Sınai Mülkiyet Kanunu Marka Hukuku Yenilikleri

by Avukat Erdal Ersoy
Sınai Mülkiyet Kanunu Marka Hukuku Yenilikleri

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe girerek marka sahiplerinin haklarını koruyan yasal çerçeveyi yeniden düzenlemiştir.

Sicilde Gösterim Ölçütü ve Tescile Konu İşaretler

Sınai Mülkiyet Kanunu ile markaların tescilinde aranan grafik gösterim şartı kaldırılmıştır. Yeni düzenleme kapsamında, koruma konusunun yetkili makamlar ve kamuoyu tarafından açık ve kesin anlaşılmasını sağlayacak şekilde sicilde gösterilebilir olması yeterli görülmüştür. Bu düzenlemeyle üç boyutlu markaların farklı açılardan gösterilerek tescil edilmesi mümkün hale getirilmiş; ayrıca renkler ve sesler tescile konu işaretler arasında açıkça düzenlenerek sicilde gösterim kriterleri belirlenmiştir.

Muvafakatname ve Sonradan Ayırt Edicilik Kazanımı

Önceki tarihli marka veya başvuru sahibinin sunduğu muvafakatname, mutlak ret incelemesinde ortaya çıkan engellerin aşılmasını sağlamaktadır. Önceki hak sahibinin rıza belgesi vermesi halinde, aynı veya ayırt edilemeyecek düzeyde benzer marka başvurularına uygulanan mutlak ret gerekçesi ortadan kaldırılabilmektedir.

Kanunun 25 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş bir marka, kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25- (1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. (2) Menfaati olanlar, Cumhuriyet savcıları veya ilgili kamu kurum ve kuruluşları markanın hükümsüzlüğünü mahkemeden isteyebilir. (3) Marka hükümsüzlük davası, dava tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı açılır. Markanın hükümsüzlüğü davalarında Kurum taraf gösterilmez. (4) Bir marka, 5 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (d) bentlerine aykırı olarak tescil edilmiş olup da kullanım sonucunda tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından hükümsüzlük talebinden önce ayırt edici nitelik kazanmışsa hükümsüz kılınamaz. (5) Hükümsüzlük hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez. (6) Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. (7) 6 ncı maddenin birinci fıkrası uyarınca açılan hükümsüzlük davalarında 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü def’i olarak ileri sürülebilir. Bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihi esas alınır. Hükümsüzlüğü istenen markanın başvuru veya rüçhan tarihinde, davacının markası en az beş yıldır tescilli ise davacı ayrıca, söz konusu başvuru veya rüçhan tarihinde 19 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen şartların yerine getirildiğini ispatlar. İptal hâlleri ve iptal talebi

Tescil İtirazlarında Kullanmama Savunması ve Uzlaşma Usulü

Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, karıştırılma ihtimaline dayanılarak yapılan yayıma itirazlarda itiraz dayanağı marka, başvuru veya rüçhan tarihi itibarıyla Türkiye'de asgari beş yıldır tescilli bulunuyorsa başvuru sahibi kullanmama savunmasında bulunabilir. Bu talep üzerine itiraz edenden, anılan tarihten önceki beş yıllık dönemde markasını itiraza konu mal veya hizmetlerde Türkiye'de ciddi biçimde kullandığını ya da haklı bir kullanmama mazereti bulunduğunu delillendirmesi istenir; ispat sunulamaması halinde itiraz reddedilir. Sınaî Mülkiyet Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik m. 29 kapsamında Kurum, delillerin ibrazı için itiraz edene bir aylık süre tanımaktadır. İspatın tescilli mal veya hizmetlerin sadece bir bölümüne yönelik gerçekleştirilmesi durumunda ise itiraz yalnızca bu kapsamla sınırlı olarak değerlendirilir.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- (1) Kurum, başvuru sahibinden itirazlara ilişkin görüşlerini süresi içinde bildirmesini ister. Kurum gerekli gördüğü takdirde taraflardan ek bilgi ve belge sunmalarını isteyebilir. Görüşlerin veya istenilen ek bilgi ve belgelerin süresinde Kuruma sunulmaması hâlinde itiraz, mevcut bilgi ve belgeler kapsamında değerlendirilir. (2) 6 ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlarda, itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İtiraz sahibi tarafından bu hususların ispatlanamaması durumunda itiraz reddedilir. İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması hâlinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir. (3) İnceleme neticesinde markanın, başvuru kapsamındaki mal veya hizmetlerin bir kısmı ya da tamamı için tescil edilemeyeceği sonucuna varılırsa, başvuru bu mal veya hizmetler bakımından reddedilir. Aksi hâlde itirazın reddine karar verilir. (4) Kurum gerekli görmesi hâlinde tarafları uzlaşmaya teşvik edebilir. Uzlaşma ile ilgili hususlarda 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (5) Yayıma itiraza ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. Karara itiraz

Kurum, yayıma itiraz incelemesi sırasında lüzum görmesi durumunda tarafları uzlaşmaya yönlendirebilir ve uzlaşmaya ilişkin hususlarda 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri tatbik olunur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2014/17323, K. 2015/2319 sayılı kararında da ele alındığı üzere, somut bir uyuşmazlıkta sunulan fatura fotokopilerine itiraz yöneltilmesi halinde faturaların koçanlarıyla sunulması, ticari defterlerin getirtilmesi ve kayıtların muhasebeci bilirkişi marifetiyle denetlenmesi gerektiği gözetilmelidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/17323, K. 2015/2319Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/17323 E.  ,  2015/2319 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/05/2014 tarih ve 2012/234-2014/134 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkiline ait … markasının iyi tanınan bir üne sahip olduğunu, 1837'de ilk mağazası kurulan ve menşe ülkesi olan ABD/New York başta olmak üzere, dünyaca ünlü bir çok sinema filminde ve reklamlarda da kullanılan mücevher ve gümüş eşya satımı yapan bir şirket olduğunu, yoğun reklam ve kullanım neticesinde dünyanın en tanınmış markaları arasında yer aldığını ve müvekkilinin, söz konusu … ve …&…. markalarının dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tanınmış olduğunu, bu markaların dünya çapında tescilli olduğunu, Türkiye'de de 1994'ten beri … ve … türevleri markalarının tescilli olduğu, başta tescilli …. sayılı markası olmak üzere Türkiye'de bir çok markasının bulunmasının yanı sıra, … nezdinde özel/… no ile tanınmış marka olarak ilan edildiğini, davacının 2005/975 sayılı ve "…" ibareli markasını davalının dünya çapındaki tanınmışlığından faydalanmak amacıyla kötüniyetli tescil ettirdiğini, söz konusu '…" markası üzerinde, gerçek hak sahibi olduğunu, bu markayı ihdas ve istimal eden, piyasada maruf hale getirenin öncelik hakkının olduğunu, davalının, davacı müvekkilin aynı zamanda ticaret unvanı olan ve yoğun şekilde kullandığı markasını bilmemesi düşünülemeyeceğinden söz konusu markasının tescilinin hükümsüz kılınmasını, ayrıca davalının "…" markasının başvuru tarihi olan 12.01.2005 gözetildiğinde, KHK 14 ve 42/l(c)'de belirtildiği gibi hiç bir zaman ve özellikle de son 5 yıl içinde kullanmadığını belirtilerek dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı yanın sessiz kalmak suretiyle hak kaybına uğradığını, marka tescil başvurusunun 12.01.2005 tarihinde yapıldığını, davacının iş bu davayı 7 yıl 10 ay sonra 02.11.2012 tarihinde açtığını, sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığını, davacının yıllardır faaliyet göstermediği alanda şimdi davalı müvekkilin tescilinden yıllar sonra hükümsüzlük davası açmasının iyi niyetli olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporu kapsamından, davacının tanınmışlık kararının davacı başvurusu üzerine 16/07/2010 tarihli kararla alındığı, başvuru tarihinde tanınmış olduğunun ispat edilemediği, dolayısıyla başvuru tarihinde davacının tanınmışlığından yararlanmak kastı ile kötüniyetle başvuruda bulunulduğunun ispat edilemediği, dosyaya sunulan faturalardan da davalının markasını 556 sayılı KHK'nın 14. Maddesi kapsamında marka hukukuna uygun markasal olarak yoğun kullandığı kullanmama nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, 8/5 maddesi kapsamında ticaret unvanında kaynaklanan bir hakkının olmadığı, ispat edilemediği, ticaret unvanı ile Türkiye de ticari iş yaptığının dosya kapsamında sunulan delilleri ispat edilemediği bu durumda Paris Sözleşmesinin 8. maddesinin uygulanma alanı bulunmadığı, davacının 2009 yılında tanınmışlığına karar verilen markasının mücevher ve lüks mallarla ilgili olduğu, davalının tescilli markası kapsamında kalan ürün grupları ile ilgisinin olmadığı, 8/4 maddesi kapsamında İmaj devri, reklam gücünden yararlanma, markanın sulandırılması, haksız yararlanma gibi şartlarının oluştuğuna dair veya davalı markasının başvuruda bulunulduğu veya tescil edildiği tarihten itibaren aralarında bu yönde bir uyuşmazlığın çıktığına dair herhangi bir delilin de mevcut olmadığı, davalının 2005-2006 yıllarından itibaren markayı 18 nci sınıf ürünlerde kullandığı ve bu kullanım nedeniyle dava tarihine kadar herhangi bir uyuşmazlığın, ticari bir karışıklığın olduğuna, ilişkilendirme, bağlantı kurmaya dair herhangi bir delilin dosyaya sunulmadığı ve bu durumda her ikisi de tescilli olan markaların uzun süreli ve eş zamanlı olarak ekonomik hayatta ticari varlıklarını herhangi bir karışıklık yaşamadan sürdürdükleri, tanınmış marka sahibi olduğunu beyan eden davacının tescilden itibaren aynı alanda iş yaptığını beyan ettiği davalıdan haberdar olmamasının bu durumda basiretli bir davranış olmadığı, markanın aynısının kullanılmasından uzun süre rahatsızlık duymayarak diğer marka sahibinin markaya ekonomik yatırımlar yaptıktan ve belirli bir sermaye koyduktan ve markayı uzun süre kullanmasından sonra, tanınmışlık iddiası ile hükümsüzlük talebinde bulunulmasının iyiniyetli olarak kabul edilemeyeceği, 14'üncü madde ve 42/1-c maddesi kapsamında yapılan incelemede mevcut faturalarla davalının dava konusu markayı dava tarihinden geriye doğru son 5 yıl içerisinde marka hukukuna ve 14'üncü maddede belirtilen kullanım şekillerine uygun kullandığı ve kullanmama nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, yine davacının kendi ticaret unvanı ile Türkiye'de davalı markasının tescil kapsamında kalan ürünleri yönünden ticari faaliyette bulunduğuna dair dosyada herhangi bir delil olmaması nedeniyle Paris Sözleşmesinin 8 nci maddesi ve 556 sayılı KHK nın 8/5 maddesi kapsamında bir hakkının olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1 – Dava, davalıya ait tescilli markanın davacının “…” ibareli markaları esas alınmak suretiyle kötüniyetle tescil edildiği, marka öncelik hakkının davacıya ait olduğu ve davalı markasının dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre içinde kullanılmadığı iddialarına dayalı hükümsüzlük istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin … ve …&… markalarının dünyada olduğu gibi Türkiye'de de tanınmış olduğunu, bu markaların dünya çapında tescilli olduğunu, Türkiye'de de 1994'ten beri … ve … türevleri markalarının tescilli olduğunu, başta … sayılı markası olmak üzere Türkiye'de bir çok markasının bulunmasının yanı sıra, … nezdinde özel/… no ile tanınmış marka olarak ilan edildiğini, davalı tarafından davaya konu markanın son beş yıl içinde kullanılmadığını ileri sürmüş, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur. Ancak davacı tarafça ileri sürülen kullanmama nedenine dayalı hükümsüzlük istemine yönelik olarak yapılan inceleme sonunda, mahkemece, davalının lisans sözleşmesine konu ettiği markayı taşıyan ürünlerin kanıtı olarak sunulan fatura örnekleri kapsamında, davalının ciddi bir kullanımının olduğundan hareketle sonuca gidilmişse de, davacı tarafça, dosya içeriğinde mevcut 7 adet fatura fotokopisine itiraz edilmiş olup, mahkemece davacı yana kesin süre verilerek söz konusu faturaların koçanlarıyla birlikte mahkemeye sunmasının istenilmesi, davalı yanın ticari defterleri de getirtilerek faturaların gerçeğe uygunluğunun muhasebeci bilirkişi aracılığıyla tespiti gerekirken, davacı tarafın ciddi itirazları karşılanmadan karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. 2- Öte yandan mahkemece yapılan yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu kapsamında oluşan kanaate göre hüküm kurulmuşsa da; taraf markalarının tescil kapsamları yönünden karşılaştırılarak tescil kapsamı mallar arasında 556 Sayılı KHK'nın 8/1 maddesi anlamında ilişkilendirme ihtimalinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken değinilen husus karar yerinde tartışılmaksızın hüküm tesisi de doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir. 3- Davacı tarafça davacıya ait markanın tanınmış olduğu iddia edildiğine göre, davacı adına tescilli, “Özel/….” sayılı tanınmış marka başvurusuna ilişkin tescil dosyası …'nden getirtilerek markanın hangi tür emtia için tanınmış olduğunun tespiti ile davalı marka başvurusu kapsamındaki mallar itibari 556 sayılı KHK'nın 8/4 maddesinde sayılan ihtimallerden en az birisinin gerçekleşme koşulunun yerine gelip gelmeyeceğinin belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile sonuca gidilmesi de doğru değildir. 4- Dosya kapsamı itibari ile davacı tarafça davalının kötüniyetli olduğu iddia edilmekle, davacı tarafça dosyaya sunulan ve dayanılan deliller itibari ile davacı tarafın “çanta” emtiası bakımından da ilgili sektörde bilinirliği hususu tartışılarak davalının bu sektöre ilişkin başvuru markasının tescilinde kötüniyetli olup olmadığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun RG512 markası hakkında verdiği 2008/11-501 E – 2008/507 K sayılı içtihat doğrultusunda değerlendirilerek, dosyanın, aralarında muhasebeci-mali müşavir, marka uzmanının da bulunduğu yeni bir bilirkişi heyetine tevdii ile alınacak rapor kapsamında belirlenmesi ve oluşacak kanaate göre hüküm kurulması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1), (2), (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hükümsüzlük ve Tecavüz Davalarında Kullanmama Def'i

Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25 inci maddesinin yedinci fıkrası doğrultusunda, karıştırılma ihtimaline dayalı hükümsüzlük davalarında kullanmama hali def'i olarak ileri sürülebilmektedir. Bu savunmada beş senelik sürenin belirlenmesinde dava tarihi temel alınır; şayet hükümsüzlüğü talep edilen markanın tescil başvuru veya rüçhan gününde davacının markası asgari beş yıllık tescile sahipse, davacı anılan tarihten geriye doğru da kullanım koşullarının sağlandığını kanıtlamalıdır. Benzer biçimde Kanunun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre marka tecavüzü davalarında davalı talep ederse, davacı taraf tescilli işaretini dava gününden geriye doğru beş yıllık zaman diliminde kullandığını ispat etmek durumundadır.

Marka hükümsüzlük davası, Kanunun 25 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince dava açıldığı tarihte sicilde kayıtlı marka sahibine veya haleflerine karşı yöneltilir; bu davalarda Türk Patent ve Marka Kurumu taraf gösterilemez. Nitekim 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname dönemi uyuşmazlığına ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2013/18147, K. 2014/5893 sayılı kararında, markanın kullanılmaması sebebiyle açılan davada ispat yükünün davalı marka sahibinde bulunduğu ve bu talepte sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanamayacağı kabul edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/18147, K. 2014/5893Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2013/18147 E.  ,  2014/5893 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BALIKESİR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/05/2013 NUMARASI : 2011/153-2013/134 Taraflar arasında görülen davada Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/05/2013 tarih ve 2011/153-2013/134 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin çok sayıda “balparmak + şekil” ibareli markanın sahibi olduğunu, davalı şahsa ait “PARMAK” markasının müvekkili şirket adına kayıtlı markalarla açıkça iltibas yarattığını ve onunla ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, davalı kişi adına TPE nezdinde 2000 20385 tescil no’lu “PARMAK” markasının tescilli olduğu sınıflarda kullanılmadığının tespit edildiğini, davada taraf sıfatı dahi bulunmayan dava dışı bir şirketin kullanımına dair belgelerin davalı yanca sunulduğunu, ancak bunun kabul edilemeyeceğini, zira bu belgelerin davalı yanın markayı kullandığını ispat etmediğini iddia ederek 556 sayılı KHK’nın 7., 8., 14. ve 42. maddeleri uyarınca hükümsüzlüğüne ve markalar sicilinden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin “PARMAK” ibareli markasını kendi soyadından esinlenerek oluşturduğunu ve 25.09.2000 tarihinden itibaren koruma altına aldığını, bu markayı 25.09.2010 tarihinde yenilediğini, müvekkilinin markasını tescil ettirdiği ilk günden bugüne kadar hep kullandığını ve halen kullanmaya devam ettiğini, davacının kullanmama nedeniyle hükümsüzlük talebinin yerinde olmadığını, zira önce bizzat kendisi tarafından, daha sonra da kendi izniyle ortağı bulunduğu şirket tarafından sürekli kullanıldığını, başkası tarafından kullanılmanın lisans sözleşmesi verilmeden de olabileceğini, bunun için marka sahibinin izni vermiş olmasının yeterli olduğunu, davacının markasının tanınmış olduğuna ilişkin iddiasını müvekkile karşı ileri süremeyeceğini, zira müvekkilin markasını tescil ettirdiği 2000 yıllarında davacı markasının tanınmış olmadığını, müvekkil markası ile davacı markaları arasında iltibas riskinin bulunmadığını, 2002 yılında tescil edilen müvekkil markasına 9 yıl sonra hükümsüzlük davasının açılmasının kötü niyet göstergesi olduğunu, zira aynı sektörde faaliyet gösteren davacı tarafın bu kadar süre sessiz kaldıktan sonra müvekkile karşı dava açmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre;davalı markasının kapsamında yer alan mallardan bal emtiası dışındaki mallar için kullanımın ispatlanmamış olduğu, davalının ortağı olduğu şirketin "Parmak" markasını bal emtiasında kullanmasını 556 sayılı KHK'nın 14. madde gereğince kullanım olarak değerlendirilebileceği ve davalı markasını kullanmaması nedeniyle hükümsüz sayılamayacağı, markanın hükümsüzlüğüne konu tescil belgesi tarihinin 2002 yılı olduğu göz önüne alındığında markalar bakımından hükümsüzlük davasının tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre içerisinde açılması gerektiğinden, davanın bu haliyle zamanaşımına uğradığı, keza davalının markasına yönelik olarak açılmış davanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına neden olduğu, bu yönüyle davacının dava hakkını yitirdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, davalı adına 2000 20385 numarasıyla 05. 29 ve 30 ncu sınıflarda tescilli bulunan “PARMAK” ibareli markanın kullanılmama olgusuna dayalı olarak hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. 556 sayılı KHK’nin 14'ncü maddesinde markanın tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir neden olmadan kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıllık bir süre için kesintisiz ara verilmesi halinde markanın iptal edileceği, tescilli markanın ayırt edici karakterini değiştirmeden markanın farklı unsurlarla kullanılmasının, markanın yalnız ihracat amacıyla mal ya da ambalajlarında kullanılmasının, marka sahibinin izni ile kullanılmasının ve markayı taşıyan malın ithalatının markayı kullanma olarak kabul edileceği düzenlenmiştir. Aynı KHK’nin hükümsüzlük hallerine ilişkin 42 nci maddesinin c bendinde de 14 üncü maddeye aykırılık hükümsüzlüğü gerektiren hallerden biri olarak düzenlenmiştir. Söz konusu 42. maddede, 5 yılın dolması ile davanın açıldığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma hükümsüzlük nedeni sayılamayacağı ancak dava açılacağı düşünülerek kullanma gerçekleşmiş ise mahkemenin davanın açılmasından önceki üç ay içerisinde gerçekleşen kullanmayı dikkate almayacağı hüküm altına alınmıştır. Mahkemece davalı markasının kapsamında yer alan mallardan bal emtiası dışındaki mallar için kullanımın ispatlanmamış olması, davalının ortağı olduğu şirketin "Parmak" markasını bal emtiasında kullanmasının 556 sayılı KHK 14.madde gereğince kullanım olarak değerlendirilebileceği ve davalı markasının kullanmama nedeniyle hükümsüz sayılamayacağı, markanın hükümsüzlüğüne konu tescil belgesi tarihinin 2002 yılı olduğu göz önüne alındığında markalar bakımından hükümsüzlük davasının tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre içerisinde açılması gerektiğinden, davanın bu haliyle zamanaşımına uğradığı, keza davalının markasına yönelik olarak açılmış davanın sessiz kalma yoluyla hak kaybına neden olduğu, bu yönüyle davacının dava hakkını yitirdiği, davacı tarafın tanınmış marka olduğu iddiası kabul edilse bile davacı markanın 2008 yılı itibariyle tanınmış marka olduğu göz önüne alındığında davacının dava açma hakkı sessiz kalma yoluyla ortadan kalktığı gerekçesiyle hükümsüzlük davası açma hakkını yitirmiş olduğu sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Somut olayda, gerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse mahkeme karar gerekçesinde davalı markasının kapsamında yer alan mallardan bal emtiası dışındaki mallar için kullanımın ispatlanmamış olduğu, davalının ortağı olduğu şirketin "Parmak" markasını bal emtiasında kullanmasının 556 sayılı KHK'nın 14. madde gereğince kullanım olarak değerlendirilebileceği belirtilmiştir. Bu durumda, davalı şahıs adına tescilli bulunan davaya konu “PARMAK” markasının davalı tarafından, bal emtiası dışında kalan emtialar yönünden kullanıldığının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. Ancak buna rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmiş, red kararının gerekçesinde de davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre içinde açılmadığı, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı ve dava açma hakkını yitirdiği hususlarına dayanılmıştır. Ancak, dava konusu markanın kapsadığı ve mahkemece de kullanılmadığı belirlenen emtialar yönünden davacının hükümsüzlük davası açma konusunda “sessiz kalma yoluyla hak kaybına” uğradığı biçiminde değerlendirilmesi ancak tescil edilmemesi gereken bir markanın tescili ile bu markanın kullanımına karşı çıkma hakkı bulunan bir kimsenin bu duruma uzun süre ses çıkarmaması sonucu karşı tarafın bu şekilde ticari faaliyette ve yatırımda bulunmasından sonra 556 sayılı KHK’nin 42/1-(a) ve (b) bentlerine dayalı olarak açılan hükümsüzlük davasında uygulanması mümkün olup, somut olaydaki gibi kullanılmayan bir markanın hükümsüzlüğüne ilişkin olarak aynı KHK’nin 14 ve 42/1-(c) bendine göre açılan bir iptal davasında açıklanan ilkenin uygulanması mümkün bulunmamaktadır. O halde mahkemece, kullanılmama nedeniyle 556 sayılı KHK'nın 14. maddesine göre açılan davalarda ispat yükünün davalıda olduğu hususu da nazara alınarak dava konusu “parmak” markasının tescil kapsamında bulunan “bal” emtiası dışarda tutulmak suretiyle açılan davanın “bal” emtiası dışında kalan mallar yönünden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 26/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sessiz Kalma Yoluyla Hak Kaybı ve Tescilin Savunma Olamaması

Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25 inci maddesinin altıncı fıkrasına göre, sonraki markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde birbirini izleyen beş yıl boyunca duruma sessiz kalan marka sahibi, sonraki tescil kötü niyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. Sonraki marka tescilinin kötü niyetli olması halinde hükümsüzlük davası açılması kural olarak süreye bağlı kılınmamış olmakla birlikte, tescile güvenilerek yatırım yapılan hallerde çok uzun süreli sessiz kalmanın bu kural karşısındaki etkisi hususunda farklı değerlendirmeler mevcuttur.

Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde herkesin haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymakla yükümlü olduğu ve hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı hükme bağlanmıştır. Ticaret unvanının terkini ve markasal kullanıma ilişkin bir uyuşmazlığı karara bağlayan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/27, K. 2020/225 sayılı kararında, sessiz kalma yoluyla hak kaybı savunmasının anılan dürüstlük kuralına dayandığı, bu yönüyle def'i değil itiraz niteliğinde bulunduğu ve dosya kapsamından anlaşılabiliyorsa hâkimce resen gözetileceği belirtilmiştir. Kararda ayrıca, uzun süre boyunca yalnızca aralıklarla ihtarname keşide edip makul sürede dava açmayan tarafın sessiz kalmadığını ileri sürmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacağı ve hakkın kötüye kullanılması sayılacağı vurgulanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/27, K. 2020/225Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/27 E.  ,  2020/225 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul (Kapatılan) 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “markaya tecavüzün ve haksız rekabetin men’i ve ref’i ile ticaret unvanının terkini” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 12.05.2010 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin 1968 yılından itibaren dünyanın hemen her ülkesinde nizasız ve fasılasız “İNTEL” markası ile faaliyet gösterdiğini, ayrıca “İNTEL” markasının tanınmışlık statüsünün TPE tarafından da kabul edildiğini ve özel olarak korunan markalar siciline de kaydedildiğini, davalı şirketin 2001 yılında tescil edildiğini ve ticaret unvanında yer alan “İNTELTEK” ibaresini öne çıkararak her türlü resmî ve özel evrakında, reklam ve tanıtımlarında markasal olarak kullandığını, bu durumun müvekkilinin çok tanınmış “İNTEL” markası ile iltibas yarattığını, davalı tarafından “İNTELTEK” ibaresinin marka olarak tescili için başvuru yapıldığını ve müvekkilinin itirazı sonucunda marka başvurusunun reddedildiğini, marka başvurusuna yapılan itirazlar sonrasında müvekkilinin davalı tarafa ihtarnameler keşide ederek ticaret unvanından “İNTELTEK” ibaresinin çıkarılmasını ve ticaret unvanının marka fonksiyonunu ifa edecek şekilde kullanılmasının durdurulmasını talep ettiğini, taraflar arasında uzun görüşmeler yapılmış ise de olumlu bir sonuç alınamadığını, davalının müvekkilinin tescilli ve öncelikli kullanım hakkına sahip tanınmış markası ile iltibas yaratacak şekilde haksız ve izinsiz olarak “İNTELTEK” ibaresini kullanmasının marka hakkına tecavüz ve aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek davalı fiillerinin markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, men'i ve ref'i ile hükmün ilanına ve davalının ticaret unvanından “İNTELTEK” ibaresinin çıkarılmasına, sicilden terkinine, karar verilmesini talep etmiştir Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 25.06.2010 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacının faaliyet alanından ve markasının mal ve hizmet sınıfından tamamen farklı bir alanda faaliyet gösterdiğini, ticaret unvanının hiçbir şekilde davacının ticaret unvanı veya markası ile iltibas oluşturmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 29.11.2012 tarihli ve 2011/165 E., 2012/286 K. sayılı kararı ile; davacının gerek Türkiye'de gerekse dünyanın pek çok ülkesinde tescilli bulunan “İNTEL” markasının Paris Sözleşmesi’nin 6. maddesi ile 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 7/1-ı maddesi gereğince tanınmış marka niteliğinde olduğu, Türkiye ve dünyadaki bilgisayarların büyük bir bölümünde davacının “İNTEL” markası ile ürettiği işlemcilerin kullanıldığı, davalının ticaret unvanını 2001 yılında tescil ettirdiği, ancak ticaret unvanında yer alan “İNTELTEK” ibaresini tescilden farklı olarak markasal olarak kullandığı, dolayısıyla davalının bu şekildeki kullanımının, 556 sayılı KHK'nin 9/1-c ve 61. maddeleri anlamında marka hakkına tecavüz ve aynı zamanda TTK anlamında haksız rekabet teşkil ettiği, ancak davalının ticaret siciline kaydından itibaren ticaret unvanının terkini için yaklaşık dokuz yıl sessiz kaldıktan sonra 2010 yılında dava açması nedeniyle ticaret unvanının terkini yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, davacının markasının tanınmış marka olmasının tek başına davalının ticaret unvanını kötü niyetle tescil ettirdiğinin kabulü için yeterli olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine, men’ine ve ref’ine, ticaret sicilinin terkini talebinin ise reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.06.2014 tarihli ve 2013/6839 E, 2014/12097 K. sayılı kararı ile; davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi sonucunda; “…dava, davalının ticaret unvanının, davacının tanınmış marka ve ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespiti, men'i, ref'i, davalının ticaret unvanından “İNTELTEK” ibaresinin çıkarılması, sicilden terkini ve hükmün ilanı istemlerine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlendiği şekilde davanın kısmen kabulüne, davalının ticaret unvanındaki “İNTELTEK” ibaresinin terkini talebinin ise sessiz kalma yoluyla hak kaybının oluştuğu gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlığın hâllinde sessiz kalma yoluyla hak kaybının doğup doğmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Öncelikle belirtilmelidir ki, işletme adı, ticaret unvanı ve marka gibi işaretlerin işlevleri birbirinden farklı olmakla birlikte hepsinin ortak özelliği işletmeyi, taciri ve mal veya hizmetleri diğerlerinden ayırt edici niteliğe sahip birer “tanıtma vasıtası” olmaları ve TTK’nın 56. vd. maddeleri uyarınca işaret sahibine haksız rekabete karşı koruma sağlamalarıdır. Çünkü haksız rekabet hukukunun konusu, dürüstlük ilkesine aykırı ticari yöntem ve uygulamalarına karşı emek ilkesi uyarınca işletmesel çabayı, birikimi ve yatırımı kapsayan emeğin korunmasıdır. Davacının önce davalının marka başvurusuna itiraz etmesi, daha sonra peş peşe 16.1.2007, 30.11.2007, 15.7.2008, 4.3.2009 tarihli ihtarnameler göndermesi, ardından da işbu davayı açması ile “İNTEL” ibaresi üzerinde üstün hak sahibi olduğu iddiasında bulunduğundan davalının tanıtma işareti niteliğindeki “İNTELTEK” ibaresinin kullanımına karşı sessiz kaldığından söz edilemeyeceği gibi, önceki davranışı ile çelişki oluşturup karşı tarafta yarattığı güven nedeniyle çelişkili davranma yasağı (Venire contra factum proprium) ilkesi uyarınca TMK’nın 2. maddesi ile düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğu da kabul edilemez. Bu itibarla, mahkemenin davacının, davalının ticaret unvanındaki “İNTELTEK” ibaresinin terkini talebi yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olduğundan reddi gerektiğine dair gerekçesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul 4. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 08.09.2015 tarihli ve 2015/108 E, 2015/142 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, ticaret unvanının terkini talebi yönünden sessiz kalma süresinin, unvanın sicile kayıt tarihinden itibaren hesaplanması gerektiği, davacının gönderdiği ihtarnamelerin sessiz kalma yoluyla hak kaybı bakımından sonuca bir etkisinin bulunmadığı, zira kullanımın daha fazla devamını istemeyen davacının makul bir süre içinde bu iradesini dava açarak göstermesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının "İNTELTEK" ibareli ticaret unvanını kullanmasına karşı çıkmak amacıyla davacı tarafından unvanın tescilinden yaklaşık altı yıl sonra ihtarnameler gönderilmesinin ve yaklaşık dokuz yıl sonra eldeki unvan terkini davasının açılmasının sessiz kalma yoluyla hak kaybı oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin men’i ve ref’i ile ticaret unvanının terkini istemlerine ilişkindir. 13. Bilindiği üzere hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Davalı vekilinin markaya tecavüze ve haksız rekabete yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiş olduğundan, davalı vekili tarafından bu hususlara yönelik temyiz talebinde bulunulmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. O hâlde davalı vekilinin bu hususlara yönelik temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekmiştir. 14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “sessiz kalma yoluyla hak kaybı” ilkesinin kısaca açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 15. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı, önceki hak sahibinin, hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi demektir. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin temeli 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesine dayanmaktadır. Anılan madde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmünü haizdir. Buna göre, anılan madde ile hukuk düzeninin kişilere tanıdığı bütün hakların kullanılmasında göz önünde tutulması ve uyulması gereken iki temel ilkeye yer verilmiş olup, öncelikle hakların dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerektiği ifade edilmiş, ardından hakların açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağı belirtilmiştir. 16. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi ticaret unvanları yönünden açılacak davalarda da söz konusudur. Gerçekten aynı veya benzer bir ticari ad ve işaretin başka bir kişi tarafından ticaret unvanında kullanılması hâlinde önceki hak sahibinin dava açarak bu unvanın terkinini veya değiştirilmesini talep etmesi mümkündür. Ancak bu hakkın kullanılması imkânının önceki hak sahibine sınırlandırılmaksızın tanınması bazı hâllerde haksız sonuçlar doğurabilmektedir. Zira iyi niyetli olarak ticaret unvanını tescil ettirmiş ve kullanmaya başlamış olan tacirin, para ve emek sarf ederek bu unvan altında yatırımlar yapması, ancak önceki hak sahibinin bu durumdan haberdar olmasına rağmen uzun süre sessiz kaldıktan sonra dava açması “dava hakkının kötüye kullanılması” olarak nitelendirilmelidir. Keza sonraki ticaret unvanının bilinmesi veya devam eden tecavüze karşı uzun süre sessiz kalındıktan sonra dava açılması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilecektir. 17. Ticari ad ve işaretin sahibi, haklı bir sebep olmaksızın hakkını uzun süre kullanmayarak bundan sonra da kullanmayacağı yönünde bir kanaat oluşturmuşsa artık bu hakkını kullanamaması gerekir. Bu nedenle önceki hak sahibinin, TMK’nin 2. maddesi gereğince belli bir davranışta bulunması gerekirken sessiz kalması sonucu, ticaret unvanını daha sonra iyi niyetli olarak tescil ettiren kişiye karşı dava açma hakkını veya devam eden eylemli kullanımını men etme hakkını kaybettiği kabul edilmelidir (Yasaman, Hamdi/ Yusufoğlu, Fülürya: Marka Hukuku, İstanbul, 2004, s. 856). 18. Sessiz kalma yoluyla hak kaybında, hak genel olarak sona ermemekte, sadece bu haktan eylemine sessiz kalınan kişi ya da kişilerin yararlanmasına katlanılmaktadır. Zira tacirin, bir hakkını bilerek isteyerek belli bir süre kullanmaması sebebiyle ticaret unvanından doğan hakkı kaybolmamakta, sadece uzun süredir var olan kullanıma/tescile sessiz kalmış olması sebebiyle bu duruma zımnen icazet verildiği kabul edilmektedir. 19. Sessiz kalma yoluyla hak kaybından bahsedilebilmesi için, önceki hak sahibinin ticari ad ve işaretin aynısının veya benzerinin ticaret unvanı olarak tescil ettirildiğini veya başkaları tarafından kullanıldığını bilmesi ve buna rağmen sessiz kalmış olması gereklidir. Buna karşın ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediği ileri sürülemeyecektir. Bununla birlikte önceki hak sahibinin uzun süre sessiz kalması mücbir sebep ya da objektif imkânsızlık gibi haklı bir nedene dayanıyorsa ve bunun ispatlanması hâlinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu olmayacaktır. 20. Önceki hak sahibi, ticari ad ve işaretin bir başkası tarafından ticaret unvanı olarak tescil edilmesine veya kullanılmasına sessiz kalmayarak dava yoluna başvurursa artık sessiz kalma sebebiyle hak kaybı söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte önceki hak sahibi dava yoluna başvurmadan önce ihtarname göndermesi de sessiz kalmadığı anlamına gelmelidir. Ancak dikkat edilmesi gereken husus, uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan önceki hak sahibinin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. O hâlde kullanımın daha fazla devamını istemeyen önceki hak sahibi, bu arzusunu açıklayan bir ihtarname göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir. 21. Sessiz kalma yoluyla hak kaybının söz konusu olabilmesi için, önceki hak sahibinin, ticaret unvanının aynısının veya benzerinin kullanılmasına belirli bir süre sessiz kalmış olması gereklidir. Ancak ticaret unvanı yönünden sessiz kalmanın ne kadar süre geçtikten sonra hak kaybına sebep olacağı TTK’de düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ile ilk defa marka hukukunda hükümsüzlük davaları yönünden sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin bir düzenleme getirilmiştir. SMK’nin 26/6. maddesi; “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötü niyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez” hükmünü haizdir. Buna göre marka hükümsüzlük davalarında sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin uygulanabilmesi için beş yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir. Ancak ticaret unvanı yönünden mevzuatta bir süre belirlemesi bulunmadığından TMK’nin 2. maddesi de gözetilmek suretiyle her somut olayın özellikleri dikkate alınarak sürenin belirlenmesi gerekmektedir. 22. Hemen belirtilmelidir ki; sessiz kalma nedeniyle dava açılamayacağı yönündeki savunma bir def’i olmayıp itirazdır. Zira sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin dayanağı TMK’nın 2. maddesi olduğuna göre, dava açılması açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve bu durum dava dosyasından ortaya konulabiliyorsa, sessiz kalma yoluyla hak kaybı bir itiraz olarak kabul edilip hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Keza TMK’nin 2/2. maddesi gereğince bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketin Amerika Birleşik Devletleri’nin Delaware eyaletinde 01.03.1989 tarihinde kurulduğu ve “İNTEL” ibareli ticaret unvanının tescil edildiği, ayrıca davacı şirketin Türkiye’de ve dünyanın birçok ülkesinde tescilli “İNTEL” ibareli tanınmış markalarının bulunduğu ve Türkiye’de ilk marka tescilini 1990 yılında yaptırdığı, davalı şirketin ise “İNTELTEK” ibareli ticaret unvanının 06.04.2001 tarihinde tescil ve ilan edildiği anlaşılmaktadır. 24. Her ne kadar davacı şirketin ticaret unvanı Türkiye’de tescilli olmasa dahi bu ticaret unvanının Paris Sözleşmesi’nin 8. maddesi gereğince Türkiye’de de korunması gerekmektedir. Ayrıca davacı şirketin “İNTEL” ibareli tanınmış markaları 1990 yılından itibaren Türkiye’de tescil edilmiştir. Davacı şirket davalının “İNTELTEK” ibareli ticaret unvanının terkinini talep ederken öncelik hakkına sahip olduğu hem “İNTEL” ibareli ticaret unvanına hem de “İNTEL” ibareli tanınmış markalarına dayanmaktadır. 25. Davacı şirket ilk olarak davalının “İNTELTEK” ibareli marka başvurusuna 12.12.2006 tarihinde itiraz etmiş, markasal kullanıma son verilmesini içerir ilk ihtarnameyi ise, davalı şirket 06.04.2001 tarihinde tescil edilmesine rağmen, 16.01.2007 tarihinde göndermiştir. Davacı şirketin, davalının marka başvurusuna yaptığı itirazının, davalının ticaret unvanını kullanımına yönelik itiraz olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu durumda davacı şirketin davalının ticaret unvanını kullanımına, unvanın tescil tarihinden yaklaşık altı yıl sonra ihtarname göndererek itiraz ettiği kabul edilmelidir. 26. Davacı şirket, her ne kadar Türkiye’de tescilli olmasa da 1990 tarihinden itibaren “İNTEL” ibareli unvanını ve markalarını korumak için Türkiye’de girişimlerde bulunduğu gözetildiğinde ticaret unvanlarının ticaret siciline tescil edilmek zorunda olmaları ve tescilin olumlu etkisi nedeniyle davalı şirketin tescil ve ilan edilmiş ticaret unvanının bilinmediğini ileri süremeyecektir. Bu durumda davacı şirketin, davalının ticaret unvanının tescil tarihinden ilk ihtarname tarihine kadar uzun süre sessiz kalması nedeniyle artık davalının ticaret unvanının terkinini talep etmesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. 27. Öte yandan, davacı şirket tarafından davalıya 16.01.2007, 30.11.2007, 15.07.2008, 04.03.2009 tarihli ihtarnameler gönderilmiş, ancak işbu dava 12.05.2010 tarihinde açılmıştır. Bu itibarla uzun süre boyunca, belirli aralıklarla sadece ihtarname gönderen, fakat dava açmayan ve ihtarname dışında unvanın kullanılmaması için herhangi bir girişimde de bulunmayan davacı şirketin sessiz kalmadığını ileri sürmesi, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Zira kullanımın daha fazla devamını istemeyen davacı şirket, ihtarnameler göndermiş ise de makul bir süre içinde bu iradesini dava yoluyla da göstermelidir. 28. Hâl böyle olunca, davacı şirketin hem davalının ticaret unvanının tescilinden itibaren yaklaşık altı yıl gibi uzun bir süre geçtikten sonra ihtarname göndermesi hem de ihtarnamelerin gönderilmesinden sonra makul süre içerisinde dava açmaması nedeniyle ticaret unvanının terkini davasında sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığının kabulü gerekir. 29. O hâlde, yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; I. Davalı vekilinin markaya tecavüze ve haksız rekabete yönelik temyiz istemlerinin yukarıda 13. paragrafta açıklandığı üzere hukuki yarar yokluğundan REDDİNE, II. Davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, Harçlar peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. II. İyiniyet

Sonradan tescil edilen bir markanın sağladığı haklar, daha önceki tarihli bir markaya dayanılarak açılan tecavüz davalarında tecavüzü meşru kılan bir savunma gerekçesi olarak ileri sürülemez.

İdari İptal, Uluslararası Tükenme ve Ceza Hükümleri

Sınai Mülkiyet Kanunu m. 26 uyarınca markanın kullanılmaması, yaygın ad haline gelmesi veya yanıltıcı nitelik kazanması hallerinde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilmesi usulü düzenlenmiştir. Beş yıllık sürenin dolması ile iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarih arasında markanın ciddi biçimde kullanılmış olması durumunda kullanmamaya dayalı iptal talebi reddedilir; ancak iptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanım gerçekleştirilmişse, başvurudan önceki son üç ay içindeki kullanım hesaba katılmaz. Kanunun 192 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 26 ncı maddenin yayımından yedi yıl sonra, diğer bir ifadeyle Ocak 2024 itibarıyla yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26- (1) Aşağıdaki hâllerde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilir: a) 9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hâllerin mevcut olması. b) Marka sahibinin fiillerinin veya gerekli önlemleri almamasının sonucu olarak markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmesi. c) Marka sahibi tarafından veya marka sahibinin izniyle gerçekleştirilen kullanım sonucunda markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetlerin özellikle niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltması. ç) 32 nci maddeye aykırı kullanımın olması. (2) İlgili kişiler, Kurumdan markanın iptalini isteyebilir. (3) Marka iptal talepleri, talep tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı ileri sürülür. (4) Markanın, beş yıllık sürenin dolması ile iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarih arasında tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından ciddi biçimde kullanılmış olması hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine ilişkin iptal talepleri reddedilir. İptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanım gerçekleşmişse talebin Kuruma sunulmasından önceki üç ay içinde gerçekleşen kullanım dikkate alınmaz. (5) İptal hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi iptale karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde iptal kararı verilemez. (6) İptal incelemesi sırasında hak sahibinin değişmesi hâlinde, sicilde hak sahibi olarak görünen kişiye karşı işlemlere devam edilir. (7) İptal talepleri, iptali istenen markanın sahibine tebliğ edilir. Marka sahibi bir ay içinde talebe ilişkin delillerini ve cevaplarını Kuruma sunar. Söz konusu bir aylık süre içinde talep edilmesi hâlinde Kurum bir aya kadar ek süre verir. Kurum gerekli gördüğü takdirde ek bilgi ve belge sunulmasını isteyebilir. Kurum, iddia ve savunmalar ile sunulan deliller çerçevesinde dosya üzerinden kararını verir. Hükümsüzlüğün ve iptalin etkisi
6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 192Kaynağı aç
MADDE 192- (1) Bu Kanunun; a) 26 ncı maddesi yayımı tarihinden itibaren yedi yıl sonra, b) 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 69 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen yenileme taleplerinin yapılması gereken süreye ilişkin hükümleri ile 46 ncı maddesinde düzenlenen amblem kullanım zorunluluğuna ilişkin hükümleri yayımı tarihinden itibaren bir yıl sonra, c) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. Yürütme

Kanun kapsamında marka hakkının tükenmesinde uluslararası tükenme ilkesi benimsenmiştir. Bu ilkeye geçilmesiyle birlikte, marka sahiplerinin yurt dışında satışa sunduğu ürünlerin paralel ithalatçılar tarafından satın alınarak Türkiye'ye getirilip satılmasının önü açılmıştır.

Marka suçlarının kapsamı genişletilerek tecavüz konusu ürünleri ithal veya ihraç etmek, ticari amaçla satın almak, bulundurmak, nakletmek veya depolamak eylemleri de yaptırıma bağlanmıştır. Ayrıca belirli şartların karşılanması halinde ceza davasının sonucunu beklemeksizin el konulan sahte malların daha hızlı tasfiyesine imkân tanıyan ve sıkı şartlara tabi tutulan hızlı imha prosedürü getirilmiştir.

Muvafakatname ret gerekçesini ortadan kaldırır mı?

Önceki tarihli marka sahibinin sonraki başvuru sahibine muvafakatname vermesi durumunda, aynı veya ayırt edilemeyecek düzeyde benzerliğe dayalı mutlak ret gerekçesi ortadan kaldırılabilmektedir.

Kullanmama savunması hangi süreçlerde ileri sürülebilir?

Kullanmama savunması, karıştırılma ihtimaline dayalı yayıma itirazlarda ileri sürülebileceği gibi, yine Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki benzerliğe dayalı hükümsüzlük davalarında def'i olarak ve marka tecavüzü davalarında savunma olarak ileri sürülebilir.

Sessiz kalma halinde marka hükümsüzlük gerekçesi yapılabilir mi?

Sonraki markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği halde birbirini izleyen beş yıl sessiz kalan marka sahibi, sonraki tescil kötü niyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez; dürüstlük kuralına aykırılığın dava dosyasından anlaşıldığı durumlarda ise sessiz kalma olgusu itiraz niteliğinde görülerek hâkimce resen gözetilebilir.

Kullanmama nedeniyle iptal talebinden önceki son kullanımlar geçerli midir?

İptal talebinde bulunulacağı öngörülerek kullanım yapılmışsa, talebin Türk Patent ve Marka Kurumuna sunulmasından önceki üç ay içinde gerçekleşen kullanımlar incelemede dikkate alınmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu