TCK Madde 67 Dava Zamanaşımının Durması ve Kesilmesi

by Avukat Erdal Ersoy
TCK Madde 67 Dava Zamanaşımının Durması ve Kesilmesi

Ceza muhakemesinde dava zamanaşımı, suçun işlendiği andan itibaren kanunda belirlenen sürelerin geçmesiyle kamu davasını düşüren ve yargılama yapılmasına engel olan usulî bir kurumdur. Yargılama sırasında zamanaşımının gerçekleştiğinin anlaşılması hâlinde ilk derece mahkemeleri veya temyiz incelemesi merciince bu durum re'sen dikkate alınarak davanın düşmesine karar verilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesi, bu sürenin durmasına ve kesilmesine ilişkin kanuni usul ve esasları düzenlemektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/315, K. 2020/471Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/315 E.  ,  2020/471 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 268-397
Sanık …'nin ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.04.2013 tarihli ve 48-156 sayılı hükmün, katılan tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 24.04.2018 tarih ve 10801-3035 sayı ile;
"Ankara Barosuna kayıtlı avukat olan sanığın, katılan …'un vekilliğini 13.06.2006 tarihli vekâletnameyle üstlendiği, alacaklı vekili sıfatıyla takip ettiği Sincan 4. İcra Müdürlüğünün 2006/1214 ve 2006/1215 sayılı dosyalarını 13.11.2007 tarihinden sonra işlemsiz bırakmak suretiyle dosyaların takipsizlik nedeniyle işlemden kaldırılmasına sebebiyet vererek görevi kötüye kullandığının iddia edildiği olayda, mahkemece sanığın tamamen iyi niyetli hareket ettiği ve yeni avukat olması sebebiyle vekillikten istifa etmesi gibi bir işlemde bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ise de; açıkça sonlandırılmadığı veya diğer sona erme nedenleri bulunmadığı takdirde vekâlet ilişkisi hâlen devam ediyor olacağından mesleği gereği vekâlet ilişkisini sona erdirmek için istifa etmesi gerektiğini bilmesi ve bu hususta gerekli ihtimamı göstermesi beklenen sanığın müvekkili katılanın talimatına aykırı şekilde icra dosyalarını takipsiz bırakarak katılanın mağduriyetine neden olduğu, bu şekilde ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun sübuta erdiği gözetilmeden atılı suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraat hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 02.10.2018 tarih ve 268-397 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan ve vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2018 tarihli ve 102126 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 30.04.2019 tarih ve 1-4725 sayı ile; CMK'nın 307. maddesi uyarınca yapılan inceleme sonucu Yerel Mahkeme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay Birinci Başkanlığı'na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Katılanın Sincan Cumhuriyet Başsavcılığına 11.06.2010 tarihinde müracaat ederek sanık hakkında şikâyetçi olduğu,
Sincan Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.08.2010 tarih ve 4660 sayı ile; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden sanık hakkında soruşturma izni verilmesinin talep edildiği, Bakanlıkça 12.10.2010 tarih ve 29510 sayı ile soruşturma izninin verildiği, kovuşturma izninin verilmesinin ise 01.11.2010 tarihli ve 19021 sayılı fezleke ile talep edildiği, 26.12.2010 tarih ve 35993 sayı ile de kovuşturma izninin verildiği,
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 10.01.2011 tarihli ve 1258-49 sayılı iddianamesi ile; sanığın alacaklı vekili sıfatıyla takip ettiği Sincan 4. İcra Müdürlüğünün 2006/214 ve 2006/1215 sayılı dosyalarını 13.11.2007 tarihinden sonra işlemsiz bırakmak suretiyle dosyaların işlemden kaldırılmasına sebebiyet verdiği iddiasıyla TCK’nın 257/2 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmesi istemiyle kamu davası açıldığı,
Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 24.02.2011 tarih ve 10-46 sayı ile; sanık hakkında TCK’nın 257/2 ve 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ve güvenlik tedbirine hükmedilmesine karar verilmek üzere son soruşturmanın açılmasına karar verildiği,
Sanığın sorgusunun 07.07.2011 tarihinde yapıldığı,
Yerel Mahkemece sanığın atılı suçtan beraatine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 67. maddesinin birinci fıkrasında dava zamanaşımını durduran nedenler, izin veya karar alınması, bekletici sorun yahut kanun gereğince kaçak olduğu hususunda karar verilenler olarak sayılmıştır.
Bu düzenlemeye göre, suçun işlenmesi ile başlayan dava zamanaşımı süresi, izin veya karar alınması için yetkili merciye başvurulduğu ya da bir bekletici sorunun ortaya çıktığı günde yahut kanun gereğince kaçak olduğu hususunda karar verildiğinde duracak, izin veya kararın alındığı tarihte ya da bekletici sorun çözümlendiğinde yahut kaçak olduğuna karar verilenler hakkında bu kararın kaldırıldığı tarihte kaldığı yerden işlemeye devam edecektir. Bu nedenle, durma süresinden önce geçmiş olan süre, durma süresinden sonra işleyen zamanaşımı süresine eklenecektir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 58. ve 59. maddeleri uyarınca avukat hakkında soruşturma ve kovuşturma izninin istenmesi dava zamanaşımını durduran nedenlerden “izin” hâli ile ilgilidir. Bir avukatın işlediği görev suçu nedeniyle Cumhuriyet savcısının Adalet Bakanlığından soruşturma izni almak için başvurmasıyla dava zamanaşımı duracak, Bakanlıkça soruşturma izni verilmesiyle süre kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Yine Cumhuriyet savcısının Adalet Bakanlığından kovuşturma izni almak için başvuruda bulunmasıyla dava zamanaşımı duracak, Bakanlıkça kovuşturma izni verilmesiyle süre kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.
5237 sayılı TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun'un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
Sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun yaptırımı TCK’nın 257/2. maddesinde 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup, aynı Kanun'un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve suç tarihinin 11.06.2010 olduğu eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 07.07.2011 tarihli sanığın sorgusu olup sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 07.07.2019 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.10.2018 tarihli ve 268-397 sayılı direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Dava Zamanaşımı Süresinin Hesaplanması ve Nitelikli Hâller

Dava zamanaşımı süresi hesaplanırken dosyadaki mevcut deliller doğrultusunda suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri ve kanunda öngörülen cezanın yukarı sınırı dikkate alınır. Suç karşılığında hapis veya adli para cezasının seçimlik olarak düzenlendiği durumlarda zamanaşımı süresinin tayininde hapis cezası esas alınır. 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda olağan dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/587, K. 2021/61Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/587 E.  ,  2021/61 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 216-64
Mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nda düzenlenen işleme dayalı manipülasyon suçundan sanık …'ın beraatine ilişkin İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 11.06.2014 tarihli ve 553-170 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 30.03.2016 tarih ve 18395-14177 sayı ile;
"Sanığın, haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen diğer sanıklar … ile birlikte İMKB'de işlem gören …Meyve ve Gıda San. AŞ hisse senedinde gerçekleştirdikleri manipülatif işlemlerle yapay fiyat ve piyasa oluşumuna neden olduğunun iddia edildiği olayda; 31.10.2007 tarihli SPK Denetleme Raporuna göre işlem yasaklısı sanığın anılan şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı, diğer sanıklardan…'ın yönetim kurulu üyesi olup …, … ve …'ın Akman grubu şirketlerinde çalıştıkları, yine…'ın şirket genel müdürü …'ın oğlu olduğu, alım satım işlemlerinin yapıldığı … ve …'a ait iş yatırım hesaplarının müşteri temsilcisi …'un 09.03.2007 ve 08.10.2007 tarihli beyanlarında hesapların sanık tarafından açıldığını belirttiği, … ve …'a ait hesaplardaki adres bilgilerinin Akman grubu şirketlerine ait olduğu, yatırımcı grubu adına açılmış hesaplardan gerçekleştirilen işlemlerin finansmanının Denizbank Ankara Ticari Şubesi nezdinde diğer sanıklar adına açılmış hesaplara nakit olarak yatırılan tutarlarla sağlandığı ve kasa hareketlerinin incelenmesi sonucunda finansmanın aralarında …Meyve ve Gıda San. AŞ'nin de bulunduğu Akman Grubu şirketlerinden sağlandığının anlaşıldığı, soruşturma ve yargılama sırasında aldırılan 25.06.2008 ve 06.03.2014 tarihli bilirkişi raporlarına göre sanığın TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında diğer sanıkların eylemlerinden sorumlu olduğu gözetilerek atılı suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 07.02.2017 tarih ve 216-64 sayı ile; sanık …'ın piyasa dolandırıcılığı suçundan TCK’nın 37/1. maddesi delaletiyle 6362 sayılı Kanun’un 107/1, TCK'nın 52/2, 6362 sayılı Kanun’un 107/1-son, TCK’nın 52/4 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl hapis ve 1.579.807,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 19. Ceza Dairesince 23.05.2018 tarih, 2514-6198 sayı ve oy çokluğu ile;
"5237 sayılı TCK'nın 'Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi' başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
'Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâlinde, dava zamanaşımı kesilir.' şeklinde düzenlenmiş olup, dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir.
Dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde kullanılan 'şüpheli veya sanıklardan birinin', 'şüpheli veya sanıklardan biri hakkında', 'sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa' ibarelerinden dolayı 'dava zamanaşımının sirayeti' ilkesinin benimsendiğinin anlaşıldığı, iştirak hâlinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ile öğretide de aynı görüş benimsenmiştir.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; iştirak hâlinde 6362 sayılı Kanun'un 107/1. maddesinde tanımlı 'Piyasa Dolandırıcılığı' suçunu işleyen sanık …'ın savunması 03.11.2008 tarihinde alınmış olsa da şeriklerden…'ın savunmasının 12.06.2009 tarihinde alındığı, tüm sanıklar açısından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 12.06.2009 tarihindeki…'ın savunması olduğu, bu tarihten karar tarihine kadar 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin dolmadığı" açıklamasıyla onanmasına karar verilmiştir.
Daire Üyeleri … ve S. Öztemiz;
"Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; sanık … hakkında dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği konusuna ilişkindir.
Uyuşmazlığın çözümü için zamanaşımının hukuki niteliğinin teorideki görüşlerden yararlanmak suretiyle açıklığa kavuşturulmasından sonra, 765 sayılı TCK'nın 106. maddesine paralel hükümler içermekle birlikte maddenin uygulama alanını oldukça genişleten hükümlere de yer veren TCK'nın 67. maddesindeki koşulların irdelenerek; ceza kanununun amacı, kanunilik prensibi, hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki tanımlardan yararlanılarak ortaya konulması gerekmektedir.
Zamanaşımı kurumunun hukuksal niteliği tartışmalıdır. Bir görüşe göre, zamanaşımı davanın açılıp devam etmesine veya kesinleşen cezanın infazına engel olması nedeniyle muhakeme hukuku kuralı olarak kabul edilmelidir. Belirli bir sürenin geçmesi Devletin cezalandırma yetkisini etkilememekte, sadece ceza kovuşturmasını ve hükmedilip kesinleşen cezanın infaz edilmesini önlemektedir. Bu özelliğinden dolayı, zamamaşımı ceza muhakemesinde olumsuz bir yargılama koşuludur.
İkinci görüşe göre; belirli bir sürenin geçmesiyle Devletin sahip olduğu cezalandırma hakkı ortadan kalkar. Dolayısıyla suç işleyen kişi hakkında dava açılamaz, açılmış olan davaya devam edilemez, kesinleşen ceza infaz edilemez. Bu nedenle her iki zamanaşımı kurumu, muhakeme hukukunun değil, maddi ceza hukukunun kurumlarıdır.
Üçüncü görüşe göre; zamanaşımı bir yandan Devletin kovuşturma ve cezayı infaz etme hakkına son verdiği için maddi ceza hukukunun bir kurumu, diğer yandan ise yargılama hakkına engel olduğu için muhakeme hukukunun bir kurumu niteliğindedir.
Dördüncü görüşe göre; dava zamanaşımında, delillerin ortadan kalkması nedeniyle davaya devam edilemediği için muhakeme koşulu özelliği ağır bastığı hâlde, infazda sosyal yarar kalmaması nedenine dayanan infaz zamanaşımı maddi ceza hukukunun bir kurumu olarak maddi ceza hukuku kapsamında düzenlenmelidir.
Ağırlıkta olan görüşe göre; her iki zamanaşımı Devletin kovuşturma ve cezalandırma hakkında son veren kurumlar niteliğini taşıdıkları için maddi ceza hukukunun kapsamına girerler. Muhakeme hukuku ise zamanaşımı sonucunda yapılması gereken işlemler için devreye girerler. Yasal yönden de, her iki zaman aşımı kurumunun süreleri, kesilme ve durma nedenleri, sonuçları ve diğer tüm ayrıntılarının yargılama kanunlarında değil, maddi ceza kanunlarında düzenlenmesi bu nedendendir. Ayrıca muhakeme hukukunda sürelerin belirli olmasına karşın, zamanaşımı süresi, öngörülen cezanın üst haddine ya da verilen ceza süresine göre değişmektedir. Bu durumda bizim hukuk sistemimizde zamanaşımının maddi ceza hukukunun kapsamına girdiği kabul edilmektedir.
765 sayılı TCK'nın 106. maddesinde; Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler, o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keseceği belirtilirken;
5237 sayılı TCK'nın 67. maddesinin 2. fıkrasında ise;
Bir suçla ilgili olarak;
1- Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b- Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c- Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d- Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Zamanaşımını kesen nedenler olarak gösterilmiştir.
765 sayılı TCK'nın 106. maddesinde bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler, o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi zamanaşımını keseceği belirtilirken, 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde; herhangi bir sanık için zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça iştirak eden diğer sanıklar hakkında da; tahkikat ya da takibat yapılmasına bakılmaksızın zaman aşımını keseceği belirtilerek 765 sayılı TCK'nın 106. maddesindeki uygulamada ortaya çıkan tereddütler giderilmek istenmiştir.
Hukuk sistemimizde zamanaşımı müessesesinin maddi ceza hukuku kapsamına girdiğinin kabul edilmesinden sonra muhalefete konu uyuşmazlığın 'Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz' kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla Ceza Hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.
TCK'nın 2. maddesinde: Özet olarak 'Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz.' denilerek kanunilik ilkesi özellikle vurgulanmak istenmiştir.
'Kanunsuz suç ve ceza olmaz' kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin 'Kamu Hakları'nın güvencesidir.
Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad. 38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.
Kanun'un 2. maddesindeki 'açıkça' kelimesi Türk Ceza Hukukunda 'kıyaslamanın' yasaklandığını gösterir.
Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkânını kazanır. Kanun kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun subjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur.
5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde; herhangi bir sanık için zamanaşımını kesen nedenlerin, haklarında tahkikat veya takibat yapılmasına bakılmaksızın aynı fiille iştirak eden diğer bütün sanıklara sirayet edeceği net bir şekilde belirtilerek bir taraftan 765 sayılı Kanun'un 106. maddesinin yorumunda yaşanan tereddütler giderilirken diğer taraftan kanundan kaçan kişilerin ödüllendirilmesi önlenmek istenmiştir.
Tahkikat veya takibattan kaçanları ödüllendirmemeyi amaçlayan 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinin uygulama alanına haklarındaki yargılamanın bir an önce sonuçlandırılması için üzerlerine düşen görevi tam anlamıyla yapan sanıklara da sirayet ettirmek Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki, bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Çünkü kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun gerek 765 sayılı Kanun'un 106. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesiyle ilgili aşağıda özetlenen içtihatlarında; kaçanın ödüllendirilmemesi açıkça vurgulanırken, anılan maddelerin uygulama alanının haklarındaki tahkikat ya da takibat konusu yapılan iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerlerine düşen görevi eksiksiz yapan sanıklar açısından da geçerli olacağına ilişkin herhangi bir ibareye yer verilmemiştir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 27/04/1999 gün, 1999/6-82 E-1999/81 K sayılı kararında benzer bir olayda konu şu şekilde özetlenmiştir. 'Sanığa yüklenen suç TCY'nin 491/4. maddesinde düzenlenmiş olup, maddede öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla TCY'nin 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık asli zamanaşımına tabidir; sanığın inceleme konusu suça ilişkin sorgusu 19.11.1992 tarihinde yapılmıştır. Bu sorgusunda sanığa CMUK'nın 135. maddesindeki haklarının hatırlatılmamış olması, zamanaşımının kesilmesi açısından sonuca etkili bulunmamaktadır. Zira sorgunun şekline ilişkin bir yasal değişikliğin veya iradesinde olmayan bir yanılgının sanık aleyhine sonuç doğuracağını kabul etmek olası değildir. Ayrıca TCY'nin 104, 105 ve 106. maddeleri birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde; 104 ve 105. maddelerdeki düzenlemelerin, haklarında dava açılan kişileri kapsadığı; 106. maddede ise kesici işlemlerin, haklarında takibat ve tahkikat yapılmamış olan kimselere de sirayet edeceği öngörülmüş olup, bu düzenleme ile yasalara saygılı olarak duruşmaya gelen kişilerin durumlarını duruşmadan kaçan kişilerin durumlarıyla eşitlemek değil, kaçana imtiyaz tanımamak, onları ödüllendirmemek ve yasa önündeki eşitliği sağlamak amaçlanmıştır.
Bu belirlemeler ışığında sanığın durumu ele alındığında; müsnet suçtan dolayı açılmış bulunan davada sorgusu 19.11.1992 tarihinde yapılmış, araya başkaca kesici bir neden girmediğinden, asli zamanaşımı 19.11.1997 tarihinde gerçekleşmiştir. Sanık, hakkında takibat ve tahkikat yapılmayan konumunda değildir.
Bu nedenle diğer sanıklar hakkındaki zamanaşımını kesen işlemlerin sanığa sirayet etmesi söz konusu olmayıp yargısal uygulamalar da bu yönde istikrar kazanmıştır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.6.1965 gün ve 275/D-3 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
CGK, 20.03.2012, E.2011/11-241,K. 2012/114; CGK, 31.1.2012, E. 2011/11-243, K. 2012/7. CGK, 16.2.2016, E. 2014/11-315, K. 2016/65 sayılı kararlarında '5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımının kesileceği belirtilmiş ve sonuç olarak kesme nedeninin varlığı hâlinde dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerektiği vurgulanmıştır.' Yine anılan genel kurulu kararlarında 'Anılan Yasa maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 s. TCK’nın 106. maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 s. TCK’da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan 'şüpheli veya sanıklardan birinin' 'şüpheli veya sanıklardan biri hakkında' 'sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa' ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden fiili esas alan nesnel ölçütün geçerli olduğu' vurgulanmıştır.
Esasen bu gerekçeler TCK'nın 67/2. maddesinin konuluş amacına uygun olduğu gibi görüşümüze de aykırı değildir. Zira sanıklardan herhangi birisi hakkında dava zamanaşımını kesen usulü işlem yapılmış ise anılan usulü işlemlerin yapılmadığı sanıklar açısından da zamanaşımının kesilmiş sayılacağı konusunda kuşku yoktur. Ancak haklarında zamanaşımını kesen usulü işlem daha önce yapılan örneğin daha önce sorguya çekilerek sorgu aşamasını geçiren sanık açısından; sonradan yakalanan başka bir sanığın sorguya çekilmesinin zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabul edilmesinin kanun koyucunun amacına uygun olduğunu söylemeye imkân yoktur. Aksi takdirde, hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerine düşen bütün görevleri eksiksiz bir şekilde yerine getiren sanık açısından; sırf kaçarak yargılamayı uzatmak isteyen başka bir sanığın yakalanarak sorguya çekildi diye zamanaşımının bir kez daha kesildiğini kabul etmek, ülkemizinde taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin olmazsa olmazını teşkil eden adil yargılanma hakkını ihlal edeceği gibi kurallara uyan sanık ile kurallara uymayan sanığın aynı şekilde muameleye tabi tutulması anlamına gelir ki! Böyle bir sonucun ceza hukukunun temel ilkelerinden olan hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı olacağı ve iştirak hâlinde işlenen suçlardan dolayı, sanıkların tamamının yakalanmadığı durumlarda; asli zaman aşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmesini imkânsız hâle getireceği gibi Yargıtay uygulamalarına da aykırı olacağı açıktır.
Bizce iştirak edilmemekle birlikte bir an için sayın çoğunluğun görüşünün kabul edilmesi durumunda; özellikle iştirak hâlinde işlenen suçlarda; temyiz aşamasında incelemeye konu sanık açısından asli zamanaşımı süresinin sona erdiği belirlense dahi; yakalanmayan sanıklardan herhangi birisinin yakalanarak ya da kendiliğinden teslim olarak hakkında zamanaşımını kesen herhangi bir işlemin yapılması ihtimaline binaen kesintili zamanaşımı süresi dolmamış ise düşme kararı verilemeyeceğinden; Yargıtaydaki inceleme sırasında dahi bu hususun araştırılması zorunlu hâle gelecektir. Oysa Yargıtay uygulamalarında böyle bir araştırmanın hiç bir zaman yapılmadığı bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Zaten bu yönde bir araştırma yapılmasının zorunlu olması hâlinde, böyle bir uygulamanın davaları sürüncemede bırakmak suretiyle zaten iş yoğunluğu oldukça fazla olan mahkemelerin iş yükünün iyice artmasına sebebiyet vereceği gibi ayrıca hukuk devletinde hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlandırılması için kanunlara son derece saygılı davranan kişilerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Sanık lehine ya da aleyhine sonuçlandırılan davanın makul süre içerisinde bitirilememesini dahi adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul eden hukuk sistemimizin, böyle bir uygulamaya kayıtsız kalması elbetteki beklenemez. Sanığın kendisi hakkında sorgu işleminin yapılması, mahkûmiyet hükmünün verilmesi… gibi işlemler kendisi hakkında zamanaşımını keserken, daha sonra başka bir sanık hakkında yapılan aynı usuli işlemlerin, aynı aşamaları daha önce geçiren sanığa sirayet ettirilmesi kanunun konuluş amacına ve ceza hukukunun temel ilkelerine de aykırı olacaktır. Sonuç itibarıyla yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere bir sanık hakkında zaman aşımını kesen herhangi bir usulü işlemin yapılması, o tarihe kadar haklarında aynı usulü işlemlerin yapılmadığı sanıklar hakkında zaman aşımını keserken, haklarında daha önce aynı usulü işlemlerin yapıldığı sanıklar açısından zamanaşımının ikinci kez kesildiğinin kabul edilmemesinin Yargıtay uygulamalarına, TCK'nın 67/2. maddesinin konuluş amacına, hakkaniyet ilkesine daha uygun olacağı ve böyle bir sonucun kanuna saygılı vatandaşların adil yargılanma hakkının sağlanmasına katkıda bulunacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Ulaşılan sonuca göre, örneğin A-B-C adındaki üç sanığın iştirak hâlinde bir suçu işlemesi hâlinde; ilk önce 'A'nın yakalanarak sorguya çekilmesi, 'B' ve 'C' hakkında zamanaşımını kestiği konusunda uygulamada ve teoride herhangi bir duraksama bulunmamasına karşın, daha sonra yakalanan 'B'nin sorguya çekilmesi sadece henüz sorguya çekilmeyen 'C' hakkında zamanaşımını keserken daha önce sorgusu yapılan 'A' hakkında zamanaşımını kesmeyecektir. Daha sonraki bir tarihte yakalanan 'C'nin sorguya çekilmesi de yine daha önce sorguya çekilen 'A ve B' hakkında zamanaşımını kesmeyecektir.
Yukarıdaki açıklamalar ve içtihatlar ışığında somut olayımıza baktığımızda; sanık …'ın savunmasının 03.08.2008 tarihinde alındığı ve zamanaşımın bu tarihte kesildiği, diğer sanığın açıklamalarının sanık …'ın durumunda herhangi bir değişiklik yapmadığının dosya içeriğinden net bir şekilde anlaşıldığı, diğer sanığın sorgusu yapılmasa dahi mevcut delillerle adı geçen sanık … hakkında karar verilebileceği dikkate alınarak adı geçen sanık hakkındaki davanın tefrik edilerek bitirilme olanağı varken, davanın tefrik edilmeyip kaçan sanıkların zorunluluk olmaksızın beklenerek yakalandıklarında haklarındaki zamanaşımını kesen nedenlerin sanık …'a sirayet ettirilmesi, sanık lehine getirilmiş bir kanun hükmünün sanık aleyhine yorumlanması anlamına gelir ki; böyle bir yorumun ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşması mümkün değildir. Bu durumda sanık … hakkında sorgusunun yapıldığı 03.08.2008 tarihinden hüküm tarihine kadar asli zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerekirken, diğer sanığın sorgusunun yapıldığı 12.06.2009 tarihinde zamanaşımının kesildiği ve kesme nedeninin daha önce sorgusu yapılan …'a da sirayet ettiği gerekçesiyle asli zaman aşımı süresinin hüküm tarihinde dolmadığından bahisle Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına dair sayın çoğunluk görüşüne katılmamaktayız." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 15.11.2018 tarih ve 87457 sayı ile;
"…Ayrıntıları Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 23.05.2018 gün ve 2018/2514 Esas, 2018/6198 Karar sayılı ilamının muhalefet şerhinde belirtildiği üzere; '…TCK'nın 67/2. maddesinin konuluş amacının, iştirak hâlinde işlenen suçlarda sanıklardan herhangi birisi hakkında dava zamanaşımını kesen usulü işlem yapılmış ise anılan usulü işlemin tüm sanıklar açısından da zamanaşımının kesilmiş sayılacağı konusunda kuşku yoktur. Ancak haklarında zamanaşımını kesen usulü işlem daha önce yapılan örneğin daha önce sorguya çekilerek sorgu aşamasını geçiren sanık açısından; sonradan yakalanan başka bir sanığın sorguya çekilmesinin zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabul edilmesinin kanun koyucunun amacına uygun olduğunu söylemeye imkân yoktur. Aksi takdirde, hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerine düşen bütün görevleri eksiksiz bir şekilde yerine getiren sanık açısından; sırf kaçarak yargılamayı uzatmak isteyen başka bir sanığın yakalanarak sorguya çekildi diye zamanaşımının bir kez daha kesildiğini kabul etmek, ülkemizinde taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin olmazsa olmazını teşkil eden adil yargılanma hakkını ihlal edeceği gibi kurallara uyan sanık ile kurallara uymayan sanığın aynı şekilde muameleye tabi tutulması anlamına gelir ki! Böyle bir sonucun ceza hukukunun temel ilkelerinden olan hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı olacağı ve iştirak hâlinde işlenen suçlardan dolayı, sanıkların tamamının yakalanmadığı durumlarda; asli zaman aşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmesini imkânsız hâle getireceği gibi Yargıtay uygulamalarına da aykırı olacağı açıktır.
Aksi taktirde, özellikle iştirak hâlinde işlenen suçlarda; temyiz aşamasında incelemeye konu sanık açısından asli zamanaşımı süresinin sona erdiği belirlense dahi; yakalanmayan sanıklardan herhangi birisinin yakalanarak ya da kendiliğinden teslim olarak hakkında zamanaşımını kesen herhangi bir işlemin yapılması ihtimaline binaen kesintili zamanaşımı süresi dolmamış ise düşme kararı verilemeyeceğinden; Yargıtaydaki inceleme sırasında dahi bu hususun araştırılması zorunlu hâle gelecektir. Oysa Yargıtay uygulamalarında böyle bir araştırmanın hiçbir zaman yapılmadığı bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Zaten bu yönde bir araştırma yapılmasının zorunlu olması hâlinde, böyle bir uygulamanın davaları sürüncemede bırakmak suretiyle zaten iş yoğunluğu oldukça fazla olan mahkemelerin iş yükünün iyice artmasına sebebiyet vereceği gibi ayrıca hukuk devletinde hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlandırılması için kanunlara son derece saygılı davranan kişilerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 6362 sayılı Yasa'nın 107/1. maddesine muhalefet suçu için belirlenen ceza miktarına göre, asli zamanaşımı süresinin, TCK'nın 66. maddesi gereğince 8 yıl olarak belirlendiği, sanığın savunması 03.11.2008 tarihinde alındıktan sonra zamanaşımını kesen en son işlemin mahkûmiyet kararının verildiği 07.02.2017 tarihi olduğu gözetilerek, zamanaşımı nedeniyle sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca davanın düşmesine karar vermesi yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesinden dolayı, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin anılan ilamındaki 'onama' görüşüne itiraz edilmiştir." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 26.11.2018 tarih, 8039-12381 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … ve inceleme dışı sanık… hakkında bilgiye dayalı manipülasyon suçundan kurulan beraat hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle; inceleme dışı sanıklar … hakkında işleme dayalı manipülasyon suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, bu kararlara yönelik itirazın mercisince reddedilmesi suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında piyasa dolandırıcılığı (işleme dayalı manipülasyon) suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iştirak hâlinde işlenen suçlarda, ortaklardan birisinin savunmasının alınmasının dava zamanaşımının kesilmesi yönünden diğer ortakları da etkileyip etkilemeyeceği, bu bağlamda sanık hakkında dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanık … ve inceleme dışı sanıklar …, …, …, …, … ve… hakkında …Meyve ve Gıda Sanayi AŞ hisse senedinde 13.02.2007-05.03.2007 döneminde işleme dayalı manipülasyon yapılması nedeniyle mülga 2499 sayılı Kanun’un 5728 sayılı Kanun’un 372. maddesi ile değişik 47/I-A-2. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle işleme dayalı manipülasyon suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 27.06.2008 tarih ve 10651-7072 sayı ile kamu davası açıldığı,
Sanık … ve inceleme dışı sanık… hakkında …Meyve ve Gıda Sanayi AŞ'ye ilişkin olarak 11.01.2007 tarihinde kamuya yapılan özel durum açıklamasının yanıltıcı bilgi içermesi nedeniyle mülga 2499 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun'un 372. maddesi ile değişik 47/I-A-3. maddesinin ihlal edildiğinden bahisle bilgiye dayalı manipülasyon suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 22.04.2009 tarih ve 4531-2668 sayı ile kamu davası açıldığı, İstanbul 3. Asliye Ceza Mahkemesince 23.03.2012 tarih ve 609-106 sayı ile şahsi ve fiili irtibat bulunduğundan bahisle dosyanın İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/553 esas numaralı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği,
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.06.2014 tarihli ve 553-170 sayılı kararı ile; haklarında bilgiye dayalı manipülasyon suçundan kamu davası açılan sanık … ve inceleme dışı sanık…'nun beraatine karar verildiği, işleme dayalı manipülasyon suçundan kamu davası açılan sanık …'ın beraatine, inceleme dışı sanıklar …, …, …, …, … ve… hakkında ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, bu kararlara yönelik itirazın mercisince reddedilmesi suretiyle kesinleştiği, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 30.03.2016 tarihli ve 18395-14177 sayılı kararı ile sanık … ve inceleme dışı sanık… hakkında bilgiye dayalı manipülasyon suçundan kurulan beraat hükümleri onanmak suretiyle kesinleştiği, sanık … hakkında işleme dayalı manipülasyon suçundan kurulan beraat hükmünün ise bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyan İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.02.2017 tarihli ve 216-64 sayılı kararı ile sanık … hakkında 6362 sayılı Kanun'da düzenlenen piyasa dolandırıcılığı (işleme dayalı manipülasyon) suçundan mahkûmiyet kararı verildiği, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 23.05.2018 tarihli ve 2514-6198 sayılı kararı ile sanık … hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verildiği,
Sanığa atılı piyasa dolandırıcılığı (işleme dayalı manipülasyon) suçuna ilişkin olarak sanık …’ın savunmasının 03.11.2008, inceleme dışı sanık …’ın savunmasının 03.11.2008, inceleme dışı sanıklar …, … ve …’ın savunmalarının 05.11.2008, inceleme dışı sanık …’ın savunmasının 20.02.2009 ve inceleme dışı sanık…’ın savunmasının 12.06.2009 tarihinde alındığı, somut olayda suç tarihinin ise 05.03.2007 olduğu, sanık … hakkında 07.02.2017 tarihinde mahkûmiyet kararı verildiği, sanık … hakkında verilen mahkûmiyet kararından önce sanıkların savunmalarının alınması dışında zamanaşımını kesen başkaca bir işlem yapılmadığı,
Anlaşılmaktadır.
Mülga 2499 sayılı Kanun’un suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 47. maddesi;
"Diğer kanunlara göre daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde:
A) …
2. Yapay olarak, sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanın varlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veya azaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,
…
2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10 milyar liradan 25 milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Suçun işlenmesinde, bu bentte yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse, hapis cezasının asgari haddi 3, azami haddi 6 yıldır.
B) …
C) …
Birinci fıkranın (A), (B) ve (C) bentleri uyarınca verilecek ağır para cezaları üst sınırla bağlı olmaksızın suçun işlenmesi suretiyle temin edilen menfaatin üç katından az olamaz.
Bu maddede öngörülen cezaların verilmesini gerektiren fiillerin tekrarı halinde,verilen cezalar yarı oranında artırılarak hükmolunur. Cezaların artırılabilmesi için daha önce verilen cezanın infazı şartı aranmaz.",
30.12.2012 tarihli ve 28513 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun'un 139. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 2499 sayılı Kanun'un 08.02.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun'un 372. maddesi ile değişik 47. maddesi;
"Diğer kanunlara göre daha ağır bir cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde;
A) …
2. Yapay olarak, sermaye piyasası araçlarının, arz ve talebini etkilemek, aktif bir piyasanın varlığı izlenimini uyandırmak, fiyatlarını aynı seviyede tutmak, arttırmak veya azaltmak amacıyla alım ve satımını yapan gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri ve bunlarla birlikte hareket edenler,
…
her bir alt bent kapsamına giren fiillerden dolayı iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
B) …
C) …
Birinci fıkranın (A), (B) ve (C) bentleri uyarınca verilecek para cezaları üst sınırla bağlı olmaksızın suçun işlenmesi suretiyle temin edilen menfaatin üç katından az olamaz.",
30.12.2012 tarihli ve 28513 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6362 sayılı Kanun'un "Piyasa Dolandırıcılığı" başlıklı 107. maddesi;
"(1) Sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapanlar, emir verenler, emir iptal edenler, emir değiştirenler veya hesap hareketleri gerçekleştirenler iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Ancak, bu suçtan dolayı verilecek olan adli para cezasının miktarı, suçun işlenmesi ile elde edilen menfaatten az olamaz.
(2) …
(3) Birinci fıkrada tanımlanan suçu işleyen kişi pişmanlık göstererek, beş yüz bin Türk Lirasından az olmamak üzere, elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı miktarı kadar parayı, Hazineye;
a) Henüz soruşturma başlamadan önce ödediği takdirde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
b) Soruşturma evresinde ödediği takdirde, verilecek ceza yarısı oranında indirilir.
c) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, verilecek ceza üçte biri oranında indirilir." şeklinde düzenlenmiş olup 25.02.2020 tarihli ve 31050 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7222 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 6362 sayılı Kanun'un 107. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “iki” ibaresi “üç” şeklinde değiştirilmiştir.
5237 sayılı TCK’nın “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesi;
“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,
Geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…” şeklinde düzenlenmiştir.
TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler mülga 765 sayılı TCK'nın 104. maddesinde, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianame ile dava açılması olarak belirtilmiş olup kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar yönünden sirayeti ise anılan Kanun’un 106. maddesinde; “Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser.” şeklinde düzenlenmişti.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’da ise dava zamanaşımını kesen nedenler 67. maddede düzenlenmiştir. “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi” başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
“Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Halinde, dava zamanaşımı kesilir” şeklinde düzenlenmiştir. Mülga 765 sayılı TCK’nın 106. maddesinde yer alan düzenleme ise 5237 sayılı TCK’da yer almamıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenlerin aynı suça katılanları ne şekilde etkileyeceği konusunda iki sistem mevcuttur. Bunlardan birincisi, Almanya, Avusturya, İsviçre ve Arjantin Ceza Kanunlarında da kabul edilen yargılanan sanığı esas alan ve diğer sanıkları soyutlayan öznel sistem (kesilmenin şahsiliği) olarak nitelendirilen sistemdir. Nesnel sistem olarak adlandırılan ve fiili esas alan ikinci sistem ise İtalya, Brezilya ve Fransa Ceza Kanunlarında kabul edilen ve sadece sanığı değil, katılma dereceleri ne olursa olsun olaya katılan tüm sanıkları hatta haklarında kovuşturmaya başlanmamış olanları dahi nazara almaktadır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler TCK'nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir. Dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde kullanılan “şüpheli veya sanıklardan birinin”, “şüpheli veya sanıklardan biri hakkında”, “sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa” ibarelerinden dolayı 5237 sayılı TCK’da “dava zamanaşımının sirayeti” ilkesinin benimsendiği ve öznel kriter dışlanarak nesnel kriter esas alındığı için suç tarihinden itibaren dava zamanaşımının fail bazında değil de fiile bağlı olarak ortak hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle iştirak hâlinde bir suç işlendiği takdirde şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmış veya yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 tarihli ve 241-114 sayılı kararı ile 31.01.2012 tarihli ve 243-7 sayılı kararında, 5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği, iştirak hâlinde suç işleyen sanıklardan bir kısmı hakkında verilen mahkûmiyet kararının tüm sanıklar için dava zamanaşımını keseceği vurgulanmıştır.
Nitekim öğretide de TCK'nın 67. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile ilgili olarak; bir şüpheli veya sanık hakkındaki ifade alma veya sorgunun diğer sanık veya şüpheliler bakımından da zamanaşımını keseceği (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara, 2017, s.984-986.), yeni TCK’nın sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçütün esas alındığı, başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı hâlinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerektiği (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. bası, Ankara 2015, s. 887-890.), eğer bir suçta birden fazla kişi çeşitli sebeplerle şüpheli veya sanık durumunda iseler Kanun'un ifadesine göre bunlardan birinin ifadesinin alınması veya sorgulanmasının sanıkların tamamı bakımından zamanaşımını keseceği (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. bası, Ankara 2017, s.718-721.), zamanaşımının kesilmesinin suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp aksine suç konusu fiile ilişkin olduğu, zamanaşımını kesen sebeplerin bir suç sebebiyle ortaya çıktığı, bahse konu suçu oluşturan fiilin objektif olarak şerikler arasındaki bağı ifade ettiği, bu bağın suça iştirak eden kişilerden kaynaklanmayıp aksine ortak katkıda bulunulan fiilin çerçevesinde hüküm ifade ettiği, dolayısıyla objektif bu bağ kapsamında meydana gelen ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin, kişilerden bağımsız olarak hukuki sonuç doğuracağı ve fiil nedeniyle birleşen tüm şerikler hakkında da geçerli olacağı (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara 2017, s. 728.), suç iştirak hâlinde işlenmişse, bir sanık hakkında dava zamanaşımını kesen nedenin tüm sanıkları etkileyeceği, böylece, şüpheli veya sanıklardan birinin, ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, hakkında tutuklama kararı verilmesi, onunla ilgili iddianamenin düzenlenmesi, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, haklarında soruşturma yapılmış veya yapılmamış tüm suç ortakları ile ilgili dava zamanaşımının kesileceği (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, İstanbul 2017, s. 790-794.), iştirak hâlinde işlenen suçlarda ortaklardan biri için dava zamanaşımının kesilmesinin diğer ortakları da etkileyeceği, yani onlar için de dava zamanaşımı süresinin kesileceği (Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, Ankara 2017, s. 917.), düzenlemenin lafzına ve ruhuna göre ortaklardan birinin ifadesinin alınması, tutuklama kararı verilmesi, mahkûmiyet hükmü kurulması durumunda o ortakla, o suçu iştirâk hâlinde işleyen şüpheliler veya sanıklar hakkında da zamanaşımı süresinin kesileceği, kanun koyucunun, sirayet ihtimalini düşünmese bu ibareleri kanuna koymayacağı (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. bası, Ankara, 2010, 2. cilt, s.2270-2271.) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği, zamanaşımının kesilmesinin suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp aksine suç konusu fiile ilişkin olduğu, bahse konu suçu oluşturan fiilin objektif olarak şerikler arasındaki bağı ifade ettiği, bu bağın suça iştirak eden kişilerden kaynaklanmayıp aksine ortak katkıda bulunulan fiilin çerçevesinde hüküm ifade ettiği, dolayısıyla objektif bu bağ kapsamında meydana gelen ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin, kişilerden bağımsız olarak hukuki sonuç doğuracağı ve fiil nedeniyle birleşen tüm şerikler hakkında da geçerli olacağı anlaşıldığından iştirak hâlinde işlenen suçlarda, ortaklardan birisinin savunmasının alınmasının dava zamanaşımının kesilmesi yönünden diğer ortakları da etkileyeceğinin kabul edilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.05.2019 tarihli ve 147-428 sayılı kararında da benzer gerekçelerle aynı sonuca ulaşılmıştır.
Sanık … ve inceleme dışı sanıklar …, …, …, …, … ve…’ın atılı mülga 2499 sayılı Kanun’un 47/I-A-2. maddesi ile 6362 sayılı Kanun'un 107/1. maddesinde tanımlanan piyasa dolandırıcılığı (işleme dayalı manipülasyon) suçunun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre davanın 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunduğu, sanık …’ın savunmasının 03.11.2008, inceleme dışı sanıklardan son olarak…'ın 12.06.2009 tarihinde savunmasının alındığı hususları dikkate alındığında sanık … hakkında verilen mahkûmiyet kararına kadar tüm sanıklar açısından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 12.06.2009 tarihindeki…’ın savunması olduğu, 12.06.2009 tarihinden sonra sanık … hakkında verilen 07.02.2017 tarihli mahkûmiyet hükmüne kadar 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla; haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri …, … ve …;
"Sanık …'ın sorgusunun yapılmasından sonra aynı suça iştirak eden inceleme dışı sanık…'ın daha sonraki bir tarihte yapılan sorgusunun sanık açısından zaman aşımını kesip kesmediği ve buna bağlı olarak inceleme süresi içerisinde dava zaman aşımının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda sayın çoğunluk ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Hukuk sistemimizde zaman aşımı kurumu Devletin kovuşturma ve cezalandırma hakkına son veren kurum niteliğini taşıdığı için maddi ceza hukukunun kapsamına girdiği kabul edilmektedir.
765 sayılı TCK'nın 106. maddesinde; Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler, o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keseceği belirtilirken;
5237 sayılı TCK'nın 67. maddesinin 2. fıkrasında ise;
Bir suçla ilgili olarak;
a-) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b-) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c-) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d-) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Zaman aşımını kesen nedenler olarak gösterilmiştir.
765 sayılı TCK'nın 106. maddesinde bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler, o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da, aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi zaman aşımını keseceği belirtilirken, 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde; herhangi bir sanık için zaman aşımını kesen nedenlerin aynı suça iştirak eden diğer sanıklar hakkında da; tahkikat ya da takibat yapılmasına bakılmaksızın zaman aşımını keseceği belirtilerek 765 sayılı TCK'nın 106. maddesindeki uygulamada ortaya çıkan tereddütler giderilmek istenmiştir.
Hukuk sistemimizde zaman aşımı müessesesinin maddi ceza hukuku kapsamına girdiğinin kabul edilmesinden sonra muhalefete konu uyuşmazlığın 'kanunsuz suç ve ceza olmaz' kuralının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla ceza hukukunun izin verdiği ölçüde yorum kuralları ile bağdaştırmak suretiyle çözümü gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde: Özet olarak 'Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz.' denilerek kanunilik ilkesi özellikle vurgulanmak istenmiştir.
'Kanunsuz suç ve ceza olmaz' kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin kamu haklarının güvencesidir.
Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad.38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK'nın 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.
Kanun'un 2. maddesindeki 'açıkça' kelimesi Türk Ceza Hukukunda 'kıyaslama'nın yasaklandığını gösterir.
Kanunsuz ceza olamayacağından, suçun cezasının belirlenmiş olması suçluların cezalandırılmasında şarttır.
Bir fiili suç saymak ve cezalandırmak yetkisinin yalnız kanuna tanınması bireylere özgürlüklerinin sınırı hakkında bilgi verir. Bireyin, nelerin ne kadar yasak olduğunu bilmeye hakkı vardır. Bu hakkını kullanan birey yasak olanı yapmaktan çekinmek, yasak olmayanı yaparken de korkusuz hareket etmek imkânını kazanır. Kanun Kuralına gerçek anlamını kanun koyucunun iradesi verir. Kanunun iradesi kanun koyucunun subjektif iradesi değildir. Yazılı formül içinde ifade edilmiş objektif irade, kanunun iradesini oluşturur. Kanunun iradesini gösteren formül zorunlu olarak genel ve soyut olacağından, kuralın önce içeriğini ve anlamını belirtmeden, iradenin somut olaylara uygulanmasına imkân yoktur. Pozitif hukuk, yorum faaliyetlerinin sınırını oluşturur.
5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde; herhangi bir sanık için zaman aşımını kesen nedenlerin, haklarında tahkikat veya takibat yapılmasına bakılmaksızın aynı fiille iştirak eden diğer bütün sanıklara sirayet edeceği net bir şekilde belirtilerek bir taraftan 765 sayılı Kanun'un 106. maddesinin yorumunda yaşanan tereddütler giderilirken diğer taraftan kanundan kaçan kişilerin ödüllendirilmesi önlenmek istenmiştir.
Tahkikat veya takibattan kaçanları ödüllendirmemeyi amaçlayan 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinin uygulama alanına haklarındaki yargılamanın bir an önce sonuçlandırılması için üzerlerine düşen görevi tam anlamıyla yapan sanıkları da dahil etmek, Türk Ceza Hukukunun kabul etmediği kıyas yöntemini hem de sanık aleyhine hüküm doğuracak şekilde Ceza Hukukuna dahil etmek olur ki bunun kanun koyucunun iradesine aykırı olacağı açıktır. Zira kanun koyucu, genel gerekçede iradesini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle sanık aleyhine getirilen hükümlerin hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Bu kural Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan suçların kanuniliği prensibinin doğal bir sonucudur.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun gerek 765 sayılı TCK'nın 106. maddesi gerekse 5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesiyle ilgili aşağıda özetlenen içtihatlarında; kaçanın ödüllendirilmemesi açıkça vurgulanırken, anılan maddelerin uygulama alanının haklarındaki tahkikat ya da takibat konusu yapılan iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerlerine düşen görevi eksik yapan sanıklar açısından da geçerli olacağına dair herhangi bir ibareye yer verilmemiştir.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 27.04.1999 gün, 1999/6-82 E-1999/81 K sayılı kararında benzer bir olayda konu şu şekilde özetlenmiştir. 'Sanığa yüklenen suç TCY'nin 491/4. maddesinde düzenlenmiş olup, maddede öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla TCY'nin 102/4. maddesi uyarınca 5 yıllık asli zamanaşımına tabidir; sanığın inceleme konusu suça ilişkin sorgusu 19.11.1992 tarihinde yapılmıştır. Bu sorgusunda sanığa CMUK'nın 135. maddesindeki haklarının hatırlatılmamış olması, zamanaşımının kesilmesi açısından sonuca etkili bulunmamaktadır. Zira sorgunun şekline ilişkin bir yasal değişikliğin veya iradesinde olmayan bir yanılgının sanık aleyhine sonuç doğuracağını kabul etmek olası değildir. Ayrıca TCY'nin 104, 105 ve 106. maddeleri birlikte ele alınıp değerlendirildiğinde; 104 ve 105. maddelerdeki düzenlemelerin, haklarında dava açılan kişileri kapsadığı; 106. maddede ise kesici işlemlerin, haklarında takibat ve tahkikat yapılmamış olan kimselere de sirayet edeceği öngörülmüş olup, bu düzenleme ile yasalara saygılı olarak duruşmaya gelen kişilerin durumlarını duruşmadan kaçan kişilerin durumlarıyla eşitlemek değil, kaçana imtiyaz tanımamak, onları ödüllendirmemek ve yasa önündeki eşitliği sağlamak amaçlanmıştır.
Bu belirlemeler ışığında sanığın durumu ele alındığında; müsnet suçtan dolayı açılmış bulunan davada sorgusu 19.11.1992 tarihinde yapılmış, araya başkaca kesici bir neden girmediğinden, asli zamanaşımı 19.11.1997 tarihinde gerçekleşmiştir. Sanık, hakkında takibat ve tahkikat yapılmayan konumunda değildir.
Bu nedenle diğer sanıklar hakkındaki zamanaşımını kesen işlemlerin sanığa sirayet etmesi söz konusu olmayıp yargısal uygulamalar da bu yönde istikrar kazanmıştır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.6.1965 gün ve 275/D-3 sayılı kararı da bu doğrultudadır.
CGK,20.03.2012, E.2011/11-241,K. 2012/114; CGK, 31.1.2012, E. 2011/11-243, K. 2012/7. CGK, 16.2.2016, E. 2014/11-315, K. 2016/65 sayılı kararlarında '5237 sayılı TCK'nın 67/2. maddesinde kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımının kesileceği belirtilmiş ve sonuç olarak kesme nedeninin varlığı hâlinde dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerektiği vurgulanmıştır. Yine anılan genel kurulu kararlarında anılan yasa maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 s. TCK’nın 106. maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 s. TCK’da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan 'şüpheli veya sanıklardan birinin' 'şüpheli veya sanıklardan biri hakkında' 'sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa' ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin yasa koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar açısından sirayeti yönünden fiili esas alan nesnel ölçütün geçerli olduğu' vurgulanmıştır.
Esasen bu gerekçeler TCK'nın 67/2. maddesinin konuluş amacına uygun olduğu gibi görüşümüze de aykırı değildir. Zira sanıklardan herhangi birisi hakkında dava zamanaşımını kesen usulü işlem yapılmış ise anılan usulü işlemlerin yapılmadığı sanıklar açısından da zaman aşımının kesilmiş sayılacağı konusunda kuşku yoktur. Ancak haklarında zamanaşımını kesen usulü işlem daha önce yapılan örneğin daha önce sorguya çekilerek sorgu aşamasını geçiren sanık açısından; sonradan yakalanan başka bir sanığın sorguya çekilmesinin zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabul edilmesinin kanun koyucunun amacına uygun olduğunu söylemeye imkân yoktur. Aksi takdirde, hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlanması için üzerine düşen bütün görevleri eksiksiz bir şekilde yerine getiren sanık açısından; sırf kaçarak yargılamayı uzatmak isteyen başka bir sanığın yakalanarak sorguya çekildi diye zamanaşımının bir kez daha kesildiğini kabul etmek, ülkemizinde taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin olmazsa olmazını teşkil eden adil yargılanma hakkını ihlal edeceği gibi kurallara uyan sanık ile kurallara uymayan sanığın aynı şekilde muameleye tabi tutulması anlamına gelir ki!… Böyle bir sonucun ceza hukukunun temel ilkelerinden olan hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik ilkelerine aykırı olacağı ve iştirak hâlinde işlenen suçlardan dolayı, sanıkların tamamının yakalanmadığı durumlarda; asli zaman aşımı süresinin dolduğundan bahisle düşme kararı verilmesini imkânsız hâle getireceği gibi Yargıtay uygulamalarına da aykırı olacağı açıktır. Bizce iştirak edilmemekle birlikte bir an için sayın çoğunluğun görüşünün kabul edilmesi durumunda; özellikle iştirak halinde işlenen suçlarda; temyiz aşamasında incelemeye konu sanık açısından asli zaman aşımı süresinin sona erdiği belirlense dahi; yakalanmayan sanıklardan herhangi birisinin yakalanarak ya da kendiliğinden teslim olarak hakkında zaman aşımını kesen herhangi bir işlemin yapılması ihtimaline binaen kesintili zamanaşımı süresi dolmamış ise düşme kararı verilemeyeceğinden; Yargıtaydaki inceleme sırasında dahi bu hususun araştırılmasının zorunlu hâle geleceği gibi ayrıca soruşturma aşamasını geçiren hatta hakkında mahkûmiyet kararı verilen sanık açısından, aynı suçu iştirak eden başka bir sanığın yakalanarak hazırlık aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesinin alınması hâlinde dahi zaman aşımının kesildiği kabul edilerek soruşturma aşamasına dönülmesinin suç işlediği kesinleşinceye kadar masumların teminatı olarak kabul edilen ceza muhakemesi kanununun ruhuna da aykırı olacağı açıktır. Kaldı ki !.. Yargıtay uygulamalarında böyle bir araştırmanın hiçbir zaman yapılmadığı bilinen bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Zaten bu yönde bir araştırma yapılmasının zorunlu olması hâlinde, böyle bir uygulamanın davaları sürüncemede bırakmak suretiyle zaten iş yoğunluğu oldukça fazla olan mahkemelerin iş yükünün iyice artmasına sebebiyet vereceği gibi ayrıca hukuk devletinde hakkındaki iddiaların bir an önce sonuçlandırılması için kanunlara son derece saygılı davranan kişilerin adil yargılanma hakkını ihlal edeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır. Sanık lehine ya da aleyhine sonuçlandırılan davanın makul süre içerisinde bitirilememesini dahi adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul eden hukuk sistemimizin, böyle bir uygulamaya kayıtsız kalması elbetteki beklenemez. Sanığın kendisi hakkında sorgu işleminin yapılması, mahkûmiyet hükmünün verilmesi… gibi işlemler kendisi hakkında zamanaşımını keserken, daha sonra başka bir sanık hakkında yapılan aynı usuli işlemlerin, aynı aşamaları daha önce geçiren sanığa sirayet ettirilmesi kanunun konuluş amacına ve ceza hukukunun temel ilkelerine de aykırı olacağı gibi kusursuz bir yargılamayı hedefleyen usul ekonomisine de aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Sonuç itibarıyla yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere bir sanık hakkında zaman aşımını kesen herhangi bir usulü işlemin yapılması, o tarihe kadar haklarında aynı usuli işlemlerin yapılmadığı sanıklar hakkında zaman aşımını keserken, haklarında daha önce aynı usuli işlemlerin yapıldığı sanıklar açısından zamanaşımının ikinci kez kesildiğinin kabul edilmemesinin Yargıtay uygulamalarına, TCK'nın 67/2. maddesinin konuluş amacına, hakkaniyet ilkesine daha uygun olacağı ve böyle bir sonucun kanuna saygılı vatandaşların adil yargılanma hakkının sağlanmasına katkıda bulunacağı açıktır. Ulaşılan sonuca göre, örneğin A-B-C adındaki üç sanığın iştirak halinde bir suçu işlemesi hâlinde; ilk önce 'A'nın yakalanarak sorguya çekilmesi, 'B' ve 'C' hakkında zamanaşımını kestiği konusunda uygulamada ve teoride herhangi bir duraksama bulunmamasına karşın, daha sonra yakalanan B'nin sorguya çekilmesi sadece henüz sorguya çekilmeyen 'C' hakkında zaman aşımını keserken daha önce sorgusu yapılan 'A' hakkında zamanaşımını kesmeyecektir. Daha sonraki bir tarihte yakalanan 'C'nin sorguya çekilmesi de yine daha önce sorguya çekilen 'A ve B' hakkında zamana şımını kesmeyecektir. Aksine düşüncenin kabul edilmesi; tüketilen bir usuli işlemin defalarca yeniden canlandırılması anlamına gelir ki!.. … hiçbir hukuk sisteminin buna izin vermesi beklenemez. Benzer düzenlemelerde, gerek Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, gerekse özel dairelerin istikrar kazanan uygulamaları da bu doğrultudadır. Örneğin 1412 sayılı CMUK'nın 104/2. maddesinde sanığın görevsiz mahkemede usulüne uygun olmayacak şekilde sorgusunun yapılması zaman aşımını keserken, daha sonra görevli mahkemede usulüne uygun olarak yeniden sorguya çekilmesinin, ya da ilk sorgu için gıyabi tevkif müzekkeresi çıkarıldıktan daha sonra yeniden çıkarılan gıyabi tevkif müzekkerelerinin dava zaman aşımını kesmeyeceği gerek teoride gerek uygulamada tereddüte yer vermeyecek şekilde benimsenmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ve içtihatlar ışığında somut olayımıza baktığımızda; sanık …'ın sorgusunun yapıldığı 03.11.2008 tarihinde zamanaşımının kesildiği, inceleme dışı sanık…'ın 12.06.2009 tarihinde yapılan sorgusuyla sanık … yönünden zamanaşımının tekrar kesildiğini kabul etmek, sanık lehine getirilmiş bir kanun hükmünün sanık aleyhine yorumlanması anlamına gelir ki; böyle bir yorumun ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşması mümkün değildir. Bu durumda sanık … hakkında sorgusunun yapıldığı 03.11.2008 tarihinden hükmün verildiği 07.02.2017 tarihine kadar asli zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerektiği yönündeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabul edilmesi yerine reddedilmesi yönündeki Sayın Çoğunluğun kararına katılmıyoruz." görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; iştirak hâlinde işlenen suçlarda, ortaklardan birisinin savunmasının alınmasının dava zamanaşımının kesilmesi yönünden diğer ortakları etkilemeyeceği, bu bağlamda sanık hakkında dava zamanaşımının gerçekleştiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 02.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış suça sürüklenen çocuklar hakkında tabi olunan asli dava zamanaşımı süresi üçte iki oranında hesaplanır. Bu doğrultuda kanunda sekiz yıllık olağan zamanaşımına tabi olan bir fiil için çocuklar bakımından süre daha kısa tutulur ve zamanaşımının kesilmesi durumunda da kanuni sınır uyarınca bu sürenin en fazla yarısı kadar uzama gerçekleşebilir.

Dava Zamanaşımının Durması Hâlleri ve Hukuki Sonuçları

Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinin birinci fıkrasına göre; soruşturma ve kovuşturma yapılmasının izin veya karar alınmasına ya da diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde, izin veya kararın alınmasına ya da meselenin çözümüne kadar zamanaşımı durur. Ayrıca hakkında kanun gereğince kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili bakımından da bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı süresi durmaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 67Kaynağı aç
Madde 67- (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya
karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna
bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne
veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç
faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.
(2) Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması
veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye
başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde,
zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden
işlemeye başlar.
(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda
belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.
Ceza zamanaşımı

Zamanaşımının durması hâlinde süre kesintiye uğramaz; izin veya karar alınması için yetkili mercie başvurulduğu, bekletici sorunun doğduğu veya kaçaklık kararının verildiği tarihte duran zamanaşımında durma süresinden önce geçmiş olan süre korunur. Durma hâlinin sona ermesinden sonra işleyen süre, durma süresinden önce geçmiş olan süreye eklenerek toplam süre bulunur.

Avukatların görev suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda Adalet Bakanlığından izin alınması usulü kanuni durma hâlinin bir örneğidir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 58 ve 59. maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının Adalet Bakanlığından soruşturma veya kovuşturma izni talep etmesiyle zamanaşımı süresi durur ve Bakanlıkça iznin verilmesiyle birlikte süre kaldığı yerden işlemeye devam eder.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin sekizinci fıkrası gereğince, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinde sanık hakkında belirlenen beş yıllık denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde davanın düşmesine karar verilir; yükümlülüklere aykırı davranılması veya kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde ise mahkeme geri bıraktığı hükmü açıklar.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
Madde 231 – (1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen
esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana
çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve
süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da
bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa
yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya
daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler
saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler
hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77]
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında
kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin
belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat
sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya
özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında
ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek
hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine
getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı
fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15
md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı
verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim
süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine
ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz
edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin
üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde
hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı
kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece
mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi
hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm,
usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir.
Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü
maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili
olarak uygulanmaz.
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının denetim süresini başlatarak zamanaşımını durdurabilmesi için usulüne uygun şekilde kesinleşmesi gerekmektedir. Sanığın yokluğunda verilen kararın usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmemesi durumunda denetim süresi başlamayacağından dava zamanaşımı süresi de durmaz.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2016/12198, K. 2017/1523Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2016/12198 E.  ,  2017/1523 K.
"İçtihat Metni"
6136 sayılı Yasaya aykırılık ve parada sahtecilik suçlarından sanık … hakkında 30.06.2010 tarihli verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar kaldırılarak hükmün açıklanması sonucu verilen kararın Dairemizce Bozulması üzerine 6136 sayılı Yasanın 13/1. ve TCK.nun 197/1. madde ve fıkraları uyarınca hükümlülüğüne dair; ELAZIĞ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.10.2016 gün ve 2016/258 esas, 2016/262 karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi sanık tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelendi:
Gereği görüşülüp düşünüldü:
I- Sanık hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Sanığın yokluğunda 30.06.2010 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin gerekçeli kararın daha önce herhangi bir tebliğ işleminin yapılmadığı adrese 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi ve tebligat tarihinde sanığın cezaevinde olması karşısında; yapılan tebligatın usulsüz olup, 30.06.2010 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın bu nedenle kesinleşmediği ve sanığa yüklenen suçun yasa maddesinde öngörülen cezaların türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu 5237 sayılı TCK.nun 66/1-e maddesinde belirlenen 8 yıllık dava zamanaşımının, zamanaşımını kesen son işlem olan 12.12.2007 tarihli mahkumiyet tarihinden, hüküm tarihine kadar gerçekleştiği gözetilmeden, kamu davasının düşürülmesi yerine, yargılamaya devamla yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak; yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta anılan Yasanın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkında açılan kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 66/1-e, 67/3 ve CMK.nun 223. maddeleri gözetilerek oybirliğiyle DÜŞÜRÜLMESİNE,
II- Sanık hakkında parada sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Sanığın yokluğunda 30.06.2010 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin gerekçeli kararın daha önce herhangi bir tebliğ işleminin yapılmadığı adrese 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi ve tebligat tarihinde sanığın cezaevinde olması karşısında; yapılan tebligatın usulsüz olup, 30.06.2010 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın bu nedenle kesinleşmediği, bu kararın usulüne uygun olarak kesinleşmemesi halinde denetim süresinin başlamasının da söz konusu olamayacağı ve 5271 sayılı CMK.nun 231/11. maddesi uyarınca hükmü açıklama koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, deneme süresi içinde kasıtlı bir suç işlendiğinden bahisle yazılı biçimde hükmün açıklanmasına karar verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.02.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Dava Zamanaşımının Kesilmesi ve Kesilme Nedenleri

Dava zamanaşımını kesen nedenler Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrasında sınırlı olarak sayılmıştır. Bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya hâkim huzurunda sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararı verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa mahkûmiyet kararı verilmesi hâllerinde dava zamanaşımı kesilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2023/300, K. 2024/8Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2023/300 E.  ,  2024/8 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2022/45745
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza
SAYISI : 445 – 561
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık … hakkında kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraatine, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 13/1. maddesi yollamasıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54/4. maddesi gereğince kaçak eşyanın müsaderesine, nakil aracının iadesine ilişkin Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 21.10.2013 tarihli ve 699 – 609 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 07.11.2018 tarih ve 65-11884 sayı ile; "18.840 kg. çay ele geçirilen olayda; Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğünce yapılan analiz sonucunda düzenlenen 06.08.2012 tarihli rapor ile ele geçen çayların yabancı menşeli olduğunun anlaşılması karşısında, 21.07.2012 tarih ve 14182 numaralı fatura düzenleyicisi olan ve yargılama sırasında tanık sıfatıyla dinlenerek suça konu çayların kendisine ait olduğunu, depolaması amacıyla sanık …'a teslim ettiğini beyan eden … hakkında suç duyurusunda bulunularak kamu davası açılması hâlinde dosyaların birlikte incelenmesi, dava açılmaması halinde ilgili evrakların onaylı örneklerinin denetime elverişli olacak biçimde dosya arasına alınmasından sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Yerel Mahkemece Muş Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan suç duyurusu neticesinde sanık … hakkında Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14.10.2020 tarihli ve 1906 – 1276 sayılı iddianame ile kaçak eşyayı ticari amaçla bulundurma suçundan açılan kamu davasının dosyalar arasında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 30.10.2020 tarihli ve 592-339 sayılı kararıyla birleştirilmesi üzerine yapılan yargılama neticesinde Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesince 25.11.2021 tarih ve 445-561 sayı ile; sanık …’in beraatine, sanık …’in ise 5607 sayılı Kanun’un 3/5. maddesi ile TCK'nın 62, 52/2-4 ve 50. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 6.000 TL ve doğrudan 10.000 TL adli para cezalarıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye nakil aracının iadesine, ele geçirilen kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesi yollamasıyla TCK’nın 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine ilişkin verilen hükmün de sanık … ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 29.11.2022 tarih ve 8435-17549 sayı ile; "Suç tarihi itibarıyla sanıklara isnat edilen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre davanın 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık asli zamanaşımına tabi bulunduğu, sanık … bakımından açılan davada zamanaşımını en son kesen sebep mahkemece savunmasının alındığı 25.04.2013 tarihinden itibaren hüküm tarihine kadar, sanık … bakımından ise suç tarihinden itibaren iddianame düzenlenme tarihi olan 14.10.2020 tarihine kadar 8 yıllık asli dava zamanaşımının dolduğu; ancak bu hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediği cihetle, katılan … İdaresi vekili ve sanık …’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca hükmün bozulmasına anılan maddeler uyarınca sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesine göre düşürülmesine, dava konusu eşyanın 5607 sayılı Yasa'nın 13/1. maddesi yollamasıyla TCK’nın 54/4.maddesi uyarınca müsaderesine ve suçta kullanılan nakil aracın hak sahibine iadesine" oy çokluğuyla karar verilmiştir.
Daire Üyesi …; "Birlikte suç işleyen sanıklar … ve …’un sorgusunun yapılmasından sonra aynı suça iştirak eden sanık … hakkında daha sonraki bir tarihte düzenlenen iddianamenin sanıklar açısından zamanaşımını kesip kesmediği ve buna bağlı olarak inceleme süresi içerisinde dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususuna ilişkindir.
5237 sayılı TCK'nun 'Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi' başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
'Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımı kesilir.' şeklinde düzenlenmiştir.
Anılan Kanun maddesinin özenle seçilen ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde yer alan 'şüpheli veya sanıklardan birinin', şüpheli veya 'sanıklardan biri hakkında, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa' ibarelerinden kanun koyucunun 'dava zamanaşımının sirayeti' ilkesini benimsediği ve bu nedenle iştirak hâlinde işlenen suçlarda dava zamanaşımının sanık bazında değil 'fiile bağlı' olarak hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır.Bu itibarla, iştirak hâlinde işlenen bir suçun zamanaşımının kesilmesi, suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp suç konusu fiile ilişkin olduğundan şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır.
Öğretide de benzer olarak; '5237 sayılı TCK sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçüt esas alınmıştır. Başka bir deyişle, kesme sebebinin varlığı hâlinde, dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve fakat bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak mütalaa etmemek gerekir(Prof. Dr. Özgenç, İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 5. bası, Ankara 2010, s. 756-757.) Suç iştirak hâlinde işlenmiş ise bir sanık hakkında dava zamanaşımını kesen nedenin tüm sanıkları etkileyeceği, böylece, şüpheli veya sanıklardan birinin, ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, hakkında tutuklama kararı verilmesi, onunla ilgili iddianamenin düzenlenmesi, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, haklarında soruşturma yapılmış veya yapılmamış tüm suç ortakları ile ilgili dava zamanaşımının kesileceği (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, İstanbul 2017, s. 790-792) iştirak hâlinde işlenen suçlarda ortaklardan biri için dava zamanaşımının kesilmesinin diğer ortakları da etkileyeceği, yani onlar için de dava zamanaşımı süresinin kesileceği' (Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, Ankara 2017, s. 917) şeklindeki görüşlerle bu husus kabul görmüştür. Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulu da yerleşik kararlarında, 5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütün kabul edildiği vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olayımıza bakacak olursak;
Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2012 tarihli iddianamesi ile; sanık …’in sevk ve idaresindeki araçta 22.07.2012 tarihinde yapılan kontrolde sanık …’nın deposuna götürmekte olduğu 18.480 kg yabancı menşeili çay ele geçirildiğinden fikir ve eylem birliği içerisinde kaçakçılık suçunu işleyen sanıklar … ve … hakkında 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama neticesi sanıkların beraatlerine dair hükmü temyizen inceleyen Dairemizin 17.11.2018 tarih ve 2018/65E.-11884K. sayılı Bozma kararına uyan mahkeme tarafından … hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Yapılan suç duyurusu üzerine Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 14.10.2020 tarihli iddianamesiyle, sanık … hakkında diğer sanıklarla eylem ve fikir birliği içinde kaçakçılık suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmıştır. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanık … hakkında mahkûmiyet, sanık … hakkında beraat, sanık … hakkında ise ölüm nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. Karara karşı sanık … ve katılan idare vekili tarafından temyiz yasa yoluna başvurulmuştur.
Sanıklara atılı bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesinde düzenlenen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre dava 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. İştirak hâlinde işlenen bir suçun zamanaşımının kesilmesi, suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp suç konusu fiile ilişkin olduğundan şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan tüm sanıkları etkileyecektir. Bu itibarla, eylem ve fikir birliği içerisinde fiili işlediği iddia olunan sanıklardan …’in savunması 25.04.2013 tarihinde alınmış ise de, sanık … hakkında 14.10.2020 tarihinde iddianamenin düzenlendiği hususları dikkate alındığında, sanık … hakkında verilen mahkûmiyet kararına kadar tüm sanıklar bakımından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 14.10.2020 tarihinde sanık … hakkında düzenlenen iddianame olduğu gözetilerek, bu tarihten sonra sanık … hakkında verilen 25.11.2021 tarihli mahkûmiyet hükmüne kadar 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleşmediği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 01.02.2023 tarih ve 45745 sayı ile; …Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2012 tarihli iddianamesi ile; sanık …’in sevk ve idaresindeki araçta 22.07.2012 tarihinde yapılan kontrolde sanık …’nın deposuna götürmekte olduğu 18.480 kg yabancı menşeili çay ele geçirildiğinden fikir ve eylem birliği içerisinde kaçakçılık suçunu işleyen sanıklar … ve … hakkında 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama neticesi sanıkların beraatlerine dair hükmü temyizen inceleyen Dairenizin 17.11.2018 tarih ve 2018/65E.-11884K. sayılı bozma kararına uyan mahkeme tarafından … hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir. Yapılan suç duyurusu üzerine Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 14.10.2020 tarihli iddianamesiyle, sanık … hakkında diğer sanıklarla eylem ve fikir birliği içinde kaçakçılık suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmıştır. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanık … hakkında mahkûmiyet, sanık … hakkında beraat, sanık … hakkında ise ölüm nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. Karara karşı sanık … ve katılan idare vekili tarafından temyiz yasa yoluna başvurulmuştur.
Sanıklara atılı bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesinde düzenlenen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre dava 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. İştirak hâlinde işlenen bir suçun zamanaşımının kesilmesi, suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp suç konusu fiile ilişkin olduğundan şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan tüm sanıkları etkileyecektir. Bu itibarla, eylem ve fikir birliği içerisinde fiili işlediği iddia olunan sanıklardan …’in savunması 25.04.2013 tarihinde alınmış ise de sanık … hakkında 14.10.2020 tarihinde iddianamenin düzenlendiği hususları dikkate alındığında, sanık … hakkında verilen mahkûmiyet kararına kadar tüm sanıklar bakımından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 14.10.2020 tarihinde sanık … hakkında düzenlenen iddianame olduğu gözetilerek, bu tarihten sonra sanık … hakkında verilen 25.11.2021 tarihli mahkûmiyet hükmüne kadar 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, dava zamanaşımının gerçekleşmediği gözetilmeksizin, sanık … hakkında suç tarihinden itibaren, sanık … hakkında ise savunmasının alındığı 25.04.2013 tarihinden itibaren TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan zamanaşımı sürelerinin gerçekleşmiş olduğundan bahisle sanıklar hakkındaki kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddesi gereğince düşürülmesine karar verilmiş olması usul ve yasalara aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 11.04.2023 tarih, 2457 – 4811 sayı ve oyçokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
İtirazın kapsamına göre inceleme sanıklar … ve … hakkında kurulan hükümler ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Özel Dairece sanıklar hakkında asli zamanaşımının gerçekleştiğinden bahisle verilen düşme kararlarının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Önleme araması kararına istinaden 22.07.2012 tarihinde uygulama noktasında durdurulan sanık …’in kullandığı araçta 18.480 kilogram kaçak çayın ele geçirildiği sırada uygulama noktasına gelen inceleme dışı sanık …’un dava konusu çayların kendisine ait olduğunu söyleyip çayları temsilen fatura ve irsaliye ibraz etmesi olayına ilişkin yapılan soruşturma sonucunda adı geçen sanık ve inceleme dışı sanık hakkında kamu davası açıldığı, bu olayla ilgisi olduğu anlaşılan sanık … hakkında da 14.10.2020 tarihli ve 1906 – 1276 sayılı iddianame ile açılan kamu davasının aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesine dayanılarak sanık … ve inceleme dışı sanık hakkında açılan kamu davasıyla birleştirilmesine karar verildiği,
Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık … hakkında 20.09.2012 tarihli ve 755 sayılı iddianameyle bahsi geçen 22.07.2012 tarihli eylem nedeniyle açılan kamu davasında 25.04.2013 tarihinde savunmasının alındığı,
Sanık … hakkında ise aynı eylem nedeniyle Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.10.2020 tarihli ve 1906 – 1276 sayılı iddianame ile açılan kamu davasında 25.11.2021 tarihinde savunmasının alındığı ve Muş 1. Asliye Ceza Mahkemesince 25.11.2021 tarih ve 445-561 sayı ile sanık …'in atılı suçtan CMK'nın 223/2- a maddesi uyarınca beraatine, sanık …'in ise 5607 sayılı Kanun’un 3/5 ile TCK’nın 62, 52/2-4 ve 50. maddeleri uyarınca hapisten çevrili 6.000 TL ve doğrudan 10.000 TL adli para cezalarıyla cezalandırılmasına, taksitlendirmeye nakil aracının iadesine, ele geçirilen kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun’un 13. maddesi yollamasıyla TCK’nın 54/4. maddesi uyarınca müsaderesine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
V. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
5607 sayılı Kanun'un suç tarihinde yürürlükte bulunan 3. maddesinin 5. fıkrası; "Birinci ilâ dördüncü fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesine iştirak etmeksizin, bunların konusunu oluşturan eşyayı, bu özelliğini bilerek ve ticarî amaçla satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından dava zamanaşımına ilişkin yasal düzenlemelere değinilmesinde yarar bulunmaktadır.
TCK'nın 66. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Dava zamanaşımını kesen nedenler ise mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 104. maddesinde, yakalama, tevkif, celp veya ihzar müzekkereleri, sorgu, son soruşturmanın açılması kararı veya iddianame ile dava açılması olarak belirtilmiş olup kesen nedenlerin iştirak hâlinde suç işleyen sanıklar yönünden sirayeti ise anılan Kanun’un 106. maddesinde; "Bir suçtan dolayı yapılan ve müruru zamanı kesen muameleler o suçlarda her ne suretle olursa olsun iştiraki olup da aleyhlerinde takibat veya tahkikat yapılmamış olan kimseler hakkında dahi müruru zamanı keser." şeklinde düzenlenmişti.
5237 sayılı TCK'da ise dava zamanaşımını kesen nedenler "Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi" başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrasında;
"Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi, hâlinde, dava zamanaşımı kesilir." şeklinde düzenlenmiş olup dava zamanaşımını kesen nedenler, bir suçla ilgili olarak; şüpheli veya sanıklardan birinin Cumhuriyet savcısı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi olarak belirtilmiştir.
Anılan Kanun maddesinde özenle seçilen anlatım biçimi ile 765 sayılı TCK’nın 106. maddesine benzer bir düzenlemeye 5237 sayılı TCK’da yer verilmemesi ve dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken kullanılan "şüpheli veya sanıklardan birinin", "şüpheli veya sanıklardan biri hakkında", "sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa" ibareleri birlikte değerlendirildiğinde, böyle bir düzenlemenin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğu ve bir suçla ilgili olarak düzenlenen ilk iddianamenin dava zamanaşımı süresini keseceği, aynı suç ile ilgili düzenlenen ek iddianame veya birleşen iddianamelerin ise tekrar eden işlem niteliğinde olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Önleme araması kararına istinaden 22.07.2012 tarihinde uygulama noktasında durdurulan sanık …’in kullandığı araçta 18.480 kilogram kaçak çayın ele geçirildiği sırada uygulama noktasına gelen inceleme dışı sanık …’un dava konusu çayların kendisine ait olduğunu söyleyip çayları temsilen fatura ve bir kısım evrak ibraz etmesi olayına ilişkin yapılan soruşturma sonucunda adı geçen sanık ve inceleme dışı sanık hakkında kamu davası açıldığı, bu olayla ilgisi olduğu anlaşılan sanık … hakkında da 14.10.2020 tarihli ve1906 – 1276 sayılı iddianame ile açılan kamu davasının aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesine dayanılarak sanık … ve inceleme dışı sanık hakkında açılan kamu davasıyla birleştirilmesine karar verildiği, Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık … hakkında 20.09.2012 tarihli ve 755 sayılı iddianameyle bahsi geçen 22.07.2012 tarihli eylem nedeniyle açılan kamu davasında 25.04.2013 tarihinde adı geçen sanığın savunmasının alındığı, aynı eylem nedeniyle Muş Cumhuriyet Başsavcılığınca 14.10.2020 tarihli ve 1906 -1276 sayılı iddianame ile hakkında kamu davası açılan sanık …'in de 25.11.2021 tarihinde savunmasının alındığı ve Yerel Mahkemece yüklenen suçtan sanık …'in beraatine, sanık …'in ise mahkûmiyetine karar verildiği dosya kapsamında;
Her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca iştirak hâlinde işlenen bir suç nedeniyle zamanaşımını kesen bir işlemin diğer sanıkları da etkileyeceğinden bahisle sanık … hakkında düzenlenen 14.10.2020 tarihli iddianamenin her iki sanık hakkında da dava zamanaşımını kestiği ve sanık … hakkında verilen 25.11.2021 tarihli mahkûmiyet hükmüne kadar zamanaşımını kesen bir nedenin bulunmadığı belirtilerek her iki sanık hakkında da dava zamanaşımının gerçekleşmediği düşüncesiyle itiraz yoluna başvurulmuş ise de TCK’nın 67. maddesinin 2. fıkrasında yer alan bentlerde açıkça belirtildiği üzere sanıklardan biri hakkında zamanaşımını kesen bir nedenin diğer sanıklar hakkında da etkili olacağına dair hükmün ek iddianame veya birleştirilen iddianameler yönünden uygulama yerinin bulunmaması, sanık … hakkında beraat kararı verilirken sanık … hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle suçun iştirak hâlinde işlendiği hususunun kuşku boyutunda kalması, ayrı yürütülen kamu davaları bakımından her iddianamenin, hakkında düzenlendiği sanık veya sanıklar açısından zamanaşımını etkilemesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; her iki sanık hakkında da dava zamanaşımının gerçekleştiği ve buna dair Özel Daire kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurul Üyesi …; "Birlikte suç işleyen sanıkların sorgusunun yapılmasından sonra aynı suça iştirak eden diğer sanık hakkında daha sonraki bir tarihte düzenlenen iddianamenin şerik sanıklar açısından zamanaşımını kesip kesmediği, buna bağlı olarak 7. Ceza Dairesinin kabulüne göre sanık … hakkında suç tarihinden itibaren, sanık … hakkında ise savunmasının alındığı 25.04.2013 tarihinden itibaren inceleme süresi içerisinde dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
5237 sayılı TCK'nın 'Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi' başlıklı 67. maddesinin ikinci fıkrası;
'Bir suçla ilgili olarak:
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, hj Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi.
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde dava zamanaşımı kesilir.' şeklinde düzenlenmiştir.
Dava zamanaşımının kesilme nedenleri sayılırken madde metninde yer alan 'şüpheli veya sanıklardan birinin', 'şüpheli veya sanıklardan biri hakkında, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa' ibarelerinden kanun koyucunun 'dava zamanaşımının sirayeti' ilkesini benimsediği ve bu nedenle iştirak hâlinde işlenen suçlarda dava zamanaşımının sanık bazında değil 'fiile bağlı' olarak hesaplanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, iştirak hâlinde işlenen bir suçun zamanaşımının kesilmesi, suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere ilişkin olmayıp suç konusu fiile ilişkin olduğundan şeriklerden biri hakkında dava zamanaşımını kesen işlemler yapılmış ise haklarında madde metninde sayılan işlemler yapılmamış olan şerikler hakkında da dava zamanaşımı süresi kesilmiş olacaktır.
TCK'nın 67.maddesinin 2. fıkrasında; herhangi bir sanık için zamanaşımını kesen nedenlerin, haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılmasına bakılmaksızın aynı fiille iştirak eden diğer bütün sanıklara sirayet edeceği açık bir şekilde belirtilerek bir taraftan 765 sayılı Kanun'un 106. maddesinin yorumunda yaşanan tereddütler giderilirken diğer taraftan kanundan kaçan ya da sonradan tespit edilen kişilerin ödüllendirilmesi önlenmek istenmiştir. Kanun koyucu bu suretle, birden çok sanık hakkında aynı dosya üzerinden yürütülen yargılamalarda kamu davasının bütünlüğü nedeniyle tüm sanıklara eşit muamalede bulunulmasını sağlamıştır. Yargılama neticesi mahkûm olsun ya da olmasın bir sanık hakkındaki işlemlerin diğer sanıklar hakkında dava zamanaşımını keseceği belirlenmiş olmaktadır. Elbette zamanaşımını kesen işlem hukuka uygun ise sonuç doğurur. Dolayısıyla hukuka aykırı veya gereksiz bir işlem ise sonuç doğurmayacaktır.
Öğretide benzer olarak; 5237 sayılı TCK sisteminde, dava zamanaşımı süresinin kesilmesinde nesnel ölçüt esas alınmıştır. Suç iştirak hâlinde işlenmiş ise bir sanık hakkında dava zamanaşımını kesen nedenin tüm sanıkları etkileyeceği böylece şüpheli veya sanıklardan birinin, ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, hakkında tutuklama kararı verilmesi, 'onunla ilgili iddianamenin düzenlenmesi' mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, haklarında soruşturma yapılmış veya yapılmamış tüm suç ortakları ile ilgili dava zamanaşımının kesileceği (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, İstanbul 2017, s. 790-792), iştirak hâlinde işlenen suçlarda ortaklardan biri için dava zamanaşımının kesilmesinin diğer ortakları da etkileyeceği, yani onlar için de dava zamanaşımı süresinin kesileceği (Berrin Akbulut, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, Ankara 2017, s, 917), zamanaşımını kesen sebeplerin bir suç sebebiyle ortaya çıktığı, bahse konu suçu oluşturan fiilin objektif olarak şerikler arasındaki bağı ifade etliği, bu bağın suça iştirak eden kişilerden kaynaklanmayıp aksine ortak katkıda bulunulan fiilin çerçevesinde hüküm ifade ettiği, dolayısıyla objektif bu bağ kapsamında meydana gelen ve dava zamanaşımını kesen nedenlerin, kişilerden bağımsız olarak hukuki sonuç doğuracağı ve fiil nedeniyle birleşen tüm şerikler hakkında da geçerli olacağı (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız/İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. bası, Ankara 201 7, s. 728.) şeklindeki görüşlerle bu husus kabul görmüştür.
Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.03.2012 tarihli ve 241-114 sayılı, 31.01.2012 tarihli ve 243-7 sayılı, 16.2.2016 tarihli ve 315-65 sayılı, 14.05.2019 tarihli ve 47-42 sayılı, 02.03.2021 tarihli ve 587-61 sayılı kararlarında kesme nedeninin varlığı hâlinde dava zamanaşımının suçla ilgili olarak kesildiğini kabul etmek ve bunu ilgili suç ortağına özgü kesilme olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanmıştır.
'Davasız yargılama olmaz' ilkesi, 5271 sayılı Kanun’un 225. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre, mahkeme ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında karar verebilir. İddianamede yer almayan sanıkla ile ilgili olarak Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulması, kamu davası açılması ve gerekli görülmesi hâlinde davaların birleştirilmesi yoluna gidilmektedir. Burada asıl olan kamu davası açılmasını sağlamaktadır. Zira 'davasız yargılama olmaz'. 5237 sayılı TCK’nın 67. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde, 'Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi' ifadesi karşısında Cumhuriyet Savcısı tarafından bazı sanıklar hakkında iddianame belli nedenlerle düzenlenememiş olsa bile o suçla ilgili iddianame düzenlendiğine, artık suçla ilgili diğer suç ortakları hakkında da dava zamanaşımını kesecektir. Dolayısıyla, aynı suça ilişkin fiil ve fail hakkında düzenlenen iddianameler tüketilen bir usuli işlemin tekrarı olarak değerlendirilemez.
Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, bir sanık hakkında zaman aşımını kesen herhangi bir usul işleminin yapılması, o tarihe kadar haklarında aynı usuli işlemler yapılmayan sanıklar hakkında zaman aşımını keseceği kabul edilirken sonradan suça iştirak ettiği anlaşılan sanık hakkında hakkında aynı fiile ilişkin düzenlenen iddianamenin daha önce diğer sanıklarla ilgili iddianame düzenlendiğinden bahisle aynı usuli işlemin tekrarı şeklinde bir değerlendirme yapılmak suretiyle sanıklar açısından zamanaşımının kesildiğinin kabul edilmemesi TCK'nın 67. maddesinin 2. fıkrasının konuluş amacına aykırı olacaktır. Kaldı ki, bu şekilde bir kabul 5237 sayılı TCK’da dava zamanaşımının sirayeti konusunda ‘fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçütten uzaklaşılarak' zamanaşımının kesilmesinin suçu işlediği iddia olunan kişiye ya da kişilere bağlılığı esas alan ‘öznel ölçüte’ dönüş olacaktır.
Ulaşılan sonucu örneklerle açıklamak gerekirse;
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu uyarına çocuklarla yetişkinlerin birlikte suç işlemeleri halinde soruşturma ve kovuşturma ayrı yürütülmekle birlikte, davaların birlikte yürütülmesinin zorunlu görülmesi halinde genel mahkemelerde yargılamanın her aşamasında mahkemelerin uygun bulması şartıyla, birleştirme kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu halde usuli zorunluluk nedeniyle birleşen dosyalarda yer alan aynı suçla ilgili farklı tarihlerde düzenlenmiş olan iddianamelerden hangisi zamanaşımını kesen işlem kabul edilecektir? Bu iddianameler tüketilen bir usuli işlemin tekrarı kapsamında nasıl değerlendirilecektir?
Yine örneğin, A-B-C adındaki üç sanığın iştirak halinde silahla kasten yaralama suçunu işledikleri iddiasıyla yapılan yapılan soruşturmada; ilk önce 'A' nın yakalanarak savcı huzurunda ifadesinin alınması işlemi henüz yakalanmayan 'B' ve 'C' hakkıııdaki zamanaşımını kestiği, daha sonra yakalanan 'B' hakkında tutuklama kararının verilmesi 'A' ve 'C‘ hakkındaki zamanaşımını kestiği, A-B-C hakkında suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesinin ve A-B-C’nin sorguya çekilmesinin A,B,C hakkında zamanaşımını keseceği konusunda uygulamada ve teoride herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Buna karşın A-B-Cnin yargılaması yürütülmekte iken hakkında soruşturma yapılmamış olan 'D' nin suçta kullanılan silah üzerinde parmak izinin tespit edilmesi bilahare elde edilen olay anına ilişkin kamera görüntülerinden 'D'nin de olaya katıdığından bahisle hakkında soruşturma yapılarak aynı suça iştirak ettiğinden bahisle iddianame düzenlemiş olduğunu varsayalım. Bu durumda 'D’ hakkında aynı fiile iştirak ettiğine ilişkin iddianamenin düzenlenmesi daha önce diğer sanıklar A,B,C hakkında iddianame düzenlendiğinden bahisle aynı usuli işlemin tekrarı şeklinde bir değerlendirme yapılamaz. Bu şekilde 'tüketilen bir usuli işlem olduğu' yorumu, zamanaşımını kesen sebeplerden olan 5237 sayılı TCK’nın 67. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde 'Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi’ hükmüne, ceza muhakemesinin 'davasız yargılama olmaz’ ilkesine, 5237 sayılı TCK’nın kabul ettiği 'dava zamanaşımının sirayeti' ilkesine ve ceza hukukunun temel ilkelerine aykırı bir yorum olacaktır.
Bit açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 20.09.2012 tarihli iddianamesi ile; 22.07.2012 tarihinde fikir ve eylem birliği içerisinde kaçakçılık suçunu işleyen sanıklar … ve … hakkında 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama neticesi sanıkların beraatlerine dair hükmü temyizen inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesinin Bozma kararma uyan mahkeme tarafından … hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.Yapılan suç duyurusu üzerine Cumhuriyet Başsavcılığının 14.10.2020 tarihli iddianamesiyle, sanık … hakkında diğer sanıklarla eylem ve fikir birliği içinde kaçakçılık suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmıştır. Yerel mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanık … hakkında mahkûmiyet, sanık … hakkında beraat, sanık … hakkında ise ölüm nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir.
Sanıklara atılı bulunan 5607 sayılı Kanun'un 3/5. maddesinde düzenlenen suçun gerektirdiği cezanın türü ve üst sınırına göre dava 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67. maddelerinde öngörülen 8 yıllık olağan, 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresine tabi bulunmaktadır. Bu itibarla, eylem ve fikir birliği içerisinde fiili işlediği iddia olunan sanıklardan …’in savunması 25.04.2013 tarihinde alınmış ise de sanık … hakkında 14.10.2020 tarihinde iddianamenin düzenlendiği, sanık …’ın savunmasının da tespit edildiği aynı tarih olan mahkûmiyet kararına kadar tüm sanıklar bakımından zamanaşımı sürelerini son kesen sebebin 14.10.2020 tarihinde sanık … hakkında düzenlenen iddianame olduğu gözetilerek, bu tarihten sonraki son kesen sebep olan sanık … hakkında verilen 25.11.2021 tarihli mahkûmiyet hükmüne kadar 8 yıllık olağan dava zamanaşımının gerçekleşmediği" görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan sekiz Ceza Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle,
karşı oy kullanmışlardır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.12.2023 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 17.01.2024 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise süre, son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

Olağanüstü Zamanaşımı Sınırı ve Azami Süre

Kesilme nedenlerinin bulunması kamu davasının süresiz biçimde açık kalmasına yol açmaz. Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kesilme hâlinde dava zamanaşımı süresi, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar. Bu azami süre uygulamada olağanüstü zamanaşımı süresi olarak ifade edilir.

Cezanın üst sınırı itibarıyla Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamındaki suçlarda sekiz yıllık olağan zamanaşımı süresi geçerlidir. Bu tür suçlarda zamanaşımını kesen işlemler gerçekleştiğinde, kanuni azami uzama süresi en fazla dört yıl olabileceğinden olağanüstü dava zamanaşımı süresi on iki yıla ulaşmaktadır.

İştirak Hâlinde İşlenen Suçlarda Sirayet ve Ek İddianame Ayrımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu sisteminde zamanaşımının kesilmesinde fail odaklı ölçüt yerine fiile bağlılığı esas alan nesnel ölçüt kabul edilmiştir. Fiilin bölünmezliği prensibi uyarınca, iştirak hâlinde işlenen bir suçta şeriklerden biri hakkında savcı huzurunda ifade alma, sorgu, tutuklama veya mahkûmiyet gibi zamanaşımını kesen bir işlemin yapılmış olması, haklarında bu işlem yapılmamış diğer şerikler bakımından da dava zamanaşımını keser.

İştirak hâlinde işlenen suçlarda ortaklardan birinin ifadesinin veya sorgusunun diğer sanıklara sirayet edeceği yönündeki nesnel ölçüt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca oy çokluğuyla benimsenmiştir. Bu doğrultuda savunmanın alınmasının diğer ortakları etkilemeyeceği ve zamanaşımının fail bazında incelenmesi gerektiği yönünde muhalif görüşler bulunmakla birlikte, ağırlıklı yaklaşım nesnel sirayetin uygulanması yönündedir.

Buna karşılık, bir suçla ilgili düzenlenen ilk iddianame zamanaşımını keserken, aynı suçla ilgili sonradan düzenlenen ek iddianame veya birleştirilen iddianameler tekrar eden işlem niteliğindedir. TCK m. 67/2'de yer alan zamanaşımını kesen nedenin diğer sanıklara sirayet edeceği kuralı ek iddianameler yönünden geçerlilik taşımaz; ayrı yürütülen kamu davalarında her iddianame yalnızca hakkında düzenlendiği sanıklar yönünden zamanaşımını etkiler.

Dava zamanaşımını kesen kanuni işlemler hangileridir?

Türk Ceza Kanunu'nun 67. maddesinin ikinci fıkrasına göre; şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, tutuklama kararı verilmesi, suçla ilgili iddianame düzenlenmesi ve sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa mahkûmiyet kararı verilmesi dava zamanaşımını keser.

Dava zamanaşımının durması ile kesilmesi arasındaki temel fark nedir?

Dava zamanaşımının durmasında engel ortadan kalktığında durma öncesinde geçmiş olan süre sonraki süreye eklenerek kaldığı yerden devam eder; kesilmede ise süre son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

Olağanüstü zamanaşımı süresi nasıl hesaplanır?

Kesilme nedenlerinin varlığı hâlinde zamanaşımı süresi, ilgili suç için kanunda öngörülen olağan sürenin en fazla yarısı kadar uzar ve bu iki sürenin toplamı azami dava zamanaşımı süresini oluşturur.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması zamanaşımını durdurur mu?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı usulüne uygun şekilde kesinleştiğinde, belirlenen beş yıllık denetim süresi boyunca dava zamanaşımı süresi durur.

Sanıklardan biri hakkında yapılan işlem diğer sanıkların zamanaşımını keser mi?

İştirak hâlinde işlenen suçlarda nesnel ölçüt esas alındığından ortaklardan biri hakkında ifade, sorgu, tutuklama veya mahkûmiyet işlemi yapılması kural olarak diğer ortaklar bakımından da süreyi keser; ancak aynı suça ilişkin ek iddianameler mükerrer işlem sayıldığından diğer sanıkların zamanaşımını yeniden kesmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu