkumiyetine yeter başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece delil yetersizliğinden sanığın beraatine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş olup,
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, sübuta ve beraat hükmüne ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
2-Özel hayatın gizliliğini ihlal ve hakaret suçlarından verilen beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;
12/06/2013 tarihli iddianame içeriğine ve dosya kapsamına göre; evli olan sanığın, katılan ile 2012 yılı Ocak ayında cinsel ilişki boyutuna varan birliktelik yaşamaya başladıkları, katılanın başka erkeklerle de ilişkisi olduğundan şüphelenen sanığın, katılanın haberi olmaksızın katılan ile birlikte yaşadığı evin yatak odasına ses kayıt cihazı yerleştirerek katılanla aralarında gerçekleşen cinsel ilişki anına ait sesleri kaydettiği, ses kayıt cihazını bazen yanında taşıyarak dışarıda katılanla yaptığı yüzyüze konuşmaları da kaydettiği, 26/02/2013 tarihinde sanığın ses kaydı yapmakta kullandığı ses kayıt cihazını yatak odasının gardrobu üzerinde bularak sanık hakkında şikayet başvurusunda bulunduğu, soruşturma devam ederken sanığın 20/03/2013 tarihinde kullanmakta olduğu telefonla şikayetçinin kullanmakta olduğu telefona "sadece kendime kızıyorum, sana değer verdiğim için…! haketmediğini bile bile", "geliyormusun?gelmezsen şerefsiz'sin.bekliyorum….!" ve "geliyormusun?gelmezsen şerefsiz'sin." şeklinde hakaret ibareli mesajlar gönderdiğinin iddia edildiği olayda,
Ses kayıt dökümünü yapan bilirkişi raporunda, sanığın kayıt cihazını üzerinde taşıdığını belirtmesi, katılanın beyanı, sanığın katılana gönderdiği mesajar ve sanığın mahkeme ifadesinde, bahse konu ses kayıtlarını katılanın kendisine dinlettiğini beyan ettiği dikkate alındığında, sanığın ses kayıtlarından haberdar olduğu ve sanığın katılanı ısrarla kendisini aldattığına yönelik beyanlarıyla bu kanaatin sanığın katılanı dinlemesi nedeniyle edindiğinin anlaşılması karşısında, sanığın üzerine atılı eylemlerin sabit olduğu gözetilerek mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin, temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca, hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 04/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Şikayet Usulü ve Dava Süreleri
Tehdit suçunun kişinin kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik olması halinde soruşturma ve kovuşturma kendiliğinden yani resen yürütülür. Buna karşılık malvarlığına büyük bir zarar verileceğinden veya sair kötülük edileceğinden bahisle tehdit eyleminde soruşturma ve kovuşturma mağdurun şikayetine bağlıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 73. maddesi gereğince, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlarda yetkili kimse fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla altı ay içinde şikayette bulunmalıdır. Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birinin bu süreyi geçirmesi diğer hak sahiplerinin hakkını düşürmez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 73Kaynağı aç
bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı
takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan
kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek
cümle:7/11/2024-7531/14 md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete
bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun
fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.
(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse
bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı
olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün
kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş
sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı
etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten
vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve
vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık
hukuk mahkemesinde de dava açamaz.
(8) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.)
Dava veya cezanın düşmesinin etkisi
Kovuşturulması şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi belirtilmedikçe şikayetten vazgeçme kamu davasını düşürür; hüküm kesinleştikten sonraki vazgeçme ise cezanın infazına engel olmaz. Kamu davasının düşmesi şikayetten vazgeçmeden kaynaklanmış ve mağdur vazgeçme sırasında şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamışsa sonradan hukuk mahkemesinde dava açamaz. İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme diğerlerini de kapsarken, kanunda aksi yazılı olmadıkça vazgeçme bunu kabul etmeyen sanığı etkilemez.
Telefon veya mesaj yoluyla tehdit sebebiyle kişilik hakları zedelenen mağdur, malvarlığında maddi bir zarar doğmuş olması gerekmeksizin hukuk mahkemesinde manevi tazminat davası açabilir. Tehdit suçunun soruşturma veya kovuşturma evresinde savcılık ya da mahkeme nezdinde uzlaşma sağlanmış olması, ayrıca manevi tazminat davası açılmasını etkileyebilecek bir hukuki durum olarak değerlendirilebilir; ancak bu sonucun kapsamı somut uzlaşma koşullarına bağlıdır.
Uzlaştırma Kapsamı
6763 sayılı Kanun'un 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi uyarınca TCK m. 106/1 kapsamındaki tehdit suçu uzlaştırma kapsamına alınmıştır. Gizli numaradan arama veya mesaj gönderme eyleminin TCK m. 106/1'in ilk cümlesi kapsamında değerlendirildiği durumlarda, TCK m. 2 ve m. 7 de gözetilerek uzlaştırma işlemi uygulanması ve sanığın hukuki durumunun bu çerçevede yeniden belirlenmesi zorunlu görülmektedir.
Gizli numaradan telefonla tehdit etmenin cezası ne kadardır?
Gizli numaradan yapılan arama veya mesaj gönderme eyleminin hangi hüküm kapsamında değerlendirileceği, eylemin kimin tarafından gerçekleştirildiğinin muhatap tarafından anlaşılıp anlaşılmadığına göre belirlenir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin yerleşik kabulüne göre Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı aracılığıyla arayan kişinin kimliğinin tespit edilebildiği hallerde TCK m. 106/2-b değil TCK m. 106/1'in ilk cümlesi uygulanır; bu hüküm altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörür.
Telefon görüşmesinde alınan ses kaydı mahkemede delil sayılır mı?
Yetkili makamlara başvurma imkanının bulunmadığı ve kanıtların kaybolma tehlikesinin olduğu ani durumlarda alınan kayıtlar hukuka uygun kabul edilir; ancak önceden planlanarak yapılan ses kayıtları yasak delil niteliğindedir ve bu durumda mahkemenin dosyadaki diğer delillere göre hüküm kurması gerekir.
Uzlaşma sağlandıktan sonra tehdit nedeniyle tazminat davası açılabilir mi?
Ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında yetkili merciler huzurunda uzlaşma gerçekleşmesi, manevi tazminat davasını etkileyebilecek bir hukuki durum yaratır; ancak bu durumun hukuki sonuçları somut uzlaşma koşullarına bağlıdır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

