TCK Madde 20 Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği İlkesi

by Avukat Erdal Ersoy
TCK Madde 20 Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği İlkesi

Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği İlkesinin Temel Esasları

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza sorumluluğu şahsidir ve hiç kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Ceza adaletinin temel taşı olan bu kural doğrultusunda ceza hukukunda bireyler ancak bizzat gerçekleştirdikleri kusurlu fiiller sebebiyle cezalandırılabilir. Suç ve ceza politikasının gereği olarak yalnızca gerçek kişiler suç faili olabilir ve sadece gerçek kişiler hakkında ceza yaptırımlarına hükmedilebilir. Başkalarının gerçekleştirdiği hukuka aykırı fiiller esas alınarak bir kimsenin cezai bakımdan sorumlu tutulması mümkün değildir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 20Kaynağı aç
Madde 20- (1) Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının
fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
(2) Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç
dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar
saklıdır.
Kast

Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi suça iştirak durumlarında da temel ölçüt niteliğindedir. Bir fiilin icrasına birden çok kişinin katıldığı hallerde, suça iştirak eden her fail diğer suç ortaklarının cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler dikkate alınmaksızın bizzat kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır. Faillerden birine ilişkin cezasızlık veya cezayı kaldıran kişisel haller diğer iştirakçilerin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Tüzel Kişilerin Ceza Sorumluluğu ve Güvenlik Tedbiri Rejimi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz; ancak suç dolayısıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklı tutulmuştur. İdari yaptırımlar ile ceza yaptırımları arasında neden, amaç ve sonuçları bakımından temel farklılıklar bulunduğundan tüzel kişiler suç faili sayılamaz ve haklarında ceza yaptırımı uygulanamaz. Bununla birlikte lehine suç işlenen tüzel kişiler hakkında kanunda yer alan güvenlik tedbirlerinin veya idari para cezalarının uygulanması mümkündür.

Türk Ceza Kanunu'nun 60. maddesinde düzenlenen güvenlik tedbirleri yalnızca özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanabilir; kamu hukuku tüzel kişileri bu kapsamın dışındadır. Bir kamu kurumunun verdiği izin çerçevesinde faaliyet gösteren özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin katılımıyla ve bu iznin sağladığı yetki kötüye kullanılmak suretiyle tüzel kişi lehine kasıtlı bir suç işlenip mahkûmiyet verildiğinde, kanunun ayrıca belirttiği hallerde iznin iptali yaptırımına karar verilir. Tüzel kişi yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında müsadere hükümleri de tatbik edilir. Bu tedbirlerin uygulanmasının işlenen fiile nazaran daha ağır neticeler doğurabileceği hallerde hâkim tedbire hükmetmeyebilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 60Kaynağı aç
Madde 60- (1) Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak
faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin
iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel
kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline
karar verilir.
(2) Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel
kişileri hakkında da uygulanır.
(3) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin uygulanmasının işlenen fiile nazaran
daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere
hükmetmeyebilir.
(4) Bu madde hükümleri kanunun ayrıca belirttiği hallerde uygulanır.
ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM
Cezanın
Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi
Cezanın belirlenmesi

Tüzel kişilerin suç faili olamayacağı kuralı ceza muhakemesi işlemlerinde de gözetilir. Ticaret şirketlerinin gerekçeli karar başlığında sanık olarak gösterilmesi kanuna aykırıdır. Apartman yöneticiliği gibi tüzel kişiliği veya ceza ehliyeti bulunmayan oluşumların sanık olarak gösterilmesi durumunda, kovuşturma şartının gerçekleşmemesi sebebiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 8. fıkrası gereğince düşme kararı verilmesi gerekir. Şirket yetkilisinin beraat etmesi halinde ise tüzel kişilerin cezai sorumluluğu bulunmadığından şirket hakkında beraat kararı verilemez; tüzel kişi hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına yer olmadığına hükmedilmelidir.

Tüzel kişi yararına suç işlenmesi sebebiyle idari yaptırım uygulanması, kural olarak bu suçu işleyen gerçek kişi hakkındaki yargılamanın mahkûmiyetle neticelenmesine bağlıdır. Şike ve teşvik primi suçlarının bir spor kulübü veya tüzel kişinin yararına işlendiği gerekçesiyle idari para cezası verilebilmesi için, yargılama neticesinde gerçek kişiler hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün bulunması şarttır. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmaksızın veya sanıklar hakkında beraat kararı verilmişken tüzel kişiye idari yaptırım uygulanması masumiyet karinesini ihlal eder.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 43/A maddesi uyarınca özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, rüşvet ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarının tüzel kişinin yararına işlenmesi durumunda, daha ağır idari para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde tüzel kişiye idari para cezası verilir. Kanun gereğince uygulanacak idari para cezası işleme veya eyleme konu menfaatin iki katından az olamaz. Bu madde hükümlerine göre idari para cezasına karar vermeye anılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.

5326 sayılı KABAHATLER KANUNU m. 43/AKaynağı aç
Madde 43/A- (Ek: 26/6/2009-5918/9
md.)
(1) Daha ağır idarî para cezasını
gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir
tüzel kişinin
organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin
faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından;[10]
a) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;
1) 157 nci ve 158 inci maddelerinde
tanımlanan dolandırıcılık suçunun,
2) (Ek:27/12/2020-7262/19
md.) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti
suçunun,
3) 235 inci maddesinde tanımlanan
ihaleye fesat karıştırma suçunun,
4) 236 ncı maddesinde tanımlanan
edimin ifasına fesat karıştırma suçunun,
5) 252 nci maddesinde tanımlanan
rüşvet suçunun,
6)
282 nci maddesinde tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama
suçunun,
b) 19/10/2005 tarihli ve 5411
sayılı Bankacılık Kanununun 160 ıncı maddesinde tanımlanan zimmet suçunun,
c) 21/3/2007 tarihli ve 5607
sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçlarının,
ç) 4/12/2003 tarihli ve 5015
sayılı Petrol Piyasası Kanununun Ek 5 inci maddesinde tanımlanan suçun,
d) (Değişik:27/12/2020-7262/19
md.) 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi
Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde tanımlanan terörizmin finansmanı suçunun,
tüzel
kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye onbin Türk
Lirasından elli milyon Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. (Ek
cümle:27/12/2020-7262/19 md.) Ancak idari para cezası, işleme veya eyleme
konu menfaatin iki katından az olamaz.
(2) Bu madde hükümlerine göre
idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama
yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.
(3) (Ek:27/12/2020-7262/19
md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin 18/1/2024 Tarihli ve E: 2021/28, K:
2024/11 Sayılı Kararı ile.)
Tüzel kişilerin
bildirim yükümlülüğü

Suç Örgütlerinde Sorumluluk ve Cezaların Şahsiliği

Kanun koyucu, cezaların şahsiliği ilkesini gözeterek örgüt mensuplarının konumuna ve fiillerinin niteliğine göre bağımsız suç tanımları ihdas etmiştir. Ceza hukukunda müşterek faillik, birlikte suç işleme kararı yanında fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulmasını zorunlu kılar. Örgütlü suçlarda nihai amaçta birleşilmesi sebebiyle birlikte suç işleme kararının mevcudiyeti kabul edilse dahi, fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurulmadığı hallerde örgüt yöneticileri dışındaki örgüt mensupları örgüt faaliyeti kapsamında işlenen her suçtan müşterek fail olarak sorumlu tutulamaz.

Bu genel prensibe 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin 5. fıkrası ile özel bir düzenleme getirilmiştir. Söz konusu maddede örgüt yöneticilerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılacağı hükme bağlanarak ceza sorumluluğunun şahsiliği ve fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurma ilkelerine istisna getirilmiştir. Öte yandan örgütsel koordinasyon veya iştirak iradesi doğrultusunda bulunduğu konuma uygun, amaca hizmet eden icrai veya garantörlük halinde ihmali hareketlerle icra aşamasına geçen elverişli fiil üzerinde ortak hâkimiyet tesis eden kişiler Türk Ceza Kanunu'nun 37. maddesi kapsamında doğrudan fail sayılır.

İdari Para Cezalarında Şahsilik ve Temsilcilerin Sorumluluk Sınırı

İdari para cezaları cezai yaptırım niteliği taşıdığından cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkeleri bu alanda da tatbik edilir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2022/2880 Esas ve 2022/11754 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen idari para cezasından dolayı şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler şahsen sorumlu tutulamaz. Şirket adına tahakkuk ettirilen idari para cezasından ötürü yöneticilerin ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi uyarınca şahsi sorumluluğu bulunmadığından, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2017/5463 Esas ve 2019/8264 Karar sayılı ilamı doğrultusunda şirket borcu gerekçesiyle yöneticiler adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali gerekir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2880, K. 2022/11754Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2022/2880 E.  ,  2022/11754 K.
"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
No :
Davacı adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme emirlerinin iptali ile kurumca konulan hacizlerin kaldırılması davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince verilen kararın, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve de davacı vekili tarafından duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, temyiz isteklerinin süresinde olduğu için işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı asil … ve adına Av. … ile davalı SGK Başkanlığı adına Av. … geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
I-İSTEM
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacıya kurum tarafından 13 adet ödeme emri tebliğ edildiği söz konusu ödeme emirlerinin… işletmeleri A.Ş.'nin Vera Mare Resort Şubesinde çalışan personellerin ödenmeyen prim borçları olup davacıya şube müdürü olmasından dolayı şahsi sorumlu tutularak tahakkuk ettirildiğini ancak davacının şahsi sorumluluğu olmadığını, davacının şirkette üst düzey yönetici olmadığını bu sebeple borçtan dolayı müteselsil sorumluluğunun bulunmadığını, primlerin tahakkuk ile ödenmesinin hiçbir görev ve yetkisinin bulunmadığını yerleşik içtihatlar gereği temsil ve ilzama da yetkili olması gerektiğini davacının herhangi bir harcama yetkisi verilmediğini, 5510 sayılı Yasa'nın 80. maddesinde sorumluluğu düzenlenen kişiler arasında şirketin ana yönetimindeki yetkili ve görevli kişilerin olduğunu, davacının şube yöneticisi olarak sermaye yönetim yetkisi olmadığını şubenin sermayesinin merkezden karşılandığını, ayrıca davacının görevde olmadığı dönemler için de borç tahakkuk ettirildiğini, davacının görevinden 31.05.2017 de ayrıldığını işyerinde çalışmadığı dönemlere ilişkin borç tahakkuk ettirilemeyeceğini uygulanan hacizlerin de haksız olduğunu ileri sürerek, ödeme emirlerinin iptaline, davacı ile ilgili uygulanan hacizlerin iptaline ve kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II-CEVAP
Davalı Kurum vekili Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu takibin kesinleştiğini ödeme emirlerinin iptaline ilişkin istemin de reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III-MAHKEME KARARI
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Dava dilekçesi içeriği ve ekinde yer verilen 21. Hukuk Dairesinin kararına konu borçlar 506 sayılı Yasa dönemine ait borçlar olup, 506 sayılı yasanın 80. maddesinde “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur” hükmü ile sorumluluk belirlenmiş iken 5510 sayılı yasada ayrıca kanuni temsilci de sorumlular arasında sayılmıştır.
Bu sebeple davacının şube temsilcisi olduğu dönemlerde ödenmeyen borçlardan doğrudan sorumlu olduğu kanaati ile davanın kısmen kabulü ile davacıya tebliğ edilen 2017/16887, 2017/16888 ve 2017/16889 sayılı dosyalardan düzenlenen ödeme emirlerinin davacı yönünden iptaline, davacıya tebliğ edilen 2019/28144 sayılı dosyadan düzenlenen ödeme emrinde yer alan 2017/9,10,11 aylar borç aslı ve gecikme zamım toplamı 85.951,65-TL ile ilgili ödeme emrinin davacı yönünden iptaline, 2016/7 – 2017/3 arası yönünden talebin reddine, davacıya tebliğ edilen 2016/031759, 2016/031760, 2017/021831, 2017/021832, 2017/021833, 2019/028145, 2019/028147, 2016/034082, 2016/034083 dosyalardan düzenlenen ödeme emirleri yönünden talebin reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Hüküm: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davanın kısmen kabulü ile;
A-Davacıya tebliğ edilen 2017/16887, 2017/16888 ve 2017/16889 sayılı dosyalardan düzenlenen ödeme emirlerinin davacı yönünden iptaline,
B-Davacıya tebliğ edilen 2019/28144 sayılı dosyadan düzenlenen ödeme emrinde yer alan 2017/9,10,11 aylar borç aslı ve gecikme zamım toplamı 85.951,65 TL ile ilgili ödeme emrinin davacı yönünden iptaline, 2016/7 – 2017/3 arası yönünden talebin reddine,
C-Davacıya tebliğ edilen 2016/031759, 2016/031760, 2017/021831, 2017/021832, 2017/021833, 2019/028145, 2019/028147, 2016/034082, 2016/034083 dosyalardan düzenlenen ödeme emirleri yönünden talebin reddine, karar verilmiştir.
B- BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
… Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesince; davanın dava dışı … olduğu, ödeme emrinin davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, ödeme emrine konu alacağın 2015/12-2017/11 dönemine ait ayların prim, işsizlik sigorta primi, damga vergisine ilişkin olup, davacının temsil yetkisinin 18/05/2017 tarihinde sona erdiği, 2017 yılı 5. ay ve sonrası borçlardan sorumluluğunun bulunmayacağı, şube temsilcisi olduğu döneme ilişkin borçlardan sorumluluğunun bulunduğunun kabulüne ilişkin verilen ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğu değerlendirilmiştir.
Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuki gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar vermiştir.
TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davacı temyizinde; kararın tamamen kabul edilmesi gerektiğini esasen müdür olsa dahi para ödeme yetkinsin bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı kurum vekili davacı hakkında toptan ödeme koşullarının oluşmaması nedeniyle istemin reddine dair karar verilmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
IV-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
A-Primlere ilişkin ödeme emirlerinin iptali talebi yönünden;
Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 sayılı Kanunun 80. ve bazı maddeleri dışında 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanunun 80/12 maddesi, "Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur." hükmünü öngörmüş, 5510 sayılı Kanunun 88/20 maddesi de bazı farklar dışında anılan maddeye paralel düzenleme getirmiş olup, "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. " hükmünü öngörmüştür.
Ticaret Kanunu’nun 371/1. maddesinde; “Temsile yetkili olanlar şirketin amacına ve işletme konusuna giren her türlü işleri ve hukuki işlemleri, şirket adına yapabilir ve bunun için şirket ünvanını kullanabilirler. Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler dolaysıyla şirketin rücu hakkı saklıdır.” hükmü bulunmaktadır.
TTK 623. maddede ise " (1) şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.
(2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler.
(3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler " hükmü düzenlenmiştir.
Davacı ortaklar kurulu kararı ile şubenin müdürü olarak atanmış ve şubeyi idare ve her konuda temsil hususunda yetkili kılınmıştır. Buna göre davacının şube işlerinin idaresinde, şubenin 3. kişilere karşı temsilinde yetkili ve sorumlu olduğunda şüphe yoktur. Davacının yetki ve sorumluluğu şube işleri ile sınırlıdır. Ancak bu şekilde yapılan yetkilendirme daha ziyade şubenin idari konuları ve yönetimi ile ilgili olup, mali konularda ayrıca yetki verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Dolayısıyla şube müdürünün, kurumun prim borçlarından sorumlu tutulabilmesi için şubeyi hem mali hem de idari konularda temsil ve ilzama yetkili kılınmış olması gerekmektedir.
5510 sayılı Yasanın 88/20 maddesinde, Kurumun sigorta primleri ve alacakları yönünden, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcilerinin Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de madde metninde sorumluluğu düzenlenen kişiler şirketin ana yönetiminde yetkili ve görevli olan kişilerdir. Söz konusu maddede ifade edilen sorumluluk şartları şube müdürlerini kapsamaz. Ancak borcun şubeye ait olması, şube müdürüne şirketi idare ve temsil yanında genel merkez tarafından harcama yetkisi verilmiş olması halinde şube müdürleri de üst düzeyde yönetici kabul edilerek sorumluluğuna gidilebilir.
Eldeki davada ise, yukarıda açıklanan ilkeler dikkate alınarak 25.02.2015-31.05.2017 tarihleri arasında şubede temsilci müdür olduğu anlaşılan davacı hakkında 2017 yılı 9-10-11. aylar bakımından sorumluluğu bulunmadığına ilişkin kabul yerinde ise de; bu dönem öncesi bakımından şirketin ticaret sicil kayıtları, şirket kayıtları, vekâletnameler ve müdür ataması ile ilgili bütün bilgi ve belgeler celp edilmek suretiyle ödeme emrine konu borcun şubeye ait olup olmadığı, davacıya prim ödemeyi de kapsayacak şekilde mali konularda yetki verilip verilmediği, şube veya davacı emrine belli miktarda paranın harcanmak üzere tahsis edilip edilmediği, muhasebe işlemlerinin şirket merkezince mi yürütüldüğü yoksa şubenin ayrı muhasebesinin mi olduğu hususları ile davacının imza yetkisinin olup olmadığının detaylı araştırılarak, şirket merkezi tarafından davacıya mali konularda harcama yetkisi verilip verilmediği, davacının idari ve mali konularda tam yetkili olup olmadığı ve şirketin genel merkezi tarafından harcama yetkisinin bulunup bulunmadığının ve yetkisinin kapsamının araştırılması ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
B-İdari para cezalarına ilişkin ödeme emirlerinin iptali talebi yönünden;
Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 102. maddesinde, işverenin kanunla düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde idari para cezası ile sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Ancak, idari para cezası, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen idari para cezasından, temsil ve ilzama yetkili kişi sıfatı ile hareket edenlerin şahsen sorumlu tutulamayacağı belirgindir.
Eldeki davada ise, 2017/16887, 16888,16889 sayılı idari para cezalarını konu edinen ödeme emirlerinin iptali istemi bakımından, Kurum tarafından bizzat davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararı bulunup bulunmadığı araştırılarak, varlığı halinde, 5510 sayılı Kanunun 102. maddesi hükmü gözetilerek uyuşmazlık çözüme kavuşturulmalıdır. “Kurumca verilecek idari para cezaları” başlığını taşıyan 102. madde, idari para cezaları, cezayı uygulayacak makam, cezaya itiraz ve itirazı inceleyecek merci ile itiraz üzerine verilen karara karşı ilgililerce başvurulacak yargı yolu ve zamanaşımı konusunda düzenleme içermektedir. İdari para cezasına karşı fiilin işlendiği tarihteki yasal düzenlemeye göre süresi içinde Kuruma itiraz edilmemesi veya itirazın reddine karar verilmesi halinde yine süresi içinde ilgili Mahkemeye dava açılmaması ya da ilgili Mahkemece itirazın reddine karar verilmesi hallerinde idari para cezası kesinleşir ve Kurum alacağına dönüşür. Kesinleşen idari para cezasına karşı İş Mahkemesinde menfi tespit ve itiraz davası açılamaz. Burada söz konusu olan idari para cezasının kendisinin iptali olup, tahsili nedeniyle tanzim edilen ödeme emrinin iptali ya da borçlu olmadığının tespiti talepleri iş mahkemesinin görev alanındadır. Anılan maddede ayrıca idari para cezalarının tahakkuk ve tahsilâtında 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı düzenlenmiş, zamanaşımı süresinin, fiilin işlendiği tarihten itibaren başlayacağı öngörülmüştür.
Mahkemece, davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararının varlığı halinde, yukarıda açıklanan prosedür çerçevesinde, 5510 sayılı Kanunun 102. maddesi uyarınca başlatılmış prosedürün bulunup bulunmadığı araştırılmalı, varlığı saptandığında idari para cezasının kesinleşmesi olgusu bekletici sorun yapılarak idari para cezalarının kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli ve sonucuna göre, davacıya yönelik düzenlenen idari para cezası kararının bulunmadığının belirlenmesi halinde ise, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen idari para cezasından davacının şahsen sorumlu olmayacağı gözetilerek, varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
C-Haczin kaldırılması istemi yönünden:
6183 sayılı Kanunun 54. maddesi hükmü uyarınca da süresinde ödenmeyen amme alacağı tahsil dairesince cebren tahsil olunur. Amme borçlusunun borcuna yetecek miktarda mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi de maddede belirtilen cebren tahsil şekillerinden birisidir. Bu bağlamda, borçtan dolayı cebren tahsile geçmeden önce anılan Kanunun 55. maddesi hükmünde öngörülen bilgilerin tümünü içeren bir ödemeye çağrı yazısının “ödeme emri” nin tebliğ edilmesi yasal zorunluluktur. Bir başka ifade ile kamu alacağı için “ödeme emri” çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırıdır.
Eldeki davada ise, davacının talepleri içerisinde haczin kaldırılması istemi hakkında da bir değerlendirme yapılmalı ve davacı bakımından sorumluluk koşullarının varlığı halinde ancak kesinleşmiş takipler ve borçlar bakımından haciz kararının devam ettirilebileceği, aksi halde hacizlerinde kaldırılmasına dair karar verilmesi gerektiği hususu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu talep hakkında herhangi bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, eksik inceleme ve araştırma sonucu verilen karar usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davacı ve davalı kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davacı avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, davalı avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2017/5463, K. 2019/8264Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2017/5463 E.  ,  2019/8264 K.
"İçtihat Metni"
Bölge Adliye
Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Dava, ödeme emri iptaline istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
I-İSTEM:
Davacıların İlci İnşaat A.Ş' nin yöneticileri olduğunu, davalı kurum tarafından dava dışı İlci A.Ş'ye 2015 yılı 8.ayında 15.282,00 TL idari para cezası tahakkuk ettirildiğini, borcun ödenmemesi üzerine şirkete ve davacılara ödeme emrinin gönderildiğini, ödeme emrinin usul ve yasaya aykırı olduğunu zira şirket hakkında ….Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 20.08.2014 tarihinde iflasın ertelenmesi talebinde bulunulduğunu ve mahkemenin de 6183 sayılı kanun da dahil olmak üzere şirket hakkında takip yapılamayacağına karar verdiğini belirterek ödeme emrinin iptaline karar verilmesini istemiştir.
II-CEVAP:
Davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğini, davacıların yönetici olduğu şirkete prim borçlarından değil istenen bilgi ve belgelerin teslim edilmemesi nedeniyle 5510 sayılı Yasanın 102. maddesine göre idari para cezası kesildiğini, iflasın ertelenmesi için yapılan başvurunun haklı bir neden olarak değerlendirilemeyeceğini, basiretli bir iş adamı gibi davranmakla sorumlu olan ticari şirketin yasal makamlar tarafından istenen şirket defter ve belgelerini ibraz etmeyerek idari para cezası tahakkuk etmesine neden olduklarını ve iflasın ertelenmesi başvurusu yapılmasının haklı bir ödememe sebebi olarak kabul edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
III-MAHKEME KARARI:
A-İLK DERECE MAHKEME KARARI
Mahkeme, itirazın 7 günlük sürede yapıldığını, …. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/613 Esas sayılı dosyasında şirket hakkında icra takibi yapılmaması yönünde tedbir kararı verildiğini, kesin hüküm teşkil eden mahkeme ilamı bulunmasına karşın icra takibi başlatılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ödeme emrinin iptaline karar vermiştir.
B-BAM KARARI
İncelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1/b/1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE
IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ:
Davalı Kurum, kararın bozulmasını istemiştir.
V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME:
Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanunun 35, mükerrer 35, mülga 506 sayılı Kanunun 80. ve 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinde düzenlenmiştir.
506 sayılı Kanunun 80/12 maddesi, “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmünü öngörmüş, 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 88/20 maddesi de bazı farklar dışında anılan maddeye paralel düzenleme getirmiş olup, “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmünü öngörmüştür.
Diğer taraftan, 5510 sayılı Kanunun 102’nci (506 sayılı Kanunun 140) maddesinde davalı Kurum tarafından verilen idari para cezaları ile ilgili usul ve esaslar özel bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan düzenleme uyarınca; idari para cezasını gerektiren şartlar oluştuğunda Kurum tarafından verilecek idari para cezası ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmaması halinde, idari para cezası kesinleşir ve Kurum alacağına dönüşür. Ne var ki; Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmayacaktır.
5510 sayılı Kanun'un 102. maddesi gereğince, işverenin kanunla düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde idari para cezası ile sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de, idari para cezasının, neticede bir cezai yaptırım olup, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu tüzel kişilik hakkında düzenlenmesi nedeniyle, temsil ve ilzama yetkili kişi sıfatı ile hareket edenlerin şahsen sorumlu tutulamayacağı da dikkate alınmalı, buna göre, mahkemece, öncelikle, Kurum tarafından bizzat davacılara yönelik düzenlenen idari para cezası kararı bulunup bulunmadığı araştırılarak, varlığı halinde, 5510 sayılı Yasanın 102. maddesi uyarınca başlatılmış prosedürün bulunup bulunmadığı irdelenmeli, prosedür işletilmiş (süresinde dava açılmış veya kuruma itiraz edilmiş) ise, idari para cezasının kesinleşmesi olgusu bekletici sorun yapılarak idari para cezalarının kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeli, yapılacak araştırma sonucu, davacılara yönelik düzenlenen idari para cezası kararının bulunmadığının belirlenmesi halinde ise, cezaların şahsiliği ve kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkelerine göre, asıl borçlu tüzel kişilik hakkında düzenlenen idari para cezasından davacıların şahsen sorumlu olmayacağı gözetilerek, bir karar verilmelidir.
Eldeki davada ise; Mahkemece itirazın 7 günlük sürede yapıldığı, …. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/613 E sayılı dosyasında şirket hakkında icra takibi yapılmaması yönünde tedbir kararı bulunmasına karşın icra takibi başlatılmasının usul ve yasaya aykırılığı kabul edilerek ödeme emirlerinin iptali yoluna gödilmiş ise de ceza sorumluluğunun şahsiliği ve Kanunsuz Suç olmaz ilkesi dikkate alınarak şirkete yönelik taahkuk ettirilen İdari Para Cezasında davacıların sorumlu olamayacağı gerekçesi ile kabul kararı verilmesi gerekirken aksine gerekçe ile yazalı şekilde kabul karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Ne var ki, bu konuların düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılması ile Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi sıfatıyla) 02/03/2017 tarihli hükmünün gerekçesinin son parağrafında yazılı “…. Asliye Ticaret Mahkemesinden 2014/613 E. sayılı dosyada mevcut 09/09/2014 ve 21/08/2014 tarihli ihtiyati tedbir kararlarında davacı şirketin mal varlığının korunması amacıyla davacı icra takibi yapılmamasına ve başlamış takiplerin devam etmesinin tedbiren önlenmesine karar verildiği, davalı Kurumca gönderilen ödeme emirlerinin ise …. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 2014/613 E. sayılı dosyada mevcut 09/09/2014 ve 21/08/2014 tarihli ihtiyati tedbir kararlarından sonra davacılardan …, Nesih İnci ve …'ye 21/07/2016 tarihinde, İlci İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye ise 22/07/2016 tarihinde tebliğ olduğu, buna göre kesin hüküm teşkil eden mahkeme ilamı bulunmasına rağmen davalı kurumca amme alacaklarının tahsiline ilişkin icra takibi başlatıldığı,” ifadesinin silinerek, yerine “ceza sorumluluğunun şahsiliği ve Kanunsuz Suç olmaz ilkesi dikkate alınarak şirkete yönelik taahkuk ettirilen İdari Para Cezasında davacıların sorumlu olamayacağı” şeklinde yazılmasına, hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07/11/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102. maddesi gereğince idari para cezası ilgiliye tebliğ edilmekle tahakkuk eder ve tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtirazı reddedilenler kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilir; süresinde başvuru yapılmaması halinde ceza kesinleşerek Kurum alacağına dönüşür. Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. İdari para cezalarının tahakkuk ve tahsilatında fiilin işlendiği tarihten itibaren başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.

5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin 20. fıkrasına göre, Sosyal Güvenlik Kurumu prim ve alacaklarının haklı bir neden olmaksızın süresinde yatırılmaması durumunda, kamu görevlileri ile tüzel kişi işverenlerin yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzey yetkilileri ve kanuni temsilcileri borçtan işveren ile birlikte müteselsilen mesul tutulur. Bu düzenleme cezai bir mesuliyet doğurmayıp prim borçlarının tahsiline özgü mali bir mükellefiyettir. Şube müdürlerinin anılan fıkra kapsamında sorumlu sayılması ise borcun doğrudan şubeye ilişkin olmasına ve şube müdürüne idari temsil yetkisinin yanında genel merkezce harcama yetkisinin de tanınmış bulunmasına bağlıdır.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 88Kaynağı aç
MADDE 88- (Değişik: 17/4/2008-5754/52 md.)
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalıları
çalıştıran işveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak
kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak sigortalı hissesi prim
tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara
ekleyerek en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öder.
Hak edilen ancak, ödenmemiş olan ücretler üzerinden hesaplanacak
primler hakkında da birinci fıkradaki hüküm uygulanır.
60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (d) ve (g) bentleri
ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkraları gereği genel sağlık
sigortalısı sayılanlar için, her ay otuz tam gün genel sağlık sigortası primi ödenmesi
zorunludur. Şu kadar ki, 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında
genel sağlık sigortalısı olanların aynı ay içinde zorunlu sigorta kapsamında prim
ödeme gün sayısı bulunması halinde, ayın kalan günleri için isteğe bağlı sigorta
gün sayısı kadar genel sağlık sigortası primi ödenir.[160]
(Değişik birinci
cümle: 20/8/2016-6745/63 md.) 3 üncü maddenin üçüncü fıkrası kapsamına girenler hariç olmak
üzere; 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı olmakla
birlikte, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 14 üncü maddelerine göre kısmi süreli veya
çağrı üzerine çalışanlar ile ay içerisinde günün bazı saatlerinde çalışıp, çalıştığı
saat karşılığında ücret alanlardan (…)161 ay içerisinde sekiz
gün ve daha az çalışanlar için eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primlerinin
otuz güne tamamlanması zorunludur. Bu durumda olan sigortalıların
eksik günlerine ilişkin genel sağlık sigortası primleri, 60 ıncı maddenin birinci
fıkrasının (c) bendinin (1) numaralı alt bendi veya (g) bendi kapsamında ödenir.
Kamu idaresine ait işyerlerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda
kaldığı aylara ait genel sağlık sigortası primi, 82 nci maddeye göre belirlenen
prime esas günlük kazancın alt sınırının 30 günlük tutarı üzerinden ilgili kamu
idaresince ödenir. (Ek cümle: 13/2/2011-6111/42 md.) Ancak, kamu idaresine
ait işyerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda olduğu sürede
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerine tabi çalışmaları ya da
isteğe bağlı sigortalı olmaları halinde bu sigortalılar için belirtilen şekilde
çalıştıkları veya isteğe bağlı sigortalı olarak prim ödedikleri sürelerle sınırlı
olarak ilgili kamu idaresinden genel sağlık sigortası primi alınmaz. [161]
(Değişik beşinci fıkra: 2/1/2017-KHK-681/85 md.; Aynen kabul:1/2/2018-7073/84
md.) 60 ıncı maddenin
birinci fıkrasının (c) bendi ile aynı maddenin onikinci, onüçüncü ve ondördüncü
fıkraları kapsamına girenler için prim ödeme yükümlülerinin ödeyecekleri genel sağlık
sigortası primi; primin tahakkuk ettirileceği ay itibarıyla anılan maddenin birinci
fıkrasının (c) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri ve onikinci fıkrası ile
bakmakla yükümlü oldukları kişiler dahil olmak üzere onüçüncü ve ondördüncü fıkralarında
sayılan kişi sayısının üçe bölünmesi suretiyle bulunacak kişi sayısı, aynı maddenin
birinci fıkrasının (c) bendinin (3) ila (10) numaralı alt bentlerinde sayılan kişiler
için ise kişi sayısı esas alınarak hesaplanır. Ancak 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamındaki kişilerden aynı zamanda anılan fıkranın diğer bentleri kapsamına
girerek genel sağlık sigortalısı sayılanlar, bu fıkraya göre tespit edilecek kişi
sayısı hesabına dahil edilmez. Ayrıca 60 ıncı maddenin onikinci fıkrasındaki genel
sağlık sigortalılığı kapsamında başlayan tedavilerin 67 nci maddenin dördüncü fıkrasında
belirtilen süreyi aşması halinde, bir yıla kadar genel sağlık sigortası primleri,
87 nci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi gereği ilgili kamu idaresi tarafından
ödenmek suretiyle sağlık hizmetlerinden yararlandırılırlar.
87 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen yükümlüler,
her aya ait primlerini takip eden ayda Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma
öderler. Bu kişiler primlerini en fazla 360 günle sınırlı olmak üzere peşin olarak
erken ödeyebilir. Erken ödeme halinde erken ödenen her gün için 21/7/1953 tarihli
ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine
göre erken ödeme indirimi hükümleri uygulanır. Ancak yapılan erken ödeme indirimi,
prime esas kazançtan indirilmez. Erken ödemede sigortalılık süresi, sigorta priminin
ait olduğu her ayın ilk gününden itibaren, prim ödeme gün sayısına dahil edilir.
Erken ödeme yapılan ve prim ödeme gün sayısına dahil edilmeyen sürede isteğe bağlı
sigortalılığın sona ermesi halinde, sigortalılık süresinden sayılmayan günlere ait
primler ilgililere iade edilir.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt
bendine tabi sigortalılar için, genel sağlık sigortası primi ile kısa ve uzun vadeli
sigorta kolları primlerini ayrı ayrı veya birlikte tahsil edilecek şekilde prim
ödeme tarihlerini veya dönemlerini belirlemeye Kurum yetkilidir.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı
sayılanların, her ay için otuz tam gün prim ödemesi zorunludur.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde
belirtilen sigortalıları çalıştıran işverenler, çalıştırdığı sigortalıların primlerine
esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim
tutarlarını ücretlerinden keserek ve kendisine ait prim tutarlarını da bu tutara
ekleyerek, en geç Kurumca belirlenecek günün sonuna kadar Kuruma öderler.
87 nci maddenin birinci fıkrasının (c), (d) ve (g) bentleri
ile 60 ıncı maddenin sekizinci ve onuncu fıkralarında belirtilen yükümlüler,
her aya ait primleri ilgili ayı takip eden ayın sonuna kadar Kuruma öderler.[162]
Kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarları, gelir
vergisi ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazılamaz.
4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt
bendi kapsamında sigortalı olarak tescil edilmiş olanların prim borçlarını, sattıkları
tarımsal ürün bedellerinden borç tutarını geçmemek şartıyla %1 ilâ %5 oranları arasında
olmak üzere kesinti yapılmak suretiyle tahsil etmeye Kurum yetkilidir.
Prim borçları katma değer vergisi iade alacağından mahsubu suretiyle
de ödenebilir. Bu takdirde katma değer vergisi iade hakkı sahibi kendisinin, mal
veya hizmet satın aldığı veya iştirak veya ortaklık ilişkisi içinde bulunduğu işverenlerin
prim borçları için de mahsup talep edebilir. Bu işverenlerin mahsup talebinde bulundukları
ayda muaccel olan prim borçlarının birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini izleyen
onbeş gün içinde mahsup suretiyle ödenmesi halinde, yasal süresi içinde ödendiği
kabul edilir. Ancak prim borçlarının katma değer vergisi iade alacağından mahsup
suretiyle ödenmesi talebinde bulunulduğu halde, süresinde mahsup edilemeyen veya
eksik mahsup edilen prim borçları için birinci fıkrada belirtilen ödeme sürelerini
izleyen günden başlanarak gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanır. Kurum, Maliye
Bakanlığının uygun görüşü ile bu uygulamadan faydalanacak işverenleri; iştigal konusu,
işletme türü ve işletme büyüklüğü itibarıyla belirlemeye ve lehine mahsup talebinde
bulunulan işverenlerin prim borcu ödeme süresini otuz günü aşmamak üzere uzatmaya
yetkilidir.
Kurum, prim ve her türlü alacaklarını, işverenlere olan borçlarından
mahsup etmek suretiyle tahsil etmeye yetkilidir.
Primlerin özel ödeme şekilleri kullanılmak suretiyle ödenmesi
zorunluluğunu getirmeye ve primlerin yatırılacağı tahsilât kuruluşlarını belirlemeye
Kurum yetkilidir.
Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde,
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve
106 ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında
Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri
kullanır. (Ek cümle: 18/5/2017-7020/16 md.) Cumhurbaşkanı, Kurumun 6183 sayılı
Kanuna göre takip edilen alacakları için anılan Kanunun 48/A maddesini; en az üç
yıl süreyle prim yükümlüsü olup son üç yıl içerisinde verilmesi gereken bildirgeleri
kanuni sürelerinde vermiş olanlardan başvuru tarihi itibarıyla vadesi bir yılı geçmemiş
borcunu borç ödemede hüsnüniyet sahibi olmasına rağmen ödeyememiş olanlar hakkında
uygulatmaya ve uyumlu prim borçlularını belirlemeye yetkilidir. (Ek cümleler:
28/11/2017-7061/87 md.) 6183 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine göre Maliye Bakanlığına
bağlı tahsil dairelerince reddiyat yapılması durumunda anılan maddenin birinci fıkrasına
göre yapılacak mahsuptan sonra Kurumun prim ve diğer alacaklarından muaccel olanlara
mahsup yapılır. Kurumun tahsil ettiği prim ve diğer alacaklardan reddi icap edenler,
istihkak sahiplerinin Kuruma olan muaccel borçlarına mahsubundan sonra Maliye Bakanlığına
bağlı tahsil dairelerine olan muaccel borçlara mahsup edilmek üzere reddolunur.
Bu suretle yapılan ödemelerde, reddedilen tutarın Kuruma ve/veya alacaklı tahsil
dairesinin hesabına geçtiği tarihte ödeme yapılmış sayılır. Bu fıkranın uygulanmasına
ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ile Kurum tarafından müştereken belirlenir.[163]
Kurum, 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen alacakları hariç
olmak üzere her türlü alacağın teminatını teşkil etmek üzere Yeni Türk Lirası ve/veya
yabancı para birimi üzerinden ticari işletme, taşınır ve/veya taşınmaz rehni dahil
olmak üzere her türlü teminat almaya yetkilidir.
Kurumun 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen prim ve diğer
alacakları amme alacağı niteliğinde olup, imtiyazlı alacaktır. Kurumun taraf olduğu
her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen aleyhe neticelenmesi halinde
2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Kurum hakkında uygulanmaz.[164]
Kurumun prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun uygulamasından doğacak uyuşmazlıkların
çözümlenmesinde Kurumun alacaklı biriminin bulunduğu yer iş mahkemesi yetkilidir.
Yetkili iş mahkemesine başvurulması alacakların takip ve tahsilini durdurmaz.
Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın
bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye
ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim
kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile
kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen
sorumludur.
Kurum, kamu idarelerinde işyerinin özelliği nedeniyle primlerin
farklı zamanlarda ödeme süresini belirlemeye yetkilidir. Prim alacaklarının tahsili
için muacceliyet tarihinden itibaren en geç bir yıl içinde icra yoluna başvurmayan
Kurum yetkili personeli hakkında genel hükümlere göre kovuşturma yapılır.
(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/52 md.) Sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt,
kusur, hata veya yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, sigortalılarca ödenen
prim ve prime ilişkin borcun noksan tahakkuk ettirildiğinin Kurumca sonradan tespit
edilmesi hâlinde tespit edilen fark prime ilişkin borç aslına, tebliğ tarihinden
itibaren 89 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre gecikme cezası ve gecikme zammı
uygulanır.
(Ek fıkra: 18/5/2017-7020/16 md.) Kurum görev alanı kapsamındaki tebliğler,
bu Kanunun 99 uncu maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, tebliğe elverişli elektronik
bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda yapılabilir. Elektronik ortamda yapılan
tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda
yapılmış sayılır. Kurum, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü
teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik
adres kullanma zorunluluğu getirmeye, kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları
ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Kurum
tarafından yapılacak tebliğler, Maliye Bakanlığı ile yapılacak protokol çerçevesinde
213 sayılı Kanunun 107/A maddesi hükümlerine göre kurulan teknik altyapı kullanılarak
da elektronik ortamda yapılabilir. Bu şekilde yapılan tebligatlar, 99 uncu maddenin
ikinci fıkrası kapsamındaki bildirim yerine geçer.
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurum tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Prim borçlarına halef olma, gecikme cezası ve gecikme zammı ile
iadesi gereken primler
Tüzel kişiler hakkında ceza mahkemesinde dava açılabilir mi?

Tüzel kişiler suç faili olamayacağından ceza davasında sanık olarak gösterilemez; tüzel kişilerin sanık yapılması durumunda kovuşturma şartı bulunmadığından düşme kararı verilir.

Şirket adına düzenlenen idari para cezasından yöneticiler şahsen sorumlu olur mu?

Cezaların şahsiliği ilkesi gereğince asıl borçlu şirket adına düzenlenen idari para cezasından ötürü şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler şahsen sorumlu tutulamaz; bu ceza nedeniyle yöneticilere gönderilen ödeme emirlerinin iptali gerekir.

Yararına suç işlenen tüzel kişilere hangi yaptırımlar uygulanır?

Tüzel kişiler hakkında hapis veya adli para cezası uygulanamaz; ancak şartları oluştuğunda özel hukuk tüzel kişileri hakkında faaliyet izninin iptali, müsadere ve Kabahatler Kanunu uyarınca idari para cezası yaptırımlarına hükmedilebilir.

Örgüt yöneticileri üyelerin işlediği fiillerden nasıl sorumlu tutulur?

Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinin 5. fıkrası gereğince örgüt yöneticileri, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı fiil üzerinde müşterek hâkimiyet kurmasalar dahi ayrıca fail olarak cezalandırılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu