Senaryoda Hususiyet ve Senaryo Sahibinin Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Senaryoda Hususiyet ve Senaryo Sahibinin Hakları

Bir eserin sahibi onu meydana getiren kişidir. Başka eserden yararlanan ve önceki esere göre bağımsız olmayan işleme, işleyenin hususiyetini taşıması ve yararlanılan eser sahibinin haklarına zarar verilmemesi şartıyla eser sayılabilir. Senaryoda hususiyetin olay örgüsü, karakterler, aksiyon ve repliklerin eserin bütününde bıraktığı izlenimde aranacağı ve her cümlede ayrı özgünlük gerekmeyeceği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2020/8509, K. 2022/3996 sayılı kararındaki değerlendirmedir; bu ölçü o kararın kapsamı dışında kendiliğinden genel kural haline gelmez.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – (Değişik: 21/2/2001 – 4630/5 md.) Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir. Bir işlenmenin ve derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla onu işleyendir. Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibidirler. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde, animatör de eserin birlikte sahipleri arasındadır. II – Eser sahiplerinin birden fazla oluşu:
5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – Diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilipte bu esere nispetle müstakil olmıyan ve aşağıda başlıcaları yazılı fikir ve sanat mahsulleri işlenmedir: 1. Tercümeler; 2. Roman, hikaye, şiir ve tiyatro piyesi gibi eserlerden birinin bu sayılan nevilerden bir başkasına çevrilmesi; 3. Musiki, güzel sanatlar, ilim ve edebiyat eserlerinin filim haline sokulması veya filime alınmaya ve radyo ve televizyon ile yayıma müsait bir şekle sokulması; 4. Musiki aranjman ve tertipleri; 5. Güzel sanat eserlerinin bir şekilden diğer şekillere sokulması; 6. Bir eser sahibinin bütün veya aynı cinsten olan eserlerinin külliyat haline konulması; 7. Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde seçme ve toplama eserler tertibi; 8. Henüz yayımlanmamış olan bir eserin ilmi araştırma ve çalışma neticesinde yayımlanmaya elverişli hale getirilmesi (İlmi bir araştırma ve çalışma mahsulü olmayan alelade transkripsiyonlarla faksimileler bundan müstesnadır.); 9. Başkasına ait bir eserin izah veya şerhi yahut kısaltılması. 10. (Ek: 7/6/1995 – 4110/3 md.) Bir bilgisayar programının uyarlanması, düzenlenmesi veya herhangi bir değişim yapılması; 11. (Ek: 7/6/1995 – 4110/3 md.) Belli bir maksada göre ve hususi bir plan dahilinde verilerin ve materyallerin seçilip derlenmesi sonucu ortaya çıkan ve bir araç ile okunabilir veya diğer biçimdeki veri tabanları (Ancak, burada sağlanan koruma, veri tabanı içinde bulunan veri ve materyalin korunması için genişletilemez) İstifade edilen eserin sahibinin haklarına zarar getirmemek şartıyla oluşturulan ve İşliyenin hususiyetini taşıyan işlenmeler, bu kanuna göre eser sayılır. Ç) Alenileşmiş ve yayımlanmış eserler:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8509, K. 2022/3996Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/8509 E.  ,  2022/3996 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nce bozmaya uyularak davanın reddine dair verilen 21.10.2020 tarih ve 2020/1746 E. – 2020/1757 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davacı …'ün 1977 tarihli Selvi Boylum, Al Yazmalım adlı sinema filminin senaristi olduğunu, filminin senaryosunu, “SEVMEK EMEKTİR” sloganı üzerine inşa etmiş olduğunu, bu filmde sevgiyi ve sevginin büyük emek gerektirdiği temasını işlediğini, “SEVMEK EMEKTİR” deyiminin Türk Halkının arasında nerdeyse bir atasözüne dönüştüğünü, deyim üzerine yüzlerce gazete yazısı ve kitap yayınlandığını, sinema tarihinin kült filmlerinden AL YAZMALIM isimli filminin senaryosunun FSEK’nun 6. maddesi uyarınca işleme eser olduğunu, “Kırmızı Eşarp” isimli eserden esinlenilerek oluşturulduğunu, ancak yaratıcısının hususiyetini taşıyan “bağımsız” bir eser niteliğinde bulunduğunu, eserin sinema filmi olması ve davacının bu filmin senaryosunu yazmış olmasından bahisle davacının senaryo üzerinde ayrı ve bağımsız bir hak sahipliği olduğunu, davalı bankanın Al Yazmalım filminin dialogunu davacıdan hiçbir izin yahut onay almaksızın, kendi reklam filminin içinde kullandığını, bir teklifte bulunulsaydı dahi halkın gözünde efsaneleşmiş bu filmin reklam ve pazarlama metası olarak kullanımına izin verilmeyeceğini, reklam filminin 15. saniyesinde açıkça kullanılan cümlenin “önemli olan izleyicinin kalbine dokunabilmek onun halinden anlayabilmektir. O zaman sevginin emek olduğunu anlatabilirsin” şeklinde kulllanıldığını, bu durumun haksız rekabet de teşkil ettiğini, bu nedenle FESK 68/1 maddesine göre şimdilik 1.000.-TL maddi (ıslah ile 75.000.-TL maddi) ve FSEK 70. maddesine göre; 6.000.-TL manevi olmak üzere toplam 7000.-TL tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının, “Selvi Boylum, Al Yazmalım” filminin sanatsal değerini, sadece iki kelimeye indirgemesinin kabul edilemeyecek bir yaklaşım olduğunu, bankanın sözleşmesel ilişkide bulunduğu ajans ve yapımcı şirket, filmin eser işletme sahibi olan yani mali hak sahibi olan kişilere gerekli ödemeleri yaparak kullanım haklarını hukuka uygun olarak satın almış durumda olduğunu, “Selvi Boylum, Al Yazmalım” filminin senaryosu özgün ve tamamen senarist tarafından yaratılmış bir hikaye de olmadığını, film konusu hikayenin aslının bir Çin masalına dayandığını, Ünlü Kırgız edebiyatçı Aytmatov'un, bu Çin masalından esinlenerek “Selvi Boylum” adlı hikayeyi kaleme aldığını, esas itibariyle kökü anonim sayılabilecek bir masaldan yola çıkılarak Aytmatov tarafından yazılan bir hikayeden esinlenerek yazılan bir senaryoda geçen bir cümle üzerinde davacı yanın hak sahipliği iddia edilmesinin kabul edilebilecek bir durum olamayacağını, ayrıca eserin 1995 yılı öncesi yapım olup, film üzerindeki tüm hakların yapımcıya ait olduğunu, davacının iddialarının hukuki ve subuti dayanağı bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; filmin görüntülerinin davalı bankanın reklam filminde kullanılabilmesi için yapımcı firmadan yazılı izin alındığı, senaryonun romandan uyarlandığı, senaryo üzerinde hak iddiasında bulunabileceği tek hususun hususiyet anlamında senaryoya katkısı olabileceği, filmin yapım yılı ve mali hakların devredilmiş olması karşısında film içinde birkaç cümlenin filmden ayrı değerlendirilmesinin tartışmalı olduğu, sinema filmi 1995 yılından önce yapılmış olduğundan FSEK 8. maddesi gereğince ilk halinin dikkate alınacağı ve filmi imal ettiren yapımcının eser sahibi sayılacağı, senaryo ve film 12.06.1995 tarihinden önce meydana getirildiğinden davacının söz konusu eserlerde mali bir hakkının bulunmayacağı, dosyadaki mali hak devir belgesine göre davacının reklam filmi için mali hakları hukuka uygun olarak devredildiği gerekçesi ile maddi tazminat talebinin reddine, koşulları oluşmadığı gerekçesi ile manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya ve tüm dosya kapsamına göre; "sevgi emektir" sözü eser niteliğindeki sinema senaryosu ile birlikte değerlendirildiğinde 5846 sayılı FSEK ek 2. maddesinin açık hükmü gereği davacının bu sinema eserleri yönünden senaryo yazarı olarak 5846 sayılı FSEK'ndan doğan bir hak talebinde bulunamayacağı, mahkemece alınan birinci ve ikinci bilirkişi raporunda; bu sözün filmin mottosu olduğu, filmle özdeşleştiği ve korunması gerektiği beyan edilmişse de, filmin senaryosunun bütünü, bu sözün ifade edildiği sahne, filmdeki oyuncuların ifade ve oyunculuk yeteneği ile birlikte etkileyici ve anlamı olan "sevgi emektir" sözü toplumda herkes tarafından kullanılan bir ifade olup hususiyet taşımadığı, bu ibarenin senaryodan ayrı olarak davacıya özgülenmesi ve başka kimse tarafından kullanılamayacağının, sahiplenilemeyeceğinin ileri sürülmesi ve davacıya tekel hakkı tanımanın mümkün olmayacağından ilk derece mahkemesinin kararında davacının tüm mali haklarını da devrettiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş olup davanın reddi kararı sonuç itibarı ile yerinde ise de, davacının 5846 sayılı FSEK EK 2. maddesi gereğince senaryodan kaynaklanan haklarına dayalı talepte bulunamayacağı, davacının "sevgi emektir" sözü üzerinde senaryodan ayrı telif hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, mahkemenin kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın düzeltilmiş gerekçe ile reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, senaryo eser sahibi davacının eserden doğan mali ve manevi haklara tecavüz iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Senaryo, bir tiyatro veya sinema eserinde, genel olarak eserin izleyicilere belirli bir plan ve mantık silsilesi içerisinde gösterilmesini sağlayan sahnelerin kurgusu ile anlatımı ve betimlemesi ile yaratılan karakter ve tiplemelerin sözlü ve sözsüz repliklerini konu alan, 5846 sayılı FSEK 2/2. maddesi anlamında bir edebiyat eseridir. Bir senaryo eseri baştan itibaren tamamen bağımsız bir eser olarak oluşturulabileceği gibi, FSEK 6. maddesi uyarınca, daha önce var olan bir başka eserin (hikaye, roman vs.) işlenmesi suretiyle de oluşturulabilir. Bir işleme eserin varlığından söz edebilmek için, sonraki müellifin kendi fikri emek ve çabasıyla işleme suretiyle yararlandığı önceki eserden farklılaşacak ve bağımsızlaşacak ölçüde yeni yaratıcı düşünceyi ortaya koyması gerekir. Senaryo eserleri de diğer eserler gibi sahiplerine FSEK 27. Maddesi uyarınca gerçek kişiler için yaşam+70 yıl (tüzel kişiler yönünden aleniyet tarihinden itibaren 70 yıl) süresince koruma sağlamaktadır. Bu süre 17.06.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun öncesinde yaşam+50 yıldır. FSEK 29. maddesindeki “El işleri, küçük sanat eserleri, fotoğraf ve sinema eserleri için koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 20 yıldır” şeklindeki düzenleme, 17.06.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun değişikliği ile aleniyet tarihinden itibaren 70 yıla çıkarılmış, 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ile de bu madde ilga edilerek, eserler yönünden tüm koruma süreleri 27. maddede yeknesak şekilde düzenlenmiştir. Sinema eserleri FSEK 5. maddesi uyarınca bağımsız bir eser türü olarak korunmaktadır. Bununla birlikte, sinema eserleri, senaryoların işlenmesiyle oluşan bir işleme eser mahiyetindedir. FSEK 8. maddesi uyarınca sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı, eserin birlikte sahibi olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte 5846 sayılı FSEK’te 07/06/1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesinde ise yaratılan sinema eserlerinde eser sahibi onu “imal ettiren” kişidir. FSEK 51/2. maddesi uyarınca, ileride çıkarılacak mevzuatla mali hakların şümulünün genişletilmesi veya koruma süresinin uzatılmasından doğacak salahiyetlerden vazgeçmeyi yahut bunların devrini ihtiva eden sözleşmeler batıl olarak kabul edilmiştir. Diğer bir anlatımla, eserden doğan mali hakların koruma kapsamını genişleten her türlü mevzuat değişikliğinden eser sahipleri yararlanacaklardır. Davaya konu reklam filminde davacının sahibi olduğu senaryo eserine konu 1978 yılında çekilen ve ilk gösterime sunulan “Selvi Boylum Al Yazmalım” isimli sinema filminin görüntülerinden bir kesit de sunulmak suretiyle “sevgi emektir” söz öbeğinin davacıdan izin alınmadan kullanıldığı hususunda taraflar arasında bir çekişme bulunmamaktadır. FSEK 51. maddesi uyarınca, koruma sürelerinin uzatılmasıyla birlikte, filmin 1978 yılındaki aleniyet tarihi itibariyle 1998 yılında son bulmuş iken, koruma sürelerinin uzatılmasıyla birlikte bu süre tüzel kişiler yönünden 2148 yılına kadar uzamıştır. Aynı şekilde, bir edebiyat eseri türü itibariyle senaryo eserlerinden doğan yaşam+50 yıllık koruma süresi ise yaşam+70 yıla uzamıştır. FSEK 8. maddesinin, filmin gösterime sunulduğu tarihte (1978) var olan “Bir eserin sahibi, onu vücuda getirendir. Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça; memur, hizmetli ve işçilerin; işlerini görürken vücuda getirdikleri eserlerin sahipleri bunları çalıştıran veya tayin edenlerdir. Bu kaide, tüzelkişilerin uzuvlarına da şamildir. Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça bir veya birden fazla kimseler, yayımlayanın tayin ettiği plan dairesinde bir eser vücuda getirmişlerse bu eserin sahibi yayımlayandır. Bir sinema eserinin sahibi onu imal ettirendir. Bir işlenmenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları mahfuz kalmak şartıyla, onu işleyendir” şeklindeki düzenlemesinden, bir işleme eser türü olarak sinema eseri sahibi, ancak senaryo eseri sahibi ile yaptığı sözleşme çerçevesinde eserden doğan haklarını kullanabilecektir. Somut olayda senaryonun da bir başka eserin (romanın) işlenmesi suretiyle oluşturulması sonuca etkili değildir. 5846 sayılı FSEK’in Ek-2/son. maddesi uyarınca, “Bu Kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12/06/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır” düzenlemesinin de olayda uygulanma yeri yoktur. Zira, senaryo eseri sahipleri 4110 sayılı Kanun öncesinde ve sonrasında da eser sahibi olarak kabul edilmiştir. Öte yandan 4110 sayılı K. ile ilk defa eser sahibi olarak tanımlanan “diyalog” yazarları yönünden Ek-2. maddenin Anayasa’ya aykırılığına karar verilmiştir (29.12.2011 tarih ve 2010/73 E. – 2011/176 K.). Bu karar uyarınca diyalog yazarları, 95 öncesi filmler yönünden de hak sahibi sayılmışlardır. Her ne kadar 1978 yılında çekilen filmin yapımı sırasında film yapımcısının senaryo eseri sahibi davacı ile anlaşma yaparak bu senaryo filmini kullandığı sabit ise de söz konusu eserden kaynaklanan tüm hakların film yapımcısına devredildiğine dair FSEK 52. Maddesine uygun şekilde yapılmış bir sözleşmenin bulunmaması halinde, o tarihte çekilen filmlerin koruma süresinin maksimum 20 yıl olacağı dikkate alındığında senaryo yazarlarının da ancak en fazla 20 yıllığına mali haklarını yapımcılara devrettiğinin kabulü gerekir. Diğer bir anlatımla 20 yıllık süreden sonra senaryonun kullanım hakları tekrar senaryo hakkı sahibine rücu edeceğinin kabulü gerekir. Senaryodan doğan hakları bütünüyle devralmamış olan sinema eseri sahipleri kendi uzatılan süreleri itibariyle bu süreden daha fazla bir süre için sinema eserlerinden doğan haklarını kullanmak istiyorlarsa bu konuda senaryo sahipleri ile yeni bir sözleşme yapmaları gerekir. Aksi halde gerek sinema eseri sahiplerinin, gerekse üçüncü kişilerin her türlü ticari kullanımı ihlal teşkil edebilecektir. Bu bağlamda, senaryo eseri sahipleri gerek 4110 sayılı Kanun öncesinde, gerekse sonrasında eser sahibi olmaları nedeniyle, Dairemizin, 4110 sayılı Kanun öncesinde eser sahibi ve hatta bağlantılı hak sahibi olduğu dahi kabul edilmeyen icracı sanatçılar yönünden vermiş olduğu içtihatlar (11 HD 17.09.2019 tarih ve 2018/409 E. – 2019/5485 K.) ile bu olay arasında bağlantı kurulması da doğru değildir. Bu nedenle, yerel mahkemece ve istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesince hatalı gerekçeyle, 4110 sayılı Kanun öncesinde ilk gösterimi yapılan ve anılan kanun ile koruma süresi uzatılan sinema eserleri yönünden, bir işleme eser olan sinema eserine kaynak teşkil eden senaryo eserinden doğan hakların koruma süresinin uzatılmasından sonra ileri sürülemeyeceğine ilişkin gerekçeleri isabetli görülmemiş ve hükmün bu sebeple davacı yararına bozulması gerekmiştir. 2- FSEK 52. maddesindeki “Mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır” düzenlemesi dikkate alındığında, basamak sistemi olarak adlandırılan sistem uyarınca, bir eserin bütünüyle devrine ilişkin sözleşmelerin yazılı olarak yapılması gerekmekte olup, böyle bir devrin bulunmaması halinde eserin hangi kapsamda kullanılması için izin verilmiş ise ancak o kapsamda kullanımı yasal ve meşru olacaktır. Diğer bir anlatımla bir sinema filminde kullanılmak üzere mali hakları devredilen senaryo eseri yönünden, sözleşmede özel bir düzenleme bulunmadıkça, sinema eseri sahibi ancak sinema gösterimleri yönünden hakkı devralmış sayılır. Somut olayda, davacı senaryo eseri sahibinin eserden doğan hakkını ancak sinema gösterimleri yönünden devrettiği, senaryo eserinin bir reklam filminde ayrı bir ticari kullanım vasıtası kılınması için herhangi bir izin verilmediğinin kabulü gerekirken, aksi düşünceyle, sinema eseri yönünden yapılan devirlerin, reklam filmlerini de kapsadığına ilişkin mahkeme kabulü yerinde görülmemiş ve hükmün bu sebeple de davacı yararına bozulması gerekmiştir. 3- 5846 sayılı FSEK’e 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ile eklenen 1/B maddesi uyarınca eser korumasının iki temel koşulu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ancak kanunda sayılan fikir ve sanat mahsullerinin eser olarak korunabilecek olması, diğeri ise, tüm eserlerin sahiplerinin hususiyetini yansıtması koşuludur. Bu anlamda önemli olan eserin çok üstün vasıflara sahip olması değil özgün ve yaratıcı bir hayal gücünün ürünü olmasıdır (Ernst Hirsch, Fikri Say, İst.-1943, s.12). Ancak ortaya çıkan mahsullerde çok yüksek bir yaratıcılık ve hayal gücü de aramamak gerekir. Bu hususta dikkat edilmesi gerekli temel kriter, herkesin aynı eseri ortaya koyamamasıdır. Bir eserdeki “sahibinin hususiyetini yansıtma”, yani orijinallik unsuru, o eser bir başkası tarafından meydana getirilseydi aynı şekilde ve özellikte yapılmayacak olmasında gizlidir. Senaryo eserleri yönünden hususiyeti, aynı ana kurgudan yola çıkılarak roman/senaryo yazan kişinin işlediği olaylar örgüsü, yaratılan karakter ve tiplemeler ile o karakterlere yüklenen aksiyon ve repliklerden yola çıkılarak eserin bütünü itibariyle oluşturduğu genel izlenim ve bıraktığı intibada aramak gerekir. Bir eserin sahibinin hususiyetini yansıtan bir eser olması, o eserin baştan sona bütün noktalarında, her cümlesinde özgün olması anlamına gelmez. Orijinalliğin eserin bütününde olması şart olmayıp, nispi nitelikte orijinallik de yeterlidir (H. Arslanlı, Fikri Hukuk II, İst-1954, s.7). Somut olayda da “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmi yönünden eserdeki duyguyu çağrıştıran tüm sözcüklerin dikkate alınıp buna göre bir veya birkaç sözcüğün tecavüze konu reklam filminde kullanılıp kullanılmadığının da tespiti gerekir. Bu anlamda “Sevgi Emektir” sözünün filmden kesitler sunularak gösterilmesi hem sinema, hem de senoryo eserindeki duyguyu çağrıştırdığının kabulü gerekir. O halde mahkemece bu ilkelerden hareketle, davacının senaryo eser sahibi olduğu “Sevgi Emektir” sözcüğünün eser mahiyetinde mi, yoksa eser mahiyetinde olmasa bile FSEK 83. maddesinde ifadesini bulan “eserin alameti” niteliğinde mi olduğu, bu bağlamda yapılan izinsiz alıntının FSEK 68. Maddesi anlamında esere tecavüz sebebiyle tazminat mı, yoksa haksız rekabet kurallarına göre tazminat korumasını mı gerektirdiği hususunda bir değerlendirme yapılarak neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın değişik gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmamış hükmün davacı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 24/05/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eser sahibinin kim olduğu

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun 8. maddesine göre eser sahibi, eseri meydana getiren kişidir. Bir işlenmenin veya derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları saklı kalmak şartıyla o işlemeyi veya derlemeyi işleyen kişidir.

Aynı maddede sinema eserlerinde yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı ve diyalog yazarı eserin birlikte sahibi olarak sayılır. Canlandırma tekniğiyle yapılmış sinema eserlerinde animatör de birlikte sahipler arasındadır. Animatöre ilişkin ekleme yalnız bu tür eserlere özgüdür.

5846 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesi, sinema eseri sahipliğine ilişkin hükümlerin 4110 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/6/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanacağını düzenler. Sınır, yapımın tamamlandığı tarihe değil yapımına başlandığı tarihe bağlanmıştır.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. Ek 2Kaynağı aç
Ek Madde 2 – (Ek: 7/6/1995 – 4110/29 md.; Değişik: 21/2/2001 -4630/35 md.) Bu Kanunla sağlanan koruma, bu madde ile getirilen değişikliğin yürürlüğe girdiği sırada; 1. T.C. vatandaşı eser sahipleri ve eser sahiplerinin hakları ile bağlantılı hak sahipleri tarafından üretilmiş Türkiye’de mevcut bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara. 2. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve anlaşmalara taraf diğer ülkelerde üretilmiş ve bu ülkelerde koruma süresi dolmadığı için kamuya mal olmamış yabancı eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara. Uygulanır. Birinci fıkranın uygulanması sonucu koruma kapsamına alınan eserlerin, tespit edilmiş icraların ve fonogramların yasal kopyalarının mülkiyetini elinde bulunduran kişiler, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden altı aylık sürenin sonuna kadar yazılı bir izne gerek kalmaksızın bu kopyaları satabilir veya elden çıkarabilir. Bununla birlikte, eserler, tespit edilmiş icralar ve fonogramlara ilişkin olmak üzere bu Kanun çerçevesinde eser sahipleri ve diğer hak sahiplerine sağlanan hakların kullanılması eser veya bağlantılı hak sahiplerinin iznine tabidir. Bu Kanunun sinema eseri sahipliği ile ilgili hükümleri, 4110 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 12/6/1995 tarihinden sonra yapımına başlanan sinema eserlerine uygulanır.[36]

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8509, K. 2022/3996 sayılı kararında senaryo eseri sahiplerinin 4110 sayılı Kanun'dan önce ve sonra da eser sahibi kabul edildiğini, Ek 2. maddenin son hükmünün o uyuşmazlıkta uygulanma yeri bulunmadığını ve alt mahkemelerin aksi gerekçesinin isabetli olmadığını belirterek hükmü davacı yararına bozmuştur. Bu karar, yapım başlangıcına bağlı kanuni sınırı her film için aynı sonuca bağlayan tek kural haline getirmez.

İşleme eser ve hususiyet ölçüsü

Kanun'un 6. maddesi, başka bir eserden yararlanılarak oluşturulan ve işleyenin hususiyetini taşıyan, önceki esere göre bağımsız olmayan işlenmeleri, yararlanılan eser sahibinin haklarına zarar verilmemesi şartıyla eser sayar. İşlemeyi yapan kişi, asıl eser sahibinin hakları saklı kalmak şartıyla işleme eserin sahibi olabilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, anılan kararında işleme eserden söz edilebilmesi için sonraki müellifin kendi fikri emek ve çabasıyla, yararlandığı önceki eserden farklılaşacak ve bağımsızlaşacak ölçüde yeni yaratıcı düşünce ortaya koymasını aramıştır. Maddenin genel şartı, belirli bir senaryonun somut olayda bağımsız işleme eser olduğunu kendiliğinden göstermez.

Aynı kararда hususiyet, eser başkası tarafından meydana getirilseydi aynı şekilde yapılmayacak olmasında aranmıştır. Senaryo eserleri yönünden ölçü; aynı ana kurgudan yola çıkılarak işlenen olay örgüsü, yaratılan karakter ve tiplemeler ile bu karakterlere yüklenen aksiyon ve repliklerden eserin bütününde oluşan genel izlenimdir. Nispi orijinallik yeterli görülmüş, her cümlenin özgün olması gerekmediği kabul edilmiştir.

Mali hakların devrinde şekil ve kapsam

Kanun'un 52. maddesi, mali haklara ilişkin sözleşme ve tasarrufların yazılı olmasını ve konusu olan hakların ayrı ayrı gösterilmesini şart koşar. Yazılılık ile hakların tek tek belirtilmesi birlikte aranır.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 52Kaynağı aç
Madde 52 – Mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır. V – Tekeffül: 1. Hakkın mevcut olmaması:

51. maddenin ikinci fıkrası, ileride çıkarılacak mevzuatla mali hakların kapsamının genişletilmesinden veya koruma süresinin uzatılmasından doğacak yetkilerden vazgeçmeyi ya da bunların devrini içeren sözleşmeleri batıl sayar. Aynı maddenin ilk fıkrası da ileride çıkarılacak mevzuatın eser sahibine tanıması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkalarınca kullanılmasına ilişkin sözleşmeleri batıl saymaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8509, K. 2022/3996 sayılı kararında bu hükmü, eserden doğan mali hakların koruma kapsamını genişleten mevzuat değişikliklerinden eser sahiplerinin yararlanacağı biçiminde açıklamıştır.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 51Kaynağı aç
Madde 51 – İleride çıkarılacak mevzuatın eser sahibine tanıması muhtemel mali hakların devrine veya bunların başkaları tarafından kullanılmasına mütaallik sözleşmeler batıldır. İleride çıkarılacak mevzuatla mali hakların şümulünün genişletilmesi veya koruma süresinin uzatılmasından doğacak salahiyetlerden vazgeçmeyi yahut bunların devrini ihtiva eden sözleşmeler hakkında aynı hüküm caridir. IV – Şekil:

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sözleşmede özel düzenleme yoksa sinema filminde kullanılmak üzere mali hakları devredilen senaryo yönünden sinema eseri sahibinin yalnız sinema gösterimleri bakımından hakkı devralmış sayılacağını kabul etmiştir. Somut olayda reklam filmi için izin bulunmadığı ve devrin reklamı da kapsadığı yönündeki mahkeme kabulü bozma nedenleri arasında sayılmıştır. Sonuç, 52. maddedeki ayrı gösterme şartının o sözleşmeye uygulanmasına dayanır ve her ticari kullanım için ayrıca genelleştirilemez.

Aynı kararда uygun devir sözleşmesi yoksa, o tarihteki en fazla 20 yıllık koruma dikkate alınarak senaryo yazarının mali haklarını en fazla 20 yıllığına devrettiğinin ve süre sonunda kullanım haklarının senaryo sahibine döneceğinin kabulü gerektiği söylenmiştir. Bu değerlendirme, güncel 27. maddedeki koruma süresi hükümleriyle aynı süre rejimini kurmaz.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27 – (Değişik: 7/6/1995 – 4110/10 md.) Koruma süresi eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder (Ek cümle: 21/2/2001 – 4630/16 md.) Bu süre, eser sahibinin birden fazla olması durumunda, hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl geçmekle son bulur. Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden sonra 70 yıldır. 12 nci maddenin birinci fıkrasındaki hallerde koruma süresi, eserin aleniyet tarihinden sonra 70 yıldır; meğer ki eser sahibi bu sürenin bitmesinden önce adını açıklamış bulunsun, İlk eser sahibi tüzelkişi ise, koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.

Koruma süresinin kanundaki düzenlenişi

Kanun'un 27. maddesine göre koruma süresi, eser sahibi yaşadığı sürece ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Eser sahibinin birden fazla olması hâlinde süre, 21/2/2001 tarihli değişiklikle eklenen hükme göre hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıl geçmesiyle sona erer.

Sahibinin ölümünden sonra alenileşen eserlerde koruma süresi ölüm tarihinden itibaren 70 yıldır. İlk eser sahibi tüzel kişi ise süre, aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır. 12. maddenin birinci fıkrasındaki hâllerde süre eserin aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır; eser sahibi bu süre bitmeden adını açıklamışsa bu kural uygulanmaz.

Ek 2 kapsamındaki koruma ve sınırlı istisna

5846 sayılı Kanun'un Ek 2. maddesinin birinci fıkrası, maddede belirtilen değişikliğin yürürlüğe girdiği sırada Türkiye'de mevcut olan ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerince üretilmiş bütün eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara Kanun'daki korumayı uygular. Aynı koruma, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşme ve anlaşmalara taraf diğer ülkelerde üretilmiş, bu ülkelerde koruma süresi dolmadığı için kamuya mal olmamış yabancı eserlere, tespit edilmiş icralara ve fonogramlara da uygulanır.

Koruma kapsamına alınan eserlerin, tespit edilmiş icraların ve fonogramların yasal kopyalarını elinde bulunduran kişiler, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihi izleyen altı aylık sürenin sonuna kadar bu kopyaları yazılı izne gerek olmaksızın satabilir veya elden çıkarabilir. Bu sınırlı imkân, Kanun kapsamındaki hakların kullanılmasına yayılmaz; o kullanımlar eser veya bağlantılı hak sahiplerinin iznine bağlıdır.

Ad, alamet ve haksız rekabet

Kanun'un 83. maddesinde bir eserin ad ve alametleri ile çoğaltılmış nüshalarının şekilleri, iltibasa yol açabilecek biçimde başka eserde veya nüshalarında kullanılamaz. Genel olarak kullanılan ve ayırt edici vasfı bulunmayan ad, alamet ve dış şekiller bu korumanın dışındadır.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 83Kaynağı aç
Madde 83 – Bir eserin ad ve alametleri ile çoğaltılmış nüshaların şekilleri, iltibasa meydan verebilecek surette diğer bir eserde veya çoğaltılmış nüshalarında kullanılamaz. 1 inci fıkra hükmü umumen kullanılan ve ayırt edici bir vasfı bulunmıyan ad, alamet ve dış şekiller hakkında uygulanmaz. Bu maddenin uygulanması kanunun 1 inci, 2 nci ve 3 üncü bölümlerindeki şartların tahakkukuna bağlı değildir. Basın Kanununun 14 üncü maddesinin mevkute adları hakkındaki hükmü mahfuzdur. Tecavüz eden tacir olmasa bile, birinci fıkra hükmüne aykırı hareket edenler hakkında haksız rekabete mütaallik hükümler uygulanır. II – İşaret, resim ve ses:

Aynı maddeye aykırı hareket eden kişi tacir olmasa bile hakkında haksız rekabete ilişkin hükümler uygulanır. Tacir olma şartının aranmaması, ayırt edici vasfı bulunmayan ad ve alametlere ilişkin istisnayı ortadan kaldırmaz.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8509, K. 2022/3996 sayılı kararında bir ibarenin film kesitleriyle gösterilmesinin sinema ve senaryodaki duyguyu çağrıştırdığının kabulü gerektiğini belirtmiştir. İbarenin eser mi yoksa 83. madde anlamında eser alameti mi olduğu ile 68. madde veya haksız rekabet tazminatının gerekip gerekmediği değerlendirilmeden davanın reddini doğru bulmamış ve kararı bozmuştur. Bozma, ihlalin veya belirli bir tazminat türünün varlığını saptamaz; bu ayrımın yeniden incelenmesini gerektirir.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 68Kaynağı aç
Madde 68 – (Değişik: 23/1/2008-5728/137 md.) Eseri, icrayı, fonogramı veya yapımları hak sahiplerinden bu Kanuna uygun yazılı izni almadan, işleyen, çoğaltan, çoğaltılmış nüshaları yayan, temsil eden veya hertürlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletenlerden, izni alınmamış hak sahipleri sözleşme yapılmış olması halinde isteyebileceği bedelin veya bu Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir. İzinsiz çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmamışsa hak sahibi çoğaltılmış kopyaların, çoğaltmaya yarayan film, kalıp ve benzeri araçların imhasını veya üretim maliyet fiyatını geçmeyecek uygun bir bedel karşılığında kendisine verilmesini ya da sözleşme olması durumunda isteyebileceği miktarın üç kat fazlasını talep edebilir. Bu husus, izinsiz çoğaltanın hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İzinsiz çoğaltılan kopyalar satışa çıkarılmışsa hak sahibi, tecavüz edenin elinde bulunan nüshalar hakkında ikinci fıkradaki şıklardan birini kullanabilir. İkinci ve üçüncü fıkraların eser sahibinden başka hak sahiplerince uygulanabilmesi için eser sahibinin bu Kanunun 52 nci maddesine uygun yazılı çoğaltma izni aranır. Hak sahiplerinden biri, ikinci ve üçüncü fıkralar uyarınca talepte bulunduklarında Ceza Muhakemesi Kanununun el koymaya ilişkin hükümleri delil elde etmek amacı dışında uygulanmaz. Bedel talebinde bulunan kişi, tecavüz edene karşı onunla bir sözleşme yapmış olması halinde haiz olabileceği bütün hak ve yetkileri ileri sürebilir. II – Tecavüzün men'i davası:

İzinsiz kullanımdaki bedel talebi

Kanun'un 68. maddesine göre yazılı izin alınmadan eseri işleyen, çoğaltan, yayan, temsil eden veya umuma iletenlerden, izni alınmayan hak sahipleri sözleşme yapılmış olması hâlinde isteyebilecekleri bedelin veya Kanun hükümlerine göre tespit edilecek rayiç bedelin en çok üç kat fazlasını isteyebilir. Hangi seçeneğin uygulanacağı somut olaya göre ayrıca değerlendirilir.

Temyizdeki usul sonucu

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendine göre, yargılamada eksiklik bulunmamasına rağmen kanunun olaya uygulanmasında hata edilip yeniden yargılama gerekmiyorsa veya kararın gerekçesinde hata varsa bölge adliye mahkemesi duruşmasız olarak düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilir. Bu bent, maddenin saydığı diğer usul sonuçlarından ayrıdır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 353Kaynağı aç
MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…)48 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…)48 karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında,[49] duruşma yapılmadan karar verilir. İnceleme

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2020/8509, K. 2022/3996 sayılı kararının sonuç bölümünde davacının temyiz istemleri kabul edilmiş, bölge adliye mahkemesi kararı bozulmuş ve dosyanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

Senaryoda hususiyet nasıl belirlenir?

Hususiyet, olay örgüsü, karakterler, aksiyon ve repliklerin eserin bütününde bıraktığı genel izlenimde aranır. Her cümlenin ayrıca özgün olması gerekmez.

İşleme hangi şartla eser sayılır?

Başka eserden yararlanan ve önceki esere göre bağımsız olmayan işleme, işleyenin hususiyetini taşıması ve yararlanılan eser sahibinin haklarına zarar verilmemesi şartıyla eser sayılır.

Mali hak devri nasıl yapılmalıdır?

Mali haklara ilişkin sözleşme ve tasarruflar yazılı olmalı, devredilen haklar da ayrı ayrı gösterilmelidir.

Koruma süresi ne kadardır?

5846 sayılı Kanun'un 27. maddesine göre koruma, eser sahibi yaşadıkça ve ölümünden itibaren 70 yıl sürer. Birden fazla eser sahibinde süre, son sağ kalanın ölümünden itibaren 70 yıl geçmesiyle sona erer. İlk eser sahibinin tüzel kişi olması hâlinde ise koruma süresi aleniyet tarihinden itibaren 70 yıldır.

Ayırt edici olmayan ad korunur mu?

Hayır. Genel olarak kullanılan ve ayırt edici vasfı bulunmayan ad, alamet ve dış şekiller, 83. maddedeki kullanma yasağının dışındadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu