5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 28. maddesine göre, kişinin karşı koyamayacağı yahut kurtulma imkânı bulamayacağı düzeydeki cebir ve şiddet ile muhakkak ve ağır bir korkutma ya da tehdit altında suç teşkil eden bir eylemi gerçekleştirmesi durumunda faile ceza tayin edilmez. Bu tür hallerde kanun koyucu, cebir, şiddet, korkutma veya tehdidi yönelten kimseyi suçun faili olarak kabul etmektedir. Maddenin gerekçesinde ise klasik ceza hukuku metinlerinde yer verilen ikrah kavramı yerine korkutma sözcüğünün benimsendiği ifade edilmiştir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 28Kaynağı aç
şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen
kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi
kullanan kişi suçun faili sayılır.
Haksız tahrik
Cebir ile Korkutma ve Tehdit Arasındaki Hukuki Farklar
Cebir, şiddet, korkutma veya tehdidin etkisinde kalarak suç teşkil eden bir fiili işleyen kişinin irade yeteneği etkilendiğinden, başka türlü davranma imkânının varlığından söz edilemez. Tehdit hâlinde kişi, bir saldırının veya kötülüğün ileride gerçekleştirileceği beyanıyla korkutularak belli bir davranışta bulunmaya zorlanır. Korkutma ve tehditte cebirden farklı olarak mağdur üzerinde fiziki ve maddi değil, manevi ve iç hürriyete yönelik bir baskı söz konusu olur.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/437, K. 2019/203Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 92-122
Silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan sanık …'nün TCK'nın 314/3 delaletiyle 220/7, 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.09.2011 tarihli ve 56-102 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.07.2012 tarih ve 11419 sayı ile 6352 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmiş,
Yeniden inceleme yapan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince 31.10.2012 tarih ve 309-262 sayı ile sanığın ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiş,
Bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 22.05.2013 tarih ve 3017-8053 sayı ile;
"…Sanığın 2011 yılı ve öncesinde kırsalda faaliyet gösteren silahlı terör örgütü PKK mensuplarına değeri para ile temsil edilebilen giyim eşyası, gübre, mutfak tüpü, dürbün, erzak ve yaşam malzemesi vermek ve temin etmek biçimindeki eyleminin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 3713 sayılı Kanunun 8/1, hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 6415 sayılı Kanunun 4. maddelerinde düzenlenen terörizmin finansmanı suçunu oluşturacağı gözetilerek, hukuki durumunun 5237 sayılı TCK'nın 7/2, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, suçun işlendiği zamandaki kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun ilgili tüm hükümlerinin somut olaya ayrı ayrı uygulanması ve her iki kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sanığın lehine olan kanunun tespiti ve uygulanmasında zorunluluk bulunması" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyan Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesince 10.10.2013 tarih ve 92-122 sayı ile sanığın eyleminin terörizmin finansmanı suçunu oluşturduğu kabul edilerek 6415 sayılı Kanun'un 4/1, TCK'nın 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesince 24.10.2016 tarih ve 6991-5173 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.04.2008 tarih ve 17381 sayı ile;
"Oluşa göre;
Sanık … tüm aşamalardaki savunmasında; silahlı olan terör örgütü üyelerinin verdiği malzeme siparişlerini kendisini tehdit ettiklerinden, korktuğu için yerine getirdiğini, hatta gübre malzemesi isteklerini yerine getirmediğini belirtmiştir. Dosya içeriğine göre sanığın savunması ve itirafçı tanık Muhammed …..'un itirafları dışında suçun sübutuna dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Sanık hakkında beyanda bulunan itirafçı tanık Muhammed ….. 21/07/2011 tarihli celsedeki beyanında sanık … ile ilgili olarak; 'Bu şahıs Pazarcık ilçesine yakın bir köydendir köyün ismini şu an hatırlamıyorum, biz kış üslenmesine girmiştik genel sorumlu bu şahsın köyüne gitti ben de vardım. Bu şahıs köy muhtarıydı erzak konusunda sıkıntı olduğunu söyledi yardım istedi bu şahıs da vermiyorum diyerek reddetti, bu defa örgütteki sorumlu ya getireceksin ya burayı terkedeceksin diyerek tehdit etti bunun üzerine bu şahıs bir yere istenilen malzemeleri bıraktı bizde gidip aldık. Daha önce ve sonrasında bu şahıstan yardım alındıysa bunu bilemiyorum, bu şahsı muhtar olarak biliyorum' demiştir.
İtirafçı tanık Muhammed …..'un itiraf ve beyanlarına istinaden aynı esas sırasında yargılanan 11 sanık hakkında dava açılmış ve diğer sanıklar yönünden tanığın itiraf ve beyanlarına itibar edilerek hüküm kurulmuş olmasına rağmen, tanığın sanık … hakkındaki tehdit ederek malzeme temin ettikleri yönündeki beyanlarına itibar etmemek için makul bir sebep bulunmamaktadır. Bu durumda, sanığın savunmaları ve bunu destekler nitelikteki itirafçı Muhammed Mahmud Pur'un beyanları birlikte nazara alındığında, sanığın savunmalarının aksine, silahlı terör örgütüne özgür iradesi ile yardım ettiği hususunda dosyada yeterli delil bulunmamaktadır. Bu durumda, sanığın özgür iradesi ile değil, silahlı terör örgütü mensuplarından korkarak yardım ettiğinin kabulü gerektiğinden, somut olayda bu sanığa yüklenen silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme veya 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanuna muhalefet suçunun manevi unsurunun bu sanık açısından gerçekleşmediğinin kabulü gerektiğinden ve bu nedenle sanık …'nün üzerine atılı suçun yasal kasıt unsuru oluşmadığından, CMK'nun 223/2-c maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerekirken kararda yazılı gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi oluşa ve hukuka aykırıdır.
Kabule göre;
6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması gerekmektedir.
Beyanlarının samimiyeti hususunda şüphe bulunmayan itirafçı tanık Muhammed …..'un 21/07/2011 tarihli celsedeki beyanında sanık … ile ilgili olarak; 'Bu şahıs Pazarcık ilçesine yakın bir köydendir köyün ismini şu an hatırlamıyorum, biz kış üslenmesine girmiştik genel sorumlu bu şahsın köyüne gitti bende vardım. Bu şahıs köy muhtarıydı erzak konusunda sıkıntı olduğunu söyledi yardım istedi bu şahıs da vermiyorum diyerek reddetti, bu defa örgütteki sorumlu ya getireceksin ya burayı terkedeceksin diyerek tehdit etti bunun üzerine bu şahıs bir yere istenilen malzemeleri bıraktı bizde gidip aldık. Daha önce ve sonrasında bu şahıstan yardım alındıysa bunu bilemiyorum, bu şahsı muhtar olarak biliyorum' dedikten sonra sorulması üzerine 'bu şahsa sipariş listesi vermiştik, yine kendisine para da verdik sipariş üzerine ertesi gün tarif edilen yere istenilen siparişleri getirip bırakmış, siparişleri ilçeden almış. Getirdiği malzemelerin yeni alınmış olduğu anlaşılıyordu' dediği sabit olduğuna ve olayın bu şekilde vuku bulmadığı iddia ve ispat edilmediğine göre sanık …'nün, kendisine terör örgütü mensuplarınca verilen para ile yine verilen listedeki malzemeleri ilçeden satın alarak teröristlerin alabileceği bir yere kadar nakledip bırakmak şeklinde vuku bulan eyleminin 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4. maddesine muhalefet suçunu değil silahlı terör örgütüne yardım suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek silahlı terör örgütüne fon sağlama veya toplama suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesince 09.07.2018 tarih ve 2174-2421 sayı ile; suçun vasfına yönelik itirazın kabulüyle onama kararının kaldırılmasına, hükmün sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne yardım etmek suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, suçun sübutuna ilişkin itiraz açısından ise itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar … (Mustafa oğlu), … (Mehmet oğlu), …, …, …, …, … ve … hakkında terörizmin finansmanı suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri onanmak; sanıklar … ve … hakkında silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ise düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı silahlı terör örgütüne yardım etmek suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
PKK/KONGRA-GEL silahlı terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/157 sayılı dosyasında hakkında ayrı soruşturma yürütülen tanık Muhammet …..'un, kolluk görevlilerine teslim olduktan sonra örgüte yardım eden kişilerle ilgili beyanda bulunup teşhis etmesi üzerine, teşhise konu olan ve aralarında sanık …'nün de bulunduğu kişiler hakkında ayrı soruşturmaya başlanıldığı,
21.04.2011 tarihli yer gösterme ve teşhis tutanağına göre; tanık Muhammed …..’un Yolboyu Köyündeki sanığa ait 12 kapı numaralı evi göstererek, bu evde oturan kişinin kendilerine çeşitli cins ve miktarlarda erzak temin ettiğini beyan etmesi üzerine evin kapısı çalındığında kapıyı açan sanık …’yü teşhis ettiği,
Anlaşılmıştır.
Başka bir davada yargılanmakta olan Muhammet ….. şüpheli sıfatıyla müdafisi huzurunda soruşturmada; aslen İran'lı olduğunu, PKK silahlı terör örgütüne 2007 yılında katıldığını, gerekli eğitimleri aldıktan sonra 2009 yılında Türkiye'ye Hatay üzerinden giriş yaptığını, örgüt mensuplarıyla beraber 2011 yılına kadar Pazarcık ve Elbistan bölgelerindeki kırsal alanda kaldıklarını, 2010 yılının Kasım ayında kış üslenmesine geçtiklerini, kendilerine erzak ve yaşam malzemesi temin etmek için "Sabri" ve "Rüstem" kod adlı örgüt üyeleriyle birlikte Yolboyu Köyüne gittiklerini, "Sabri" kod isimli örgüt mensubunun, soyadı Mamaklı olan, ismini bilmediği ancak görmesi halinde teşhis edebileceği köy muhtarına 450-500 TL vererek erzak sipariş ettiğini, muhtarın da bir iki gün sonra Opel marka aracıyla yaklaşık 300 kg erzağı Yolboyu köyünün yakınına getirerek kendilerine teslim etiğini,
Sanık hakkında görülen davada tanık olarak alınan ifadesinde ise önceki ifadesinden kısmen farklı olarak; kış üslenmesine girdikleri dönemde örgütün genel sorumlusuyla birlikte sanığın oturduğu köye gittiklerini, örgüt sorumlusunun erzak konusunda sıkıntı olduğunu söyleyerek yardım istemesine rağmen sanığın bunu kabul etmediğini, sorumlunun "ya getireceksin ya burayı terkedeceksin" diyerek tehdit etmesi üzerine yardım etmeyi kabul eden sanığa sipariş listesi ve para verdiklerini, bunun üzerine sanığın istenilen yere malzemeleri bıraktığını,
Beyan etmiş,
Sanık … müdafisi huzurunda soruşturmada; 2010 yılı Ağustos ayının akşam saatlerinde evinde bulunduğu sırada kapının çalındığını, dışarı baktığında silahlı iki kişi gördüğünü, kendisini aşağı çağırmaları üzerine yanlarına gittiğini, kendilerini tanıtmayan ve karakolda gösterilen resimler içerisinde "Sabri" kod isimli….. ile "Rüstem" kod isimli Muhammed ….. olarak teşhis ettiği bu kişilerin silahlı olmaları nedeniyle terör örgütü üyesi olduklarını anladığını, bu kişilerin kendisinden gübre ve yiyecek istediklerini, bu malzemeleri vermemek için direndiğini ve gübre vermeyeceğini söylediğini, ama korktuğu için yiyecek vermeyi kabul ettiğini, tedarik edeceği malzemeleri kendisine ertesi gün köye geldiklerinde bahçeden alacaklarını söylediklerini, konuştukları üzere söz konusu malzemeyi alıp bir gün sonra evinin ilerisindeki bahçeye bıraktığını, bu kişileri bir daha görmediğini, ancak bahçeye çıktığında malzemelerin alındığını fark ettiğini, yine korkması nedeniyle olayı ailesine ve jandarmaya bildirmediğini,
Kovuşturmada; evine gelen iki örgüt üyesinin kendisinden yiyecek ve gübre istediğini, vermek istemeyip “Yok” diye söylediğinde "Ne demek yok?" diyerek kendisini tehdit ettiklerini, gübre vermediğini, ancak çocuklarına zarar verilmesinden korkarak gönülsüz olarak yiyecek vermeyi kabul ettiğini, kendisine sipariş edilen malzemeleri alıp bir gün sonra bahçeye bıraktığını, bu malzemenin sonradan bahçeden götürüldüğünü, tanığın beyanındaki aleyhe hususları kabul etmediğini,
Savunmuştur.
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.
Uyuşmazlıkla ilgili silahlı terör örgütüne yardım etme suçuna ilişkin olarak;
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (TMK) "terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silâhlı örgüt" suçu ise;
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Aynı Kanun'un "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" başlıklı 220. maddesinin yedinci fıkrası ise suç tarihi itibarıyla; "Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır." şeklinde iken, 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 85. maddesiyle fıkraya; "Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir" cümlesi eklenmiştir. Anılan fıkraya ilişkin madde gerekçesinde "Örgüte hâkim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür" açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu hükümler göz önüne alındığında, silahlı terör örgütü üyesi olmasa bile bu örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenler, TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılacaklardır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de yaptırım açısından örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.
Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişilerin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı hüküm altına alınırken, örgüte yardım sayılan eylemlerin nitelik bakımından örgüt üyeliğine denk sorumluluğu gerektirdiği kabul edilmiştir. Buna göre, örgüt üyesi olmaksızın, bilerek ve isteyerek örgütün bir iş, görev ya da hizmetinin yerine getirilmesi eylemi örgüt üyeliği olarak cezalandırılmakta iken; TCK'nın 220. maddesinin 7. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, yapılan yardımın niteliğine göre cezanın üçte birine kadar indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Silahlı terör örgütüne yardım fiilinin oluşması için, failin örgüt üyeleriyle önceden bir anlaşma yapması veya yapılan planlara dahil olması zorunlu değildir. Yardım fiilinin örgüt üyelerinin tamamına veya üyelerden birine yapılması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, örgütün amacı ve kollektif faaliyetleri bilinerek ve istenerek yardım edilmesi zorunludur (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 8934). Yardım edenler zamanlarının büyük bir bölümünü örgüte hasretmiş kişiler olmayıp kendi hayatlarının akışı içerisinde bazen örgüte ait işleri kabul eden şahıslardır.
Örgüte yardım etme suçuna ilişkin olarak öğretide;“Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen 'bilerek' ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir” (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, Seçkin Yayıncılık, 7. Baskı, s. 38-39); “Yardımın maddî bir yardım olması gerekli değildir. Örneğin suç örgütüne belli bir hususta bilgi ve belge sağlanması da yardım olarak kabul edilmelidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus yardımın örgüte yapılmasıdır. Kanun koyucu, yardımın niteliğini belirlemediği için örgüte bilerek ve isteyerek herhangi bir yardımda bulunan kişi bile bu durumda örgüt üyesi olarak cezalandırılacaktır. Örgüte sadece bir kez önemsiz nitelikte bir yardımda bulunan kişi bile, örneğin örgüt üyeleri arasında bir kez iletişim sağlayan kişi, bu hüküm nedeniyle örgüt üyesi gibi cezalandırılabilecektir” (Feridun Yenisey, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 70) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Gelinen bu aşamada TCK'nın 28. maddesinde tanımlanan "Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit" düzenlemesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan düzenleme; "Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır." şeklindedir.
Cebir, şiddet, korkutma veya tehdidin etkisinde kalarak suç teşkil eden bir fiili işleyen kişinin irade yeteneği etkilenmiş olduğundan, başka türlü davranma imkânının varlığından söz edilemeyecektir. Tehdit hâlinde kişi bir saldırının, kötülüğün ileride gerçekleştirileceği beyanıyla korkutularak, belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Korkutma ve tehditte cebirden farklı olarak mağdur üzerinde fiziki, maddi değil, manevi, iç hürriyete yönelik bir baskı söz konusu olmaktadır (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – M. Emin Alşahin – Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2017, s. 514).
Korkutma ve tehdit hâlinde failin kusurluluğunun ortadan kalkması; korkutma ve tehdidin konusu ile işlenen suç arasında orantı bulunmasına, dolayısıyla muhakkak ve ağır olmasına bağlıdır (Nur Centel – Hamide Zafer – Özel Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 5. Bası, Beta Yayınları, İstanbul 2008, s. 421). Eylemi gerçekleştiren kişi üzerinde oluşturulan korkunun, buna maruz kalan kişiyi kendisinden gerçekleştirilmesi istenen haksızlığı işlemeye mecbur edecek boyutta olup olmadığı ise olaya uygun bir yöntemle, başka bir deyişle her somut olayın kendine özgü özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Buna göre; terör örgütüne veya mensuplarına erzak, yaşam malzemesi veya para temin etmeye yönelik eylemlerin TCK'nın 28. maddesi kapsamında olup olmadığı değerlendirilirken; maruz kalınan korkutma veya tehdidin gerçekleştiği zaman ve yerin, yarattığı korkutucu etkinin ağırlığının, failin somut olayda bu cebir, korkutma veya tehdidin etkisinden kurtulma olanağının var olup olmadığının ve bu etkinin failin fiilinin işlenme anına kadar devam edip etmediğinin belirlenmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesine bağlı Yolboyu Köyünde ikamet eden sanık … Üsküplü'nün, evine gelen iki PKK/KONGRA-GEL silahlı terör örgütü mensubunun kendisinden gübre ve yiyecek istemesi üzerine önce bu talebi reddettiği, ancak bu kişilerin kendisini tehdit etmesi üzerine yardımda bulunmayı kabul ettiği ve örgüt mensuplarınca verilen para karşılığında kendisinden istenen malzemeleri ilçe merkezinden alıp köye döndükten bir gün sonra söz konusu malzemeyi evinin yakınında bulunan ve bu kişilerce tarif edilen yere bırakarak teslim almalarını sağladığı olayda; örgüt mensuplarının sanığı tehdit ettikten sonra evden ayrılmış olmaları, böylece tehdit eyleminden söz konusu malzemelerin teslim edildiği ana kadar geçen bir günlük süre zarfında örgüt mensuplarınca yapılan tehdidin ağırlığını ve korkutucu etkisini kaybetmesi, bu süre içerisinde köyden ayrılıp ilçe merkezine giden sanığın olayla ilgili ihbarda bulunma ve örgüt mensuplarını yakalatma olanağına kavuşmasına rağmen bu yola başvurmayarak suça konu malzemeleri alıp örgüt mensuplarına teslim etmesi ve olaydan sonra da ihbarda bulunmaması karşısında, örgüt mensuplarınca gerçekleştirilen tehdidin başta ağır ve korkutucu etkisinin bulunduğu kabul edilebilir ise de bu etkinin suça konu malzemelerin örgüt mensuplarına teslim edildiği ana kadar devam etmediği ve sanığı bu tehdidin etkisinden geçici süreyle de olsa kurtulduğu anlaşılmakla; sanığın maruz kaldığı tehdidin örgüte yardım etme kastını ortadan kaldıracak nitelikte karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı ağır ve muhakkak nitelikte olmadığından, sanığa atılı silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun unsurlarının oluştuğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ
EDİLMESİNE, 12.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kusurluluğun Kalkması, Orantılılık ve Somut Olay Değerlendirmesi
Korkutma ve tehdit hâlinde failin kusurluluğunun ortadan kalkması, korkutma ve tehdidin konusu ile işlenen suç arasında orantı bulunmasına, dolayısıyla muhakkak ve ağır olmasına bağlıdır. Eylemi gerçekleştiren kişi üzerinde oluşturulan korkunun, buna maruz kalan kişiyi kendisinden gerçekleştirilmesi istenen haksızlığı işlemeye mecbur edecek boyutta olup olmadığı ise her somut olayın kendine özgü özelliklerine göre değerlendirilir.
Malzeme Temini ve Terörizmin Finansmanı Suçlarında Uygulama
Terör örgütüne veya mensuplarına erzak, yaşam malzemesi veya para temin etmeye yönelik eylemlerin Türk Ceza Kanunu'nun 28. maddesi kapsamında olup olmadığı değerlendirilirken; maruz kalınan korkutma veya tehdidin gerçekleştiği zaman ve yerin, yarattığı korkutucu etkinin ağırlığının, failin somut olayda bu cebir, korkutma veya tehdidin etkisinden kurtulma olanağının var olup olmadığının ve bu etkinin failin fiilinin işlenme anına kadar devam edip etmediğinin belirlenmesi gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/437 Esas ve 2019/203 Karar sayılı kararında, örgüt mensuplarınca gerçekleştirilen tehdidin başta ağır ve korkutucu etkisinin bulunduğu kabul edilse bile bu etkinin suça konu malzemelerin teslim edildiği ana kadar devam etmediği, failin bu tehdidin etkisinden geçici süreyle de olsa kurtulduğu ve kolluğa başvurma imkânı varken eylemi gerçekleştirdiği somut olayda, maruz kalınan tehdidin örgüte yardım etme kastını ortadan kaldıracak nitelikte karşı koyulamayacak veya kurtulunamayacak ağırlıkta olmadığı sonucuna varılmıştır. Şikâyet imkânı bulunmasına rağmen örgüte zaman zaman ihtiyaç maddesi temin edilen bir başka somut olayda da eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 28. maddesi kapsamında bir tehdit sonucu işlenmediği ve yardım suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Buna karşın, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2022/26705 Esas ve 2024/13061 Karar sayılı ilamı doğrultusunda; bir kimsenin karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet yahut muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit neticesinde bir terör örgütüne veya teröriste ekonomik değer temin etmesi halinde, terörizmin finansmanı suçu yönünden Türk Ceza Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca ceza verilemez.
Yargı Kararlarında Gerekçe ve İspat Zorunluluğu
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2016/104 Esas ve 2016/17516 Karar sayılı kararında, kasten yaralama fiilinde sanığa ne şekilde karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir, şiddet, muhakkak ve ağır bir korkutma ya da tehditte bulunulduğu kanıtlarıyla birlikte açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçeyle ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesi kanuna aykırı bulunmuştur. Aynı Dairenin 2016/13670 Esas ve 2017/7190 Karar sayılı kararında da sendikal hakların engellenmesi suçunda sanıkların karşı koyamayacağı cebir, şiddet veya muhakkak ve ağır korkutma ya da tehdit durumlarının somut olayda nasıl gerçekleştiği kanıtlara dayalı olarak açıklanıp tartışılmadan yetersiz gerekçeyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi bozma nedeni yapılmıştır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2016/104, K. 2016/17516Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama, hakaret
HÜKÜMLER : Ceza verilmesine yer olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
1- Temyiz edilebilirlik şartları yönünden yapılan incelemede;
a-Temyiz dilekçesinin süresi içinde verilmediği anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca katılan sanık … müdafiinin tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
b- Katılan sanık … hakkında yaralama suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yalnızca itiraz yolu açık ve dolayısıyla yapılan başvurunun bu doğrultuda değerlendirilmesinin gerekli bulunduğu,
Anlaşıldığından, katılan sanık … müdafiinin tebliğnameye uygun olarak, temyiz davası isteği hakkında bir KARAR VERMEYE YER OLMADIĞINA,
2- Sanık … hakkında kasten yaralama ve hakaret suçlarından ceza verilmesine yer olmadığına dair kararlara yönelik temyiz incelemesinde ise,
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede;
a- Hakaret eylemine ve yükletilen suça yönelik katılan … vekilinin temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,
b- Kasten yaralama suçundan kurulan hükmün temyizine gelince, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
TCK'nın 28. maddesinde, "Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır." hükmüne yer verilmiştir.
Acil serviste görevli olan doktorun hasta olan sanık tarafından aralarında geçen tartışmada yaralandığı iddia edilen olayda, katılan … tarafından sanığa ne şekilde karşı koyamayacağı, kurtulamayacağı cebir, şiddet, muhakkak, ağır bir korkutma veya tehditte bulunulduğu kanıtlarıyla birlikte açıklanıp tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle TCK'nın 28/1. madde gereğince ceza tertibine yer olmadığına karar verilmesi,
Kanuna aykırı, katılan … vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki isteme aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15/11/2016 oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2016/13670, K. 2017/7190Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığı
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre ve sanık … müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 1412 sayılı CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE, müşteki Belediye İş Sendikası vekili vekilinin kovuşturma esnasında sanıklardan şikayetçi olduklarını bildirmesine rağmen, CMK'nın 238/2. maddesi uyarınca katılma hususunda bir karar verilmemiş ise de, temyiz dilekçesinin içeriği ve anılan Kanunun 237/2. maddesi gereğince, Belediye İş Sendikasının kamu davasına katılan, vekilinin de katılan, vekili sıfatıyla kabulüne karar verilerek, dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Sanıklar …, …,…, …, …, …,…,…,… hakkında kurulan hükümlerde,
TCK'nın 28/1. maddesinde, “Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hâllerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır. “ seklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
Sanıkların katılanlara karşı tehdit yoluyla başka bir sendikaya üye olmaya zorlamak suretiyle sendikal hakların engellenmesi suçunu işledikleri iddia edilen olayda, sanıkların karşı koyamayacağı cebir, şiddet veya muhakkak ve ağır korkutma veya tehdit durumlarının somut olayda nasıl gerçekleştiği, kanıtlara dayalı olarak açıklanıp, tartışılmadan yetersiz gerekçeyle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,
2-UYAP sisteminden alınan güncel nüfus kaydına göre sanık …'ın 10/04/2016 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, ölümün doğruluğunun kesin biçimde saptanarak, sanık hakkında açılan kamu davasının TCK’nın 64 ve CMK’nın 223/8 maddeleri gereğince düşmesine karar verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ve katılanlar vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 30/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TCK 28 uyarınca cebir veya tehdit altında suç işleyen kimse ceza alır mı?
Karşı koyamayacağı bir cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma ya da tehdit altında suç işleyen kişiye ceza verilmez; bu hallerde baskıyı uygulayan kimse suçun faili kabul edilir.
Tehdit altında işlenen suçlarda failin kusurluluğu hangi şartlarda kalkar?
Failin kusurluluğunun kalkması için maruz kalınan tehdidin muhakkak ve ağır olması, ayrıca tehdit konusu kötülük ile işlenen suç arasında orantı bulunması ve kişinin somut olayın özelliklerine göre mecbur kalması gerekir.
Tehdit etkisi suç anına kadar sürmezse TCK 28 uygulanabilir mi?
Terör örgütüne erzak veya malzeme temini gibi fiillerde, failin maruz kaldığı tehdidin etkisinin eylemin gerçekleştirildiği ana kadar devam etmediği ve kolluğa ihbarda bulunma imkânının mevcut olduğu somut durumlarda, tehdidin kastı ortadan kaldıracak boyutta olmadığı kabul edilerek Türk Ceza Kanunu'nun 28. maddesindeki cezasızlık hükmü uygulanmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

