5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik, ceza sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldırmayan, kanunda Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler başlığı altında yer verilen bir ceza indirimi nedenidir. Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin ruhsal yapısında meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halinde failin kusur yeteneğindeki azalmayı ifade eder. Bu durumda fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dıştan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın neticesinde suç işlemeye yönelmektedir; dolayısıyla haksız tahrik kusurun irade unsuru üzerinde etkili olmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/923, K. 2018/11Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 02.07.2015
Sayısı : 79-230
Kasten öldürme suçuna teşebbüsten sanık …'in TCK’nun 81/1, 35/2, 53/1, 54/1, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, mahsuba ve müsadereye ilişkin Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 02.07.2015 gün 79-230 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 22.03.2017 gün ve 2254-896 sayı ile TCK'nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.05.2017 gün ve 324862 sayı ile;
"…Sanığın savunmasında, tartışma sırasında mağdurun çocukları ile kardeşi için 'sıkarım' dediğini ve karşılıklı küfürleşme olduğunu söylediği, tanıklar … ve …'ın, olay sırasında karşılıklı tehdit ve küfürleşme olduğunu ifade ettikleri, tanık …'nun olaydan sonra …'in mağdurun kendisini çocukları ile tehdit etmesi nedeniyle olayın meydana geldiğini söylediğini belirttiği, mağdurun yakalamasının olması nedeniyle kaçtığından hazırlıkta ve mahkemede dinlenemediği, CD izleme tutanağında; sanık ile mağdurun tokalaşarak konuşmaya başladıkları, el ve kol hareketleri ile konuşmaya devam ettiklerinin belirtildiği, ses kaydı olmaması nedeniyle söylenen sözlerin belirlenemediği, uygulamada 'ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının tespit edilememesi' durumlarında bile tahrik hükmünün uygulandığı, sanığın olaydan hemen sonra alınan savunması ve diğer aşamalardaki ifadelerinde tartışma sırasında küfürleşme olduğunu, mağdurun kendisini tehdit etmesi nedeniyle eylemi gerçekleştirdiğini söylemesi ve bu yöndeki savunmasının aksinin ispatlanamaması, tanıklarca da tehdit ve küfürleşmenin olduğunun belirtilmesi karşısında, görüntülerde ses kaydı bulunmadığı halde mahkemenin görüntülerde küfürleşme, sanığın tehdit edildiğine ilişkin bir görüntünün de bulunmadığı gerekçesiyle tahrik hükmünün uygulanmaması gerekçesinin yerinde olmadığı, dosya içeriğine göre tahrik hükmü uygulanması gerektiği," düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.06.2017 gün ve 1317-2418 sayı ile; itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Kasten öldürme suçuna teşebbüsün sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan olayda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Özel Daire arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
03.11.2014 tarihli olay yeri inceleme tutanağında; 02.11.2014 gecesi saat 01.30 sıralarında Denizli ili, Pamukkale ilçesi, …. bulunan ….’de bıçakla yaralama olayının meydana geldiğinin bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiğinde, otelin müdür odasında … isimli şahsın bıçakla … isimli şahsı göğüs kısmından yaraladıktan sonra bıçağı atarak olay yerinden kaçtığının ve yaralanan kişinin hastaneye kaldırıldığının öğrenildiği, otelin girişinden müdür odasına kadar yerde kan lekelerinin bulunduğu, müdür odası giriş kapısının önünde namlu ucu açık ve tamamen kanlı bir bıçak görüldüğü, müdür odası içerisinde dağınık vaziyette yoğun kan lekelerinin bulunduğu, masanın alt kısmında bir adet boş votka şişesinin olduğu, oda içerisinde bulunan güvenlik kamerasının kayıt yaptığı bilgilerine yer verildiği,
Güvenlik kamerası izleme ve CD çözüm tutanağında; güncel saate göre 1 saat ileri olan kamera görüntülerinin incelenmesinde, saat 01.16.31’de sanık …’in odaya girdiği ve içeride bulunan tanıklar … ve … ile tokalaştığı, saat 01.17.30’da katılan …’in odaya girdikten sonra sanık … ile tokalaşıp sarıldığı, sanık ile katılanın karşılıklı koltuklara oturup konuşmaya başladıkları, saat 01.41.06’da sanığın ayağa kalkarak katılanın üzerine yürüdüğü ve yüzünü tuttuğu, içeride bulunan tanıkların araya girdikleri, sanık ile katılanın el kol hareketleri yaparak konuşmaya devam ettikleri, saat 02.02.45’te tanık …’ın, katılan …’i kolundan tutarak dışarıya çıkarıp ortada bulunan sehpayı ittikten sonra sanık …’ı da dışarıya çıkardığı, odada bulunan diğer kişilerin de dışarıya çıkması üzerine müdür odasında kimsenin kalmadığı, saat 02.05.42’de katılan …’in tek başına tekrar odaya girdiği, kısa bir süre sonra sanık …’ın da odaya girdiği, sanığın sağ elinde bıçak olduğu, saat 02.05.59’da sanığın elindeki bıçakla katılanın karın bölgesine ilk bıçak darbesini vurduğu, kısa aralıklarla katılanın karın bölgesine 3 defa daha bıçak sapladıktan sonra araya tanıkların girdiği ve tanık….’in sanığın elinden bıçağı aldığı, saat 02.06.22’de sanığın odadan dışarı çıkarıldığının belirtildiği,
02.11.2014 ve 09.11.2014 tarihli tutanaklarda; hayati tehlikesi bulunan ve yoğun bakım ünitesine kaldırılan katılan …’in sağlık durumu nedeniyle ifadesinin alınmadığının, 17.11.2014 tarihli tutanakta ise; tedavi sonrası taburcu edilen katılanın hastane polisinin bilgisi dışında hastaneden ayrıldığının ifade edildiği,
Pamukkale Üniversitesi Hastanesinde düzenlenen adli raporlarda; katılan …’in göğüs sol tarafta 5. interkostal sternum komşuluğunda 3 cm uzunluğunda göğüse nafiz kesici alet yarası, göğüs sol tarafta 7 ve 8. kostalar hizasında midklaviküler hatta yan yana iki adet 1 ve 3 cm uzunluğunda kesici alet yaraları, arka aksiller hatta koltuk altında 3 cm uzunluğunda delici alet yarasının bulunduğu, şahsın sol tarafında solunum seslerinin azaldığı, aktif kanamaların mevcut olduğu, şahsın 2,072 promil alkollü olduğu, hayati tehlikesinin bulunduğu tespitlerine yer verildiği,
Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03.06.2015 tarihli raporda; katılanın yaralanmalarının en az 2 adedinin göğüs ve batın boşluğuna nafiz olup iç organ yaralanmasına neden olduğunun ve yaşamını tehlikeye soktuğunun belirtildiği,
25.11.2014 tarihli uzmanlık raporunda; sanığın suçta kullandığı bıçağın 10 cm uzunluğunda namlu, 12,3 cm uzunluğunda kabzaya sahip olduğu, namlusu açık durumda iken toplam uzunluğunun 22,3 cm olduğu, namlusunun el ile çekilmek suretiyle kabzasından yan olarak açıldığı, kabzasının iç kısmında namlusunu sabitlemeye ve kapamaya yarayan mandalın sağlam olduğu, namlusunun sırt kısmının küt ve meyilli olduğu, tek ağızlı sivri uçlu olduğu ve 6136 sayılı yasaya göre yasak olarak mütalaa edilemeyeceği görüşüne yer verildiği,
20.02.2015 tarihli yakalama tutanağında; saat 10.30’da 156 jandarma ihbar hattını arayarak yerini bildiren sanık …’in, kendisine ait lokantada jandarma görevlileri tarafından yakalandığının belirtildiği,
Katılan vekili tarafından ibraz edilen kira sözleşmesi örneğinde; ….tarafından kiraya verilen boş arsayı, katılan …’in 01.11.2014 tarihinden itibaren aylık 83, yıllık 1.000 Lira karşılığında otopark olarak kullanmak için 7 yıllığına kiraladığı bilgilerine yer verildiği,
Ses kaydı yapmayan ve güncel saatten bir saat ileri olan güvenlik kamerası kayıtları izlendiğinde; saat 01.16.28’de sanığın, 1 dakika sonra da katılanın odaya girdikleri ve tokalaşıp birbirlerine sarıldıktan sonra karşılıklı koltuklarda oturarak konuşmaya başladıkları, yanlarındaki koltuklarda da tanıklar…. ile ….’in oturdukları, aynı zamanda hep birlikte alkol aldıkları, saat 01.39 itibarıyla konuşma tarzına göre öfkelendiği anlaşılan sanığın, masaya da yumruk atıp eliyle birkaç defa katılanı işaret ettiği, kısa bir süre sonra katılanın da benzer şekilde hareket ve konuşma tarzıyla karşılık vermesi üzerine saat 01.41.04’te sanığın, ayağa kalkarak katılanın üzerine yürüdüğü ve yüzünü tutmaya çalıştığı, katılanın da sanığı ittirip içki şişesini eline aldığı, bir süre ayakta karşılıklı olarak birbirlerine öfkeli şekilde bir şeyler söyledikleri ve tanıkların araya girmesiyle sakinleşerek tekrar yerlerine oturdukları, katılanın da elindeki içki şişesini yere bıraktığı, saat 01.51.18’de bu kez katılanın ayağa kalkıp el kol işaretleri yaparak hararetli bir şekilde konuşmaya başladığı, kısa bir süre sonra tekrar yerine oturduğu, saat 01.57.27’de katılanın oturduğu yerden sanığa yönelik sinkaflı küfür anlamına gelen el işareti yaptığı, sanıkla katılanın bir süre daha bu şekilde tartışmayı sürdürdükleri, sonradan odaya gelen tanık İlkay’ın saat 02.02.23 itibarıyla sanık ile katılanı kollarından tutup zorla dışarı çıkardığı, odanın bir süre boş kaldığı, saat 02.05.40’ta katılanın tekrar odaya girdiği, birkaç saniye sonra da sanığın elinde bıçakla odaya girdiği, ayakta beklemekte olan katılanın karşısına geçip bir şeyler söyleyerek katılanı karın ve göğüs bölgesinden arka arkaya 4 defa bıçakladığı, bu sırada odaya giren tanıkların sanığın elindeki bıçağı aldıkları ve sanığı dışarı çıkardıkları,
Anlaşılmaktadır.
Tanık … kollukta; sanık ve katılanın uzaktan akrabası olduklarını, olay gecesi saat 23.30 sıralarında sanığın alkollü bir hâlde kendisine ait lokantaya geldiğini burada alkol almaya devam ettiğini, sürekli kendisine ait işletmenin yanındaki yeri katılan …’in kiraladığından ve bu durumu istemediğinden bahsettiğini, bir süre sonra yanlarına gelen tanık …’ın da masaya oturduğunu, sanığın lokantada bulunduğu sırada katılan …’i telefonla arayarak “bak burayı kiralama, aramız bozulur, kötü olur, arkadaşız” dediğini, aralarında yüksek sesle konuştuklarını, sanığın katılana nerede olduğunu sorduğunu ve yanına çağırdığını, katılanın gelmeyeceğini söylemesi üzerine sanığın, katılanın yanına gitmek için bulunduğu yeri öğrendiğini, birlikte katılanın bulunduğu ….’e gittiklerini, sanığın otelin ofis kısmına geçtiğini, kendisinin ise resepsiyon kısmında televizyon izlediğini, ofis kısmından yüksek sesler geldiğini, sanığın katılana “bak burayı kiralama, kötü olur, arkadaşız, iyi olmaz ve aramız bozulur” tarzında tam olarak duyamadığı sözler söylediğini, katılanın da “ben burayı kiraladım, masraf yaptım, masrafımı ver, aradan çekilirim, konuşuruz, bırakırım” dediğini, olay çıkmasını engellemek amacıyla otel sahibi tanık …’ı çağırdığını, bir süre sonra …’ın gelerek ofise geçtiğini, içeride hararetli ve yüksek sesli konuşmaların devam ettiğini, sonrasında sanık ile katılanın kavga etmemeleri için orada bulunanlarca dışarı çıkarıldıklarını, … ile birlikte sanığı otelin dışına götürdüklerini, ancak sanığın söz dinlemediğini ve kendisini tutamadıklarını, sanığın, katılanla bir kelime daha konuşacağını söyleyerek tekrar otele girdiğini, bu sırada …’ın sanığa engel olmak istediğini ancak başaramadığını, sanık ofis kısmına girerken elinde bir şey görmediğini, arkasından ofise girdiklerini ancak sanığın bu sırada katılanı bıçaklamış olduğunu, bıçaklama anını görmediğini, hemen sanığın elinden bıçağı aldıklarını, sanığı evine götürmek üzere arabasına bindirip otelden ayrıldıklarını, fakat sanığın il merkezinde araçtan indiğini, sanık ile katılanın tartıştıkları sırada herhangi bir tehdit sözü duymadığını ancak karşılıklı olarak çok fazla küfürleştiklerini, ikisinin de alkollü olduklarını, ofiste oturdukları sırada da içki içtiklerini,
Mahkemede; olaydan sonra araçla giderken sanığın kendisine “ben konuşmak amacıyla gitmiştim. Böyle bir şey olmasını istemiyordum, ancak konuşma sırasında ‘oğullarınla vedalaş’ gibi sözler söyledi, bunun üzerine kendimi tutamadım” dediğini,
Tanık … aşamalarda; olaydan önce katılan …’in ….’e geldiğini ve bir süre sohbet ettiklerini, gece hava almak amacıyla tek başına dışarı çıktığını, gezerken Yengari Restaurant’ta eşi ile birlikte oturmakta olan arkadaşı sanık …’ı görmesi üzerine yanlarına gittiğini, sohbet sırasında sanığın, katılan … ile telefonla konuştuğunu ve katılana “sen bu arsayı neden kiraladın” diye sorduğunu anlattığını, sanığın bir süre sonra katılanla görüşmek için ….’e gittiğini, kendisinin de otele doğru yürüdüğünü, yarım saat sonra otele geldiğinde ofis kısmında oturmakta olan sanık ile katılanın tartıştıklarını gördüğünü, müşterilere rahatsızlık verdiklerini söyleyerek ikisini de dışarı çıkarmak istediğini, kendisini dinlememeleri üzerine kollarından tutup dışarı çıkardığını, sanığı dışarı çıkardığı sırada katılanın ofise geçtiğini, sanığın da “bir şey daha söyleyip sonra gideceğim” diyerek ofise yöneldiğini, içeriden sesler geldiğini ve yanlarına gittiğinde katılanın bıçaklandığını gördüğünü, sanık ile katılan arasında önceden bir husumetin bulunmadığını, arkadaş olduklarını,
Tanık … kollukta; teyzesinin oğlu olan …’ın işlettiği ….’in ofis kısmında katılan ve … ile birlikte alkol aldıklarını, ilerleyen saatlerde aşırı derece alkollü olan sanığın yanlarına geldiğini, gelir gelmez katılana hitaben “sen benim işletmemin yanında olan yeri niye kiraladın” diye bağırdığını, katılanın da karşılık verdiğini, seslerinin yükselmesi ve tartışmanın iyice hararetlenmesi üzerine …’ın sanık ile katılanı uyardığını, ancak aşırı derecede alkollü olan sanığın uyarıyı dikkate almadığını, bunun üzerine …’ın ikisini de zorla dışarı çıkardığını, katılanın dışarı çıktıktan sonra tekrar ofise girdiğini, sanığın da "katılana bir şey söyleyeceğim" diyerek geri döndüğünü, peşlerinden içeri girdiğinde sanığın, katılanı bıçaklamış olduğunu gördüğünü,
Mahkemede ise; tartışma sırasında sanığın, katılana “benim eyaletime girme, ben o yeri sana kiralatmam” dediğini, katılanın da “ben kiralarım” dediğini, bunun üzerine sanığın “biz dostuz, arkadaşız, hanımlarımız da arkadaş, sana dükkân istedin verdim, tarla istedin verdim, bu yeri tutma, kiralama” şeklinde sözler söylediğini, karşılıklı birbirlerine hakaret ettiklerini, sanığın öfkeli bir şekilde yanlarına geldiğini, sanığın “sen neyine güveniyorsun” dediğini ve karşılıklı olarak “vururum” şeklinde sözler söylediklerini,
Tanık … kollukta; ….’i işlettiğini, sanık ve katılan ile arkadaş olduklarını, olay akşamı otelin ofis kısmında katılan … ve tanık …. ile birlikte oturup sohbet ettikleri sırada katılan …’in telefonunun çaldığını ancak açmadığını, kimin aradığını sorduğunda katılanın, sanığın aradığını, açarsa rahatsız edeceğini söylediğini, sonrasında ise telefonu açtığını ve sanık ile aralarında hararetli ancak küfürsüz şekilde bir yerin kiralanmasıyla ilgili konuştuklarını, yaklaşık 30 dakika sonra sanığın yanlarına geldiğini, sanık ile katılanın 20 dakika boyunca birbirlerine hakaret etmeksizin hararetli bir şekilde yer kiralama konusunda tartıştıklarını, bir süre sonra ağabeyi tanık İlkay’ın geldiğini ve tartışmayı görmesi üzerine sanık ile katılanı dışarı çıkartmak istediğini, ağabeyiyle birlikte sanığı otelin dışına çıkardıklarını, ancak sanığın tekrar otele girmek istediğini, kendisine engel olmaya çalıştığını, fakat sanığın katılanla biraz daha konuşacağını belirterek hızlıca otele girdiğini, bu sırada katılanın da tekrar otelin ofis kısmına girmiş olduğunu, sanığın ofisten içeri girer girmez nasıl ele geçirdiğini görmediği kahverengi bir bıçakla katılanın sol tarafına birkaç kez vurduğunu gördüğünü, hemen araya girerek sanığın elindeki bıçağı aldığını, tartışma sırasında katılanın tehdit içerikli sözler söylediğini duymadığını, ancak sanığın, katılana hitaben “bu yeri kiralayamazsın, burayı kiralarsan seni oraya sokmam” diyerek tehdit ettiğini,
Mahkemede; tartışma sırasında önce sanığın “bak benim oğlum var, kardeşim var, sen yalnız adamsın, kavga etmeyelim, benim orası eyaletim, benim bahçem” dediğini, katılanın da bu isimlere karşılık “ben de sıkarım” gibi sözler söylediğini, yine tartışma sırasında sanığın katılana masrafının ne kadar olduğunu sorduğunu, katılanın da “150.000 Lira verirsen çekilirim” dediğini, ancak bu konu üzerinde fazla durulmadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık savcılıkta; Denizli ili, Pamukkale ilçesinde Baydil Restaurant, Aqua Park, Camping, Hediyelik Eşya isimli iş yerini işlettiğini, buranın toplam 7.100 metrekare büyüklüğünde bir yer olduğunu, arazinin 3/4’lük kısmının kendisine, 1/4’lük bölümünün ise vefat eden kayınbiraderi İsmail Öz’e ait olduğunu, kayınbiraderinin eşi ….ve çocuklarının kendi yerlerinin müstakil tapusunu almak istemeleri üzerine karşılıksız şekilde kendi payından da bir miktar verip tapu almalarına yardımcı olduğunu, bu arsanın paylı olmasına rağmen bir bütün olarak kullanıldığını, arsanın bakımını kendisinin yaptığını ve burayı ağaçlandırdığını, arkadaşı olan ve ailece görüştükleri katılanın, bu arsayı otopark olarak işletmek için kendisinden habersiz şekilde ….ile görüşüp anlaştığını, gelinleri ile katılanın, arkasından bu şekilde iş çevirmelerine bozulduğunu, Meliha Öz'e sitem ettiğini, katılanı da bu fikrinden vazgeçirmeye çalıştığını, olay gecesi bu amaçla katılanı aradığını ve görüşmek istediğini, yanında eşinin de bulunduğunu, katılana da eşiyle gelmesini ve bu konuyu hep birlikte konuşmak istediğini söylediğini, katılanın gelmeyeceğini söylemesi üzerine iyice canının sıkıldığını ve katılanla görüşmek için ….’e gittiğini, bu olaylar nedeniyle morali bozuk olduğundan o gün alkol de aldığını, otelin ofis kısmına gittiğini, katılana "sen niye arkamdan film çeviriyorsun, bu yere girersen aramız bozulur" diye sitem ettiğini, konuştukça katılanın kendisine ters cevaplar verdiğini, alaylı bir şekilde “çok korktum” dediğini, yine yaptığının yanlış olduğunu izah etmeye çalıştığında katılanın, bu arsadan vazgeçmek için kendisinden 170.000 Lira istediğini, katılana buraya o kadar masraf yapmış olmasının mümkün olmadığını söylediğini, konuşurken karşılıklı olarak küfürleştiklerini, katılanın kendisini hiç umursamadığını, lakayıt tavırlar sergilediğini, bu durumun kendisini iyice sinirlendirdiğini, katılana hitaben "bak Ömer, senin kesinleşmiş cezan var, sen burayı işletmeye başladıktan sonra yakalanıp cezaevine girersen senin kardeşin buraya gelir biz de onunla hiç geçinemeyiz" dediğini, bunun üzerine katılanın da kendisinin çocuklarını ve kardeşini kastederek, elindeki tespihle orta sehpadaki içki şişesine vurup vurgulu bir şekilde "hepinizin kafasına sıkarım" dediğini, bu söz üzerine şuurunu kaybettiğini, sonrasını pek hatırlamadığını, arabasından bıçağı alıp tekrar ofise geldiğini ve bıçakla katılana birkaç kez hamle yaptığını,
Mahkemede; katılana “yalnız bir adamsın” demediğini, kesinleşmiş cezası bulunduğundan cezaevine girecek olması nedeniyle yalnız olduğunu söylediğini, başka bir amacının olmadığını, otele giderken kesinlikle konuşmak amaçlı gittiğini, otelden çıkarıldıktan sonra arabasına giderken arkasından küfürlü sesler duyması üzerine bıçağı alıp geri döndüğünü, arabaya bıçak almak amacıyla gitmediğini, katılanın kendisinden haraç niteliğinde para istediğini, “parayı verirsen çıkarım” dediğini, maksadının öldürmek olmadığını, biraz canını acıtmak istediğini, katılanın konuşmaları ve davranışlarının canını sıktığını ve tehdit edilmesi üzerine bu olayın yaşandığını, pişman olduğunu,
Savunmuştur.
5237 sayılı TCK'nun 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir" şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu halde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik halinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç, bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, 765 sayılı Kanunda yer alan "ağır – hafif tahrik" ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından makul bir indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da maktulden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere; gerek fail, gerekse mağdur ya da maktulün karşılıklı haksız davranışlarda bulunması halinde, tahrik uygulamasında kural olarak haksız bir eylem ile mağdur ya da maktulü tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak böyle bir durumda, fail ve mağdurun bir diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik sonralık durumları ile birbirlerine etki tepki biçiminde gelişip gelişmedikleri göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması halinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Denizli ili, Pamukkale ilçesinde "Baydil Restaurant, Aqua Park, Camping, Hediyelik Eşya" isimli iş yerini işleten sanık …'ın, iş yerinin de üzerinde bulunduğu bir kısmı boş olan arsanın büyük bir bölümünün sahibi olduğu, arsanın geri kalan kısmının ise sanığın kayınbiraderi İsmail Öz'e ait iken adı geçenin vefatından sonra sanığın da yardımlarıyla bu yerin tapuda İsmail Öz'ün eşi ….adına müstakil olarak kaydının yapıldığı, sanığın arkadaşı olan ve Denizli ilinde benzer işlerle uğraşan katılan …'in, ….ile bahse konu arsa üzerinde otopark işletmek amacıyla 7 yıllık kira sözleşmesi yaptığı, kendisinden habersiz iş yerinin yanında bulunan arsanın kiralandığını öğrenen sanığın bu duruma kızarak katılanı bu yeri kiralamaktan vazgeçirmeye çalıştığı, olay akşamı tanık Burhan'a ait lokantada alkol alan sanığın kiralama meselesini konuşmak için telefonla katılanı aradığı ve görüşme sırasında katılana "bak burayı kiralama, aramız bozulur, kötü olur, arkadaşız" dediği, katılanı bulunduğu yere çağırdığı, katılanın gelmeyeceğini söylemesi üzerine sanığın, tanık Burhan'la birlikte katılanın bulunduğu otele gittiği, otelin ofis kısmında yanlarında tanıklar…. ve ….'in de bulunduğu ortamda sanık ile katılanın meseleyi konuşmaya başladıkları, sanığın konuşma sırasında katılana "burayı kiralama, kötü olur, arkadaşız, iyi olmaz, aramız bozulur" gibi sözler söyleyerek ısrarla söz konusu arsayı kiralamaktan vazgeçirmeye çalıştığı, katılanın ikna olmaması üzerine bu defa "bak benim oğlum var, kardeşim var, sen yalnız adamsın, kavga etmeyelim, benim orası eyaletim, bahçem" diyerek tehdit ettiği, katılanın da "ben de sıkarım" şeklinde sanığa karşılık verdiği, tartışma sırasında öfkelenen sanığın önlerinde bulunan masaya yumruk atıp eliyle katılanı birkaç kez işaret ettiği, katılanın da benzer şekilde tepki göstermesi üzerine sanığın ayağa kalkarak katılanın üzerine yürüdüğü ve yüzünü tutmaya çalıştığı, katılanın da sanığı ittirip eline içki şişesi aldığı ve sanıkla karşılıklı tartışmaya devam ettikleri, tanıkların araya girmesiyle yerlerine oturdukları, bir süre sonra ayağa kalkıp hararetli bir şekilde konuşan katılanın tekrar yerine oturduğu ve oturduğu yerden sanığa hakaret anlamına gelecek şekilde el hareketi yaptığı, tartışma sırasında katılan ile sanığın karşılıklı birbirlerine hakaret ettikleri, sanık ile katılanın tartışmaya devam etmeleri üzerine iş yeri sahibi tanık İlkay'ın ofise gelip katılan ile sanığı kollarından tutarak zorla dışarı çıkardığı, ofisin dışına çıkarılan katılanın tekrar ofise girdiği, sanık …'ın da arabasında bulunan bıçağı alıp katılana son bir söz daha söyleyeceğini belirterek tekrar otelin ofis kısmına geldiği, içeride tek başına ayakta beklemekte olan katılanın yanına gidip bir şeyler söyledikten sonra elinde bulunan bıçağı arka arkaya dört kez karın ve göğüs bölgelerine vurarak katılanı yaşamını tehlikeye sokan bir duruma neden olacak şekilde yaralamak suretiyle öldürmeye teşebbüs ettiği olayda; sanığa ait iş yerinin bitişiğinde bulunan arsanın maliki ….ile katılanın bahse konu arsayla ilgili kira sözleşmeleri yapmaları sözleşme hürriyetine ilişkin yasal bir hakkın kullanımı olup haksız bir fiil olarak nitelendirilemeyecek olması, sanığın, ısrarla katılanı söz konusu arsayı kiralamaktan vazgeçirmeye çalışarak bir hakkın kullanımını engellemeye kalkışması, katılanın ikna olmaması üzerine de tehdit etmesi ve katılanın üzerine yürüyüp yüzünü tutmaya çalışması hususları birlikte değerlendirildiğinde, ilk haksız hareketin sanıktan gelmesi, her ne kadar tartışma sırasında katılan, karşılıklı hakaret kapsamında sanığa gerek sözle gerekse el hareketi yapmak suretiyle hakaret etmiş ve tehdit içerikli sözler söylemiş ise de, katılanın, sanığın başlangıçtaki ve tartışma sırasındaki haksız davranışlarına karşılık olarak gösterdiği bu tepkide orantısızlık olmayıp etki tepki arasındaki dengenin sanık lehine bozulmadığının anlaşılması karşısında, yerel mahkemece sanık lehine haksız tahrik hükmünün uygulanmamasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.01.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Haksız Tahrikin Varlığı İçin Aranan Koşullar
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için yargı kararlarında istikrar kazanan dört temel koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır: Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, failin işlediği suç bu ruhsal durumun tepkisi olmalı ve haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan kaynaklanmalıdır. Failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin psikolojik etkisi devam ederken işlemiş olması gerekir.
Maddedeki haksız fiil kavramı, sergilenen davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediğini anlatır. Tahrik indiriminin uygulanabilmesi için failin gerçekleştirdiği fiilin bu haksız fiili yapan kişiye yönelmiş olması zorunludur. Bununla birlikte her haksız davranış tahrik indirimine vücut vermez; haksız fiilin fail üzerinde hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabilecek ağırlıkta bulunması gerekir. Böyle bir etkiyi meydana getirebilecek ağırlıkta görülmeyen haksız davranışlar bakımından kanun hükmü uygulanmaz.
Haksız Tahrik İndirim Oranları ve Takdir Ölçütleri
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinin birinci fıkrasına göre haksız tahrik altında suç işleyen failin yaptırımı belirlenirken cezanın türü esas alınır. Hükmedilecek ceza ağırlaştırılmış müebbet hapis ise bunun yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla, müebbet hapis ise on iki yıldan on sekiz yıla kadar süreli hapis cezasına hükmedilir. Bu iki yaptırım dışındaki diğer hallerde ise hâkim cezada dörtte bir ile dörtte üç oranları arasında indirim uygular.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 29Kaynağı aç
şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası
yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde
verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Hata
Yasa koyucu tahrik halinde verilecek cezada alt ve üst sınırlar belirleyerek olayın niteliğine göre hâkime takdir alanı tanımıştır. Hâkim, tahriki oluşturan eylemin ulaştığı ağırlık derecesini, olayın özelliklerini ve maktul veya mağdurdan faile yönelen haksız fiilin boyutunu değerlendirerek kanuni sınırlar içinde indirim oranını belirler. Nitekim Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2023/1516 Esas ve 2024/287 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, tahrik oluşturan eylemlerin ulaştığı boyut ile kavga sırasında failin yaralanıp yaralanmadığı hususu takdir edilecek indirim oranının isabetinde gözetilmektedir.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2023/1516, K. 2024/287Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 … maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 … maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 30. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.06.2022 tarihli ve 2021/330 Esas, 2022/226 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81 … maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 58 … maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın 2 nci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
2. … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 02.12.2022 tarihli ve 2022/1624 Esas, 2022/2148 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık, sanık müdafii ve katılan …'nin istinaf başvuruları üzerine; 5271 sayılı Kanun'un 280 maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine, haksız tahrikin derecesine, sanık müdafinin temyiz sebepleri; meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Olay tarihinde sanık ile maktulün, maktule ait evde birlikte yaşadıkları, sanığın maktulün misafiri olduğu, sanık ile maktulün alkollü içki içmeye başladıkları, alkolün etkisi ile taraflar arasında nedeni bilinmeyen bir tartışmanın yaşandığı, tartışmanın etkisi ile sanığın yanında getirmiş olduğu tabancayla ateş etmek suretiyle maktulü vurduğu, maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak vefat ettiği, somut olayın bu şekilde gerçekleştiği kabul edilerek sanık hakkında kasten öldürme suçundan uygulama yapıldığı, anlaşılmıştır.
2. Sanık savunmaları, tanıkların beyanları, olay yeri inceleme raporu ve krokisi, Adli Tıp Kurumu … Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi Başkanlığı'nın 21.06.2021 tarihli otopsi raporu, … Kriminal Polis Laboratuvarı uzmanlık raporları, nüfus ve adli sicil kayıtları ile tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
A. Tebliğname yönünden;
Sanığın adli sicil kaydında yer alan ve tekerrüre esas alınan ilam içeriğinde tekerrür hükümlerinin tatbik edilmiş olduğu ve sanığın bu nedenle 2 nci kez mükerrir olduğu anlaşıldığından, Tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır.
B. Sanık ve müdafinin temyiz sebepleri yönünden;
İleri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu değerlendirilen delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, eksik inceleme bulunmadığı, hukuka uygunluk nedenlerinden biri olarak 5237 sayılı Kanun'un 25 … maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen meşru savunmanın yargısal kararlarda ve öğretide; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiiller olarak kabul edilmesi karşısında; olay yeri inceleme raporuna göre olay yerinden elde edilen bulgular, uzmanlık raporlarına göre sanığın suçta kullandığını beyan ettiği tabancadan atıldığı tespit edilen ateşli silah mermi çekirdekleri ve kovanların bulundukları yerler ve maktulün yedi adet ateşli silah mermi isabeti alması ve maktulün kaçtığı odada kapı arkasında ölü halde bulunduğunun anlaşılmasına göre oluşa uygun düşmeyen meşru savunmaya dayanan savunmalara itibar edilemeyeceği, meşru savunma ve sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma koşullarının somut olayda oluşmadığı, maktulden sanığa yönelen haksız tahrik oluşturan eylemlerin niteliği ve ulaştığı boyut ile sanığın çıkan kavgada yaralanmaması dikkate alındığında belirlenen indirim oranının isabetli olduğu anlaşılmakla sanık ve müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 02.12.2022 tarihli ve 2022/1624 Esas, 2022/2148 Karar sayılı kararında sanık ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy çokluğu ile TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca … 30. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.01.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY:
Maktul …'ün sanık … tarafından öldürüldüğü sabit olan dosyada yerel mahkeme tarafından sanığın maktul ile tartışmaya başladığı ve bu tartışma sonunda maktulü tabancası ile ateş ederek öldürdüğü kabul edilerek tartışmanın başlamasına sebebiyet veren ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı belirlenemediğinden sanığın cezasından TCK 29. maddesi gereğince asgari seviyede haksız tahrik indirimi yapılmış olup verilen karar önce … … Ceza Dairesi tarafından sonra da Dairemiz çoğunluğu tarafından onanmış olup dosya kapsamı, sanık savunması, kriminal raporlar ve delil durumuna göre tarafların tartışmaya başladıktan sonra maktulün kendisinde bulunan tabancayla sanığa bir el ateş etmesi üzerine sanığın yanındaki tabancayla maktule birden çok kez ateş edip maktulü öldürdüğü yerel mahkemenin kabulünün de bu şekilde olduğu sabit olan olayda Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre bu kabul doğrultusunda sanığın cezasından TCK 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik gereği makul oranda ceza indirimi yapılması gerekirken sanık aleyhine uygulama yapılarak cezasından haksız tahrik nedeniyle asgari seviyede indirim yapılmasının doğru olmadığını düşündüğümden Dairemizin çoğunluğu tarafından verilen onama kararına muhalifim. Şöyleki;
Maktul … yalnız başına yaşayan bir insan olup … süre kendisinden haber alamayınca yaşadığı eve tanıdıkları girerek maktulün ateşli silahla öldürüldüğünü görmüş ve yapılan araştırmalar sonucunda sanığın maktulü tabancayla vurarak öldürdüğü anlaşılmıştır.
Sanık soruşturma aşamasında ve devamında değiştirmediği savunmasında kalacak yeri olmadığı için maktul ile tanıştıktan sonra onun evinde maktulün rızası ile kalmaya başladığını olay günü alkollü olarak ikisi evde bulundukları sırada maktulün kendisine küfür etmeye ve yine tehdit etmeye başladığını, bu sırada kendisine vurması üzerine kavga ettiklerini kendisi maktulün evinde kalmaya gelirken hasımları olduğu için iki tane tabancası olduğunu ve olaydan önce bunlardan birini maktulün istemesi üzerine kullanması için ona verdiğini kavga sırasında maktulü bu tabancayla kendisine bir el ateş ettiğini ancak merminin kendisine isabet etmediğini, bunun üzerine kendisinin de yastığının altında bulundurduğu diğer tabancayı çıkartarak maktule birden çok kez ateş ettiğini maktulün bulundukları odadan arka odaya kaçtığını kendisinin de maktulün peşinden gittiğini ve maktulü yere düşmüş vaziyette görünce oradan uzaklaştığını savunmuştur.
Dosyada bulunan … Kriminal Polis Laboratuvarı Kimyasal İnceleme Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş 9 Şubat 2021 tarih ve 779 nolu uzmanlık raporunda maktulden sağ ve sol el içi ve üstlerinden alınan svapların analizleri sonucunda alınan svapların tamamında atış artığının bulunduğunun belirlendiği anlaşılmıştır.
… Kriminal Polis Laboratuvarı Balistik İnceleme Şube Müdürlüğünün 3 Mart 2021 inceleme tarihli 356 nolu raporundan sanıktan yakalandığı sırada ele geçirilen 9 milimetre çaplı … ibareli el yapımı yarı otomatik tabancanın horoz kurma parçasının aşınmış olduğu ancak tek tek ateş edebildiği, yine …marka 77 82 nolu 9 milimetre çaplı el yapımı tabancanın da sağlam ve çalışır vaziyette olduğu, ele geçen 7 adet kovandan 1 adet kovanın numarasız … ibareli tabanca ile sıkıldığını 4 adet kovanın Piyetro Baretta ibareli 7782 nolu tabanca ile sıkıldığını 2 adet kovanın kapsülleri kısmen oksitlendiğinden hangi tabancayla sıkıldığının belirlenemediğini bildirildiği görülmüştür.
Olayın oluşuna dair sanık ve maktul dışında 3. bir görgü tanığı yoktur. Sanık maktul ile tartışmaya başlaması üzerine maktulün kendisinin maktule verdiği tabanca ile kendisine bir el ateş ettiğini
savunmuş, maktulün her iki elinden alınan atış artığı örnekleri incelendiğinde maktulün her iki elinin içi ve üstlerinde ayrı ayrı atış artıklarının çıkması ve yine olay yerinde kendisinin maktule verdiğini ve maktulün de onunla kendisine ateş ettiğini söylediği … marka tabanca ile de atılmış bir kovanın da bulunması dikkate alındığında sanığın maktul'ün kendisine tabancayla bir el ateş ettiği yönündeki savunması desteklenmekte olup bu savunması aşılamamaktadır. Böylece tüm dosya kapsamına göre olayda hemmaktul ve hemde sanık farklı silahlarla ateş etmiştir.
Yerel mahkeme tarafların tartışması üzerine kavganın çıktığı hususunu kabul edip ilk haksız hareketin kimden geldiğini belirleyemediği gerekçesiyle sanığa verdiği cezadan asgari seviyede haksız tahrik indirimi yapması oluşa ve dosya kapsamına uygun olmamıştır, zira ilk haksız hareketin kimden geldiği belirlenememiş olduğu doğru olup böyle olsa dahi her iki tarafında olayda tabancayla karşı tarafa ateş ettiği, sanığın her aşamada değişmeyen ve dosyadaki kriminal laboratuvar raporları ile de desteklenen savunmasıyla sübuta ermekte olup sanık savunması ve dosya kapsamı dikkate alındığında tarafların karşılıklı ateşli silahlarla birbirlerine ateş ettikleri olaylarda Dairemizin yerleşik ve müstakar hale gelmiş içtihatlarına göre taraflarda ayrı ayrı haksız tahrik nedeniyle makul seviyede ceza indirimi yapılması gerektiği kabul edilmiş olmakla sanığa verilen cezasından makul seviyede indirim yapılması (½ oranında) gerekirken sanık aleyhine asgari seviyede (¼) haksız tahrik indirimi yapılarak fazla ceza veren … Ceza Dairesinin mahkumiyet kararını onayan Dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
…
Mülga Kanundaki İkili Tahrik Ayrımının Kaldırılması
Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde uygulanan adi tahrik ve ağır tahrik ayrımı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile kaldırılmıştır. Yasa koyucu, hâkimlerin bu iki tahrik türünü birbirinden ayırırken yaptıkları takdir hataları sebebiyle hükümlerin bozulmasını ve davaların gereksiz yere uzamasını önlemek amacıyla ikili ayrıma son vermiş; tahrikin somut özelliklerine ve sanığın iradesine etkisine göre yasal sınırlar arasında makul bir oranda indirim yapılması sistemini kabul etmiştir.
Karşılıklı Haksız Davranışlar ve İlk Haksız Hareket Kuralı
Karşılıklı haksız davranışların bulunduğu durumlarda yerleşik ilke uyarınca, başlattığı haksız bir fiil ile karşı tarafı tahrik eden fail, uğradığı tepkiden dolayı kural olarak tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak fail ve mağdurun birbirlerine karşı sergiledikleri haksız hareketlerin öncelik-sonralık durumları, vahamet düzeyleri ve etki-tepki biçiminde gelişip gelişmedikleri kıyaslanmalıdır. Failin başlangıçtaki haksız hareketine karşı muhatabın gösterdiği tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık bulunuyorsa, etki-tepki dengesinin bozulması sebebiyle fail hakkında haksız tahrik hükümleri tatbik edilebilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/923 Esas ve 2018/11 Karar sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde yasal bir hakkın kullanılmasının haksız fiil sayılamayacağı, bu hakkın kullanılmasını engellemeye kalkışıp tehditte bulunan failin ilk haksız hareketi başlatan taraf olduğu açıklanmıştır. İlk haksız hareketi başlatan faile karşı mağdurun gösterdiği tepkide aşırılık ve orantısızlık bulunmadığında ve etki-tepki dengesi bozulmadığında fail lehine haksız tahrik indirimi uygulanmaz.
Silahlı Çatışma ve Başlatan Tarafın Belirlenememesi
İki taraf arasında silahlı çatışmaya dönüşen olaylarda her iki taraftan kaynaklanan karşılıklı haksız hareketlerin mevcudiyeti durumunda, çatışmayı ilk olarak hangi tarafın başlattığı tarafsız delillerle saptanamıyorsa oluşan şüphe sanık lehine yorumlanır. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/16 Esas ve 2022/2417 Karar sayılı kararında, başlangıcı netleştirilemeyen silahlı çatışmalarda olayın ağırlığı, kullanılan vasıtalar ile meydana gelen neticeler dikkate alınarak TCK m. 29 uyarınca makul düzeyde haksız tahrik indirimi yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/16, K. 2022/2417Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten öldürme, nitelikli kasten yaralama, kasten yaralama, kasten yaralamaya teşebbüs
HÜKÜMLER :…. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2020 tarih, 2020/80 Esas ve 2020/331 Karar sayılı kararıyla;
1) Sanık … hakkında:
a) Maktul …'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nin 81/1, 62, 53, 58, 54. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası,
b) Mağdur …'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/1-d-son, 62, 53, 58. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası,
c) Mağdurlar …,……, … ve…'a yönelik eylemleri nedeniyle TCK'nin 86/2, 86/3-e, 35/2, 53, 58. maddeleri uyarınca 2 ay 15 hapis (5 kez) cezası ile cezalandırılmasına,
2) Sanık … hakkında:
a) Maktul'e yönelik kasten öldürme ve mağdur …'a yönelik yaralama suçlarından CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine,
b) Mağdurlar …,……, … ve…'a yönelik TCK'nin 86/2, 86/3-e, 35/2, 53, 58. maddeleri uyarınca 2 ay 15 hapis (5 kez) cezası ile cezalandırılmasına,
../..
S/2
3) Katılan sanık … hakkında: mağdur …'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nin 86/1, 86/3-e, 87/1-d-son, 21/2, 53, 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
4) Sanık … hakkında:
a) Mağdur …'a yönelik kasten yaralama suçundan CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca beraatine,
b) Mağdur sanık …'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nin 86/1, 86/3-e, 62, 53, 54. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
5) Sanık … hakkında; Mağdur …'a yönelik kasten yaralama suçundan CMK'nin 223/2-e maddesi uyarınca beraatine dair kararı.
TEMYİZ EDENLER : Sanık … müdafii, katılan sanık … müdafii, sanık … müdafii, sanık … müdafii, … vekili
TÜRK MİLLETİ ADINA
Mahalli mahkemece bozma üzerine verilen hükümler sanık … müdafii, katılan sanık … müdafii, sanık … müdafii, sanık … müdafii ve … vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Sanıklar … ve … hakkında mağdur …'a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçlarından verilen beraat hükümlerine yönelik mağdur …'ın temyiz talebi bulunmadığından tebliğnamede görüş bildirilen bu hükümler inceleme dışı bırakılmıştır.
… vekilinin temyize konu hükümler yönünden katılma hak ve yetkisi bulunmadığından temyiz isteminin 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi uyarınca REDDİNE karar verilmiştir.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, katılan sanık …'ın maktul …'a yönelik kasten öldürme, mağdurlar …, …, …, … ve …'a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, katılan sanık …'un mağdur …'a yönelik olası kastla nitelikli yaralama, katılan sanık …'un katılan sanık …'a yönelik silahla kasten yaralama suçları ile katılan sanık …
../..
S/3
Demirkıran'ın katılan sanık …'a yönelik eyleminin sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suçların niteliği tayin edilmiş, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilip reddedilmiş, sanık … hakkında katılan …'e yönelik nitelikli kasten yaralama, maktul …'a yönelik nitelikli kasten öldürme suçlarından verilen beraat hükümleri yönünden; sanık hakkında sanık …'un eylemine yardım eden veya asli fail sıfatıyla katıldığına ilişkin elde edilen delillerin hükümlülüğüne yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre bozma üzerine verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan sanık … müdafiinin yasal savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine, katılan sanık … müdafiinin sübuta, sanık … hakkında mahkumiyet kararları verilmesi gerektiğine, sanık … müdafiinin yasal savunma hükümlerinin ve lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine, yasal savunma hükümlerinin ve lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,
1) Katılan sanık …'un mağdur …'a yönelik olası kastla nitelikli yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmü ile sanık … hakkında mağdur …'e yönelik nitelikli kasten yaralama, maktul …'a yönelik nitelikli kasten öldürme suçlarından verilen beraat hükümlerinin tebliğnamedeki düşünce gibi ONANMASINA,
2) Sanık … hakkında maktul …'a yönelik kasten öldürme, mağdur …'a yönelik nitelikli kasten yaralama, mağdurlar …, …, …, … ve …'a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs, sanık … hakkında mağdurlar …, …, …, … ve …'a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs ve sanık …'un katılan sanık …'a yönelik silahla kasten yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Oluşa ve dosya içeriğine göre; olay öncesi maktul … ve katılan sanık …'un tarafında yer alan ve yakını olan tanık … ile katılan sanık … arasında yaşanan tartışma sonrası, katılan sanık …'un …'ı darp ettiği, …'ın bu hususu akrabası olan katılan sanık …'e haber verdiği, bunun üzerine…ile sanık …'in telefonda görüştükleri, tartıştıkları ve akabinde küfürleşmeleri üzerine tarafların … Köy meydanında karşılaştıkları, sanık … ve katılan sanık …'un yanında mağdur … ve temyiz dışı mağdur …, maktul … ve katılan sanık …'un yanında …,…,…… ve …'ın bulunduğu, iki gruptan sanık … ile maktul …, katılan sanıklar…ve… arasında önce hangi tarafın başlattığı net bir şekilde tespit edilemeyen silahlı çatışmanın başladığı ve çatışma sonrası … …,… ve…'ın yaralandıkları, maktul …'ın aldığı isabetler nedeniyle hayatını kaybettiği anlaşılan olayda;
a) Katılan sanık …'un, silahla ateş ettiği anda …'in yanında bulunan maktul ile birlikte katılan sanık …'ü de hedef aldığı ve onu batın bölgesinden hayati tehlike geçirir şekilde yaraladığı anlaşılmakla, kastın bölünemezliği ilkesi de göz önünde bulundurularak, katılan sanık … hakkında katılan sanık …'e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde nitelikli kasten yaralama suçundan hüküm kurulması,
b) İki taraf halinde silahlı çatışmaya dönüşen olayda, her iki taraftan kaynaklanan haksız hareketlerin varlığı ve silahlı çatışmanın hangi taraftça başlatıldığına dair tarafsız tanık ve delil bulunmadığı, bu durumda haksız tahrik yönünden oluşan şüphenin sanık lehine yorumlanması ve olayda kullanılan silahların niteliği, ölüm ve yaralanmaların meydana gelmiş olması karşısında, katılan sanık … hakkında maktul …'a yönelik kasten öldürme, mağdur …'e yönelik nitelikli kasten yaralama ve mağdurlar …, …, …, … ve …'a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinde; her ne kadar olay günü ilk karşılaşmada sanık …'un maktul … Nurol'un yakını olan …’ı darp etmesi, ikinci karşılaşmada da sanık …'un öfkesini fiiliyata dökmesi nedeniyle ilk haksız hareketin sanık tarafından kaynaklandığı gerekçesiyle sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de; tarafların … Köy meydanında karşılaştıkları anda karşılıklı olarak silahlı çatışmaya girmeleri nedeniyle tahrikte dengenin sanık … lehine bozulduğu ve karşılıklı silahla çatışmalarda sanıklar hakkında makul düzeyde haksız tahrik indirimi uygulamak gerekse de ilk haksız hareketin sanık … tarafından gelmesi ve daha sonra etki tepki dengesinin sanık … lehine bozulması nedeniyle (1/4)'den (3/4)'e kadar indirim öngören TCK'nin 29. maddesiyle asgari düzeyde indirimler yapılması yerine yazılı şekilde haksız tahrik indirimleri yapılmayarak hükümler kurulması suretiyle fazla cezalar tayini,
c) İki taraf halinde silahlı çatışmaya dönüşen olayda, her iki taraftan kaynaklanan haksız hareketlerin varlığı ve silahlı çatışmanın hangi taraftça başlatıldığına dair tarafsız tanık ve delil bulunmadığı, bu durumda haksız tahrik yönünden oluşan şüphenin sanık lehine yorumlanması ve olayda kullanılan silahların niteliği, ölüm ve yaralanmaların meydana gelmiş olması karşısında, katılan sanık … hakkında katılan sanık …'a yönelik silahla kasten yaralama suçundan kurulan mahkumiyet hükmünde; (1/4)'den (3/4)'e kadar indirim öngören TCK'nin 29. maddesiyle makul düzeyde indirim yapılması yerine yazılı şekilde haksız tahrik indirimi yapılmayarak hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini,
d) Katılan sanık …'un olayda kullandığı silahı sanık "…'in mermisi bittikten sonra yerden onun silahını aldım" şekilde ki soyut beyanı dışında, sanık …'in mağdurlar …, …, …, … ve …'a yönelik silahla ateş ettiğine veya katılan sanık … ile iştirak iradesi altında hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden, sanık …'in mağdurlar …, …, …, … ve …'a yönelik silahla kasten yaralamaya teşebbüs suçlarından ayrı ayrı beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine dair kararlar verilmesi,
Yasaya aykırı olup, katılan sanık … müdafii, sanık … müdafii, katılan sanık … müdafii ve katılan … vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmekle hükümlerin kısmen tebliğnamedeki düşünce gibi, 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.03.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Aynı kararda karşılıklı çatışmaya girilen hallerde ilk haksız hareket sanıktan kaynaklanmış olsa dahi, tarafların karşılaşarak silahlı çatışmaya girmeleriyle tahrikte dengenin sanık lehine bozulması ve etki-tepki dengesinin değişmesi halinde, sanık hakkında TCK m. 29 uyarınca asgari düzeyde indirim uygulanması lüzumu ifade edilmiştir.
Töre Saiki, Namus ve Suç Mağduruna Yönelik Eylemler
5237 sayılı Kanun'un 29. maddesi genel hüküm niteliğinde olup metninde töre saikiyle işlenen suçları tahrik indiriminden peşinen hariç tutan açık bir istisna cümlesi yer almamaktadır; tahrik şartlarının mevcudiyeti somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Bununla birlikte maddedeki haksız fiil düzenlemesi gereğince bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamaz. Cinsel saldırıya uğramış olan bir kadına karşı aile bireylerince gerçekleştirilen öldürme eyleminde, mağdurun hukuk düzenince tasvip edilmeyen bir haksız fiili bulunmadığından tahrik indirimi uygulanamaz.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2012/76, K. 2012/258Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 23.06.2011
Sayısı : 222–236
Sanık …’nun, 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan anılan Yasanın 13/1, TCY’nın 62, 52/2 ve 53/1. maddeleri uyarınca on ay hapis ve 500 lira adli para, tasarlayarak kasten öldürme suçundan da TCY’nın 82/1–a, 29, 62, 53/1 ve 63. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, Batman Ağır Ceza Mahkemesince verilen 28.12.2009 gün ve 201–333 sayılı tasarlayarak kasten öldürme suçu yönünden resen temyize tabi olan hükmün, Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafileri tarafından da temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesince 19.04.2011 gün ve 6544– 2400 sayı ile;
“1- 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün onanmasına,
2- Öldürme suçu yönünden;
Oluş ve dosya içeriğine göre, sanığın kardeşinin oğlu olan ….. ile dinsel törenle evlendirilen yeğeni Bahar’ın, rızasıyla öldürülen … ile birlikte kaçarak bir gece beraber kaldıkları ve sonrasında Bahar’ın amcası sanık …’in yanına döndüğü, aile içinde Bahar’ın öldürülmesinin görüşülüp, bir sonuca bağlanamadığı, öldürüleni tanımayan sanık …’in, kendi kızı Zehra ile telefonla konuşturup buluşmalarını sağladığı, buluşma sırasında öldürülenin resmini çektirip resimden kendisini tanıdığı, değişik günlerde oturduğu Kurtalan İlçesinden Batman’a gelip takip ederek olay günüde tabancayla ateş etmek suretiyle namusunu temizlediğini söyleyerek öldürdüğü olayda;
a- Öldürülenin, sanığa yönelik hukuk zemininde korunmayan, haksız eylem oluşturan bir söz veya davranışı bulunmadığı halde, ülkesel ve yöresel kültürlerden söz edilerek yazılı gerekçeyle sanık hakkında tahrik hükümlerinin uygulanması,
b- Sanığın tasarlayarak gerçekleştirdiği öldürme eylemini töre, ailesinin ve kendisinin şeref ve namusunu kurtarmak saikiyle işlediğinin anlaşılması karşısında, TCK’nun 82/1–k maddesinde tanımlanan töre saikiyle öldürme suçunun yalnız kadınların öldürülmesi haline ilişkin olmadığı, erkek kişilerinde öldürülmesi durumunda anılan suçun oluşacağı anlaşıldığı halde, bu gerekçeyle töre, namus ve şerefi kurtarma saikiyle öldürme suçunun oluşmayacağı belirtilerek suçun vasıflandırılmasında yanılgıya düşülmesi” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Batman Ağır Ceza Mahkemesi ise 23.06.2011 gün ve 222–236 sayı ile;
“Sanık ve tanık beyanları ile dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, sanıklardan Nihat’ın kızı Bahar ile maktulün değişik zamanlarda telefonla ve yüz yüze görüştükleri ve 04.03.2009 günü kaçarak bir gece beraber kaldıkları, ertesi gün maktulün, ailesine telefon ederek Bahar’ı Beşiri İlçesinde bir yerde bıraktığını söylediği ve ona bir şey yaparlarsa dağa çıkacağını belirttiği, maktulün tarif ettiği yerden alındığı ve bir süre amcası Mehmet Sait’in evinde kaldığı, olaydan sonra Bahar’ın öldürülmesi konusunda aile içinde bazı konuşmalar yapıldığı, sanık …’in buna karşı çıktığı ve bu nedenle öldürülmediği, Bahar’ın soruşturma aşamasında verdiği duyuma dayalı ifadeleri ve birlikte yaşadığı yaşı küçük sanık …..’in beyanına göre maktulün öldürülmesinin tartışıldığı, ancak tartışmayı tam olarak kimlerin yaptığının belirlenemediği ve teşebbüs aşamasına da gelmediği, Mehmet Sait’in, Bahar’dan maktulün telefonunu alarak maktulü aradığı, maktulün cevap vermediği, daha sonra maktulün sanığı aradığı, sanığın isteği üzerine kızı Zehra’nın cevap verdiği, maktulün Zehra’ya iltifat mahiyetinde bazı sözler söylediği, Zehra’nın daha sonra da maktul ile birkaç kez telefonla görüştüğü ve bir kafede buluştukları, bu sırada Fahrettin’in maktulün fotoğrafını çektiği, buluşma yerine Zehra, Fahrettin ve Mehmet Sait’in birlikte geldikleri, Fahrettin’in fotoğrafı Bahar’a gösterdiği, Bahar’ın fotoğraftaki kişinin beraber kaçtığı ve Ahmet olarak bildiği kişi olduğunu söylemesi üzerine Mehmet Sait’in birkaç kez maktulü takip ettiği, olay günü Mehmet Zakir ve Necat ile birlikte Batman’a geldiği, diğerlerinden ayrıldıktan sonra kendi beyanına göre tesadüfen maktul ile karşılaştığı ve maktulün kendisine hakaret etmesi üzerine maktulü üzerinde bulundurduğu tabanca ile vurarak öldürdüğü, Mehmet Sait’in, olay günü maktul ile tesadüfen karşılaştığını ve konuşmak istediğini, maktulün kendisine hakaret ettiğini, bu nedenle sinirlenerek maktulü öldürdüğünü belirtmişse de, sanığın kızı ile maktulün buluşmasını sağladığı ve fotoğrafını çektirdiği, olay günü maktulle tesadüfen karşılaşmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, sanığın maktulü öldürmeyi planladığı, eylemin tasarlayarak öldürme olarak vasıflandırılmasının gerektiği kanaatine varılmıştır.
Maktulün iki karısı olduğu, öldürülmeden önce de dört ayrı kadınla ilişkisi bulunduğu, Mehmet Sait’in yeğenini evinden alarak bir gece yanında tuttuğunun ve sonra da bıraktığı, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde toplum açısından gayrı ahlaki bir hayat tarzına sahip olduğu, aynı şekilde sanığın kızını da ayartmaya çalıştığı, sanık açısından değerlendirme yapıldığında yeğeni olan evli bir kadının kaçırılmasının şeref ve haysiyetini etkileyebilecek bir durum olduğu, sadece bölge şartları değil ülke şartları dikkate alındığında bu hususun tahrik olarak değerlendirilmesi gerekmiş ve sanık hakkında tahrik hükümleri uygulanmıştır. Birinci Ceza Dairesince ‘öldürülenin sanığa yönelik hukuk zemininde korunmayan ve haksız eylem oluşturan bir söz ve davranışının bulunmadığı halde ülkesel ve yöresel kültürden söz edilerek tahrik hükümlerinin uygulanması’ denmek suretiyle bu husus bozmaya konu yapılmış ise de, bir ülkede yaşayanların o ülkenin ve bulundukları yörenin örf ve adetlerinden bağımsız olamayacakları, şahsiyetlerinin şekillenmesinde ülkenin ve yörenin şartlarının etkili olacağı, ülkenin neresinde olursa olsun bir insanın yeğeni olan evli bir kadının kaçırılması, bir gün sonra bırakılması, sonrasında ailesinin tehdit edilmesinin tahrik olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiş, bu kabul doğrultusunda yukarıda belirtildiği şekilde tahrik hükümleri uygulanmıştır.
Mahkememizce, sanığın maktulün kendisine hakaret ve küfür ettiği yönündeki beyanı, başka bir delil ile desteklenmediğinden tahrik olarak kabul edilmemiş, sanık hakkında töre saikiyle öldürme durumunun söz konusu olmadığı, sanığın ancak yeğenini öldürmesi halinde bu maddenin uygulanabileceği değerlendirilmiştir. Kaldı ki sanık, yeğeninin öldürülmesini engellemek için gayret göstermiş ve bu amacına da ulaşmıştır. Töre saikiyle hareket ettiğinin kabulü halinde maktul ile birlikte yeğenini de öldürmesini beklemek gerekirdi. Sanık töre saikiyle hareket etmekten ziyade töreye karşı çıkmış ve yeğeninin öldürülmesini engellemiştir. Bu nedenle sanığın tasarlayarak tahrik altında öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir” gerekçesi ile önceki hükmünde direnmiştir.
Resen temyize tabi olan bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ile sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli 28.12.2011 gün ve 343579 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılabileceğine ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, 1412 sayılı CYUY’nın 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 318. maddesi uyarınca, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin reddine karar verilerek, inceleme dosya üzerinden ve sanık hakkında tasarlayarak öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanık …’nun tasarlayarak öldürme suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın öldürme eylemini töre saiki ile gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve sanık yararına haksız tahrik hükümlerinin uygulanması koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
… isimli şahsın olay günü akşam saatlerinde kahvehaneden çıktığı sırada sokak ortasında ateşli silahla vurularak öldürüldüğü, olaydan sonra şüpheli veya şüphelilerin belirlenerek yakalanabilmeleri için maktulün kullandığı kendi adına kayıtlı olmayan iki adet cep telefonunun incelendiği, mahkeme kararı ile yapılan iletişimin tespiti ve her iki telefona gelen ve giden aramalar, cevapsız çağrılar ve mesajlarla telefon rehberine kayıtlı numaraların kullanıcılarının kimliklerinin tespitine yönelik çalışmalar ve ölüm olayından sonra maktulün evinde bulunarak kolluk görevlilerine teslim edilen Bahar Kuyumcu’ya ait kimlik kartından yola çıkılarak sanıklara ulaşıldığı ve yapılan eşzamanlı operasyonlar neticesinde, Fahrettin Kuyumcu ve …’nun Muğla İli Marmaris İlçesinde, ….. Kuyumcu, Cüneyt Kuyumcu, Nihat Kuyumcu, Hasan Kuyumcu, Zehra Kuyumcu, Necat Kuyumcu ve Nasih Kuyumcu’nun ise Siirt İli Kurtalan İlçesinde yakalandığı, adı geçenlerin üzerlerinde ve evlerinde yapılan aramalarda olayı aydınlatacak bir kanıta rastlanılmadığı,
Ölü muayene ve otopsi tutanağına göre; “Sağ obsibital bölgeden giren yakın mesafeden atılan ateşli silah çekirdeğinin; boyun arka tarafından geçerek sol omuz ortasında kaldığı, birinci derece ölüme neden olmadığı, kafatası tepe noktasından giren ve alt çene sol tarafından çıkarılan mermi çekirdeğinin ise, kafatası kemiğini ve beyni parçalayarak birinci dereceden ölüme neden olduğu,”
Tanık Bahar Kuyumcu’nun soruşturma aşamasında; “…’i Ahmet olarak tanırım. Üç ay kadar önce telefonuma cevapsız çağrılar gelmeye başladı. Bu hattımla görümcem Müjde ile akrabam Abdulkadir görüşmekte idiler. Abdulkadir aradığında telefonu görümceme vererek konuşmalarını sağlardım. Gelen çağrılar sonucunda bu şahısla tanışmış oldum. Eşim, görümcemin telefon görüşmelerinden haberdar oldu ve bu hattı kırdı. Eşimden habersiz amcamın oğluna ricada bulunarak bana bir telefon almasını istedim. Bu hattıma da çağrı geldi ve çağrıyı cevapladığımda daha önce görüştüğüm kişinin aradığını gördüm. Eşimle aramda soğukluk olduğu için konuşma teklifini kabul ettim. Hemen her gün görüşüyor ve mesajlaşıyorduk. Okumam olmadığı için mesajları çocuklara okutuyordum. Ben de birkaç hazır mesaj bulup gönderdim. Telefon görüşmelerimizde bana yakın olduğunu ve beni görmek istediğini söylüyordu. Ancak evli olduğum için bu teklifi kabul etmiyordum. Ahmet, ‘olsun, ben de evliyim, seni görmek, seninle olmak ve seni mutlu etmek istiyorum’ diyordu. Bir keresinde evimizin orada bulunduğunu söyleyerek balkona çıkmamı istedi. Balkona çıktım ve kendisini ilk kez görmüş oldum. Bunun haricinde üç dört kez daha beni arayarak evin önüne veya balkona çıkmamı istediğinde veya evimizin önünden geçerken ya da benzinlikte beklerken gördüm. Bir gün telefonda seni yakından görmek istiyorum dedi. Ben yine reddettim. Bunun üzerine, ‘seni göreceğim, iki üç kişi bulur evinize gelirim, ailene seninle görüştüğümü söylerim, beni zorlama sen zararlı çıkarsın’ diye söyleyince korktuğum için buluşmayı kabul ettim. Saat bir gibi çağrı attı. Evimizin yakınındaki benzinliğe gittim. Aracı ile beni bekliyordu. Evden çıkarken nüfus cüzdanımı almıştım. Araca bindim ve oradan uzaklaştık. Gece olduğu için nereye gittiğimizi bilmiyordum. Uzun süre dolaştık. Bir ara mola verdik ve aracın içinde uyuduk. Nüfus cüzdanımı istedi. Ne yapacağını sorduğumda düğün için gerekli dedi. Ertesi gün öğlene kadar dolaştık. Beşiri civarındaki piknik alanında durduk. Altınlarımı istedi ve bozdurup geri geleceğini söyledi. Altın zincirimi, bir çift küpemi ve iki adet yüzüğümü verdim. Zaten evden çıkmadan önce telefonda altının, paran varsa yanına al öyle gel demişti. Beni bırakarak altınları bozdurmak üzere ayrıldı. Bir saat sonra kendisini telefonla aradım, telefonu meşgule aldı. Tekrar arayınca telefonu kapattı. Beklemeye devam ettiğim sırada amcalarım geldiler. Ne aradığımı sorduklarında, bir şahsın beni kaçırdığını ve altınlarımı alarak gittiğini söyledim. Eve gittiğimizde telefonumu aldılar ve telefonda kayıtlı fotoğrafımı gördüler. Ahmet buluştuğumuzda bu telefonu bana hediye ettiği için almış ve telefonla resmimi çekmiştim. Amcalarım benim kaçırılmadığımı, kendim kaçtığımı anladılar. Ailedeki kızlardan, erkeklerin toplandıklarını ve benim ölmem konusunda karar verdiklerini öğrendim. Amcam Mehmet Sait bir hafta sonra beni evine götürdü. Burada amcama olanları anlattım. Kızlardan, amcamın öldürülmem kararına karşı çıktığını, bu yüzden kardeşleri ile ters düştüğünü, babamın ve diğer amcalarımın beni öldüreceklerini söylediklerini öğrendim. Babam beni eve almıyor ve benimle konuşmuyordu. Amcam dedemle konuşarak babamı ikna etmeye çalışıyordu. Amcamın yanında bir ay kaldıktan sonra beni babamın evine götürdüler. Annem; Mehmet Zakir, Mehmet Sait, Şükrü ve Fahrettin’in, Zehra’yı da alarak bana kötülük yaptığını düşündükleri şahsı bulmak amacıyla Batman’a gittiklerini, Ahmet’e ulaşmak için Zehra’ya telefon açtırdıklarını, Zehra ile Ahmet’in buluştuklarını, amcalarımın uzaktan takip ederek Ahmet’in fotoğrafını çektiklerini söyledi. Amcam fotoğrafı bana gösterdi. Amcalarım Ahmet’i takip ederek nereye gittiğini ve nerelere takıldığını öğrenmişler. Mehmet Sait; ‘biraz zaman geçsin, olay unutulsun, nereye giderse gitsin onu bulup öldürürüz, şimdi olursa olay ortaya çıkar’ diyordu. Amcam bunları bana anlatıyordu. Aile meclisinde bu şahsı benim ya da yaşı küçük olduğu için eşimin öldürmesi konuşuluyordu. Ailedeki kadınlar, bu işi benim yapmamı söylüyorlardı. Babamın evine geldikten sonra aile içerisinde sürekli olarak erkekler bir araya gelmeye ve toplanmaya devam ettiler. Bir ay önce Mehmet Sait ve oğlu Marmaris’e gidince toplantı yapmayı bıraktılar. Bundan sonra da olayla ilgili kimse konuşmadı. Amcam Mehmet Zakir, bu konuda kim konuşursa onun için kötü olur, bu konudan bahsedilmeyecek diyordu. Yaklaşık bir aydır olayla ilgili kimse konuşmuyordu. İki gündür babam benimle tekrar konuşmaya başladı” şeklinde anlatımda bulunduğu,
Bahar Kuyumcu’nun koruma altına alınması gerektiğinden, beyanı alındıktan sonra Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne teslim edildiği, kovuşturma aşamasında da arandığı, ancak kendisine ulaşılamadığı ve tebligata ya da talimata elverişli açık adresinin tespit edilemediği, bu nedenle yeniden dinlenilmesinden vazgeçildiği,
Uyuşmazlığa konu olmayan sanıklardan ….. Kuyumcu’nun Cumhuriyet savcılığında müdafii huzurunda; “Bahar Kuyumcu ile bir buçuk yıl önce gayri resmi olarak evlendim. Bahar’ın babası aynı zamanda amcam olur. İki yıl kadar önce yanında çobanlık yaptığım şahsın oğlunun, eşimin kullandığı cep telefonu aracılığı ile kız kardeşimle görüştüğünü öğrendim ve eşimin kullandığı sim kartı kırdım. Eşimin yeni bir hat aldığından haberim yoktu. Ocak ayı içerisinde bir gün rahatsız olduğum için evde idim. Gece eşimin evde olmadığını fark ettik. Anneme, babama ve kardeşlerime sordum. Aramaya başladık, ancak bulamadık. Öldürülen kişi, saat onbir gibi eşimin babasını arayıp; ‘kızınız dağa gidecek, ona dokunursanız daha beteri var’ diyerek eşimin bulunduğu yeri tarif etmiş. Hüseyin Kuyumcu ve Ahmet Kuyumcu, Bahar’ı Ahmet Kuyumcu’nun evine getirdiler. Orada iki gün kaldıktan sonra da Mehmet Sait’in evine götürdüler. Bahar, Ahmet isimli kişinin telefonla arayarak; ‘kendisi ile gelmezse beni, babamı ve onun babasını öldüreceğini, altınlarını getirmesi gerektiğini’ söylediğini anlatmış. Bahar korktuğu için bu kişinin dediğini yapmış. Ahmet altınları alıp, ‘evlenme işlemlerini yaptıralım, ev tutalım, birlikte yaşayalım’ demiş, ancak geri dönmemiş. Bahar bunları anlattıktan sonra benim katılmadığım aile toplantısı olmuş ve her ikisinin de öldürülmesi gerektiği konuşulmuş, ancak yalnızca bu kişinin öldürülmesine karar verilmiş. Eşimin kaçırılmasından onbeş gün sonra Mehmet Zakir, Fahrettin, Nasih ve Cüneyt geldiler. Amcam Mehmet Zakir bana bir silah verdi. ‘Bahar’ın kocası sensin, namusumuzu temizlemek sana düşer’ dedi. Ben de tabi ki bana düşer dedim. Bana verdikleri tabanca ile yere doğru altı el ateş ettim. Amcam Mehmet Zakir silahı aldı ve ‘bu işi sen yapamazsan biz yaparız’ dedi. Ben bu işi yapabilirim dedim. Silahla ateş etmemden iki hafta sonra Mehmet Sait, Mehmet Zakir, Necat, Fahri, Fahrettin ve Zehra, Ahmet’i araştırmak üzere Batman’a geldiler. Zehra, Mehmet Sait’in telefonu ile bu şahsı arayarak üniversitede okuduğunu, tanışmak istediğini söylemiş ve buluşmuşlar. Mehmet Sait, Mehmet Zakir, Necat, Fahri ve Fahrettin onları takip etmişler ve fotoğrafını çekerek eşime göstermişler. Bahar fotoğraftaki kişinin kendisini kandıran, altınlarını alan ve bize kötülük yapacağını söyleyen kişi olduğunu söyledi. Bu olaydan sonra Mehmet Sait, Mehmet Zakir ve Necat Batman’a geldiler. Ahmet kahveden çıkmış, telefonla konuşuyormuş, aracına binmek için yürürken Mehmet Zakir yanına varmış ve tabanca ile ateş etmiş. Mehmet Sait ve Necat araçta beklemişler. Olaydan sonra silahı köpründen suya atmışlar. Bu olayı Mehmet Zakir, Mehmet Sait ve Necat babama, babam da bana söyledi. Ailede olayın kapandığı söylendi. Ondan sonra olayla ilgili konuşma yapılmadı. Eşim olaydan sonra baba evine gönderildi. Bu süre boyunca kendisi ile hiç görüşmedim”,
Sorguda ve duruşmada ise; “Bahar Kuyumcu amcamın kızı olur. Yaklaşık iki yıl önce ikimizin de rızası ile gayrı resmi olarak evlendik. Kaçırıldığı gece evde televizyon seyrediyordu. Sabah evde olmadığını fark ederek durumu anne ve babama söyledim. Akrabalarımızdan birine gitmiş olabileceğini düşündüm. Akşam geldiğimde evde idi. Kendisine bir şey sormadım. Anne ve babama nerede olduğunu sorduğumda kaçırıldığını ve altınlarının alındığını söylediler. Polis bizi alıncaya kadar birlikte oturduk. Bahar’ın evden nasıl ayrıldığını, nereye gittiğini, eşimi kaçıran şahsın nasıl öldürüldüğünü bilmiyorum. Bahar’ı kaçıran şahsın öldürülmesi konusunda aile içinde bir konuşma yapılmadı. Hiç kimse bana silahla talim yaptırmadı. Cumhuriyet savcılığındaki ifademi kabul etmiyorum. Polisler o şekilde ifade vermezsem beni öldüreceklerini söylediler. Ben de öyle ifade verdim, o ifadelerim doğru değildir”,
Sanık …’nun kollukta müdafii huzurunda; “Mart ayının ikisi ya da üçüydü. İşlerim nedeniyle geç vakitte eve geldim ve yattım. Sabah yeğenim geldi ve gece bir sorun olduğunu söyledi. Yanlarına gittiğimde aile fertleri toplanmıştı. Nihat Ağabeyimin kızının kaybolduğunu söylediler. Yeğenimi aramaya başladım. Ağabeyim bir şahsın aradığını ve ‘kızın piknik alanındadır, dağa çıkacak, kıza bir şey yaparsan daha beteri olacak’ dediğini söyledi. Geldiğimde yeğenimi araştırmak üzere gitmişlerdi. Yeğenimi alıp kayın biraderimin evine götürdüler. Yeğenim kendinde değildi ve sürekli kusuyordu. Ne olduğunu sorduğumda; ‘bana bir şey verdiler, telefonumu, kimliğimi ve altınlarımı aldılar’ dedi. Aile içerisinde, bölgenin gelenek ve görenekleri nedeniyle yeğenimin onurumuzu zedelediği ve bizi küçük düşürdüğü, dolayısıyla ölmesi gerektiği konuşuluyordu. Aile büyükleri benim karışmamamı söyledilerse de yeğenimin öldürülmesine karşı çıktım ve böyle bir şeyin söz konusu olmayacağını söyledim. Bu yüzden aile fertleri ile küstük. Yeğenim kayınbiraderimin evinde üç dört gün kaldıktan sonra kendisini evime götürdüm. Yeğenimin kaynanası sürekli yanına gelip gidiyordu. Yeğenim evimde kaldığında olanları anlattı. Ahmet isimli şahsın cep telefonunu arayarak konuşmak istediğini, kendisinin de karşılık verdiğini, şahsın sürekli aramaya başladığını ve kaçırıldığı gün, ‘benimle geleceksin, gelmezsen iki üç kişiyle kapınıza gelirim, silahım var, kapınıza dayanır, babana ve ailene benimle görüştüğünü anlatırım’ diyerek tehdit ettiğini, daha sonra araması üzerine dışarı çıktığında kendisini bir araca bindirerek götürdüğünü ve ıssız bir yerde kendisine tecavüz ettiğini, altın takılarını ve nüfus cüzdanını aldıktan sonra bıraktığını anlattı ve şahsın aramış olduğu telefon numarasını verdi. Numarayı aradım, ancak cevap vermedi. Ertesi gün aynı numara beni aradı. Benimle konuşmayacağını düşünerek telefonu kızıma verdim ve bir gün önce yanlışlıkla aradığını söylemesini istedim. Zehra yanlışlıkla aradığını söyledi. Ancak şahıs, telefonu kapatmamasını kızımın sesinin hoşuna gittiğini söyledi. Bu şahıs bir hafta kızımı aradı, kızım da cevap verdi. ‘Batman’da giyim mağazam, arabam, evlerim var, seninle evlenmek istiyorum’ gibi şeyler söylüyordu. Kızım benim bilgim dâhilinde cevap veriyordu. Şahsın kim olduğunu, bize niçin böyle bir kötülük yaptığını ve bizimle bir husumeti olup olmadığını öğrenmek için abimin oğlu ve kızımla birlikte Batman’a geldim. Fahrettin’e bu olaylardan hiç bahsetmedim. Bir şahıs kızımı rahatsız ediyor, kızımla buluşacak, haberi olmadan bunları takip et ve fotoğrafını çek bakalım kimmiş dedim. Kızım bu şahsa kafede buluşmak üzere randevu verdi. Fahrettin de aynı kafeye gitti. Bir süre sonra kızım ve yeğenim yanıma geldiler. Yeğenim şahsı gösterdi, ben de bu şahsı takip ettim. Sokağın bitiminde sağlık ocağının yanında beyaz renkli bir araca bindi. Aracımla şahsı takip ettim. Yol kenarında bulunan bir kahvenin orada durdu. Beşyüz metre ilerideki kavşaktan döndüm, ancak gelene kadar aracını kaybettim. Gece akrabamın evinde kaldık. Ertesi gün kızım ile yeğenimi ilçeye gönderdim ve bu şahsın aracını aramaya başladım. Ancak o gün aracına rastlamadım. Ertesi gün tekrar geldim ve tesadüfen belediye binasının yanında şahsın aracını gördüm. Aracımı sokağın sonuna park ettim. Bir süre sonra bu şahıs yanında iki kişi ile aracının yanına geldi ve daha sonra kahvehaneye girdiler. Ben de aynı yere girdim ve çay içtikten sonra dışarı çıkarak beklemeye başladım. Evimden gelirken silahımı yanıma almıştım. Polis otoları bulunduğum yerde dolaşıyordu. Yakalanırım endişesi ile aracımı belediyenin karşısındaki otoparka bıraktım. Bu şahsın bulunduğu yere geldiğimde aracının olmadığını gördüm. Gece otelde kaldım. Ertesi gün tekrar şahsı aradım. Tüpraş’a giden yolda aracını görerek takip ettim. Gittiği yer kalabalık olduğu için başkalarına zarar veririm endişesi ile şahsı vurma planını erteledim. Daha sonra üç dört kez şahsı aynı yerlerde gördüm ve her seferinde aynı yerlerde aramaya başladım. Bu civarda arıyor, takıldığını tespit ettiğim kahvehaneye girip oturuyordum. Olay sabahı hazırlanırken kardeşlerim Mehmet Zakir ve Necat nereye gittiğimi sordular. Marmaris’e çalışmaya gideceğim için aracımın bakımını yaptırmak üzere Batman’a gideceğimi söyledim. Onlar da rahatsız olan amcamı ziyaret etmek için gelmek istediler. İpragaz güzergâhından geçtim, ancak şahsı göremedim. Kardeşlerimi indirdim ve sanayiye geçerek aracın bakımını yaptırdım. İşim bittikten sonra şahsı bulabilirim ümidiyle daha önce gördüğüm yere gittim. Şahsın aracının park halinde olduğunu gördüm ve aracımı bir alt sokağa park ettim. Kahveye baktığımda üç kişi ile birlikte oturduğunu gördüm. Aracımın yerinin uygun olmadığını düşünerek aracı arka sokağa aldım. Dolaştığım esnada şahsın telefonla konuşarak kahveden çıktığını gördüm. Hızla yanına yaklaşarak daha önceden ağzına mermi sürdüğüm silahımı çıkardım. ‘namus öyle değil böyle temizlenir’ diyerek bir el göğsüne ateş ettim. Yere düşünce kafasına doğru beş el daha ateş ettim. Silahımda bir mermi kalmıştı. Peşimden gelirlerse havaya ateş ederim diyerek onu atmadım. Aracıma bindim ve kardeşlerimi almaya gittim. Tabancayı Mehmet Zakir’e vererek saklamasını istedim. Nedenini sorduğunda yeğenimi kaçıran şahsı vurduğumu söyledim. Olaydan eşimin bile haberi yoktur. Son olarak şunu söylemek isterim; insanlar vatanı, bayrağı ve namusu için yaşarlar, namusumuza leke sürüldüğü ve bölgenin gelenek ve ananeleri bunu getirdiği ve böyle gerektiği için bu olayı yaptım. Yeğenim Bahar’ın bu şahıs tarafından kaçırılmasından sonra çevremizde insanlar bize selam vermeyi ve bizlerle görüşmeyi bıraktı. Aile içerisinde benim sözüm geçtiği ve hatırım sayıldığından bu işi yapmam gerektiğini kendime görev saydım. Olayı tek başıma planladım ve tek başıma gerçekleştirdim,”
Cumhuriyet savcılığında, kolluktaki ifadelerinin doğru olduğunu belirttikten sonra; “Yeğenimin kaçırılmasından sonra insan içine çıkamayacağımız ve insanların yüzüne bakamayacağımızdan yeğenimi kaçıran şahısla ilgili konuşuldu, ancak yeğenimin öldürülmesi konusunda çoğunluk hem fikir idi. Ben yeğenimin öldürülmesine ısrarla karşı çıktım. Olayı açığa çıkarmazsak kimsenin yüzüne bakamayacağımız, çarşıya pazara çıkamayacağımız, tanınmış bir aile olmamız nedeniyle bu leke ile yaşayamayacağımız konusunda hem fikirdik. Ancak …..’e silah denemesi yaptırdıklarından haberim yoktu. Bu şahsı araştırmaya başladıktan sonra yeğenimin verdiği telefonu aradım, ancak telefon kapalı idi. Bir gün sonra aynı numaradan arandım. Benimle konuşmayacağını düşünerek telefonumu kızıma vererek konuşmasını istedim. Kızım kendisini başka bir isimle tanıttı. Bundan sonra kızımla birçok kez telefon görüşmesi yaptılar ve kızımın istemesi üzerine buluşmaya karar verdiler. Fahrettin’i de alarak buluşma yerine gittik, ancak bu ilk gelişte buluşma olmadı. Bu gelişimizden bir kaç gün sonra ikinci kez yine birlikte geldik. Bu kez kızım ile buluştular. Ahmet’i ilk kez o zaman gördüm. Fahrettin’e, bu şahıs kızıma musallat oluyor, fotoğrafını çek demiştim. Fahrettin de buluşma sırasında cep telefonu ile bu şahsın fotoğrafını çekti. Akşam Batman’da amcamda kaldık. Ertesi gün kızım ve yeğenimi geri gönderdim. Ben bu şahsın nerelere takıldığını tespit etmek için kaldım. Bir gün önce şahsın geldiği arabayı da tespit etmiştim. Batman’da iken bu arabayı aramaya başlamıştım. Araca rastlamama rağmen gözden kaybettim ve geri döndüm. Bir iki gün sonra tek başıma geldim ve aramaya devam ettim. Bu şahsın aracını belediyenin yanındaki çay bahçesinin yanında park edilmiş halde gördüm. Ben de aracımı çay bahçesinin arka kısmına park ettim ve bekledim. Bu şahsın çay bahçesinin karşısındaki kahvehanede iki kişi ile kâğıt oynadıklarını gördüm. Niyetim bu şahsı tek başına denk getirmekti. Başkalarına zarar vermek istemiyordum. Polis otoları da gelip geçiyordu. Diğer şahıslar ayrılmadıkları için o gün planladığım işi gerçekleştiremedim. Ertesi gün tek başıma geldim. Şahsın takıldığı, gelip gittiği yerlere baktım, ancak bulamadım. Batman’a bu şekilde bir iki defa daha geldim, ancak şahsı bulamadım. Daha sonraki bir gelişimde aracı kıraathanenin önünde gördüm. Bu şahıs kıraathaneden ayrıldı. Kurtalan’a doğru gidecek diye düşünerek ikiyüz metre sonraki benzin istasyonunda durdum, ancak il merkezine dönüş yaptı. Takip etmeme rağmen bu şahsı yine kaybettim. Daha sonra yine geldim, ancak aracını görmeme rağmen kendisini tek başına yakalayamadım ve geri döndüm. Nisanın ikinci günü aracımı tamir ettireceğimi söyleyerek Mehmet Zakir ve Necat ile Batman’a geldim. Onlar amcama gideceklerdi. Bu nedenle onları hastanenin yakınındaki kavşakta bıraktım ve tek başıma kahvehanenin oraya gittim. Bu şahsın aracını kıraathanenin önünde gördüm. Aracımı bir alt sokağa bıraktım, ancak daha sonra aracın yerini değiştirdim. Şahıs kahveden çıktı, ben de yanına gittim ve tabancamın ağzına mermi sürdüm. Kendisi telefonla görüşürken ‘namus öyle değil böyle temizlenir’ dedim. Bunu Bahar kaçırıldığında, babasına telefon açıp ‘namusunuz nerede’ dediği için söyledim. Ondan sonra bir el göğsüne doğru ateş ettim. Yere yıkılınca beş el daha ateş ettim. Tabancamda yedi tane mermi vardı. Mermilerden birini arkamdan gelen olursa korkutmak için havaya sıkmak kastı ile namluda bıraktım. Daha sonra aracıma bindim ve uzaklaştım. Yeğenim …..’in ifadesini kabul etmiyorum, yalan konuşuyor, neden yalan konuştuğunu bilmiyorum. Olaydan dolayı pişmanım”,
Sorguda da önceki ifadelerini tekrarla; “Mizbağ isimli kişi yeğenimi kaçırarak ırzına geçmiş ve altınlarını gasp etmiş, daha sonra ağabeyimi arayıp; kızının dağa kaçacağını, namusumuzun nerede olduğunu söylemişti. Olay namus meselesi olduğundan yeğenim bizde kalmıştı. Yeğenimi rahatsız eden bir numara vardı. O numaradan aradım, ancak benimle konuşmaz diye telefonu kızıma verdim. Kızımla telefonla görüştüler. Yeğenime kızımın başına birinin musallat olduğunu söyledim ve resmini çektirdim, ancak bir şey demedim. Yerini tespit ettim ve uygun fırsat bekledim. Beş altı el ateş ettim, ancak kaçının isabet ettiğini bilmiyorum. Kurtalan’a giderek silahı kardeşime teslim ettim. Olayda başka kimse yoktu, olayı yaptığımdan dolayı pişmanım”,
Duruşmada da; “Olaydan sonra ailemizde öldürülmeye yönelik karar alınmamıştır. Böyle bir karar alınsaydı şu anda hayatta olmazdı. Bahar’a kendisini kimin kaçırdığını sorduğumda; adını Ahmet olarak bildiği şahsın kendisini telefonla rahatsız ettiğini, kaçırıldığı gün de gelmezse babasına bu konuşmaları söylemekle tehdit ettiğini ve kendisini kaçırdığını söyledi. Bahar’ı telefonla arayan şahsı aynı numaradan aradım ancak telefon devamlı kapalı idi. İki üç gün sonra bu şahıs aradı. Bu şahısla konuşmak istemediğim için telefonu kızıma verdim ve yanlış numara olduğunu söylemesini istedim. Kızım yanlış numara olduğunu söyleyerek telefonu kapattı. Aradan bir hafta geçtikten sonra kızımın telefonla konuştuğunu gördüm. Kiminle konuştuğunu sorduğumda benim aradığım şahsın devamlı aradığını söyledi. Zehra’nın nişanlı olması nedeniyle dikkatli olması gerektiğini düşünerek başkalarıyla konuşup konuşmadığı konusunda sıkıştırdım. Zehra, yeğenimi götüren şahısla konuştuğunu söyledi. İlk anda şahsın böyle bir şey yapabileceğini düşünmedim, fakat emin olmak için kızımdan bu şahsa buluşmak istediğini söylemesini istedim. Kızım, Fahrettin’in kardeşi ile nişanlı idi. Birlikte Batman’a geldik. Buluştuklarında Fahrettin cep telefonu ile şahısın fotoğrafını çekti. Fotoğrafı Bahar’a gösterdim. Bahar kendisini kaçıran şahsın bu olduğunu, cep telefonu ve ziynet eşyalarını gasp ettiğini ve kendisine tecavüz ettiğini söyledi. Fahrettin ve Zehra, buluşmasını istediğim şahsın yeğenimi kaçıran şahıs olduğunu bilmiyorlardı. Sadece kendisini rahatsız eden şahsı tanımak istediğimi biliyordu. Zehra’nın yanından ayrıldıktan sonra şahıs, beyaz renkli bir araca bindi. O şekilde aracını öğrendim, ancak şahsı öldürme gibi bir duygu içimde gelişmedi. Böyle bir duygu olsaydı kızımla buluştuğu gün öldürürdüm. Birkaç gün sonra aracımı tamir ettirmek için şehre gidecektim. Abim ve kardeşim de ameliyat olan amcamı ziyaret ekmek için benimle geldiler. Abim ve kardeşimi bıraktıktan sonra sanayiye gittim ve akşama kadar sanayide kaldım. Amcamlara gitmek üzere şehir merkezine döndüm, ancak gitmeden önce kahvehanede oturarak biraz dinlendim. O sırada şahsın aracı da kahvehanenin yanındaki kahvenin önüne geldi. Şahıs aracından indi ve telefonla konuşmaya başladı. Yanına giderek; ‘Bahar yetmedi mi, neden kızıma musallat oluyorsun, şerefsiz’ dedim. Bana küfür etti ve ‘şerefsiz sensin, kızlarınıza sahip çıkın’ dedi. Bu sözlerden sonra birbirimize doğru gittik. Aramızda bir metre kadar mesafe kalınca elini beline götürdü. Silah çekeceğini düşünerek ruhsatsız tabancamı çektim. Bu tabancayı hayvancılık yaptığım için hayvanların başında bulunduğum sırada lazım olur düşüncesiyle on yıldır taşıyorum. Silahla göğsüne bir el ateş ettim. Yere düştükten sonra da elini beline doğru götürdüğünü gördüğüm için kafasına veya göğsüne doğru dört beş el ateş ettim. Kardeşlerimi arayarak yola çıkmalarını istedim ve onları da alarak ilçeye döndüm. Bir gün sonra silahı kardeşime vererek dereye atmasını söyledim. Nedenini sorduğunda bir gün önce birini öldürdüğümü söyledim. Marmaris’te yakalanarak getirildiğimde akrabalarım ve çocuklarım tutuklu bulunuyorlardı. Bu nedenle emniyette ne şekilde yazılmışsa ifadeyi o şekilde imzaladım. Amacım akrabalarım ve çocuklarımın biran önce çıkmalarını sağlamaktı. Cumhuriyet savcılığında ‘emniyetteki ifadeni kabul ediyor musun’ dediler. Ben de suçu ben işledim, cezasını başkaları çekiyor diye düşündüğüm ve emniyetteki ifademin doğru olduğunu söyledim. Öldürmeyi daha önce planlamış olsaydım ilk gördüğümde öldürürdüm. Karşılaşma sonrasında kızımın ve yeğenimin devamlı ağlamaları gözümün önüne geldiği için ani bir karar sonucunda maktulü vurdum. Her şeye rağmen bu eylemi işlediğim için pişmanım”,
Şeklinde savunmada bulundukları,
Haklarındaki beraat kararları kesinleşen sanıkların da “üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmedikleri, aile meclisinde öldürülme yönünde bir karar alınmadığı, esasında aile meclisi diye bir şeyin bulunmadığı” şeklinde anlatımda bulundukları,
Anlaşılmaktadır.
Töre saikiyle öldürme suçu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCY’nda yer almayan ve 5237 sayılı Yasa ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı yasalarımızda yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de göz önüne alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde saik; “sebep, güdü, götüren, sevk eden, faili suç işlemeye sevk eden his ve menfaat”, töre; “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, gelenek ve göreneklerin, ortak alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet ya da bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap”, namus; “bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük”, töre cinayeti ise; “bazı bölgelerde geleneksel anlayışa uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aile bireylerinden birisi tarafından öldürülmesi, namus cinayeti” şeklinde tanımlanmıştır.
Namus kavramının; “toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık” şeklinde açıklanması karşısında, tanımların benzerliği göz önüne alındığında töre kavramının, namus kavramını da içeren bir üst kavram olduğu anlaşılmaktadır.
Bu tanımlardan, töre ve namusun birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir.
Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle namus ve töre cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli olan ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup, bu halde kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Bununla birlikte toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, kendisine yüklenen görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum söz konusu olmamaktadır.
Nitekim öğretide de töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; “Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte; Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur. Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır” (Prof. Dr. Zeki Hafıoğulları – Doç. Dr. Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, s. 54), “Töre saikiyle öldürme aynı zamanda ‘namus kurtarma’ düşüncesine dayandığı ve kadına yönelik işlendiğinden bu fiiller namus cinayeti olarak adlandırılmaktadır. Kanımızca buradaki töre saikinin namus saikini de içine alacak şekilde anlaşılması gerekir. Böyle olunca sadece bir törenin gereği olarak değil, böyle bir töre olmasa da namusunu kurtarma saikinin varlığı hükmün uygulanması için yeterli olacaktır” (Doç. Dr. Veli Özer Özbek, Yeni Türk Ceza Kanununun Anlamı, c. 2, s. 243), “Namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir” (Dr. Ece Göztepe, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 59, s. 29, 2005) şeklinde açıklamalar yapılmaktadır.
TCY’nın “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi” başlıklı 2. maddesinin üçüncü fıkrasında; “kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz, suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiş, madde gerekçesinde de; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir.
5237 sayılı TCY’nın hazırlık çalışmaları sırasında ileri sürülen görüşler, öğretideki düşünceler ile yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli olarak “töre saiki” kavramına yer verdiği ve “namus saiki” kavramını kullanmadığı, töre saiki ile işlenen namus cinayetlerinin de bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Yasa koyucunun öngörmediği bir şekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, anılan yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanması anlamına gelir ki buna 5237 sayılı TCY’nın 2/3. maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır.
Bu aşamada haksız tahrik ve tasarlayarak öldürme kavramları ile haksız tahrik, töre saikiyle öldürme ve tasarlama arasındaki ilişki üzerinde de durulması gerekmektedir.
TCY’nın 29. maddesinde ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder ki, bu durumda fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil olmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasında, 765 sayılı Yasada yer alan ağır tahrik–hafif tahrik ayırımına son verilmiş, tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi yapılıp, sanığın iradesine olan etkisi göz önünde bulundurularak, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
TCY’nın 29. maddesinin gerekçesinde de; “Hiddet veya şiddetli elemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması gerekir. Maddeye bu ibarenin eklenmesinin amacı, ülkemizde özellikle ‘töre veya namus cinayeti’ olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında haksız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçmektir. Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı baba veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir” denilmektedir.
Haksız tahrik; “haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemek” olduğuna göre, örneğin cinsel saldırı gibi bir suçun mağduru olan kişiye karşı bu mağduriyeti dolayısıyla suç işlenmesinde haksız tahrikin koşulları bulunmayacaktır. Gerçekten de töre veya kan gütme saikiyle işlenen eylemlerde fail haksız bir fiilden duyduğu öfke ve şiddetli elemin etkisi altında değil, bu konudaki töreden kaynaklanan bilinç ve saikle hareket etmektedir. Dolayısıyla haksız tahrikin koşullarının bulunduğu olaylarda töre saiki ile öldürmekten söz edilmesine olanak bulunmamaktadır.
Tasarlayarak öldürme de 5237 sayılı TCY’nın 82/1. maddesinin (a) bendinde kasten öldürme suçunun nitelikli halleri arasında düzenlenmiştir.
Gerek madde metninde, gerekse gerekçesinde “tasarlama” kavramının tanımına yer verilmemiş, bu konunun açıklığa kavuşturulması, öğreti ve yargısal kararlara bırakılmıştır. Öğretide tasarlamayı açıklama bakımından soğukkanlılık ve planlama teorisi olarak iki görüş ileri sürülmüştür. Soğukkanlılık teorisine göre, tasarlayarak öldüren şahısta bir soğukkanlılık gözlenmektedir. Bu kişinin başkasını öldürürken hiç heyecan duymamış olması, ondaki ruhsal kötülüğü göstermektedir. Ayrıca fail, öldürme kararını önceden almış olmasına, araya zaman girmiş olmasına karşın, soğukkanlılığını korumuş ve bu karardan vazgeçmemiştir. Planlama teorisine göre ise, tasarlama ile işlenen öldürme suçlarında, suç; önceden kararlaştırılmış, hazırlanmış ve planlanmıştır. Bu hazırlık; pusu kurmak, mağduru ya da maktulü bulmak, hile ile öldüreceği yere getirmek şeklinde olabilecektir. Burada fail, önceden aldığı suç işleme kararını gerçekleştirmek için suçta kullanacağı araçları seçip, temin etmekte ve bu suçu nasıl işleyeceği konusunda plan yapmaktadır.
765 sayılı TCY’nın yürürlükte olduğu dönemde, Ceza Genel Kurulunun 09.07.2002 gün ve 138–301 ile 03.12.2002 gün ve 247–414 sayılı kararlarıyla, “failin bir kimseye karşı bir suçu işlemeye sebatla ve koşulsuz olarak karar vermesi, suçu işlemeden önce soğukkanlı bir şekilde düşündükten sonra ulaştığı ruhsal sükûnete rağmen kararından vazgeçmeyip ısrarla ve bu akış içerisinde fiilini icraya başlaması halinde tasarlamadan söz edilebilir. Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte, ancak tasarladığı suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi fakat bir başka nedenle ve ani bir kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının ne zaman alındığı ve eylemin ne zaman işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı araştırılmalıdır” sonucuna ulaşılmıştır.
Yerleşik yargısal kararlarda kabul edildiği ve duraksamasız bir şekilde uygulandığı üzere, tasarlamadan söz edilebilmesi için; “failin, bir kimsenin vücut bütünlüğü veya yaşam hakkına karşı eylemde bulunmaya sebatla ve koşulsuz olarak karar vermiş olması, düşünüp planladığı suçu işlemeden önce makul bir süre geçmesine ve ulaştığı ruhi sükûnete rağmen bu kararından vazgeçmeyip sebat ve ısrarla fiilini icraya başlaması ve gerçekleştirmeyi planladığı fiili, belirlenmiş kurgu dâhilinde icra etmesi gerekmektedir” Nitekim Ceza Genel Kurulunun 28.04.1998 gün ve 117–155, 13.11.2001 gün ve 239–247, 03.10.2006 gün ve 30–210, 15.12.2009 gün ve 200–290, 02.02.2010 gün ve 239–14, 16.02.2010 gün ve 251–25 ile 25.01.2011 gün ve 122–7 sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Tasarlama halinde fail, anında karar verip fiili işlememekte, suç işleme kararı ile fiilin icrası arasında sükûnetle düşünebilmeye yetecek kadar bir süre geçmektedir. Fail bu süre içinde suçu işleyip işlememe konusunda düşünmekte ve suçu işlemekten vazgeçmemektedir. Failin suçu işlemekten vazgeçmesi ve fakat bir başka nedenle ve bir başka ani kararla fiili işlemesinde tasarlamadan söz edilemez. Suç işleme kararının hangi düzeydeki eylem için ve ne zaman alındığı ile eylemin şarta bağlı olmayan bu kararlılıktan ne kadar zaman geçtikten sonra işlendiği mevcut kanıtlarla saptanmalı, suç kararıyla eylem arasında geçen zaman dilimi içerisinde ruhi sükûnete ulaşılıp ulaşılamayacağı değerlendirme konusu yapılmalıdır.
Tasarlama ile haksız tahrikin bir arada uygulanıp uygulanmayacağı konusu öğreti ve uygulamada tartışmalı olmakla birlikte, failin, haksız tahrikin doğurduğu hiddet veya şiddetli elem nedeniyle adam öldürmeye karar vermesi ve suçu nasıl işleyeceği konusunda plan yapması, bütün tasarlama süreci boyunca hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında bulunması, bir başka anlatımla maruz kaldığı tahrik ile işlediği suç arasında nedensellik ilişkisi bulunması halinde tasarlayarak öldürme suçlarında haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latince “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında cezalandırma bakımından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun gerçekten işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi ya da vasıflandırılması konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanacağı gibi, dava koşulları bakımından da geçerlidir.
Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde;
1975 doğumlu olan maktulün birisi resmi, diğeri ise imam nikâhlı olmak üzere iki eşi ve bu eşlerinden çocuklarının bulunduğu, bunların yanında soruşturma aşamasında beyanları alınan ve her biri evli olan dört kadınla daha görüştüğü, hatta evine gittiği bu kadınlardan birine, evde gördüğü ve beğendiği görümcesi ile evlenmek istediğini söylediği, olay tarihinden önce yakın arkadaşı Abdulkadir Kayra’nın telefonundan, adı geçen kişinin kız arkadaşının telefon numarasını gizlice aldığı ve bu numarayı da aramaya başladığı, ancak söz konusu telefonun Abdulkadir’in kız arkadaşına değil, kız arkadaşının yengesi ve Abdulkadir’in de akrabası Bahar Kuyumcu’ya ait olduğu, Bahar’ın bu telefonla, görümcesi Müjde ile akrabası Abdulkadir’i görüştürdüğü, Bahar’ın olay tarihi itibarıyla onyedi yaşının içerisinde bulunduğu ve aynı yaştaki amcasının oğlu ile resmi nikah olmaksızın dini nikahla evli olduğu, maktulün aramaları sonucu Bahar ile maktulün telefonla görüşmeye başladıkları, olay gecesi de maktulün çağrısı üzerine birlikte kaçtıkları, ertesi gün maktulün, altın ve ziynet eşyaları ile nüfus cüzdanını aldığı Bahar Kuyumcu’yu şehir dışında bir yerde bırakarak kaçtığı, ardından da babasını arayarak kızının bulunduğu yeri söylediği ve namusları ile oynadığını belirterek kıza bir şey yapmaları halinde daha kötü şeyler olabileceği tehdidinde bulunduğu, Bahar’ın amcaları Hüseyin ve Ahmet tarafından bulunduğu yerden alınarak önce Ahmet’in, daha sonra sanık …’nun evine getirildiği, olayı öğrenen sanığın, yeğeni olan Bahar’dan aldığı maktulün telefonunu aradığı, ancak ulaşamadığı, ertesi gün maktulün sanığı aradığı, sanığın telefonu kızı Zehra’ya verdiği ve cevaplamasını istediği, maktulün sanığın kızı ile konuştuğu ve sesini beğendiğini belirterek buluşmak istediği, Zehra’nın da babasının bilgisi dâhilinde bu teklifi kabul ettiği, maktul ile Zehra buluştuklarında sanığın, maktulün fotoğrafını çektirdiği ve Bahar’a gösterdiği, Bahar’ın da kendisini kaçıran ve altınlarını alan şahsı teşhis ettiği, maktül …’in 02.04.2009 tarihinde Bahar Kuyumcu’nun amcası Mehmet Sait tarafından ateşli silahla altı el ateş edilmek suretiyle öldürüldüğü, Bahar Kuyumcu’nun nüfus cüzdanının ölümden sonra maktulün evinde bulunarak kolluk görevlilerine teslim edildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın öldürme eylemini, aynı avluya bakan evlerde oturdukları hem yeğeni, hem de yeğeni …..’in dini nikahlı eşi olan Bahar’ın kaçırılması, ziynet eşyalarının alınması ve sonrasında bırakılması ile Bahar’ın babası, sanığın da kardeşi olan Nihat’ın aranarak namusları ile oynandığının belirtilmesi ve aynı zamanda tehdit edilmesinin verdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında tasarlayarak suçu işlediği kuşkusuz olup, dosya içeriğine göre eylemin ayrıca töre saikiyle gerçekleştirildiğine ilişkin her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı bir kanıt bulunmaması ve tahrik koşullarının bulunduğu olaylarda töre saikinden söz edilemeyeceği de gözetilerek eylemin töre saikiyle öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı değildir.
Bu itibarla, sanığın eylemini tasarlayarak tahrik altında kasten öldürme olarak kabul eden yerel mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; “yerel mahkeme direnme hükmünün bozulması gerektiği” görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Usul ve yasaya uygun bulunan Batman Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2011 gün ve 222–236 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2012 günlü ilk müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 03.07.2012 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2025/4276 Esas ve 2025/7107 Karar sayılı ilamında değerlendirildiği üzere, evlilik birliğinde sadakat yükümlülüğünün doğrudan muhatabı eştir. Annelerinin evlilik dışı ilişkisi gerekçesiyle ailenin namusunu kurtarma düşüncesiyle ve önceden alınan suç işleme kararı doğrultusunda öldürme fiilini gerçekleştiren failler bakımından, eylemin töre saikiyle icra edildiği kabul edilmiş ve doğrudan muhatap konumunda bulunmayan failler lehine haksız tahrik indirimi uygulanmamıştır.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2025/4276, K. 2025/7107Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/808 E., 2025/1188 K.
SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürme, kasten öldürme, kasten öldürmeye
yardım etme
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi, mahkumiyet
… müdafii, katılanlar vekili, Cumhuriyet savcısı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükümlerin onanması, bozma
Sanık … müdafiinin, kanunî süresi içinde öne sürdükten sonra, sanığın 17.06.2025 tarihinde cezaevinden gönderdiği dilekçesiyle temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği anlaşılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar… müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Diyarbakır 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 15.01.2024 tarihli ve 2021/315 Esas, 2024/28 Karar sayılı kararı ile;
A) Sanıklar … ve …….hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1.a-k, 62… . maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
B) Sanık … hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 82/1.a-k, 39, 62… . maddeleri uyarınca 12… ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
C) Sanık … hakkında; maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında; maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme, suçlarından 5271 sayılı Kanun'un 223/2.e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatine, karar verilmiştir.
2. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararı ile;
A) Sanık … hakkında maktule yönelik azmettirmek suretiyle nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükümlerine yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1.a maddesi uyarınca esastan reddine,
B) Sanıklar …… ve …….hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürme, sanık … hakkında maktule yönelik nitelikli kasten öldürmeye yardım etme suçlarından İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafiilerinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1.g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile;
a) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 29, 62… . maddeleri uyarınca 12… ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
b) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62… . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
c) Sanık … hakkında maktule yönelik kasten öldürmeye yardım etme suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81, 39, 62… . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Vekâlet ücretine,
B. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Suçun işlenmediğine, meşru savunma hükümlerinin uygulanması gerektiğine,
C. Sanık … Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine,
D. Cumhuriyet Savcısının Temyiz Sebepleri
Sanık …'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle cezalandırılması gerektiğine,
E. Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
Beraat eden sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğine, suç vasfına, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine, ilişkindir.
III. GEREKÇE
1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlerin sanıklar …., ….. ve… tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, meşru savunmaya ilişkin yasal unsurların oluşmadığı, sanıklar ……. ve …….'ın üzerlerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediği anlaşıldığından anılan temyiz sebeplerinin incelenmesinde sanık … hakkında verilen hükümdeki düzeltme, sanıklar ….., ………. ve… hakkında kurulan hükümlerdeki bozma nedenleri dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2025 tarihli ve 2025/10-67 Esas, 2025/184 Karar sayılı ilamında detayları açıklandığı üzere ; 5271 sayılı Kanun'un 150/3.maddesi uyarınca yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık … lehine Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle vekalet ücretine hükmedilmemesi suretiyle oluşan hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
3. Dosya kapsamına göre; sanıklardan ………'ın annesiyle, sanığın teyzesinin eşi olan eniştesi maktul arasında gönül ilişkisi bulunduğu, bu hususun ortaya çıkması üzerine, maktulün anılan sanığın teyzesiyle ortak ikamet ettiği evi terk ettiği, sanık … ve ailesinin maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda teyzesi …'un evine muhtelif zamanlarda ellerinde silahtan sayılan cisimlerle gelerek maktulü sordukları, en sonunda çalıştığı ticari taksinin sahibinin yanına gelip maktulü sormaları üzerine, maktulün bir süre Diyarbakır'dan ayrıldığı, akabinde tekrar Diyarbakır'a dönerek daha önceden çalışmış olduğu ticari takside çalışmaya başladığı, bu durumu bir şekilde öğrenen sanıkların maktulü aramaya devam ettikleri, maktulü bulma konusunda sanık … ve amcasının oğlu olan …ın, bir diğer amcasının oğlu olan sanık …'ten yardım istedikleri, sanık …'in maktulün yerini tespit etmesiyle, sanıklar … ve …ın maktulün bulunduğu yere gelerek, maktulün hakimiyetinde bulunan taksiye bindikleri, belirli bir mesafe katettikten sonra, araç seyir halindeyken, sanık …'ın hamili bulunduğu silah ile maktulün baş bölgesine ateş ederek ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılan olayda;
a) Sanıklar …ve …'ın birlikte suç işleme iradesiyle hareket edip, fiil üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşıldığından, sanık …'ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle asli fail olarak cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde yardım eden olarak cezalandırılması suretiyle eksik ceza tayini,
b) Maktulün çocuklarının beyanlarıyla sabit olduğu üzere, sanık …'ın annesi ve maktul arasındaki ilişkinin ortaya çıktığı Mayıs ayından itibaren, maktule yönelik öldürme iradesini gösterecek nitelikte hareketlerde bulunarak, maktulü aramaya başladığı, bu kapsamda maktulün çalıştığı ticari taksinin sahibine, karısına ve kızlarına çeşitli kereler giderek maktulü sordukları, bu süre zarfında maktulün şehirden ayrılması nedeniyle maktule ulaşamadıkları ve olayın meydana geldiği Ocak ayında maktulün Diyarbakır'da olduğunu öğrenmesi üzerine amca çocukları olan diğer sanıklar ile birlikte maktule yönelik öldürme eylemini gerçekleştirdikleri olayda; sanıklar … ve …ın, …'ın annesi… ile maktulün birlikteliklerini öğrendikleri andan itibaren öldürme kararını verdikleri, karar ile fiilin icrası arasında makul sürenin geçtiği, sebat ve ısrarla maktulü arayarak kararlarından dönmedikleri anlaşılmakla, tasarlayarak kasten öldürme suçunun koşullarının bulunduğu gözetilmeksizin, sanıklar …, …ve… yönünden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde 5237 sayılı Kanun'un 81. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
c) Bir öldürme ya da öldürmeye teşebbüs eyleminin töre saikiyle gerçekleştirildiğinin kabulü için; öncelikle davranışı ya da bulunduğu durum/konum, sanık açısından haksızlık teşkil etmeyen mağdurun toplumda genel olarak benimsenmiş olan bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranmış olmasının, ikinci olarak bu aykırı davranışın "ölümle" cezalandırılması gerektiğinin o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olduğunun kabul edilebilmesinin, üçüncü olarak ise öldürme fiilinin fail tarafından toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışın cezalandırılması görevi üstlenilerek işlenmesinin gerektiği kabul edilmektedir. Bu kıstaslar ve yaşanan olayın ertesi günü, bu defa sanık …'ın en küçük kardeşi …in, kadın sığınma evine yerleşmek üzere İzmir'e giden annesi…'yi bıçakladığının iddia edilmesi hususu da göz önünde bulundurularak yargılamaya konu somut olayda; sanık …'ın babası …'in eşinin kendisini aldatması durumuna çocukları ve yeğenleri kadar tepki göstermediği, hatta bir kısım beyanlardan anlaşılacağı üzere ilk duyum anında barışma yönünde talebinin olduğu, maktul ve sanık …'ın annesinden kaynaklı olan bu haksızlığın doğrudan muhatabının sanık …'ın babası olduğu, maktul ve aralarında gönül ilişkisi bulunan, sanıkların annesi…'nin kendi yaşam ve davranışlarından dolayı, …nin oğullarına karşı bir sorumluluğu olmayıp, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 185/2. maddesine göre sadece eşine karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, sanıkların, eylemi maktul ve anneleri… ile zina eyleminde bulunması nedeniyle, ailenin namus ve şerefini kurtarmak düşüncesiyle yaptıkları plan ve daha önceden aldıkları suç işleme kararı doğrultusunda maktule yönelik öldürme eylemlerini töre saikiyle gerçekleştirdikleri anlaşıldığından, sanıklar … ve …ın 5237 sayılı Kanun'un 37. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 82/1.a-k maddeleri uyarınca, sanık … hakkında haksız tahrik indirimi yapılmaksızın, sanık …'in 5237 sayılı Kanun'un 82/1.a-k, 39 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde hükümler kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Sanık … Müdafiinin Temyiz İstemi Yönünden
Sanığın temyiz isteminden vazgeçtiğini bildirdiği ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Kanun’un 266/1. maddesi gereği temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
B. Sanık … hakkında verilen beraat hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünün (1) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararında katılanlar vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
C. Sanık … hakkında verilen beraat hükmü yönünden;
Gerekçe bölümünün ( 2 ) numaralı paragrafında açıklanan nedenle sanık … müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1. maddesi gereği hüküm fıkrasının mahsus bölümüne; "5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile A.A.Ü.T.'nin 14/4. maddesi gereğince, beraat eden ve dava dosyasında müdafi ile temsil edilen sanık … yararına 29.800,00 TL maktu avukatlık ücretinin Hazine'den alınarak sanık …'a verilmesine, bu hükmün, kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ibaresinin eklenmesine karar verilmesi suretiyle, Tebliğame’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
D. Sanıklar …, …ve… hakkında verilen mahkumiyet kararları yönünden;
Gerekçe bölümünün (3) numaralı paragrafında açıklanan nedenlerle, sanıklar müdafii, Cumhuriyet Savcısı ve katılanlar vekilinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 16.04.2025 tarihli ve 2024/808 Esas, 2025/1188 Karar sayılı kararının iştirak derecesi yönünden 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, üye … ve üye …'in karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık … müdafiinin tahliye talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2.b maddesi uyarınca Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.10.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
A) OLAY VE İDDİA:
Maktul … ile baldızı… …arasında uzun süredir gönül ilişkisi olduğu; olayla ilgili alınan ifadelerde 2020 yılı Haziran ayında maktulün kızı… …nın telefonunda bulunan ve maktul … ve… …arasında olduğu beyan edilen ses kayıtlarından ilişkilerinin olduğunun anlaşıldığı, hatta ses kayıtlarından… …’in 2001 doğumlu kızı… …’in, …ve maktul …’nın ortak çocukları olduğunu …’nın çocukları …,……ve ….. …nın öğrendikleri, maktulün kızlarının ve eşi … …nın bu durumu öğrendiklerinde… …’e söyledikleri, … …’in aralarındaki ilişkiyi kabul ederek kendilerini affetmelerini istediği, olaydan sonra… …’in çocukları … ve …’in anneleri… ile maktul … arasındaki ilişkiyi öğrendikleri, bunun üzerine sanıkların iştirak halinde maktul …'yı tasarlayarak öldürdüğüne dair Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin kararının, töre saikiyle öldürmek suçundan uygulama yapılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk kararı;
B) GENEL AÇIKLAMALAR:
TCK 82 K bendi "töre saikiyle" gerekçesi "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir."
Kanun yorumlama ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde özellikle ceza hukuku açısından kadim hukuk teorilerinden bugüne kadar belli prensipler vardır. Bu kapsamda roma hukukunda;
"A verbis legis non est recedendum" – Kanunun lafzından uzaklaşılmamalıdır.
"Benignus leges interpretandae sunt, quo voluntas earum conservetur" – Kanunlar amaçlarına uygun olarak yorumlanmalıdır.
Aynı şekilde mecellede;
"Sıfat-ı arızada aslolan ademdir." Kelâmda aslolan mana-yı hakikidir.
"Tasrih mukabelesinde delalete itibar yoktur." Yani bir söz veya fiil açık ise, bu açık mananın dışında farklı bir mana aranmaz, şu denmek istendi veya buradan şu mana çıkar denmez. Açıklık (sarahat) yoksa delalete veya örfe göre hareket edilir.
Benzer şekilde ceza hukuku genel hükümleri yorumlayıcılar doktrin temel prensiplerinden biri olan, "Bir kanun hükmünün yorumlanmasında ilk başvurulacak araç, o hükmün lâfzıdır."(EREM, sh. 101.)312. Bu yorum, kanun hükmünde yer alan kelimelerin anlamının tespiti ve gramer kurallarının uygulanması suretiyle yapılmaktadır. 313(3 TOSUN, sh. 111.)
Ceza hukukunun güvence fonksiyonunu icra edebilmesi açısından, suçta kanunilik ilkesinin benimsenmesi yeterli olmamaktadır. Aynı zamanda, kanunda yer alan suç tanımlarının açık ve seçik olması gerekir. Yani, hangi insan davranışlarının suç oluşturduğunun kanun metninden açık bir şekilde anlaşılabilir olması gerekmektedir. Hangi insan davranışlarının suç teşkil ettiğini belirleyen kanun metinlerinin açık ve herkes tarafından anlaşılabilir bir şekilde ifade edilmesi lazımdır. Bu husus, yeni TCK’nın 2. maddesinde “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz.” şeklinde ifade edilmiştir.
Esasen haksızlık teşkil eden bazı fiillerin suç olarak tanımlanması konusunda ceza kanunlarında boşluklar olabileceği, kaçınılmaz bir gerçektir. Ancak, bu gerçeğe rağmen, kıyas yoluyla suç ihdası kabul edilmemiştir. Somut olayda rahatsız edici sonuçlar ortaya çıkarsa bile, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmayan bir fiilden dolayı bir kişiyi cezalandırmamak gerekir. Aksi uygulama, hukuk güvenliğiyle bağdaşmaz. (Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler İzzet ÖZGENÇ)
Konuyla İlgili Kavram ve Açıklama;
''Eski Türkler’de “töre” daha çok devletin kuruluş düzeni ve işleyişi ile ilgili kuralları ifade etmekte ise de, Türkler aile yaşantısı açısından da bu kavramı kullanmışlardır. Bu manada töre “görenek” demektir. Türk Töresi, … da dahil olmak üzere tüm toplumca mutlak suretle uyulması gereken hukuk kuralları toplamıdır. Toplumca töreye bahşedilen değer ve devletlerde de temel ilke olarak devam etmiş ve hükümdarların egemenlik yetkilerinin sınırlanmasında bir dereceye kadar rol oynamıştır. Nitekim, Türk-İslâm devleti hükümdarları, zamanla mutlak hale gelen egemenliklerine rağmen, genelde İslâm Hukuku kurallarına aykırı davranmamayı ilke edinmişler, öte yandan kendi iradeleriyle meydana getirdikleri Örfî Hukuk kurallarına uyulmasını da titizlikle takip etmişlerdir. (Doç. Dr. Aybars PAMİR* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi)
YARGITAY İÇTİHATLARI
Töre saikiyle uygulama yapılabilmesi için TCK 82/2-k gerekçesinde açıklandığı üzere "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." aşağıda belirtilen ceza genel kurulu ve daire kararlarınında istikrarlı bir şekilde açıklandığı gibi somut olay değerlendirilir. Somut olayda salt töre saikiyle işlenmiş olması halinde ancak uygulanır.
Bu kapsamda Ceza Genel Kurulu'nun;
Töre saikiyle öldürme suçu, 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, kasten öldürme suçunun nitelikli hali olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Yasasında yer almayan ve 5237 sayılı Türk Ceza Yasası ile somut bir norm olarak hukukumuza giren töre saikinin tanımı yasada yapılmamış, bu kavramdan ne anlaşılması gerektiği, toplumsal yapıdaki dinamizm de nazara alınarak uygulama ve öğretiye bırakılmıştır.
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde:
“Saik” kavramı; “sebep, güdü”,
“Töre” kavramı; “bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yasama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, âdet, bir toplumdaki ahlaki davranış biçimleri, adap”,
“Namus” kavramı; “bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük”,
“Töre cinayeti” kavramı ise; “bazı bölgelerde geleneksel anlayışlara uymama sebebiyle genellikle genç kız veya kadınların ailesinin kararıyla yine aileden biri tarafından öldürülmesi” şeklinde açıklanmaktadır.
Bu tanımlamalardan, töre ve namusun, birbirlerine kısmen benzer ve yakın olmakla birlikte birbirlerinden ayırt edilmesi gereken farklı kavramlar olduğu görülmektedir. Töre belli koşullarda namusu da içine alan bir üst kavram ise de, öncelikle töre ve namus cinayetlerinin aynı kapsamda olmadığı belirtilmelidir. Ait olunan toplulukta geçerli ve herkes tarafından kabul edilen töre gereğince namus cinayeti işlenmesi olanaklı olup bu durumda kasten öldürme fiilinin töre saikiyle işlendiği kabul edilebilir. Ancak bununla birlikte toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme eyleminin töre saikiyle işlenmediği ve bu tür eylemlerin kişilerin kendi namus anlayışının bir sonucu olarak ve töre ile yakından uzaktan ilgisi olmayacak şekilde gerçekleştirildiği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Töre saikiyle hareket ederek kasten öldürme suçunu işleyen fail, görev bilinciyle hareket etmekte ve hukuk düzenince uygun görülmeyerek cezalandırılan bu davranışı nedeniyle ait olduğu toplulukta saygınlık ve itibar kazanmakta, hoş görülmekte ve korunmaktadır. Oysa töre saikinden bağımsız olarak kendi namus anlayışının bir sonucu olarak kasten öldürme fiilini gerçekleştiren fail açısından aynı durum sözkonusu olmamaktadır. Nitekim öğretide töre saikiyle işlenen namus cinayetlerine ilişkin olarak; “namus cinayetleriyle kastedilen medeni durumlarından bağımsız olarak kadınların aile namusunu ve şerefini kurtarmak adına, geniş anlamda ve çekirdek aileyle sınırlandırılamayacak bir ailenin üyeleri tarafından öldürülmeleridir” (Dr. Ece GÖZTEPE, Namus Cinayetlerinin Hukuki Boyutu: Yeni TCK’nun Bir Değerlendirmesi, TBB Dergisi, s.59, sh.29, 2005), “Töresel olmayan ama yaygın rastlanan bazı haller konusunda bir açıklık getirmemiş olmakla birlikte, Kanun, feodal toplumun, feodal toplum kalıntısı toplumların töresel bir davranışı olan namus kurtarmak saikiyle insan öldürmeyi suçu ağırlatan neden sayması övülecek, yerinde bir davranış olmuştur… Töre saikiyle öldürmenin kabul edilebilmesi ve cezanın artırılabilmesi için, bizce, öldürme fiili, namus kurtarmak adına, aile meclisinin kararı olarak, kirlendiği düşünülen kadın veya kızın yahut birlikte kirletenin öldürülmesi biçiminde gerçekleşmiş olmalıdır” (Prof. Dr. Zeki Hafıoğulları ve Doç. Dr. Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, sh. 54) şeklinde açıklamalar yapılmaktadır.
Diğer taraftan 5237 sayılı TCY’nın “Suçta ve Cezada Kanunilik Ilkesi” başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz” hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; “Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Yeni tarihli ceza kanunlarında da kıyas yasağına ilişkin olarak açık hükümlere yer verilmektedir. Örneğin yeni Fransız Ceza Kanununda bu husus ‘ceza kanunları dar yorumlanır’ biçiminde ifade edilmiştir. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Ancak bu hükümle ceza hukukunda genişletici yorum tümüyle yasaklanmamakta, sadece bu yorum biçiminin kıyasa yol açacak şekilde uygulanmasının
önüne geçilmek istenmektedir” denilmiştir.
Gerek 5237 sayılı Türk Ceza Yasasının hazırlık çalışmaları, gerekse öğretideki görüşler yasal düzenlemeler ile birlikte değerlendirildiğinde, yasa koyucunun bilinçli bir tercih olarak “töre saiki” kavramına yer verdiği ve “namus saiki” kavramını kullanmadığı, töre saiki ile islenen namus cinayetlerinin bu kapsamda mütalaa edilmesini arzu ettiği, buna karşın toplumda “namus cinayeti” olarak adlandırılan her kasten öldürme fiilini töre saikiyle kasten öldürme içinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin bir iradesinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Yasa koyucunun öngörmediği bir sekilde namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilmesi, yasa maddesinin kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlanmasıdır ki buna 5237 sayılı TCY’nın 2/3. maddesi uyarınca yasal olanak bulunmamaktadır.
Bu açıklamalar ışığında birinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, kasten öldürme eylemini, nişanlısı olan …’yi telefonla rahatsız ettiğini düşündüğü maktul ile konuşmaya gittiğinde aralarında geçen konuşma sonucunda gerçekleştirdiğine ve töre saikiyle hareket ettiğine ilişkin hiçbir kanıt ve hatta iddia bulunmadığına göre eylemin 5237 sayılı TCY’nın 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saikiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü olanaklı değildir. Sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasının gerekip gerekmediğine ilişkin ikinci uyuşmazlık nedenine gelince; Töre saikiyle işlenen suçlarda haksız tahrik özel bir öneme sahip olup madde ile ilgili yasama çalışmalarında; “Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlanamayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hukuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uygulanması söz konusu olabilecektir” şeklinde açıklanmış, maddenin gerekçesinde de; “töre saikiyle öldürme hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir.
Ancak, bu hükmün uygulanabilmesi için, somut olayda haksız tahrikin koşullarının bulunmaması gerekir” denilmiştir. 5237 sayılı TCY’nın 29. maddesinde ise; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde kusurluluğu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız bir tahrikin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Görüldüğü gibi kasten öldürme suçunun töre saikiyle işlenmesi halinde, haksız tahrik hükümleri uygulanmayacak, tahrikin varlığı halinde ise suç niteliği değişecektir. Suçun töre saiki ile işlenmesi halinde uygulanma olanağı bulunmayan haksız tahrik hükümlerinin, sanığın eylemini, töre saikiyle gerçekleştirmediği hususunun Ceza Genel Kurulunca kabulünden sonra uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı yerel mahkemece değerlendirilmelidir''.
Somut Olayın Değerlendirilmesi;
Maktul …'nın 2020 yılında cezaevinden çıktıktan sonra kızı…'ın cep telefonunu kullanmaya başladığı, cep telefonunda bulunan "call recorder" uygulamasının bulunduğu ve maktulün tüm görüşmelerinin kaydedildiği, daha sonra kızının babasının görüşmelerini dinlediğinde …'nın baldızı olan… …ile uzun süreli gönül ilişkisi olduğunu, hatta suç tarihinde 20 yaşında olan… kızı…'in müşterek kızları olduğu, bunun üzerine olayın ortaya çıkmasından sonra maktulenin durumu kabullendiği ancak…'nin çocukları … ve …'in durumu kabullenmeyerek önce maktulün çalıştığı taksi durağına giderek …'i aradıkları ve daha sonra çıkan tartışmanın devamında araca binerek uzaklaştığı taksi durağından uzak bir noktada maktulün öldürüldüğü, mahkeme kabulü olayın oluşu ve daire kabulüne göre olayda kullanılan tek silahın … tarafından kullanıldığı, …ve …'ın maktulün yol üzerinde bulunduğu kavşak içerisinde taksiyi durdurup aracın arkasına bindikleri, buradan ayrılarak başka bir noktada araç seyir halindeyken …'ın silahıyla maktülü öldürme eylemini gerçekleştirdiği bu şekilde sanıklar …, …ve…'in iştirak halinde maktul …'yı öldürmeleri şeklinde gerçekleşen olayda; sanıkların …'nın… ile olan gayri ahlaki ilişkisinin öğrenilmesinden dolayı hatta bu ilişkinin 20 yıl sürdüğü, …nın kızı…'in de bu ilişkiden olan müşterek çocukları olduğuna yönelik öfke ve tahrik ile karar verdikleri, gayri ahlaki davranışın hem … hem de… tarafından gerçekleştirilmiş olması, her iki aile açısından da ayrı ayrı tahrik oluşturduğu, meydana gelen öldürme olayının namus ve ahlakla ilgili gelişen olayların getirdiği tahrik altında gerçekleştiği sabittir.
Yukarıda Ceza Genel Kurulu, töre kavramı ve TCK'nin 82/2-k madde gerekçelerinde açıkca açıklandığı üzere töre saikiyle ceza artırımı yapılabilmesi için somut olayda tahrik içeren herhangi bir unsur olmamalıdır. Mahkeme kabulü ve dairemiz çoğunluk kabülünde de açıkca görüleceği üzere maktul … ile baldızı…'nin yaklaşık 20 yıla yakın gayri ahlaki davranışı üzerine her iki ailenin namuslarına halel geldikleri düşüncesi ile her iki aile içerisinde tahrik oluşturan unsurun var olduğu, öldürme olayının bu tahrik altında gerçekleşmiş olduğu sabittir.
Töre değerlendirilmesinde yukarıda Ceza Genel Kurulu kararında belirtildiği üzere salt töre saikiyle öldürme eylemi gerçekleşmesi gerekir. Türk toplumunda kabul edilen salt töreye ilişkin örnekler; berdel, belli bir konuda karşılıklı ailelerin anlaşıp yeminleşmesi, mistik inançları gereği kutsal sayılan bölgesel bir kısım ihlallere ilişkin örneğin belli bir ağacın kesilmesi, belli bir yerin tarıma kapatılması o bölgenin töresi gereği yasaklanmış olması, beşik kertmesi nedeniyle çocuklukta yapılan nikah ve ahitleşmeye aykırı davranılması gibi salt töre nedeniyle yapılan yasaklar, sınırlamalar ve ahitleşmeler aykırılık nedeniyle yapılan cezalandırmalar töre saikiyle kabul edilmiş sayılmaktadır.
Ceza Genel Kurulunda ve TCK 82 maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere öldürme olayının ayrıca tahrik ile oluşturan bir davranış olmaksızın sadece törede belirtilen sınırlamalara aykırılık nedeniyle uygulandığında ancak uygulanabilir. Madde gerekçesinde belirtilen "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." bunun dışında tahrik oluşturan namus gibi eylemler nedeniyle töre saikinin istisnai uygulamasını genişletilmesi kanun koyucunun ve ceza hukukunun genel hükümlerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu kapsamda sanıkların tahrik altında maktul …'yı öldürmüş olduğu kabul edilmelidir.
Sonuç:
Yukarıda sayın çoğunluğun kabul ettiği olay içeriğinde belirtildiği üzere …'nın baldızıyla 20 yıla yakın ilişkisinin ortaya çıkması üzerine …'nın eşinin kardeşi ve çocuklarının tarafından duyulan öfke önce …'ya karşı yapılan tepkiler ve devamında …'nın tavır ve davranışlarına duyulan tahrik ile TCK 82/1-a maddesinde belirtilen tasarlayarak öldürme olayı gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından; gerçekleşen öldürme eyleminde sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunun 82/1-k maddesinin gerekçesinde açıklandığı üzere "…ancak bu hükmün uygulanabilmesi için somut olayda haksız tahrik hükümlerinin koşullarının bulunmaması gerekir." yasal düzenlemesine göre töre saiki gerçekleşmediğinden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesinin hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan; sayın çoğunluğun, sanıklar …, …ve…'in eyleminin töre saikiyle gerçekleştiğine yönelik çoğunluk kararına katılmıyorum.
K A R Ş I O Y
Sanık …'ın teyzesi … ile maktul …'in evli oldukları, maktul …'in baldızı sanık …'ın da annesi olan… ile ailelerinin haberi olmadığı halde 20 yıl süren cinsel ilişkileri sonucu sanık …'ın kendi kız kardeşi zannettiği…’in … ile annesinin gayrı meşru ilişkilerinden dünyaya gelen çocukları olduğunu öğrendiği, cinsel ilişkilerinin uzun yıllar devam edip en son maktul …'in olaydan yaklaşık 10 ay kadar önce cezaevine girip çıktığı ve tekrar annesi… ile cinsel boyutta ilişkisine devam ettiği bu ilişkinin …'in kızı…'a ait içerisinde ses kayıt programı bulunan telefonu kullanması ve… ile yaptığı gizli telefon görüşmelerinin kaydedilen ses
kayıtlarıyla önce… sonra da tüm aile tarafından yıllar sonra öğrenildiği bu nedenle maktulün eşi …'un evi terk ettiği ancak…'nin eşi, sanık …'ın babası …'in bu olaydan dolayı kimseden şikayetçi olmadığı gibi ortamı yumuşatmaya çalıştığı, sanık …‘ın kendi annesi ile teyzesi kocası olan maktul …'nin 20 yıllık süreçte cinsellik yaşadığı ve kız kardeşi zannettiği ……in de gayrı meşru bu ilişkiden olduğunu ve cinsel ilişkilerinin halen devam ettiğinin ses kayıtlarının yakalanması ve tarafların da itiraf etmeleri şekilde gerçekleşen olaydan dolayı duyduğu hiddet üzerine diğer sanıklarla beraber maktul …'i öldürmeye karar verdikleri ve maktulü töreye aykırı davrandıkları için tasarlayarak öldürdükleri tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Dosya kapsamı ve delil durumuna göre sanık …'ın amca çocukları… ve ……… bu suçu hem tasarlayarak hem de töre saikiyle işlemişlerdir ancak sanık …'ın kendi annesi ile teyzesi kocası … arasındaki 20 yıla uzanan ve halen devam ettiği anlaşılan gayrimeşru ilişkilerinin olduğunu kendi öz kardeşi bildiği …….in bu ilişkinin sonucu dünyaya geldiğinin … ve…'nin de kabul ettikleri ses kayıtlarıyla ortaya çıkmasından dolayı sanık …'ın kızgınlık ve elem hissettiğini izah etmeye bile gerek bulunmamaktadır, sanık bu kızgınlığın etkisi ve yine törenin de müşterek etkisiyle maktulü vurmuştur.
TCK 82/1-k maddesinde düzenlenen töre saiki ile adam öldürme suçundan sanığın cezalandırılabilmesi için sanığı bu suçu işlemeye sevk eden yegane neden maktulün töreye aykırı davranışı olmalıdır.
Töreye aykırılık dışında sanığı kasten adam öldürme suçunu işlemeye sevk eden başka bir saik var ise töre saikinin ortadan kalkacağı hususunda Yargıtay 1. Ceza Dairesinin yerleşik ve istikrarlı kararları mevcuttur.
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.04.2011 tarih ve 2010/5786 Esas, 2011/1972 Karar sayılı kararı “Sanıkların aynı aşirete mensup olup aynı köyde ikamet ettikleri, 29.01.2008 tarihinde sanık …’in oğlu …'ın resmi nikahlı eşi olan …'ın sanıklar … ve … tarafından kaçırılmaya teşebbüs edilmesi nedeniyle taraflar arasında husumet oluştuğu, bu husumetin giderek derinleştiği, olay gününe kadar tarlalarına gidemeyen …, ……. ve yakınlarının 21.07.2008 günü sabah saatlerinde kendilerine ait minibüsle sanık …’in evinin önündeki yoldan geçerek tarlalarına doğru gittiklerini gören ve başka bir yol olmaması nedeniyle tekrar aynı yoldan araçlarıyla geçeceklerini bilen sanıkların, gerekli hazırlıkları yaparak, değişik yerlere mevzilenmek suretiyle pusu kurdukları, akşama doğru tarladan evlerine dönmek için araçlarıyla yoldan geçtikleri sırada, ateş ederek mağdurları yaraladıkları olayda; eylemlerin, …ye karşı işlenen ve haksız tahrik oluşturan haksız hareketler nedeniyle gerçekleştirildiği, bu durumda töre/namus saikiyle hareket edildiğinin kabul edilemeyeceği anlaşılmakla, sanıklar hakkında TCK'nin 82/1-a, 35, 29… . maddeleri uyarınca hüküm kurulması yerine, tasarlayarak töre saikiyle öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması” bozmayı gerektirmiştir .
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18.06.2019 tarih ve 2017/2867 Esas, 2019/3167 Karar sayılı kararı; Töre saikiyle öldürme suçunun oluşabilmesi için;
-Fail, mağdurun, töreye aykırı davrandığı düşünce ve inancında olmalı,
-Fail, töre saikiyle ve görev bilinciyle suçu işlemeli,
-Töreye aykırı davranışın “ölümle” cezalandırılması gerektiği toplumda yaşayanların büyük çoğunluğu tarafından beklenmeli,
-Mağdurun eylemi, hukuka, geleneksel davranış kalıplarına uygun olmasa bile fail açısından haksızlık teşkil etmemeli,
-Mağdurun, geniş anlamda failin ailesi, aşireti ya da mensup olduğu grupla ilişkisinin bulunması gerekmektedir. Sanık … yönünden bu eylemin işlenmesinde maruz kaldığı haksız tahrikin de etkisi bulunduğundan (Maktulün öldürülmesinde sadece töre etkili olmayıp haksız tahrikin de etkisi olduğu sabittir) haksız tahrikin töreyi kaldıracağı yönündeki istikrarı kararlar doğrultusunda sanık …'ın Haksız tahrik altında tasarlayarak adam öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken haksız tahrikin olmadığı veya törenin tahriki kaldırdığı kabul edilerek töre saiki ve tasarlama ile adam öldürme suçundan mahkumiyetine dair Dairemizin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Maktulün faile yönelik hukuk zemininde korunmayan haksız bir söz veya davranışı bulunmadığı sürece, yöresel veya ülkesel kültür gerekçeleriyle fail lehine haksız tahrik uygulanamaz. Töre saikiyle öldürme suçunun kabul edilebilmesi için ise mağdurun toplumda genel benimsenen yaşam biçimine aykırı davranması, bu aykırılığın ölümle cezalandırılmasının toplumca beklenen bir tepki olması ve failin sırf bu cezalandırma görevini üstlenme bilinciyle fiili işlemesi şarttır.
Töre ile Namus Saiki Ayrımı ve Kıyas Yasağı
Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2013/2120 Esas ve 2013/5542 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere töre ile namus kavramları birbiriyle özdeş değildir. Ceza hukukunda geçerli kanunilik ilkesi ve kıyas yasağı gereğince, töre cinayeti ile namus cinayeti aynı sayılarak töre saikiyle öldürme suçunun uygulama alanı genişletilemez. Toplumda genel bir öldürme beklentisi somut delillerle kanıtlanmadan, sırf şahısların sübjektif namus anlayışından, kıskançlıktan veya hoşlanmamaktan kaynaklanan fiiller töre saikiyle öldürme olarak nitelendirilemez.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2013/2120, K. 2013/5542Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Töre saikiyle öldürme, töre saikiyle kızkardeşini öldürme, 6136 sayılı Yasaya aykırılık
HÜKÜM : 1-TCK.nun 82/1-k, 62/1, 53/1 maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası – …'a yönelik eylem nedeniyle-
2-TCK.nun 82/1-d-k, 62/1, 53/1 maddeleri uyarınca
müebbet hapis cezası – …'a yönelik eylem nedeniyle-
3-6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK.nun 62/1, 51/1-2, 54, CMK.nun 231 maddeleri uyarınca 10 ay hapis, 500 TL adli para cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-Temyiz dilekçesinin içeriğine göre temyiz incelemesi, sanık hakkında "töre saikiyle kasten öldürme" suçlarından kurulan mahkumiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.
2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …'ın maktuller … ve …'e karşı eylemlerinin sübutu kabul, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık … müdafiinin temyiz dilekçesinde ve duruşmalı incelemede haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiğine yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,
Oluşa ve dosya kapsamına göre;
Sanığın …'in ağabeyi olduğu, …'in … ile evlenmek istediğini ailesine açıkladığı, ailelerin biraraya gelerek çocuklarının evlenme isteklerini konuştukları, …'in ailesinin dinlerinin farklı olduğunu dile getirerek kendi dini ritüelleri doğrultusunda düğün merasimi yapılması gerekliliğini öne sürdüğü, ailelerin anlaşamaması üzerine … ve …'nın kaçarak gizlice resmi nikah yapmak suretiyle evlendikleri, kısa bir süre sonra evlerine döndükleri, sanığın olayları konuşmak için … ve … ile buluşmak istemesi üzerine olay günü akşam yemeğinde buluştukları, yemek sonrası …'nın kullanımında olan arabada, …'in ön yolcu koltuğunda, sanığın arka koltukta oturarak konuşmaya devam ettikleri, bu sırada sanığın tabanca ile … ve …'yı başlarından vurarak öldürdüğü olayda,
Her ne kadar sanık hakkında "töre saikiyle öldürme" suçundan hüküm kurulmuş ise de;
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde "töre" kelimesinin; "bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü, adet, bir topluluktaki ahlaki davranış biçimleri, adap" olarak tanımlandığı, ayrıca "saik" kelimesinin, "sebep, güdü, kasta öngelen ve onu hazırlayan düşünce", "öldürmenin töre saikiyle gerçekleştirilmesinin" ise "öldürmeye yönelik kastın, töre anlayışının etkisi altında şekillenmesi" anlamlarına geldiği, genelde iyi davranış biçimlerini ifade etmek için kullanılan "töre" kavramının zaman zaman "kötü" davranış biçimlerini ifade etmek için de kullanılabildiği, bu anlamda, Türk Ceza Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinin konusunu oluşturan "töre"nin, "belli bir davranışı gerçekleştirenin veya belli bir yaşam biçimini tercih edenlerin öldürülmesini gerektiren", "kötü bir töre"yi ifade ettiği, bir davranışın töreden kaynaklandığını söyleyebilmek için, bu davranışın "bir toplulukta genel olarak benimsenmiş, yerleşmiş yaşam biçimlerinden veya değer yargılarından kaynaklanmasının" gerekli olduğu, yasal düzenlemede geçen "saik" kelimesinin, öldürme fiilinin fail tarafından "başka her türlü etkiden uzak olarak sırf toplumda benimsenmiş olan genel bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranılmış olmasını cezalandırmayı görev addedip onun etkisiyle" işlenmesini, başka bir deyişle, "öldürme kastının, kötü törenin etkisiyle oluşması lüzumunu" ifade ettiği, bu durumdaki failin "öldürme eylemini" gerçekleştirirse toplum tarafından "saygınlık" ile ödüllendirileceğini, gerçekleştirmediği takdirde ise "kınanacağını" düşünmesi ve bu eylemi saygınlık kazanmak ya da kınanmamak için işlemesi gerektiği, dolayısıyla "töre saikiyle öldürme"den bahsedilebilmesi için, öncelikle mağdurun "toplumda genel olarak benimsenmiş olan bir davranış veya yaşam biçimine aykırı davranmış olmasının, ikinci olarak bu aykırı davranışın "ölümle" cezalandırılması gerektiğinin o toplumda yaşayanlar tarafından beklenen bir tepki olduğunun kabul edilebilmesinin, üçüncü olarak ise öldürme fiilinin fail tarafından toplumun öldürme beklentisinin yönlendirmesiyle sırf aykırı davranışın cezalandırılması görevi üstlenilerek işlenmesinin" şart olduğu, burada "toplumdan" kastedilenin "tüm ülke" olabileceği gibi "köy, mahalle, geniş aile gibi" küçük bir topluluk da olabileceği, "töre saikiyle öldürme" suçunun oluşması açısından bunlar arasında fark bulunmadığı, "töre" kavramıyla sık sık karıştırılan "namus" kavramının ise "bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet, doğruluk, dürüstlük" olarak tanımlandığı, bu anlamda, töre ile namusun benzer ancak farklı kavramlar oldukları, törenin belli koşullarda namusu da içine alan üst bir kavram olarak ortaya çıkabileceği durumlar var ise de, diğer koşulların bulunmadığı hallerde, sırf kişilerin subjektif namus anlayışından, kıskançlıktan, cinsel arzu ve isteklere karşılık alamamaktan, kınanmaktan, hoşlanmamaktan, tasvip etmemekten, söz geçirememekten kaynaklanan öldürme fiillerinin "töre saikiyle öldürme" olarak nitelendirilemeyeceği, aynı şekilde, toplumun tasvip etmediği veya kınadığı davranışları işleyenlerin ya da yaşam biçimini tercih edenlerin öldürülmesi" biçiminde gerçekleştirilen her fiilin de toplumdaki öldürme beklentisi açıkça ortaya konulmadan", sırf bu nedenle "töre saikiyle öldürme" olarak değerlendirilemeyeceği, buna göre, "töre cinayeti ile namus cinayetinin" aynı kavramlar olduğunun söylenemeyeceği, zira, suçta ve cezada kanunilik prensibi ile ceza hukukundaki kıyas yasağının, "töre saikiyle öldürme" suçunun uygulanma alanını bu şekilde genişletmeye izin vermeyeceği,
Bu açıklamalar ışığında, somut olayda;
Sanığın, kızkardeşi … ile …'nın kaçmalarına ve kendi istediği biçimde evlenme töreni yapmamalarına kızarak; onların öldürülmesi yönünde toplumsal bir beklenti veya baskı bulunmamasına rağmen, sırf kendi subjektif değer yargılarıyla karar vermek suretiyle onları öldürdüğü olayda, töre saikiyle insan öldürme suçunun unsurlarının oluşmadığı halde, sanık hakkında haksız tahrik bulunmaksızın …'yı kasten öldürme suçundan TCK.nun 81, …'i kasten öldürme suçundan ise 82/1-d maddeleri gereğince hüküm kurulması yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek, her iki maktule karşı eylemi nedeniyle yazılı şekilde "töre saikiyle öldürme suçundan TCK.nun 82/1-k ve 82/1-d-k madde/fıkra ve bentleri uyarınca hüküm kurulmuş olması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin duruşmalı incelemedeki temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmekle, resen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), 07/10/2013 gününde oybirliği ile karar verildi.
07/10/2013 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı … 'nın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık … müdafiileri avukatlar … ile …'ın yokluklarında 10/10/2013 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
Toplumsal bir öldürme baskısı veya beklentisi bulunmaksızın sanığın kendi sübjektif değer yargılarıyla hareket ettiği ve tahrik şartlarının da oluşmadığı durumlarda töre saiki yerine genel kasten öldürme hükümleri tatbik edilir. Buna karşılık haksız tahrik koşullarının gerçekleştiği hallerde fail töreden kaynaklanan saikle değil haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle davrandığından, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/76 Esas ve 2012/258 Karar sayılı ilamına göre töre saikiyle öldürmeden söz edilemez.
Tasarlayarak Öldürme Suçunda Haksız Tahrik
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2012/76 Esas ve 2012/258 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, failin maruz kaldığı haksız tahrikin oluşturduğu hiddet veya şiddetli elem etkisiyle öldürme kararı alması, bu suçu nasıl işleyeceğini planlaması ve tüm tasarlama süreci boyunca bu ruhsal etkinin altında kalması halinde tasarlayarak öldürme suçunda da haksız tahrik hükümleri tatbik edilir.
Tasarlamanın varlığının tespiti için suç işleme kararının ne zaman ve hangi düzeydeki eylem için alındığı, fiilin bu kararlılıktan ne kadar süre geçtikten sonra icra edildiği ve suç kararı ile eylem arasında geçen zaman diliminde failin ruhi sükûnete ulaşıp ulaşamadığı somut delillerle değerlendirilir. Tahrik ile işlenen suç arasındaki nedensellik bağı korunduğu müddetçe planlama süreci tahrik indiriminin uygulanmasına engel teşkil etmez.
Haksız tahrik ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır mı?
Haksız tahrik ceza sorumluluğunu tamamen kaldırmaz; kişinin haksız fiil karşısında hiddet veya şiddetli elem duyarak kusur yeteneğinin ve iradesinin zayıflaması nedeniyle ceza sorumluluğunu azaltan yasal bir neden olarak düzenlenmiştir.
Müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda tahrik indirimi nasıl yapılır?
Müebbet hapis cezasını gerektiren bir suçun haksız tahrik altında işlenmesi halinde, TCK m. 29 uyarınca müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmedilir.
Süreli hapis cezalarında haksız tahrik indirimi hangi oranlar arasında uygulanır?
Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları haricindeki süreli hapis cezalarında, TCK m. 29 gereğince verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Karşılıklı kavgada ilk haksız hareketi yapan taraf tahrik indiriminden faydalanabilir mi?
Kural olarak ilk haksız hareketi başlatan taraf tahrik indiriminden yararlanamaz; ancak muhatabın gösterdiği tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık bulunması sebebiyle etki-tepki dengesi sanık lehine bozulmuşsa tahrik hükümleri uygulanabilir.
Cinsel saldırıya uğrayan mağdura karşı işlenen suçlarda haksız tahrik uygulanabilir mi?
Hayır, kanunun haksız fiil arayışı ve amacına göre suçun mağduruna yönelik eylemlerde fail tahrik indiriminden yararlanamaz; bu nedenle cinsel saldırıya uğramış kişiye karşı gerçekleştirilen eylemlerde haksız tahrik indirimi yapılamaz.
Tasarlayarak öldürme suçunda haksız tahrik indirimi yapılması mümkün müdür?
Evet, fail tahrikin doğurduğu hiddet veya şiddetli elem etkisi altında suç işleme kararı almış, plan yapmış ve tüm tasarlama süreci boyunca bu ruhsal etkinin altında kalmışsa tasarlayarak öldürme suçunda da haksız tahrik indirimi uygulanır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

