Sigortanın Asgari Ücretten Gösterilmesi ve İşçi Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Sigortanın Asgari Ücretten Gösterilmesi ve İşçi Hakları

Sigorta Primlerinin Gerçek Ücret Yerine Bildirilmesi

İşveren, işçinin sosyal güvenlik primlerini fiilen ödenen gerçek ücret üzerinden bildirmekle kanunen yükümlüdür. İşçinin fiilen daha yüksek ücret almasına rağmen Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen prime esas kazancının asgari ücretten gösterilmesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamındaki sigorta yükümlülüklerine aykırılık teşkil eder.

Haklı Nedenle Fesih ve Kıdem Tazminatı

Sosyal güvenlik primlerinin prime esas kazanç tutarından eksik bildirilmesi veya hiç yatırılmaması, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi kapsamında işçiye haklı nedenle derhal fesih yetkisi verir. İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse işçi, süresi belirli olsun veya olmasın iş sözleşmesini ihbar süresine uyma zorunluluğu bulunmaksızın derhal feshedebilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24 – Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2011/43613 Esas ve 2012/40431 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır. Kararda, 4857 sayılı Kanun'un 24/II-(e) bendinde düzenlenen ücretin geniş anlamda değerlendirilmesi gerektiği; ikramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili ve genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânının mevcut olduğu ifade edilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2011/43613, K. 2012/40431Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2011/43613 E.  ,  2012/40431 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı, kıdem tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteğin reddine karar vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalı dersanede öğretmen olarak çalışırken, ücretlerinin bordrolarda düşük gösterilmesi, gerçek ücretinin daha yüksek olmasına rağmen resmi kurumlara düşük ücretin bildirilmesi, asgari ücret tutarının bankaya yatırılıp kalan miktarın elden ödenmesi ve ödemelerin gecikmesi nedenleriyle sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini belirtip, kıdem tazminatının ödetilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, iş sözleşmesinde yazılı olan ücretin ödendiğini ve ödemelerde gecikme olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, haklı nedenle fesih sebebinin gerçekleşmediği ve 6 günlük hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-İşçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği konusu taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanununun 32 inci maddesinin dördüncü fıkrasında, ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. 5953 sayılı Basın İş Kanununun 14 üncü maddesinin aksine, 4857 sayılı Yasada ücretin peşin ödeneceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Buna göre, aksi bireysel ya da toplu iş sözleşmesinde kararlaştırılmadığı sürece işçinin ücreti bir ay çalışıldıktan sora ödenmelidir. Ücreti ödenmeyen işçinin, bu ücretini işverenden dava ya da icra takibi gibi yasal yollardan talep etmesi mümkündür. 1475 sayılı Yasa döneminde, toplu olarak hareket etmemek ve kanun dışı grev kapsamında sayılmamak kaydıyla 818 Sayılı Borçlar Kanununun 81 inci maddesi uyarınca ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini ifa etmekten, yani çalışmaktan kaçınabileceği kabul edilmekteydi. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 inci maddesinde de benzer bir düzenleme yer almaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda ise ücret daha fazla güvence altına alınmış ve işçi ücretinin yirmi gün içinde ödenmemesi durumunda, işçinin iş görme edimini yerine getirmekten kaçınabileceği açıkça düzenlenmiş, toplu bir nitelik kazanması halinde dahi bunun kanun dışı grev sayılamayacağı kurala bağlanmıştır. Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı nedene dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da bulunmaktadır. Ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önemsizdir. Ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanması gerekir (Yargıtay 9.HD. 18.01.2010 gün, 2008/14546 E, 2010/193 K). 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı fesih imkânı bulunmaktadır (Yargıtay 9. HD. 16.07.2008 gün 2007/22062 E, 2008/16398 K). İşçinin ücretinin işverenin içine düştüğü ödeme güçlüğü nedeniyle ödenememiş olmasının sonuca bir etkisi yoktur. İşçinin, ücretinin bir kısmını Yasanın 33 üncü maddesinde öngörülen ücret garanti fonundan alabilecek olması da işçinin fesih hakkını ortadan kaldırmaz. Bireysel veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan aynî yardımların yerine getirilmemesi de (erzak ve kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin “haklı fesih” hakkı bulunduğu kabul edilmelidir. İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi, sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da Dairemizin 1475 sayılı Yasa döneminde istikrar kazanmış olan görüşü, 4857 sayılı İş Kanunu döneminde de devam etmekte olup, sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih imkânı vardır (Yargıtay 9. HD. 18.01.2010 gün, 2009/24286 E, 2010/74 K.). Somut olayda davacı, ücretinin gerçekte daha fazla olmasına rağmen bordrolarda düşük ücretten gösterilip primlerinin de düşük yatırıldığını, ücret ödemelerinin sürekli geciktirildiğini, maaşın asgari ücret kısmının bankaya yatırılıp kalanın elden ödendiğini, bu nedenle haklı sebeple sözleşmeyi feshettiğini belirterek, kıdem tazminatının ödetilmesini istemiştir. Davalı, iş sözleşmesinde kararlaştırılan en son ücretin her ay düzenli olarak ödendiğini, ödemlerde gecikme olmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir. Dinlenen tanıklar, davacının ücretinin gerçekte daha fazla olmasına rağmen kayıtlarda düşük gösterildiğini ve ücret ödemerinde gecikmeler olduğunu, ödemelerin bir kısmının banka kanalıyla bir kısmının elden yapıldığını söylemişlerdir. Mahkemece, feshin haklı nedene dayanmaması, ücretlerin son yılda 1-2 gün gecikmeli ödenmesi, önceki yıllarda ise gecikmelerin olup, bu dönem için de 6 günlük hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dava reddedilmiştir. Dosya içeriğine ve tanık beyanlarına göre, davacı, davalı işyerinde çalışmış olup, davacının alabileceği emsal ücretin iş sözleşmesinde kararlaştırılan ücretten fazla olduğu, ücret ödemelerinde zaman zaman gecikmeler yaşandığı, gerçek ücret ile resmi kayıtlara yansıyan ücretin farklı olduğu, hizmet akdinde ücretin her ay sonunda ödeneceği kararlaştırılmasına rağmen bu tarihten sonra ödemelerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Dairemizin yerleşik kararlarına ve olağan yaşam kurallarına göre, işyerinde uzun süre çalışan bir kimsenin tazminatlarını alamayacak şekilde işten ayrılması beklenemeyeceğinden, davacının ücretinin gerçeğine göre resmi kayıtlarda daha düşük miktardan gösterilmesi, ödemelerin geciktirilmesi nedeniyle sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği sonucuna varılması ve işverenin hukuka aykırı işlemi temadi ettiğinden ve İş Kanunu'nun 26. maddesindeki hak düşürücü sürenin somut olayda uygulama yeri bulunmadığından mahkemece kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.12.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İş sözleşmesini primlerin eksik bildirilmesi sebebiyle haklı nedenle fesheden işçi, en az bir yıllık kıdeme sahip olması koşuluyla kıdem tazminatına hak kazanır. Sözleşmeyi fesheden taraf işçinin kendisi olduğundan ihbar tazminatı talep etme hakkı doğmaz.

Ücret Bordrolarının Niteliği ve Gerçek Ücretin İspatı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/1838 Esas ve 2018/59 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, işçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir ve sahteliği kanıtlanmadıkça bordroda yer alan bayram ve genel tatil ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde ise işçi, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispat edebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2015/1838, K. 2018/59Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2015/1838 E.  ,  2018/59 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kahramanmaraş İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 15.03.2012 gün ve 2010/230 E., 2012/107 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 01.02.2013 gün ve 2012/11053 E., 2013/1530 K. sayılı kararı ile; (…Davacı vekili; davacının, davalı işverene ait işyerinde 03.03.2007 tarihinde işe başladığını,02.07.2007 tarihine kadar Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirim yapılmadığını, davacının ücretlerinin sürekli olarak bir ay gecikmeli şekilde ödendiğini, işyerindeki çalışma şartlarının ağır ve verilen yemeğin de kalitesiz olduğunu ve işçilik ücretlerinin ödenmediğini, bu sebeplerle iş sözleşmesini haklı olarak feshettiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, fazla çalışma ücretler ile eksik ücret alacaklarının, faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, 20.06.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini artırmıştır. Davalı vekilini; davacının 02.07.2007 tarihinde işe başladığını, 09.03.2010 ve 10.03.2010 tarihlerindeki devamsızlıkları sebebi ile iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğini, yapılan ihtara cevap vermediğini, işyerinde üçlü vardiya uygulaması olduğunu, yıllık ücretli izinlerini ve hafta tatillerini kullanmış olduğunu, işyerinde resmi tatil günlerinde çalışma yapılmadığını ve davacının ücret alacağı bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Kararı kanuni süresi içinde davacı temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davacı işçinin ödenmeyen işçilik hakları sebebiyle iş sözleşmesini haklı olarak feshedip feshetmediği, fazla çalışma yapıp yapmadığı. hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatillerde çalışıp çalışmadığı hususları taraflar arasında uyuşmazlık konusudur. İşçinin emeğinin karşılığı olan ücret işçi için en önemli hak, işveren için en temel borçtur. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32/4. maddesinde ücretin en geç ayda bir ödeneceği kurala bağlanmıştır. Ücreti ödenmeyen işçinin alacağı konusunda takibe geçmesi ya da ücreti ödeninceye kadar iş görme edimini yerine getirmekten kaçınması, iş ilişkisinin devamında bazı sorunlara yol açabilir. Bu bakımdan, işverenle bir çekişme içine girmek istemeyen işçinin, haklı sebebe dayanarak iş sözleşmesini feshetme hakkı da tanınmıştır. 4857 sayılı Kanun'un 24/11-e bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olarak değerlendirilmelidir. İkramiye, primi, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil gibi alacakların da ödenmemesi işçiye haklı fesih imkanı verir. Bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan ayni yardımların yerine getirilmemesi de (erzak yardımı, kömür yardımı gibi) bu madde kapsamında değerlendirilmeli ve işçinin haklı fesih imkanı kabul edilmelidir. İşçinin sigorta primlerinin hiç yatırılmaması veya eksik bildirilmesi işçinin sosyal güvenlik hakkını ilgilendiren bir durum olsa da işçinin haklı fesih imkanı vardır. Somut olayda, davacının 02.07.2007-08.03.2010 tarihleri arasında iki yıl altı ay yirmiiki gün, boya bölümünde işçi 24,30 TL ücretle çalıştığı, davacının 08.03.2010 tarihli ihtarname ile Sosyal Güvenlik Kurumuna bildiriminin geç yapıldığı, ücretlerinin bir ay geçikmeli ödendiği, kötü şartlarda çalıştırıldığı, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil ücretlerinin ödenmediği sebepleriyle iş sözleşmesini haklı sebeplerle feshettiğini ileri sürdüğü, davalının, iş sözleşmesinin devamsızlık sebebiyle haklı olarak feshedildiğini iddia ettiği anlaşılmış olup, mahkemece, işçinin banka kayıtlarını delil listesinde göstermediği, ücretlerin gecikmeli olarak ödendiğinin, buna bağlı olarak işçinin haklı sebeple fesih şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığı kabul edilmiş ise de, davacının delil listesinde bulunmasına rağmen ücret bordroları getirtilerek ücretlerin zamanında ve tam olarak ödenip ödenmediğinin araştırılmadığı, dinlenen davacı tanıklarının başka bölümlerde çalıştıkları ve beyanları arasında çelişki bulunduğu sebebiyle ifadelerine itibar edilmemiş ise de, davacının aynı bölümde çalıştıklarını belirttiği Fikret Fermancı ve Hilmi Korkmaz isimli tanıkların dinlenmediği ortadadır. Hal böyle olunca, işçinin haklı sebeple fesih iddiası yeterince araştırılmadan eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır. Öte yandan, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma olduğunun ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma olduğu yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Dosya içeriğinden, davacının 01.09.2009-18.09.2009 tarihleri arasında raporlu olduğu, 19.09.2009-22.09.2009 tarihleri arasında bayram tatili sebebiyle işyerine giriş çıkış yapılmadığı, 23.09.2009-05.11.2009 tarihleri arasında haftada altı gün günde sekizer saat çalışıldığı, 06.11.2009-22.11.2009 tarihleri arası yıllık izin kullanıldığı, 23.11.2009-30.11.2009 tarihleri arası bayram tatili sebebiyle giriş çıkış yapılmadığı, 02.12.2009-04.12.2009 tarihleri arası ücretli izin sebebiyle giriş çıkış yapılmadığı, 05.12.2009-07.03.2010 arası haftada altı gün, günde sekizer saat çalışıldığı, bu dönem içinde 28-29 ekim 2009 ve 01 Ocak 2010 tarihlerinde resmi tatillerde çalışma olmadığı, dosyaya sunulan işyeri giriş-çıkış kayıtlarından anlaşılmış olup. mahkemece işyeri giriş çıkış kayıtlarının sunulduğu dönemler için fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti taleplerinin reddi doğru ise de, işyeri giriş-çıkış belgelerinin sunulmadığı dönemler için davacının aynı bölümde çalıştıklarını belirttiği dinlenmeyen tanıkları dinlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, işyeri giriş-çıkış belgelerinin sunulduğu dönemlerde yapılan çalışmanın tüm çalışma dönemi içinde geçerli olduğuna ilişkin yanlış yorum ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin davalı işveren nezdinde boyama bölümünde 03.03.2007 tarihinde işe başladığını ancak 02.07.2007 tarihine kadar Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirimin yapılmadığını, davacı ile diğer işçilerin ücretlerinin sürekli olarak bir ay gecikmeli şekilde ödendiğini, işyerindeki çalışma koşullarının ağır ve verilen yemeğin de kalitesiz olduğunu, çalışanlara işten kendi istekleri ile ayrılmaları konusunda psikolojik ve manevi baskı uygulandığını, hafta tatillerinde izin kullandırılmadığını, resmi tatillerde çalışma yapıldığını ve işçilerin fazla çalışmaya zorlandığını buna rağmen hafta tatili, resmi tatil ve fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, belirtilen sebeplerle 08.03.2010 tarihinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin, resmi tatil, hafta tatili, fazla çalışma ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili davacının müvekkil şirket nezdinde 02.07.2007 tarihinde çalışmaya başladığını, aynı tarihli iş sözleşmesi ve işe giriş bildirgesi bulunduğunu, iş sözleşmesinin davacının 09.03.2010 ve 10.03.2010 tarihlerinde yaptığı devamsızlık üzerine haklı sebeple feshedildiğini, işyerinde üçlü vardiya sistemi uygulandığından davacının haftalık kırk beş saati aşan çalışmasının bulunmadığını, yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığını, işyerinde hafta tatillerinde ve resmi tatillerde çalışma yapılmadığını, ödenmeyen ücret alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece davalı tanıklarının anlatımları dikkate alınmaksızın dahi davacı tanık anlatımları, davacının banka kayıt bilgilerine dava taraflarınca dayanılmaması, davalı vekili tarafından ibraz edilen işyeri kayıtları ve tüm dava dosyası kapsamından davacının, davalı işverene ait işyerinde sigortasız olarak çalıştırıldığına, ücret düzensizliği bulunduğuna, davacının ağır ve kötü koşullarda çalıştığına yönelik iddialarının ispatlanamadığı, bu nedenle davacının iş sözleşmesini feshinin haklı nedene dayanmadığı, davacı tanıkları ile davacı aynı bölümlerde çalışmadıkları gibi beyanları arasında açık ve giderilememiş çelişkiler bulunduğu, işyeri giriş çıkış kayıtları bulunmayan süre yönünden davacı tanık anlatımlarının taleplerin kabulünü gerektirecek veya vicdani kanaat uyandıracak yeterlilikte olmadığı dikkate alındığında davacının hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile fazla çalışma alacaklarına ilişkin taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerektiği, davalı vekili tarafından ibraz edilen yıllık ücretli izin izlenimi başlıklı belgeye ve bu yöndeki bilirkişi raporuna davacının bir itirazının bulunmadığı, buna göre davacının yıllık ücretli izin alacağına yönelik talebi ile vaki feragat nedeni ile ücret alacağına ilişkin talebinin de reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece iş bu dava ve davacı taleplerinin İş Kanunundan kaynaklanan işçilik alacaklarının tahsilinden ibaret ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25’inci maddesi uyarınca taraflarca getirilme ilkesine tabi olduğu, davacının ikinci tanık listesinde bildirdiği Fikret Fermancı ve Hilmi Korkmaz’ın davanın ispatı bakımından dinlenmelerinin davalının muvafakatinin yokluğu da dikkate alındığında 6100 sayılı HMK’nın 240’ıncı maddesine aykırı olacağı bu nedenle bu yöndeki bozma gerekçesinin yerinde olmadığı, yine bozma kararında bordro ve benzeri ödeme belgelerinin getirtilmesi istenmiş ise de eldeki davanın nevi itibariyle işverenin bu yönde zorlanamayacağı, kaldı ki ücret bordrolarında ödeme tarihi bulunmadığı, diğer taraftan söz konusu belgelerin celbi istendiği hâlde ibraz edilmediği, yine bu noktada tanıkların iş yerinde ücret düzensizliği bulunmadığına ilişkin beyanları dikkate alındığında, bu bozma gerekçesinin de dosya kapsamına uygun olmadığı gerekçesiyle ve önceki gerekçeler de eklenmek suretiyle direnme kararı verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davacının işçilik ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle fesih iddiasının ispatı bakımından ücret bordrolarının getirtilip getirtilemeyeceği, yine bu hususta mahkemece ikinci tanık listesinde bildirilmesi sebebiyle dinlenmediği anlaşılan tanıkların dinlenmesinin mümkün olup olmadığı, aynı tanıkların bu defa talep konusu fazla çalışma, resmî tatil ve hafta tatili alacakları yönünden giriş-çıkış kayıtlarının sunulmadığı dönem itibariyle de dinlenip dinlenmeyeceği noktalarında toplanmaktadır. İş sözleşmesi işçi ile işveren arasında kurulan ve her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup işçi ile işveren arasında karşılıklı güvene dayanan kişisel ve sürekli bir ilişki yaratır. Bu nedenle işçi veya işveren taraflarından birinin, davranışı ile bu güveni sarsması halinde güveni sarsılan tarafın objektif iyi niyet kurallarına göre artık bu ilişkiyi sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesi ile bağlı kalamayacağı gerçeğinden hareket eden kanun koyucu yaptığı düzenleme ile taraflara iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız fesih hakkı tanımıştır. Hukukumuzda "olağanüstü fesih", "bildirimsiz fesih", "süresiz fesih", "önelsiz fesih", "derhal fesih", "muhik sebeple fesih" gibi terimlerle ifade edilen haklı nedenle fesih, TBK. md. 435, İş K. md. 24 ve 25; Deniz İş K. md. 14, 16; Basın İş K. md. 11'de düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, haklı nedenle fesih, kanunla tanınmış bir haktır. Bir tarafın, işte bu haklı nedenle fesih hakkına dayanarak, karşı tarafa yöneltilmesi gereken irade beyanıyla iş sözleşmesine, geçmişe etkili olmaksızın derhal son vermesi, haklı nedenle fesih olarak tanımlanmaktadır. Bu itibarla İş Kanunu, haklı nedenle fesih hakkını "Haklı nedenle derhal fesih" başlığı altında düzenlemektedir (Mollamahmutoğlu, H./ Astarlı, M. / Baysal, U.: İş Hukuku, 6. Bası, Ankara 2014, s. 794). 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24'üncü maddesinin ikinci fıkrasında, iş sözleşmesinin işçi tarafından ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller ve benzerleri nedeni ile haklı olarak feshi düzenlenmiştir. Buna göre, işveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa; işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa; işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa; işçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından iş yerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa; işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse; ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hâllerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa işçi iş sözleşmesini ihbar öneli tanımaksızın haklı nedenle derhal feshedebilir. Görüldüğü üzere bu fıkra ile düzenlenen işçiye iş sözleşmesini haklı nedenle derhal feshi hakkı tanıyan hâllerden biri de işçinin ücretinin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına göre uygun olarak hesap edilmemesi veya ödenmemesidir. İşçi sadece temel ücretinin değil, geniş anlamda ücretinin, diğer bir deyişle her türlü ücret eklerinin (örneğin ikramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek, yardımı vb) ödenmemesi nedeni ile de bu hakkını kullanabilir. Aynı şekilde işçinin rızası alınmaksızın herhangi bir şekilde ücretinden tek taraflı olarak indirim yapılması da bu niteliktedir (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 11. Baskı, İstanbul 2015, s. 725-726). İşverence sadece ücretin ödenmemesi veya eksik ödenmesi değil, geç ödenmesi de derhal fesih hakkının doğumuna yol açar ( Süzek : age, s. 726). Diğer taraftan, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda yer alan bayram ve genel tatil ücreti ödemesinin yapıldığı varsayılır. Bordroda ilgili bölümünün boş olması ya da bordronun imza taşımaması hâlinde işçi, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispat edebilir. Ulusal bayram ve genel tatillerde çalışıldığının ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle iş yerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, yazılı delil niteliğindedir. Ancak, sözü edilen çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bununla birlikte, iş yerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez. Somut olaya gelince, davacı işçi 08.03.2010 tarihli ihtarnamede davalı iş yerinde dört ay kadar sigortasız çalıştırıldığını, çalışma koşullarının ağır ve verilen yemeğin kalitesiz olduğunu, ücretleri tam ve zamanında ödenmediği gibi fazla çalışma yapıp, tatil günlerinde de çalıştırıldığı hâlde karşılığı ücretlerin ödenmediğini belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini bildirmiş, aynı iddialarla eldeki davada kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile ücret alacaklarının tarafına ödenmesini istemiştir. Davalı işveren ise, davacının bütün taleplerinde haksız olduğunu ileri sürerek davacı işçinin 01.09.2009-07.03.2010 tarihleri arasını kapsayan işe giriş-çıkış kayıtlarını ibraz etmiştir. Mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, Özel Dairece ücretlerin tam ve zamanında ödendiğinin ispatı bakımından ücret bordrolarının getirtilmesi gerektiği yine bu konuda ve ayrıca fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti isteklerine ilişkin olarak işe giriş-çıkış kaydı bulunmayan dönem itibariyle davacı ile aynı bölümde çalıştıkları anlaşılan Fikret Fermancı ve Hilmi Korkmaz’ın dinlenmeleri gerektiğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece dinlenilmesi istenen davacı tanıkları Fikret Fermancı ve Hilmi Korkmaz’ın ikinci tanık listesinde bildirildiği ve 6100 sayılı HMK’nın 240’ıncı maddesi gereğince bu tanıkların dinlenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Gerçekten de, davacı vekili 23.06.2010 tarihli dilekçesinde altı tanık bildirmiş, ardından 14.09.2010 tarihli ikinci tanık listesinde Fikret Fermancı ve Hilmi Korkmaz’ın dinlenmelerini istemiştir. Özel Daire bozma kararında dinlenmeleri gerektiği belirtilen tanıklar davacının ikinci tanık listesinde yer aldığından bu tanıkların dinlenemeyeceği kuşkusuz olup, mahkemenin bu yöndeki direnmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Öte yandan, Özel Daire ile Mahkeme arasında diğer bir uyuşmazlık ise, ücret bordrolarının getirtilerek ücretlerin tam ve zamanında ödenip ödenmediğinin tespit edilmesi noktasındadır. Özel Dairece işçinin haklı nedenle fesih iddiasının ispatı bakımından bordroların celp edilmesi gerektiği belirtilmiş ise de, yargılama sırasında dinlenen tanık beyanlarından davacının resmî tatil günlerinde çalıştığı açık olup, bu durumda davacı iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ispatlamış bulunmaktadır. Şöyle ki, davacı tanıklarından Osman Kılıç ve İmdat Kara ile birlikte davalı tanığı … de iş yerinde resmî bayramlarda normal mesaiye devam ettiklerini bildirmiştir. Buna karşılık resmî tatil ücretlerinin ödendiği davalı işveren tarafından usulünce ispatlanmış değildir. Bu nedenle davacının iş yeri giriş-çıkış kaydı bulunmayan 02.02.2007-01.09.2009 tarihleri arasındaki dönem yönünden resmî tatil alacağına hak kazandığı açıktır. Hemen belirtilmelidir ki, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24’üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendinde sözü edilen ücret, geniş anlamda ücret olup, bu kapsamda ikramiye, prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil ücreti gibi alacakların ödenmemesi durumunda da işçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal fesih imkânı bulunmaktadır. Hâl böyle olunca, mahkemece resmî tatil ücretleri ödenmeyen davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinin kabulü ile kıdem tazminatı ve kayıt bulunmayan dönem itibariyle resmî tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı olduğu şekilde reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Buna göre, direnme kararı yukarıda belirtilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 17.01.2018 gününde oy birliği ile karar verildi.

Hizmet tespiti davalarında ve kıdem tazminatı taleplerinde fiilen alınan gerçek ücret ile çalışma süresini ispat yükü işçiye aittir. İspat faaliyeti yazılı belgeler, aynı çalışma döneminde yer alan bordro tanıkları, komşu işyeri çalışanlarının beyanları ve bilirkişi incelemesi aracılığıyla yürütülür. İşçinin gerçek ücretinin saptanmasında unvanı, mesleki kıdemi, işyerinin büyüklüğü, sektörel şartlar ve emsal işçilere ödenen ücretler dikkate alınarak uzman bilirkişiden hesap raporu temin edilir.

4857 sayılı İş Kanunu kapsamındaki uygulamada aynı işyerinde 5 ve daha fazla işçi istihdam edilmesi halinde ücret ödemelerinin banka aracılığıyla yapılması zorunludur. Gerçek ücretin resmi kayıtlarda asgari ücretten gösterilerek aradaki farkın elden nakit verilmesi bu zorunluluğun ihlali anlamına gelir.

Hizmet Tespit Davası ve Hak Düşürücü Süre

Eksik bildirilen sigorta hizmetlerinin tescili için açılan hizmet tespit davası iş mahkemesinde işverene karşı açılır ve Sosyal Güvenlik Kurumu davaya fer'i müdahil olarak katılır. Bu dava kural olarak işçinin işten ayrıldığı yılı takip eden yılbaşından itibaren 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Hak düşürücü süre dolmadan önce işçinin vefat etmesi halinde yasal mirasçıları kendi adlarına hizmet tespit davası açabilirler.

Hizmet tespit davalarında öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süre kamu düzeninden sayılmakla birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumu müfettiş raporuyla çalışmanın tespit edilmesi veya işverenin prim borcunu icra takibi kanalıyla ödemiş olması hallerinde bu yasal sürenin aşılması mümkün olabilmektedir.

İşverene Yönelik İdari ve Cezai Yaptırımlar

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 102. maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinin (4-ç) alt bendi gereğince, muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde sigortalıların sadece prime esas kazançlarının eksik bildirildiğinin anlaşılması halinde işverene aylık asgari ücretin onda birinden az, iki katından fazla olmamak üzere tespit edilen prime esas kazanç tutarında idari para cezası uygulanır. Sigortalıların ve çalışma gün sayılarının eksiksiz bildirilmesi şartıyla bildirilen prime esas kazanç tutarında brüt asgari ücretin üçte birini geçmeyecek ve yüzde birini aşmayacak şekilde eksiklik tespit edilmesi durumunda eksikliğin on beş gün içinde düzeltilmesi için ilgiliye yazılı ihtar verilir; eksiklik giderilmezse idari para cezası uygulanır.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 102Kaynağı aç
MADDE 102- (Değişik: 17/4/2008-5754/60 md.) Kurumca dayanağı belirtilmek suretiyle diğer kanunlarda aşağıda belirtilen fiiller için idari para cezası öngörülmüş olsa dahi ayrıca bu Kanunun; a) 1) 8 inci maddesinin birinci fıkrası ile 61 inci maddede belirtilen bildirgeyi, bu Kanunda belirtilen süre içinde ya da Kurumca belirlenen şekle ve usȗle uygun vermeyenler veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu hâlde anılan ortamda göndermeyenler hakkında her bir sigortalı için asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır. 2) 8 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen bildirgenin verilmediğinin, mahkeme kararından veya Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden ya da diğer kamu idarelerinin denetim elemanlarının kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelerden veya bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden anlaşılması halinde bildirgeyi vermekle yükümlü olanlar hakkında her bir sigortalı için asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanır. 3) İşyeri esas alınmak suretiyle bildirgenin verilmediğine ilişkin; mahkemenin karar tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarının tespit tarihinden, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının denetim elemanlarının rapor tarihinden, bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi veya belgelerin Kuruma intikal tarihinden itibaren bir yıl içinde bu bendin (2) numaralı alt bendinde sayılan durumlardan biriyle tekrar bildirge verilmediğinin anlaşılması halinde, bildirgeyi vermekle yükümlü olanlar hakkında bu defa her bir sigortalı için asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır. b) 11 inci maddesinde belirtilen bildirgeyi, Kurumca belirlenen şekle ve usȗle uygun vermeyenler veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde, anılan ortamda göndermeyenler veya bu Kanunda belirtilen süre içinde Kuruma vermeyenlere; 1) Kamu idareleri ile bilânço esasına göre defter tutmak zorunda olanlar için asgari ücretin üç katı tutarında, 2) Diğer defterleri tutmak zorunda olanlar için asgari ücretin iki katı tutarında, 3) Defter tutmakla yükümlü olmayanlar için bir aylık asgari ücret tutarında, idari para cezası uygulanır. c) 86 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgeleri, Kurumca belirlenen şekilde ve usȗlde vermeyenler ya da Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde anılan ortamda göndermeyenler veya belirlenen süre içinde vermeyenlere her bir fiil için; 1) Belgenin asıl olması halinde aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin beşte biri tutarında, 2) Belgenin ek olması halinde, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin sekizde biri tutarında, 3) Ek belgenin 86 ncı maddenin beşinci fıkrasına istinaden Kurumca re’sen düzenlenmesi durumunda, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek belgede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin yarısı tutarında, 4) Belgenin mahkeme kararı, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitler veya diğer kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde ya da bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden, hizmetleri veya kazançları Kuruma bildirilmediği veya eksik bildirildiği anlaşılan sigortalılarla ilgili olması halinde, belgenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği dikkate alınmaksızın, aylık asgari ücretin iki katı tutarında, idari para cezası uygulanır. d) 59 uncu maddesi uyarınca Kurumun defter ve belge incelemeye yetkili denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurları tarafından veya 59 uncu maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen serbest muhasebeci malî müşavirler ile yeminli malî müşavirlerce düzenlenen raporlara istinaden, Kuruma bildirilmediği tespit edilen eksik işçilik tutarının mal edildiği her bir ay için, aylık asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanır. e) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurumca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; 1) Bilânço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin oniki katı tutarında, 2) Diğer defterleri tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin altı katı tutarında, 3) Defter tutmakla yükümlü değil iseler, asgari ücretin üç katı tutarında, 4) Tutmakla yükümlü bulunulan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak kaydıyla; defter ve belgelerin tümünü verilen süre içinde ibraz etmekle birlikte; kanunî tasdik süresi geçtikten sonra tasdik ettirilmiş olan defterlerin tasdik tarihinden önceki kısmı, işçilikle ilgili giderlerin işlenmemiş olduğu tespit edilen defterler, sigorta primleri hesabına esas tutulan kazançların kesin olarak tespitine imkân vermeyecek şekilde usulsüz veya noksan tutulmuş defterler, herhangi bir ay için sigorta primleri hesabına esas tutulması gereken kazançların ve kazançlarla ilgili ödemelerin (sigorta primine esas kazancın ödemeye bağlı olduğu durumlar dahil) o ayın dahil bulunduğu hesap dönemine ait defterlere işlenmemiş olması halinde, o aya ait defter kayıtları geçerli sayılmaz ve bu geçersizlik hallerinin gerçekleştiği her bir takvim ayı için, aylık asgari ücretin yarısı tutarında; kullanılmaya başlanmadan önce tasdik ettirilmesi zorunlu olduğu halde tasdiksiz tutulmuş olan defterler geçerli sayılmaz ve tutmakla yükümlü bulunulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine göre; Vergi Usûl Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterler geçerli sayılmaz ve bu bendin (1) numaralı alt bendine göre, 5) İşverenler tarafından ibraz edilen aylık ücret tediye bordrosunda; işyerinin sicil numarası, bordronun ilişkin olduğu ay, sigortalının adı, soyadı, sigortalının sosyal güvenlik sicil numarası, ücret ödenen gün sayısı, sigortalının ücreti, ödenen ücret tutarı ve ücretin alındığına dair sigortalının imzasının bulunması zorunludur. Belirtilen unsurlardan herhangi birini ihtiva etmeyen (imza şartı yönünden makbuz mukabilinde veya banka kanalıyla yapılan ödemeler hariç) ücret tediye bordroları geçerli sayılmaz ve her bir geçersiz ücret tediye bordrosu için aylık asgari ücretin yarısı tutarında, idari para cezası uygulanır. İbraz süresi geçirildikten sonra incelemeye sunulan ve tümünün veya bir bölümünün geçersiz olduğu tespit edilen defter ve belgeler yönünden, ayrıca geçersizlik fiilleri için idari para cezası uygulanmaz, sadece tutulan defter türü dikkate alınarak bu bendin (1), (2) ve (3) numaralı alt bentlerine göre idari para cezası uygulanır. f) 85 inci maddesinin beşinci fıkrasında (…)[181] belirtilen yükümlülükleri belirtilen sürede yerine getirmeyenlere, aylık asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanır. g) 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilenler için aynı maddenin üçüncü fıkrasında, 47 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 90 ıncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen kurum ve kuruluşlar ile tüzel kişilere, aylık asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır. 8 inci maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen kamu idareleri ile bankalara sigortalı başına aylık asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası uygulanır. h) 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen bildirim yükümlülüğünü yasal süresi içinde yerine getirmeyen ticaret sicili memurlukları ile aynı maddenin altıncı fıkrasında belirtilen yükümlülüğü yasal süresi içinde yerine getirmeyen kurum ve kuruluşlara yerine getirilmeyen her bir bildirim yükümlülüğü için aylık asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır. I) Kurumun denetim ve kontrolle görevlendirilmiş memurlarının; l) Bu Kanunun uygulanmasından doğan inceleme ve soruşturma görevlerini yerine getirmeleri sırasında işverenler, sigortalılar, işyeri sahipleri ve bu işle ilgili diğer kişiler görevlerini yapmasına engel olamazlar; engel olanlar hakkında eylemleri başka bir suç oluştursa dahi, asgari ücretin beş katı tutarında idari para cezası uygulanır. 2) Görevlerini yapmasını engellemek amacıyla cebir ve tehdit kullanan işverenler, sigortalılar, işyeri sahipleri ve bu işle ilgili diğer kişiler fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre cezalandırılır. Bu suçu işleyenler hakkında ayrıca asgari ücretin on katı tutarında idari para cezası uygulanır. i) Kurum tarafından bu Kanunun 100 üncü maddesi kapsamında Kurum tarafından istenen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içinde mücbir sebep olmaksızın vermeyen kamu idareleri, bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler hakkında, aylık asgari ücretin beş katı tutarında, geç verilmesi halinde ise aylık asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanır. (Ek cümle: 13/2/2011-6111/45 md.) Ancak 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara geçici iş göremezlik ödeneği ödemelerinde 100 üncü maddeye istinaden Kurumca işverenlerden istenilen bildirimlerin belirlenen süre içerisinde ve elektronik ortamda yapılmaması halinde sigortalı başına aylık asgari ücretin onda biri, hiç yapılmaması halinde ise sigortalı başına aylık asgari ücretin yarısı tutarında idari para cezası uygulanır. (Ek paragraf: 4/4/2015-6645/48 md.) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında bulunan sigortalıların hizmet bilgilerinin 100 üncü madde kapsamında Kurumca oluşturulan yazılım programına bilgi girişi yapması gereken işyerlerince, Kurumca belirlenen süre içinde elektronik ortamda Kuruma hiç gönderilmemesi hâlinde sigortalı başına aylık brüt asgari ücretin beşte biri, geç gönderilmesi hâlinde ise sigortalı başına aylık brüt asgari ücretin onda biri tutarında, idari para cezası uygulanır. Ancak, idari para cezası ilgili yılın aralık ayında geçerli olan brüt asgari ücretin yirmi dört katını geçemez. j) (Ek: 18/2/2009-5838/4 md.; Değişik: 1/3/2012-6283/3 md.) 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre sigortalılığı sona erenlere ilişkin bildirim ile 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesinde yer alan sandıklara, sandık iştirakçiliğinin başlama veya sona ermesine ilişkin bildirimi, süresi içinde ya da Kurumca belirlenen şekle ve usule uygun olarak yapmayanlar veya Kurumca internet, elektronik veya benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulduğu halde anılan ortamda göndermeyenler hakkında, bir takvim ayında işlenen bu fiillerden dolayı tutmakla yükümlü bulunulan defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle verilmesi gereken ceza tutarını aşmamak kaydıyla her bir sigortalı veya sandık iştirakçisi için asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası uygulanır. k) (Ek: 25/6/2009-5917/42 md.) 100 üncü maddesinin altıncı fıkrasına göre genel sağlık sigortalılarının bakmakla yükümlü oldukları kişilere ait bilgi girişlerini süresinde yapmayanlar ile bakmakla yükümlü olunan kişi olmayanlara ait bilgi girişi yapanlara asgari ücretin yarısı tutarında idari para cezası uygulanır. l) (Ek: 13/2/2011-6111/45 md.) Ek 6 ncı maddesine göre yapılması gereken bildirim veya kontrol yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde, her bir fiil için asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır. m) (Ek: 15/7/2016-6728/51 md.) Kurumun prim tahakkukuna ve sigortalıların sosyal güvenlik haklarına dayanak teşkil eden bu Kanunun 86 ncı maddesinin on üçüncü fıkrası uyarınca verilmesi gereken beyannamedeki sigortalıların, prime esas kazançlarının veya hizmetlerinin bildirilmediği, eksik ya da geç bildirildiği anlaşılan her bir işyeri için; 1) Beyannamenin asıl olması hâlinde, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla beyannamede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin beşte biri tutarında, 2) Beyannamenin ek olması hâlinde, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek beyannamede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin sekizde biri tutarında, 3) Ek beyannamenin, 86 ncı maddenin beşinci fıkrasına istinaden Kurumca resen düzenlenmesi durumunda, aylık asgari ücretin iki katını geçmemek kaydıyla her bir ek beyannamede kayıtlı sigortalı sayısı başına, aylık asgari ücretin yarısı tutarında, 4) Beyannamenin mahkeme kararı, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitler veya diğer kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemeler neticesinde ya da bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlardan alınan bilgi ve belgelerden, hizmetleri ve kazançları Kuruma bildirilmediği veya eksik bildirildiği ya da sadece hizmetlerinin Kuruma eksik bildirildiği anlaşılan sigortalılarla ilgili olması hâlinde, beyannamenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği dikkate alınmaksızın, aylık beyannamedeki her bir işyeri için, a) Kamu idareleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca bilanço esasına göre defter tutmak zorunda olanlar hakkında asgari ücretin üç katını geçmemek üzere sigortalı başına aylık asgari ücret tutarında, b) Diğer defterleri tutmak zorunda olanlar hakkında asgari ücretin iki katını geçmemek üzere sigortalı başına yarım asgari ücret tutarında, c) Defter tutmakla yükümlü olmayanlar hakkında aylık asgari ücreti geçmemek üzere sigortalı başına asgari ücretin üçte biri tutarında, ç) Beyannamedeki her bir işyerinden bildirilen sigortalıların sadece prime esas kazançlarının eksik bildirildiğinin anlaşılması hâlinde ise beyannamenin asıl veya ek nitelikte olup olmadığı, işverence düzenlenip düzenlenmediği dikkate alınmaksızın, aylık asgari ücretin onda birinden az, iki katından fazla olmamak üzere tespit edilen prime esas kazanç tutarında, idari para cezası uygulanır. n) (Ek: 15/7/2016-6728/51 md.) Muhtasar ve prim hizmet beyannamesinde, sigortalıların işyerlerinde fiilen yaptıkları işe uygun meslek adı ve kodunu, gerçeğe aykırı bildiren her bir işyeri için aylık asgari ücreti geçmemek üzere meslek adı ve kodu gerçeğe aykırı bildirilen sigortalı başına asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası uygulanır. (Değişik ikinci fıkra: 17/1/2012-6270/11 md.) Mahkeme kararına, Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurlarınca yapılan tespitler veya diğer kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatları gereğince yapacakları soruşturma, denetim ve incelemelere ya da kamu idarelerinden alınan belgelere istinaden düzenlenenler hariç olmak üzere, bildirgenin veya belgenin yasal süresi geçtikten sonra ilgililerce kendiliğinden 30 gün içinde verilmesi ve söz konusu cezaların ilgililerce, yapılacak tebligat tarihini takip eden günden itibaren 15 gün içinde ödenmesi halinde, bu maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (g), (h) ve (j) bentlerinde öngörülen cezalar dörtte bir oranına karşılık gelen tutar üzerinden uygulanır. (Ek üç cümle: 16/5/2018-7144/16 md.) Kurumca, birinci fıkrada belirtilen bildirge, beyanname, belge veya defterlere istinaden sigortalıların ve çalışma gün sayılarının eksiksiz bildirilmesi şartıyla bildirilen prime esas kazanç tutarında, fiilin işlendiği tarihteki brüt asgari ücretin üçte birini geçmeyecek ve %1’ini aşmayacak şekilde eksiklik tespit edilmesi durumunda, eksikliğin on beş gün içinde düzeltilmesi için ilgiliye yazılı ihtar verilir. Bu süre sonunda tespit edilen eksik tutarın Kuruma bildirilmemesi halinde birinci fıkranın ilgili hükümlerine göre idari para cezası verilir. Eksikliğin işverence tespit edilmesi durumunda bu süre; bildirge, beyanname, belge veya defterlerin Kuruma verilmesinden itibaren on beş gündür. İdarî para cezası uygulanması 8 inci, 9 uncu, 11 inci ve 86 ncı maddelerde belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yükümlülüğünü kaldırmaz.[182] İdarî para cezaları ilgiliye tebliğ ile tahakkuk eder. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Kuruma ya da Kurumun ilgili hesaplarına yatırılır veya aynı süre içinde Kuruma itiraz edilebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurabilirler. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde, idari para cezası kesinleşir. İdarî para cezalarının, Kuruma itiraz edilmeden veya yargı yoluna başvurulmadan önce tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde peşin ödenmesi halinde, bunun dörtte üçü tahsil edilir. Peşin ödeme idari para cezasına karşı yargı yoluna başvurma hakkını etkilemez. (İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 28/11/2013 tarihli ve E.: 2013/40, K.: 2013/139 sayılı Kararı ile.) (…) Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir. İdarî para cezaları on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Zamanaşımı süresi, fiilin işlendiği tarihten itibaren başlar. İdarî para cezaları hakkında, bu Kanun ve 16/5/2006 tarihli ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanununda hüküm bulunmayan hallerde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır. İdarî yaptırımlar ve fesih

5510 sayılı Kanun'un 102. maddesinin birinci fıkrasının (n) bendi uyarınca, beyannamede sigortalıların fiilen yaptıkları işe uygun meslek adı ve kodunun gerçeğe aykırı bildirilmesi halinde aylık asgari ücreti aşmamak üzere bildirimi aykırı her bir sigortalı başına asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası kesilir. Kanunen zorunlu unsurları barındırmayan ücret tediye bordroları geçerli kabul edilmez ve aynı maddenin (e) bendinin (5) numaralı alt bendi gereğince her bir geçersiz bordro için aylık asgari ücretin yarısı oranında idari para cezası tatbik edilir.

5510 sayılı Kanun kapsamında uygulanan idari para cezaları fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Tebliğ edilen idari para cezaları on beş gün içinde Kuruma ödenebilir ya da Kuruma itiraz edilebilir. İtirazın reddi halinde kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine dava açılması gerekir. Tebliğden itibaren on beş gün içinde peşin ödeme yapılması durumunda cezanın dörtte üçü tahsil edilir.

İşçiye fiilen ödenenden daha düşük bedelli ücret bordrosu düzenlenmesi eylemi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359. maddesinin (a) fıkrasının (2) numaralı bendi kapsamında yanıltıcı belge düzenleme suçu oluşturabilir ve 18 aydan 5 yıla kadar hapis cezası sorumluluğu doğurabilir. Ayrıca sosyal güvenlik primlerini eksik bildiren işverenler hakkında belirli süreyle kamu ihalelerinden men kararı verilebilir.

İşsizlik Ödeneği ve İdari Başvuru Kanalları

İşsizlik ödeneği, işçinin son 4 aylık brüt kazanç ortalamasının yüzde 40'ı olarak hesaplanır ve kanunen aylık işsizlik ödeneği brüt asgari ücretin yüzde 80'ini geçemez. Prime esas kazancın asgari ücretten gösterilmesi bağlanacak işsizlik ödeneği miktarının düşmesine sebebiyet verir. İşsizlik ödeneğinden yalnızca damga vergisi kesintisi yapılır; bunun dışında herhangi bir vergi veya kesinti uygulanmaz.

İşçi, sigorta primlerinin eksik yatırılmasını veya ücretin elden ödenmesi durumunu bağlı bulunduğu il veya ilçedeki Sosyal Güvenlik Kurumu Müdürlüğüne yazılı dilekçe vererek ihbar edebilir. Bunun yanı sıra ALO 170 iletişim hattı üzerinden de idari şikayette bulunulabilir. Bu başvuru üzerine görevlendirilen denetmen ve müfettişler tarafından yürütülen idari incelemeler en fazla geriye dönük bir yıllık dönemi kapsamaktadır.

Sigortası asgari ücretten gösterilen işçi haklı nedenle istifa edebilir mi?

Evet, sigorta primlerinin gerçek ücretten bildirilmemesi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24/II-(e) bendi uyarınca haklı fesih hakkı verir ve en az bir yıllık kıdemi olan işçi kıdem tazminatına hak kazanır.

Hizmet tespit davası açmak için hak düşürücü süre ne kadardır?

Hizmet tespit davası, iş sözleşmesinin sona erdiği yılı takip eden yılbaşından itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmalıdır.

Sosyal Güvenlik Kurumu idari para cezalarına karşı itiraz süresi nedir?

İdari para cezasına karşı tebliğden itibaren on beş gün içinde Kuruma itiraz edilebilir; itirazın reddi halinde tebliğden itibaren otuz gün içinde yetkili idare mahkemesine başvurulmalıdır.

Eksik prim bildirimi işsizlik maaşını düşürür mü?

Evet, işsizlik ödeneği son 4 aylık brüt kazanç ortalamasının yüzde 40'ı üzerinden hesaplandığı için primlerin asgari ücretten gösterilmesi ödenecek işsizlik maaşını düşürür.

İşçinin imzaladığı bordro tatil günleri çalışmasının ispatında kesin delil sayılır mı?

İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir; ancak bordroda ilgili bölümün boş olması ya da bordronun imza taşımaması halinde işçi ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını her türlü delille ispatlayabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu