Türk Ceza Kanunu'nun 265. maddesi, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişiyi cezai yaptırıma tabi tutar. Bu suç, 'Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar' başlıklı bölümde yer alır ve madde başlığı 'Görevi yaptırmamak için direnme'dir. Korunan hukuki değer yalnızca bireysel kamu görevlisinin kişisel güvenliği değildir; suçun işlenmesiyle aynı zamanda kamu görevlisinin kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de koruma altına alınmaktadır.
Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2013/11043, K. 2013/12137Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bubakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin,onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail
ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır.
Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dâhil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin
Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar,kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir … için değil,görevine giren bir … için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup;bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir … için değil, görevine giren bir … için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın
neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
… Ceza Genel Kurulu'nun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın,cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Somut olayda; … Plaka sayılı aracı sanığın arkadaşı olan …’un sürücü belgesiz kullandığı sırada … 'da trafik kontrolü yapan müşteki polis memurları tarafından durdurularak belgelerin istenildiği, … 'ın sürücü belgesinin olmaması nedeniyle sanığın kendisine ait sürücü belgesi ve diğer belgeleri verdiği, bu durum karşısında gerekli yasal uyarılar ve sonuçları müştekiler tarafından açıklanarak işlem yapılmaya başlandığı sırada sanığın, sinirlenerek önce trafik levhasına yumruk attığı, daha sonra araç içerisinde gerekli işlemleri yapmakta olan müşteki Fatih'in yanına gelerek resmi hizmete tahsis edilmiş olan 06 A 0375 plaka sayılı aracın camına vurmak suretiyle çatlattığı, bunun üzerine diğer müşteki …'in engel olmak ve etkisiz hale getirmek için kollarından tutup resmi aracın arka koltuğuna bindirmek istediği sırada müşteki polis memuru …'e kafa atarak müştekilere hitaben hakaret ve tehdit içerikli sözler sarfettiği şeklinde gerçekleşen eyleminin mala zarar verme,görevi yaptırmamak için direnme, hakaret ve tehdit suçlarını oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir
fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev'iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK'nın 43/2.maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini ve tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 58.maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 01.07.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Suçun Temel Unsurları
TCK m. 265/1 uyarınca suçun oluşması için eylem bir kamu görevlisine yönelmiş olmalı, fail cebir veya tehdit kullanmış olmalı ve bu araçların amacı o görevlinin görevini yapmasını engellemek olmalıdır. Suç seçimlik hareketli bir suçtur; cebir ile tehditten birinin kullanılması yeterlidir. Madde gerekçesi bu yönde açıktır: suçun tamamlanması için cebir ya da tehdidin kullanılmış olması yeterli olup failin amaçladığı sonucun gerçekleşmesi ayrıca aranmaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 265Kaynağı aç
engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan
dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya
birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte
biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin
oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki
fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında
kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi
durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma
Engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Görevin kapsamı dışında kalan bir eylem için cebir veya tehdit kullanılması bu suçu oluşturmaz. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir; bu araçların kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan o görevliye yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devamını engelleyen bir güç kullanımı niteliği taşıması gerekir.
Cebrin Sınırı ve İçtima Kuralı
Adalet Komisyonu açıklamasına göre birinci fıkranın uygulanabilmesi, kullanılan cebrin kasten yaralamanın temel biçimi ya da daha hafif hali ölçüsünde kalmasına bağlıdır; bu ölçü aşılırsa aynı açıklama dördüncü fıkraya gidilmesini öngörür. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2013/11043 esas ve 2013/12137 karar sayılı kararında ise cebir, kamu görevlisine yönelen fiziki güç olarak açıklanmış; bu gücün yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış haline varması durumunda fail hakkında ayrıca beşinci fıkra hükmünün uygulanacağı belirtilmiştir. Bir metin dördüncü, diğeri beşinci fıkrayı gösterdiği için bu noktada tek bir uygulama sonucu çıkarılamaz.
TCK m. 265/5, suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağını düzenler. Bu gerçek içtima kuralı gereğince söz konusu koşulun oluştuğu hallerde hem direnme suçu hem de ağırlaşmış yaralama suçu bakımından ayrı hüküm kurulur.
Temel Ceza ve Nitelikli Haller
TCK m. 265/1'e göre temel ceza altı aydan üç yıla kadar hapistir. Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi nitelikli hal sayılır ve bu durumda verilecek ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis olarak belirlenir.
Kanun iki ayrı artırım nedeni öngörmektedir. Suçun failin kendisini tanınmayacak bir hale koyması ya da birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Suçun silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde ise ilgili fıkraya göre belirlenen ceza yarı oranında artırılır.
Silah Kullanımının Değerlendirilmesi
Suçun silahla işlenmesi, TCK m. 265/4 uyarınca ilgili fıkraya göre verilecek cezanın yarı oranında artırılması sonucunu doğurur. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/39177 esas ve 2024/2585 karar sayılı kararında, olayda kullanıldığı kabul edilen bıçağın TCK m. 6 kapsamında silah niteliğinde olmasına rağmen 265. maddenin dördüncü fıkrasının uygulanmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/39177, K. 2024/2585Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2013/411 E., 2015/785 K.
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret, trafik güvenliğini tehlikeye sokma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin kararıyla;
1. Sanık … hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca, 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci ve 53 üncü maddeleri uyarınca, 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
3. Sanık … hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca, 1 yıl 2 ay 17 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
4. Sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca, 8 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
5. Sanık … hakkında trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca, 1 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve verilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
6. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2021 tarih ve 2021/84057 sayılı Tebliğnamesiyle hükümlerin onanması yönünde görüş bildirilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık …'ın temyizinin; hükümlerin eksik incelemeyle verildiği, üzerine atılı suçları işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin delillerin bulunmadığı, hakkında HAGB ve erteleme hükümlerinin uygulanması gerektiği halde uygulanmadığı, bu nedenlerle ve resen tespit edilecek nedenlerle hükümlerin bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.
Sanık …'in temyiz sebepleri içermeyen dilekçesiyle hakkında verilen mahkumiyet hükümlerinin bozulmasını talep ettiği belirlenmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
Suç tarihinde, bir şikayet üzerine olay yerine giden şikayetçi polisler ile sanıklar arasında çıkan tartışmada, sanık …'ın "Size ne lan, istediğim gibi kapatırım, zaten bu gün anamı si..niz, dünya kadar ceza yazdınız, erkeksen sökebiliyorsan gel de sök, a..na koduğumun çocukları, hepinizin a..na koyacağım, siz kimsiniz lan, size yetki verildi diye Allah mı oldunuz." demek suretiyle şikayetçi polislere yönelik hakaret suçunu işlediği, yapılan uyarılara rağmen sanık …'ın polislere hitaben hakaret içerikli sözlerine devam ettiği ve eliyle görevli polisleri iterek üzerlerine yürümeye başlaması üzerine kontrol altına alınmaya çalışıldığında sanık …'ın polislere tekme sallayarak cebir kullanmak suretiyle görevli memura direnme suçunu işlediği iddia olunmuştur.
Bu olay sırasında çevrede bulunan kalabalık içerisinden sanıklar … ve temyiz dışı sanık … Ş.'nin polislere saldırdıkları, sanık …'in polis…'e küfür ederek tekme salladığı ve koluna vurduğu, polislerin havaya uyarı atışı yapması üzerine olay yerinde bulunan kalabalığın görevli polislerin etrafından uzaklaştıkları, sanık …'in … plaka sayılı motorsikletine binerek, polislere "Sizin a..nıza koyacağım, hepinizi tanıyorum, sivilde görüşeceğiz, sizinle özellikle sen beyazlı (polis memuru…) seni öldüreceğim, seni bulacam seninle hesaplaşacağız, hepinizi doğrayacağım lan a..na koduğumun polisleri." diyerek hakaret ve tehdit ettiği ve olay yerinden kaçtığı, polislerin kaçan sanıkları aramaya başladıkları, sanık …'in polislerle karşılaştığı sırada panikleyerek alkolün etkisi ve yol kenarının taşlık ve kayalık olması nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek kaza yaptığı ve belinde bulunan adli emanetin 2013/414 sırasına kayıtlı bıçağı belinden çıkarıp görevli polislere salladığı, bunun üzerine görevli polislerin sanık …'un zor kullanma yetkisinde sınırları
aşmadan kontrol altına aldıkları, şikayetçi polislerin olay nedeniyle hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandıkları, sanık …'un bu hali ile görevli memura hakaret, cebir ve tehdit kullanmak suretiyle direnme suçlarını işlediği, ayrıca sanık …'in alınan doktor raporuna göre 161 promil alkollü olmasına rağmen motorsiklet kullanmak suratiyle trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu işlediği iddia olunmuştur.
Yerel Mahkemece sanıklar … ve …'in üzerlerine atılı hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarından ayrı ayrı mahkumiyetlerine, ayrıca sanık …'in trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık … Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Verilen Hüküm Yönünden
Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Sanığın, olayda kullandığı kabul edilen bıçağının, 5237 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi kapsamında silah niteliğinde olmasına rağmen, anılan Kanun'un 265 inci maddesinin dördüncü fıkrası uygulanmamış ve sanık hakkında kurulan hükümde, şikayetçilerin sayısına göre 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanırken artırım oranının, alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi gerektiği gözetilmemiş ise de, aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı,
Tekerrüre esas alınan Niksar Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2008/2 Esas, 2008/202 Karar sayılı ilamın, sanığın onsekiz yaşını doldurmamış olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı, Niksar Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2010/116 Esas, 2010/243 Karar sayılı ilama konu mahkumiyetin ise 5237 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "hırsızlık" suçu olduğu, bu suçun da 6763 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 253 üncü maddesine eklenen fıkraya göre uzlaşma kapsamına alınmış olduğu ve bu ilam yönünden yapılacak uyarlama yargılaması sonucunda uzlaşmanın olumlu sonuçlanması halinde bu suçun tekerrüre esas alınamayacağı, ancak sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas alınması gereken başka ilamlar olduğu anlaşılmakla, koşullu salıverilme süresine eklenecek miktarın hükümde belirtilen ilamdaki ceza süresi esas alınıp, tekerrüre esas alınması gereken ilamın infaz aşamasında belirlenebileceği,
Anlaşılmakla, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
B. Sanık … Hakkında Hakaret ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçları ile Sanık … Hakkında Hakaret ve Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçlarından Verilen Hükümler Yönünden
1. Sanık …'ın yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 265 inci maddesinin birinci ve üçüncü
fıkraları uyarınca belirlenecek cezaların türleri ve üst sınırlarına göre, aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. Sanık …'in yargılama konusu eylemleri için, 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi ile dördüncü fıkrası, 179 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezaların türleri ve üst sınırlarına göre, aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
3. 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 16.12.2015 tarihli mahkumiyet tarihinden temyiz incelemesi tarihine kadar 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
4. İncelemeye konu dosyada, bu suçlar yönünden olağan dava zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
V. KARAR
A. Sanık … Hakkında Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Verilen Hükmün Temyizinde
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden, eleştirilen kısımlar dışında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
B. Sanık … Hakkında Hakaret ve Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçları ile Sanık … Hakkında Hakaret ve Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçlarından Verilen Hükümlerin Temyizlerinde
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıkların temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği ayrı ayrı BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
28.02.2024 tarihinde karar verildi.
Birden Fazla Kamu Görevlisine Direnme ve Zincirleme Suç
Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2013/11043 esas ve 2013/12137 karar sayılı kararında, birden fazla görev yapan kamu görevlisine karşı hukuksal anlamda tek fiille gerçekleşen direnmede aynı neviden fikri içtima koşullarının oluştuğu ve TCK m. 43/2 uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/39177 esas ve 2024/2585 karar sayılı kararında ise şikayetçi sayısına göre 43. maddenin ikinci fıkrası uygulanırken artırım oranının alt sınırdan uzaklaştırılması gerektiği gözetilmediği belirtilmiş; aleyhe temyiz olmadığından bu nedenle bozma yapılamayacağı da ifade edilmiştir. İkinci saptama, o dosyada uygulanmış bir artırım sonucu değildir.
Mağdur ve Zarar Gören
Bu suçta cebir veya tehdide maruz kalan kamu görevlisi suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2013/11043 E. ve 2013/12137 K. sayılı kararında bu ayrımı, Ceza Genel Kurulu'nun 02.03.2010 tarih ve 9-259-47 sayılı kararına atıfla ortaya koymuştur.
Tehdit ile Direnme Suçunun Sınırı
Kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla yöneltilen tehdit niteliğindeki sözler, TCK m. 265 kapsamında görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturabilir; bu durumda ayrıca tehdit suçundan hüküm kurulması suç vasfında yanılgı sayılabilir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2018/3363 E. ve 2019/15355 K. sayılı kararında icra müdürüne haciz işlemini engellemeye yönelik tehdit içerikli sözlerin bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği görüşüyle yerel mahkemenin tehdit suçundan kurduğu hükmü oy çokluğuyla bozmuştur. Karşı oy ise bu nitelendirmeyi farklı bir yaklaşımla değerlendirmiştir; dolayısıyla konuya ilişkin yargı içinde görüş birliği bulunmamaktadır.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/3363, K. 2019/15355Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
HÜKÜMLER : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1) Sanığın, olay tarihinde İcra Dairesine gelerek birlikte yaşadığı arkadaşına ait icra takibine ilişkin dosyayı incelemek istediğini söylemesi üzerine İcra Müdürü olan katılanın sanığın inceleme talebini icra dosyasını sadece tarafların ya da vekillerinin inceleyebileceği gerekçesiyle reddetmesi ve sanığa hitaben borcun ödenmemesi halinde evine hacze gelinebileceğini söylemesi nedeniyle katılana yönelik “sen bizim eve gelemezsin, haciz yapamazsın, delikanlıysan gel, gelirsen seni g….den şişlerim, borç namustur, borcunu ödemeyen şerefsizdir, ben eşyama sahip olurum, sahip olmayan da şerefsizdir” biçiminde sözler söylediği olayda; sanığın mahkemece hakaret kabul edilen “borç namustur, borcunu ödemeyen şerefsizdir, ben eşyama sahip olurum, sahip olmayan da şerefsizdir” şeklindeki sözlerinde katılana yöneltilmiş bir hakaret eylemi bulunmaması karşısında; sanığın beraati yerine yerinde görülmeyen gerekçeyle hakaret suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, katılana yönelik “sen bizim eve gelemezsin, haciz yapamazsın, delikanlıysan gel, gelirsen seni g….den şişlerim” şeklindeki tehdit sözlerinin ise TCK'nın 265. maddesinde düzenlenen görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek, tehdit suçundan hüküm kurulması,
2) Kabule göre de;
a) Sanığa ek savunma hakkı verilmeden, iddianamede gösterilmeyen TCK'nın 106/1-1 cümlesinin uygulanması suretiyle CMK'nın 226/2. maddesine aykırı davranılması,
b) Sanık hakkında TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda uygulanması zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca cezayı aleyhe değiştirme yasağının gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/11/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
TEHDİT SUÇU YÖNÜNDEN KARŞI OY
Olay:
19/06/2014 gün ve 2014/5750 sayılı iddianame ile …'ın TCK'nın 125/3-a-4, 265/1, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması için kamu davası açılmış ve 23/06/2014 tarihli karar ile iddianamenin kabulüne karar verilmiş.
Sanık 28/10/2014 günlü duruşmada, durumu öğrenmek için İcra dairesine gittiğini, resmi kayıtlarda borçlu olmadığı için dosyayı inceleyemeyeceğinin söylendiğini, asıl borçluyu çağırdığını, buna rağmen dosyanın gösterilmediğini, borcun nasıl ödeneceği konusunda akıl verildiğini, sinirlendiğini İcra Müdürüne "sıkıysa gel, eve haciz yap ve al g..nden şişlerim ve borç benim namusumdur sahip olmayan şerefsizdir, delikanlıysan gel" dediğini ifade etmiştir.
Sanık hakkında TCK 58 ve 106/1-1 "116/1-1 düzeltme yapılmış" maddesinin uygulanma ihtimali nedeniyle CMK 226 maddesi uyarınca ek savunma hakkı verildiği, sanığın savunmasını tekrar edip haksızlığa karşı koyduğunu, tahrik edildiğini belirtmiştir.
Müşteki 03/12/2014 günlü duruşmada iddianamede yazılı sözlerle ve yazılı olmayan sözlerle hakarete uğradığını, sanığın cezalandırılmasını istemiş ve davaya katılma talebinde bulunmuş CMY 237/1 maddesi uyarınca davaya katılmasına karar verilmiştir.
Tanık Handan Çulluk olay yerinde bulunduğu sırada bağrışma seslerini duyduğunu, sanığın müştekinin üzerine yürüdüğünü, tuttuklarını, sanığın "benim eşyalarımı alamazsın, benim evime hacze gelemezsin, şerefsiz" dediği ve müştekiye hitaben sinkaflı sözler söylediğini, müşteki "eğer alacıklı vekili talep ederse biz hacze geliriz, gelmek zorundayız" dediğini beyan etmiştir.
Tanık Gökhan Özcan İcra Müdürlüğünde bulunduğu sırada müştekinin borcun ödenmesini söylediğini, eğer ödenmez ise, talep olursa yine hacze geleceklerini söylediğini, sanığın sinirlenip eve hacze gelemeyeceklerini söyleyip bağırdığını, ayrıca sinkaflı sözler söylediğini, şerefsiz kelimesini müştekiye karşı kullandığını müştekinin üzerine yürüdüğünü vurmaya çalıştığını beyan etmiş ve bu sırada sanığın tanığa "şerefsizlik yapıyor" diye bağırması üzerine sanık duruşma salonundan çıkartılmış.
Yapılan yargılama sonrası, sanığın TCY 106/1, 53, 58, 125/3-a, 53, 58 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiş (mahkeme görevi engelleme amacı bulunmadığını ancak görevle ilgili bir iş nedeniyle katılana yönelik hakaret ve tehdit eylemlerinde bulunulduğunu kabul etmiştir.)
Bursa 11. İcra Müdürlüğü 2014/5016 esas sayılı dosya ile ilgili 11/06/2014 tarihinde borçlu Nurdane İnci'nin adresine hacze gitmiş, borçluyla aynı evde kaldığını söyleyen … taşkınlık çıkarıp görevli avukata yönelik işlediği eylemler nedeniyle hakkında tutanak düzenlenmiş ve 2014/3012 sayılı soruşturma başlatılmıştır.
Karar 17/02/2015 tarihinde sanık tarafından temyiz edilmiş. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararın onanmasını talep etmiş. Yargıtay 18. Ceza Dairesi hakaret suçunun oluşmadığı, tehdit eyleminin TCK'nın 265/1. maddesine aykırılık oluşturduğu ve TCK'nın 106/1. maddesinin uygulanması sırasında ek savunma hakkı verilmeden hüküm kurulduğu gerekçeleri ile oy çokluğu ile hükümlerin bozulmasına karar vermiştir.
Yüksek Dairemizin hakaret suçu yönünden bozma kararına katılıyorum. Ancak tehdit eyleminin direnme suçunu oluşturduğu ve ek savunma hakkı verilmeden hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozma düşüncesine katılmıyorum.
Nedenler: Birlikte yaşadığı borçlu ile icra dairesine gelen, dosyayı incelemek isteyen ve talebi kabul edilmeyince ve borcun ödenmesi konusunda öneriler yapılınca sinirlenen, talep olursa hacze gelirim diyen mağdurun hareketlerine kızan onu tehdit ve hakaret eden sanığın tehdit ve hakaret suçlarını işlediğini kabul ederek mahkeme cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu karar Yüksek 18. Ceza Dairesi tarafından hakaret suçunun oluşmadığı, tehdit eyleminin direnme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Sorun icra memurunun o an için yaptığı görevi engelleyen cebir veya tehditin var olup olmadığı veya yakın zamanda memurun yetkisine haiz olduğu görevi engellemeye yönelik tehdit veya cebirin var olup olmadığı ile ilgilidir.
Dosyayı göstermediği, borcun ödenmesi için telkinde bulunduğu ve talep olursa yeniden hacze geleceğini söylediği için, icra memuruna kızıp tehdit eyleminin işlenmesi söz konusudur.
Görevi yaptırmamak için direnme suçu TCK'nın 265. maddesinde düzenlenmiştir.
Madde 265- (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi halinde, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silahla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla cebir veya tehdit kullanılmasından söz edilmiştir. TCK'ya göre şiddet veya tehdit kullanmaktaki amaç bir kamu görevlisini belirli bir işi yapmaya zorlamak veya yapılan işe tepki olarak işlenmiş ise TCK'nın 265. maddesi uygulanmayacak, duruma göre koşulları varsa tehdit, yaralama suçlarına ilişkin hükümler uygulanacaktır.
Kamu görevlisine görevini yapmasını engellemeye yönelik hareket ister görev başlamadan kısa süre önce isterse başladıktan sonra yapılsın TCK'nın 265. maddesi uygulanacaktır.
Suçun oluşması için görevin engellenmesinin sonuç alması gerekmez, burada soyut tehlike suçu ve tipte belirli bir neticenin gerçekleşmesi aranmadığı için salt hareket suçu söz konusudur.
Bu suçta korunan hukuki yarar, kamu idaresi organlarının görevlerini herhangi bir engelle karşılaşmadan yerine getirmelerini sağlamak, başka bir ifadeyle devlete ait fonksiyonların ve bu fonksiyonu yerine getiren organların korunmasıdır.
Mağdur görevini yapmaması amacıyla cebir veya tehdit eylemlerine mağruz kalan kamu görevlisidir. Kamu görevlisi TCK 6/1-c maddesinde belirlenmiştir.
Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla eylemin işlenmesi gerekir. Kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek için yasalarla verilmiş bir görevin engellenmesi asıldır.
Eylemin kamu görevlisine karşı işlenmesi şarttır. Cebir veya tehdit görevin icrasına başlanmadan önce veya icraya başlandıktan sonra bitmeden engel olmak amacıyla yapılmalıdır. Görev bittikten sonra veya yapılan işe duyulan tepkiyle işlenen cebir veya tehdit eylemleri direnme suçunu oluşturmaz koşulları var ise başka suçları oluşturabilir.
Madde başlığında direnme sözcüğü kullanılmış ise de kamu görevlisine karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle bu suç işlenebilir. Cebir kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli olmalıdır. Görevi engellemeye yönelik hareketin cebir veya tehdit niteliğinde ve kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemeye elverişli boyutta olması şarttır.
Cebir eşya üzerinde kullanılırsa direnme suçu oluşmaz.
Tehdit kamu görevlisine görevini yerine getirmesini engellemek amacıyla bir kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Kötülüğü uğratılacak kişi kamu görevlisi veya yakını olabilir. Tehdit eylemi kamu görevlisinin yüzüne karşı olmak zorunda değildir. Kamu görevlisine görevini yapmasını engellemek için tehdit içerikli sözlerin iletilmesi kastıyla işlenmesi ve iletilmesi halinde bu suç oluşabilir. (buraya gelir bu o işlemi yaparsa onu öldürürüm vb.)
Kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla hareket etmek için genel kast yeterlidir. Sanığın mağdurun kamu görevlisi olduğunu ve görevini yerine getirdiğini bilmesi ve bu görevin yapılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerekir. Görevin yerine getirilmesini geciktirme veya yavaşlatmak amacıyla yapılan hareketler bu suçu oluşturmaz. Bu suçtaki amaç olası kastı devre dışı bıraktığı için bu suç olası kastla işlenemez.
Sonuç: İcra müdürü talep olmadığı taktirde haciz görevini yapamayacağı için başlayan veya başlama ihtimali olan bir görev söz konusu değildir. Alacaklının talep etmesi ve masrafları yatırması halinde haciz için icra memurunun yetkisi doğacaktır, koşula bağlı bir yetki doğmadan bu yetkinin engellenmeye çalışılması mümkün değildir.
a- Dosyanın gösterilmemesine, borcun ödenmesi konusunda nasihat verilmesine ve talep olursa hacze yeniden gelineceğinin bildirilmesine kızan ve bunların etkisiyle kamu görevlisini yaptığı bu eylemlerden ötürü tehdit eden sanığın hareketlerinin TCK'nın 106/1. maddesinde yazılı suçun unsurlarını oluşturduğu ve mahkemenin kabulünün doğru olduğu.
b- Ek savunma hakkı verilmediğine yönelik bozma düşüncesi yönünden, sehven TCK'nın 106/1. maddesi yazılırken, TCK'nın 116/1. maddesi yazılmış sanık tehdit suçu yönünden savunmasını yapmış ve sehven yazım hatası nedeniyle sanığa ek savunma hakkı verilmediği, savunmasının kısıtlandığı düşüncesine katılmıyorum.
Belirtilen nedenlerden ötürü tehdit suçundan Mahkeme'nin kurduğu hükmün onanması gerektiği düşüncesindeyim.
Aynı davada, yerel mahkemenin iddianamede gösterilmeyen TCK m. 106/1 birinci cümlesini sanığa ek savunma hakkı vermeden uygulaması CMK m. 226/2'ye aykırılık gerekçesiyle bozma nedeni sayılmıştır. Bu usul kuralı, suç vasfı değişikliklerinde ek savunma hakkının sağlanmasının zorunluluğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Dava Zamanaşımı
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/39177 esas ve 2024/2585 karar sayılı kararında, yargılama konusu eylemler için TCK m. 265/1 ve 265/3 uyarınca belirlenecek cezaların türleri ve üst sınırlarına göre TCK m. 66/1-e gereğince sekiz yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü kabul edilmiştir.
Tekerrür ve Kişiselleştirme Kurumlarının Uygulanması
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünde seçenek yaptırımlara çevirme, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kişiselleştirme kurumlarının uygulanmaması yalnızca sanığın mükerrir olduğu gerekçesine dayandırılmışsa, tekerrüre esas alınan önceki mahkûmiyetin uzlaştırma kapsamına alınmış olup olmadığının ve bu suç yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılması zorunludur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/597 E. ve 2021/707 K. sayılı kararında bu zorunluluğu açıkça ortaya koymuştur. Uzlaştırmanın gerçekleşmesi halinde tekerrüre esas mahkûmiyetin bu niteliği değişebilecek ve kişiselleştirme kurumlarının önündeki engel ortadan kalkabilecektir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/597, K. 2021/707Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Sanık …’in görevi yaptırmamak için direnme suçundan TCK’nın 265/1-3-4, 43/1-2, 62, 53, 58 ve 54. maddeleri uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye ilişkin … 8. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2013 tarihli ve 656-364 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 16.11.2017 tarih ve 43687-13116 sayı ile;
“Sanık … hakkında verilen hükmün temyizinde; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın tekerrüre esas alınan mahkûmiyetindeki TCK'nın 141/1. maddesinin 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren, 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik, 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre, uzlaştırma kapsamına alınmış olması karşısında, bu ilam yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu” nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece 03.04.2018 tarih ve 48-227 sayı ile;
"Mükerrir olan sanık hakkında seçenek yaptırımlara çevirme, erteleme ve HAGB hükümlerinin uygulanmamasına, hak yoksunluklarının ve uzlaşma kapsamında bulunmayan önceki cezasından ötürü mükerrirlere özgü infaz rejiminin tatbikine karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle bozma kararına direnmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.07.2018 tarihli ve 56365 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 31.10.2018 tarih ve 5449-14106 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında tekerrüre esas alınan hırsızlık suçundan kurulan hükmün kesinleşmesinden sonra 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253. maddesi uyarınca anılan suçun uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle bu hususta uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılmasına gerek olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
… Cumhuriyet Başsavcılığının 30.05.2012 tarihli ve 42593-12859-7507 sayılı iddianamesi ile; sanık … hakkında 21.07.2011 tarihinde işlediği iddia edilen görevi yaptırmamak için direnme suçu nedeniyle TCK’nın 265/1-3-4 ve 53/1-2. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı,
… 8. Asliye Ceza Mahkemesince 23.05.2013 tarih ve 656-364 sayı ile; sanığın sabit görülen görevi yaptırmamak için direnme suçu nedeniyle TCK’nın 265/1-3-4, 43/2, 62, 53/1-2, 58 ve 54 maddeleri uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye karar verildiği,
Hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 16.11.2017 tarih ve 43687-13116 sayı ile; “Sanık … hakkında verilen hükmün temyizinde; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın tekerrüre esas alınan mahkûmiyetindeki TCK'nın 141/1. maddesinin 02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren, 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik, 5271 sayılı CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre, uzlaştırma kapsamına alınmış olması karşısında, bu ilam yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu” nedeniyle bozulmasına karar verildiği,
Yerel Mahkemece bozma kararına direnilerek 03.04.2018 tarih ve 48-227 sayı ile; sanığın görevi yaptırmamak için direnme suçu nedeniyle TCK’nın 265/1-3-4, 43/2, 62, 53/1-2, 58 ve 54 maddeleri uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye karar verildiği, sanığın tekerrüre esas alınan ilamının … 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.07.2010 tarihli ve 139-960 sayılı kararı ile TCK’nın 141/1. maddesi uyarınca hırsızlık suçundan verilen 1.500 TL adli para cezasına ilişkin olduğu, adli sicil kaydında anılan ilamın kesinleşme tarihinin 21.07.2010, infaz tarihinin ise 12.04.2011 şeklinde belirtildiği, Yerel Mahkemece sanık hakkında seçenek yaptırımlara çevirme, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarının uygulanmama sebebinin “sanığın mükerrir olması” olarak açıklandığı,
Anlaşılmıştır.
TCK'nın “Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular” başlıklı 58. maddesi;
“(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi hâlinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez.
(2) Tekerrür hükümleri, önceden işlenen suçtan dolayı;
a) Beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl,
b) Beş yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezasına mahkûmiyet hâlinde, bu cezanın infaz edildiği tarihten itibaren üç yıl,
Geçtikten sonra işlenen suçlar dolayısıyla uygulanmaz.
(3) Tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik olarak hapis cezası ile adlî para cezası öngörülmüşse, hapis cezasına hükmolunur…
(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır…” şeklindedir.
Buna göre, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki hükmün kesinleşmesi ve ikinci suçun kesinleşmeden sonra işlenmesi yeterli olup, cezanın infaz edilmiş olmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak kanun koyucu tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki cezanın infaz edilmesi koşulunu aramadığı hâlde, infazdan sonra belirli bir sürenin geçmesi hâlinde tekerrür hükümlerinin uygulanmayacağını hüküm altına almıştır. Buna göre, beş yıldan fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde cezanın infaz edildiği tarihten itibaren beş yıl, beş yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına mahkûmiyet hâlinde ise cezanın infaz tarihinden itibaren üç yıl geçmekle tekerrür hükümleri uygulanmayacak, bu süreler cezanın infaz tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır.
Tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesinin sonucu olarak; mükerrir sanık hakkında, sonraki suç nedeniyle kanun maddesinde seçimlik ceza olarak hapis veya adli para cezası öngörülmüşse hapis cezasına hükmolunması, hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesi ve hükümlü hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanması gerekmektedir.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından “Uzlaştırma” kurumu ile “derhâl uygulama ilkesi” üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın 73. maddesinin 8. fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir." hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren CMK'nın 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması hâlinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle, TCK'nın 73. maddesinin başlığında yer alan “Uzlaşma” ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nın 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir.
CMK'nın 5560 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;
"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)
suçları.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez." şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle CMK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." cümlesi eklenmiş,
02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;
"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. Hırsızlık (madde 141),
6. Dolandırıcılık (madde 157),
7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz." şeklinde kapsamı genişletilmiştir.
Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nın 106. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanun’un 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin, gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dâhil edilmiştir.
6763 sayılı Kanun ile getirilen yeniliklerden biri de uzlaştırmanın kimler tarafından ve nasıl yapılacağına ilişkindir. Anılan Kanun’la, CMK’nın 253. maddesine eklenen 24 ve 25. fıkralar;
“(24) Her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, avukatların veya hukuk öğrenimi görmüş kişilerin yer aldığı, … Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları, uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.
(25) Uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, … Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.” hükümlerine yer vermiştir.
Anılan değişikliklere ilişkin madde gerekçesinde de, söz konusu değişikliklerin uzlaştırmanın yöntemine ilişkin olduğu ve bu değişiklikler ile uzlaştırma kurumunun başarısını olumsuz etkileyen sakıncaların giderilmesinin ve bu alanın disipline edilmesinin amaçlandığı vurgulanmaktadır.
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK’nın "Mahkeme tarafından uzlaştırma" başlıklı 254. maddesi;
"(1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.
(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir." şeklinde iken,
19.12.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 25. maddesi ile;
"(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre, mahkeme tarafından yapılır.
(2) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." biçiminde değiştirilmiş,
02.12.2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile CMK'nın 254. maddesinin birinci fıkrası;
"Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeler göz önüne alındığında, gerek 5560 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce, gerekse 5560 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişiklikler sonrası uzlaştırmanın, asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, ancak uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâllerinde kovuşturma aşamasında da mümkün olduğu kabul edilmelidir.
Uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hâlinde uzlaştırmanın uygulanması gerekmekte olup uzlaşma başarıyla gerçekleşir ve edim bir defada yerine getirilirse kamu davasının düşmesine karar verilecektir.
CMK'nın 253. maddesinin 18. fıkrasında yer alan "Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez." şeklindeki düzenleme nedeniyle uzlaştırma girişiminin herhangi bir nedenle sonuçsuz kalması hâlinde ise tekrar uzlaştırma yoluna gidilemeyecektir.
Öte yandan ceza yargılaması suç işlendikten sonra başlar, çoğu zaman da hemen sonuçlanmaz. Ceza yargılamasının sonuçlanması için önemli sayılabilecek bir zaman diliminin geçmesine gereksinim duyulabilir. Bu süreçte yargılama kanununda değişiklikler yapılabilir. Bu durumda yargılamanın başladığı an yürürlükte bulunan kanun mu yoksa yargılama sürerken daha sonra yürürlüğe giren kanun mu uygulanmalıdır?
Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında genel ilke usul işlemlerinin, işlemin yapıldığı sırada yürürlükte bulunan usul kanununa tabi olacağıdır. Bir usul işlemine o sırada yürürlükte bulunan usul kanunu hükümlerinin uygulanmasına derhâl uygulama ilkesi denilmektedir.
Bir usul işlemine sonradan yürürlüğe giren usul kanununun uygulanmasına geçmişe yürüme, "makable şümul", buna karşılık yürürlükten kaldırılan eski usul kanunu hükümlerinin, sonraki usul işlemlerine uygulanmasına da "eski kanunun ileriye yürüme" ilkesi olarak adlandırılmaktadır.
Ceza yargılamasında kural, derhâl uygulamadır. O hâlde ceza yargılaması sırasında kanun değişikliği olduğunda yeni kanun uygulanmalıdır. Ancak, bu durum eski usul kanunu zamanında yapılmış işlemlerin geçersiz sayılması sonucunu doğurmaz. Yeni kanunun eski kanuna göre daha mükemmel olduğu görüşünden hareketle, eski kanuna göre yapılmış işlemlerin yenilenmesi kabul edilirse, birçok işlemin yeniden yapılamayacağı gerçeği maddi olarak ortaya çıkar, zira birçok işlemin yeni kanuna göre tekrar yapılma imkânı artık ortadan kalkmış olabilir. Kaldı ki, eski kanun zamanında yapılmış işlemlerin yenilenmesi, uyuşmazlıkları tekrar canlandıracak, bundan da kamu düzeni zarar görecektir.
Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan ve aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça "hemen ve derhâl uygulanma" ilkesinin sonucu olarak;
a- Usul işlemleri kural olarak yürürlükteki kanuna göre yapılacaktır.
b- Yürürlükte olan kanuna göre yapılmış işlemler sonradan yürürlüğe giren bir kanun nedeniyle geçerliliğini yitirmeyecektir.
c- Yeni kanunun yürürlüğünden ya da Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra yapılması gereken usul işlemleri ise yeni kanuna ya da iptal kararıyla ortaya çıkan usule tabi olacaktır.
d- Muhakeme usulüne ilişkin çıkarılan yeni kanunun uygulanmasında, bu kanun veya değişikliğin sanığın lehine ya da aleyhine sonuç doğurmasına bakılmayacaktır.
Uzlaşmayı;
a- Kamu davasının açılmasını engelleyen uzlaşma ve
b- Usulüne uygun olarak açılmış kamu davasının, taraflarının iradelerine uygun olarak çözümlenmesini sağlayan uzlaşma, şeklinde bir tasnife tabi tutmak mümkündür. Uzlaşmayla failin cezalandırılması olanağı ortadan kalktığından, bu kurum ceza ilişkisini düşüren bir hâl olarak da nitelendirilebilir. Bu nedenle uzlaşma; bir taraftan muhakemeyi engellemesi nedeniyle muhakeme hukuku kurumu, diğer yandan ise fail ile devlet arasında ceza ilişkisini sona erdirdiğinden ceza hukuku kurumu olup, ceza ilişkisi, usulî bir işlem nedeniyle yani muhakemeye devam edilemediği için sona erdiğinden uzlaşmanın muhakeme hukuku kurumu olma özelliğinin her durumda öne çıktığı söylenebilir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
… Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık … hakkında 21.07.2011 tarihinde işlediği iddia edilen görevi yaptırmamak için direnme suçu nedeniyle TCK’nın 265/1-3-4 ve 53/1-2. maddelerinin uygulanması istemiyle açılan kamu davası üzerine yapılan yargılama neticesinde … 8. Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sabit görülen görevi yaptırmamak için direnme suçu nedeniyle TCK’nın 265/1-3-4, 43/2, 62, 53/1-2, 58 ve 54. maddeleri uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye karar verildiği, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince sair temyiz itirazlarının reddi ile sanığın tekerrüre esas alınan mahkûmiyetine konu TCK'nın 141/1. maddesinin 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK'nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkrası gereğince uzlaştırma kapsamına alınmış olması karşısında, bu ilam yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak, sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu nedeniyle bozulmasına karar verildiği, Yerel Mahkemece bozma kararına direnilerek bir kez daha sanığın aynı maddeler uyarınca 12 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye karar verildiği, sanığın tekerrüre esas alınan ilamının … 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.07.2010 tarihli ve 139-960 sayılı kararı ile TCK’nın 141/1. maddesi uyarınca hırsızlık suçundan verilen 1.500 TL adli para cezasına ilişkin olduğu, Yerel Mahkemece sanık hakkında seçenek yaptırımlara çevirme, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarının uygulanmama sebebinin “sanığın mükerrir olması” olarak açıklandığı anlaşılmıştır.
Gerçekleşmesi hâlinde davanın düşmesine karar verilmesini sağlaması nedeniyle uzlaştırmanın fail ile devlet arasında ceza ilişkisini sona erdirdiğinden bir ceza hukuku kurumu olarak kabul edilmesi, Yerel Mahkemece sanık hakkında seçenek yaptırımlara çevirme, erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumlarının uygulanmama sebebinin salt “sanığın mükerrir olması” olarak açıklanması, tekerrüre esas alınan ve 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesiyle değişik CMK’nın 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamına alınan hırsızlık suçu bakımından uzlaştırmanın gerçekleşmesi hâlinde yukarıda anılan kişiselleştirme kurumlarının sanık hakkında uygulanmasının önündeki engelin ortadan kalkacak olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın adli sicil kaydında yer alan ve uzlaştırma kapsamına alınan hırsızlık suçu yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılarak, sonucuna göre sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığın adli sicil kaydında yer alan ve sonradan uzlaştırma kapsamına alınan hırsızlık suçu yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılarak, sonucuna göre sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 03.04.2018 tarihli ve 48-227 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın adli sicil kaydında yer alan ve sonradan uzlaştırma kapsamına alınan hırsızlık suçu yönünden uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığının araştırılarak, sonucuna göre sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 29.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Sık Sorulan Sorular
Görevli polise direnme TCK m. 265 kapsamında değerlendirilebilir mi?
Görev başındaki bir polis memurunu cebir veya tehdit kullanarak engellemeye çalışmak, koşullar oluştuğunda TCK m. 265/1 kapsamında görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturabilir. Engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması ve kullanılan cebir ya da tehdidin göreve devamı engelleyecek nitelikte olması gerekir.
Failin amacının gerçekleşmesi suçun oluşması için şart mı?
Hayır. Madde gerekçesine göre suçun tamamlanması için cebir ya da tehdidin kullanılmış olması yeterlidir; failin engellemeyi fiilen başarmış olması aranmaz.
Birden fazla polise aynı anda direnilirse ceza nasıl belirlenir?
Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2013/11043 esas ve 2013/12137 karar sayılı kararı, tek fiille birden fazla kamu görevlisine karşı direnmede aynı neviden fikri içtima nedeniyle TCK m. 43/2 uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/39177 esas ve 2024/2585 karar sayılı kararında, şikayetçi sayısına göre artırım oranı belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerektiği gözetilmediği ifade edilmiş; aleyhe temyiz olmadığı için bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Silahla direnme durumunda hangi hüküm uygulanır?
TCK m. 6 kapsamında silah niteliği taşıyan bir nesne kullanılması halinde TCK m. 265/4 devreye girer ve ilgili fıkraya göre belirlenen temel ceza yarı oranında artırılır.
İcra görevlisine tehdit yöneltmek hangi suçu oluşturur?
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2018/3363 esas ve 2019/15355 karar sayılı kararında çoğunluk, icra müdürüne yöneltilen sözlerin TCK m. 265 kapsamındaki görevi yaptırmamak için direnme suçunu oluşturduğunu ve tehdit suçundan hüküm kurulmasının suç vasfında yanılgı olduğunu kabul ederek hükmü bozmuştur. Aynı karardaki karşı oy bu nitelendirmeye katılmamıştır. Çoğunluk ve karşı oy aynı kararda yer aldığından bu konuda tek sonuç çıkarılamaz.
Bu suçta zamanaşımı süresi ne kadardır?
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/39177 esas ve 2024/2585 karar sayılı kararında, TCK m. 265/1 ve 265/3 uyarınca belirlenecek cezaların türleri ve üst sınırlarına göre TCK m. 66/1-e gereğince sekiz yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü kabul edilmiştir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

