Tek Fiille Birden Fazla İdari Yaptırımın İçtimaı

by Avukat Erdal Ersoy
Tek Fiille Birden Fazla İdari Yaptırımın İçtimaı

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasına göre bir fiille birden fazla kabahat işlenmiş ve bu kabahatlerin tanımlarında yalnız idarî para cezası öngörülmüşse en ağır idarî para cezası verilir. Aynı kabahatler için kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüşse bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verilir. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kişisel verilerin açık rıza olmaksızın işlenemeyeceğini ve veriler elde edilirken belirli bilgilerin verilmesini ayrıca düzenler. Bu hükümler, tek bir fiilin iki ayrı idarî yaptırıma konu olup olmayacağını her olay için kendiliğinden belirlemez.

5326 sayılı KABAHATLER KANUNU m. 15Kaynağı aç
Madde 15- (1) Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda sadece idarî para cezası öngörülmüşse, en ağır idarî para cezası verilir. Bu kabahatlerle ilgili olarak kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüş ise, bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verilir. (2) Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idarî para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idarî yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır. (3) Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İdarî Yaptırımlar Yaptırım türleri
6698 sayılı KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU m. 5Kaynağı aç
MADDE 5- (1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. (2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür: a) Kanunlarda açıkça öngörülmesi. b) Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması. c) Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması. ç) Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi için zorunlu olması. d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması. e) Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması. f) İlgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması. Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları
6698 sayılı KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU m. 10Kaynağı aç
MADDE 10- (1) Kişisel verilerin elde edilmesi sırasında veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere; a) Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, b) Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği, c) İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, ç) Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi, d) 11 inci maddede sayılan diğer hakları, konusunda bilgi vermekle yükümlüdür. İlgili kişinin hakları

Yalnız para cezası ve ek idarî yaptırım ayrımı

Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrasındaki en ağır idarî para cezası kuralı, bir fiille birden fazla kabahatin işlenmesine ve ilgili tanımlarda yalnız idarî para cezasının öngörülmüş olmasına bağlıdır. Bu iki unsur birlikte bulunmadan fıkradaki içtima sonucu uygulanamaz. Hüküm, hangi özel kanundaki yaptırımın kabahat tanımı sayılacağını veya iki ayrı idarenin kararının aynı fiile dayandığını ayrıca göstermez.

Aynı fıkrada, söz konusu kabahatlerle ilgili olarak kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüşse bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verileceği düzenlenmiştir. Metin, para cezası dışındaki yaptırımları tek tek saymaz. Bir yaptırımın bu kapsama girip girmediği, ilgili kanundaki yaptırım türüne göre değerlendirilir. Para cezasına uygulanan en ağır ceza sonucu, kanunda ayrıca öngörülen diğer idarî yaptırımlara kendiliğinden taşınmaz.

Aynı kabahatin tekrarı ve suç-kabahat ilişkisi

Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin ikinci fıkrası, aynı kabahatin yinelenmesini her bir işleniş için ayrı idarî para cezasına bağlar. Fiil kesintisiz işlenebiliyorsa, bu özellik nedeniyle yaptırım kararı verilene kadar ayrı kabahatler hâlinde bölünmez ve tek fiil kabul edilir. Hangi kabahatlerin kesintisiz işlenebileceği bu hükümde tanımlanmamıştır. Birden fazla farklı kabahat ile aynı kabahatin tekrarlanması aynı sonuç değildir.

Aynı maddenin üçüncü fıkrasına göre bir fiil hem kabahat hem suç olarak tanımlanmışsa yalnız suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hâllerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır. Hüküm, suçtan yaptırım uygulanamayan hâllerin neler olduğunu açıklamaz. Bu fıkra, iki ayrı idarî para cezasının içtimaını değil, aynı fiilin hem suç hem kabahat olarak tanımlanması durumunu düzenler.

Kişisel verinin işlenmesi ve aydınlatma

6698 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci fıkrasına göre kişisel veriler, ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Maddenin ikinci fıkrası, belirtilen şartlardan birinin varlığı hâlinde açık rıza aranmaksızın kişisel verilerin işlenebileceğini öngörür. Bu şartlardan biri, ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla veri işlemenin veri sorumlusunun meşru menfaatleri için zorunlu olmasıdır. Madde, bu şartların belirli bir reklam faaliyetine uygulanıp uygulanmayacağını ayrıca değerlendirmez ve reklam ya da yapay zekâ uygulamasına özgü bir kural koymaz.

6698 sayılı Kanun’un 10. maddesinin birinci fıkrasına göre kişisel veriler elde edilirken veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, ilgili kişilere veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliğini, kişisel verilerin hangi amaçla işleneceğini, işlenen verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceğini, kişisel veri toplamanın yöntemi ile hukuki sebebini ve 11. maddede sayılan diğer hakları bildirmekle yükümlüdür. Bu kesit, 11. maddedeki hakların içeriğini ve aydınlatma yükümlülüğünün ihlaline bağlanan yaptırımı düzenlemez.

İçtima kuralının bir uyuşmazlıkta uygulanması

Danıştay 8. Daire, E. 2022/2560, K. 2025/8819 sayılı kararının gerekçesinde Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin birinci fıkrası, aynı fiil nedeniyle iki ayrı idarî para cezası öngörülmüşse ikisinin birlikte uygulanamayacağı ve yalnız en ağrının uygulanacağı şeklinde açıklanmıştır. Çoğunluk, uyuşmazlıkta incelenen iki maddenin farklı durumları ve koşulları düzenlediğini, farklı koşullara bağlanan idarî yaptırımlar öngördüğünü kabul ederek bu iki madde arasında fikrî içtima bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu sonuç, üretim ve sevkiyatın bildirilmemesi ile gerçek dışı veya yanıltıcı beyan hükümlerine ilişkindir; başka idarî yaptırımlar için genel bir kural oluşturmaz.

Danıştay 8. Daire, E. 2022/2560, K. 2025/8819Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2022/2560 E.  ,  2025/8819 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/2560 Karar No : 2025/8819 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … Mad. Tic. ve San. A.Ş. VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından işletilen Hatay ili, … ilçesi, … sicil numaralı II-a grubu (dolomit) maden işletme ruhsat sahasında 27-30/10/2017 tarihlerinde yapılan denetim neticesinde düzenlenen rapora istinaden, ruhsat sahasında üretilen madenin üretim ve sevkiyatının beyan edilmediğinin tespit edildiğinden bahisle, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca 604.091,319-TL idari para cezası, aynı Kanun'un 10/7. maddesi uyarınca 62.743,00-TL idari para cezası ve işletme izni alanı dışında faaliyette bulunulduğundan bahisle aynı Kanun'un 12/7. maddesi uyarınca 25.098,00-TL idari para cezası olmak üzere toplam 691.932,319-TL tutarında idari para cezası verilmesine ilişkin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve E… sayılı işleminin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dava konusu işlemin; davacıya, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca 604.091,319 TL idari para cezası verilmesine ilişkin kısım yönünden, Kanun'un 12. maddesinin 4. fıkrasına göre idari para cezası verilebilmesi için öncelikle bildirimi yapılmayan miktar için ödenmesi gereken Devlet hakkının hesaplanması gerektiği, bu hesaplama yapılırken para cezasına konu fiilin sübuta erdiği tarihte geçerli ocak başı satış fiyatının belirlenmesinin esas olduğu, bu kapsamda uyuşmazlık incelendiğinde; üretim ve sevkiyatın yapıldığı ve beyan edilmediği tarihin davalı idarece 2017 yılı olarak tespit edildiği, bu doğrultuda 2017 yılında geçerli ocak başı satış fiyatı esas alınarak Devlet hakkının belirlenmesinin gerekeceği, 2017 yılı için dolomit madeninin ocak başı satış fiyatının davalı idarece 9,5 TL/ton olarak belirlendiği halde dava konusu işlem tesis edilirken ocak başı satış fiyatının 10,87 TL baz alınarak ödenmesi gereken Devlet hakkının belirlenmesinin yerinde görülmediği, öte yandan; dava konusu işlem tesis edilirken hesaplanan Devlet hakkına ek %30 Devlet hakkı daha ilave edilmesi suretiyle nihai Devlet hakkının belirlendiği ve belirlenen bu toplam Devlet hakkının 5 katı üzerinden davacı şirketin idari para cezasıyla cezalandırıldığı görülmekte ise de; Maden Yönetmeliği'nin 87/8. maddesinde yer alan; "Devlet ormanlarında yapılan madencilik faaliyetlerinden Devlet hakkı %30 fazlasıyla alınır…" hükmü gereği Devlet hakkının %30 fazla alınabilmesi için madencilik faaliyetinin orman arazisinde yapılıyor olması gerektiğinin açık olduğu, dava konusu maden sahasında davalı idare personellerince 2017 tarihlerinde yapılan denetim neticesinde düzenlenen denetleme raporunda; "söz konusu alanın Hazine Arazisi olduğunun" beyan edildiğinin görüldüğü, dava dosyasına söz konusu alanın orman arazisi olduğuna dair herhangi bir bilgi belge sunulmadığı da görülmekle; bahse konu alanın orman arazisi olduğu varsayımından hareketle Devlet hakkının Ek %30 olarak belirlenmesinin de yerinde görülmediği, bu durumda; dava konusu idari para cezasının, Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca tesis edilen kısmının, hesaplanan devlet hakkının 5 katı üzerinden verildiği dikkate alındığında; hatalı hesaplanan devlet hakkı esas alınarak davacı şirkete 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca 604.091,319-TL idari para cezası verilmesine ilişkin işlemde anılan gerekçelerle hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle bu kısım için dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlemin; davacıya, 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 10/7. maddesi hükmünü ihlal ettiğinden bahisle 62.743,00 TL idari para cezası verilmesine ilişkin kısmının incelenmesinden; dava konusu işlemin dayanağı olan Kanun'un 10/7. maddesinde iki farklı fiilin ihlal edilmesi suretiyle ceza verileceğinin düzenlendiğinin görüldüğü, ceza hukuku genel ilkelerine göre ceza verilebilmesi için idarece isnat edilen fiilin hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit edilerek bu fiilin karşılığında idari para cezası verilmesi gerekirken, idarece, bahse konu Kanun'un 10/7. maddesinde düzenlenen; "Gerçek dışı veya yanıltıcı beyanda bulunmak suretiyle bu Kanun hükümlerinin uygulanmasını engellemek" fiilinin mi yoksa "haksız surette hak iktisap etme" fiilinin mi ya da her iki fiilin birlikte mi işlenildiği hususunun tespiti yapılmadan sadece Kanun maddesi belirtilmek suretiyle davacı şirkete 62.743,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı, öte yandan; her ne kadar dava konusu işlemde, davacı şirketin bahse konu Kanun'un 10/7. maddesinde yer alan hangi fiili ihlal ettiği açıkça belirtilmemiş ise de; şayet davacının, "haksız surette hak iktisap etme" işlediğinden bahisle Kanun'un 10/7. maddesi uyarınca 62.743,00 TL idari para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş ise bu duruma ilişkin olarak, evrensel bir hukuk kuralı olan ve Kabahatler Kanunu'nun 15. maddesinde de düzenlenen "Non Bis İn İdem (Aynı fiilden dolayı birden fazla ceza verilmez)" kuralı uyarınca bir fiile tek bir ceza tayin edilmesi, eğer bir fiil ile kanun veya kanunların değişik hükümleri ihlal edilmişse, bu durumda en ağır cezayı gerektiren kanun hükmünün uygulanması gerektiği, davacı şirkete, üretip bildirmeme fiili sebebiyle Maden Kanunu'nun 12/4. fıkrası uyarınca 604.091,319 TL idari para cezası verilmesine karar verildiğinden, ayrıca aynı fiilin haksız hak iktisabı olarak tanımlandığı gerekçesiyle Maden Kanunu'nun 10/7. maddesi uyarınca 62.743,00 TL idari para cezası verilmesine ilişkin işlemde bu gerekçeyle de hukuka uygunluk bulunmadığından işlemin bu kısmının da iptaline; dava konusu işlemin; davacının, işletme izni alanı dışında faaliyette bulunduğundan bahisle 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12/7. maddesi uyarınca 25.098,00 TL idari para cezası verilmesine ilişkin kısmının incelenmesinden; uyuşmazlık konusu olayda; dava konusu maden sahasında, aralarında bir Jeoloji Mühendisi, bir Maden Mühendisi ve bir Harita Mühendisinin yer aldığı teknik heyet tarafından 2017 tarihlerinde yapılan denetim neticesinde; davacı şirket tarafından, ruhsat sahası içerisinde ancak işletme izni verilen alan haricinde üretim yapıldığının tespit edildiği görüldüğünden; bu kapsamda davacı şirketin, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte ve aynı zamanda lehe Kanun hükümleri kapsamında 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12/7. maddesi uyarınca 25.098,00 TL idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın; dava konusu işlem ile verilen toplam 691.932,319 TL idari para cezasının, 3213 sayılı Kanun'un 12/4. ve 10/7. maddeleri uyarınca uygulanan 666.834,319 TL'lik bölümünün iptaline ilişkin kısmı sonucu ve gerekçesi itibarıyla hukuka ve usule uygun olup, bu kısım bakımından kaldırılmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varıldığından, kararın bu kısmına yönelik davalı idarenin istinaf başvurusu ile davacının gerekçe yönünden yaptığı istinaf başvurusunun reddine, İstinafa konu kararın; 3213 sayılı Kanun'un 12/7. maddesi uyarınca verilen 25.098,00 TL'lik kısmı bakımından davanın reddine ilişkin kısmı için davacının istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede, uyuşmazlık konusu olayda; davacı şirketin uhdesinde bulunan ruhsatlı maden sahasında 2017 yılında işletme izni olmayan alanda aynı grupta maden üretimi yaptığı sabit olmakla birlikte cezaya konu fiilin 2017 yılında işlendiği dikkate alındığında, işlenen bu fiile karşılık idari para cezasının fiilin işlendiği tarihte (2017 yılında) geçerli olan miktarda uygulanması gerekirken, dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte (2018 yılında) geçerli olan tutarda idari para cezası verildiği, bu durumda; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ve Anayasada güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için öngörülmüş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemeyeceğinden, davacının fiili işlediği tarihteki tutar üzerinden idari para cezası ile cezalandırılması gerekirken bu ilkeye aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemin bu kısmında da hukuka uygunluk, yazılı gerekçe ile davanın bu kısmını reddeden İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle bu kısma yönelik verilen davanın reddi kararı kaldırılarak dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacı tarafça işletme izin alanı dışında üretim yapıldığı, çalışılan izin dışı koordinatların, Hazine arazisi olduğu bilinmekle birlikte yapılan çalışmanın geçmişe dayanıyor olması ve 2015 yılı öncesi mevzuatta Hazine arazileri için de ek devlet hakkı alınması söz konusu olduğundan ek devlet hakkı istenildiği, beyanlar yapılmadığından Kanun'un 10/7. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının hukuka uygun olduğu, (imalat haritası veya başka bir belge verilmediğinden) ölçümde kullanılan aletin kalibrasyonunun yapıldığı, hatalı veya eksik işlem yapılmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, kararın usul ve hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması kısmen gerekçesi değiştirilerek onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava konusu işlem ile davacı adına Maden Kanunu'nun 12/4 maddesi ile 12/7 maddesi uyarınca verilen idari para cezaları yönünden yapılan inceleme: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Dava konusu işlem ile davacı adına Maden Kanunu'nun 10/7 maddesi uyarınca verilen idari para cezası yönünden yapılan inceleme: Dava konusu edilen işlem ile davacının uhdesinde bulunan Hatay ili, Kırıkhan ilçesi, … sicil numaralı II-a grubu (dolomit) maden işletme ruhsat sahasında 27-30/10/2017 tarihlerinde yapılan denetim neticesinde düzenlenen rapora istinaden davacı adına Maden Kanunu'nun 10/7 maddesi uyarınca 62.743,00-TL idari para cezası verilmiştir. Maden Kanunu'nun 10/7 maddesi yönünden verilen idari para cezası için, ilk derece Mahkemesince iki ayrı gerekçeye yer verilerek, söz konusu cezanın hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmış işlemin bu kısmı iptal edilmiş olup, Bölge İdare Mahkemesince de anılan kısma yönelik yapılan istinaf başvuruları reddedilmiştir. Tek fiile tek ceza bir genel hukuk ilkesi olup, bir kimsenin aynı fiilinden dolayı birden fazla yargılanamamasını ve cezalandırılamamasını ifade etmektedir. Bu ilke kural olarak idarî cezalar için de geçerlidir. Bu bağlamda bir kimseye aynı fiili nedeniyle birden fazla idarî ceza verilmesi durumunda, non bis in idem ilkesine aykırılık nedeniyle ilk cezadan sonraki ceza veya cezalar hukuka aykırı kabul edilecektir. Bu ilkenin arka planında yatan düşünce, bir kimsenin aynı fiilinden dolayı birden fazla yargılanması durumunda, yargılamanın birinde suçlu diğerinde suçsuz görülmesi veya farklı yargılamalarda sorumluluğunun ağırlığının farklı seviyelerde görülmesi gibi olası kaotik sonuçların engellenmesi ve ayrıca, aynı fiil nedeniyle mükerrer cezalandırmanın adil görülmemesidir. Bu konuda Kabahatler Kanunu'nun m.15/1 hükmü özel bir düzenleme getirmektedir. Buna göre, aynı fiil nedeniyle iki ayrı idarî para cezası öngörülmüşse, bu cezaların her ikisi de uygulanamayacak ve sadece biri ve en ağırı uygulanacaktır. Maden Kanunu ve yönetmelikleri ile madencilik faaliyetleri bir takım izin ve şartlara bağlanmıştır. Yukarıda yer alan ve somut uyuşmazlığa uygulanan Maden Kanunu hükümlerinden "Beyan usulü" başlıklı 10. maddesinin 7. fıkrasında, Madencilik faaliyetlerinin bu Kanun hükümlerine göre devamı süresince teknik ve mali konularda yapılan beyanlar ile yetkili kişilerce tanzim edilen raporların doğru kabul edileceği ancak, gerçek dışı veya yanıltıcı beyanda bulunmak suretiyle Kanun hükümlerinin uygulanmasının engellenmesi ve/veya haksız surette hak iktisap edilmesi halinde ise kanun koyucu tarafından ruhsat sahiplerine 50.000 TL idari para cezası verileceği öngörülmüştür. 12. maddesinin 4. fıkrasında ise; yaptığı üretim ve sevkiyatı bildirmediği tespit edilen ruhsat sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen miktar için hesaplanacak Devlet hakkının beş katı tutarında idari para cezası düzenlenmiştir. Üretim ve sevkiyatın bildirilmemesi halinde ayrı bir yaptırım uygulanması öngörülmüştür. Her iki maddede de genel olarak Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne bildirim yapılmaması halinde yaptırım uygulanması öngörülmüş ise de; 12. maddesinin 4. fıkrasında yapılan üretim ve sevkiyatın bildirilmemesi nedeniyle oluşan devlet hakkı kaybı esas alınırken, 10. maddesinin 7. fıkrasında ise; genel olarak idarenin teknik ve mali konularda gerçek dışı beyanda bulunulması halinde idari yaptırım uygulanması öngörülmüştür. Bu nedenle, tüm açıklamalardan hareketle, iki maddenin farklı durumları düzenlediği, farklı koşullara bağlanan idari yaptırımları öngördüğü anlaşıldığından, sözü edilen iki madde arasında fikri içtima olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu itibarla, 3213 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 4. fıkrasında, denetim ve inceleme sonucunda gerçek dışı veya yanıltıcı beyanı tespit edilen ruhsat sahiplerine, ödenmesi gereken Devlet hakkına ilaveten bildirilmeyen miktar için hesaplanacak Devlet hakkının beş katı tutarında idarî para cezası verilmesi, maden istihracı ile sağlanacak gelirden Devlet payına düşen ve ödeme yükümlülüğü ruhsat sahibine ait olan kısım olan devlet hakkının ödenmemesi fiili ile oluşurken; 3213 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 7. fıkrasında, maden ruhsat sahiplerinin beyanlarının aksi sabit oluncaya kadar doğru kabul edilmesi sonrasında ise gerçek dışı veya yanıltıcı beyanda bulunmak suretiyle haksız surette hak iktisap edilmesi fiilinin düzenlendiği ve birden fazla farklı fiil ile farklı kabahatin oluştuğu açıktır. Bu nedenle Mahkemenin Maden Kanunu'nun 10/7. ile 12/4. maddeleri uyarınca verilen idari para cezaları için içtima hükümlerinin uygulanmasına yönelik gerekçesinin karardan çıkartılması gerekmektedir. Mahkeme kararının, davacı adına Maden Kanunu'nun 10/7. maddesi uyarınca verilen idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptal edilmesine yönelik bir diğer gerekçesi; işlemde, davacının fiilinin açıkça yazılmadığından bahisle, idarece isnat edilen fiilin hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde tespit edilmemesidir. Konunun aydınlatılabilmesi için kanun hükmünün incelenmesi gerekmektedir. Maden Kanunu'nun 10. maddesinin 7. fıkrasında, gerçek dışı ve yanıltıcı beyanda bulunmak suretiyle Kanun hükümlerini engelleyen ve/veya haksız surette hak iktisap eden ruhsat sahiplerine 50.000 TL idari para cezası verileceği belirtilmiş, aynı maddenin 8. fıkrasında ise, bu kanuna göre haksız yere hak iktisabı sayılan haller bentler halinde sıralanmıştır. Söz konusu fıkranın devamında ''Haksız yere hak iktisabına imkan veren bu hususlarla ilgili yapılmış beyanlar da gerçek dışı ve yanıltıcı beyanlar olarak kabul edilir.'' hükmüne yer verilerek her iki halde de beyanların gerçek dışı ve yanıltıcı beyan olarak kabul edileceği düzenlediğinden, sırf işlemde davacı tarafından hangi hususun ihlal edildiği yazılmadığından bahisle verilen iptal kararı gerekçesinde bu yönüyle hukuki isabet bulunmamıştır. Kaldı ki dava konusu işlemin 1 numaralı kısmında, ruhsat sahası dahilinde bulunan Y:… K:… koordinatında yapılan 213.746,84 ton üretim ve sevkiyatın beyan edilmediği şeklinde açıklamaya yer verilmiş ve ardından, davacı şirket hakkında, Maden Kanunu'nun çeşitli maddelerinden ayrı ayrı idari para cezası verilmesi yönünde işlem tesis edilmiştir. Dolayısıyla davacı tarafından gerçekleştirilen fiilin ''üretim ve sevkiyatın bildirilmemesi'' fiili olduğu dava konusu işlemde belirtilmiştir. Olayda, davacının ruhsat sahasında yapılan üretim ve satışları bildirmeme şeklindeki eyleminin de sabit olduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada, davacı adına verilen idari para cezasının miktarının doğru olup olmadığı yönünde inceleme yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Davacının ruhsat sahasındaki tetkik 27-30/10/2017 tarihleri arasında yapılmış, mahallinde tetkik raporu ise 19/01/2018 tarihinde düzenlenmiştir. Davacı tarafından üretilip beyan edilmeyen madenin 2017 yılında üretildiği için 2017 yılı için geçerli olan miktar kadar idari para cezası verilmesi gerekirken, dava konusu işlem ile 2018 yılı için geçerli olan miktar üzerinden verilen idari para cezası verilmesinde bu yönüyle hukuka uygunluk bulunmamıştır. Davacı hakkında Maden Kanunu'nun 10/7 maddesi uyarınca verilen 62.743,00-TL idari para cezasının iptaline ilişkin kararı sonucu itibarıyla yerinde olup gerekçesinin yukarıda özetlenen şekilde değiştirilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, A- Dava konusu işlemin Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi nedeniyle verilen idari para cezasının iptaline ilişkin kararın ONANMASINA, oyçokluğu ile B- Dava konusu işlemin Maden Kanunu'nun 12/7. maddesi nedeniyle verilen idari para cezasının iptaline ilişkin kararın ONANMASINA, oybirliği ile C- Dava konusu işlemin Maden Kanunu'nun 10/7. maddesi nedeniyle verilen idari para cezasının iptaline ilişkin kararın gerekçesi değiştirilerek ONANMASINA oyçokluğu ile 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 19/11/2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY : (X)- Dava, davacı şirket tarafından işletilen Hatay ili, Kırıkhan ilçesi, … sicil numaralı II-a grubu (dolomit) maden işletme ruhsat sahasında 27-30/10/2017 tarihlerinde yapılan denetim neticesinde düzenlenen rapora istinaden, ruhsat sahasında üretilen madenin üretim ve sevkiyatının beyan edilmediğinin tespit edildiğinden bahisle 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca 604.091,319-TL idari para cezası, aynı Kanun'un 10/7. maddesi uyarınca ihlal edildiğinden bahisle 62.743,00-TL idari para cezası ve işletme izni alanı dışında faaliyette bulunulduğundan bahisle aynı Kanun'un 12/7. maddesi uyarınca 25.098,00-TL idari para cezası olmak üzere toplam 691.932,319 -TL tutarında idari para cezası ile verilmesine ilişkin Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve E… sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun ''Genel Kanun Niteliği'' başlıklı 3. maddesinde; '' (1) Bu Kanunun; a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanır.'' ''İçtima'' başlıklı 15. maddesinde; ''Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda sadece idarî para cezası öngörülmüşse, en ağır idarî para cezası verilir….'' düzenlemelerine yer verilmiştir. Dava konusu işlemde, davacı şirketin bahse konu Kanun'un 10/7. maddesinde yer alan hangi fiili ihlal ettiği açıkça belirtilmemiştir. Davacının, "haksız surette hak iktisap etme" fiilini işlediğinden bahisle Kanun'un 10/7. maddesi uyarınca 62.743,00 TL idari para cezası verilmesi yönünde işlem tesis edilmişse de bu duruma ilişkin olarak, Evrensel bir hukuk kuralı olan ve Kabahatler Kanunu'nun 15. maddesinde de düzenlenen "Non Bis İn İdem (Aynı fiilden dolayı birden fazla ceza verilmez)" kuralı uyarınca bir fiile tek bir ceza tayin edilmeli, eğer bir fiil ile kanun veya kanunların değişik hükümleri ihlal edilmişse, bu durumda en ağır cezayı gerektiren kanun hükmü uygulanmalıdır. Maden Kanunu'nun 10/7-e maddesinde; ''Ruhsat sahasında yapılan üretim veya satışların beyan edilmemesi" haksız hak iktisabı teşkil eden fiiller arasında sayılıp, haksız hak iktisabında bulunan ruhsat sahiplerine idari para cezası verilmesi öngörülmüş ise de; üretimin beyan edilmemesi fiilinin dava konusu olayda tek bir fiil teşkil ettiği, Kanunda fiilin ayrıca ''haksız hak iktisabı'' olarak belirlenen fiiller arasında sayılmasının fiilin tekliğini değiştirmeyeceğinden üretimin beyan edilmemesi fiilinin gerçekleşmesi halinde tek bir fiil olması nedeniyle ''non bis in idem'' ilkesi gereğince sadece Kanun hükümlerinde söz konusu fiile karşılık düzenlenen en ağır idari para cezasının tesis edilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlık konusu olayda, davalı idare tarafından, davacı şirketin, 2017 yılında 83.332,10 m3 (213.746,84 ton) üretim ve sevkiyat yaptığı ve yapılan bu üretim ve sevkiyatın beyan edilmediğinin tespit edildiğinden bahisle hem Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca hem de 10/7. maddesi uyarınca iki ayrı idari para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak; davacı şirkete, üretip bildirmeme fiili sebebiyle Maden Kanunu'nun 12/4. maddesi uyarınca 604.091,319 TL idari para cezası verilmesine rağmen, Kabahatler Kanunu'nun 15. maddesinde yer alan kurala aykırı şekilde, ayrıca aynı fiilin haksız hak iktisabı olarak tanımlandığı gerekçesiyle Maden Kanunu'nun 10/7. maddesi uyarınca 62.743,00 TL idari para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmamıştır. Bu nedenle davacı şirket hakkında 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 10/7. maddesi ile aynı Kanun'un 12/4. maddesi kapsamında verilen idari para cezalarının iptaline ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesi usul ve hukuka uygun olduğundan onanması gerektiği düşüncesiyle bu maddeler yönünde davacı adına ayrı ayrı idari para cezası verilebileceğine dair çoğunluk kararına katılmıyorum.

Aynı kararda temyiz istemi reddedilmiştir. Bölge idare mahkemesi kararının Maden Kanunu’nun 12/4. maddesi uyarınca verilen idarî para cezasının iptaline ilişkin kısmı oyçokluğuyla, 12/7. maddesi uyarınca verilen idarî para cezasının iptaline ilişkin kısmı oybirliğiyle onanmıştır. 10/7. maddesi uyarınca verilen idarî para cezasının iptaline ilişkin karar ise gerekçesi değiştirilerek oyçokluğuyla onanmış; iptal sonucu korunmasına rağmen içtima gerekçesi çoğunlukça benimsenmemiştir. 12/7. maddeye ilişkin kısım, işletme izni alanı dışında faaliyet iddiasına bağlıdır.

Aynı fiil incelemesi ve lehe hüküm

Danıştay 10. Daire, E. 2021/7756, K. 2023/3540 sayılı kararında, başka dosyada idarî para cezasına neden olan fiil ile bakılan davadaki fiilin aynı olup olmadığının ve içtima kurallarının uygulanıp uygulanmayacağının bölge idare mahkemesince ayrıca araştırılacağını belirtmiştir. Şartların uyuşmazlıkta gerçekleşmesi hâlinde aynı fiilden dolayı iki kez ceza olmaz ilkesinin uygulanacağını da açıklamıştır. Karar, fiillerin aynı olduğunu veya iki cezanın hukuka aykırı olduğunu tespit etmemiş; inceleme alt mahkemeye bırakılmıştır.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/7756, K. 2023/3540Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/7756 E.  ,  2023/3540 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/7756 Karar No : 2023/3540 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Ürünler Ticaret Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı VEKİLLERİ : Av. …, Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, ithal edilen … marka … model cihaza ait test raporlarının sunulmadığından bahisle, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun'un 5. maddesinin 8. fıkrasının ihlâli nedeniyle, aynı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 60. maddesi 6. fıkrası gereğince davacı şirkete 7.072,00 TL idarî para cezası verilmesine ilişkin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun 2016/121 sıra numaralı karar tutanağı ile bu karara istinaden gönderilen … numaralı tahakkuk fişinin ve idari para cezasına yapılan itirazın reddine dair Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … tarih ve E…. sayılı işleminin (… sayılı idari para cezasına ilişkin kısmının) iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: .. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davalı idare tarafından usulüne uygun olarak talep edilmesine rağmen, davacı şirketin ürüne ilişkin test raporlarını göndermediği hususunun sabit olduğu, bu nedenle dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacı şirketin istinaf başvurusunun kısmen kabulü, kısmen reddi ile, idari para cezasına karşı yapılan itiraz başvurusunun Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulunun üst mercii bulunmadığından yetkide paralellik ilkesi gereğince idari para cezasını tesis eden aynı kurul tarafından değerlendirilmesi gerekirken, bu hususta alınmış bir yetki devri kararı da bulunmaksızın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığı tarafından reddedilmesine ilişkin işlemde yetki unsuru yönünden hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle, İdare Mahkemesi kararının, idari para cezasına yapılan itirazın reddine yönelik Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … tarih E…. sayılı işleminin iptali isteminin reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı şirket tarafından, yasal yükümlülüklerinin yerine getirildiği, eksik inceleme ile hüküm kurulduğu idari para cezasının neden üst sınırdan tahakkuk ettirildiğinin ve yaptırıma sebep olan fiilin hangi tarihte işlendiğinin karar tutanağında açıklanmadığı iddiasıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhe olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, tesis edilen idari yaptırımlara karşı yapılan tüm itirazların Kurul tarafından incelenmesinin emek ve zaman açısından mümkün olmadığı, idari para cezasına yapılan itirazın reddine ilişkin işlemde yetki yönünden hukuka aykırılık bulunduğu gerekçesiyle verilen iptal kararı üzerine davacı şirketin itirazının "Kurul" tarafından incelenerek yeniden karara bağlandığı iddialarıyla Bölge İdare Mahkemesi kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından, davacı şirketin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Davacı şirket tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davalı idare tarafından yapılan piyasa gözetimi ve denetimi sonucunda, davacı şirket tarafından ithal edilen … marka … model uzaktan kumandalı multikopter cihazına ilişkin eksik belgeler tespit edilmiş ve bu belgeler davacı şirketten istenilmiştir. Eksikliğin giderilmemesi üzerine, 4703 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 8. fıkrasına aykırı davranıldığından bahisle aynı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, 5809 sayılı Kanun'un 60. maddesinin 6. fıkrası ve ilgili mevzuat uyarınca belirlenen 7.072,00 TL idari para cezasına yönelik … sayılı idari para cezası karar tutanağı ve … tarih ve … sayılı tahakkuk fişi düzenlenmiştir. … sayılı idari para cezası karar tutanağının karar tarihi kısmında, … tarih ve … no'lu Kurul kararı ibaresi yer almıştır. Davacı şirket tarafından, … sayılı tutanak ile …, …, …, … sayılı (farklı idari para cezaları içeren) tutanakların kaldırılması için 20/12/2016 tarihinde davalı idareye başvurulmuştur. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … tarih ve … sayılı işlemi ile davacı şirketin başvurusu reddedilmiştir. Bunun üzerine, … sayılı idari para cezası karar tutanağının, … tarih ve … sayılı tahakkuk fişinin ve idari para cezasına yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin (… sayılı idari para cezasına ilişkin kısmının) iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İdare Mahkemesince, davacı şirketin istenen test raporlarını sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı şirket tarafından bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu kısmen kabul, kısmen reddedilerek İdare Mahkemesi kararının, idari para cezasına yapılan itirazın reddine yönelik Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … tarih E…. sayılı işleminin iptali isteminin reddine ilişkin kısmı kaldırılmış, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Ardından, davalı idarece anılan iptal kararı üzerine davacı şirketin itirazı, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından yeniden değerlendirilerek, … tarih ve … sayılı karar ile reddedilmiştir. Bu arada, dava konusu uyuşmazlık derdest iken, 05/03/2020 tarihinde kabul edilip 12/03/2020 tarih ve 31066 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu ile idari para cezasına dayanak alınan 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun yürürlükten kaldırılmış, 12/03/2021 tarihinde adı geçen yeni Kanun yürürlüğe girmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: 10/11/2008 tarih ve 27050 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun, "Onaylanmış kuruluşlar, piyasa gözetimi ve denetimi" başlıklı 53. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanun kapsamındaki cihazların Kurum tarafından yayımlanacak teknik düzenlemelere ve ilgili güvenlik koşullarına uygunluğu, bu konularda üretici ve dağıtıcıların yükümlülüğü, bu cihazların piyasa gözetimi ve denetiminde Kurumun yetki ve sorumluluğu ile Kurum tarafından belirlenecek onaylanmış kuruluşların sorumlulukları hususunda 4703 sayılı Kanunun ilgili hükümleri uygulanır. ", "Kurumun yetkisi ve idarî yaptırımlar" başlıklı 60. maddesinin 6. fıkrasında; "Bu Kanunun 53 üncü maddesinin birinci fıkrasına aykırılık hallerinde, 4703 sayılı Kanunun 12 nci maddesinde dağıtıcı, üretici ve onaylanmış kuruluşlar bakımından öngörülmüş bulunan idarî para cezaları bir katından dört katına kadar artırılarak uygulanır. " hükmü yer almıştır. 5809 sayılı Kanun'un "İdarî para cezalarının uygulanması ve tahsili" başlıklı 61. maddesinde; "(1) Kurum tarafından verilen idarî para cezaları, 6183 sayılı Kanun hükümlerine tabi olup, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içerisinde Kurum hesaplarına ödenir. Bu süre içerisinde ödenmeyen idarî para cezaları, Kurumun bildirimi üzerine ilgili vergi dairesince 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. (Mülga üçüncü cümle: 2/7/2012-6352/105 md.) (…) (2) Tahsil olan idarî para cezalarının tamamı Kurum hesaplarına aktarılır." hükmüne ve "Dava hakkı" başlıklı 62. maddesinde; "(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/70 md.) İdarî yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Kurum kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır. Kurulun kararları, Kurumun idarî denetimi sırasında yerindelik denetimine tabi tutulamaz. (2) Kurum tarafından açılacak davalarda teminat aranmaz." hükmüne yer verilmiştir. 11/07/2001 tarih ve 24459 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun'un (mülga) "Ceza hükümleri" başlıklı 12. maddesinde; "Bu Kanunun; … d) 5 inci maddesinin sekizinci fıkrasına aykırı hareket eden üreticiler hakkında dört bin Türk lirasından yirmi beş bin Türk lirasına kadar, … idarî para cezası uygulanır." kuralına yer verilmiştir. 05/03/2020 tarihinde kabul edilip 12/03/2020 tarih ve 31066 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; Kanun'un amacının, ürünlerin güvenli ve ilgili teknik düzenlemelere uygun olmasını sağlamak; piyasa gözetimi ve denetiminin esasları ile yetkili kuruluşların görevlerini ve iktisadi işletmeciler ile uygunluk değerlendirme kuruluşlarının yükümlülüklerini belirlemek olduğu hükmüne yer verilmiş; "Teknik düzenlemeler " başlıklı 4. maddesinde; ürünlerin, teknik düzenlemesine uygun olmasının zorunlu olduğu, bu hükmün kullanılmış olmakla birlikte değişiklik yapılarak piyasaya tekrar arz edilen veya arz edilmesi hedeflenen ürünler ile Avrupa Birliği üyesi ülkeler dışındaki ülkelerden ithal edilen eski ve kullanılmış ürünlere de uygulanacağı, teknik düzenlemesine uygun olmayan ürünlerin, uygunsuzlukları giderilmeden piyasaya arz edilemeyeceği, piyasada bulundurulamayacağı veya hizmete sunulamayacağı kurala bağlanmış; "Ürün güvenliği" başlıklı 5. maddesinde; ürünün güvenli olmasının zorunlu olduğu belirtilmiş; "Masrafların rücu edilmesi ve idari yaptırımlarda yetki ve itiraz" başlıklı 22. maddesinin 2. fıkrasında; bu Kanun hükümlerine göre verilen idari yaptırım kararlarına karşı 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre idari yargı yoluna başvurulabileceği; "Yürürlükten kaldırılan Kanun" başlıklı 25. maddesinin 1. fıkrasında; 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun'un yürürlükten kaldırıldığı; 2. fıkrasında; mevzuatta 4703 sayılı Kanun'a yapılan atıfların bu Kanuna yapılmış kabul edileceği; "Yürürlük" başlıklı 26. maddesinde ise; Kanun'un yayımı tarihinden bir yıl sonra (12/03/2021 tarihinde) yürürlüğe gireceği hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Genel kanun niteliği" başlıklı 3. maddesinde; Kanun'un, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, diğer genel hükümlerinin ise, idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı hükmü yer almıştır. Aynı Kanun'un "Zaman bakımından uygulama " başlıklı 5. maddesinde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesinde ise; suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A. Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacı Şirketin İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulü ile İdari Para Cezasına Yapılan İtirazın Reddine Yönelik Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … Tarih ve E…. Sayılı İşleminin İptaline İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın bu kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B. Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacı Şirketin İdare Mahkemesi Kararının … sayılı Karar Tutanağı ile … sayılı Tahakkuk Fişinin İptali İsteminin Reddi Yolundaki Kısmına Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Kaynağını Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 38. maddesinden alan ve aslında Ceza Hukuku kökenli bir ilke olan, lehe olan hükmün uygulanması ilkesi; işlendiği zamanın hukuki normları uyarınca suç sayılan bir fiil sonradan yürürlüğe giren bir düzenleme ile suç olmaktan çıkarılmış bulunuyorsa veya sonradan yürürlüğe giren düzenleme suçun işlendiği zaman mevcut olan düzenlemeye göre suçlunun lehine ise, sonraki normun daha önce işlenmiş olan fiillere uygulanmasını öngörmektedir. Suçta ve cezada kanunilik ilkelerinin değerlendirildiği Anayasa Mahkemesi'nin 20/10/2011 tarih ve E:2010/28, K:2011/139 sayılı kararında, Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığı vurgulanmıştır. Kural olarak idari işlemlerin yargısal denetimi, tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmaktadır. Bu anlamda idari işlem niteliğindeki idari yaptırımların da tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal denetiminin yapılması gerekmektedir. Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin anılan değerlendirmesi de göz önünde bulundurulduğunda, ilke olarak suç ve cezada lehe olan normun uygulanması kuralının, henüz kesinleşmemiş ve infazı devam eden idari yaptırımlar yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat hükümleri farklı ise idari yaptırım uygulanacak olan kişilerin lehine olan mevzuat hükmünün dikkate alınması gerekmektedir. Ancak lehe hükmün uygulanması amacıyla verilecek bir iptal kararının, davacının eylemine uyan başka bir idari yaptırımın uygulanmasına engel olmayacağı da açıktır. Yukarıdaki mevzuat hükümleri ve dava konusu uyuşmazlık bir arada değerlendirildiğinde; davalı idarece, 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun atfıyla 4703 sayılı Kanun esas alınarak dava konusu idari para cezasının tesis edildiği, uyuşmazlık derdest iken 4703 sayılı Kanun'un yürürlükten kaldırılarak, yerine 7223 sayılı Kanun'un yürürlüğe konulduğu, ancak Bölge İdare Mahkemesince, davacı şirkete idari yaptırım uygulanmasına sebep olan fiil ve cezası yönünden, sonradan yürürlüğe giren 7223 sayılı Kanun'un, (mülga) 4703 sayılı Kanun'a göre lehe hükümler içerip içermediği hususunda bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan 4703 sayılı Kanun çerçevesinde davacı şirketin istinaf başvurusunun incelendiği ve İdare Mahkemesi kararının, karar tutanağı ile tahakkuk fişinin iptali isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddedildiği görülmektedir. Kabahatler Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin gözardı edilerek karar verilmesi mümkün olmadığı gibi, bir çeşit hukuk güvenliği sağlayan ve günümüz temel ceza hukuku ilkelerinden biri olan lehe kanun uygulamasından, eğer şartları oluşmuş ise davacı şirketin yararlandırılmamasının düşünülemeyeceği açıktır. Bu itibarla, davacı şirkete idari yaptırım uygulanmasına sebep olan fiilin, sonradan yürürlüğe giren 7223 sayılı Kanun'un hükümleri bakımından idari yaptırım uygulanacak fiiller kapsamında olup olmadığının incelenmesi, idari yaptırım uygulanacak fiillerden olduğunun tespit edilmesi halinde ise uygulanacak idari yaptırım bakımından (mülga) 4703 sayılı Kanun'a göre -ceza miktarı bağlamında- lehe hükümler içerip içermediği hususu incelenip değerlendirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, davacı şirketin, İdare Mahkemesi kararının karar tutanağı ile tahakkuk fişinin iptali isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik olarak yukarıda belirtilen şekilde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan istinaf başvurusunun doğrudan reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan; davacı şirketin Dairemizin E.2022/2466 sayılı dosyasına kayıtlı davada idari para cezasına muhatap olmasına sebep olan fiil ile bakılan davada idari para cezasına muhatap olmasına sebep olan fiilinin aynı olup olmadığı ve bu fiiller hakkında içtima kurallarının uygulanıp uygulanmayacağının Bölge İdare Mahkemesince ayrıca araştırılarak karar verileceği, şartlarının uyuşmazlıkta gerçekleşmesi halinde "aynı fiilden dolayı iki kez ceza olmaz (non bis in idem)" ilkesinin uygulanacağı açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, davalı idarenin temyiz isteminin REDDİNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının; A. Davacı şirketin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile idari para cezasına yapılan itirazın reddine yönelik Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … tarih ve E…. sayılı işleminin iptaline ilişkin kısmının ONANMASINA, B. Davacı şirketin İdare Mahkemesi kararının … sayılı karar tutanağı ile … sayılı tahakkuk fişinin iptali isteminin reddi yolundaki kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/06/2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X) KARŞI OY : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “Temyiz” başlıklı değişik 46. maddesinde, “Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin aşağıda sayılan davalar hakkında verdikleri kararlar, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi Danıştay’da, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde temyiz edilebilir.” hükmü getirilmiş; aynı maddenin (a) bendinde, “Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları” (b) bendinde, “Konusu yüzbin Türk lirasını aşan vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar”, (m) bendinde de, “Düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından verilen görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak alınan kararlara karşı açılan davalar” temyize tabi davalar arasında sayılmıştır. Düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar, bir yandan görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak “düzenleme, izleme, izin verme ve kural koyma” fonksiyonlarını kullanarak piyasa veya sektöre düzen vermek, piyasa veya sektörün düzenini kurup korumak için düzenleyici işlemler tesis etmenin yanı sıra bu mahiyette olmayan kararlar da almakta, bir yandan da “denetleme” fonksiyonunu kullanarak ilgili mevzuata ve kendinin tesis ettiği düzenleyici işlemler ile koyduğu kurallara aykırılık hallerinde piyasa veya sektördeki aktörlere idari para cezaları uygulamakta olup; bu para cezaları, anılan kurulların görevli oldukları piyasa veya sektörle ilgili olarak aldığı yukarıda çerçevesi çizilen kararlar niteliğinde olmadığından, 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (m) bendi uygulamasında bu kapsamda değerlendirilemeyecek, dolayısıyla sözü edilen bent hükmü çerçevesinde bu para cezalarına karşı açılan davalarda verilen kararların temyize tabi olduğundan bahsedilemeyecektir. Diğer taraftan, aksi bir düşüncenin kabulü halinde, düzenleyici ve denetleyici kurullar dışındaki idarelerce verilen idari para cezalarına karşı açılan davalarda verilen kararların temyize tabi olup olmaması noktasında 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (b) bendindeki parasal sınır esas alınırken, düzenleyici ve denetleyici kurullar tarafından verilen idari para cezalarında bu esastan ayrılmış olunacağı; bu durumun da, usul kurallarının genel ve soyut niteliği de dikkate alındığında yasa koyucunun amacı dışında idari para cezasına ilişkin bir kararın temyize tabi olup olmaması hususunda idari para cezasını verene göre bir ayrıma gidilmesi sonucunu doğuracağı açıktır. Bu itibarla, davacı şirkete, ithal ettiği … marka … model uzaktan kumandalı multikopter cihazının 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanun'un 5. maddesine aykırılık oluşturduğundan bahisle aynı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun 60. maddesinin 6. fıkrası uyarınca 7.072,00 TL idari para cezası verilmesine dair … sayılı idari para cezası karar tutanağının, … tarih ve … sayılı tahakkuk fişinin ve idari para cezasına yapılan itirazın reddine ilişkin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Teknik Düzenlemeler Dairesi Başkanlığının … tarih ve … sayılı işleminin (… sayılı idari para cezasına ilişkin kısmının) iptali istemiyle açılan davada, tek hakim tarafından verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine alınan temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, 2577 sayılı Kanunun 46. maddesinin gerek miktar itibarıyla (b) bendi, gerekse konu itibarıyla (m) bendi kapsamında bir davaya ilişkin olmadığı anlaşılmakla, temyizen incelenmesi mümkün değildir. Açıklanan nedenlerle, tarafların temyiz istemlerinin incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile aksi yöndeki Daire kararına katılmıyorum.

Danıştay 10. Daire aynı kararda, henüz kesinleşmemiş ve infazı devam eden idarî yaptırımlar bakımından lehe normun uygulanabileceğini kabul etmiştir. Fiilin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat farklıysa idarî yaptırım uygulanacak kişilerin lehine olan hükmün dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Daire, 4703 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılıp yerine 7223 sayılı Kanun konulduktan sonra, lehe hüküm içerip içermediği incelenmeden 4703 sayılı Kanun çerçevesinde istinafın reddedilmesini hukuka uygun bulmamıştır. Hangi hükmün somut olayda lehe olduğu bu kararda sonuçlandırılmamıştır.

Aynı kararda, lehe hükmün uygulanması amacıyla verilecek bir iptal kararının, fiile uyan başka bir idarî yaptırımın uygulanmasına engel olmayacağı belirtilmiştir. Bu sınır, ürün güvenliği para cezası uyuşmazlığında yer alır ve başka bir yaptırım türünün kendiliğinden kalkacağı sonucunu doğurmaz.

Danıştay 13. Daire, E. 2015/2464, K. 2021/3350 sayılı kararında davacının temyiz istemini reddetmiş ve davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararını onamıştır. Daire, idare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulmasını, kararın kendi gerekçesinde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin bulunmasına bağlamış; dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerini bozmayı gerektirecek nitelikte görmemiştir. Bu değerlendirme somut sermaye piyasası para cezası uyuşmazlığına ilişkindir ve reklam hukuku ya da kişisel veri yaptırımlarına genellenemez. Karar, aynı fiile dayanan iki idarî yaptırımdan birini bu nedenle kaldırmış değildir.

Danıştay 13. Daire, E. 2015/2464, K. 2021/3350Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2015/2464 E.  ,  2021/3350 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2015/2464 Karar No:2021/3350 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Yatırım A.Ş. VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket çalışanının bazı manipülatif eylemlere bilerek ve isteyerek yardımcı olduğu, manipülatif eylemlerde bulunanlarla birlikte hareket ederek işlemler gerçekleştirdiği, bu şekilde Aracılık Faaliyetinde Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ (Seri:V, No:6)'in 9/2. maddesinde düzenlenen hükümlere aykırı fiilleri birden çok kez işlediğinden bahisle 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 103/1 ve 105/2 maddeleri uyarınca davacı şirkete 55.476,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; davacı şirkette müşteri temsilcisi olarak çalışan E.Ö.'nün, A.Ç. adlı kişiden … İşletmeleri A.Ş.'nin halka arzı ile ilgili kendi hesaplarından işlem yapılmak üzere ses kaydı tutulmaksızın cep telefonu üzerinden birden fazla defa talimat aldığının sabit olduğu, bu eylemiyle Seri V, No:6 sayılı Tebliğin 9/2. maddesine aykırı davrandığı, Davacı tarafından, adı geçen çalışanın bu eylemlerinin rutin denetimde ortaya çıkarılmasının mümkün olmadığı, ancak ihbar veya şikâyet üzerine yapılacak soruşturma ile ortaya çıkarılabileceği iddia edilmiş ise de, sözkonusu mevzuata aykırı eylemleri işleyen E.Ö.'nün davacı şirkette müşteri temsilcisi olarak çalıştığı, bu eylemleri birden fazla işlediği dikkate alındığında, davacı şirketin, çalışanının bu eylemlerinden sorumlu tutulamayacağı iddiasına itibar edilemeyeceği, Davacı tarafından, bir eylem nedeniyle 2 ayrı ceza verildiği iddia edilmiş ise de, bakılan davada iptali istenilen idari para cezasının, E.Ö.'nün, A.Ç.'den cep telefonu üzerinden talimat olarak bu talimatlara ilişkin ses kayıtlarının tutulmaması suretiyle Seri V, No:6 sayılı Tebliğ'in 9/2 maddesindeki yükümlülüğe aykırı davranılması nedeniyle verildiği, diğer idari para cezasının ise, A.Ç. tarafından müşteri temsilcisi E.Ö.'ye, A.Ö., A.S., F.B. ve N.A. gibi şahısların hesapları üzerinde herhangi bir vekâlet ilişkisi olmaksızın verdiği talimatların yerine getirilmesi suretiyle Seri V, No:46 sayılı Tebliğ'in 12/3. maddesindeki yükümlülüğe aykırı davranılması nedeniyle verildiği, bu nedenle ortada iki ayrı eylem nedeniyle verilmiş iki farklı idari para cezası olduğu, Davacı tarafından, verilen idari para cezasına uygulanan arttırımın kanuna aykırı şekilde uygulandığı ileri sürülmüş ise de, her ne kadar eylem tarihi itibarıyla mülga 2499 sayılı Kanun yürürlükte olduğundan idari para cezasının söz konusu Kanun'un 47/A maddesine göre verilmesi gerekmekte ise de, işlem tarihi itibarıyla yürürlükte olan 6362 sayılı Kanun hükümleri davacının lehine olduğundan bu Kanun hükümlerinin uygulanmasının yerinde olduğu, arttırım şekline gelince, anılan Kanun hükmünde öngörülen "verilecek cezanın iki kat arttırılması" ile "iki kat ceza verilmesi" kavramlarının birbirinden farklı olduğu, 6362 sayılı Kanun'un 105. maddesi hükmü ile kast edilenin, şahıs hakkında belli bir miktar idari para cezası tesis edilmesinin ardından, bu cezanın iki katı kadar artırılarak üç kat olarak uygulanması olduğu, somut olayda, davacı şirket hakkında 18.492,00-TL idari para cezası tesis edilip 6362 sayılı Kanun'un 105. maddesi kapsamında 18.492,00 x 2 = 36.984,00-TL arttırılarak 18.492,00 + 36.984,00 = 55.476,00-TL olarak uygulanmasının Kanun'un lafzı ve amacına uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, yerel mahkeme kararının gerekçeden uzak olduğu, Mahkemece aynı fiil ile iki ayrı düzenlemenin ihlâl olunduğundan bahisle verilen iki ayrı cezayı hukuka uygun bulmakla, hukukun en temel ilkelerinden olan bir fiile iki ayrı ceza verilemez evrensel ilkesinin yok sayıldığı, oysa aynı denetleme raporu sonuçlarına göre ve aynı Kurul kararı ile verilen idari para cezalarından birinin gerekçesinin “kendi hesapları üzerinden gerçekleştirilecek işlemler için” diğerinin ise “herhangi bir vekâlet ilişkisi olmaksızın verdiği emirlerin gerçekleştirilmesi dolayısıyla” olduğu iddia edilse de nihayetinde ortada aynı fiil ile ihlâl olunmuş iki ayrı düzenleme olduğu, dava konusu Kurul kararı ile aynı suç kastı ile gerçekleştirilmiş aynı eyleme “kendi hesapları üzerinden gerçekleştirilecek işlemler için” ve “herhangi bir vekâlet ilişkisi olmaksızın verdiği emirlerin gerçekleştirilmesi dolayısıyla” gerekçesiyle iki ayrı idari para cezası tahakkuk ettirildiği, şirket çalışanının, kişisel cep telefonu üzerinden gerçekleştirdiği yasadışı faaliyetin şirket tarafından tespitinin mümkün olmadığı gibi bu durumda şirketin objektif olarak sorumlu tutulmasını gerektirir bir düzenleme de bulunmadığı, Mahkemenin, Kanun'un "bir idari para cezası verilir ve verilecek ceza iki kat artırılır" hükmünü, öngörülen cezayı üç kat olarak yorumlayan ve uygulayan davalı idarenin yanlış lafzi yorumuna dayalı hesap hatasını hukuka uygun bulduğu, Mahkemece davalı idare tarafından tesis edilen para cezasının miktarının yasaya ve hakkaniyete aykırı ve keyfi olarak tesis olunduğuna ilişkin iddiaların hiç değerlendirilmediği, kararın eksik incelemeye dayalı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu Kurul kararı ile aynı fiile birden fazla idari para cezası tesis edilmesinin söz konusu olmadığı, söz konusu idari para cezalarının, … Yatırım çalışanı E.Ö.'nün aynı filleri dolayısıyla değil, farklı işlemleri nedeniyle tesis edildiği, işbu davaya konu idari para cezasının Denetleme Raporu'nda detaylı olarak yer verilen ve A.Ç. ile E.Ö. arasında 07/01/2011 tarihinde gerçekleşen cep telefonu görüşmesinden de anlaşılacağı üzere, A.Ç. tarafından Seri:V, No:6 sayılı Tebliğ'in 9. maddesine aykırı olarak ses kaydı tutulmaksızın cep telefonu ile kendi hesapları üzerinde gerçekleştirilecek işlemler için verilen emirlerin, müşteri temsilcisi E.Ö. tarafından yerine getirilmesi dolayısıyla tesis edildiği, E: … sayılı davaya konu edilen idari para cezasının ise A.Ç. tarafından müşteri temsilcisi E.Ö.'ye, A.Ö., A.S., F.B. ve N.A. gibi şahısların hesapları üzerinde herhangi bir vekâlet ilişkisi olmaksızın verdiği emirlerin gerçekleştirilmesi dolayısıyla, Seri: V, No:46 sayılı Tebliğ'e aykırılık nedeniyle tesis edildiği, aynı Tebliğ'e aykırılıklar muhtelif Denetleme Raporlarında da tespit edilmiş olduğundan idari para cezasının üst sınırdan tesis edildiği, aracı kurum hakkında tesis edilen idari para cezasının hukuka uygun olup davacı şirketin tespiti mümkün olmayan bir husustan sorumlu tutulduğu iddiasının gerçek dışı olduğu, şirketin Seri V. No: 6 sayılı Tebliğ'e aykırı hareket ettiği, kendi sorumluluğunda olduğu hâlde, telefonla alınan müşteri emirlerine ilişkin kayıtları tutmadığı, söz konusu emirleri yerine getiren E.Ö.'nün … Yatırım'ın çalışanı olduğu, Aracı Kurum'un çalışanlarının işlemlerinden sorumlu olduğu, çalışanı üzerinde yeterli denetim yapmadığı için dava konusu işlemde ihmali bulunduğu, “bir idari para cezası verilir ve verilecek ceza iki kat artırılır” hükmünün yanlış yorumlandığı ve uygulandığı iddiasının asılsız olduğu, tesis edilen idari para cezasının hesaplanmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 18/10/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dosyanın incelenmesinden; … tarih ve … sayılı Denetleme Raporu ile, davacı şirketin müşteri temsilcisinin birden çok kez vekâletsiz olarak gerçekleştirilen işlemlere aracılık ettiğinin ve telefon ile alınan müşteri emirlerine ilişkin ses kayıtlarının tutulmadığının tespit edildiği, bunun üzerine davacı şirkete Seri:V, No:46 sayılı Tebliğ'in 12/3 maddesinde düzenlenen hükmün birden fazla defa ihlâl edildiği gerekçesiyle 6362 sayılı Kanun'un 105. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 55.476,00-TL; Seri:V, No:6 sayılı Aracılık Faaliyetlerinde Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ'in (Seri: V, No:6 sayılı Tebliğ) 9/2 maddesinde düzenlenen telefon ile alınan müşteri emirlerine ilişkin ses kayıtlarının tutulmasının zorunlu olduğuna ilişkin hükmün birden fazla defa ihlâl edildiği gerekçesiyle 6362 sayılı Kanunun 105. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı şirkete 55.476,00-TL idari para cezası kesildiği anlaşılmaktadır. Davacı şirket hakkında Seri:V, No:46 sayılı Tebliğ'in 12/3 maddesinde düzenlenen hükmün birden fazla defa ihlâl edildiği gerekçesiyle 6362 sayılı Kanun'un 105. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tesis edilen 55.476,00-TL idari para cezası işlemine karşı açılan dava, … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile reddedilmiş ve karar Dairemizin 25/02/2021 tarih ve E:2015/2431, K:2021728 sayılı kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Aynı Denetleme Raporu ile tespit edilen ve aynı dönemde gerçekleşen davacı şirket temsilcisinin birden fazla telefon görüşmesi fiiliyle Aracılık Faaliyetlerinde Belge ve Kayıt Düzeni Hakkında Tebliğ'in (Seri: V, No:6 sayılı Tebliğ) 9/2. maddesinin ve Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ'in (Seri:V, No:46 sayılı Tebliğ) 12/3. maddesinin ihlâl edilmiş olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın çözümü için "non bis in idem" ilkesi ile "içtima" kavramı üzerinde durulması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Fikri içtima" başlıklı 44. maddesinde; "İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." kuralına yer verilmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinde, bu Kanun hükümlerinin idari para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı kuralına yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "İçtima" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasında bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi hâlinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda sadece idarî para cezası öngörülmüşse, en ağır idarî para cezasının verileceği, bu kabahatlerle ilgili olarak Kanun'da idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüş ise, bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verileceği kuralı yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7 numaralı Ek Protokolü'nün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez." kuralı yer almıştır. Tek fiile tek ceza bir genel hukuk ilkesi olup, bir kimsenin aynı fiilinden dolayı birden fazla yargılanamamasını ve cezalandırılamamasını ifade etmektedir. Bu ilke kural olarak idarî cezalar için de geçerlidir. Bu bağlamda bir kimseye aynı fiili nedeniyle birden fazla idarî ceza verilmesi durumunda, "non bis in idem" ilkesine aykırılık nedeniyle ilk cezadan sonraki ceza veya cezalar hukuka aykırı kabul edilecektir. Bu ilkenin arka planında yatan düşünce, bir kimsenin aynı fiilinden dolayı birden fazla yargılanması durumunda, yargılamanın birinde suçlu diğerinde suçsuz görülmesi veya farklı yargılamalarda sorumluluğunun ağırlığının farklı seviyelerde görülmesi gibi olası kaotik sonuçların engellenmesi ve ayrıca, aynı fiil nedeniyle mükerrer cezalandırmanın adil görülmemesidir. Bu konuda Kabahatler Kanunu'nun m.15/1 hükmü özel bir düzenleme getirmektedir. Buna göre, aynı fiil nedeniyle iki ayrı idarî para cezası öngörülmüşse, bu cezaların her ikisi de uygulanamayacak ve sadece biri ve en ağırı uygulanacaktır. Ancak aynı fiilden dolayı hem idari para cezası hem de diğer bir idari yaptırım öngörülmüşse, hem idari para cezası hem de diğer idari yaptırım aynı anda uygulanabilecektir. Bir başka ifade ile, kanun koyucu bir fiille ihlâl edilen birden fazla kabahati, idari para cezaları yönünden fikri içtimaya, diğer yaptırımlar yönünden ise gerçek içtimaya tabi tutmuştur. Nitekim bu ilke, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Ek Protokol No.7 ve 16/12/1966 tarihli Medeni ve Siyasi Haklar Paktı m.14/7 ile ulusalüstü bir hukuk normu olarak benimsenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'de aynı nitelikteki bir ihlâlden dolayı ikinci defa cezalandırmayı bu ilkeye aykırı bulmaktadır. (ULUSOY, Ali D., İdari Yaptırımlar, 2013, İstanbul, s.109-110, 113-114). 5237 sayılı Kanun'un hazırlanmasında "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır" ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnaları ise, 5237 sayılı Kanun'un “suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, aynı neviden fikri içtima ile farklı neviden fikri içtima tek madde hâlinde ve Kanun'un 79. maddesinde düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanun’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı neviden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı neviden fikri içtima ise Kanun'un 44. maddesinde düzenlenmiştir. Farklı neviden fikri içtima 5237 sayılı Kanun'un 44. maddesinde; “İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş olup hükmün uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla farklı suçun oluşması gerekmektedir. Kanun koyucu, işlediği bir fiille birden fazla farklı suçu işleyen failin, fiilin tek olması nedeniyle en ağır ceza ile cezalandırılmasını yeterli görmüş, bu şekilde “non bis in idem” kuralı gereğince bir fiilden dolayı kişinin birden fazla cezalandırılmasının da önüne geçilmesini amaçlamış, “erime sistemini” benimsemek suretiyle, bu suçlardan en ağırının cezasının verilmesi ile yetinilmesini tercih etmiştir. Bu bağlamda, “tek fiil” veya “bir fiil”den ne anlaşılması gerektiğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukukî anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukukî nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukukî anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukukî anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukukî açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukukî anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanunî tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte görüşler ileri sürülmüştür (Mahmut Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2016, s. 492 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, İstanbul, 2013, s. 462 vd., Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökçen – Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Bası, Ankara, 2013, s. 653 vb.). 5237 sayılı Kanun'un genel hükümleri arasında yer alan fikri içtima kuralları, şartlarının bulunması hâlinde kural olarak her suç için uygulanabilir ise de kanun koyucunun açıkça istisna öngördüğü hâllerde bu kuralın uygulanma ihtimali bulunmamaktadır. Nitekim 5237 sayılı Kanun'un 212. maddesinde, sahte resmî veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması hâlinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunacağı belirtilerek, açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanması engellenmiştir. Bu anlatımlara göre, farklı neviden fikri içtimanın şartları, hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması, tek fiille birden fazla farklı suçun işlenmiş olması, işlenen suçlarla ilgili kanunda açıkça fikri içtima hükümlerinin uygulanmasının engellenmemiş olması şeklinde belirlenebilecektir. Görüldüğü gibi, kanuni istisnalar dışında, hukuki anlamda tek bir fiille birden fazla farklı suçun işlenmesi hâlinde, bu suçlardan en ağır cezayı gerektirenin cezasına hükmolunması kanun gereğidir. (Bkz. Yargıtay, CGK., E:2018/19-142, K:2020/329, 30/06/2020). Davaya konu uyuşmazlıkta, davacı şirketin müşteri temsilcisi E.Ö. ile A.Ç. arasında yapıldığı tespit edilen aynı telefon görüşmelerine istinaden davacı şirkete hem vekâletnamesiz işlem yapılması hem de bu işlemlere ilişkin telefon kayıtlarının tutulmaması nedenleri ile iki ayrı idari para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır. Davacı şirket temsilcisinin yaptığı telefon görüşmeleri tek bir fiil olup tek fiil ile birden çok kabahat işlenmiş olmaktadır. Somut olayda ise, Kabahatler Kanunu'nun içtimaya ilişkin hükümleri çerçevesinde bir fiil ile birden fazla kabahat işlenmiş olmasına ve bu kapsamda fikri içtima esasları çerçevesinde ilgili Kanun'da öngörülen iki ayrı idari para cezasının en ağır olanının -uyuşmazlıkta iki kabahatin de karşılığında aynı tutarda idari para cezası öngörülmüş olduğundan sadece birinin- uygulanması gerekirken idarece içtima hükümleri dikkate alınmaksızın aynı/tek fiil ile işlenen iki ayrı kabahatin iki ayrı idari para cezası yaptırımı uygulanmıştır. Davalı idare tarafından iki ayrı idari para cezası uygulanmış ise de, kabahatlere ilişkin içtima hükümleri kapsamında gerçek içtima kurallarının uygulanması suretiyle, her iki kabahate ilişkin idari para cezası aynı miktarda olduğundan, sadece bir idari para cezası uygulanması gerekmekte olup, Seri:V, No:46 sayılı Tebliğ'in 12/3 maddesinde düzenlenen hükmün birden fazla defa ihlâl edildiği gerekçesiyle 6362 sayılı Kanun'un 105. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacı şirkete uygulanan 55.476,00-TL idari para cezası yapılan yargılama sonucunda kesinleştiği dikkate alındığında davacı şirket tarafından işlenen kabahatlerin "fikri içtima" ilkesine uygun olarak tek bir idari para cezası yaptırımı ile cezalandırılmış olmaktadır. Bu durumda işbu dava konusu ikinci idari para cezasının hukuki dayanağı kalmadığından, dava konusu idari para cezası tesisine ilişkin Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk bulunmadığı ve işlemin iptali gerektiği düşüncesiyle, temyiz talebinin kabulü ile davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
Bir fiille birden fazla kabahatte hangi ceza verilir?

Kabahat tanımlarında yalnız idarî para cezası öngörülmüşse en ağır idarî para cezası verilir. Kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da öngörülmüşse bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verilir.

Aynı kabahat birden fazla işlenirse ne olur?

Her kabahat için ayrı idarî para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatte, bu nedenle idarî yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.

Fiil hem suç hem kabahatse hangi yaptırım uygulanır?

Yalnız suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hâllerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır.

Kişisel veri açık rıza olmadan işlenebilir mi?

Kural olarak işlenemez. Kanunda sayılan şartlardan birinin varlığı hâlinde açık rıza aranmaksızın işleme mümkündür; meşru menfaat şartı, temel hak ve özgürlüklere zarar vermemeye ve işlemenin veri sorumlusunun meşru menfaatleri için zorunlu olmasına bağlıdır.

Kişisel veri elde edilirken hangi bilgiler verilir?

Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, işleme amacı, verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, toplama yöntemi ile hukuki sebep ve 11. maddede sayılan diğer haklar bildirilir.

İki idarî para cezası her zaman birlikte uygulanır mı?

Hayır. Aynı fiil nedeniyle iki ayrı idarî para cezası öngörülmüşse Danıştay 8. Daire, E. 2022/2560, K. 2025/8819 sayılı kararın gerekçesinde yalnız en ağrının uygulanacağı açıklanmıştır. Aynı kararda incelenen iki maden hükmü farklı durum ve koşulları düzenlediği için aralarında fikrî içtima bulunmadığı kabul edilmiştir.

Lehe hüküm nedeniyle iptal başka yaptırımı engeller mi?

Danıştay 10. Daire, E. 2021/7756, K. 2023/3540 sayılı kararda, lehe hükmün uygulanması için verilecek iptal kararının fiile uyan başka bir idarî yaptırımın uygulanmasına engel olmayacağını belirtmiştir. Bu sınır ürün güvenliği para cezası uyuşmazlığına ilişkindir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu