Taksir Kavramı ve Kanuni Unsurları
Taksirli suç, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı dolayısıyla suçun kanuni tanımında yer alan neticeyi öngörmeyerek gerçekleştirmesidir. Türk Ceza Kanunu m. 22/1 hükmüne göre taksirle işlenen fiiller kural olarak değil, yalnızca kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır. Kanunda suçun taksirle işlenebileceği açıkça gösterilmemişse failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı eylemi ceza sorumluluğu doğurmaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/670, K. 2018/93Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Günü : 14.02.2013
Sayısı : 96-32
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …'ın TCK'nun 85/1, 22/3, 62, 53/1 ve 53/6. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sürücü belgesinin 1 yıl süre ile geri alınmasına ilişkin Adilcevaz Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.02.2013 gün ve 96-32 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 15.10.2014 gün ve 25686-19967 sayı ile; hak yoksunluğuna ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 06.04.2015 gün ve 82504 sayı ile;
"İtirazı gerektiren konu sanık hakkında alkollü oluşu nedeniyle TCK'nun 22/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkindir.
Dosyamızın incelenmesinde, sanık savunmasında olay öncesinde alkol almadığını beyan etmiştir.
Acil Servis nöbetçi hekimi tarafından düzenlenen 09.09.2011 tarihli geçici raporda 'Fizik muayenede koklamakla alkol tespit edilemedi, hastanın sevk edildiği yerde kanda etanol bakılması uygundur' şeklinde rapor düzenlendiği,
Bitlis Devlet Hastanesinde yapılan kan tetkiki sonrası düzenlenen raporlarda ise sanığın 1.3 mg/dl alkollü olduğu belirlenmiştir.
Kanun ve uygulamalardaki alkollü araç kullanmaya ilişkin belirlenen sınır 0.5 promildir. 0.5 promil alkol 0.5 gram alkole karşılıktır. 0.5 gram alkolde 50 mg alkol demektir. Sanıkta belirlenen alkol miktarı ise 1.3 mg dır ki bunun karşılığı ise 0.013 promildir. Kısacası, sanığı yasal sınırların çok çok altında bir miktar alkollü olarak kabul etmek gerekmektedir. Kabul edildiği gibi sanığı 130 veya 1.3 promil alkollü olarak kabul etmek mümkün değildir.
Dosyada mevcut, sanığa kusur yükleyen raporlardan Adli Tıp Kurumunca düzenlenen bilirkişi raporunda sanığın 1.3 promil alkollü olarak kabul edildiği, diğer raporlarda ise 130 promil alkollü olarak kabul edilerek buna göre kusur oranı belirlendiği anlaşılmış, mahkemede gerekçeli kararında sanığı 130 promil alkollü olarak kabul ederek sanık hakkında bilinçli taksire ilişkin TCK'nun 22/3. maddesinin uygulanmasına karar vermiş ve belirlenen temel ceza arttırılmıştır.
Yüksek Yargıtay 12. Ceza Dairesince de sanığın 130 promil alkollü olarak ve mahal sınırlarının çok üzerinde bir hızla seyrettiğinden bilinçli taksir şartlarının oluştuğu gerekçesiyle, hükmün bozulmasına ilişkin görüşümüz yerinde görülmemiş ve hüküm düzeltilerek onanmış ise de,
Sanıkta, yasal sınırların çok altında bir miktar alkol tespit edilmiş olması nedeniyle bilinçli taksir hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 06.05.2015 gün ve 4575-7504 sayı ile; "Olay günü, düğün konvoyunun önünde, idaresindeki araçla meskun mahalde, düz, zemini kuru ve asfalt yolda, gece, aydınlatmanın bulunmadığı mahalde seyri sırasında, direksiyon hakimiyetini kaybedip orta refüje çıkarak, aracının ön kısmıyla orta refüjde bulunan yayaya çarparak, sol bacak ve vücudunun sol kısımlarının çarpmanın etkisiyle parçalanıp, ileriye fırladığı yere düşmesini müteakip öleni altına alıp, sürükleyerek, organ parçalarının çarpmanın ve sürüklemenin meydana geldiği 100 metre civarındaki alana yayılması ve fren izi olmadan çarpma noktasından 150 metre ileride durması, aracın ön camında, tavanında, bagaj kapağı üstünde ve aracın iç kısımlarında, ölene ait et ve kan parçalarının ilk çarpışma anında oluştuğunun belirlenmesi karşısında; mahal sınırlarının çok üzerinde hızlı seyri nedeniyle olayda bilinçli taksir şartlarının oluştuğu, olaydan 2 saat sonra yapılan ölçümde 1.3 mg/dl alkolün promil değerinin 0.13 olduğunun kabulünün sonucu değiştirmeyeceği" açıklamasıyla itirazın reddine karar verilerek Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bir kişinin ölümü ile neticelenen olayda, sanığın eylemini taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
09.09.2011 tarihinde saat 21.00 sıralarında, sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile asfalt, 7 metre genişliğinde, yol şeridi şeklinde orta refüjle bölünmüş düz yolda, aydınlatmanın bulunmadığı meskûn mahalde, düğün konvoyunun önünde seyri sırasında, direksiyon hakimiyetini kaybedip orta refüjde bulunan ölene çarptığı, çarpmanın etkisi ile ileri fırlayıp aracın altına giren ölenin uzuvlarının yolun 100 metrelik kısmına yayıldığı, aracın çarpma noktasından 150 metre ileride durabildiği ve fren izi tespit edilemediği,
Ölü muayene tutanağına göre; ölenin iki ayrı ceset torbası ile morga getirildiği, 1 nolu ceset torbasında ölenin leğen kemiğinden kopmuş sol bacağı ve kaval kemiğinden kopmuş sağ ayağının bulunduğu, 2 nolu ceset torbasında ise kopmuş olan başı ve bedeni ile vücut parçalarının bulunduğu, bedenin sağ ayağın bilek kısmından, sol bacağın ise uyluk kemiğinden kopmuş olduğu, sağ koldaki bütün kemikler ile sol el bileğindeki kemiklerin, kaburgaların ve kalça kemiğinin kırık oldukları, ölümün trafik kazasına bağlı vücut bütünlüğünün tamamen bozulması ve başın kopmasından kaynaklandığı,
Olay yeri inceleme birimi tarafından çekilen fotoğraflarda; aracın ön camında, tavanında, bagaj kapağı üstünde ve aracın iç kısımlarında ölene ait et ve kan parçalarının bulunduğunun görüldüğü,
Adli muayene raporuna göre; olaydan iki saat sonra sanığın kanında tespit edilen alkol miktarının 1.3 mg/dl olduğu,
Kaza tespit tutanağında; sanığın "yer işaretlemeleri ile belirtilen veya gösterilen hususlara uymak ve trafik durumuna göre hızının gerektirdiği şeritte aracı sürmek zorundadır" kurallarını ihlal etmesi nedeniyle asli kusurlu olduğu bilgisine yer verildiği,
Polis memuru ve jandarma personeli tarafından düzenlenen bilirkişi raporlarında; kaza tespit tutanağındaki kusur değerlendirmesine ek olarak, sanığın "alkollü araç kullanmak yasaktır" kuralını da ihlal ettiği, ölenin ise kusursuz olduğu şeklinde görüş bildirildiği,
Adli Tıp Kurumu raporunda; sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile alkollü vaziyette, gece vakti, aydınlatmasız yolda seyrederken hızını far ışığı altındaki görüş mesafesine göre ayarlamadığı, yola gereken dikkatini vermediği, hızla geldiği olay yerinde aracını kendi yol bölümünde tutma becerisi göstermediği, sevk ve idare hatasıyla orta refüj üzerine geçerek yolu karşıdan karşıya geçmek için orta refüjde bulunan ölene önlemsizce çarptığı olayda, sanığın dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi nedeniyle asli kusurlu olduğu, ölenin ise kusurunun bulunmadığı kanaatinin bildirildiği,
Ölenin yakınlarının şikâyetlerinin bulunmadığı,
Anlaşılmıştır.
Tanıklar …, ….ve …; sanığın idaresindeki araç ile seyir halinde iken olay yerine geldiklerinde ölenin aracın önüne birden çıkması üzerine kazanın meydana geldiğini beyan etmişlerdir.
Sanık …; gelin arabası olarak kullandığı otomobil ile kına töreni bittikten sonra Aşağısüphan köyünden Adilcevaz istikametine doğru E-99 karayolunda düğün konvoyunun en önünde 90-100 km hızla seyir halinde olduğunu, Adilcevaz ilçesi girişinde bulunan inşaat şantiyesi civarına geldiğinde önüne aniden bir karartı çıktığını, insan olduğunu anlamadığı bu karartıya hızını kesemeyerek çarptığını, çarpmanın etkisi ile aracınının ön camlarının kırıldığını, yaklaşık 30-40 metre sonra durabildiğini savunmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere, taksirli suçlarda bulunması zorunlu olan hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması halinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hal ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
TCK'nda taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, Kanunun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanarak, bu durumda taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkranın gerekçesinde; "Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır" açıklamasına yer verilmiştir.
Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun ve hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek istemediği zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı; şans, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe gibi çeşitli etkenler olabilir. Örneğin, sevk ve idaresindeki araçla trafikte seyri esnasında, kendi yönündeki araçlara kırmızı ışığın yandığını ve diğer istikametten gelen araç veya yayaların hareket etmeye başladığını görmesine rağmen şoförlük yetenek ve tecrübelerine güvenerek süratle yola girip yaya veya araçlara çarpan fail, gerçekleşen zararlı neticeyi öngörmesi ancak istememesi nedeniyle bilinçli taksirden sorumlu olacaktır.
Görüldüğü üzere, bilinçli taksirde meydana gelen netice, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten fiilinin kanunda suç olarak düzenlenen bir neticeye sebebiyet verebileceğini öngördüğü ve bu neticeyi istemediği halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hali, bunu öngörmemiş bulunan kimsenin durumu ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek bir harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, "neticenin fail tarafından öngörülmesi" ölçü alınarak basit ve bilinçli taksir ayrımına gidilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
09.09.2011 tarihinde saat 21.00 sıralarında, sanığın sevk ve idaresindeki otomobil ile asfalt, 7 metre genişliğinde, yol şeridi şeklinde orta refüjle bölünmüş düz yolda, aydınlatmanın bulunmadığı meskûn mahalde, düğün konvoyunun önünde seyri sırasında, direksiyon hakimiyetini kaybedip orta refüjde bulunan ölene çarptığı, çarpmanın etkisi ile ileri fırlayıp aracın altına giren ölenin uzuvlarının yolun 100 metrelik kısmına yayıldığı olayda; fren izinin tespit edilmemesi, aracın çarpma noktasından 150 metre sonra durabilmesi, aracın ön camında, tavanında, bagaj kapağı üstünde ve aracın iç kısımlarında ölene ait et ve kan parçalarının bulunması ile ölenin vücut ve kemik yapısının tamamen bozulmuş olması dikkate alındığında mahal sınırlarının çok üzerinde bir hızla seyir halinde olduğu anlaşılan sanığın, ilçe girişinde bulunan inşaat şantiyesi civarındaki olay yerinde geçiş halinde olabilecek yayalara çarpabileceğini öngörmesine karşın şoförlük yeteneğine, şansına ve yayaların kendisini fark ederek tedbirli ve dikkatli davranacağına güvenerek istemediği neticeye neden olduğu kazada bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Özel Daire düzeltilerek onama kararı isabetli olduğundan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; "olayda bilinçli taksirin koşullarının oluşmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Ceza hukukunda suçun oluşması kural olarak kastın varlığına bağlı kılınmıştır. Türk Ceza Kanunu m. 21/1 uyarınca kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Taksirli suçlarda ise fiilin taksirle işlenebilen bir suç tipi olması, eylemi oluşturan hareketin iradi bulunması, neticenin fail tarafından istenmemesi, hareket ile netice arasında nedensellik bağının varlığı ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması unsurlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 21Kaynağı aç
suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini
öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis
cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla
kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden
yarısına kadar indirilir.
Taksir
Basit Taksir ve Bilinçli Taksir Ayrımı
Ceza mevzuatında taksir, basit taksir ve bilinçli taksir olmak üzere iki farklı sorumluluk biçimi olarak öngörülmüştür. Basit taksirde fail öngörülebilir nitelikteki neticeyi özen yükümlülüğüne aykırılık sebebiyle öngöremezken; bilinçli taksirde fail kanuni neticeyi öngörmesine rağmen gerçekleşmesini istememektedir. Türk Ceza Kanunu m. 22/3 uyarınca failin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir oluşur ve taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Bilinçli taksir halinde fail, hukuka aykırı neticeyi öngörmesine karşın şansına, bilgisine, becerisine, yeteneğine veya tecrübesine güvenerek bu sonucun gerçekleşmeyeceğine inanmakta ve iradi hareketine devam etmektedir. Örneğin meskûn mahal sınırlarının çok üzerinde bir hızla seyreden bir sürücünün yol üzerinden geçebilecek yayalara çarpabileceğini öngörmesine rağmen şoförlük yeteneğine veya şansına güvenerek hareketini sürdürmesi ve ölüm meydana getirmesi bilinçli taksir kapsamında kabul edilmektedir.
Türk Ceza Kanunu m. 21/2 uyarınca, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halinde olası kast bulunur. Bu durumda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
Trafik Olaylarında Alkol Sınırları ve Taksir Sorumluluğu
Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu görüşüne göre vücuda alınan etil alkolün kandaki seviyesi ortalama olarak saatte 0,15 promil azalmaktadır. Bu kabule göre, 0,30 promil ve altındaki kan alkol düzeyine sahip kişilerin aksi ispatlanmadıkça güvenli araç kullanma yeteneklerinin bozulmadığı, 1,01 promil ve üzerindeki seviyelerde sürücülerin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz etkilendiği, 0,31 ile 1,00 promil arasındaki sürücülerin güvenli sürüş yeteneğini kaybedip kaybetmediklerinin ise hekim muayenesiyle tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/705, K. 2021/526Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanık …'ın TCK’nın 85/1, 62, 50/1-a, 52/2-4 ve 53/6. maddeleri uyarınca 12.100 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, taksitlendirmeye ve sürücü belgesinin 3 yıl süre ile geri alınmasına ilişkin … Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.07.2013 tarihli ve 169-119 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.10.2014 tarih ve 28921-19616 sayı ile;
"…Sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Kaza saatinden 32 dakika sonra yapılan ölçümde 86 promil alkollü olduğu tespit edilen sanığın eyleminde bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğunun ve cezasının 5237 sayılı TCK'nın 22/3. maddesi uyarınca artırılması gerektiğinin gözetilmemesi,
2-TCK'nın 53/6. maddesinde, 3 aydan az ve 3 yıldan fazla olmamak üzere sürücü belgesinin geri alınabileceği düzenlenmiş ise de, aynı Kanun'un 3/1. maddesi uyarınca tayin olunacak güvenlik tedbirinin fiilin ağırlığı ile orantılı, … ve hakkaniyet kurallarına uygun olacak şekilde belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin TCK'nın 53/6. maddesi uyarınca tali kusurlu sanık hakkında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin ve hakkaniyete aykırı olacak şekilde sürücü belgesinin takdiren 3 yıl süreyle geri alınmasına karar verilmisi," isabetsizliklerinden ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkın saklı tutulması suretiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 24.12.2014 tarih ve 316-361 sayı ile;
“…Sanığın ölen yayayı 50-60 metre mesafeden hemen yol kenarında gördüğü hâlde hızını azaltmadan, yayanın hemen yola çıkma ihtimaline binaen tedbir amaçlı olarak şerit değiştirmeden ve kavşağa yaklaştığı hâlde yavaşlamadan, yayayı herhangi bir şekilde ikaz etmeden yoluna devam ederek dikkatsiz ve tedbirsiz davrandığı kusurun derecesi ile ilgilidir.
Bunun yanında sanığın 0,86 promil alkollü olması hususunun TCK'nın 22/3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi için sanık aleyhine hiç bir delil yoktur. bilinçli taksir kavramından söz edebilmek için meydana gelen neticenin öngörülmesi ancak istenmemesi gerekir. Alınan alkol nedeniyle sanığın kazayı öngörme ya da sonucun umursanmama gibi bir durum yoktur. Kazanın gerçekleştiği yerin Karadeniz sahil yolu olarak adlandırılan çift geliş, çift gidiş yolda meydana gelmesi, meydana gelen kazanın aksi kanıtlanamayan sanığın bir gün önceden aldığı alkolün etkisiyle oluştuğuna dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır. Maktülün yola aniden çıkması, sanığın da yayanın yola çıkabileceğini ön görerek ön tedbir mahiyetinde yeterli mesafeden ikazda bulunmamış olmasından dolayı kusurlu olduğu nazara alınarak iddia makamının belirttiği hususların basit taksir kavramındaki 'taksire dayalı kusurun ağırlığı' içinde değerlendirilmesi gerektir. Kaldı ki olayda mağdurdaki hastalık nedeniyle de oluşan asli kusur da göz önüne alındığında bilinçli taksirin uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır.
Yine sanık hakkında her ne kadar tali kusurdan dolayı alt sınırdan ceza tayin edilerek sürücü belgesinin geri alınması tedbiri 3 yıl süreyle verilmiş ve bu husus bozma konusu yapılmış ise de meydana gelen kazanın alkolün etkisiyle oluştuğuna dair delil bulunmasa da netice itibariyle sanığın alkollü şekilde trafiğe çıktığı ve 0,86 promil alkollü olduğunun tespit edilmesi karşısında, benzer durumlarda alkollü şekilde trafiğe çıkmayan kişilerle durumunun ayrılmasında zorunluluk olduğu," şeklindeki gerekçeyle önceki hükmünde direnilmesine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 13.02.2016 tarihli ve 54977 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 264-912 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 19.04.2017 tarih ve 128-3339 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Bir kişinin ölümü ile neticelenen olayda, sanığın eylemini taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiği,
2- Sanığın sürücü belgesinin TCK’nın 53/6. maddesi gereğince 3 yıl süreyle geri alınmasına karar verilmesinin suçla orantılı olup olmadığı,
Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
14.08.2012 tarihli trafik kazası tespit tutanağına göre; sanık …’ın 14.08.2012 tarihinde saat 10.05 sıralarında sevk ve idaresindeki 61 … 001 plakalı otomobili ile … ili istikametinden … ili istikametine doğru seyir hâlindeyken … ilçesi…Mahallesi civarına geldiğinde yol üzerinde yürümekte olan yaya …’ya aracının ön kısımları ile çarpması neticesinde yaya …’ın olay yerinde hayatını kaybettiği; kazanın oluşumunda ölenin, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 84. maddesinde yayalara ait kusurlardan sayılan “Yol içerisinde koşmak, yürümek”; sanığın ise aynı Kanun’un 52/1-a maddesinde belirtilen “Kavşaklara, dönemeçlere, tepe üstlerine yaklaşırken araçların hızlarını azaltmamak” kurallarını ihlâl ettikleri,
Kazanın, yerleşim yeri dışında, 10 metre genişliğinde, tek yönlü, üç şeritli, asfalt kaplamalı, kuru yüzeyli, yaya geçidinin olmadığı, hafif eğimli, düz yolda gerçekleştiği,
14.08.2012 tarihinde saat 10.37’de yapılan alkolmetre ölçüm sonucuna göre; sanıkta 0,86 promil alkol tespit edildiği,
14.08.2012 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre; kazanın, … No:19/A sayılı adresin karşısında bulunan üçgen refüj yanında, tali yoldan ana yola girişine yaklaşık 50 metre olan Araklı-… istikametinde gerçekleştiği, ölenin üç şeritli olan sahil yolundaki üçgen refüjün sağında yolun kaldırım tarafında bulunan birinci şeridinde yatar vaziyette görüldüğü, kaza yeri ile ölenin düştüğü yer arasında yaklaşık 46 metre, kaza yeri ile sanığın aracı arasında da 115 metre mesafe bulunduğu, ölen ile kaldırım mesafesinin ise yaklaşık 2 metre olduğu sanığın aracının, ön kaputunda yer alan motor kısmının tahminen 15 cm içe doğru ezilmiş, ön tamponunun kırılmış, ön camın da orta kısmından içe doğru çökmüş olduğu, sanığın aracının arka kısmından başlayarak sahil yoluna bağlanan kavşağa doğru 73 metre, refüje ise 5.10 metre mesafede kan lekesinin olduğu, bu kan lekesine 11.80 metre uzaklıkta ikinci bir kan lekesinin daha bulunduğu, olay yerinde herhangi bir fren izine rastlanmadığı,
Ölü muayene tutanağına göre; ölenin, kafa bölgesinden almış olduğu darbenin niteliği ve çarpmanın etkisi sonucu kafa ve boyun bölgesinde yaralanma ve boyun kırığı oluştuğu, servital vertebra kırığına bağlı beyin-omirilik siniri kesisi sonucu solunum ve dolaşım yetmezliği nedeniyle hayatını kaybettiği,
Soruşturma aşamasında yapılan keşfe istinaden trafik bilirkişisi tarafından düzenlenen 08.10.2012 tarihli rapora göre; olay yerindeki mevcut iz ve delillere bakıldığında sanığın ölene çarptıktan sonra 61 metre kadar öleni aracın önünde sürüklediği ve 73 metre sonra durduğu dikkate alındığında, sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 52/1-a maddesinde belirtilen “Araçların hızını kavşaklara, dönemeçlere, tepe üstlerine yaklaşırken azaltmamak” kuralını ihlâl etmesi nedeniyle tali kusurlu; ölenin ise yaya geçidinin olmadığı, alt ve üst geçidin bulunmadığı yolda aracın geçişini zorlaştıracak biçimde aniden yola çıkarak yol içinde yürümek suretiyle kazanın oluşumuna sebebiyet vermesi nedeniyle aynı Kanun’un 84. maddesinde yer alan yayalara ait kusurlardan sayılan “Yol içerisinde koşmak, yürümek, oynamak, oturmak” kuralını ihlâl ettiğinden asli kusurlu olduğu,
Kovuşturma aşamasında Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 09.05.2013 tarihli rapora göre; sanığın, yönetimindeki otomobil ile seyri sırasında yolun kenarında görmüş olduğu yayanın yola çıkabileceğini öngörerek ön tedbir mahiyetinde yeterli mesafeden ikazda bulunmaması, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedenleriyle alt düzeyde tali kusurlu; ölenin ise, taşıt yolunu etkin bir şekilde kullanmaması, seyir hâlinde bulunan vasıtaların hız ve yakınlığını dikkate almadan yola girip sanık idaresindeki otomobilin çapmasına maruz kalarak can güvenliğini tehlikeye düşürmesi, ilk geçiş hakkını sanığın yönetimindeki otomobile bırakmayıp dikkatsiz, özensiz ve nizamlara ayrıkı hareket etmesi nedeniyle asli kusurlu olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur …; ablası olan ölenin kendisinin yanında ikamet ettiğini, ölenin yedi yıldır biraz hasta olduğunu, belli olmayan saatlerde evden ayrıldığını ve nereye gittiğinden de haberinin olmadığını, bu nedenle sık sık kaybolduğunu ve kendisini tanıyanlar tarafından eve getirildiğini, kazayı görmediğini, şikâyetinin bulunmadığını,
Tanık …; sevk ve idaresindeki araçla … ilinden … iline doğru seyir hâlinde olduğunu sırada yan yoldan ölenin yola doğru yürüdüğünü gördüğünü, ölenin yola çıkacağını tahmin ederek yavaşladığını, ancak yönetimindeki aracın önünde bulunan sanığın sevk ve idaresindeki aracın bir anda yan yoldan çıkan ölene sağ şeritte hızlı bir şekilde çarptığını, çarpmanın etkisiyle ölenin havaya fırladıktan sonra yere düştüğünü,
Tanık …; sanığın kullandığı aracın içerisinde seyir hâlinde oldukları sırada Araklı ilçesindeki tünelden çıkarken gözlerini kapattığını, ses üzerine gözlerini açtığında sanığın ölene çarptığını söylediğini, akabinde araçtan indiklerini ve ambulansı aradıklarını, sanığın en fazla 70 -100 km hızla ilerlediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık; olay günü sevk ve idaresindeki araçla yanında arkadaşı tanık … bulunduğu hâlde seyir hâlindeyken Araklı ilçesinden çıktıktan sonra …Mahallesi kavşağına doğru ilerlediği sırada 50-60 metre uzaklıkta elinde değnek olan öleni yol kenarında yani …- … karayolu içerisinde en sağdaki şerit hizasında ayakta durur vaziyette gördüğünü, kendisinin sağ şeritten gittiğini, hızının yaklaşık 90 km civarında olduğunu, ölenin aniden yolun ortasına doğru atladığını, olayın aniden gerçekleşmesi nedeniyle frene basamadığını, daha sonra ölene çarptığını anlayınca aracını sağa çektiğini, ölene aracın tam önünden çarptığı için ölenin ayaklarının yerden kesilerek ön tarafa doğru fırladığını ve akabinde aracın sağ ayna tarafından yolun sağına doğru düştüğünü, öleni uzaktan gördüğünü ancak yola çıkacağını düşünmediği için uyarı amaçlı kornaya da basmadığını, sorunsuz bir şekilde geçeceğini düşünerek şerit değiştirmediğini, ölene çarptıktan sonra frene basabildiğini ve aracını durdurduğunu, bir gece önce rakı içtiği için 0,86 promil alkollü olduğunun tespit edildiğini, kazanın gerçekleşme şekli ile alkollü olması arasında bir bağlantı bulunmadığını, kusurunun olmadığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırayla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın eylemini taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi gerçekleştirdiği;
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, taksir ve bilinçli taksir kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır.
Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere, taksirli suçlarda bulunması zorunlu olan hususlar;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Sonucun istenmemesi,
4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Taksirli suçlarda, gerek icrai gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.
Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmez. 5237 sayılı TCK’da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
TCK'da taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanarak, bu durumda taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkranın gerekçesinde; "Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, … kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır." açıklamasına yer verilmiştir.
Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun ve hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek istemediği zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı; şans, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe gibi çeşitli etkenler olabilir. Örneğin, sevk ve idaresindeki araçla trafikte seyri esnasında, kendi yönündeki araçlara kırmızı ışığın yandığını ve diğer istikametten gelen araç veya yayaların hareket etmeye başladığını görmesine rağmen şoförlük yetenek ve tecrübelerine güvenerek süratle yola girip yaya veya araçlara çarpan fail, gerçekleşen zararlı neticeyi öngörmesi ancak istememesi nedeniyle bilinçli taksirden sorumlu olacaktır.
Görüldüğü üzere, bilinçli taksirde meydana gelen netice, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten fiilinin kanunda suç olarak düzenlenen bir neticeye sebebiyet verebileceğini öngördüğü ve bu neticeyi istemediği hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hâli, bunu öngörmemiş bulunan kimsenin durumu ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek bir harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, "neticenin fail tarafından öngörülmesi" ölçü alınarak basit ve bilinçli taksir ayrımına gidilmiştir.
Bu aşamada, Adli Tıp Beşinci İhtisas Kurulunun alkolün güvenli sürüş yeteneğine etkisine ilişkin görüşüne değinilmesinde fayda vardır.
Promil, alınan alkolün bin mililitre (1 litre) kandaki oranını gram cinsinden gösteren ölçü birimidir. Alkolün ağırlığı, kanın ise hacmi dikkate alınarak kurulan orantı üzerinden kandaki alkolün promil cinsinden seviyesi belirlenir. Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca vücuda alınan etil alkolün kandaki seviyesinin ortalama olarak saatte 0,15 promil azaldığının tıbben bilindiği belirtilmektedir.
Bilimsel olarak kanda bulunan belirli bir alkol oranının her insanda aynı sonuca yol açtığı söylenemez. Bunda kişinin bünyesel özellikleri, yaşı, cinsiyeti, alkol kullanma sıklığı vb. etmenler rol oynamaktadır. Bu nedenle kişinin kullandığı alkolün güvenli araç kullanma yeteneğini ortadan kaldırıp kaldırmadığı yönünden somut olaydaki durumun araştırılması gerekmektedir. Önemli olan, suç oluşturduğu kabul edilen davranışın icra edildiği sırada kişinin kanındaki alkol oranıdır. Kandaki alkol oranının her saat için ortalama 0,15 promil azaldığının bilimsel olarak kabul edilmesi nedeniyle olaydan sonraki saatlerde yapılacak ölçümlerde bu hususun gözetilmesi gerekir. Hâkim, alkol oranı, olay tutanağı, bilimsel görüşler ile failin aracı kullanma şekli, olay sonrasındaki konuşmaları ve diğer hareketleri gibi harici davranışlarına ilişkin tanık gözlemlerini değerlendirerek kişinin aldığı alkol nedeniyle kaza sırasında güvenli araç kullanma yeteneğinin bulunup bulunmadığını tespit etmelidir.
Öte yandan, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu tarafından, 0,30 promil ve altında kan alkol düzeyine sahip olan olan kişilerin aksi ispatlanmadıkça güvenli sürüş (araç kullanma) yeteneklerinin bozulmadığının, 1,01 promil ve üzerinde kan alkol düzeyine sahip sürücülerin ise bireysel farklılıkları ortadan kaldırabilecek ölçüde alkollü olduklarının ve bu seviyede alkol tesiri altındaki sürücülerin emniyetli sürüş yeteneklerinin olumsuz olarak etkilendiğinin kabulü gerektiği, 0,31-1,00 promil kan alkol seviyesine sahip sürücülerin ise güvenli sürüş yeteneğini kaybedip kaybetmedikleri hususunun ivedilikle yapılacak detaylı bir hekim muayenesi ile tespit edilmesi gerektiği belirtilmektedir. (Faruk Aşıcıoğlu-Belkıs Yapar-Aliye Tütüncüler-… Belce, Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu Açısından Alkol, Adli Tıp Dergisi, cilt 23, sayı 3, 2009, s. 15.)
Yine, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunca, belirlenen alkol seviyesine göre bulguların ortaya çıkma eşiğinde sayılan etkenlere bağlı olarak değişebilen derecelerde bireysel farklılıklar görülmekle birlikte; düşük konsantrasyondan itibaren alkol düzeyinin artışı ile paralel olarak artan derecelerde gevşeme, dikkat azalması, cesaretlenme, çevresel uyarıların algılanmasında yavaşlama, göz ve beyin arasındaki iletişim süresinde uzama, algılanan çevresel uyarıların beyinde işlenmiş veriler hâline dönüşmesinde gecikme dolayısıyla uyaranlara karşı reaksiyon zamanında uzama, beyinciğin etkilenmesi suretiyle denge ve koordinasyonun olumsuz yönde etkilenmesi, ani karar verebilme, direksiyon ve fren kontrolü gibi birden fazla hareketi bir arada yapabilme kabiliyetinde azalma, uyaranları erken fark edip doğru tepkiler verme, istemli göz hareketleri, gözün takip yeteneği, karanlığa adaptasyon, hız ve mesafe tayini gibi becerilerde olumsuz yönde etkilenme, istemsiz göz hareketlerinin ortaya çıkması, uykuya meyil gibi belirtilerin oluştuğu, bu durumdaki bir sürücünün risk alma eğiliminin arttığı, sürüşle ilgili becerilerinde azalma olduğu ve kaza ihtimalinin arttığının bilimsel olarak kabul edildiği belirtilmiştir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun suç tarihinden sonra 11.06.2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişik 48. maddesinin altı ve yedinci fıkralarında;
“Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanununun 179 uncu maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanır.
Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlemelere yer verilmiş, maddenin altıncı fıkrasında, yapılan tespit sonucunda kandaki alkol miktarı 1,00 promilin üzerinde çıkan sürücüler hakkında TCK'nın 179. maddesinin 3. fıkrası hükümlerinin uygulanacağı, yedinci fıkrasında ise hususi otomobil sürücüleri bakımından 0,50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0,20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermeleri hâlinde, ayrıca TCK'nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın, sevk ve idaresindeki otomobil ile 14.08.2012 tarihinde saat 10.05 sıralarında, yerleşim yeri dışında, 10 metre genişliğinde, tek yönlü, üç şeritli, asfalt kaplamalı, kuru yüzeyli, hafif eğimli, düz yolda seyir hâlindeyken olay yerine geldiğinde kendi seyrine göre yolun sağ taraftan yola giren yaya Elmas'a çarptığı, çarpmanın etkisi ile 61 metre sürüklenen adı geçen yayanın olay yerinde hayatını kaybettiği, sanığın kazadan yaklaşık 32 dakika sonra yapılan ölçümde 0,86 promil alkollü olduğunun tespit edildiği ve bilirkişi raporlarına göre sanığın, seyri esnasında yolun kenarında görmüş olduğu yaya ölenin yola çıkabileceğini öngörerek ön tedbir mahiyetinde yeterli mesafeden ikazda bulunmaması ve aracının hızını kavşaklara ve dönemeçlere yaklaşırken azaltmaması hususlarına riayet etmemesi nedeniyle tali kusurlu, ölenin ise seyir hâlinde bulunan vasıtaların hız ve yakınlığını dikkate almadan yola girip sanığın idaresindeki otomobilin çapmasına maruz kalarak can güvenliğini tehlikeye düşürmesi ve ilk geçiş hakkını sanığın yönetimindeki otomobile bırakmayıp dikkatsiz, özensiz ve nizamlara ayrıkı hareket etmesi nedeniyle asli kusurlu bulunduğu sabit olan olayda;
Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulunun kandaki alkol düzeyinin saatte 0.15 promil azaldığı ve kandaki 1.01 promil ve üzerindeki alkol düzeyinin sürücülerin güveni sürüş yeteneklerini olumsuz etkilediği yönündeki tespitleri karşısında, olaydan 32 dakika sonra yapılan ölçümde 0.86 promil alkollü olduğu belirlenen sanığın olay anında kanındaki alkol düzeyinin 1.01 promilin altında olduğu ve bu düzeyin sanık sürücünün güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıran oranda olmadığı, ayrınca sanığın, savunmasının aksine yerleşim yeri dışında, görüşe açık düz yolda seyir hâlindeyken ölene çarpıp yaralanmasına veya ölümüne sebebiyet verebileceğini öngördüğünden ve otomobiline, şoförlük tecrübe ve yeteneklerine, şansına ve yolun boş olacağı ihtimaline güvenerek neticenin gerçekleşmesine sebebiyet verdiğinden de bahsedilemeyeceği, açıklanan sebeplerle objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı harekette bulunmak suretiyle yaya …'nın ölümüne yol açan sanığın, eylemini basit taksirle gerçekleştirdiği ve inceleme konusu olayda bilinçli taksirin uygulanma şartlarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün direnme gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir.
2- Sanığın sürücü belgesinin TCK’nın 53/6. maddesi gereğince 3 yıl süreyle geri alınmasına karar verilmesinin suçla orantılı olup olmadığı;
Yerel Mahkemece “Meydana gelen kazanın alkolün etkisiyle oluştuğuna dair delil bulunmamasa da netice itibariyle sanığın alkollü şekilde trafiğe çıktığı ve 0,86 promil alkollü olduğunun tespit edilmesi karşısında, benzer durumlarda alkollü şekilde trafiğe çıkmayan kişilerle durumunun ayrılmasında zorunluluk olması gerektiği” şeklindeki gerekçeyle sanığın sürücü belgesinin TCK'nın 53/6. maddesi uyarınca 3 yıl süreyle geri alınmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
TCK’nın "Güvenlik tedbirleri" başlıklı 53. maddesinin uyuşmazlığa ilişkin altıncı fıkrası; "Belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkûmiyet hâlinde, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar" şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere TCK’nın 53/6. maddesinde hâkimin takdirine bağlı olarak ortaya çıkacak iki tane hak yoksunluğu tanzim edilmiştir. Bunlar; mesleğin veya sanatın yerine getirilmesinin yasaklanması ve sürücü belgesinin geri alınmasıdır.
TCK’nın 53/6. maddesinde düzenlenen tedbirlere ancak taksirli suçlardan mahkûmiyet hâlinde hükmedilebilir. Bu hak yoksunluğuna hükmetmek zorunlu değil, takdiridir. Hâkim hak yoksunluğuna hükmedebileceği gibi, hak yoksunluğuna hükmedilmesine yer olmadığına da karar verebilir. Taksirli suçtan dolayı mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere hak yoksunluğuna hükmedilebilecektir. Bu süre, taksirin yoğunluğuna ve zararın ağırlığına göre tespit edilecektir.
Öte yandan, TCK’nın 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.
Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan her hâlde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK'nın 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve TCK'nın 3. maddesinde düzenlenen "orantılılık" ilkesi bir bütün hâlinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmeli, somut olayın özellikleri itibarıyla bazı hâllerde alt hadden bazı hâllerde de üst hadden tayin edilecek cezanın haklı ve ölçülü bir ceza olacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Öğretide de bu konuda “…TCK'nın 3/1. maddesi, 61. maddeden çok daha geniş bir anlamı barındırmakta, fail hakkında takdiri indirim nedeni de dahil olmak üzere, tüm indirim ve artırım maddelerinin uygulanmasında, daha açık bir deyişle bütüncül açıdan, failin eylemi ile cezanın ağırlığı arasında bir orantı denge olması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca TCK'nın 3. maddesi hükmü sadece temel cezanın belirlenmesinde değil, aynı zamanda her türlü indirim ve artırımın uygulanmasında, kesinleşen cezalar için uyarlama yargılamasında göz önünde tutulması gereken bir düzenlemedir…TCK'nın 3/1. maddesindeki … ve orantılılık ilkesi gereği, özellikle işlenen eylem ile verilecek cezanın orantısız olduğu durumlarda, uygulayıcı mümkün olduğu oranda, temel cezanın belirlenmesi, indirim ve artırım maddelerinin uygulanması ve cezanın şahsileştirme kurumunu gözeterek, adaleti sağlamaya çalışacaktır.” (Osman Yaşar-… .. Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, … Yayınevi, 2. Bası, …, 2014, s. 57-58.) şeklinde görüşler mevcuttur.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Birinci uyuşmazlık konusunda anlatıldığı şekilde gelişen olayda; sanığın tali, ölenin ise asli derecede kusurlu olması karşısında, üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere hak yoksunluğunu gerektiren TCK’nın 53/6. maddesindeki güvenlik tedbirine hükmedilirken, temel ceza alt sınırdan belirlenmesine karşın TCK'nın 3. maddesinde yer alan "orantılılık" ilkesine aykırı olacak şekilde TCK’nın 53/6. maddesinde yer verilmeyen gerekçeyle sürücü belgesinin en üst had olan 3 yıl süreyle geri alınmasına karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün direnme gerekçesinin isabetli olmadığına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … Asliye Ceza Mahkemesinin 24.12.2014 tarihli ve 316-361 sayılı mahkûmiyet hükümdeki direnme gerekçesinin;
a) Birinci uyuşmazlık konusu bakımından İSABETLİ OLDUĞUNA,
b) İkinci uyuşmazlık konusu bakımından İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.11.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 48 uyarınca 1,00 promilin üzerinde alkollü araç kullandığı tespit edilen sürücüler hakkında Türk Ceza Kanunu m. 179/3 hükümleri uygulanır. Hususi otomobil sürücülerinde 0,50 promilin, diğer araç sürücülerinde ise 0,20 promilin üzerinde alkollü olunup trafik kazasına yol açılması durumunda da Türk Ceza Kanunu'nun ilgili ceza hükümleri devreye girer. Alkol etkisiyle meydana gelen tehlikeli fiilin zarara yol açtığı ve taksirle yaralama suçunun oluştuğu hallerde kural olarak taksirle yaralamadan hüküm kurulur; şikâyet yokluğu veya uzlaşma gibi nedenlerle taksirle yaralamadan cezalandırma yapılamazsa trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu kapsamında değerlendirme yapılır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2017/10608, K. 2018/4247Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama, trafik güvenliğini tehlikeye sokma
Hüküm : Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan; TCK'nın 179/3-2, 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet
Taksirle yaralama suçundan; TCK'nın 89/1, 89/2-b, 22/3 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet
Trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarından sanığın mahkûmiyetine ilişkin hükümler, mahalli Cumhuriye savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya toplanıp karar yerinde gösterilen delillere mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine incelenen dosya kapsamına göre;
1-Sanığa isnat edilen taksirle yaralama suçunun 5271 sayılı CMK'nın 253/1. maddesi gereğince uzlaşmaya tabi olduğu, soruşturma aşamasında sanığın ve katılanın kabulüne rağmen usulüne uygun uzlaştırma işlemi yapılmadan kamu davasının açıldığı, mahkemenin de belirtilen eksikliği gidermediği anlaşılmakla, 5271 sayılı CMK’nın uzlaşma başlıklı 253 ve 254. maddelerinde düzenlenen uzlaşma hükümleri uygulanıp, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre ise;
2-Olay tarihinde, sanığın kazadan dört buçuk saat sonra yapılan alkol muayenesine göre 93 promil alkollü vaziyette araç kullandığı sırada istinat duvarına çarparak yanında yolcu olarak bulunan …'nun yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda, trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarından açılan kamu davasında her iki suçtan dolayı mahkumiyet karar verilmiş ise de, TCK'nın "Trafik güvenliğini tehlikeye sokma" başlıklı 179/3. maddesinde alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek olan kişinin araç kullanma hâlinin suç olarak düzenlendiği, maddede belirtilen suçun tehlike suçu olduğu, somut olayda ise bir kişinin yaralanmış olması sebebiyle zarar suçunun oluştuğu, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre; tehlikeli eylemin zarara yol açması halinde Kanunda öngörülen cezaların ağırlığının değil, zarar suçu- tehlike suçu ölçütünün esas alınması suretiyle, taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu ahvalde, taksirle yaralama suçundan cezalandırılması, ancak kovuşturma şartı olan şikayetin gerçekleşmemesi, şikayetten vazgeçme veya uzlaşma nedeni ile taksirle yaralama suçundan cezalandırmanın mümkün olmadığı ahvalde ise, sanığın TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan cezalandırılmasının gerektiği, somut olayda sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırıldığı gözetildiğinde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ''hüküm verilmesine yer olmadığına'' kararı verilmesi yerine bu suçtan da mahkumiyetine karar verilmesi,
3-Bilinçli taksirin uygulanmasına ilişkin TCK'nın 22/3. maddesinin, temel ceza maddesi olan 89/1. maddesinden sonra uygulanması gerektiği halde, artırıma ilişkin 89/2-b. maddesinden sonra uygulanması,
4- Sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması sırasında TCK'nın 22/3. maddesi gereği belirlenen cezanın 1/3'ünden yarısına kadar arttırılması gerekirken, belirlenen cezanın 1/2 oranında indirilmesi ile eksik ceza tayin edilmesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 11/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kusurun Belirlenmesi ve Şahsi Mağduriyet Hali
Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek ceza Türk Ceza Kanunu m. 22/4 uyarınca failin kusuruna göre belirlenir. Aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan sorumlu tutulur ve her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Mağdurun taksirli davranışının bulunması fail ile netice arasındaki nedensellik bağını kesmedikçe failin taksirli sorumluluğunu kaldırmaz; Türk Ceza Kanunu'nda kusur derecelendirmesiyle herhangi bir ceza indirimi öngörülmediğinden bu hal temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.
Taksirli hareket sonucunda failin şahsen uğradığı zarar kanunda cezasızlık veya indirim sebebi sayılmıştır. Türk Ceza Kanunu m. 22/6 gereğince taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa faile ceza verilmez. Ancak eylem bilinçli taksirle işlenmişse cezasızlık uygulanmaz; bu halde faile verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Taksirle Öldürme ve Yaralama Suçlarında Yaptırımlar
Ölümlü neticelerde Türk Ceza Kanunu m. 85/1 uyarınca tek bir kişinin taksirle yaşamını yitirmesi durumunda iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Gerçekleştirilen fiilin birden fazla kişinin ölümüne yol açması veya bir ya da birden çok kimsenin vefatıyla birlikte başkalarının yaralanmasına sebebiyet vermesi hallerinde ise kanunun 85. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapis olarak tayin edilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden
olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35]
İKİNCİ
BÖLÜM
Vücut
Dokunulmazlığına Karşı Suçlar
Kasten yaralama[36][37]
Taksirle bir kimsenin vücuduna acı verilmesi ya da sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulması Türk Ceza Kanunu m. 89/1 gereğince dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası yaptırımına bağlanmıştır. Eylemin birden fazla kişinin yaralanmasına yol açması durumunda ise kanunun 89. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca faile dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılır.[45]
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli
zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında
artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata
girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46]
(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun
soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına
giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet
aranmaz.
İnsan üzerinde deney
Taksirle yaralamanın nitelikli neticeleri cezayı artırıcı niteliktedir. Yaralamanın duyu veya organ işlevinin sürekli zayıflamasına, kemik kırılmasına, konuşmada sürekli zorluğa, yüzde sabit ize, yaşamı tehlikeye sokan duruma ya da gebe kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına yol açması halinde Türk Ceza Kanunu m. 89/2 uyarınca ceza yarısı oranında artırılır. İyileşmesi olanağı bulunmayan hastalık veya bitkisel hayat, duyu veya organ işlevinin yitirilmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybı, yüzde sürekli değişiklik veya çocuğun düşmesi halinde ise kanunun 89/3 maddesi gereğince ceza bir kat artırılarak uygulanır.
Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması Türk Ceza Kanunu m. 89/5 uyarınca kural olarak mağdurun şikâyetine bağlıdır ve Ceza Muhakemesi Kanunu m. 253/1 gereğince uzlaşma kapsamındadır. Ancak Türk Ceza Kanunu m. 89/1 kapsamına giren basit yaralama hariç olmak üzere, eylemin bilinçli taksirle işlendiği nitelikli yaralama hallerinde şikâyet şartı aranmaz.
Seçenek Yaptırımlar, Güvenlik Tedbirleri ve Kararın Hukuki Sonuçları
Taksirli suçlarda hapis cezalarının seçenek yaptırımlara çevrilmesinde taksir türü önem taşır. Türk Ceza Kanunu m. 50/4 uyarınca taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa diğer kanuni koşulların varlığı durumunda adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak uzun süreli hapis cezasının adlî para cezasına çevrilebilmesine imkân tanıyan bu düzenleme, bilinçli taksir halinde uygulanmaz. Kısa süreli hapis cezaları ise failin kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki pişmanlığı ve suçun işleniş özellikleri gözetilerek adlî para cezasına veya zararın tamamen giderilmesi gibi seçenek yaptırımlara çevrilebilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 50Kaynağı aç
kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa
ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;
a) Adlî para cezasına,
b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale
getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine,
c) En az iki yıl süreyle, bir meslek
veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan
bir eğitim kurumuna devam etmeye,
d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli
yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya
gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş
olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle,
ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve
sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak
koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,
çevrilebilir.
(2) Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak
öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez.
(3) Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak koşuluyla, mahkûm
olunan otuz gün ve daha az süreli hapis cezası ile fiili işlediği tarihte
onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş bulunanların mahkûm
edildiği bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, birinci fıkrada yazılı
seçenek yaptırımlardan birine çevrilir.
(4) Taksirli suçlardan dolayı
hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı
halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir.
Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.
(5) Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî
para cezası veya tedbirdir.
(6) Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata
rağmen otuz gün içinde seçenek tedbirin gereklerinin yerine getirilmesine
başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, infaz hâkimliği kısa
süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar
derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.[7][8]
(7) Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle
yerine getirilememesi durumunda, infaz hâkimliğince tedbir değiştirilir.8
Hapis cezasının ertelenmesi
Kanuni düzenlemede seçenek yaptırım olarak hapis ile adli para cezasının birlikte öngörüldüğü suçlarda mahkemece hapis tercih edilmişse bu ceza sonradan adli para cezasına çevrilemez. Daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş kişilerde otuz gün ve daha az süreli hapis cezaları ile fiili işlediği tarihte on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişilerin bir yıl veya daha az süreli cezalarının seçenek yaptırımlara çevrilmesi zorunludur. Seçenek yaptırıma çevrilen cezalarda asıl mahkûmiyet bu tedbir veya adli para cezasıdır; tebligata rağmen otuz gün içinde yükümlülüğe başlanmaması veya devam edilmemesi halinde infaz hâkimliğince cezanın kısmen veya tamamen infazına karar verilir.
Taksirli suçtan dolayı mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde Türk Ceza Kanunu m. 53/6 uyarınca hâkimin takdirine bağlı olarak üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere meslek veya sanat icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Kanunda düzenlenen bu hak yoksunluğuna hükmetmek zorunlu olmayıp hâkim tedbir uygulanmasına yer olmadığına da karar verebilir; somut uyuşmazlıklarda ise temel cezanın alt sınırdan tayin edildiği ve failin tali kusurlu bulunduğu hallerde sürücü belgesinin en üst sınırdan geri alınması orantılılık yönünden denetlenmektedir.
Taksirli suç yargılaması sonucunda hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adlî para cezası olması durumunda Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231/5 gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir; bu karar müsadere hariç kurulan hükmün hukuki sonuç doğurmamasını sağlar. Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. Kararla birlikte sanık beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur ve bu süre içinde kasıtlı bir suç nedeniyle yeniden aynı karar verilemez. Denetim süresinde kasten yeni suç işlenmediğinde ve yükümlülüklere uyulduğunda davanın düşmesine karar verilir; ihlal hâlinde ise hüküm açıklanır. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana
çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve
süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da
bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Sanığa
yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya
daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler
saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler
hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;[77]
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve
davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda
kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası
ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl
süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında
kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin
belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat
sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya
özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında
ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek
hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine
getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Altıncı
fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde;
sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık
taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15
md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli
serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde,
açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı
verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Denetim
süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine
ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak
mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu
değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz
edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının
ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir
mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz
edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir
değerlendirme yapabilir.
(12) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) 272 nci maddenin
üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye
mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde
hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı
kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece
mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi
hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm,
usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir.
Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) Bu maddenin hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü
maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili
olarak uygulanmaz.
Hükmün gerekçesi ve hüküm fıkrasının içereceği hususlar
Her taksirli fiil ceza sorumluluğu doğurur mu?
Hayır, Türk Ceza Kanunu m. 22/1 gereğince taksirle işlenen fiiller ancak ilgili suç tanımında taksirli şeklin açıkça gösterildiği durumlarda cezalandırılır; kanunda taksirli hali yer almayan eylemler taksirle gerçekleştirildiğinde suç oluşturmaz.
Bilinçli taksir ile basit taksir arasındaki fark nedir?
Basit taksirde fail öngörülebilir nitelikteki zararlı neticeyi özen eksikliği sebebiyle öngöremezken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen şansına veya yeteneğine güvenerek gerçekleşmeyeceğine inanır ve neticeyi istemez.
Bilinçli taksir durumunda cezada nasıl bir artış uygulanır?
Türk Ceza Kanunu m. 22/3 uyarınca failin neticeyi öngörmesine karşın istememesi ve neticenin gerçekleşmesi halinde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Taksirle yaralama suçu şikâyete bağlı mıdır?
Taksirle yaralama kural olarak şikâyete bağlı bir suçtur ve uzlaşma kapsamındadır; ancak Türk Ceza Kanunu m. 89/1'deki basit yaralama hali hariç tutulmak üzere eylemin bilinçli taksirle işlendiği durumlarda soruşturma ve kovuşturma şikâyet şartı aranmaksızın yürütülür.
Taksirli suçlarda uzun süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir mi?
Türk Ceza Kanunu m. 50/4 uyarınca taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa diğer kanuni şartların bulunması halinde adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak uzun süreli hapis cezasının adlî para cezasına çevrilmesine imkân tanıyan bu düzenleme, eylemin bilinçli taksirle işlendiği hallerde uygulanmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

