Hakaret Suçunun Hukuki Çerçevesi ve Değerlendirme Kriterleri
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasına göre hakaret suçu, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldırılmasıyla vücut bulur. Kanun maddesi gereğince bu eylemi gerçekleştiren fail hakkında üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur; fiilin mağdurun gıyabında işlenmesi durumunda cezalandırma için en az üç kişiyle ihtilat şartı aranır. Bir eylemin bu suçu oluşturabilmesi adına temel koşul, davranışın muhatabı küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesidir. Bununla birlikte bir hareket veya ifadenin tahkir edici niteliği zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/1169, K. 2018/490Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
Sayısı : 340-977
Hakaret suçundan sanık …’ün, TCK’nın 125/1, 125/3-a, 125/4, 62 ve 51. maddeleri uyarınca 11 ay 20 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin Adana (Kapatılan) 4. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2013 tarihli ve 340-977 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince, 15.12.2015 tarih ve 11626-13521 sayı ile;
"Dosya kapsamına göre; katılanın, Gençlik ve Spor Hizmetleri İl Müdürlüğü'nde Şube Müdürü olduğu, Adana 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 1991/464 Esas, 1992/149 Karar sayılı kararı ile şehvet hissi ile alıkoymak suçundan cezalandırıldığı, sanığın da söz konusu karara konu olayı katılanın da fotoğrafını kullanarak haber yapıp Yeni Gözlem Haber Gazetesi internet sitesinde yayımladığı, bu hali ile haberin görünür gerçeğe uygun olduğu, katılanın, yürüttüğü hizmetin niteliği ve toplum içindeki konumu gereği söz konusu haberin ve fotoğrafının yayımlanmasında kamu yararı ve toplumsal ilgi bulunduğu, haberin verilişinde tahkir edici bir dil kullanılmayıp, haberde kullanılan ifadelerin ve haberle beraber yayımlanan fotoğrafın, habere konu olayla düşünsel bağlantısının bulunduğu, sonuç olarak, haberin verilişinde ölçülülük ilkesinin ihlal edilmemiş olduğu, haberin, basının haber verme hakkı sınırları içerisinde kaldığı anlaşılmakla, atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.02.2016 tarih ve 385368 sayı ile;
''5237 sayılı TCK’nın 'Hakaret' başlıklı 125. maddesinde; '(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır' hükmü yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; 'Hakaret' fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır' şeklinde açıklama yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasıyla yapılan düzenlemede, 'suçun mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde birinci fıkrada belirtilen cezaya hükmonulacağı' açıklanmaktadır. Buna göre, mesaj ya da elektronik posta vs. yolu ile hakaret suçunun oluşumu için, mektubun ya da telgrafın doğrudan doğruya mağdura gönderilmiş olması ve telefon görüşmesinin mağdurla yapılmış olması gerekir. Başkasına gönderilen iletilerle gıyapta hakaret suçu oluşabilir. Bunun için ihtilât öğesinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Basın yoluyla suçun işlenmesi hâlinde doğrudanlık söz konusu olmadığından, yoklukta ve alenen hakaret suçu gerçekleşmiş olabilecektir.
Ceza Genel Kurulunun 31.10.2012 tarihli ve 850-1828; 26.06.2012 tarihli ve 419-247; 27.10.2009 tarihli ve 196-248; 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'ndaki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır.
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
5237 sayılı TCK'nın 127. maddesine göre,
'1- İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hâllerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
(2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi hâlinde, cezaya hükmedilir.'
Madde metninde, kişiye somut isnatta bulunulması hâlinde, isnadın ispatı düzenlenmektedir. Anayasamızda da, isnadın ispatına ilişkin özel bir hüküm bulunmaktadır. Anayasamıza göre; kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak isnatta bulunulması durumunda, isnatta bulunan isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışında, kişilere somut bir fiil isnadında bulunarak hakaret edilmiş olması hâlinde, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için iki koşuldan birinin gerçekleşmesi gerekir. Birinci koşul, isnadın doğruluğunun ispatında kamu yaran bulunmasıdır. Diğer koşul ise, şikâyetçinin yani kendisine hakaret edilenin ispata razı olmasıdır.
Yine Anayasamıza göre, isnadın doğruluğunun ispat edilmiş olması, hakaret suçunun hukuka aykırılığını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, hakarette bulunan kişi hakkında beraat kararı verilmelidir.
Madde metnindeki düzenleme yapılırken, Anayasamızın bu konuda belirlediği kurallar da göz önünde bulundurulmuştur.
Madde metninde kabul edilen sisteme göre, isnadın doğruluğunun ispat edilebilmesi için, isnadın bir suç vakıasına ilişkin olması gerekir. Yani kişiye belli bir suçu işlediğinden bahisle hakaret edilmiş olması gerekir. Aynca, hakaretin yapıldığı anda isnadın konusunu oluşturan suç dolayısıyla kişi hakkında henüz bir hüküm verilmemiş olmalıdır.
Bu sistemde, isnat konusu suç vakıası dolayısıyla açılan ceza davası sonucunda bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet karan verilmesi hâlinde; isnat ispatlanmış addedilir ve maddenin birinci fıkrası gereğince, hakarette bulunan kişiye ceza verilmez. Ancak, hakarete uğrayan, isnat edilen fiil dolayısıyla hakkında açılan davada kesinleşmiş bir hükümle beraat etmişse, isnat ispat edilmemiş sayılır ve hakaret eden kişi cezalandınlır.
İsnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunması gerekliliği konusunda mağdura yönelik isnat olunan fiil suç niteliğinde olmamalıdır. Aksi halde kamu yararı bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmeyecek, yukarıda açıklandığı üzere, maddenin birinci fıkrasının, birinci ve ikinci cümleleri uyarınca işlem yapılacaktır.
Mahkeme, hakaret suçu failinin ispat istemi üzerine fiilin doğruluğunun anlaşılmasında kamu yararı bulunup bulunmadığını kendisi takdir edecektir. Kamunun isnat edilen fiilleri öğrenmek hususunda faydası olduğu hâllerde, mahkeme ispata izin vermelidir.
Mağdurun gerek resmi, gerekse özel hayatının bilinmesinde kamu yararının bulunup bulunmadığının belirlenmesinde en önemli kriter, mağdurun kişiliği ve kim olduğudur.
Mağdur kamu görevlisi ise, bu görev ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davalarında, bu isnadın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda isnadın ispatında kamu yararının olduğu kabul edilerek, failin rızası olmasa bile, faile isnadın ispatı imkânı tanımak gerekecektir.
Ancak, mağdur kamu görevlisi bile olsa, yaptığı kamu göreviyle ilgili olmayan isnatların ispatı için eylemin suç olmasına veya mağdurun rızasının olup olmadığına bakılacaktır.
Örneğin, bir polis memuruna komşusunun kızıyla cinsel ilişkiye girdiğine dair yapılan bir isnadın ispatı konusunda kamu yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle mağdurun rızası olduğu oranda, isnadın ispatı söz konusu olabilecektir.
Kamu hayatında rol almamış olan ve böyle bir rol almaya istekli olmayan kimsenin işlediği iddia olunun bir fiilin gerçek olup olmadığının bilinmesinde kural olarak kamu yararı yoktur. Özel hayata ait bir fiilin bilinmesinde de kamu yararından söz edilemez.
Bir kimse hakkında kesin hükümle sonuçlanmış bir davayla işlendiği sabit görülen bir fiilden dolayı, hükmün kesinleşmesinden sonra bu husustan söz edilerek o kişiye isnatta bulunulması hâlinde isnadın ispatı söz konusu olamaz, böyle bir olanak hayatında bir kez hırsızlık yapmış olan bir kişiye sürekli hırsız denmesi, bir defa adam öldürmüş birisine sürekli katil denmesi ve sahtecilik suçunu işlemiş birisine sürekle sahtekar denilmesi bu sonucu doğuracaktır. Bu husus çağdaş hukuk anlayışı ve düşüncesine uygun düşmediğinin kabulü gerekmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde,
Maddi olayda, sanık …'ün imtiyaz sahibi olduğu Gözlem Gazetesi'nin 11/01/2012 tarihli internet sayfasında, 'Adana da bir kamu kurumunda görev yapan M. L. isimli şahıs kendi hocalığını yaptığı takımda reşit olmayan kızla cinsel ilişkiye girdiği, bu ilişki sırasında suç üstü yakalandığı ortaya çıktı, yetkili Mahkeme tarafından suçu sabit görülen bu şahıs olayın üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen çalıştığı kurumda adete ödüllendirilerek üst makamlara terfi ettirildiği ortaya çıktı, kendi öğrencisi ile cinsel ilişki sırasında yakalanan bu kişiyi neden üst makamlara terfi ettirdiler? çalıştığı kurumun veya farklı kurumlarda bırakın terfi ettirilmesini çalıştırılması bile toplum tarafından ve ahlaki değerler açısından uygun görülmeyen bu şahsı kimler, neden görevde tutuyor? Adana Valisini, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılınç'ı, Spor Genel Müdürünü ve tüm yetkili merciileri bu şahsın o camiadan uzaklaştırılması için göreve çağırıyoruz, saygın kurumda çalışan ve terfilerle sürekli ödüllendirilen M. L. isimli kişi maalesef şu an şube müdürü, reşit olmayan bir öğrencisine yaptığı mahkeme kararı ile kesinleşen bu şahsın hâlâ görevde olması düşündürücüdür, toplumumuzda cinsel taciz asla hoş görülmemelidir, toplumda çok kötü bir örnek teşkil eden bu tür eğilimlerin yaygınlaşması ahlaki değerleri çökertecek ve pek çok mağdur yaratacaktır' şeklinde açıklamalarda bulunulduğu,
Katılana yönelik olduğu açıkça anlaşılan ve katılanın fotoğrafını kullanarak 'Kamu kurumunda görev yapan ve cinsel istismarcı M.L. kim' başlığı altında '… Bu tür insanların işlediği adi ve sapık suçun…' şeklinde yazı yazarak katılana yönelik sarf edilen sözlerin, haberin hiçbir güncel değerinin olmadığı, katılanın yaşamında 22 yıl önce gerçekleşen ve özel yaşamını ilgilendiren reşit olmayan mağdureyi evine götürmesi ve ihbar soncunda sanık ve mağdurenin birlikte yakalandığı ve sanığın şehvet hissiyle mağdureyi alıkoymak suçundan Adana 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.03.1992 tarih ve 464-149 sayılı ilamıyla 5 ay hapis cezasına mahkûm edildiği ve cezasının paraya çevrilerek ertelendiğinin anlaşılması karşısında, bu kadar uzun bir aradan sonra, mağdurun özel yaşamının toplumca bilinmesinde bir faydanın olmadığı, bu durumun mağdurun, işlediği suçların göreviyle ilgisinin bulunmadığı kabul edilmelidir.
Bunun dışında, medyatik demokrasinin kuralları çerçevesinde, toplum nezdinde kamuoyu oluşturmak ve birey hakkında olumsuz algı yaratmak isteyen kesimin, mağdur …'un terfi etmesine tepki göstererek olumsuz bir imaj yaratmak adına, medya aracılığıyla mağduru küçük düşürmek istemesi kabul edilemez bir durumdur, bu tür kampanyalarla bireylerin karalanması, insanın, temel değerlerini koruma altına alan çağdaş hukuk anlayışıyla bağdaşmayan bir durumdur. Sanık …'ün imtiyaz sahibi olduğu Gözlem Gazetesi'nin 11.01.2012 tarihli internet sayfasında yapmış olduğu açıklamaların, bireyin özeline ilişkin olup, göreviyle ilgili katlanabilirlik ve tahammül edilebilirlik niteliğinde, bir eleştiri olmadığı ve mağdura yönelik olumsuz imaj yaratmayı amaçlayan şeref ve itibarını zedeleyen, küçültücü değer yargısı taşıdığı kuşkusuzdur.
Sanığın eyleminin, TCK'nın 127/2. maddesinde yazılı 'ispat edilmiş eyleminden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi hâlinde, cezaya hükmedilir.' kapsamında, hakaret suçunu oluşturduğu…" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 14.06.2016 tarih ve 745-13213 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan …’un, Adana Cumhuriyet Başsavcılığına 13.01.2013 ve 14.01.2013 tarihlerinde vermiş olduğu dilekçelerde; sanığın imtiyaz sahibi olduğu “Yeni Gözlem Haber” isimli gazetenin internet sayfasında 11.01.2013 tarihinde sanık tarafından yazılan "Kim Bu Cinsel İstismarcı" başlıklı yazı ile yazıda kullanılan fotoğraf vasıtasıyla kendisinin hedef alındığını, haberin güncel olmadığını, küçük düşürüldüğünü, kendisinin ve ailesinin zor durumda bırakıldığını belirterek şikâyetçi olduğu,
Yeni Gözlem Haber isimli gazetenin internet sayfasında 11.01.2013 tarihinde ve "Kim Bu Cinsel İstismarcı" başlığıyla yayımlanan yazıda;
"Cinsel istismar, genel tanım olarak kişilerin başkaları tarafından cinsel olarak kötüye kullanılmalar, suistimal edilmeleri, istemedikleri hâlde başkalarının cinsel yönelimlerine hedef olmaları durumunu ifade eder.
Her cinsiyetten, her sosyal tabakadan ve meslek grubundan kişiler cinsel istismara uğrayabilmektedirler, ancak genel olarak kadınların ve çocukların cinsel istismara daha çok maruz kaldıkları söylenebilir.
'Cinsel taciz' ise genel anlamda istenmeyen cinsel mağduriyeti ifade eder, daha özel anlamda ise dolaylı ya da dolaysız bir şekilde, kişilerin kendi rızalarına rağmen cinsel yönden istismar edilmeleri, yani doğrudan olarak ya da zorla ya da kandırılarak (anal, oral, vajinal) cinsel ilişkiye zorlanmaları, ya da cinsel uyarılara yönelik davranışlara maruz edilmeleri ve dolaylı olarak da cinsel ilişki teklifi, cinsel organların gösterilmesi ya da izlenilmesi durumudur. Bunların sonucunda kişi istemediği bir cinsel ilişkiye girmek zorunda kalmakta, girmeye zorlanmakta ya da bir ilişkiye girmeden cinsel yönden istismar edilmektedir.
Geçelim Haberimize:
Adana’da bir kamu kurumunda görev yapan M.L. isimli şahıs kendi hocalığını yaptığı takımdaki, yaşı reşit olmayan kızla cinsel ilişkiye girdiği, bu ilişki sırasında suçüstü yakalandığı ortaya çıktı.
Yetkili mahkeme tarafından suçu sabit görülen bu şahıs, olayın üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen çalıştığı kurumda adeta ödüllendirilerek üst makamlara terfi ettirildiği ortaya çıktı.
Kendi öğrencisi ile cinsel ilişki sırasında yakalanan bu kişiyi neden üst makamlara terfi ettirdiler?
Çalıştığı kurumun veya farklı kurumlarda bırakın terfi ettirilmesini çalıştırılması bile toplum tarafından ve ahlaki değerler açısından uygun görülmeyen bu şahsı kimler neden görevde tutuyor?
Adana Valisini, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılınç'ı Spor Genel Müdürünü ve tüm yetkili mercileri bu şahsın o camiadan uzaklaştırması için göreve çağırıyoruz.
Bu tür insanların işlediği adi ve sapık suçun çalıştırıldığı ve çalıştığı kurum ve yetkililerini de zan altında bırakacağından dolayı yıllardır birileri tarafından kollanan bu şahsın geçmişteki adi suçunun görülmesinde fayda olacaktır.
Çocuğa yönelik cinsel taciz, bir yetişkin ya da yaşça daha büyük bir çocuğun çocukla yaptığı her türlü cinsel aktivitedir. Bu aktivite çocuğun cinsel organlarını okşamayı; çocuğa diğer kişinin cinsel organlarını okşattırmayı; ağız yoluyla cinsel organa dokundurmayı içerebileceği gibi çocuğun vajina ya da anüsüne cinsel organ ya da başka şeylerin sokulmasını içerebilir.
Cinsel tacizin diğer formlarının saptanması ise güç olabilir. Bir yetişkinin cinsel organını çocuğa göstermesi, çocuğa pornografik ya da açık saçık materyallerin gösterilmesi veya çocuğun pornografik materyal üretmek amacıyla model olarak kullanılmasını bunlar arasında sayabiliriz.
Çocuğa yönelik taciz genellikle çocuğun tanıdığı ve çocuk üzerinde otorite kullanabilecek kişilerden kaynaklandığı görülmektedir. Tacizciler çocuğu cinsel ilişkiye girmek ya da cinsel aktivitelerde bulunmak için ikna edebilir, rüşvet verebilir, kandırabilir ya da zorlayabilir. Her durumda cinsel tacizi yaşayan çocukta çeşitli stres verici duygular, düşünceler ve davranışların gelişebilir.
Süreğen bir cinsel tacizin kurbanı olan çocukta düşük özsaygı, değersizlik duygusu ve cinselliğe yönelik anormal veya bozulmuş bir bakış gelişebilir. Çocuk içine kapanabilir ve yetişkinlere güvenini kaybedebilir ve intihara eğilim gösterebilir.
Cinsel tacize uğrayan çocukların bazıları başkaları ile cinsellik harici konularda bağlantı kurmakta zorlanabilirken, bazıları da yetişkin olduklarında cinsel tacizde bulunmaya veya fahişeliğe yönelebilir ya da daha başka ciddi sorunlar geliştirebilir.
Saygın kurumda çalışan ve terfilerle sürekli ödüllendirilen M.L. isimli kişi maalesef şu an şube müdürü. Reşit olmayan bir öğrencisine taciz yaptığı mahkeme kararı ile kesinleşen bu şahsın hâlâ görevde olması düşündürücüdür.
Toplumumuzda cinsel taciz asla hoş görülmemelidir. Toplumda çok kötü bir örnek teşkil eden bu tür eğilimlerin yaygınlaşması ahlaki değerleri çökertecek ve pek çok mağdur yaratacaktır.” ifadelerine ve yazının sağ üst köşesinde gözü bantlı bir erkek şahıs ile çığlık atan bir kadının resimlerine yer verildiği,
Yargılama sırasında getirtilen Adana 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.03.1992 tarihli ve 464-149 sayılı ilamına göre; sanık sıfatıyla yargılandığı davada, katılan hakkında mağdur G.Ç.’ye karşı işlemiş olduğu şehvet hissi ile alıkoymak suçundan dolayı 765 sayılı TCK’nın 430/2, 59/2 ve 647 sayılı Kanun’un 4 ve 6. maddeleri uyarınca 750.000 TL ağır para cezasına ve ertelemeye hükmedildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan …; 1991 yılında istemediği bir olay yaşadığını, bu olay sebebiyle aynı yıl yargılanıp ceza aldığını ve cezanın ertelendiğini, 1998 yılında Osmaniye'de Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğünde yönetici olarak görev aldığını, aradan 22 yıl geçtikten sonra böyle bir olayın gündeme getirilmesinin kendisini yıpratmaya yönelik olduğunu, haberde herhangi bir kamu yararı bulunmadığını, bundan dolayı ailesinde ciddi sıkıntılar yaşadığını, arkadaşlarının bildirmesi üzerine haberi öğrendiğini beyan etmiştir.
Sanık …; Yeni Gözlem Gazetesi'nde yazı işleri müdürü olduğunu, hem gazete de hem de gazetenin internet sitesinde yayımlanan haber içeriğinin doğru ve gerçek olduğunu, 1991 yılında yaşanan cinsel istismar davasına ilişkin katılanın cezalandırılmasına dair mahkeme kararının mevcut olduğunu, ancak haberde katılanı deşifre edecek şekilde isim ve resim kullanmadığını, katılanı daha önceden tanıdığını, herhangi bir husumetinin bulunmadığını, haberi olayın üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra yapmasının sebebinin olayı yeni öğrenmiş olmasından kaynaklandığını savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunun ifade ve basın hürriyetleriyle doğrudan ilgisi nedeniyle, öncelikle bu hususlar ulusal ve uluslararası düzenlemeler kapsamında değerlendirilmeli, ardından haber verme, eleştiri ve ayrıca hukukumuzda içtihatlar yoluyla yer edinen unutulma hakkı ile TCK’nın 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun unsurları üzerinde durulmalıdır.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;
"Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir",
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin birinci fıkrasında;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir" hükümlerine yer verilmiştir
Anayasamıza bakıldığında;
25. maddesinde “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında;
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz”
26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir" hükümleri yer almıştır.
Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Basın hürriyeti ise Anayasanın 28. maddesinde;
"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır" şeklinde düzenlenmiş,
Maddenin atıf yaptığı "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddenin ikinci ve devamı fıkralarında;
"Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir" hükümlerine yer verilmiştir.
AİHS’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında da;
"Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir" denilmiştir.
Basın özgürlüğü, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde, "Basın Özgürlüğü" başlığı altında;
"Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir.
Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir" biçimindeki düzenleme altına alınmış ve sınırları çizilmek istenilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü Demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil etmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, yokluğu halinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. 10. maddede güvence altına alınan bu hak, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir" şeklinde görüş belirtmiştir. (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976).
Ceza Genel Kurulunun 20.03.2007 tarihli ve 65-70 sayılı kararında da belirtildiği gibi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma haklarıdır.
Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasanın 28. ve devamı maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. Bası, s. 323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. Bası, s. 336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. Bası, s. 279-282).
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 tarihli ve 386-52 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
Anayasanın 2, 13, 14 ve 26/2. ile AİHS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir.
Öğretide de, ifade hürriyetinin, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun gelişip ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiği, bu bağlamda sadece geniş bir kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgi ve fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğu, demokratik bir toplumda olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün bunu gerektirdiği vurgulanmaktadır.” (Durmuş Tezcan, M. Ruhan Erdem, Oğuz Sancakdar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin Yayıncılık, 2. Baskı, 2004, s. 462).
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu kapsamda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hakaret” başlıklı 125. maddesi incelendiğinde:
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.” şeklindeki düzenlenmelere yer verildiği görülmektedir.
Bu düzenlemeyle, 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 430).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Bununla birlikle demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa'dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
Öte yandan, her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
Bu bağlamda düşünceyi açıklama, yayma, ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin şeref ve itibarlarının korunması arasında bir denge kurulması gerektiği açıktır. Özellikle, sürekli yaygınlaşan İnternet kullanımı, anılan temel hak ve özgürlüklerin sanal ortamda da korunmasını gerektirdiği kadar, özel hayatın gizliliği, şeref ve itibar ile maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi gibi hususlarda taşınan riskler karşısında bu hak ve özgürlüklere müdahaleleri de gündeme getirmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin 03.03.2016 tarihli ve 2013/5653 başvuru numaralı kararında da vurgulandığı üzere, İnternet kullanımının yaygınlaşmasından önce kişilerin geçmiş yaşamlarına ilişkin tutulan herhangi bir kayıt, bu kayıtlara ulaşmadaki zorluklar nedeniyle zamanla kaybolmakta ve kişilerin önceki hatalarının etkisinde kalmadan hayatlarını sürdürmelerine imkân tanımaktaydı. Ancak İnternet ortamı, sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabasıyla tespit edilebilecek, arşivde kalmış bilgilere dahi rahatlıkla ulaşmayı sağlamakta ve yapılan haberlerin veya hatırlanması istenilmeyen hususların unutulmasına fırsat vermemektedir. Basının İnterneti etkin olarak kullanması, ifade ve basın özgürlükleri ile bireylerin onur ve itibarı arasındaki eşit düzeyde korunması gereken dengeyi ilkinin lehine olacak şekilde bozmuştur. Bu dengenin bozulmasını engellemek, Anayasa ve kanunlarımızda açıkça düzenlenmemiş olan bireylerin unutulma hakkının kabul edilmesiyle mümkün olabilir.
Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2015 tarihli ve 56-1679 sayılı kararında unutulma hakkı; "Üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir. Bu hak bir yandan kişiye 'geçmişini kontrol etme', 'belirli hususların geçmişinden silinmesini ve hatırlanmamayı isteme hakkı' sağladığı gibi, diğer yandan muhataplarına kişi hakkındaki bir kısım bilgilerin üçüncü kişilerin kullanmamasını veya üçüncü kişilerin hatırlamamasına yönelik önlemleri alma yükümlülüğü yükler. Bu hakkın; bireylerin fotoğraf, internet günlüğü gibi kendileri hakkındaki içerikleri silmek için üçüncü şahısları zorlamayı içermesinin yanında geçmişteki cezalarına ilişkin bilgilerin veya haklarında olumsuz yorumlara neden olabilecek bilgi ve fotoğraflarının kaldırılmasını isteme hakkını tanıdığı kabul edilmektedir. Diğer taraftan bu hak, bireyin geçmişindeki belirli yönlerinin mümkün olmayacak biçimde hatırlanmaması için önlemler alınmasını gerektirmektedir." şeklinde açıklanmıştır.
Bu doğrultuda, 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun" kapsamında ve Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterleri esas alınarak bir takım tedbirler alınması mümkündür. Ancak unutulma hakkının her türlü İnternet haberi açısından geçerli olmasını beklemek yerinde olmaz. Anılan Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulandığı üzere bir İnternet haberinin unutulma hakkı kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi için; haberin yayında kaldığı süre, güncelliği, kamu yararı ve ilgisi, haberin olgusal gerçekler ya da değer yargısı taşıyıp taşımadığı, habere konu kişinin siyasetçi veya şöhret sahibi olup olmaması gibi hususların her bir somut olay açısından incelenmesi gerekir.
Katılanın suç tarihinden yaklaşık 20 sene önce aldığı ve sanığın yazısında gündeme getirdiği mahkûmiyetine ilişkin hüküm 647 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre erteli para cezasına ilişkin olup, sanığın güncel adli sicil ve arşiv kayıtlarında başkaca bir mahkûmiyeti bulunmamaktadır. 647 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca ertelenmiş mahkûmiyetlerde, sanığın deneme süresinde kasıtlı bir suç işlememesi hâlinde önceki mahkûmiyet 765 sayılı TCK'nın 95/2. maddesi uyarınca esasen vâki olmamış sayılacağından, 01.06.2005 tarihli ve 85832 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.05.2005 tarihli ve 5351 sayılı Kanunun 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 3682 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 8. maddesinin ikinci fıkrası gereğince bu mahkûmiyet hükmünün adli sicilde muhafaza edilme niteliğini de yitirdiği anlaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Katılanın Adana Gençlik ve Spor Hizmetleri İl Müdürlüğünde şube müdürü olarak görev yaptığı, sanığın ise internette de yayın yapan “Yeni Gözlem Haber Gazetesi”nin imtiyaz sahibi olduğu, aksi ispatlanamayan savunmaya göre katılanın daha önce sanık sıfatıyla yargılandığı bir davada şehvet hissi ile alıkoymak suçundan dolayı 1992 yılında almış olduğu cezayı kimliği belli olmayan bir şahıs vasıtasıyla öğrenmesi üzerine, anılan gazetenin internet sitesinde suça konu 11.01.2013 tarihli ve “Kim Bu Cinsel İstismarcı” başlıklı yazının sanık tarafından kaleme alındığı, katılanın görevi, adı ve soyadının baş harflerine yer verilip, gözlerine siyah bir bant çekilmiş fotoğrafı kullanarak yapılan haberde, cinsel istismar ve taciz üzerine bir takım açıklama ve yorumların yanı sıra, yazıda geçen ve doğrudan katılanı muhatap alan;
“… Adana’da bir kamu kurumunda görev yapan M.L. isimli şahıs kendi hocalığını yaptığı takımdaki, yaşı reşit olmayan kızla cinsel ilişkiye girdiği, bu ilişki sırasında suçüstü yakalandığı ortaya çıktı.
Yetkili mahkeme tarafından suçu sabit görülen bu şahıs, olayın üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen çalıştığı kurumda adeta ödüllendirilerek üst makamlara terfi ettirildiği ortaya çıktı.
Kendi öğrencisi ile cinsel ilişki sırasında yakalanan bu kişiyi neden üst makamlara terfi ettirdiler?
Çalıştığı kurumun veya farklı kurumlarda bırakın terfi ettirilmesini çalıştırılması bile toplum tarafından ve ahlaki değerler açısından uygun görülmeyen bu şahısı kimler neden görevde tutuyor?
Adana Valisini, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılınç'ı Spor Genel Müdürünü ve tüm yetkili mercileri bu şahsın o camiadan uzaklaştırması için göreve çağırıyoruz.
Bu tür insanların işlediği adi ve sapık suçun çalıştırıldığı ve çalıştığı kurum ve yetkililerini de zan altında bırakacağından dolayı yıllardır birileri tarafından kollanan bu şahsın geçmişteki adi suçunun görülmesinde fayda olacaktır.
… Saygın kurumda çalışan ve terfilerle sürekli ödüllendirilen M.L. isimli kişi maalesef şu an şube müdürü. Reşit olmayan bir öğrencisine taciz yaptığı mahkeme kararı ile kesinleşen bu şahsın hala görevde olması düşündürücüdür…” biçimindeki ifadelere yer verildiği olayda;
Yazının bütünlüğü ve ifadelerin kullanılış şekli, yazıya dayanak teşkil eden ve adli sicil kaydına ilişkin düzenlemelere göre esasen vâki olmamış sayılan katılan hakkındaki mahkûmiyet hükmünün, suç tarihinden yaklaşık yirmi yıl önce gerçekleşmiş bir olaya ilişkin bulunması, bu anlamda söz konusu olay bakımından katılanın unutulma hakkı çerçevesinde gerekli önlemlerin alınmasını isteme hakkına sahip olması, katılanın yerine getirdiği kamu görevinin niteliği itibarıyla toplumun özel olarak ilgisini çeken, siyasi, medyatik veya benzeri bir konumda bulunmaması, katılanın yerine getirdiği kamu görevinin niteliği, yakın bir süreç içerisinde katılan tarafından yerine getirilen görevin derecesinde, yazı içeriğinin aksine dosyaya yansıyan kayda değer bir değişimin olmaması ve gazeteci olan sanığın, bizzat elinde bulundurup inceleme ve değerlendirme fırsatı bulduğu katılan hakkındaki önceki mahkûmiyet hükmünün 765 sayılı TCK'nın 430/2. maddesinde düzenlenen şehvet hissi ile alıkoymak suçuna ilişkin olduğu hâlde, bunu olduğundan farklı ve daha ağır nitelikteki cinsel istismar suçu olarak yansıttığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, haberin güncel bir değerinin bulunduğundan ya da kamunun bu durumu öğrenip tartışmasında menfaati olduğundan söz edilemeyeceği, sanığın eylemi sonucunda, kamu görevlisi olan katılana, kamuoyunun duyması gereken güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirdiği anlaşılmakla; yazıda kullanılan ifadelerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilerek, dosyanın Yerel Mahkeme uygulamasının denetlenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 15.12.2015 tarihli ve 11626-13251 sayılı bozma ilamının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın uygulamanın denetlenmesi amacıyla Yargıtay 18. Ceza Dairesine gönderilmesine, 30.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargı uygulamasında her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici söz hakaret suçu bağlamında değerlendirilmez. Bir ifadenin cezalandırılabilmesi için sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını ya da sövmek fiilini oluşturması aranır. Nitekim Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca, kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz; suç ve ceza içeren hükümler kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz. Bu sebeple sahtekar ifadesinin hakaret sayılıp sayılmayacağı, sözün sarf edildiği bağlam ile iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırları dikkate alınarak somut olaya göre tespit edilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 2Kaynağı aç
ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve
güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
(2) İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
(3) Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas
yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş
yorumlanamaz.
Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi
Sahtekar İfadesine İlişkin Emsal Yargı Kararları
Kişilerin mesleki ve sosyal saygınlığını hedef alacak biçimde yöneltilen sahtekar nitelemesi, somut olayın özelliklerine göre hakaret olarak kabul edilebilmektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/1523 Esas ve 2023/16835 Karar sayılı ilamına konu olayda, bir sosyal medya platformunda profil oluşturularak katılan avukat hakkında sahtekarlık yapan avukat şeklinde ifadelerin paylaşılması eylemi hakaret suçu kapsamında değerlendirilmiş ve mahkemenin mahkumiyet kabulü hukuka uygun bulunmuştur. İfadenin hedef aldığı kişinin mesleki konumu ve isnadın yöneltilme biçimi suçun sübutunda belirleyici rol oynamaktadır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/1523, K. 2023/16835Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen Yerel Mahkemenin kararı ile sanık hakkında hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 6080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz isteğinin, sanığın suçu işlemediğine ve re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın, avukat olan katılana Cumhuriyet Savcılığı'na şikâyette bulunması için vekaletname verdiği, katılanın şikâyet dilekçesi sunduğu ancak kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, bu karara itiraz ettiği ve reddedildiği, sanığın da bunun üzerine katılanın adını ve fotoğrafını kullanarak … isimli sosyal paylaşım sitesinde profil oluşturduğu ve katılan hakkında "Sahtekarlık yapan avukat." şeklinde sözler yazarak hakaret ettiği, Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Sanığın suça konu sözleri kendisinin yazdığını ancak hakaret etme kastının bulunmadığına ilişkin savunması, katılanın beyanı, suça konu yazıya ilişkin dökümanlar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın hakaret suçunu işlediğine dair Mahkemenin kabulünde hukuka aykırılık bulunmamış ve sanığın temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
17.10.2019 gün ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun’a 7188 sayılı Kanun'la eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 sayılı kararıyla “basit yargılama usulü” yönünden Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; Anayasa’nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun’un 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğu belirlendiğinden, karar bu yönüyle hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.04.2023 tarihinde karar verildi.
Kamu görevinin ifası sırasında yöneltilen ifadeler bakımından da benzer bir yaklaşım mevcuttur. Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2018/2010 Esas ve 2018/6002 Karar sayılı kararında, duruşma çıkışında avukata yönelik olarak sarf edilen bütün avukatlar sahtekardır, sen de sahtekarsın şeklindeki sözlerin, avukatın yerine getirdiği kamu göreviyle nedensellik bağı taşıdığı, görevi aşağılayıcı ve tahkir edici mahiyette bulunduğu kabul edilmiş ve eylem Türk Ceza Kanunu'nun 125/3-a maddesi kapsamındaki nitelikli hakaret suçu olarak değerlendirilmiştir.
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/2010, K. 2018/6002Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Hakaret suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı kararın, sanık tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı kararıyla;
“Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığın Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/88 esas sayılı dosyasının 13.11.2013 tarihli celsesine müşteki sıfatıyla katıldığı, duruşma çıkışında bu dosyanın sanığı olan tanık … ile tartışma yaşadığı ve …’ın vekili olan katılanın tarafları ayırmaya çalıştığı sırada sanığın katılana hakaret etmesi şeklindeki eylemlerini, katılanın yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle gerçekleştirmediği gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 125/3-a madde ve fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,
Kanuna aykırı, sanık …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.
I- İtiraz Nedenleri:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/02/2018 gün ve 2014/333786 sayılı yazısıyla;
“İtiraza konu uyuşmazlık maddi olayda sanık tarafından duruşma sonrasında katılan avukata yönelik işlenen hakaret suçunun, görevinden dolayı işlenip işlenmediğine yöneliktir.
Hakaret suçu TCK’nın 125. maddesinde;
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2)Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3)Hakaret suçunun;
a)Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b)Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c)Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4)Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5)Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; "Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” şeklinde açıklama yapılmıştır.
TCK'nın "Soruşturma ve kovuşturma koşulu" başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında ise; “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır” hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, TCK'nın 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçuna ilişkin; 5237 sayılı TCK’ndaki düzenleme, 765 sayılı TCK’ndan farklı olup, 765 sayılı Kanun uygulamasında “memur” kavramına yer verilerek, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda memur kavramını da içerecek şekilde “kamu görevlisi” kavramına yer verilerek, yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. "Kamu görevlisi" kavramı 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesinde “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi … anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Görev sırasında ancak görevinden dolayı olmayan hakaretler ise, 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret olarak kabul edilerek, soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.
“Görevinden dolayı” hakaretin kabulü için; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hâkim her somut olayda nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırarak, sonucuna göre, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu saptayacaktır. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda katılan …'in Ankara Barosu'na kayıtlı avukat olarak görev yaptığı, suç tarihinde Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/88 Esas sayılı dosyasında Sanık … vekili olarak duruşmaya katıldığı ve sonrasında sanık … hakkında beraat kararı verildiği ve gerçek suçlunun araştırılması için dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verildiği sırada, bu karara tepki duyan … beraat eden … ile tartışmaya başladığı ve bu durumu gören …'ın vekili olan katılan avukat … olaya müdahale ederek sanık …'ya yaptığını doğru olmadığını bildirdiği ve bunun üzerine sanık …'nın katılan avukat …'in üzerine yürüyerek "kavat", bütün avukatlar sahtekardır, "sen de sahtekarsın" dediği ve sanığın görevinden dolayı katılan avukata hakaret bulunduğu tartışmasız kabul edilmelidir.
Sanığın sarf ettiği "bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın" şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu, sanığın katılan …'in, …'ın vekili olduğunu bildiği, katılanın yerine getirdiği avukatlık hizmetini aşağılayan ve küçük düşürücü ve tahkir edici sözlerinin katılanın göreviyle ilgili olup sıfat ve hizmetinden dolayı gerçekleştirdiğini ve sanığın eyleminin TCK'nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla; Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak sanık …'ın katılan avukat …'e yönelik sarf ettiği sözlerin görevinden dolayı işlendiği ve sanığın eyleminin TCK'nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğunun kabulüyle,
Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı kararının onanması istemiyle anılan karara itiraz edilmiştir
Sonuç Ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,
1- İtirazımızın KABULÜNE,
2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı sanığın mahkumiyetine ilişkin kararının ONANMASINA,
4- Itirazımız yerinde görülmediği takdirde dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi” talep olunmuştur.
II- Karar:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce, sanık hakkında hakaret suçundan verilen 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı bozma KARARININ KALDIRILMASINA,
Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı mahkumiyet hükmünü içeren dosya yeniden görüşüldü:
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanık …’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 24/04/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Öte yandan geçmişte hukuken sabit görülmüş bir fiilden bahsedilerek isnatta bulunulması dahi eylemi cezasız bırakmaz. Türk Ceza Kanunu'nun 127. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ispat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde dahi cezaya hükmolunur. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/1169 Esas ve 2018/490 Karar sayılı dosyasına yansıyan Başsavcılık itiraz gerekçesinde de vurgulandığı üzere, kesin hükümle sonuçlanmış davayla fiili sabit görülen kişiye bu husustan bahisle sürekli sahtekar denilmesinin isnadın ispatı kapsamında hukuken korunamayacağı savunulmuştur.
İddia ve Savunma Dokunulmazlığı ile Şikayet Hakkının Sınırları
Resmi makamlar önünde kullanılan sahtekar veya sahtekarlık sözcükleri, iddia ve savunma dokunulmazlığı ile anayasal şikayet hakkı çerçevesinde kaldığında hakaret suçunu oluşturmaz. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2021/1444 Esas ve 2023/16781 Karar sayılı kararında, resmi makamlara sunulan şikayet ve suç duyurusu dilekçesinde usulsüzlük iddialarıyla bağlantılı olarak yer verilen sahtekarlık ve ayak oyunları yapıldığı yönündeki ifadelerin, Anayasal şikayet hakkı ile iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kalması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/1444, K. 2023/16781Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yerel Mahkemece sanığın hakaret suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci fıkrası, 29 uncu, 62 nci ve 51 nci maddeleri uyarınca 1 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezanın ertelenerek 1 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyizi, sanığın teşdiden, haksız tahrik ve erteleme hükümleri uygulanmadan cezalandırılması gerektiğine vesaireye yöneliktir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanığın … Sulama Birliğinin üyesi, katılanın ise başkanı olduğu, birlik ile ilgili toplantıya çağırma ve davet etme eylemlerinden dolayı sanığın, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Devlet Su İşleri 6. Bölge Müdürlüğü'ne göndermiş olduğu 30.12.2013 tarihli dilekçeyle katılanın ayak oyunları yaptığı ve sahtekar olduğunu belirterek hakaret suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.
IV. GEREKÇE
Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri Yönünden ve Sair Yönlerden
1. Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
İnceleme konusu somut olayda; … Sulama Birliği üyesi olan sanığın, adı geçen birliğin toplantılarına ilişkin usulsüzlük iddiaları ile ilgili şikâyet suç duyurusu konulu 30.12.2013 tarihli dilekçede hakaret suçuna konu edilen "Sahtekarlık ve ayak oyunları yapıldığı." şeklinde yer alan ifadelerin Anayasal şikâyet hakkı ile iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kalması karşısında, hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yetersiz gerekçeyle mahkûmiyet kararı verilmesi,
2. Kabule göre,
a. Sanığın sabıkasında görülen ilamın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olması, 6545 sayılı Kanun'un 72 nci maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrasına değişiklik getiren ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına bir kez karar verileceğine ilişkin düzenlemenin, suç tarihinde sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girmesi dikkate alındığında; sanığın sabıkasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın engel oluşturmaması karşısında, yargılama sürecindeki davranışları olumlu bulunarak takdiri indirim uygulanan, hapis cezası ertelenen ve 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrasının uygulanmasını talep eden sanık hakkında, anılan maddenin altıncı fıkrasındaki diğer koşullar da değerlendirildikten sonra, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
b. Hakaret suçuna ilişkin özel hüküm olan ve daha lehe düzenlemeler içeren 5237 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi yerine, aynı Kanun'un genel tahrike dair 29 uncu maddesinin uygulanması,
c. 17.10.2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun'a 7188 sayılı Kanun'la eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararıyla "basit yargılama usulü" yönünden Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; Anayasa'nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 7 ve 5271 sayılı Kanun'un 251 vd. maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
04.04.2023 tarihinde karar verildi.
Duruşma esnasında tarafların anlık tepkileri neticesinde sarf edilen ifadeler de iddia ve savunma sınırları kapsamında ele alınabilmektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2013/3949 Esas ve 2014/8597 Karar sayılı kararında, mahkeme duruşmasında karşı taraf vekilinin beyanına tepki olarak söylenen sahtekarlık yapma, oğlum sen laftan anlamıyor musun şeklindeki ifadelerin, katılan avukatın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta bulunmadığı, kaba hitap tarzı niteliğinde kaldığı ve Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kalarak hakaret suçunun unsurlarını oluşturmadığı sonucuna varılmıştır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2013/3949, K. 2014/8597Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 2 – 2012/56944
MAHKEMESİ : Karşıyaka 4. Sulh Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 16/11/2011
NUMARASI : 2010/272 (E) ve 2011/1044 (K)
SUÇ : Hakaret
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Somut olayda, Karşıyaka 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanan sanığın, yargılama konusu olaya ilişkin görüntüleri içeren cd ler hakkında düzenlenen bilirkişi raporu hakkında tarafların beyanının alınması esnasında karşı taraf vekili olan avukatın, "sanıkların ileri sürdükleri 3. Asliye Ceza Mahkemesindeki dosyada başka yargılama vardır, mahkemeyi yanıltmaya çalışmaktadırlar" sözüne karşılık olarak söylediği kabul edilen "sahtekarlık yapma, oğlum sen laftan anlamıyor musun" şeklindeki sözlerin katılan avukatın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, TCK'nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı, kaba hitap tarzı niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık M.. T..'un temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 20/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hakaret Suçunda Cezayı Artıran Nitelikli Haller
Hakaret eyleminin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca fail hakkında birinci fıkrada belirtilen ceza uygulanır. Fiilin alenen işlenmesi ise Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca verilecek cezanın altıda biri oranında artırılmasını gerektirir. Ancak Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2020/10485 Esas ve 2020/16772 Karar sayılı kararında işaret edildiği üzere, eylemin nerede gerçekleştiği ve aleniyet öğesinin ne şekilde oluştuğu açıklanıp tartışılmadan cezada aleniyet artırımı yapılamaz.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56]
veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle
ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir
iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini
açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi
halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu
görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde
hükümleri uygulanır.
Mağdurun belirlenmesi
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2020/10485, K. 2020/16772Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
1- Sanığın müştekiye yönelik söylediği kabul edilen ve hükme esas alınan sözlerin hakaret unsuru içermemesi, sanığın müştekiye “sahtekar” şeklinde hakaret ettiğinin müşteki beyanı dışında doğrulanmaması karşısında sanığın beraati yerine, yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyetine karar verilmesi,
2- Kabule göre de,
a) Hakaret eyleminin hastanenin hangi bölümünde gerçekleştiği ve aleniyet öğesinin ne şekilde oluştuğu açıklanıp tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle TCK'nın 125/4. maddesi uygulanarak cezada artırım yapılması,
b) Seçimlik ceza öngören hakaret suçunda tercih edilen hapis cezasının, TCK’nın 50/2. maddesi uyarınca adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görülmekle tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca aleyhe değiştirme yasağının gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18/11/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Suçun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca verilecek cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerin açıklanması, yayılmaya çalışılması veya kişinin mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı ya da dinen kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi hallerinde de cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden ötürü hakaret edilmesi durumunda ise eylem Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır ve zincirleme suça ilişkin hükümler tatbik edilir.
Yargılama Usulü, İspat Koşulları ve Hükmün Bireyselleştirilmesi
Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret hali hariç olmak üzere, hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması Türk Ceza Kanunu'nun 131. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mağdurun şikayetine bağlıdır. Kamu görevlisine karşı işlenen hakaretin kabulü için yerine getirilen kamu görevi ile fiil arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yargılama aşamasında isnadın ispatı somut delillerle değerlendirilir; Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2020/10485 Esas ve 2020/16772 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, sanığın müştekiye sahtekar şeklinde hakaret ettiğinin müşteki beyanı dışında delille doğrulanamaması ve kabul edilen diğer sözlerin de hakaret unsuru taşımaması durumunda beraat kararı verilmesi gerekir.
Hakaret suçunda seçimlik cezalardan hapis cezası tercih edildiğinde, bu ceza Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca adli para cezasına çevrilemez. Fail yararına cezayı hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde Türk Ceza Kanunu'nun 62. maddesi uyarınca cezalardan altıda birine kadar indirim yapılabilir; ancak failin mahkemeyi etkilemeye yönelik şekli tutum ve davranışları takdiri indirim nedeni sayılmaz. Ayrıca iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin cezası, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması ve tekrar suç işlemeyeceği kanaatinin oluşması koşuluyla Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesi kapsamında ertelenebilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 62Kaynağı aç
varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine, müebbet hapis;
müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların
altıda birine kadarı indirilir.[20]
(2) Takdiri indirim nedeni olarak,
failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki
pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki
olası etkileri (…)[21] göz önünde bulundurulabilir. (Ek
cümle:12/5/2022-7406/1 md.) Ancak failin duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye
yönelik şeklî tutum ve davranışları, takdiri indirim nedeni olarak dikkate
alınmaz. Takdiri indirim nedenleri kararda gerekçeleriyle gösterilir.21
Mahsup
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 51Kaynağı aç
hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst
sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını
bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi
için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına
mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık
dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
gerekir.
(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen
iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın
infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi
halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.[9]
(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla
olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm
olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde;
a) Bir meslek veya sanat sahibi
olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi
hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra
eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat
edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir
eğitim kurumuna devam etmesine,
mahkemece karar verilebilir.
(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman
kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve
sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte
bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle
görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve
sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor
düzenleyerek infaz hâkimine verir.9
(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde
bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman
kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.
(7) Hükümlünün denetim süresi içinde
kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz
hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın
kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar
verilir.[10]
(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği
takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.
Adlî para cezası
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan açık kanun hükmü uyarınca, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa bile hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemez. Bu nedenle hakaret suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda uzlaştırma usulü uygulanmaz.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 253Kaynağı aç
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek
veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer
alan;[102]
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit
(madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
(madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık
(madde 141),
7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Güveni kötüye kullanma (üçüncü fıkra hariç, madde 155),[103]
8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık
(madde 157),
9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Suç eşyasının satın
alınması veya kabul edilmesi (madde 165),
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi
veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun
veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla,
suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis
veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak
üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna
gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret
suçunda (madde 125) uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek
cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu
kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması
hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:24/12/2025-7571/24 md.)
Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına
giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma
kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.[104][105][106][107]
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya
tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli
şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro
tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar
görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat
veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören,
kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını
bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. 106[108]
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve
uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura,
suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması
halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet
veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya
suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi,
soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin
uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi
sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde
bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve
Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın
gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.[109]
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine
verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında
yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma
müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve
vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya
kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi
halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle
ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı,
uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak
kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma
bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını
da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu
soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına
gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya
suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin
düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan
edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine
dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi
mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna
gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin
edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside
bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar
aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı
verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde,
171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…)[110] Uzlaşmanın sağlanması
halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan
zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış
olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi
halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden
sayılır.[111]
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir
soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar
görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren,
uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu
düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği
tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) (Değişik birinci cümle:
24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet
Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı
ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır.
Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından
karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda
öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
(24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı
bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile
personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer
aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden
görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı
anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları,
uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.[112]
(25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri,
eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum
ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili,
uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet
başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve
esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve
raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve
esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
Mahkeme tarafından uzlaştırma
Sahtekar demek hakaret sayılır mı?
Sahtekar sözcüğü, kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut fiil/olgu isnadı veya sövme kastıyla küçük düşürmeye matuf olarak sarf edildiğinde hakaret suçunu oluşturabilir; ancak Anayasal şikayet hakkı ile iddia ve savunma dokunulmazlığı sınırlarında kalan veya kaba hitap niteliğinde görülen durumlarda suç unsurları oluşmamaktadır.
Bir avukata sahtekar denilmesi durumunda ceza artar mı?
Avukata yerine getirdiği kamu göreviyle nedensellik bağı bulunacak şekilde sahtekar denilmesi halinde Türk Ceza Kanunu'nun 125/3-a maddesi uyarınca kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçu oluşur ve verilecek hapis cezasının alt sınırı bir yıldan az olamaz.
Hakaret suçu için uzlaştırma uygulanır mı?
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa dahi hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemez.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

