Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirinin Hukuki Niteliği
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 57. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında mahkûmiyet hükmü yerine koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilir. Haklarında güvenlik tedbiri kararı verilen akıl hastaları, koruma ve tedavi altına alınmak üzere yüksek güvenlikli sağlık kurumlarına yerleştirilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 57Kaynağı aç
koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik
tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında
koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine
hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca
düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya
önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest
bırakılabilir. (Ek cümle:24/12/2025-7571/15
md.) Ancak, hakkında
32 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilen akıl
hastaları için kurumda geçirilecek süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet
hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis
cezasını gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin
niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip
gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda
gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik
donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.
(5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin
akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı
anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince yeniden
koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir
ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.
(6) (Mülga:24/12/2025-7571/15 md.)
(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı
kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde
bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir.
Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde
bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği
kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine infaz hâkimi kararıyla
serbest bırakılabilir.
Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular
Soruşturma evresinde şüphelinin akıl hastası olduğuna dair şüphe bulunması durumunda Cumhuriyet savcısı, resen akıl hastalıkları alanında uzman bir bilirkişi görevlendirerek şüphelinin durumu hakkında sağlık raporu düzenlenmesini talep edebilir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2023/3794, K. 2024/4574Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/1008 Değişik iş
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık
KARAR : İddianamenin iadesi kararına karşı yapılan itirazın reddi
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması
Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 10.10.2022 tarihli ve 2022/26431 Soruşturma, 2022/15591 Esas sayılı iddianamenin iadesine ilişkin Konya 8. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.10.2022 tarihli ve 2022/393 İddianame değerlendirme sayılı kararına vaki itirazın reddine dair mercii Konya 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.10.2022 tarihli ve 2022/1008 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 271 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 31.10.2022'de kesinleştiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 13.05.2023 tarihli ve 2022/31382 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.06.2023 tarihli ve KYB-2023/60897 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 22.06.2023 tarihli ve KYB-2023/60897 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
"Dosya kapsamına göre, Konya 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/10/2022 tarihli kararı ile, "şüphelinin ifadesinde yer alan, "o dönemde psikolojik tedavi görmekteydim, halen devam ediyorum" şeklindeki beyanı karşısında tedavi gördüğü hastaneden tıbbi evraklarının temin edilerek işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı hususunda TCK 32. maddesi kapsamında heyet raporu alınmadan suçun sübutuna mutlak surette etki edecek delil toplanmaksızın açılan iddianamenin CMK 174/1b maddesi gereğince iddianamenin iadesine.." gerekçesi ile iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Akıl Hastalığı" başlıklı 32. maddesinin ; " (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir." şeklinde olduğu,
Benzer bir olay nedeni ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 20/10/2021 tarihli ve 2021/22308 esas, 2021/16062 karar sayılı ilâmında yer alan " … Şüpheli hakkında soruşturma evresinde, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu yönünde rapor alınsa dahi, bu durumda olan şüpheli hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekeceği, bu yöndeki araştırma ve değerlendirmenin ise mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır. Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbar yazısı incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden KABULÜ ile İstanbul Anadolu 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/03/2021 tarihli ve 2021/501 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi gereğince BOZULMASINA … " şeklindeki açıklamalar karşısında,
Şüpheli hakkında soruşturma evresinde, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu yönünde rapor alınsa dahi, bu durumda olan şüpheli hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekeceği, bu yöndeki araştırma ve değerlendirmenin ise mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. 5271 sayılı Kanun‘un 170 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; kamu davasını açma görevinin Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirileceği ve soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemekle yükümlü olduğu; aynı maddenin üçüncü fıkrasında iddianamede nelerin gösterilmesinin gerektiği, dördüncü fıkrasında ise; iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağı ve yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmeyeceği belirlenmiştir.
2. 5271 sayılı Kanun’un, “İddianamenin iadesi” başlıklı 174 üncü maddesinin birinci fıkrası;
"…
a) 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b) (Değişik:17/10/2019-7188/20 md.) Suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c) (Değişik:17/10/2019-7188/20 md.) Önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
d) (Ek:17/10/2019-7188/20 md.) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,
İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.
…
(4) Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.
…"
Şeklinde düzenlenmiştir.
3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) "Akıl hastalığı" başlıklı 32 nci maddesinde, "(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir." hükmü yer almakta olup; maddenin gerekçesinde de, "Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır." denilmektedir.
4. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 10.10.2022 tarihli ve 2022/26431 Soruşturma, 2022/15591 Esas sayılı iddianame ile şüpheli hakkında 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve son cümlesi ile 53 üncü maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, Konya 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.10.2022 tarihli ve 2022/393 İddianame değerlendirme sayılı kararı ile "..şüphelinin ifadesinde "o dönemde psikolojik tedavi görmekteydim, halen de devam ediyorum." şeklindeki beyanı karşısında, şüphelinin tedavi gördüğü/görmekte olduğu hastanelerden tıbbi evraklarının temin edilerek işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı hususunda (TCK'nın 32. Maddesi kapsamında) heyet raporu alınmadan eksik soruşturma ile iddianame düzenlenmesi karşısında, suçun sübutuna mutlak surette etki edecek delilin toplanmadığı…" gerekçesiyle iddianamenin iadesine müteakip, Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine merci Konya 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.10.2022 tarihli ve 2022/1008 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
5. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; 5271 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin üçüncü fıkrasında iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceği belirtilmiş olup, anılan Kanun’un 170 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca, belirtilen durumda Cumhuriyet savcısının dava açması zorunlu olduğundan ve Cumhuriyet savcısının değerlendirmesine tabi hususların iade gerekçesi olamayacağı kabul edildiğinden, mahkemece iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında elde edilebilecek diğer deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda şüpheli kusurlu olamayacağından hakkında cezaya hükmedilemeyecek, ancak fiili hukuka aykırı niteliğini sürdürdüğünden, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulabilecektir. Şüphelinin akıl hastası olduğunun anlaşılması, hakkında iddianame düzenlenmesine engel teşkil etmemektedir. Şahsi bir cezasızlık sebebi olması nedeni ile şüpheli hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına ancak suçu işlediğinin yargılama sonucunda sabit görülmesi halinde hükmedileceğinden; Cumhuriyet savcısının takdir yetkisini kullanarak akıl hastalığının etkisiyle suç işleyen fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi mümkün değildir. Cumhuriyet savcısı, soruşturma aşamasında failin akıl hastası olduğundan şüphelenirse re’sen akıl hastalıkları konusunda uzman bir bilirkişi görevlendirerek rapor düzenlenmesini isteyebilecektir, buna karşılık akıl hastalığı suçun sübutuyla ilgili bir husus olmadığından, bu iddianın ortaya konulmasına yönelik araştırmaların suçun sübutuna mutlak surette etki edecek delil niteliğinde olduğundan söz edilemez. Bu açıklamalar ışığında somut olayda; Mahkemenin, şüphelinin savunmasında psikolojik tedavi gördüğünü beyan etmesi nedeniyle hakkında 5237 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı hususunda rapor aldırılmasına dayanan iade gerekçesinin, 5271 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve şüpheli hakkında kamu davası açılmasına yeterli şüphe oluşturacak delil bulunduğu anlaşılmakla; kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
III. KARAR
1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2. Konya 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.10.2022 tarihli ve 2022/1008 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için soruşturma dosyasının, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
01.04.2024 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2023/3794 Esas ve 2024/4574 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, akıl hastası fail hakkında güvenlik tedbiri uygulanabilmesi kişinin isnat edilen fiili işlediğinin yargılama neticesinde sabit görülmesine bağlıdır. Akıl hastalığı şahsi bir cezasızlık sebebi teşkil ettiğinden, Cumhuriyet savcısının takdir yetkisini kullanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi mümkün değildir. Bununla birlikte akıl hastalığı suçun sübutuyla ilgili bir husus olmadığından ve bu konudaki incelemeler suçun sübutuna mutlak surette etki edecek delil sayılmadığından, soruşturma evresinde Türk Ceza Kanunu'nun 32. maddesi kapsamında sağlık kurulu raporu temin edilmemiş olması iddianamenin iadesi sebebi yapılamaz.
Sağlık Kurumunda Tedavi Süreci ve Serbest Bırakılma
Türk Ceza Kanunu'nun 57. maddesinin ikinci fıkrasına göre, koruma ve tedavi altına alınan kişinin bulunduğu sağlık kurumunun heyetince tehlike halinin kalktığı ya da kayda değer düzeyde azaldığı tespit edilirse, tanzim edilen rapor doğrultusunda infaz hâkimi tarafından serbest bırakılma kararı verilebilir.
Türk Ceza Kanunu'nun 32. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kusur yeteneği bulunmaması sebebiyle güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastalarının kurumda geçireceği süre bakımından asgari sınırlar getirilmiştir. Bu kişilerin sağlık kurumunda geçireceği süre; ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren fiillerde ise altı aydan az olamaz.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2015/18259 Esas ve 2015/34083 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, Türk Ceza Kanunu'nun 32. maddesinin birinci fıkrası gereğince verilen ceza verilmesine yer olmadığı hükmünde, failin kurum sağlık kurulu raporuyla tehlikeliliğin kalkması halinde serbest bırakılabileceğinin açıkça belirtilmemiş olması bozma nedeni sayılmaz. Kanunda düzenlenen serbest bırakılma usulü akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin yasal bir sonucu niteliğinde olduğundan, bu durumun infaz aşamasında gözetilmesi mümkün kabul edilmektedir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2015/18259, K. 2015/34083Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sulh Ceza Mahkemesi
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü;
Sanık hakkında akıl hastalığı nedeniyle ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin karar verilirken uygulama maddesinin CMK'nin 223/3-a. olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüş, akıl hastalığı sebebiyle TCK’nin 32/1. maddesi gereğince ceza verilmesine yer olmadığına ve TCK’nin 57/1. maddesi gereği koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbiri uygulanmasına, yüksek güvenlikli bir sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verildiğinde aynı Yasanın 57/2. maddesi gereği “hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş akıl hastasının, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkeme veya hakim kararı ile serbest bırakılabileceğinin” kararda belirtilmemesi, TCK’nin 57/2. maddesi hükmü akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin yasal sonucu olup infazda gözetilmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanan ve karar yerinde açıklanan delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, gösterilen gerekçeye ve uygulamaya göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA 30/11/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Tedavi Sonrası Tıbbi Kontrol ve Takip Usulü
Kişinin serbest bırakılmasına esas teşkil eden sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre güvenlik bakımından tıbbi kontrol ve takibin gerekip gerekmediği değerlendirilir. Kontrol ve takibin gerekli görüldüğü hallerde, bu takibin hangi süre ve aralıklarla yapılacağı da raporda açıkça tespit edilir.
Sağlık kurulu raporunda gösterilen süre ve aralıklara uygun olarak tıbbi kontrol ve takip işlemleri Cumhuriyet savcılığı tarafından yerine getirilir. İlgili kişiler bu kapsamda teknik donanımı ve yetkili uzman hekimi bulunan sağlık kuruluşlarına sevk edilir.
Tıbbi kontrol ve takip sürecinde, kişinin akıl hastalığı sebebiyle toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı tespit edilirse düzenlenen rapora dayanılarak infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu halde kanunun birinci fıkrasından itibaren düzenlenen koruma ve tedavi aşamaları tekrarlanır.
Bağımlılık Durumu ve Kısmi Akıl Hastalığında Tedbir Uygulaması
Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişiler hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun 57. maddesinin yedinci fıkrası gereğince güvenlik tedbiri olarak bunlara özgü sağlık kuruluşunda tedavi kararı verilir. Bu kişilerin tedavisi bağımlılıktan kurtulmalarına kadar sürdürülür. Yerleştirildikleri kurumun sağlık kurulunca bu yönde rapor düzenlenmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılmaları mümkündür.
Türk Ceza Kanunu'nun 57. maddesinin altıncı fıkrasının mülga edilmesiyle birlikte, kısmi akıl hastalığı halinde ceza ve güvenlik tedbiri dengesi Türk Ceza Kanunu'nun 32. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2021/25039 Esas ve 2022/4826 Karar sayılı ilamına göre, davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış fail hakkında hükmolunan hapis cezasının, süresi aynı kalmak şartıyla kısmen veya tamamen yüksek güvenlikli sağlık kurumunda güvenlik tedbirine çevrilmesi gerekir. Sanık hakkında hem mahkûm olduğu hapis cezasının infazına hem de ceza süresi kadar ayrıca koruma ve tedavi tedbirine karar verilmesi infazda tereddüde yol açacağından hukuka aykırıdır.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2021/25039, K. 2022/4826Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Nitelikli hırsızlık, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme
HÜKÜM : Mahkumiyet
Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
I-Sanık hakkında mala zarar verme ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelenmesi neticesinde;
Sanık hakkında iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan hüküm kurulurken 5237 sayılı TCK’nın 116/2-4, 119/1-c, 32/2. maddeleri uygulanarak hesap edilen 1 yıl 8 ay hapis cezasından, aynı Kanun'un 62. maddesine göre 1/6 oranında indirim yapıldığında sanığa 1 yıl 4 ay 20 gün hapis cezası verilmesi yerine, hatalı şekilde 1 yıl 4 ay 10 gün şeklinde eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçların sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
TCK'nın 32/2. maddesi hükmüne göre, kusur yeteneği tam olarak kalkmamış olmakla birlikte, işlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişinin mahküm olduğu hapis cezasının, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine çevrilmesine olanak tanındığından, mahkemece sanık hakkında işlediği suçlar nedeniyle verilen hapis cezalarının süresinin tamamı veya bir kısmı için yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçu için 1 yıl 4 ay 10 gün hapis ve mala zarar verme suçu için 2 ay 23 gün hapis cezasına ve bu süreler kadar da koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbiri olarak sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında tedavi altına alınmasına şeklinde infazda tereddüt oluşturacak tarzda karar verilmesi ve TCK 57/2. maddesi gereğince "hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastasının yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenecek raporda toplum sağlığı açısından tehlikeliliğinin önemli ölçüde ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına" şeklinde karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkralarından B-7,8 ve C-6,7 bentlerinin çıkarılarak yerine “sanık hakkında işlediği suçlar nedeniyle verilen hapis cezalarının süresinin tamamı veya bir kısmı için yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasınahakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastasının yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenecek raporda toplum sağlığı açısından tehlikeliliğinin önemli ölçüde ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına" ibarelerinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II-Sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün temyiz incelenmesine gelince;
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/1-b maddesine konu hırsızlık suçunun “2 yıldan 5 yıla kadar hapis” cezasını gerektirdiği, ilgili nitelikli halin suç tarihinden sonra 28/06/2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 62. maddesi ile yapılan değişiklik ile söz konusu suçun 142/2-h maddesine taşınarak cezasının “5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası” olarak değiştirildiği, söz konusu değişiklik sanık aleyhine olduğundan 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesinin “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” şeklindeki amir hükmüne göre suç tarihine göre lehe olan yasal hükümlerin uygulanarak temel cezanın asgari hadden belirlenmek istenmesi halinde 2 yıl hapis cezasının temel ceza olarak belirlenmesi gerekirken hükümlerde suç tarihinden sonra sanık aleyhine yapılan yasal değişikliğe istinaden 5 yıl hapis cezasının temel ceza olarak belirlenerek sanık hakkında fazla cezaya hükmedilmesi,
Kabule göre ise;
TCK'nın 32/2. maddesi hükmüne göre, kusur yeteneği tam olarak kalkmamış olmakla birlikte, işlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişinin mahküm olduğu hapis cezasının, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine çevrilmesine olanak tanındığından, mahkemece sanık hakkında işlediği suçlar nedeniyle verilen hapis cezalarının süresinin tamamı veya bir kısmı için yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, hırsızlık suçu için 1 yıl 11 ay 10 gün hapis cezasına ve bu süre kadar da koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbiri olarak sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında tedavi altına alınmasına şeklinde infazda tereddüt oluşturacak tarzda karar verilmesi ve TCK 57/2. maddesi gereğince "hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastasının yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenecek raporda toplum sağlığı açısından tehlikeliliğinin önemli ölçüde ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirlenmesi üzerine mahkemece serbest bırakılmasına" şeklinde karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 04/04/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Sıkça Sorulan Sorular
Akıl hastası olduğu öne sürülen fail hakkında savcılık takipsizlik kararı verebilir mi?
Hayır, akıl hastası fail hakkında güvenlik tedbirine hükmedilebilmesi fiilin sübut bulmasına bağlı olduğundan Cumhuriyet savcısı akıl hastalığına dayanarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı veremez.
Soruşturma evresinde şüphelinin akıl hastalığı resen araştırılabilir mi?
Evet, Cumhuriyet savcısı şüphelinin akıl hastası olduğundan şüphelendiği takdirde resen uzman bir bilirkişi tayin ederek rapor tanzim edilmesini isteyebilir.
TCK 32/1 kapsamında güvenlik tedbirine karar verilen akıl hastaları için asgari kalış süresi var mıdır?
Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis gerektiren fiillerde sağlık kurumunda kalış süresi bir yıldan, üst sınırı on yıldan fazla hapis cezası gerektiren suçlarda ise altı aydan az olamaz.
Sağlık kurumunda tedavisi biten akıl hastasını tahliye etmeye hangi merci yetkilidir?
Kurum sağlık kurulu raporunda kişinin tehlikeliliğinin ortadan kalktığı veya önemli ölçüde azaldığı tespit edildikten sonra serbest bırakılma kararı infaz hâkimi tarafından verilir.
Alkol veya uyuşturucu madde bağımlısı failler için tedavi tedbiri nasıl uygulanır?
Bağımlı failler bu alana özgü sağlık kuruluşlarında bağımlılıktan kurtuluncaya kadar tedavi altına alınır ve kurum sağlık kurulu raporu üzerine infaz hâkimi kararıyla tahliye edilirler.
Kısmi akıl hastası olan sanığa hem hapis cezası hem güvenlik tedbiri aynı anda çektirilebilir mi?
Hayır, hapis cezasının süresi korunarak kısmen veya tamamen güvenlik tedbirine çevrilmesi mümkün olup ceza süresine ek olarak ayrıca güvenlik tedbiri uygulanamaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

