Sosyal Medya Beğenisi Nedeniyle İşten Çıkarılma ve Cezai Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Sosyal Medya Beğenisi Nedeniyle İşten Çıkarılma ve Cezai Sorumluluk

Sosyal medyada bir gönderiyi beğenmek, bazı durumlarda iş sözleşmesinin feshine gerekçe gösterilebilmektedir. Cezai sorumluluk ise beğenilen içeriğin niteliğine ve somut olayda uygulanabilecek kanun hükümlerine göre ayrıca değerlendirilmesi gereken farklı bir hukuki sorundur. İş hukuku açısından belirleyici olan yalnızca beğeninin varlığı değil; işverenin fesih prosedürüne uyup uymadığı, içeriğin iş ilişkisine etkisi ve uygulanan yaptırımın ölçülülüğüdür.

3713 sayılı TERÖRLE MÜCADELE KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – (Değişik: 29/6/2006-5532/6 md.) Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır. (Değişik ikinci fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:17/10/2019-7188/13 md.) Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır: a) (Mülga: 27/3/2015-6638/10 md.) b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2. Slogan atılması, 3. Ses cihazları ile yayın yapılması, 4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi. (Ek fıkra: 27/3/2015-6638/10 md.) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz. İkinci fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki katı hükmolunur. (Ek fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.) Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına; a) İkinci fıkrada tanımlanan suçu, b) 6 ncı maddenin ikinci fıkrasında tanımlanan suçu, c) 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma suçunu, işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanunun 314 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez.[6] Terörün finansmanı
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 217/AKaynağı aç
Madde 217/A- (Ek:13/10/2022-7418/29 md.) (1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. (2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır. Ortak hüküm

Fesihte Savunma Alma Zorunluluğu

4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesi, işçinin davranışına veya verimine dayalı geçerli fesihlerde fesihten önce işçinin savunmasının alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu usul şartı karşılanmadan yapılan fesih, beğenilerin içeriğinden bağımsız olarak salt bu nedenle geçersiz sayılmaktadır.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/14129, K. 2024/7880Kaynağı aç
3. Ceza Dairesi         2022/14129 E.  ,  2024/7880 K. "İçtihat Metni" SAYISI : 2019/774 E., 2020/955 K. SUÇ : Terör örgütü propagandası yapmak HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir. Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereğince reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 01.03.2018 tarihli ve 2017/709 Esas, 2018/175 sayılı Kararı ile sanık hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan, 3713 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43 üncü ve 62 inci maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile mahkumiyet kararı verilmiş, aynı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezanın ertelenmesine karar verilmiştir. 2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin, 13.11.2020 tarihli ve 2019/774 Esas, 2020/955 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 23.02.2022 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; usul ve yasaya aykırı karar verildiğine, kararın eksik inceleme neticesinde verildiğine, başkaları tarafından üretilen gönderinin beğenilmesinin suç teşkil etmediğine, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, temyiz dilekçesinde belirtilen diğer hususlar ve sair temyiz sebeplerine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin, terör örgütü propagandası yapmak suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet ve erteleme kararı verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenmiştir. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Terör örgütünün propagandasını yapmak suçunu düzenleyen 3713 sayılı Kanun'un mer’i 7/2 nci maddesi şöyledir: “(Değişik ikinci fıkra: 11.4.2013-6459/8 md.) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:17.10.2019-7188/13 md.) Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır: a) (Mülga: 27.3.2015-6638/10 md.) b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2. Slogan atılması, 3. Ses cihazları ile yayın yapılması, 4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.” Tarihi seyir içinde Kanun'un 12.4.1991 tarihinde yürürlüğü giren ilk hâlinde, 7’inci maddesinin ikinci fıkrası “örgüt mensuplarına yardım eden ve örgütle ilgili propaganda yapanlar” hakkında 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve ağır para cezası öngörülmüşken, 19.2.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4744 sayılı Kanunla, ceza miktarları aynı şekilde muhafaza edilerek örgüt propagandası yapma suçunun unsurları değiştirilmiş ve propagandanın suç olması için “terör yöntemlerine başvurmaya özendirecek şekilde” yapılması şart koşulmuştur. Madde gerekçesinde, her propagandanın değil, sadece terör yöntemlerine başvurmaya özendirecek propagandaların suç olmasının öngörüldüğü ve düşünce özgürlüğü sınırlarının genişletilerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu alanda aradığı kriterlere uygun bir düzenleme getirildiği belirtilmiştir. Aynı maddede, 7.8.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4963 sayılı Kanunla yeniden değişiklik yapılarak propagandanın, “şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde” yapılması halinde suç olacağı kabul edilmiştir. Madde gerekçesinde, örgütle ilgili olsun veya olmasın şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanların cezalandırılmasının öngörüldüğü ifade edilmiştir. 18.7.2006 tarihinde yürürlüğü giren 5532 sayılı Kanunla, anılan maddeden “yardım eden” ibaresi çıkarılmış, bir tanımlama yapılmamakla birlikte “terör örgütünün propagandasını yapma" suç olarak düzenlenmiş, suçun basın yayın yoluyla işlenmesi hâlinde cezanın yarı oranında artırılacağına ve yayın sorumlularına da adlî para cezası verileceğine dair hükümler ilk defa bu değişiklikle maddeye eklenmiştir. Maddede 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunla suçun unsurları açısından en ciddi değişikliğe gidilmiştir. Buna göre ancak; “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapma” durumunda fiil suç teşkil edecektir. Böylece düzenleme, AİHM’in bu konudaki kriterine uygun hale getirilerek son halini almıştır. Bilahare 27.03.2015 tarih 6638 sayılı Kanun'un 10 maddesi ile, 7i nci maddenin 2 nci fıkrasının son cümlesinin “a” bendi yürürlükten kaldırılmış, maddeye 3 üncü fıkra eklenmiştir. Nihayet 17.10.2019 tarih, 7188 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi ile de 7 inci maddenin 2 nci fıkrasının son cümlesinden önce gelmek üzere “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” cümlesi eklenmiştir. Görüldüğü gibi, safahatta yapılan her değişikliğin ifade ve basın özgürlüğü lehine geliştiği çok açıktır. TDK’ya göre propaganda; “bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca” anlamına gelmektedir. TMK 7/2, 1. cümlede yer alan düzenlemeye göre tipiklik açısından suçun oluşabilmesi için: 1) “Propaganda” niteliğinde bir fiilin işlenmesi, 2) Yapılan propagandanın; • Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek şekilde veya • Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini övecek şekilde veya • Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sosyal medya üzerinden başkaca şahıslar tarafından yapılan paylaşımların beğenilmesinin terör örgütü propagandası yapmak suçunun unsurlarını oluşturmayacağı göz önüne alındığında; sanığın müsnet suçtan beraatine karar vermek gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyet hükmü kurulması nedeniyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin, 13.11.2020 tarihli ve 2019/774 Esas, 2020/955 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2024 tarihinde karar verildi.

Savunma alma yükümlülüğü yalnızca fesih aşamasını kapsamaktadır; işçiye ihtar verilirken savunma alınmaması ihtarın geçerliliğini etkilemez. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 19. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, m. 25/II kapsamındaki hallerde işverenin haklı fesih hakkı saklıdır; bu hallerde savunma alma zorunluluğu uygulanmaz. Söz konusu istisnanın uygulanabilmesi, m. 25/II şartlarının somut olayda gerçekten karşılanmış olmasına bağlıdır. Öte yandan 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesinin son fıkrası, işçinin feshin o maddenin bentlerinde öngörülen sebeplere uymadığı iddiasıyla m. 18, 20 ve 21 çerçevesinde yargı yoluna başvurabilmesine olanak tanıyan ayrı ve bağımsız bir hükümdür.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/12170, K. 2024/6483Kaynağı aç
3. Ceza Dairesi         2022/12170 E.  ,  2024/6483 K. "İçtihat Metni" D U R U Ş M A T A L E P L İ İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1619 E., 2020/980 K. SUÇ : Terör örgütü propagandası yapma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince terör örgütü propagandası yapma suçundan kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.10.2019 tarihli ve 2019/188 Esas, 2019/387 sayılı Kararı ile sanık hakkında terör örgütü propagandası yapma suçundan, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci cümleleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 21 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesinin, 12.11.2020 tarihli ve 2019/1619 Esas, 2020/980 sayılı Kararı ile, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 21.02.2022 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; 1. Sanığa atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığına; 2. Sanığın herhangi bir paylaşımının bulunmadığına; 3. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara, İlişkin olup, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması talep edilmiştir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin terör örgütü propagandasını yapma suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda bir isabetsizlik görülmemekle, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddi kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Bölge Adliye Mahkemesinin ve İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli karar başlıklarında suç tarihi olarak silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun zincirleme olarak işlenmesi nedeniyle son paylaşımın yapıldığı tarih olan “05.06.2015” tarihi yerine “07.10.2016” olarak yazılması ve dosyada mevcut 27.10.2020 tarihli nüfus kaydına göre sanığın "…" olarak düzeltildiği anlaşılan soyadının Bölge adliye mahkemesinin gerekçeli karar başlığında "…" olarak gösterilmesi, mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hatalar olarak kabul edilmiştir. İfade özgürlüğü T.C. Anayasası'nın 26 ncı maddesi ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin 10 uncu maddesi ile teminat altına alınmıştır. İfade özgürlüğünün kullanımına meşru bir müdahale için; 1- Müdahalenin yasalarda öngörülmüş olması, 2- Ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu emniyeti, kamu düzeninin sağlanması ve suçun işlenmesinin önlenmesi, sağlığın korunması, ahlakın, başkalarının şöhret ya da haklarının korunması, gizli tutulması kaydıyla alınmış bilgilerin açıklanmalarının engellenmesi ve yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanmasına ilişkin değerlerden bir veya bir kaçını korumaya yönelik olmalıdır. 3- Müdahale demokratik bir toplumda gerekli bulunmalıdır. İfade özgürlüğü terörle mücadele kapsamında en çok müdahale ve sınırlamaya maruz kalan temel haklardandır. Nitekim 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki propaganda yasağı bu duruma örnek teşkil etmekle birlikte yasa koyucu madde de zaman zaman yaptığı değişikliklerle özgürlüğü genişletmiştir. Bu amaçla 11.04.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ile yapılan değişiklik sonucu; terör örgütünün propagandası suçunun oluşabilmesi için; örgütün “cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde” yapılması zorunlu kılınarak, sınırlamanın AİHS uygun hale getirilmesi amaçlanmıştır. Ancak, aynı Kanun'un 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise; toplantı ve gösteri yürüyüşünde gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; 1- Örgüte ait resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, 2- Slogan atılması, 3- Ses cihazları ile yayın yapılması, 4-Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi, Şeklindeki fiil ve davranışlar propaganda suçundan cezalandırılacaktır. Bu düzenleme ile kanun koyucu herhangi bir unsurun varlığına bağlı olmaksızın bu suçun oluşacağı kabul edilmek suretiyle ifade özgürlüğü parametrelerini dışlayan tipe uygun eylem tanımlaması yapmıştır. T.C. Anayasası'nın 90 ıncı maddesinin son fıkrasında “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” Temel hak ve hürriyetlere ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ekli protokoller Türkiye Büyük Millet Meclisince onaylanmıştır. Anayasal düzenleme karşısında, ifade özgürlüğüne ilişkin Avrupa Sözleşmesinin 10 uncu maddesi bir iç düzenleme şekline dönüşmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de; kişinin hakkı ile toplumun çıkarı ve özellikle kişinin temel ifade özgürlüğü hakkı ve demokratik toplumun terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı kendini korumaya ilişkin meşru hakkı arasında bir denge kurulması ihtiyacını beraberinde getirmektedir. (Zana v. Türkiye) Devletlerin terör ile mücadelesinin zorluklarına vurgu yaparak, müdahalenin acil bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, hedeflenen meşru amaca uygun olup olmadığını, devlet yetkililerince ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli bulunup bulunmadığı ortaya konulmalıdır. (… ve Kılıç/ Türkiye davası) Terör ile mücadele kendine özgü bir takım zorlukları barındırdığından devletler bu mücadelede daha geniş bir takdir marjına sahip olduğu kabul edilmekle birlikte terör ile mücadelede bir hukuk rejimidir. Uluslarası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerin ihmal edilebileceği bir alan değildir. Toplantı veya gösteri yürüyüşünde olsun veya olmasın; yazı veya sözler (atılan slogan, taşınan pankart veya giyilen üniforma) ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde anlamsız bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır. İfade özgürlüğü sadece memnuniyetle karşılanan zararsız veya önemsiz sayılan insanların kayıtsız kalabileceği bilgi ve fikirler için değil, aynı zamanda demokratik toplumu şekillendiren çoğulculuğun, hoşgörünün ve geniş fikirliliğin doğasında bulunan bir gereklilik olarak saldırgan, şok eden, rahatsızlık veren veya ayrılık yaratabilen fikirler içinde uygulanabilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığın kendisinin kullanımında bulunan Facebook isimli sosyal medya hesabında "Bu bizim kaderimiz değil dostlar kürdüm diyip bunu gürmeyen kürt vicdanını yoklasın" şeklindeki yorumu paylaştığı ve iki adet görseli beğendiği, paylaşılan yorumun beğenilen görsellerin içerik olarak terör örgütünün şiddet eylemlerini meşru gösteren veya bu eylemleri teşvik eden yada şiddete çağrı niteliğinde slogan olmadığı gözetilerek sanığın silahlı terör örgütü propagandası yapma suçundan beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesinin, 12.11.2020 tarihli ve 2019/1619 Esas, 2020/980 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2024 tarihinde karar verildi.

Savunmaya davet yazısının da belirli koşulları taşıması gerekmektedir: işten çıkarma sebebi açık ve kesin biçimde belirtilmeli; yer, gün ve saat makul süre önceden bildirilmeli; gelmeme hâlinde yazılı savunma verilebileceği ve buna rağmen savunma verilmezse vazgeçilmiş sayılacağı açıkça hatırlatılmalıdır. Bunun yanı sıra, fesih bildiriminin savunma alınmadan önce yapılması ya da ihbar önel süreleri içinde savunma istenmesi de feshi geçersiz kılmaktadır.

Yargıtay Kararlarında Beğeni Gerekçeli Fesih

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, sosyal medya beğenileri gerekçesiyle yapılan iki ayrı fesih davasında savunma alınmaması gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. E. 2017/24063, K. 2018/8966 sayılı kararda bozma oyçokluğuyla gerçekleşmiştir; E. 2017/24530, K. 2018/7670 sayılı kararda ise oybirliğiyle fesih geçersiz bulunarak işçinin işe iadesine hükmedilmiştir. Her iki kararda da bozma gerekçesi yalnızca savunma alınmamasına dayanmaktadır; sosyal medya beğenilerinin geçerli fesih nedeni oluşturup oluşturmadığı Yargıtay çoğunluğunca esastan karara bağlanmamıştır.

İki davanın alt derece mahkemelerinde farklı gerekçeler ve farklı sonuçlar ortaya çıkmıştır. E. 2017/24063 sayılı davada ilk derece mahkemesi feshi geçersiz bulmuş; Bölge Adliye Mahkemesi ise beğenilerin içeriğinin güven ilişkisini zedelediğini ve kamu kurumu niteliğindeki işverenle doğruluk ve bağlılık yükümlülüğüyle bağdaşmadığını kabul ederek feshi geçerli saymıştı. E. 2017/24530 sayılı davada ise hem ilk derece mahkemesi hem de Bölge Adliye Mahkemesi, paylaşımların eleştiri sınırlarında görülemeyecek nitelikte olduğunu ve bankanın iç mevzuatına aykırılık oluşturduğunu gerekçe göstererek davayı reddetmişti. Yargıtay çoğunluğu her iki davada da bu değerlendirmeleri benimsemeden bozma yapmıştır.

Bu tablo, beğenilerin tek başına geçerli fesih nedeni oluşturup oluşturamayacağının içtihatta henüz esastan çözüme kavuşturulmadığını ortaya koymaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca siyasi görüş farklılığının geçerli fesih nedeni sayılamayacağı ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/27773, K. 2018/14484 sayılı kararında kabul edilmiştir: hakaret, şiddet veya tehdit içermeyen, eleştiri niteliğindeki paylaşımlar bu kapsamda değerlendirilmiştir. Söz konusu kararın somut olayı 'paylaşım' eylemine ilişkindir; 'salt beğeni' olgusuna doğrudan uygulanıp uygulanamayacağı her davada ayrıca değerlendirilmelidir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2022/9294, K. 2024/1826Kaynağı aç
3. Ceza Dairesi         2022/9294 E.  ,  2024/1826 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/1765 E., 2020/828 K. SUÇ : Terör örgütü propagandası yapmak HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinin, 04.07.2019 tarihli ve 2019/5 Esas, 2019/291 sayılı kararı ile sanık hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7 nci maddesinin ikinci fıkrası, 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı verilmiştir. 2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 30.06.2020 tarihli ve 2019/1765 Esas, 2020/828 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 22.02.2022 tarihli onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi özetle; 1.İsnat edilen suçlamaları kabul etmediğine, 2.Terör örgütü propagandası yapmadığına, 3.Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, 4.Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin terör örgütü propagandası yapmak suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda bir isabetsizlik görülmemekle, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, İlk Derece Mahkemesinin ve Bölge Adliye Mahkemesinin kararlarında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılan sanık hakkında; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımın kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, sanığın yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü temyiz sebepleri ve sair hususlar yerinde görülmemekle, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 30.06.2020 tarihli ve 2019/1765 Esas, 2020/828 sayılı kararında sanıkca öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden Tebliğname’ye uygun olarak, üye …'ın hukuka aykırı yöntemle delil elde edildiğinden suçun sübuta ermediğine dair karşı oyu ve oy çokluğuyla, TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.02.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY: Sanık … hakkında İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi 04.07.2019 tarih, 2019/5 (E) ve 2019/291 (K) sayılı kararıyla terör örgütü propagandası yapmak suçundan yapılan yargılama sonucunda sanığın 3713 sayılı yasanın 7/2. madde 2. cümlesi, 5237 sayılı TCK'nın 43/1, 62 ve 53. maddeleri gereğince 1 YIL 6AY 22 … hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul. Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 30/06/2020 tarih 2019/1765 Esas 2020/828 Karar sayılı ilamıyla esastan reddine karar verildiği, Kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda oy çokluğuyla kararın onanmasına karar verildiği tespit edilmiştir. Karara muhalefet etmemizin hukuki sebepleri; Yasak delil elde edililip kullanılmasına yönelik tespitler; 6 Ocak 2017 tarih, 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 27. maddesiyle; 2559 sayılı Kanunun ek 6. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. Buna göre; “Polis, sanal ortamda işlenen suçlarda, yetkili Cumhuriyet başsavcılığının tespiti amacıyla, internet abonelerine ait kimlik bilgilerine ulaşmaya, sanal ortamda araştırma yapmaya yetkilidir. Erişim sağlayıcıları, yer sağlayıcıları ve içerik sağlayıcıları talep edilen bu bilgileri kolluğun bu suçlarla mücadele için oluşturduğu birimine bildirir.” 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun ek 6. maddesine eklenen bu fıkra Anayasa Mahkemesinin 19.02.2020 tarih ve 2018/91 Esas, 2020/10 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Dolayısıyla polise siber ortamda tanınan sanal ortamda araştırma yetkisi iptal edilmiştir. Bu tarihten sonra Ceza Muhakemeleri Kanununun genel hükümlerine göre Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda suç araştırması yapılacağı aşikardır ve hazırlık soruşturması nasıl başlayacağı kanunumuzda açıkça düzenlenmiştir. Polise sanal yetki verilen dönem dışında kalan suç tarihinde de soruşturmanın Ceza Muhakemeleri Kanununun genel hükümlerine göre Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda suç araştırması yapılacağı aşikardır ve hazırlık soruşturması nasıl başlayacağı kanunumuzda açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununa göre soruşturma ve suç delillerinin toplanması zorunludur. İncelenen dosya kapsamında, İstanbul terörle mücadele şube müdürlüğü görevlileri tarafından 23.03.2018 tarihli reseen yapılan sosyal medya araştırma tutanağıyla sanığın sosyal medya (facebook) hesabından terör örgütü propagandası yaptığı örgütünü öven paylaşımlarda bulunduğu, tespit edilen facebook URL uzantılı hesabı kullanan İlyaz KAYA isimli facebook kullanıcısının herkese açık profil sayfasından ve beğenileri üzerinden gerekli incelemeler yapıldığı görüntü ve video kayıtları alındığı tespit edilmiştir. Bu işlemden sonra 10.07.2018 tarihinde sanık yakalanıp Cumhuriyet Savcısında ifadesinin alınması talimatı alındığı, CMK'nın kanununa göre suçla ilgili tespit yapıldıktan sonra cumhuriyet savcısına bildirilerek CMK'nın 134. maddeye göre sanığın sosyal medyası veya kullandığı cep telefonu üzerinden gerekli arama yapılarak, kayıtların çıkarılmasına karara alınıp buna göre işlem yapılması gerekirken, cumhuriyet savcısına bilgi verilmeden mahkeme kararı alınmadan, 23.03.2018 tarihinde yapılan ilk tespitten yaklaşık 4 ay sonra 10.07.2018 tarihinde cumhuriyet savcısından sanığın ifadesinin alınması yönünde talimat alınmasına göre herhangi bir arama ve tespit kararı alınmadığı, sonradan yapılan işlemlerin hukuken batıl olan işlemlerin hukuki hale getirilemeyeceği elde edilen delillerin hukuka aykırı deliller olduğu kabul edilmesi gerektiği, Zira; Sanığın sosyal medyası üzerinde soruşturma yapılması yönünde Cumhuriyet Savcısının herhangi bir emir ve talimatı bulunmadığı sosyal medyası ile ilgili Cumhuriyet Savcısı veya mahkemede usulüne uygun olarak alınmış bir arama kararı bulunmadığı, polisin reesen sanığın sosyal medyası üzerinden CMK 134. maddesine aykırı olarak inceleme yapıp tutanak tuttuğu tespit edilmiştir. Burada karşımızı çıkacak soru; Kolluk, Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatı olmaksızın sanal ortam takibi yapabilir mi? 6 Ocak 2017 tarih, 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 27. maddesiyle; 2559 sayılı Kanunun ek 6. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. Buna göre; “Polis, sanal ortamda işlenen suçlarda, yetkili Cumhuriyet başsavcılığının tespiti amacıyla, internet abonelerine ait kimlik bilgilerine ulaşmaya, sanal ortamda araştırma yapmaya yetkilidir. Erişim sağlayıcıları, yer sağlayıcıları ve içerik sağlayıcıları talep edilen bu bilgileri kolluğun bu suçlarla mücadele için oluşturduğu birimine bildirir.” 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun ek 6. maddesine eklenen bu fıkra Anayasa Mahkemesinin 19.02.2020 tarih ve 2018/91 Esas, 2020/10 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Dolayısıyla Cumhuriyet Savcısının emir ve talimatı olmaksızın sanal ortamda araştırma yapma yetkisinin kaldırıldığı, soruşturmanın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine riayet edilerek, CMK m.160/1’de öngörülen; “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” Hükmü çerçevesinde, etkin bir soruşturmanın yapılarak, suç delillerinin bu şekilde toplanması gerektiği tartışmasızdır. Kanun koyucu; basit, yeterli, makul veya kuvvetli şüpheye konu olabilecek bir suçtan dolayı soruşturma aşamasında soruşturma açılmasını Cumhuriyet savcısına bırakmıştır. Soruşturmanın amiri Cumhuriyet savcısı olup, adli kolluk savcının yardımcısıdır. Nitekim 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun “Adli görev ve yetkiler” başlıklı Ek 6. maddesinin 4. fıkrasında; “bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen Polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra elkoyduğu olaylara, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar.” hükmüne yer verildiği, buna göre suçla karşılaşan polisin kendi başına soruşturma yürütemeyeceğinin ve Cumhuriyet savcısının emri ile soruşturma işlemlerini yapabileceğinin belirtildiği görülmektedir.(Prof. Dr. Ersan Şen : Polisin Sanal Ortamda Takibi ve Sanal Devriye Yetkisi-Hukuki ) Sonuç olarak 5271 CMK. 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Hakkındaki Kanunlar uyarınca; bir suçun işlendiği izlenimini veren hali öğrenen kolluğun derhal Cumhuriyet Savcısına olayı haber vererek emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlaması gerekirken sanal devriye sonucu kontrolü aşan ve ortada CMK. 134 madde uyarınca usulüne uygun verilmiş yazılı arama emri veya kararı olmadan delil elde etmek amacıyla kolluğun sanal ortamda arama işlemi, yine CMK 161. Maddeye uygun olarak Cumhuriyet Savcısının yazılı talep ve talimatı olmaksızın internet üzerinde ve bir soruşturma varmışcasına kolluk tarafından yapılan araştırmalar ve sonuçlar hukuka aykırıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04/12/2007 tarihinde vermiş olduğu 2007/247-257 sayılı kararında “Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkartılması için soruşturmaya başlayacaktır. Cumhuriyet savcısının maddi gerçeğin ortaya çıkartılması amacına yönelik olarak hangi tür olaylarda hangi yolları takip edebileceğine ilişkin mevzuatımızda çok açıklık bulunmamakla birlikte soruşturma yöntemleri uygulamanın getirdiği benzer olaylardaki hareket tarzı yoluyla kazanılan ve mesleki birim olarak isimlendirilebilecek tecrübe, yargısal kararlar ve öğreti maddi gerçeğin ortaya çıkartılması için Cumhuriyet savcısının yolunu aydınlatmaktadır.” demek suretiyle Cumhuriyet savcısının hukuk içerisinde kalarak Ceza Muhakemeleri Kanunundaki usul işlemlerini ve (hükümleri riayet etmek suretiyle) soruşturmada yürüteceği yöntemi kendisinin belirleyeceğini benimsemiştir; ancak Cumhuriyet savcısının bu serbestliği sınırsız, hukuk düzenine ve evrensel hukuk kurallarına aykırı olamaz. Ayrıca ünlü ceza hukukçusu Rudolf Von Jhering’in değimi ile “şekil keyfiyetin can düşmanı hürriyetin ikiz kardeşidir.” ilkesinde belirtildiği gibi Cumhuriyet savcısı ve kolluk birimleri ceza soruşturmasında Ceza Muhakemeleri Kanununda belirtilen usul kurallarına uymak zorundadır. Usul kurallarına uymadan hukuka aykırı elde edilen deliller soruşturma ve kovuşturmada kullanılamaz (CMK m. 147, 217/2, 206/2-a, 230/1-b, 289/1-i). Cumhuriyet savcısının soruşturma başlattığına dair sanık hakkında herhangi bir emir ve talimatının bulunmadığı, sosyal medyasıyla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı veya mahkemeden usulüne uygun olarak alınmış bir arama kararı bulunmadığı, sanığın yapmış olduğu iddia edilen paylaşımların usulüne uygun arama sonucu ele geçirilmemesi nedeniyle bu işleme dayanarak terör örgütü propagandası yapmak suçlamasından açılan davada usulüne uygun olmayarak elde edilen yasak delillere dayanılarak propaganda suçundan mahkumiyet kararı verilemeyeceği açık olmasına rağmen daha önce Anayasa Mahkemesince iptal edilen PVSK ek 6. maddesinin ilgili hükmü gereğince re'sen yapılan tutanağa dayanılarak herhangi bir arama ve el koyma kararı olmaksızın ve yine bu konuda Cumhuriyet savcısının CMK'nın 160 ve 161. maddeleri gereğince alınmış bir talimat olmadan elde edilen paylaşımların kamu davasına konu edilerek hükme esas alınması mümkün değildir. Zira; Delillerin hukuka ugun yöntemlerle toplanması zorunludur. Anayasanın 38. maddesinin 6. fıkrası ile CMK’nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, 217. maddesinin 2. fıkrası, 230. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve 289. maddesinin 1. fıkrasının (i) bendi uyarınca, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillerin hükme esas alınamayacağında şüphe yoktur. Buna rağmen yasak delillere dayanılarak hukuka aykırı olarak verilen mahkeme kararının temyiz edilmesi üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonucunda oy çokluğuyla sanık hakkında verilen kararın ONANMASINA karar verildiği tespit edilmiştir. Sayın çoğunlukla aramızdaki hukuki görüş farklılığı "Daha önce polise verilen sosyal medya üzerinde siber takip yetkisini düzenleyen ek 6. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi üzerine polisin Cumhuriyet savcısının ancak talimat ve emirleriyle hareket edip suç soruşturmasına devam edebileceği, Cumhuriyet savcısının soruşturmanın başlatılmasına yönelik talimatı alınmadan ve bu konuda Ceza Muhakemeleri Kanununun 134. ve devam maddeleri gereğince gerekli arama kararları yetkili makam ve mahkemeden alınmadan suç delillerinin toplanmasının mümkün olmadığı, Yasal düzenlemeye göre; PVSK ek 6. maddesinde kolluğun suç ile karşılaştığı durumda, yani suçüstü halinde nasıl davranacağı yönünde yasal ve emredici düzenleme mevcuttur. Adli arama yetkisinin kimler tarafından kullanılacağına dair CMK'nın 119. madesinde açık bir düzenleme mevcut olup, suçüstü hali dahi olsa bu yetkinin kolluk tarafından kullanılacağına dair zımni de olsa bir ifade veya bir ibare bulunmamaktadır. Kolluk amiri tarafından ancak Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması durumunda kişinin üstü ve eşyası üzerinde sınırlı olmak kaydıyla yetkinin kullanılabileceği belirtilmiştir. PVSK ek 6 ve CMK 119. maddeleri ile kolluğun suçüstü halindeki yetkisinin "aciliyet" ve "gereklilik" kriterlerinin ötesindeki aramalar PVSK ek 6. maddesine uygun olmayan ve CMK 119. maddesinde belirtilen şekilde bir arama kararına dayanmayan yasaya aykırı yetkisiz bir arama olacaktır. Yine bilgisayar ve bilgisayar kütükleri ve bilgisayar niteliğinde olan cep telefonları üzerinde CMK 134. madde gereğince hakim kararı ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının emriyle arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği, bunun dışındaki yöntemlerin hukuka aykırı olduğu açıktır. CMK, PVSK ve ilgili yönetmelikler bir bütün olarak ele alındığında çıkan sonuç, suçüstü hallerinde ancak "aciliyet" ve "gereklilik" kriterleri içerisinde tedbirin hukuka uygun olduğu gereklilik bulunduğu takdirde yapılabileceği, bunun dışında yapılan aramalar ve el koymaların hukuka aykırı olduğunu uygulamamızdaki Ceza Genel Kurulu ve Daire kararlarıyla tespit edilmiştir. Anayasanın 38/6. maddesinde; “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” CMK’nın 217/1. maddesinde; “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” CMK’nın 217/2. maddesinde; “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.“ CMK’nın 206/2. maddesinde; “Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse” CMK’nın 230/1-b maddesinde; “Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.” CMK’nın 289/1-i maddesinde; “Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.” 1412 sayılı CMUK’un 254/2. fıkrasında; “Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.” Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür (CMK m. 160/2) Cumhuriyet savcısının talimatı ve usulüne uygun olarak alınan bir arama emri ve arama kararı olmaksızın (CMK 134 maddesi gereğince bilgisayar veya bilgisayar niteliğinde olan cep telefonu üzerinde gerekli arama işlemleri yapılarak kayıtların kopyasının çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek … haline getirilmesine ve kopyalarının alınmasına karar verilmesi) gerekli inceleme yapılarak elde edilen sanığın sosyal medyası üzerinde yapmış olduğu iddia edilen paylaşımların usulüne uygun arama sonucu ele geçirilmemesi nedeniyle bu işleme dayanarak terör örgütü propagandası yapmak suçlamasından açılan davada sanığın beraatine karar verilmesi gerekir. Deliller; Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, CMK m.217/2 uyarınca hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmelidir. Bu nedenle; failin sosyal medyadan yaptığı paylaşımların sanal ortamda takibe alınıp, sosyal medyası üzerinden Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma açılmaksızın ve Cumhuriyet savcısının gecikmesinde zarar bulunan hal olduğundan bahisle usule uygun olarak verdiği yazılı arama elkoyma emri emri veya hakimin arama, elkoyma kararı bulunmadan, suça konu paylaşımlara girilip bunlar toplanarak oluşturulan dosya ile soruşturma başlatılması, CMK m.160, m.161 ve CMK m.134’e aykırıdır. Cumhuriyet savcısı tarafından emir ve talimat olmadan elde edilen paylaşımların, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilmiş deliller kapsamında sayılacağını belirtmek isteriz. Yukarıda ayrıntılı açıklanan nedenlerle mahkeme kararının BOZULMASINA karar verilmesi gerekirken oy çokluğuyla ONANMASINA karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/35766, K. 2017/15705 sayılı kararı ise farklı bir değerlendirme içermektedir. Bu kararda, devlet ve hükümet aleyhine yazılı ve görsel paylaşımların yanı sıra beğenilerin de dosyada belgelenmesi ve işçinin bu beğenilerin kendisine ait olduğunu duruşmada doğrulaması üzerine güven ilişkisinin ağır biçimde zedelendiği saptanmış; feshin haklı nedene dayandığına hükmedilmiştir. Söz konusu karar, belirli dönem koşullarına ve paylaşımların dosyada belgelenmesi ile işçinin ikrarı olgusuna dayanmaktadır. Kararda şüphe feshinin geçerliliği için 'fesih anında mevcut belirli objektif vakıa ve emarelere' dayandırılması gerektiği de vurgulanmıştır.

Beğeninin İçeriği ve Ölçülülük: AİHM Değerlendirmesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Melike/Türkiye davasında, beğenilen içerikler tek tek çözümlenmeden ve çalışma barışının bozulduğuna dair somut bir vakaya dayanılmadan yapılan tazminatsız feshi orantısız bulmuştur. Davada uzun süreli bir süreç boyunca ne öğretmenlerden ne velilerden herhangi bir şikâyet gelmemiş, okul düzeninin bozulduğuna dair somut bir vaka da ortaya çıkmamıştı. Bu karar, sözleşmeli temizlik görevlisine ilişkin olup farklı statü ve olgularda değerlendirme farklılaşabilmektedir.

AİHM, aynı davada sözleşmeli işçilerin memur sadakatiyle değerlendirilemeyeceğini ve çalışanın statüsünün yaptırımın ölçülülüğünün belirlenmesinde gözetilmesi gereken bir etken olduğunu tespit etmiştir.

AİHM içtihadında ifade özgürlüğüne müdahalenin meşru sayılabilmesi için beğenilen içeriğin niteliği belirleyici rol oynamaktadır. Mahkeme, silahlı şiddeti meşrulaştıran ve okuyucuyu buna yönlendirme kapasitesi taşıyan içeriklere yönelik devlet müdahalesini Sürek/Türkiye No. 3 davasında (Büyük Daire, 8 Temmuz 1999) Sözleşme'nin 10. maddesi kapsamında haklı bulmuştur. Bu çerçevede editoryal sorumluluğun yalnızca yazarı değil yayıncıyı da kapsadığı vurgulanmıştır.

Beğeni ve Cezai Sorumluluk

Cezai sorumluluk açısından beğenilen içeriğin hukuki niteliği belirleyicidir. TCK'nın 217. maddesinin birinci fıkrasına göre, halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması hâlinde altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılabilmektedir. Bir beğeni eyleminin bu hüküm kapsamına girip girmeyeceği, söz konusu içeriğin niteliğine ve somut olay koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gereken bir sorundur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 217Kaynağı aç
Madde 217- (1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma

4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin II. bendi, işçinin işverenin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesini veya şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunmasını haklı fesih nedeni olarak saymaktadır. Söz konusu bent kapsamında paylaşımın işverene ya da aile üyelerine yönelik olması şartı aranmaktadır. Aynı maddenin (f) bendi ise işçinin işyerinde yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesini haklı fesih nedeni saymaktadır; bu bendin sosyal medya kaynaklı suçlar bakımından nasıl uygulanacağı, özellikle 'işyerinde işlenen suç' koşulunun bu tür olgularda karşılanıp karşılanamayacağı her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir hukuki sorundur.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin IV. bendi uyarınca, işçinin gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde devamsızlığın m. 17'deki bildirim süresini aşması da haklı fesih nedeni oluşturmaktadır. Bu bent, bir ceza davasının kesinleşmesini değil; gözaltı veya tutukluluk kaynaklı devamsızlık süresini esas almaktadır.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin son fıkrası uyarınca işçi, feshin kanunda öngörülen sebeplere uymadığı iddiasıyla m. 18, 20 ve 21 çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Bu hüküm, m. 25/II kapsamında haklı nedenle fesih iddiasının işe iade yolunu kendiliğinden kapatan bir istisna niteliği taşımadığını açıkça ortaya koymaktadır; işçi, feshin koşullarını doldurduğunu tartışabilir.

İşe İade Güvencesinin Kapsamı ve İtiraz Süreci

4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesi kapsamındaki geçerli fesih güvencesinden yararlanabilmek için işçinin en az altı aylık kıdeme sahip olması ve işyerinde otuz veya daha fazla işçi çalışması gerekmektedir. Bu koşulları taşımayan işçiler işe iade davası açamamakla birlikte, fesih hakkının kötüye kullanıldığını ileri sürebilirler. İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri hakkında ise m. 18, 19 ve 21 hükümleri uygulanmaz.

Geçerli fesihlerde ispat yükü işverene aittir. İşveren hem feshin biçimsel koşullarına uyduğunu — yazılı fesih, savunma alınması ve gerekçenin somut biçimde gösterilmesi — hem de içerik yönünden fesih nedeninin geçerli ya da haklı olduğunu kanıtlamak zorundadır. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihlerde ayrıca söz konusu davranışın işyerinde olumsuzluklara yol açtığının ve iş ilişkisinin çekilmez hale geldiğinin de ispatlanması gerekmektedir.

Feshe itiraz etmek isteyen işçi, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculukta anlaşılamaması hâlinde son tutanaktan itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması hâlinde dava usulden reddedilir.

Sık Sorulan Sorular

Beğeni yaptım diye savunmam alınmadan işten çıkarılabilir miyim?

Davranışa dayalı geçerli fesihlerde 4857 sayılı İş Kanunu m. 19 uyarınca fesihten önce işçinin savunmasının alınması zorunludur; savunma alınmadan yapılan fesih bu nedenle geçersiz sayılmaktadır. Yalnızca m. 25/II kapsamındaki hallerde işverenin haklı fesih hakkı saklı olup bu hallerde savunma alma zorunluluğu uygulanmaz; bu istisnanın devreye girebilmesi için söz konusu bendin şartlarının somut olayda karşılanmış olması gerekir.

Savunma daveti nasıl yapılmalıdır?

Savunmaya davet yazısında işten çıkarma sebebinin açık ve kesin biçimde belirtilmesi, yer, gün ve saatin makul süre önceden bildirilmesi, gelmeme hâlinde yazılı savunma verilebileceğinin ve yine de savunma verilmezse vazgeçilmiş sayılacağının hatırlatılması gerekmektedir. Fesih bildirimiyle eş zamanlı ya da fesihten sonra savunma istenmesi, aynı şekilde ihbar önel süreleri içinde savunma alınması da feshi geçersiz kılmaktadır.

Sosyal medya beğenisi tek başına işten çıkarılmak için yeterli neden midir?

Bu soruya kesin bir yanıt verilememektedir. İncelenen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararlarında beğenilerin geçerli fesih nedeni oluşturup oluşturmadığı esastan çözüme kavuşturulmamış; bozma yalnızca savunma alınmaması gerekçesiyle yapılmıştır. Alt derece mahkemeleri ise içeriğin ağırlığına ve güven ilişkisine etkisine göre farklı sonuçlara ulaşmıştır. Hakaret, şiddet veya tehdit içermeyen, eleştiri niteliğindeki paylaşımlar açısından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi siyasi görüş farklılığının geçerli fesih nedeni sayılamayacağını kabul etmiştir; ancak bu değerlendirme 'paylaşım' eylemini esas alan bir kararda yapılmış olup 'salt beğeni' olgusuna doğrudan uygulanıp uygulanamayacağı her davada içeriğin niteliğine ve işçinin statüsüne göre ayrıca incelenmektedir.

Beğenilen içerik siyasi eleştiri ise yaptırım uygulanabilir mi?

AİHM, Melike/Türkiye davasında çalışma barışının bozulduğuna dair somut bir vaka bulunmadan ve beğenilen içerikler tek tek çözümlenmeden uygulanan tazminatsız feshi orantısız bulmuştur. Bu değerlendirme sözleşmeli işçi statüsüne ve o davanın olgularına özgüdür; farklı statü ve koşullarda sonuç değişebilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 kapsamında ise siyasi görüş farklılığı, Yargıtay içtihadında geçerli fesih nedeni sayılamayan haller arasında yer almaktadır; bu ilke 'paylaşım' eylemini esas alan bir kararda benimsenmiş olup 'salt beğeni' için ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Şiddet içeren paylaşımları beğenmek farklı değerlendiriliyor mu?

Evet. AİHM, silahlı şiddeti meşrulaştıran ve okuyucuyu buna yönlendirme kapasitesi taşıyan içeriklere yönelik devlet müdahalesini Sürek/Türkiye No. 3 davasında meşru bulmuştur. Beğenilen içeriğin şiddete çağrı niteliği taşıyıp taşımadığı her somut olayda içeriğin ayrıntılı biçimde incelenmesini gerektirmektedir.

Beğeni nedeniyle hapis cezası alınabilir mi?

Beğenilen içeriğin TCK m. 217 gibi ceza hükümleri kapsamına girdiğinin saptanması hâlinde yaptırım gündeme gelebilmektedir. Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik suçunda tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması aranmakta; bu eşik karşılandığında altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası öngörülmektedir. Bir beğeninin bu veya başka bir ceza hükmü kapsamına girip girmeyeceği, somut içerik ve koşullara göre değerlendirilmesi gereken ayrı bir hukuki sorundur.

Tutuklanırsam işveren sözleşmemi feshedebilir mi?

4857 sayılı İş Kanunu m. 25/IV uyarınca, gözaltına alınma veya tutukluluk nedeniyle devamsızlığın m. 17'deki bildirim süresini aşması hâlinde işveren iş sözleşmesini feshedebilir. Bu hüküm bir ceza davasının kesinleşmesini değil devamsızlık süresini esas almaktadır. İşçinin yargı yoluna başvurma hakkı ise 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesinin son fıkrası uyarınca saklıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu