Sürücü belgesi olmayan birine araç veren kişi, o aracın karıştığı bir trafik kazasında ölüm veya yaralanma meydana gelirse TCK m. 22 kapsamında taksirli suçtan cezai sorumlulukla karşılaşabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/790, K. 2015/146 sayılı kararında, somut bir olayda ticari taksi şoförünü ehliyeti kontrol etmemesi ve meskun mahalde aracın kullanılmasına izin vermesi nedeniyle tali kusurlu sayarak bu sonuca ulaşmıştır. Karar oyçokluğuyla verilmiş olup yirmi bir Genel Kurul üyesi karşı oy kullanmıştır; bu durum konunun tartışmalı olmaya devam ettiğini göstermektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/790, K. 2015/146Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Taksirle iki kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan sanık A.. G.. hakkında açılan kamu davasının yargılaması sonucunda, Bağcılar 1. Asliye Ceza Mahkemesince 03.06.2005 gün ve 2457-282 sayı ile; 765 sayılı TCK'nun 455/2-son. maddesinde yer alan atılı suçun 5237 sayılı TCK'nun 85/2. maddesinde düzenlendiği ve anılan maddeye ilişkin delillerin takdir ve değerlendirilmesinin ağır ceza mahkemesinin görevi dahilinde olduğundan bahisle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesince 28.12.2007 gün ve 269-425 sayı ile; sanığın 765 sayılı TCK'nun 455/2-son ve 59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 18 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 2918 sayılı Kanunun 119/2. maddesi uyarınca sürücü belgesinin bir ay süre ile geri alınmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 15.02.2011 gün ve 3357-828 sayı ile;
"…Hükümden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik CMK'nun 231. maddesindeki 'hükmün açıklanmasının geri bırakılması'na ilişkin düzenleme karşısında; suçun niteliği, hükmolunan cezanın süresi gözetilip dosyada bulunan adli sicil kaydı da değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda 15.12.2011 gün ve 138-381 sayı ile; sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 21.03.2013 gün ve 33483-7059 sayı ile;
"Sanık A.. G..'in kullandığı ticari taksiye, daha önceden tanıdığı ve hakkındaki hüküm kesinleşen E..ın yolcu olarak bindiği ve belirli süre seyir etikten sonra, aracı kullanmak isteğini ısrarlı şekilde sanık A.. G..'e ilettiği, bunun üzerine aracın direksiyonuna Erhan'ın geçtiği, sanık Ali'nin de ön koltuğa oturduğu, saat 17.30 sıralarında, meskun mahalde, çift yönlü yolda seyir halinde iken, ehliyetsiz sürücü Erhan'ın aracın direksiyon hakimiyetini kaybedip kaldırımda bulunan ölenler ve katılan Yasin'e çarparak, 2 kişinin ölümüne 1 kişinin yaralanmasına neden olduğu olayda, E..'ın araç kullanmayı bilmediğine dair bir tespit yapılmamış olması karşısında, sanık aracın kullanılmasına izin vermesi şeklindeki eylem ile meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağı bulunmadığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,
Daire Üyeleri M. A. ve İ. E.;
“Ticari taksi sürücüsü olan sanık A.. G..’in, aracına müşteri olarak aldığı arkadaşının ısrarı üzerine ticari taksiyi kullanmasına müsaade ederek, trafik kazasına sebebiyet vermesi sonucu iki kişinin öldüğü, bir kişinin yaralandığı olayda, sanığın kusurlu olduğu gerekçesiyle mahkumiyetine dair hüküm dairemizce 'Sanığın aracı diğer sanığa vermesi ile meydana gelen eylem arasında illiyet bağı bulunmadığından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi' gerekçesiyle bozulmuştur.Biz aşağıdaki gerekçelerle hükmün onanması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz.
1- Olayın suç tarihi 7.5.2000'dir. Bu tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunumuza göre taksirin tanımı yapılmamış, ancak taksirin başlıca şekilleri açıklamıştır. Bunlar;
a) Tedbirsizlik,
b) Dikkatsizlik,
c) Meslek ve sana'atta acemilik,
d) Nizamat, evamir ve talimata riayetsizlik olarak gösterilmiştir.
Bunlardan tedbirsizlik, özensizce davranmak, belirli bir neticenin meydana gelmesine engel olabilecek gerekli önlemleri almadan ihmali bir tutum sergileyerek veya icrai bir davranışında kişileri özenli ve tedbirli olmaya zorlayan bir hukuki yükümlülüğe uyulmayarak, bu eylemle uygun nedensellik bağı kurulabilen somut bir olayda bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına neden olunması anlamına gelen bir taksir biçimidir.
Tedbirsizliğin taksir biçimi olarak sorumluluğa esas alınabilmesi için somut olayda faili tedbirli davranmaya zorlayan bir hukuki yükümlülüğün bulunması gerekir. Diğer yandan, tedbirsizliğin bulunup bulunmadığı değerlendirilirken, alınması gerekli önlemlerin nelerden ibaret olabileceğinin de belirlenmesi gerekir. Yargıtay, hukuki yükümlülüğü bulunan kimselerin tedbirsizliği bulunup bulunmadığını, yöredeki yaşam koşulları, çevrenin sosyoekonomik yapısı, örf ve adet, sanıkların eğitim ve kültür düzeyleri ile uğraşılarına göre değerlendirip somut olayda öngörülebilirlik unsurunun (nedensellik bağının) bu koşullara göre belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir.
2- Sanık ticari taksi sürücüsüdür. Ticari taksi sürücüsü olması sebebiyle de sürücü belgesi vardır. Bu ve diğer özel şartları taşıdığı için şehir içinde ticari taksi kullanmasına izin verilmiştir. Dolayısıyla araç kullanırken tedbirli davranıp, aracının aynı zamanda başkaları tarafından kullanılmasına da müsaade etmeyerek, daha dikkatli ve tedbirli olması, 5237 sayılı TCK anlamında dikkat ve özen yükümlülüğüne uyması gerekirdi. Sanık zorunlu bir durum olmamasına rağmen tedbirsiz davranıp, özen yükümlülüğüne uymayarak, aracını kaza yapan ve mahkum olan, sürücü belgesi olmayan diğer sanığa vermekle kusurludur. Diğer sanık ta, tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslek ve sana'atta acemilik, sonucu meydana getirdiği trafik kazasında kusurludur. Sanığın bu aracı kaza yapan diğer sanığa vermekle de uygun illiyet bağı oluşmuştur. Dolayısıyla sanığın kusurlu olduğu ve dikkat ve özensiz hareketi ile olay arasında da illiyet bağı bulunduğundan sorumludur.
Açıklanan bu nedenlerden dolayı, mahalli mahkemenin mahkumiyet kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmıyoruz” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
Yerel mahkeme ise 30.09.2013 ve 225-294 sayı ile;
"…Olay tarihinde sanık A.. G..’in sürücü belgeli ticari taksi şoförü olduğu ve ……… plakalı ticari taksiyi kullandığı, suç tarihi olan 07.05.2000 günü saat 17.00 sıralarında kullandığı ticari taksiyle Bağcılar’da seyrederken daha önceden tanıdığı diğer sanık E.D. ile karşılaştığı, sanık E..’ın kendisini Parsellere götürmesini istediği ve araca bindiği, birlikte B.. Meydanına yaklaştıkları sırada sanık E..ın aracın direksiyonuna geçip kullanmak için sürücü sanık A.. G..’den izin istediği ve yalvardığı, onu kıramayan A.. G..’in aracın şoför mahallinden çıkıp sağ ön koltuğa geçtiği ve aracın şoför mahalli ile direksiyonunu sanık E..a verdiği, sanık E..’ın kullandığı araçla seyrederken saat 17.30 sıralarında Bağcılar Meydanına geldikleri sırada çok hızlandığı, ..üzerinde çok hızlı bir şekilde seyrederken meslek ve sanatta acemi oluşu nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek yaya kaldırımında market önünde oturan mağdur Y.. A.. ile maktuller Z… ve F.. K..’e çarpmak suretiyle Y.. A..’nın yaralanmasına ve Z…. ile F.. K..’in ölümüne neden olduktan sonra aracı olay yerinde bulunan elektrik direğine çarptığı ve bu şekilde aracın durmasını müteakip sanık E….ın aracı terk edip kaçtığı ve sanık A.. G..’in aracın sağ ön koltuğunda bulunduğu sırada olay yerine gelen tanık M…. tarafından çıkarıldığı, olayın vukuunda sanık A.. G..’in sevk ve idaresindeki aracı meslek ve sanatta acemi olan sanık E….. kullandırmak suretiyle olayın vukuunda 2/8 oranında kusurlu olduğu ve E…..n yönetimindeki araçla meskun mahalde süratli ve kontrolsüz şekilde seyrettiği sırada sevk ve idare hatası ile direksiyon hakimiyetini kaybederek aracın yol dışı kalmasına sebebiyet vererek dikkatsiz, tedbirsiz ve nizamlara aykırı davranışları nedeniyle olayın vukuunda 6/8 oranında kusurlu olduğu anlaşılmış olup bu suretle sanık A.. G..'in taksirle iki kişinin ölümüne sebebiyet verdiği sabit olduğundan eylemine uyan ve lehine olan 765 sayılı TCK'nun 455/2-son, 59/2, 40. maddeleri uyarınca tecziyesine ve hakkında 2918 sayılı yasanın 119/2. maddesinin tatbikine karar verilmesi gerekmiştir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.12.2014 gün ve 166075 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık E.. hakkında taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleştiğinden inceleme, sanık A.. G.. hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; iki kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda sanığın kusurunun bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak birden fazla kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Taksi şoförü olan sanığın, olay günü saat 17.30 sıralarında kullandığı taksiye, önceden tanıdığı ve hakkında aynı suçtan verilen mahkûmiyet hükmü onanmak suretiyle kesinleşen sanık E….yolcu olarak aldığı, sanığın trafikte seyrederlerken ısrarla aracı kullanmak isteyen sürücü belgesiz sanık E…. direksiyona geçmesine müsaade ettiği, kendisinin de sağ ön koltuğa oturduğu, sanık E…'ın 7 metre genişlikte, çift yönlü, asfalt kaplamalı düz yolda, görüşün açık olduğu meskun mahalde aracın direksiyon hakimiyetini kaybederek yaya kaldırımına çıkıp kaldırımda oturan Y.. A.., Z….. ve F.. K..'e çarparak F.. ile Z… ölümüne, Y… ise 120 gün mutad iştigaline engel teşkil edecek şekilde yaralanmasına sebep olduğu, sürücü koltuğundaki E..n kazadan sonra olay yerinden kaçması ve ancak 1,5 ay sonra yakalanabilmesi nedeniyle kaza esnasında alkollü olup olmadığı ya da uyuşturucu madde kullanıp kullanmadığına dair bir tespitin yapılamadığı,
Yerel mahkemece yapılan keşifte atanan Karayolları Trafik Uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen 31.05.2000 tarihli raporda; sanık Erhan'ın ehliyeti olmadığı halde aracı kullanarak ayrıca meskun mahalde normalin altında bir hızla seyretmesi gerekirken süratli olmasından dolayı direksiyon hakimiyetini de kaybederek sebep olduğu kazada 6/8 oranında; sanık Ali'nin ise aracını sürücü belgesine sahip olmayan kişiye vererek meskun mahalde kullanmasına müsaade etmesi nedeniyle olayın meydana gelmesinde 2/8 oranında kusurlu olduğu, ölen ve yaralanan diğer şahısların ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı görüşüne yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 17.10.2000 tarihli raporda ise; dosyada yer alan 31.05.2000 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranlarının oluşa uygun olduğu, buna göre; diğer sanık E….ın yönetimindeki araçla meskun mahalde süratli ve kontrolsüz şekilde seyrettiği, sevk ve idare hatası ile direksiyon hakimiyetini kaybederek aracın yol dışı kalmasına sebebiyet verdiği, dikkatsiz, tedbirsiz ve nizamlara aykırı davranışları ile olayda 6/8 oranında, sanık Ali'nin ise sevk ve idaresindeki aracı meslek ve sanatta acemi olan kişiye kullandırtarak olayın meydana gelmesine zemin hazırladığı ve bu nedenle 2/8 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Kazada yaralanan katılan Y.. A..; arkadaşlarıyla kaldırımda oturup sohbet ederken bir taksinin süratle gelerek kendilerine çarptığını, kendisinin yolun karşı tarafına fırladığını, araçta iki kişinin olduğunu gördüğünü belirtmiş,
Tanık M… kazanın meydana geldiği yerin iki apartman gerisindeki kaldırımda dururken ticari taksinin süratle önünden geçip 20-30 metre sonra kaldırımda bulunan gençlere çarptığını, kazadan sonra direksiyon mahallinde bulunan şahsın kaçtığını, sanık Ali'nin ise araçtan çıkmaya çalıştığını ve kendisinin yardımıyla sıkıştığı yerden çıktığını beyan etmiş,
Tanık N…..; ticari taksi şoförü olduğunu, olay günü yorgun olduğu için aracı sanığa çalıştırması amacıyla verdiğini, kaza esnasında aracı kimin kullandığını bilmediğini anlatmış,
Hakkında verilen mahkumiyet kararı Özel Daire onama ilamıyla kesinleşen sanık E….n; olay günü aracı kendisinin kullanmadığını, şoförlüğünün olmadığını, diğer sanık Ali aracı kullanırken kazanın meydana geldiğini, kendisinin de korkarak olay yerinden kaçtığını dile getirmiş,
Sanık ise; ticari taksisiyle giderken yolda gördüğü ve daha önceden tanıdığı diğer sanık Erhan'ı aracına aldığını, bir süre sonra sonra Erhan'ın kendisinden aracı istediğini, başlangıçta karşı çıktığını ancak Erhan'ın ısrar etmesi üzerine aracı verdiğini, kendisinin de sağ ön koltuğa oturduğunu, E…'ın seyir halindeyken hızını arttırınca aracın hızını düşürmesini istediğini, aracın yolda zikzak çizmeye başladığını, bu sırada el frenini çekmeye çalışırken Erhan'ın kaldırımda oturan çocuklara akabinde elektrik direğine çarptığını, kazadan sonra araçtan inerek olay yerinden kaçan Erhan'ın alkollü veya haplı olup olmadığını, ehliyetinin bulunup bulunmadığını bilmediğini, ancak daha önce araba kullandığını gördüğünü ve bildiğini savunmuştur.
765 sayılı TCK'nun 45. maddesi cürümlerde kastın aranacağı kuralını koyduktan sonra bu kuralın istisnası olarak "failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır" demek suretiyle, kast olmaksızın da bir kimsenin taksirli davranışı nedeniyle cezalandırılabileceğini kabul etmiştir. Ancak 765 sayılı TCK'nda taksirin tanımı yapılmamış, bazı hükümlerde "tedbirsizlik", "dikkatsizlik", "meslek ve sanatta acemilik", "nizama, emir ve talimatlara aykırılık" taksirli kusurluluk halleri olarak belirtilmiştir.
5237 sayılı TCK'nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde de “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç kural olarak; ancak kastla işlenebilecekken, kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.02.2014 gün ve 10-80, 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere taksirin unsurları;
1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin istenmemesi,
4- Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5-Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Uyuşmazlığa konu olayda, diğer şartların gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, 4. bentte yer alan hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması ve 5. bentte bulunan neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
Taksirle gerçekleştirilen bazı eylemlerin suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hale gelen toplum hayatı içinde daha dikkatli davranmalarının temin edilmesi amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübesinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen görevini ihlal eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden söz edilemek için de failin hareketi ile meydana gelen netice arasında nedensellik bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması aranmıştır.
"Neden" kavramı, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; "Bir olayı ve durumu gerektiren, doğuran başka olay veya durum, sebep" şeklinde, "neden olmak" ise, "bir şeyin olmasına veya ortaya çıkmasına yol açmak, sebep olmak" biçiminde tanımlanmaktadır. Buradan hareketle "nedensellik" kavramı, neden sonuç ilişkisi ya da sonuç ile bu sonuca neden olan olgu veya durum arasındaki bağlantı olarak açıklanabilir.
Nedensellik bağı, suçtan failin sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan, maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurlarından maddi unsur içerisinde yer almaktadır. Neticeli tüm suçlar bakımından araştırılması gerekli olan "nedensellik bağı", ceza hukukunda, bu kavramın mahiyeti gereği, suçun kanuni tanımında neticeye yer verilmiş olması halinde failin fiili ile netice arasında sebep-sonuç ilişkisini kuran bir bağ anlamına gelmektedir. Failin yapmak veya yapmamak şeklindeki eylemi sonucunda dış dünyada bir zarar veya tehlikenin meydana gelmiş olması halinde nedensellik söz konusu olacaktır. Doğaldır ki yapılan her hareket dış dünyada bir veya birden fazla neticeye sebebiyet verebilir, ancak dış dünyada vuku bulan her netice değil suçun kanuni tanımında belirtilmiş olan netice nazara alınacaktır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s.121; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s.235 vd.)
Nedensellik bağına ilişkin gerek 765 sayılı TCK'nda gerekse 5237 sayılı TCK'nda genel bir hüküm bulunmamakta olup konu öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. Öğretide nedensellik bağı çeşitli teorilerle açıklanmaktadır. Öğretide hakim olan şart (şartların eşitliği ya da doğal nedensellik) teorisinde; netice bir çok şartın bir bütün oluşturarak meydana gelmesiyle oluştuğundan ve bunlardan birisinin bulunmaması neticenin gerçekleşmesini engelleyeceğinden, bu şartlardan birisini gerçekleştiren failin hareketi ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağı vardır. Uygun sebep (kuralcı nedensellik) teorisinde; bir hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunduğunun kabul edilebilmesi için, hareketin o neticeyi meydana getirmeye uygun bir hareket olması gerekmektedir. Objektif isnadiyet teorisinde ise; şart teorisi anlamında hareketinin verdiği netice, ancak hareketin suçun konusu üzerinde hukuken tasvip edilmeyen bir tehlike veya risk yaratması ve kendini tipik olan neticeye yansıtması halinde objektif olarak faile yükletilebilir.(Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s.123-131; Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Bası, s.256-268; M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Bası, s.250-258, 262-267; Berrin Akbulut, Tıp Ceza Hukukunda Nedensellik Bağı, Tıp Ceza Hukukunun Güncel Sorunları Konulu Türk-Alman Tıp Hukuku Sempozyumu, Türkiye Barolar Birliği Yayınları, 2008, s. 222-234) Bununla birlikte objektif isnadiyet teorisinin bir nedensellik teorisi olmayıp bir değerlendirme teorisi olduğu da öğretide belirtilmektedir.(Veli Özer Özbek, TCK İzmir Şerhi, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006, 3. bası, s.321)
Günümüz modern ceza hukuku anlayışında nedensellik bağının belirlenmiş olması tek başına failin cezalandırılması için yeterli olmayıp ayrıca gerçekleşen neticenin failin eseri olup olmadığının diğer bir ifadeyle ortaya çıkan neticenin belirli bir kişiye objektif olarak isnadının mümkün olup olmadığının tespit edilmesi de gerekmektedir. Olayda öncelikle şart teorisine göre nedensellik bağı ortaya konulmalı, sonrasında gerçekleşen neticenin faile isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır. Objektif isnadiyet, neticenin belirli bir insanın eseri olarak görülüp görülemeyeceği anlamına gelmektedir. Eğer meydana gelen netice, üçüncü kişinin veya bir rastlantının eseri ise faile isnat edilemeyecektir. Bu nedenle netice, insanın hükmedebileceği alanın dışında kalıyorsa hukuken önemli olan bir tehlike ya da risk bulunmamaktadır. Hükmedilebilirlik, neticenin önemli oranda idare edilebilirliği anlamına gelmekte olup, fail hukuken önemli bir tehlike ya da risk oluştursa bile, olayın tamamen hayatın olağan akışının ve genel hayat tecrübelerinin dışında kalması nedeniyle beklenebilir değilse, netice faile yüknemeyecektir. Tıbbi müdahaleler örneğinde olduğu gibi bazı davranışlar "izin verilen risk" ya da "riziko" çerçevesinde yapılmaktadır. Hareketin izin verilen risk kapsamında gerçekleştirilmiş olması durumunda netice faile objektif olarak isnat edilemeyecektir. Keza gerçekleşen netice failin hareketiyle tesadüfen birleşen başka sebeplerden meydana gelmiş ise bu durumda da neticenin faile isnat edilmesinden bahsedilemeyecektir. Bunun gibi, sonradan gerçekleştirilen bir fiilin önceden gerçekleştirilmiş fiilin neticeye ulaşmasını engellemesi durumunda da önceki eylemi gerçekleştiren faile neticenin isnat edilmesi mümkün olmayacaktır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s.128-131; M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 8. Bası, s.262-267; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalaet Yayınevi, Ankara 2010, s. 237; Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu(Yayınlanmamış doktora tezi) Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s.111-112)
Nedensellik bağı, öğretideki görüşlere göre hukuki bir kavram değil mantıki (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul 2014, 8. Bası, s.255) ya da doğal bir olgudur. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Bası, s.171-173) Bu anlamda, dış dünyada gerçekleşen sonuç ile bu sonucu doğuran sebep arasındaki nedensellik bağı doğa bilimleri bağlamında değerlendirilmeli ve hayat tecrübelerimizle mantığımıza göre belirlenmelidir.
Nedensellik bağının tespiti, tabiatıyla genellikle neticeli suçlar şeklinde düzenlenmiş bulunan taksirli suçlar bakımından da gereklidir. Taksirle işlenen suçtan kaynaklanan netice failin hareketi olmasaydı gerçekleşmeyecek denilebiliyorsa bu durumda nedensellik bağının varlığı kabul edilir. Örneğin ölüm neticesi failin taksirli hareketine bağlı olarak gerçekleşmiş ise diğer bir deyişle failin taksirli hareketi olmasaydı ölümün gerçekleşmeyeceği sonucuna varılıyorsa başka bir ifadeyle ölüm failin eseriyse bu takdirde failin fiili ile netice arasında nedensellik bağının var olduğu kabul edilecektir. Taksirli suçlarda aranacak olan objektif isnat edilebilirlik, dikkat ve özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda neticeye neden olunmasıdır. Fail gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı netice gerçekleşmeyecekti denebilirse bu takdirde netice faile isnat edilebilecektir. Taksirli suçlarda netice sadece failin eyleminden kaynaklanmış ise nedensellik bağının belirlenmesi kolay ise de, mağdurun veya üçüncü kişilerin neticeye katkıda bulunduğu durumlarda bu bağın belirlenmesinde çeşitli zorluklar olacağı muhakkaktır.
Bu hususa ilişkin olarak öğretide; "Dış dünyada meydana gelen değişikliğin (neticenin) bir kimseye yüklenebilmesi ve dolayısıyla onun sorumlu olabilmesi, söz konusu neticenin o kimsenin hareketinden meydana gelmesine bağlıdır. Diğer bir deyişle hareket ile netice arasında bir nedensellik bağı, bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Nedensellik bağlantısı yoksa neticenin faile yüklenebilmesi mümkün değildir. Tipiklikte hareketten ayrı neticenin arandığı suçlarda neticenin gerçekleştiğinin tespiti yeterli olmayıp ona sebebiyet veren fiilin de tespiti gerekir. Tipe uygun hukuka aykırı fiilin icrasının, failin gerçekleştirilmesi için yeterli olduğu sırf hareket suçlarında nedensellik bağının araştırılması gerekmez. Ceza hukuku sadece suç tipinde yer alan neticeyi göz önüne alır" (M.Emin Artuk-Ahmet Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Baskı, Ankara 2014, sayfa 249) şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.
Nedensellik bağı hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel bilgi ile çözümlenebiliyorsa bu bağlantı hakim tarafından ortaya konulmalı, uzmanlık veya teknik ya da özel bilgi gerektiren bir hususta ise bu bağ bilirkişiden görüş alınarak tespit edilmelidir.
Nedensellik bağına ilişkin bu açıklamalardan sonra neticenin öngörülebilir olması şartı üzerinde durulmalıdır. Taksirin unsurlarından birisi de neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olmasıdır. 5237 sayılı TCK'nun 22. maddesinin gerekçesinde; "Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, 'gerekli dikkat ve özen' yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.
Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir…
Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak varolan dikkat, özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır" açıklamalarına yer verilmiştir.
Taksirli suçun kanuni tanımında yer alan unsurların özellikle neticenin fail tarafından öngörülmeyerek davranışın gerçekleştirilmesi durumunda taksirden bahsedilebilecektir. Fail özenli davranış kurallarına aykırı davranıp gerekli dikkat ve özeni göstermediğinden kanuni tipikliğin gerçekleşeceğini öngörememektedir.
Neticenin öngörülebilir olması, failin yaptığı davranışın bir neticeye sebebiyet verebileceğinin veya bir neticeyi meydana getirme ihtimali bulunduğunun bilinebilme imkanıdır. Gerçekleştirilen bir fiil nedeniyle neticenin meydana gelebilme imkân ve ihtimali varsa öngörülebilirliğin bulunduğu kabul edilecektir. Neticenin öngörülebilir olması, taksirin hem unsurunu hem de sınırını oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle taksiri, kaza ve tesadüften öngörülebilirlik ayırmaktadır. Hiç kimse tarafından öngörülemeyecek bir neticenin söz konusu olduğu durumlarda dikkat ve özen yükümlülüğünden dolayısıyla taksirden bahsedilebilmesi mümkün değildir. Neticenin öngörülebilir olması ile failin neticeyi öngörebilir yetenekte bulunması arasında fark vardır. Neticenin öngörülebilmesi, failin niteliklerine, yeteneklerine, eğitim durumuna veya uzmanlık alanına göre değil objektif olarak ve failden bağımsız şekilde ortalama seviyedeki bir insanın öngörme yeteneğine göre tespit edilmelidir. Eğer objektif olarak neticenin öngörülebilmesi, ortalama bir insanın öngörebilirliği dışında ise bu takdirde neticenin öngörülebilirliğinden bahsedilemeyecektir. Örneğin; tıbbi bir eylem nedeniyle taksirli davranışının bulunup bulunmadığı araştırılan bir doktor bakımından örgörülebilirlik, ortalama bir doktorun eğitimine ve yeteneğine göre objektif olarak belirlenmelidir. Burada öngörülebilecek netice, failin iradi hareketinin sebep olabileceği netice veya neticelerden başkası değildir. Failin öngörebilme yeteneği ise, failin yaşı, zekası, eğitimi, yetenekleri ve uzmanlık alanına göre subjektif olarak belirlenebilecek farklı bir husustur. (Nebahat Kayaer, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir 2012, s.287-288) Failin neticeyi öngörmesi veya öngörememesi taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayrımı oluşturmaktadır.
Nitekim bu husus öğretide de; "Öngörülebilirlik, hukuk normları veya genel tecrübe tarafından emredilen özene uyulduğunda tipikliğini gerçekleşmesinin somut olarak müşahede edilebileceğini ve dolayısıyla bundan kaçınılabileceğini ifade etmektedir. Gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanuni tanıma uygun fiilin gerçekleşeceği öngörülmemiştir. Neticenin öngörülebilirliği, kişilere yüklenen dikkat ve özen yükümlülüğünün tabii bir sonucu olmaktadır. Öngörülebilirlik objektif olarak belirlenmelidir. Zira bir kimse yalnızca öngörülebilir neticeler bakımından sorumlu olabilecektir. Bu nedenle hakim görüş taksirli neticeli suçların haksızlığı bakımından, failin içinde bulunduğu toplum çevresine ait ortalama yetenekteki bir kişinin neticeyi öngörüp öngörmeyeceğini aramaktadır. Şayet netice ortalama bir insanın objektif öngörülebilirliğinin dışında bulunuyorsa, taksirli suçun tipiklik unsuru gerçekleşmiş olmaz." (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuk Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 7. Baskı, Eylül 2014, sayfa 201) şeklinde ifade edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Ticari taksi sürücüsü olan sanık A.. G..'in trafikte seyir halinde iken daha önceden tanıdığı, sürücü belgesi bulunmayan ve ısrarla direksiyona geçmek isteyen sanık Erhan Duman'ın aracı kullanmasına izin verdiği, kendisinin de sağ ön koltuğa oturduğu, bir süre sonra sanık Erhan'ın meskun mahalde aşırı hız yapması, sevk ve idare hatası nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek kaldırıma çıkıp iki kişinin ölümüne ve bir kişinin de yaralanmasına sebep olduğu somut olayda; hakkında verilen mahkumiyet kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen sanık Erhan'ın sürücü belgesi bulunmadığı halde aracı kullanması ve yerleşim birimleri içinde hızını trafik akışına uydurmayarak direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle asli, sanık Ali'nin ise ticari taksi şoförü olmasına ve trafikte seyir halindeyken aracın kullanımını diğer sanığa bırakmasında zorunlu bir durum bulunmamasına rağmen dikkatsiz ve tedbirsizce davranarak ehliyetinin olup olmadığını kontrol etmediği ve araç kullanma konusunda yeterli tecrübesi olduğunu bilmediği diğer sanığın etrafta yayaların bulunduğu meskun mahalde aracı kullanmasına müsaade etmesi ve hızlı gitmesine engel olmaması nedeniyle tali kusurlu olduğu, taksirli davranışları ile netice arasında nedensellik bağının da bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla somut olayda kusuru bulunan sanığın mahkumiyetine ilişkin yerel mahkeme direnme hükmü isabetli olup onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi N. M.; "İnceleme konusu dosyada, sanık Erhan D..’ın aracın direksiyonuna geçip kullanmak için sürücü sanık A.. G..’den izin istediği ve yalvardığı, onu kıramayan A.. G..’in aracın şoför mahallinden çıkıp sağ ön koltuğa geçtiği ve aracın şoför mahalli ile direksiyonunu sanık Erhan Duman’a verdiği, sanık Erhan D..’ın kullandığı araçla seyrederken çok hızlandığı, 30/4 nolu sokak üzerinde çok hızlı bir şekilde seyrederken meslek ve sanatta acemi oluşu nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek yaya kaldırımında market önünde oturan mağdur Y.. A.. ile maktuller Z..G.. ve F.. K..’e çarpmak suretiyle Y.. A..’nın yaralanmasına ve Z..G.. ile F.. K..’in ölümüne neden olduğu anlaşılmış, mahkemece her iki sanığın mahkumiyetine karar verilmiştir.
12. Ceza Dairesi, kararı 'Sanık A.. G..'in kullandığı ticari taksiye, daha önceden tanıdığı ve hakkındaki hüküm kesinleşen E… yolcu olarak bindiği ve belirli süre seyir etikten sonra, aracı kullanmak isteğini ısrarlı şekilde sanık A.. G..'e ilettiği, bunun üzerine aracın direksiyonuna Erhan'ın geçtiği, sanık Ali'nin de ön koltuğa oturduğu,saat 17.30 sıralarında, meskun mahalde, çift yönlü yolda seyir halinde iken, ehliyetsiz sürücü E….n aracın direksiyon hakimiyetini kaybedip kaldırımda bulunan ölenler ve katılan Yasin'e çarparak, 2 kişinin ölümüne 1 kişinin yaralanmasına neden olduğu olayda, E….'ın araç kullanmayı bilmediğine dair bir tespit yapılmamış olması karşısında, sanık A…. aracın kullanılmasına izin vermesi şeklindeki eylem ile meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağı bulunmadığından, sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği halde yazılı şekilde hüküm kurulması…' isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozma kararı vermiştir.
Mahkeme sanık Ali'nin mahkumiyetine ilişkin hükmünde direnmiştir.
TCK’nın 22/2. maddesinde tanımlandığına göre taksir, 'dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.'
Bir kimsenin taksir sorumluluğunun bulunduğunun kabulü için, öngörülebilir bir sonucun, kişinin dikkatsizliği veya özensizliği nedeniyle öngörülememesi ile meydana gelmiş olması gerekir. Diğer deyişle sonucun oluşmasına yol açan, dikkatsiz ve özensiz davranan kişidir. Bir kimsenin dikkatsiz ve özensiz davranmasına bir başka kişi yol açmışsa onun da sorumluluğundan söz edilebilir. Ancak bu ayrımın dikkatli bir inceleme sonucu yapılması gerekmektedir.
Araç kullanan şoförün dikkatini dağıtan eylemlerde bulunan araç içindeki kişinin, taksir sorumluluğundan bahsedilebilmesi için şoförün her ne yaparsa yapsın sonuca engel olamaması gerekir. Dikkat ve özen yükümüne uygun hareket etseydi muhtemel sonuca engel olabilecek idiyse sadece şoförün sorumluluğu vardır.
Taksir sorumluluğunda asıl olan, sonuca neden olan icrai ya da ihmali davranışı gerçekleştiren kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüdür. Dikkat ve özen yükümlülüğünün gösterilmesini etkileyen bir başka kişi ya da hal varsa bu durumda yarışan (müterafik) kusurlardan söz edilir.
Aracını bir başkasına veren kişinin sorumluluğunun belirlenmesinde, sonuca neden olan kişinin sürücü belgesinin olmaması değil, sürmeye ehil olup olmadığı göz önünde tutulmalıdır. Aşırı derece sarhoş olan, uykulu ya da baygın halde bulunan, yaşı çok küçük olduğu halde kullanması için çocuğuna aracını veren kişinin dikkat ve özen yükümüne aykırı hareket ettiği ve sonuçta taksir sorumluluğuna sahip olduğu kabul edilebilir. Ancak sadece sürücü belgesinin olmaması, taksir sorumluluğunun dayanağı olarak kabul edilemez.
Aksi takdirde, her ehliyeti bulunmayan kişinin taksirli eylemlerde potansiyel suçlu olarak kabulü, her sonuçtan taksirle sorumlu tutulmasını ve gerçekleşecek bütün sonuçların ehliyetsizliğe bağlanmasını gerektirir. Oysa taksirli suçlarda değerlendirilmesi ve tartışılması gereken, ehliyetsizlik değil, sürücü belgesi olsun ya da olmasın kişinin dikkat ve özen yükümüne aykırı davranışlarla sonuca neden olup olmadığıdır. Sürücü belgesi olsun ya da olmasın bir kimseye aracını veren kişinin dikkat ve özen yükümüne aykırı davranışı saptanamamışsa, gerçekleşen sonuca ilişkin sorumluluğu ve nedensel (illiyet bağı kurulabilen) davranışının varlığı da kabul edilemez. Yeter ki kişinin görünümünden alkollü olma, sarhoşluk, uyku veya uyuşturucu ya da bir ilaç etkisinde bulunma veya küçük yaşta olma veya araç süremediğinin kesinlikle bilinmesi vb. gibi hallerinden dolayı araç kullanamayacağı anlaşılamamış olsun.
Sürücü ehliyeti, kişinin araç kullanmaya yetkili olduğunu gösteren belgedir. Sürücü belgesi olmadığı halde kişi çok mükemmel araç sürebileceği gibi, sürücü belgesi olan kişilerin mutlak surette çok iyi araba sürebileceği de iddia edilemez. Taksirle oluşan kazaların çoğunun ehliyetli sürücüler tarafından gerçekleştirildiği de bilinmektedir. Dolayısıyla taksirli suçlarda, ehliyet belgesinin değil, sonuca neden olan kişinin dikkat ve özen yükümüne aykırı hareketleri ya da çok büyük olasılıkla istenmeyen bir sonuca yol açabileceği öngörülen kişiye aracını veren veya kullandıran kişinin dikkatsizlik ve özensizliğinin, sorumluluğun belirlenmesinde esas alınması gerekmektedir.
Ehliyetsiz araç kullanma veya kullandırma idari para cezasını gerektiren bir kabahattir. Dayanağını 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 36. Maddesinde bulur. Bu maddeye göre 'Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi yasaktır. Sürücü belgesi olmayanların, …araç kullanarak trafiğe çıktıklarının tespiti hâlinde, bu kişilere 1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden aynı miktarda idari para cezası verilir.' Sürücü belgesine sahip olsun ya da olmasın dikkat ve özen yükümüne aykırı davranışlar nedeniyle öngörülebilir bir sonucu öngöremeyen ve istenmeyen sonucun meydana gelmesine yol açan kişi ise, dikkat ve özen yükümüne uyulmamasının ağırlığına göre cezalandırılır.
Aksi takdirde yaşı küçük çocuğunun masanın üzerinde bulunan otomobil anahtarını alıp velisinin izni olmadan araç kullandığı sırada yaptığı kazadan dolayı, baba ve annenin otomobil anahtarını saklamamak suretiyle dikkat ve özen yükümüne uymamasından cezalandırılması gerekir. Öte yandan kullanması ya da öğrenmesi için ehliyetsiz çocuğuna aracını veren ve yanında bulunmayan babanın ceza sorumluluğunun varlığı kabul edilirse, bu sorumluluk taksir değil, bilinçli taksir sorumluluğudur. Zira öngörülebilen sonuç istenmemesine rağmen dikkat ve özen yükümüne aykırı davranış bilerek gerçekleştirilmekte ve sonuca neden olunmaktadır.
İnceleme konusu olayda kamu davası, sanık Ali'nin ehliyetsiz kişiye oto kullandırıp Sanık Erhan’ın süratli oto kullanarak kazaya sebebiyet verdiği iddiasıyla açılmış mahkeme kararının gerekçesinde bu hususlar hiç tartışılmamış, 12. Ceza Dairesinin iki üyesinin karşı oyunda ise, 'Sanık zorunlu bir durum olmamasına rağmen tedbirsiz davranıp, özen yükümlülüğüne uymayarak, aracını kaza yapan ve mahkum olan, sürücü belgesi olmayan diğer sanığa vermekle kusurludur.' ifadelerine yer verilmiş, sürüş yeteneği bulunmayan ve bulunmadığı bilinen kişiye araç vermek değil, sürücü belgesi olmayan sanığa araç verilmesi suretiyle meydana gelen sonuçtan aracı verenin taksir sorumluluğunun bulunduğu belirtilmiştir.
Taksirli suçlarda iştirak kurumunun bulunmadığı, yarışan (müterafik kusur) kusurluluğun hükme dayanak yapılabileceği, aracı sürücü belgesi olmayan kişiye veren veya sürdüren kişinin hukuki sorumluluğunun mevcut olduğu, ancak cezai sorumluluğun, bu dosya içeriğine göre, direnme kararında ve Dairenin karşı oylarındaki gibi sanığın 'ehliyetsiz kişiye araç vermesi nedeniyle sonuçtan da dikkat ve özen yükümüne aykırılıktan sorumlu tutulması gerektiği ilkesi'ne dayanılarak belirlenemeyeceği, dosyaya yansıyan, aracı sürmekte olan ve kazaya yol açan diğer sanık Erhan’ın aracı kesinlikle süremeyeceğine ilişkin dışa yansıyan veya sanık Ali tarafından bilinen bir halinin bulunmadığı ve sürüş sırasında yapılan hız nedeniyle ölümlü sonucun meydana geldiği gözetildiğinde sanık Ali'nin mahkumiyetine ilişkin direnme kararının bozulmasının gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun direnme kararının yerinde olduğu kanaatine katılamıyorum." düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan yirmi Genel Kurul Üyesi de; "Hareket ile netice arasındaki illiyet bağının kesintisiz, neticeye uygun, neticenin meydana gelmesine elverişli ve doğrudan olması durumunda sorumluluğun söz konusu olacağı, somut olayda sanık Ali'nin diğer sanığa aracı kullanması amacıyla verdiği anda illiyet bağının kesildiği, salt ehliyetsiz olan diğer sanığa aracın kullanımının terk edilmesinin tedbirsiz veya dikkatsiz davranış olarak nitelendirilemeyeceği, sanığın kendi hareketinden kaynaklanmayan bir sonuçtan sorumlu tutulamayacağı, bu nedenle yerel mahkeme direnme hükmünün bozulması gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Usul ve kanuna uygun olan Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.09.2013 gün ve 225-294 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.04.2015 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 05.05.2015 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Taksirin Hukuki Tanımı ve Unsurları
TCK m. 22/1 uyarınca taksirle işlenen fiiller ancak kanunun açıkça öngördüğü hallerde cezalandırılır. Aynı maddenin ikinci fıkrası taksiri; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi şeklinde tanımlar. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2014/790, K. 2015/146 sayılı kararında taksirin beş unsuru şu şekilde sayılmıştır: suçun taksirle işlenebilen bir suç olması, hareketin iradi olması, neticenin istenmemesi, hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 22Kaynağı aç
hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir
davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek
gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi
istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır;
bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna
göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi
kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı
belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin
kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz
kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir
halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Netice sebebiyle ağırlaşmış suç
Neticenin öngörülebilirliği failin bireysel niteliklerinden, yeteneklerinden ve eğitim durumundan bağımsız biçimde; ortalama seviyedeki bir insanın öngörme yeteneğine göre objektif olarak belirlenir. Hiç kimse tarafından öngörülemeyen bir netice söz konusu olduğunda dikkat ve özen yükümlülüğünden ve dolayısıyla taksirden söz edilemez.
Bilinçli Taksir ve Ceza Artırımı
TCK m. 22/3 uyarınca kişi, gerçekleşebileceğini öngördüğü neticeyi istememesine karşın o netice meydana gelirse bilinçli taksir söz konusu olur. Bilinçli taksirde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. TCK m. 22/6'ya göre taksirli hareket sonucunda meydana gelen netice münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde ise bu hüküm uygulanmaz ve verilebilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Taksirli Suçlarda Nedensellik Bağının Kurulması
Taksirli bir suçta cezai sorumluluk için failin davranışı ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağının kurulması zorunludur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2014/790, K. 2015/146 kararında bu bağın iki aşamada inceleneceğini belirlemiştir: önce şart teorisine göre failin hareketi olmasaydı neticenin gerçekleşmeyeceği sonucuna varılıp varılamayacağı değerlendirilmeli, ardından bu neticenin faile objektif olarak isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
CGK Kararında Araç Sahibinin Tali Kusuru
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/790, K. 2015/146 sayılı kararında ticari taksi şoförünün tali kusurlu olduğunu kabul etmiştir. Karardaki somut değerlendirmeye göre şoför; trafikte seyir halindeyken bunu zorunlu kılan bir durum bulunmamasına rağmen dikkatsiz ve tedbirsizce davranarak ehliyetinin olup olmadığını kontrol etmediği ve araç kullanma konusunda yeterli tecrübesi olduğunu bilmediği kişinin, etrafta yayaların bulunduğu meskun mahalde aracı kullanmasına izin vermiş ve hızlı gitmesine engel olmamıştır. Bu davranışın taksirli nitelik taşıdığı ve netice ile arasında nedensellik bağı bulunduğu kabul edilerek araç sahibi, ehliyetsiz asli kusurlu sürücüden ayrı biçimde sorumlu tutulmuştur.
Bu karar oyçokluğuyla verilmiştir. Yirmi Genel Kurul üyesi, aracın kullanımının devredildiği anda illiyet bağının kesildiği ve mahkûmiyet hükmünün bozulması gerektiği görüşünde olup karşı oy kullanmıştır. Ayrı bir karşı oy ise farklı gerekçeye dayandığından iki karşı oy grubunun argümanları birbirinden ayrışmaktadır. Karşı oylar bağlayıcı değildir; ancak konunun Yargıtay içindeki tartışmalı niteliğini ortaya koymaktadır.
Birden Fazla Kişinin Taksiri: Her Fail Kendi Kusurundan Sorumludur
TCK m. 22/5'e göre birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes yalnızca kendi kusurundan dolayı sorumlu tutulur; her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. CGK kararının somut olayında da iki sanığın kusur payları birbirinden farklı belirlenmiş ve mahkûmiyet hükümleri bu ayrıma göre kurulmuştur.
Taksirle Öldürme ve Yaralamada Öngörülen Cezalar
TCK m. 85/1 uyarınca taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Fiil birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına yol açmışsa TCK m. 85/2 devreye girer; bu halde ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür. Cezanın bu çerçeve içindeki miktarı TCK m. 22/4 gereğince failin kusuruna göre ayrıca belirlenir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla
kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden
olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35]
İKİNCİ
BÖLÜM
Vücut
Dokunulmazlığına Karşı Suçlar
Kasten yaralama[36][37]
Taksirle yaralama ayrıca TCK m. 89 kapsamında düzenlenmektedir. Buna göre taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla karşılaşabilir. Yaralanmanın; duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması, kemik kırılması, konuşmada sürekli zorluk, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum veya gebe kadının çocuğunun vaktinden önce doğması gibi ağırlaştırıcı sonuçlardan birini doğurması halinde bu ceza yarısı oranında artırılır. İyileşmesi olanaksız hastalık ya da bitkisel hayata girme, duyulardan veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybı, yüzün sürekli değişikliği veya gebe kadının çocuğunun düşmesi gibi sonuçlarda ise bir kat artırım uygulanır. Fiil birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuşsa dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile
cezalandırılır.[45]
(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli
zayıflamasına,
b) Vücudunda kemik kırılmasına,
c) Konuşmasında sürekli zorluğa,
d) Yüzünde sabit ize,
e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında
artırılır.
(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata
girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46]
(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun
soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına
giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet
aranmaz.
İnsan üzerinde deney
Taksirle yaralama suçu kural olarak şikâyete bağlıdır. Ancak basit yaralama hariç olmak üzere suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.
Taksirli Suçta Ceza Verilmemesi Hali
TCK m. 22/6'ya göre taksirli hareket sonucunda meydana gelen netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez. Bilinçli taksir halinde ise verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanabilmesi için mağduriyetin münhasıran failin kendi kişisel ve ailevi durumunu etkileyen bir netice olması gerekmektedir.
KTK Kapsamındaki İdari Yaptırım
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 36, motorlu araçların sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesini ve sürülmesine izin verilmesini yasaklamaktadır. Bu hükme aykırı davranarak ehliyetsiz kişinin araç kullanmasına izin veren araç işletenine tescil plakası üzerinden idari para cezası uygulanır; 12 Şubat 2026 tarihli değişiklikle işletene uygulanacak tutar 40.000 Türk lirası olarak belirlenmiştir. Bu idari yaptırım kabahat niteliğinde olup taksirli suç nedeniyle doğabilecek cezai sorumluluktan bağımsızdır.
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 36Kaynağı aç
md.)
Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi
olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi
yasaktır.
Araçlar, Yönetmelikte sınıfları belirtilen
sürücü belgelerine sahip sürücüler ile çok taraflı anlaşmalara göre sürücü belgesi
bulunan veya geçerli uluslararası sürücü belgesi olan kişilerce sürülebilir.
(Değişik üçüncü fıkra:12/2/2026-7574/9
md.) Buna göre;
a) Sürücü belgesi sahibi
olmadan motorlu araçları kullananlara 40.000 Türk lirası,
b) Mahkemelerce veya
Cumhuriyet savcılıklarınca ya da bu Kanunda belirtilen yetkililerce sürücü
belgesi geçici olarak ya da tedbiren geri alındığı halde motorlu araçları
kullananlara 200.000 Türk lirası,
c) Sürücü belgesi iptal
edildiği halde motorlu araçları kullananlara 200.000 Türk lirası,
idari para cezası verilir.
Ayrıca, bu fıkra kapsamında motorlu araçların sürülmesine izin veren işletene
de tescil plakası üzerinden 40.000 Türk lirası idari para cezası verilir.
Sürücü belgesi alması zorunlu olmayanlarda aranacak şartlar:
KTK m. 119/2 uyarınca mahkeme, trafik suçları dışındaki suçlardan mahkûmiyet halinde de ceza süresini geçmemek üzere geçici olarak sürücü belgesinin geri alınmasına karar verebilir. Bu tedbir ihtiyari nitelik taşımakta olup hürriyeti bağlayıcı ceza hükümlerinin infazından sonra yerine getirilir.
2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 119Kaynağı aç
119 – (Mülga birinci fıkra: 12/7/2013-6495/24 md.)
Diğer
cürümlerden mahkümiyeti halinde, mahkemece ceza süresini geçmemek üzere geçici olarak
sürücü belgelerinin geri alınmasına da karar verilebilir.
Geçici
olarak sürücü belgesinin geri alınması hürriyeti bağlayıcı ceza hükümlerinin infazından
sonra yerine getirilir.
Zamanaşımı:
Azınlık Görüşü: Ehliyetsizlik mi, Fiili Ehliyet mi Belirleyici?
CGK E. 2014/790, K. 2015/146 kararına karşı oy kullanan üyelerin bir bölümünde farklı bir ölçüt benimsenmektedir. Bu azınlık görüşüne göre araç sahibinin taksir sorumluluğunun belirlenmesinde sürücü belgesinin bulunup bulunmadığı değil, kişinin araç sürmeye fiilen ehil olup olmadığı göz önünde tutulmalıdır. Aşırı sarhoş, uykulu, baygın ya da yaşı çok küçük olduğu bilinen kişiye araç vermenin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil edebileceği; buna karşın fiilen araç kullanma yeteneğine sahip bir kişinin belgesiyle ilgili durumunun araç sahibine taksir sorumluluğu yüklemek için yeterli sayılmaması gerektiği savunulmaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi E. 2016/12136, K. 2017/3205 sayılı kararındaki muhalefet şerhi, ehliyetsiz kişiye araç kullandırmanın idari yaptırımının KTK m. 36'da zaten düzenlenmiş olduğuna dikkat çekerek bu kişinin kullanımından kaynaklanan kazada araç sahibini ayrıca taksirli suç hükümlerinden sorumlu tutmanın TCK m. 22/5'teki herkesin kendi kusurundan sorumlu olacağı ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmadığı yönünde de soru işareti taşımaktadır. Bu değerlendirme azınlık görüşüne ait olup bağlayıcı nitelik taşımaz; CGK çoğunluğu söz konusu somut olayda araç sahibinin sorumluluğunu kabul etmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2016/12136, K. 2017/3205Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : TCK'nın 85/1, 62/1, 50/4, 52/4. maddeleri gereğince mahkûmiyet
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve katılanlar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, sanığa hükmedilen uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken, uygulanan kanun maddesinin “TCK'nın 50/4. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 50/1-a maddesi” yerine “TCK'nın 50/4. maddesi” olarak gösterilmesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine, adli para cezasının belirlenmesine esas tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle de TCK'nın 52/3. maddesine aykırı hareket edilmesi,
Kanuna aykırı olup, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; hüküm fıkrasının 4. paragrafının, “Sanığa hükmedilen 2 yıl 6 ay hapis cezasının, TCK'nın 50/4. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 50/1-a maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesine, TCK'nın 52/2. maddesi uyarınca, sanığın ekonomik durumu ve diğer şahsi halleri göz önünde bulundurulup, 1 gün karşılığı takdiren 20,00 TL olarak belirlenerek, sanığın neticeten 910 gün karşılığı 18.200,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,” şeklinde değiştirilmesi suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17/04/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Sanık … hakkında; Aydın 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda; 19/03/2015 gün, 2014/959 E-2015/327 K sayılı ilam ile taksirle öldürme suçundan dolayı TCK'nın 85/1, 62/1, 50/4, 52/4. maddeleri uyarınca 18.200 TL Adli Para Cezasına hükmedilmiştir.
Bu karara karşı sanık ile katılan vekili tarafından süresinde açılan temyiz davası üzerine, Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda, 17/04/2017 gün, 2016/12136 E, 2017/3205 K sayılı ilam ile yerel mahkeme tarafından verilen mahkumiyet kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA karar verilmiştir.
Sanık … hakkındaki mahkumiyet kararının düzeltilerek onanmasına dair kararda, sanığın eylemi ile meydana gelen netice arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı hususunda; Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğu ile aramızda görüş ayrılığı doğmuştur.
Uyuşmazlığın çözümü için TCK'nın 85/1 maddesi ile 2918 sayılı kanunun 36 maddesinin birlikte irdelenerek; ceza kanununun amacı, kanunilik prensibi, hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.
TCK'nın 22. Maddesi-
(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
TCK'nın 85. maddesi
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, (Değişik ibare: 5328 – 31.3.2005 / m.3) “iki yıldan” altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2918 sayılı Kanunun Madde 36 – (Değişik : 24/5/2013 – 6487/18 md.)
Motorlu araçların, sürücü belgesi sahibi olmayan kişiler tarafından karayollarında sürülmesi ve sürülmesine izin verilmesi yasaktır.
Araçlar, Yönetmelikte sınıfları belirtilen sürücü belgelerine sahip sürücüler ile çok taraflı anlaşmalara göre sürücü belgesi bulunan veya geçerli uluslararası sürücü belgesi olan kişilerce sürülebilir.
Buna göre;
a) Sürücü belgesi olmayanların,
b) Mahkemelerce veya Cumhuriyet savcılıklarınca ya da bu Kanunda belirtilen yetkililerce sürücü belgesi geçici olarak ya da tedbiren geri alınanların,
c) Sürücü belgesi iptal edilenlerin,
araç kullanarak trafiğe çıktıklarının tespiti hâlinde, bu kişilere 1.407 Türk Lirası idari para cezası verilir. Ayrıca, aracın sürücü belgesiz kişilerce sürülmesine izin veren araç sahibine de tescil plakası üzerinden aynı miktarda idari para cezası verilir.
Yargıtay Yüksek 12.Ceza Dairesinin 17/04/2017 tarihli kararına konu edilen eylemde maddi gerçeğin daha iyi anlaşılabilmesi için incelemeye konu Aydın 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/959 E sayılı dosyasının ana hatlarıyla özetlenerek ilgili kanun maddelerinin belirtilmesi gerekmektedir.
Sanık …'in aracı ile arkadaşı …'ın evinin önünden alıp piknik için Tralles mevkine gittikten sonra piknik alanında alkol aldıktan sonra geri dönüş yolunda aracın ölen … tarafından kullanıldığı bir sırada aracın uçurumdan yuvarlanması üzerine kaza esnasında …'ın vefat ettiği, olay esnasında ölen …'ın 18 yaşının doldurulmasına 25 gün kaldığı anlaşılmıştır.
Uyuşmazlığın çözümü için 5237 sayılı TCK.nun 22 ve 85 maddelerindeki koşulların irdelenerek; ceza kanununun amacı, kanunilik prensibi, hakkaniyet ve kanun önünde eşitlik gibi hukukun evrensel ilkeleri ile ilişkilendirilmesi, buna göre de koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin yasal düzenleme, yargı kararları ve öğretideki görüşlerden yararlanılarak ortaya konması gerekmektedir.
5237 sayılı TCK'nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde de “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç kural olarak; ancak kastla işlenebilecekken, kanunda açıkça gösterilen hallerde taksirle de işlenebileceği kabul edilmiştir. Failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nun 22/2. maddesinde; “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.02.2014 gün ve 10-80, 25.03.2008 gün ve 43-62; 01.02.2005 gün ve 213-3; 23.03.2004 gün ve 12-68; 09.10.2001 gün ve 181-204; 21.10.1997 gün ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere taksirin unsurları;
1- Suçun taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradi olması,
3- Neticenin istenmemesi,
4- Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5-Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması,
Şeklinde kabul edilmektedir.
Uyuşmazlığa konu olayda, diğer şartların gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmaması nedeniyle, 4. bentte yer alan hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması ve 5. bentte bulunan neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
Taksirle gerçekleştirilen bazı eylemlerin suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hale gelen toplum hayatı içinde daha dikkatli davranmalarının temin edilmesi amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübesinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen görevini ihlal eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden söz edebilemek için de failin hareketi ile meydana gelen netice arasında nedensellik bağının bulunması ve neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması aranmıştır.
Nedensellik bağı, suçtan failin sorumlu tutulabilmesi için gerekli olan, maddi, manevi ve hukuka aykırılık unsurlarından maddi unsur içerisinde yer almaktadır. Neticeli tüm suçlar bakımından araştırılması gerekli olan "nedensellik bağı", ceza hukukunda, bu kavramın mahiyeti gereği, suçun kanuni tanımında neticeye yer verilmiş olması halinde failin fiili ile netice arasında sebep-sonuç ilişkisini kuran bir bağ anlamına gelmektedir. Failin yapmak veya yapmamak şeklindeki eylemi sonucunda dış dünyada bir zarar veya tehlikenin meydana gelmiş olması halinde nedensellik söz konusu olacaktır. Doğaldır ki yapılan her hareket dış dünyada bir veya birden fazla neticeye sebebiyet verebilir, ancak dış dünyada vuku bulan her netice değil suçun kanuni tanımında belirtilmiş olan netice nazara alınacaktır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s.121; Berrin Akbulut, Türk Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanununun Genel Hükümlerinin Yaptırım Hükümleri Dışında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s.235 vd.)
Günümüz modern ceza hukuku anlayışında nedensellik bağının belirlenmiş olması tek başına failin cezalandırılması için yeterli olmayıp ayrıca gerçekleşen neticenin failin eseri olup olmadığının diğer bir ifadeyle ortaya çıkan neticenin belirli bir kişiye objektif olarak isnadının mümkün olup olmadığının tespit edilmesi de gerekmektedir. Olayda öncelikle şart teorisine göre nedensellik bağı ortaya konulmalı, sonrasında gerçekleşen neticenin faile isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
TCK’nın 22/2. maddesinde tanımlandığına göre taksir, 'dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
Bir kimsenin taksirli eylemden dolayı sorumlu tutulabilmesi için objektif kriterlere göre öngörülebilir bir sonucun fail tarafından öngörülmeyerek hukuka aykırı sonucun meydana gelmesinin zorunlu olduğu hususunda gerek uygulamada gerekse öğretide herhangi bir duraksama mevcut değildir. Ancak yapılan hareketin neticeye yakın olması bir başka deyişle neticenin doğrudan doğruya fail tarafından gerçekleştirilen hareketten kaynaklanması gerekmektedir. Somut olayımızda gerçekleşen neticenin sürücü belgesi olmayan şahısa araç verilmesinden kaynaklanmayıp, sürücü belgesi olmayan şahsın hatalı araç sevkinden kaynaklanmış olması nedeniyle sanığın hareketi ile netice arasındaki illiyet bağının kesildiği, aksine kabulün taksirli suçlara iştiraki mümkün hale getirebileceği, böyle bir kabulün ise herkesin kendi kusurundan sorumlu tutulacağının açıkça belirtildiği TCK'nın 22/5 maddesine aykırı olacağı açıktır. Aksine kabulün, sürücü belgesi bulunmayan kişinin karıştığı kaza sonucunda trafik kurallarına eksiksiz bir şekilde uymasına karşın, sorumlu tutulması anlamına gelebileceği gibi bunun doğal sonucu olarak sürücü belgesi bulunmayan kişi tarafından sevk ve idare edilen araç ile çarpışan ve tam kusurlu olan bir kişinin sırf sürücü belgesi var diye olaydan sorumlu tutulmaması anlamına gelir ki ! böyle bir kabulün TCK'nın 22. maddesinde tanımlanan taksirin ruhuna aykırı olacağı ve ceza hukukunun olmazsa olmazını teşkil eden kanunilik ve hakkaniyet ilkelerine aykırı sonuçların doğmasına yol açacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
Sürücü belgesi olmayan kişiye araç kullandırmanın cezası 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 36. maddesinde idari para cezası olarak belirlenmiş olup, ödenecek her türlü tazminattan da sorumlu tutulmasının mümkün olmasına karşın, sürücü belgesi olmayan kişiye araç verdi diye aracı kullanan kişinin taksirinden de sorumlu tutulmasına çağdaş hiç bir ceza kanunun izin vermeyeceği açıktır.
Aksi takdirde yaşı küçük çocuğunun masanın üzerinde bulunan otomobil anahtarını alıp velisinin izni olmadan araç kullandığı sırada yaptığı kazadan dolayı, baba ve annenin otomobil anahtarını saklamamak suretiyle dikkat ve özen yükümüne uymamasından cezalandırılması gerekir. Öte yandan kullanması ya da öğrenmesi için ehliyetsiz çocuğuna aracını veren ve yanında bulunmayan babanın ceza sorumluluğunun varlığı kabul edilirse, bu sorumluluk taksir değil, bilinçli taksir sorumluluğudur. Zira öngörülebilen sonuç istenmemesine rağmen dikkat ve özen yükümüne aykırı davranış bilerek gerçekleştirilmekte ve sonuca neden olunmaktadır.
Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 05/05/2015 gün, 2014/790 E-2015/146 K sayılı ilamında;
“Ticari taksi sürücüsü olan sanık …’in trafikte seyir halinde iken daha önceden tanıdığı, sürücü belgesi bulunmayan ve ısrarla direksiyona geçmek isteyen sanık…’ın aracı kullanmasına izin verdiği, kendisinin de sağ ön koltuğa oturduğu, bir süre sonra sanık …’ın meskun mahalde aşırı hız yapması, sevk ve idare hatası nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek kaldırıma çıkıp iki kişinin ölümüne ve bir kişinin de yaralanmasına sebep olduğu somut olayda; hakkında verilen mahkumiyet kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşen sanık …’ın sürücü belgesi bulunmadığı halde aracı kullanması ve yerleşim birimleri içinde hızını trafik akışına uydurmayarak direksiyon hakimiyetini kaybetmesi nedeniyle asli, sanık …’nin ise ticari taksi şoförü olmasına ve trafikte seyir halindeyken aracın kullanımını diğer sanığa bırakmasında zorunlu bir durum bulunmamasına rağmen dikkatsiz ve tedbirsizce davranarak ehliyetinin olup olmadığını kontrol etmediği ve araç kullanma konusunda yeterli tecrübesi olduğunu bilmediği diğer sanığın etrafta yayaların bulunduğu meskun mahalde aracı kullanmasına müsaade etmesi ve hızlı gitmesine engel olmaması nedeniyle tali kusurlu olduğu, taksirli davranışları ile netice arasında nedensellik bağının da bulunduğu kabul edilmelidir” denilerek sürücü belgesi olmayan kişiye araç verilmesi bu durumunda aracı veren kişinin meydana gelen neticeden sorumlu tutulmasına karar verilmesine karşın, gerek Yargıtay Yüksek Ceza Genel kurulunun gerekse Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin benzer olaylardaki uygulamaları, TCK'nın 22 maddesinde tanımlanan taksirli suçlardaki hukuka aykırılık unsuruna ve buna bağlı olarak ceza hukukunun olmazsa olmazını teşkil eden kanunilik ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerden dolayı Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesinin sayın çoğunluğunun yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dair kararına yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir.
Sık Sorulan Sorular
Sürücü belgesi olmayan birine araç verirsem cezai sorumluluğum doğabilir mi?
Bu kişinin araç kullanması sonucu bir kaza meydana gelirse TCK m. 22 kapsamında taksirli suçtan cezai sorumluluğunuz gündeme gelebilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/790, K. 2015/146 sayılı kararında, ehliyeti kontrol etmeden ve araç kullanma konusundaki tecrübeyi bilmeden meskun mahalde araç kullandırmaya izin veren kişiyi tali kusurlu sayarak sorumlu tutmuştur. Bununla birlikte kararın oyçokluğuyla verildiği ve azınlık görüşlerinin farklı bir ölçüt önerdiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Ehliyetsiz sürücünün kusuru araç sahibine de yüklenir mi?
TCK m. 22/5 uyarınca taksirli suçlarda herkes yalnızca kendi kusurundan sorumludur. Ehliyetsiz sürücünün kusuru araç sahibine aktarılmaz. Ancak araç sahibinin ehliyeti kontrol etmeme, meskun mahalde yayaların bulunduğu ortamda araç kullandırmaya izin verme ya da hızlanmaya engel olmama gibi bağımsız bir taksirli davranışı varsa ve bu davranış ile netice arasında nedensellik bağı kurulabiliyorsa, araç sahibi tali kusurlu sıfatıyla ayrıca sorumlu tutulabilir.
Yalnızca idari para cezasıyla mı karşılaşılır, hapis de söz konusu olabilir mi?
KTK m. 36 kapsamında araç işletenine idari para cezası uygulanır; bu yaptırım kabahat niteliğindedir. Ehliyetsiz sürücünün neden olduğu kazada ölüm veya yaralanma meydana gelirse, koşulların oluşması halinde araç sahibi TCK m. 85 veya m. 89 kapsamında taksirle öldürme ya da yaralama suçundan ayrıca yargılanabilir ve hapis cezasıyla karşılaşabilir.
Taksir ile bilinçli taksir arasındaki fark nedir?
Taksirde fail neticeyi öngörmeksizin hareket eder; bilinçli taksirde ise netice öngörülmüş olmakla birlikte istenmemiştir. TCK m. 22/3 uyarınca bilinçli taksirde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Ehliyetsiz kişiye araç verilmesi durumunda hangi taksir türünün uygulanacağı her somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sorudur.
Nedensellik bağı neden önemlidir?
Taksirli suçta cezai sorumluluk için failin davranışı ile gerçekleşen netice arasında nedensellik bağının kurulması şarttır. Araç sahibinin izni olmasaydı kaza yine de aynı biçimde gerçekleşecek idiyse ya da araç verilmesiyle zarar arasında uygun bir illiyet ilişkisi kurulamıyorsa cezai sorumluluk oluşmayabilir. CGK E. 2014/790, K. 2015/146 kararına karşı oy kullanan yirmi Genel Kurul üyesi de tam bu noktada, aracın kullanımının devredildiği anda illiyet bağının kesildiğini savunmuştur; CGK çoğunluğu ise somut olayda nedensellik bağının kurulduğuna hükmetmiştir.
Ölüm yerine sadece yaralanma meydana gelse de araç sahibi sorumlu tutulabilir mi?
Kaza ölüme değil yalnızca yaralanmaya yol açmışsa TCK m. 89 kapsamında taksirle yaralama suçu gündeme gelebilir. Yaralanmanın ağırlığına göre temel ceza, yarı oranında artırım veya bir kat artırım uygulanacak farklı fıkralar belirlenmiştir. Araç sahibinin bu suçtan sorumlu tutulabilmesi için yine taksirin unsurlarının oluşması ve nedensellik bağının kurulması gerekmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

