Şantaj Suçunun Hukuki Tanımı ve Kanundaki Yeri
Şantaj suçu, Türk Ceza Kanunu'nun 107. maddesinde iki ayrı fıkra hâlinde düzenlenmiştir. Birinci fıkra; faile hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından ya da yapmayacağından söz ederek mağduru kanuna aykırı bir davranışa ya da haksız çıkar sağlamaya zorlama eylemini suç olarak tanımlar. İkinci fıkra ise mağdurun şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı ya da isnat edileceği tehdidiyle yarar sağlamaya çalışmayı, birinci fıkranın ceza aralığına tabi kılmaktadır. İkinci fıkra, tehdit suçunun özel bir görünüm biçimi olarak nitelendirilmektedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 107Kaynağı aç
bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı
veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar
sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar
adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek: 29/6/2005 – 5377/14
md.) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref
veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat
edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya
hükmolunur.
Cebir
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/43095, K. 2022/7124Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
KARAR
Şantaj suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, … Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 03/07/2015 gün ve 2015/412 esas, 2015/596 karar sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 21/10/2021 gün ve 2019/4728 esas, 2021/25166 sayılı kararıyla;
''Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve belgeler ile gerekçe içeriğine göre, mahkemenin delilleri takdiri, suç vasfının tayini ve gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatiyle tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmeyerek yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen şantaj eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından, sanık … müdafisinin ve katılan … vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA'' şeklinde karar verilmiştir.
I-İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 04/12/2021 gün ve 2015/368441 sayılı yazısında özetle;
Maddi olayda, sanık …'ün katılan … ile olan ilişkisini sürdürmek biçiminde bir yarar elde etmek amacıyla 06/04/2015 günü katılanın ikametinin giriş kapısının önüne "ne istiyorsun benden seni ne kadar çok sevip sensiz nefes alamadığımı haykırmamımı peki bu sesi ananda duysun mu, gidip anana seni ne kadar sevdiğimi mi anlatmam istiyon emrin olur be sevdam bişeyi çok merak ediyom seni bu kadar çok koruyom bunu çok merak ediyom bu gece kapıyı kırmıyorsam bir sebebi var sütlaç yapıp evine almam var kek yapıp çağırmam var bensiz hayat sana zindan demen var ama insanız sonuçta," biçiminde sözler içeren not bırakmak şeklindeki eyleminde,
Sanığın, katılan ile aralarındaki durumu katılanın annesine bildirme tehdidinde bulunduğu ancak, şantaj suçun oluşumu için şeref veya saygınlığa zarar verebilecek bir hususun açıklanacağı yönündeki herhangi bir tehdidin varlığı yeterli olmayıp, bu tehdidin belli bir boyuta ulaşarak, objektif olarak mağdurun iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli olması da gerekmektedir. Sanığın şantaj kabul edilen eylemi, katılanın evinin önüne bıraktığı notun bir bölümünde "bu sesi anan da duysun mu, gidip anana seni ne kadar sevdiğimi mi anlatmam istiyon" şeklinde bir ifadeye yer vermekten ibarettir. Notta yer alan açıklamaya göre sanığın tehdit sayılabilecek tek eylemi, onu sevdiğini katılananın annesine bildireceğini belirtmesidir. Katılanın annesi dışındaki kişilere duyuracağına ilişkin herhangi bir tehditte bulunmadığı dosya kapsamından anlaşıldığı,
Dosyadaki bilgi ve belgelerden görüldüğü üzere katılan 33 yaşında bir kadındır ve aşamalardaki beyanlarında sanığın anılan sözlerini tehdit olarak algıladığı veya üzerinde zorlayıcı etki yarattığına ilişkin hiçbir anlatımı bulunmamaktadır. Sanığın yetişkin bir kadın olan katılanı sevdiğini annesine bildireceğini söylemekten ibaret eylemi rahatsız edici bir davranış olarak kabul edilebilir ise de, katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikte veya iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişle boyuta ulaşmış bir tehdit olmadığı, TCK'nın 107/2. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu oluşturmadığı ve atılı suçun yasal öğelerinin oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla, sanığın katılanın evinin önüne bıraktığı notta yazılan sözlerin bütün halinde cinsel taciz suçunu oluşturabileceği, gözönüne alındığında sanık hakkında TCK 107/2 maddesinde yazılı suçun unsurları oluşmadığından ayrıca şantaj suçundan verilen mahkumiyet kararının Özel Dairece onanması hukuka aykırı nitelikte olduğu anlaşılmakla,
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin, 21/10/2021 gün ve 2019/4728 esas, 2021/25166 sayılı onama kararının itirazen kaldırılarak sanık hakkında atılı suçun yasal öğelerinin oluşmadığı nedenle, mahkumiyet kararının bozulmasına karar verilmesi istemiyle anılan karara itiraz edilmiştir.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,
1- İtirazımızın KABULÜNE,
2- Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 21/10/2021 gün ve 2019/4728 esas, 2021/25166 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- Sanık hakkında … Asliye Ceza Mahkemesinin 03/07/2015 tarih ve 2015/412 esas ve 2015/596 sayılı ilamıyla şantaj suçundan verilen hükümlülük kararının suçun yasal öğelerinin oluşmadığı nedenle, anılan kararın BOZULMASINA,
4- İtirazımız kabul edilmediği takdirde dosyanın incelenmek üzere Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi,
İtirazen arz ve talep olunur." şeklinde istemde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II- İTİRAZIN KAPSAMI
İtiraz, … Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03/07/2015 tarih ve 2015/412 esas, 2015/596 karar sayılı ilamı ile şantaj suçundan sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararının onanmasına dair, Dairemizin 21/10/2021 gün ve 2019/4728 esas, 2021/25166 karar sayılı kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.
III- DEĞERLENDİRME
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın söz konusu itirazı üzerine yapılan incelemede,
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/4-291 esas, 2017/558 karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; Şantaj suçu, 5237 sayılı TCK'nun 107. maddesinde “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş iken, anılan hükmün yeterli olmadığı ve eksik yönlerinin bulunduğu, bunun sonucu olarak da şantaj oluşturabilecek bazı eylemlerin bu madde kapsamında kalmayacağı eleştirileri üzerine, 08/07/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile maddeye; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur” biçiminde ikinci fıkra eklenmiştir.
Nitekim, değişikliğe ilişkin gerekçede de; “Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin ‘sair kötülük’ kapsamında değerlendirilmesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir” denilmektedir.
Maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren ve birinci fıkrasından farklı unsurlar içeren ikinci fıkrasına göre, kendisine ya da başkasına yarar sağlamak için kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunan fail, maddenin birinci fıkrasında öngörülen hapis ve adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan bu suçtaki seçimlik hareketler, mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulmasıdır.
Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde; "başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer" olarak tanımlanan ve "kişilik değeri” olarak da isimlendirilebilecek olan şeref, insanın sosyal ve ahlaki değerlerinin bütününden oluşmakta ve insanın kendisine karşı hissettiği iç değer ile başkalarının gözündeki saygınlığını da kapsamaktadır. Saygınlık ise, "saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, itibar, prestij" anlamlarına gelmektedir. Söz konusu suçta açıklanacağı veya isnat edileceği ifade edilen hususların, kişinin şeref ve saygınlık değerlerine zarar verecek nitelikte olması gerekmektedir.
Açıklanacağı tehdidinde bulunulan hususun suçtan önce gerçekleşmiş, diğer bir deyişle geçmişte kalmış olması fiilen zorunlu olmakla birlikte, mağdurun bu duruma düşmesinde failin etkisinin olup olmamasının veya açıklanacağı tehdidinde bulunulan durum itibarıyla mağdurun meşru zeminde olup olmamasının suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Açıklanacağı bildirilen hususların herkes tarafından bilinmeyen olgular olması da zorunludur, zira herkesin bildiği bir durum yeteri kadar korkutuculuk sağlamayacağından, suçu oluşturmaya elverişli olmayacaktır.
Suç ile elde edilmek istenilen yarar üzerinde de kısaca durmakta fayda bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tehdit edilen mağdurdan sanığa veya başkasına bir yarar sağlamasının istenilmesi bu suçun oluşumu için şarttır. TCK'nun 107. maddesinin birinci fıkrasında 'haksız bir çıkar' denilmesine karşın uyuşmazlık konusuyla ilgili ikinci fıkrasında sadece 'yarar' ifadesine yer verilmiş olması, bu iki kavramın birbirinden farklı olduğu anlamına gelmemektedir. İkinci fıkrada belirtilen yararın da haksız bir yarar olması suçun oluşması bakımından gereklidir. Talep edilen yararın failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkin olması durumunda şantaj suçu oluşmayacaktır. Elde edilmek istenilen yarar; para, mal veya bir hizmet sağlanması gibi maddi bir değer olabileceği gibi örneğin cinsel ilişkiye girmeyi temin etme gibi maddi değer dışında başka bir fayda da olabilir. Ayrıca yararın elde edilmiş olması suçun tamamlanması bakımından gerekli olmayıp yarar sağlamak maksadıyla şeref ve saygınlığa zarar verebilecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnad edileceğine ilişkin tehdidin mağdura ulaştırılması suçun tamamlanması açısından yeterlidir.
Şantaj, yarar sağlamak maksadıyla kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki bir hususun açıklanacağı veya isnat edileceği beyanında bulunmakla tamamlanan bir suçtur. Kısacası zorlama teşkil eden hareketlerin gerçekleştirilmesiyle şantaj tamamlanır, ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi gerekli değildir. Suçun tamamlanabilmesi için failin amacına ulaşmış olması şart değildir. Mağdurun iradesinin gerçekten etkilenip etkilenmediği araştırılmaksızın zorlamaya elverişli hareketlerin gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanacaktır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay bakımından yapılan değerlendirmede, sanık …'ün katılan … ile olan ilişkisini sürdürmek biçiminde bir yarar elde etmek amacıyla 06/04/2015 günü katılanın ikametinin giriş kapısının önüne "ne istiyorsun benden seni ne kadar çok sevip sensiz nefes alamadığımı haykırmamımı peki bu sesi ananda duysun mu, gidip anana seni ne kadar sevdiğimi mi anlatmam istiyon emrin olur be sevdam bişeyi çok merak ediyom seni bu kadar çok koruyom bunu çok merak ediyom bu gece kapıyı kırmıyorsam bir sebebi var sütlaç yapıp evine almam var kek yapıp çağırmam var bensiz hayat sana zindan demen var ama insanız sonuçta," biçiminde sözler içeren not bırakmak şeklindeki eyleminde, sanığın katılanı ilişiyi devam ettirmek konusunda zorladığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Ancak bu zorlamanın yukarıdaki açıklamalarda belirtildiği üzere suçun oluşumu için şeref veya saygınlığa zarar verebilecek bir hususun açıklanacağı yönündeki herhangi bir tehdidin varlığı yeterli olmayıp, bu tehdidin belli bir boyuta ulaşarak, objektif olarak mağdurun iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli olması da gerekmektedir.
Her ne kadar itiraz gerekçesinde, sanığın yetişkin bir kadın olan katılanı sevdiğini annesine bildireceğini söylemekten ibaret eylemi rahatsız edici bir davranış olarak kabul edilebilir ise de, katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikte veya iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli boyuta ulaşmış bir tehdit olmadığı, TCK'nın 107/2. maddesinde düzenlenen şantaj suçunu oluşturmadığı ve atılı suçun yasal öğelerinin oluşmadığının kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, tüm dosya kapsamı itibariyle şantaj suçunun unsurlarından olan yarar elde etme amacı yanında, şeref veya saygınlığa zarar verebilecek bir hususun açıklanacağı yönünde objektif olarak mağdurun iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli bir tehditin varlığı unsurunun da somut olayda var olduğu, sanığın iddianameye konu not kağıdını katılanın evinin önüne bırakması eyleminin sadece rahatsız edici bir davranış olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmış ve sonuç olarak aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
IV- KARAR
Dairemizin 21/10/2021 gün ve 2019/4728 esas, 2021/25166 sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 10/03/2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Muhalif Üye)
KARŞI OY
Dairemizin 21/10/2021 tarih, 2019/4728 esas ve 2021/25166 karar sayılı ilamında yer alan muhalefet şerhinde belirttiğimiz hukuksal nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazı yerinde olduğu ve kabul edilerek Yerel Mahkeme hükmünün bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun itirazın reddi yönündeki görüşüne iştirak edilememiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/291, K. 2017/558Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza
Şantaj suçundan sanık …'ın beraatine ilişkin İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 03.07.2012 gün ve 353-1074 sayılı hükmün, katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.11.2014 gün ve 12160-34028 sayı ile;
"TCK'nın 107/2. maddesinde yazılı suçun oluşumu için, yarar sağlamak amacıyla bir kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnad edileceği tehdidinde bulunulması yeterli olup isnada konu hususların gerçek olması gerekmediği gibi failin elinde isnadı ortaya koyacak belge ve bilgi bulunmasının da şart olmaması karşısında; sanığın, katılan …'ın tanıklık yaptığı, diğer katılanların da mağduru oldukları işkence suçuna ilişkin davada sanık olarak yargılandığı sırada, görüştüğü kişiler aracılığıyla telefon ettirmek ve bazı kişilerle haber göndermek suretiyle, katılanların şikâyetlerinden ve tanıklıktan vazgeçmeleri aksi takdirde çocuklara cinsel istismarda bulunduklarına dair elinde mevcut görüntü ve belgeleri basına vereceğini belirterek ilettiği sözlü mesajların tanık anlatımlarıyla doğrulandığı, bu durumda sanığın sabit olan ve katılanların şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususlarda isnatta bulunacağı tehdidini içeren bu eylemi nedeniyle atılı şantaj suçu oluştuğu halde, 'görüntülerin gerçekte var olup olmadığının belli olmadığı, bu konuşma içeriğinde şantaj içeren herhangi bir söz kullanılmadığı, sanığın test amaçlı olarak yaptığını söylediği birinci Ergenekon davası soruşturmasındaki telefon dinlemesinde tespite düşen … ile yaptığı 22.06.2008 tarihli telefon görüşmesinde daha çok … ve Adnancılar ifadelerinin geçtiği müştekilerin hiçbirisinin ismen belirtilmediği, …'nın müştekilerle doğrudan ya da dolaylı olarak iletişim kurmadığı' biçimindeki kanuni olmayan ve dosya içeriğindeki kanıtlarla uyumsuz gerekçe ile beraat hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise 24.03.2015 gün ve 7-94 sayı ile;
"…Tanık Tuncay'ın beyanının sanık lehine olduğu, tanık…'ın sanığın kendisine katılanlara iletmek üzere söylediği şantaj söyleminden bahsetmediği, tanıklar Cem ve İbrahim'in beyanlarının görgüye dayalı olmadığı, tanık İlknur'un beyanının ise tahmine ve şüpheye dayalı olduğu, tüm dosya kapsamına göre sanığın cezalandırılması için yeterli delil bulunmadığı…" gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2015 gün ve 226241 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 gün ve 664-544 sayı ile; 6763 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 10. madde uyarınca Yargıtay 4. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 09.03.2017 gün ve 20-7252 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın şantaj oluşturan sözleri söyleyip söylemediğinin,
2- Söylediğinin kabulü halinde ise suçun tamamlanıp tamamlanmadığının tespiti bakımından eksik araştırma bulunup bulunmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılanlar vekilinin 11.02.2009 tarihli şikâyet dilekçesinde; kamuoyunda "Ergenekon davası" olarak bilinen dosyanın iddianamesinde, sanık …’ın, … ile yaptığı telefon görüşmesinde Bilim Araştırma Vakfı (BAV) mensuplarına şantaj yaptığına ilişkin konuşma dökümünün olduğunun basında yer aldığını, bu durumu 2009 yılı Ocak ayında öğrendiklerini, iddianamede yer alan konuşmanın gerçekleştiği güne yakın bir tarihte de BAV Yönetim Kurulu Başkanı tanık …’ı kimliğini bilmediği bir şahsın arayarak, “devam eden işkence suçundan yürütülen davadan vazgeçilmesini, aksi halde elinde bulunan belgeleri basına vereceğini” söylemesi üzerine, tanık …’ın Cumhuriyet başsavcılığına başvurup şikâyetçi olduğunu, bu konuşmaları katılanlara da ilettiğini belirterek katılanlar adına şikâyetçi olduğu,
Katılanlar vekili tarafından dosyaya sunulan tanık …’ın şikâyetine konu Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasının 23.09.2008 gün ve 37743-20296 sayılı kararında; şüphelinin kim olduğunun belli olmadığı, şikâyetçinin ise …olarak gösterildiği, tehdit suçundan yapılan soruşturmaya göre, BAV mütevelli heyeti başkanı olan şikâyetçi …'ın, aralarında sanık …'ın da bulunduğu sekiz emniyet görevlisi hakkında, 1999 yılında gözaltına alınan vakıf üyelerinin bir kısmına işkence yaptıkları iddiasıyla açılan davada tanık olarak dinlendiği, yaklaşık iki üç haftadır kimliğini gizleyen kişilerin bir yakınını telefonla arayarak işkence suçunun mağduru olan vakıf mensuplarının şikâyetten vazgeçmelerini söyleyip yakınları vasıtasıyla kendisine mesaj gönderdikleri iddiası ile şikâyetçi olduğu ancak şikâyetinden vazgeçtiği ve suçun işlendiğine dair yeterli delil bulunmadığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, söz konusu dosyanın aslı ya da onaylı bir suretinin dosya arasına alınmadığı,
Katılanlar vekilinin şikâyet dilekçesinde belirttiği ve "Ergenekon davası" olarak bilinen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/511 nolu soruşturma dosyasındaki iddianamenin talep edilmesi üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından CD olarak gönderildiği, yerel mahkemece CD’nin çözümü için atanan bilirkişinin raporunda, iddianamenin beş klasör hâlinde dökümünün yapıldığı belirtilmesine karşın klasörlerin dosya arasında bulunmadığı, sanığın iddianamede geçen ve … ile yaptığı 22.06.2008 günlü telefon görüşmesinde;
“…Sanığın ‘Onlara haber uçurabilir misin’, …'nın ‘Uçururuz’, sanığın ‘Bu Adnan ile ilgili benim elimde bir sürü belge var, 99'dan beri, şu anda da bir takım çocuklara tecavüzü ile ilgili elimde belgeler var, tamam mı', …'nın 'Evet', sanığın 'Bize açtıkları işkence davasında belden aşağı vuruyorlar, tamam mı, terbiyesizlik yapıyorlar, eğer bu şekilde devam ederlerse basına verecek ve şikâyetçi olup soruşturma açtırtacak diye bunların gözünü korkutmamız lazım, ama öyle bir söylemeliyiz ki, anladın mı', …'nın 'Evet', sanığın 'Senin haberin varmışta uyarıyormuşsun gibi, aman dikkat edin, falan gibi', …'nın 'Senin ismini söyleyelim mi', sanığın 'Söyle tabi', …'nın 'Tamam', sanığın 'Bizzat de ki, onu ben tanıyorum de, bana bir takım şeyler anlattı de, tamam mı, ben burda şimdi terbiyem el vermiyor de, onları basına verecek ve aynı zamanda savcılıklara suç duyurusunda bulunacak de', …’nın 'Ben …’a ve Yüzbaşı M. A.'a onu söyleyeyim, onlara tak diye varır', sanığın 'Evet, tamam', sanığın 'Sen geçen … geldi, işkence davası varmış de, anladın mı, ben …’i tanırım, ne olduğunu siz bilmezsiniz de, anladın mı abi', …'nın 'Evet', sanığın 'Yani onların kulağına kar suyu kaçırttır, Adnan ile ilgili elinde bir sürü belge var de, mesela birini söyleyebilirsin abi, İtalya'dan getirttiği iki tane porno yıldızının görüntüleri elinde var de', …'nın 'Tamam', sanığın 'Böyle dersen anlarlar, yurt dışından getirttiği iki tane porno yıldızı var de, onların giriş çıkış kayıtları ve kimler tarafından karşılandığına dair elinde belgeler var de, onlardan başlayıp her şeyi anlatacak de', …'nın 'Tamam'” şeklinde konuştuklarının belirtildiği,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/511 nolu soruşturma dosyasının iddianamesi ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve yasaklanan bilgileri açıklama suçlarından dava açıldığı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla yapılan sorgulamaya göre; İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl; yasaklanan bilgileri açıklama suçundan ise 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükümlerin sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 16. Ceza Dairesince bozulmasına karar verildiği,
… ve aralarında katılanların da bulunduğu kişiler hakkında çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma suçlarından açılan davanın soruşturma aşamasında katılanların, sanık ve diğer emniyet görevlileri tarafından işkenceye maruz kaldıklarını iddia ettikleri, taraflarca mahkemeye sunulan belgelere ve UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemeye göre; İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesince … ile incelemeye konu dosyanın katılanları ve bir kısım sanıklar hakkında 765 sayılı TCK’nun 313/1-4 ve 192/1. maddeleri uyarınca açılan kamu davalarının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiği, hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince, aralarında katılanlar … ve …'nın da bulunduğu kişiler hakkındaki ortadan kaldırma kararının onandığı, … ile katılanlar …, …, … ve …’a atılı bir kısım suçlardan dolayı kurulan hükümlerin ise bozulduğu, bozmaya uyan İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.05.2008 gün ve 339-129 sayılı dosyasında, aralarında katılanla…,…,… ve … ın da olduğu on sekiz sanık hakkında çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine, …'ın çıkar amaçlı suç örgütü kurma suçundan 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince düşme kararlarının onandığı, … hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün ise bozulduğu,
Katılanlar vekili tarafından dosyaya sunulan belgeler ve UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemeye göre, sanık … ve 6 polis memuru hakkında; katılanlar …, …, …, …, …, … ile …, …,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…,…, ve …'ya işkence yaptıkları iddiası ile açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların beraatlerine hükmolunduğu, bu hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesince bozulmasına karar verildiği,
Sanığın, işkence suçundan yargılandığı davada …'nın verdiği 08.07.2009 tarihli dilekçeyi mahkemeye ibraz ettiği, bu dilekçede …'nın; sahaflık yaptığını, …’ı gençlik yıllarından, sanığı ise 25 yıldır tanıdığını, olay tarihinde sanık ile aralarında geçen konuşmaların iletişim tespiti kayıtlarındaki gibi gerçekleştiğini, konuşmadan bir iki saat sonra yanına gelen sanığın, kendisine “… cemaatinden ayrılan bir çocuğun yanına gelip görevden alınması için cemaatin çeşitli davranışlarda bulunduğunu ve telefonunu dinlediğini anlatması üzerine …’ın irtibata geçebileceğini düşünerek dinlenip dinlenmediğini test etmek için kendisini aradığını” söylediğini, kendisinin de sanığa “demek test etmek amaçlı bana bu tarz şeyler söyledin” şeklinde cevap verdiğini, sanığın ise “sakın …’a ve arkadaşlarına telefonda bahsettiğim konularla ilgili bir şey deme, benim amacım onları test etmek, şayet onlardan gelen olursa bana haber ver” dediğini, kendisinin yanına gelen kimse olmadığını belirttiği,
Katılan … vekilinin dilekçesi ekinde sunduğu …’nın Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Savcılığında verdiği 29.04.2013 tarihli savunmasında; “Bana okuduğunuz telefon görüşmesi… ile aramızda gerçekleşmiştir,… benden …cı olarak bilinen gruba bir haber göndermemi istedi, ancak kimseye iletmedim, telefonda ismi geçen …silahlı kuvvetlerde görevli, Yüzbaşı … ise onun arkadaşıdır,… ile aramızda geçen konuşmayı … ve …'a yansıtmadım” şeklinde beyanda bulunduğu,
… ile …’ın yargılamanın hiçbir aşamasında dinlenmedikleri,
Katılan … vekilinin mahkemeye sunduğu tanık …’un İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/273 esas sayılı dosyasında tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde; …'nın, … ile olan yakınlığını bildiğinden kendisini… ile tanıştıracağını ve sanığın dostu olduğunu söylediğini, daha sonraki bir tarihte iş yerine gelen… ile tanışıp konuşmak için dışarı çıktıklarını,…'a "…'ın yanındaki kişilere işkence yapmışsınız, doğru mu" diye sorduğunda "ben onlara işkence yapmadım, sen onları yanlış biliyorsun, iyi tanımıyorsun, onların küçük çocuklara tecavüz ettiğine dair görüntüler var. Bu görüntüleri bana verdiler." şeklinde cevap verdiğini, ayrıca hakkında devam eden yargılamayla ilgili şikâyetten vazgeçmeleri için … ile görüşme konusunda herhangi bir şey söylemediğini, sonrasında … ile… arasında kayıt altına alınmış telefon konuşmaları olduğunu öğrendiğini, bu telefon konuşmalarında aracı kılınmak istenen kişinin kendisi olduğunu, ancak…'ın, aracı olması konusunda herhangi bir teklifte bulunmadığını,… ile arasında geçen konuşmayı …'e anlattığını beyan ettiği,
Katılan … vekili tarafından dosyaya sunulan dilekçeye göre; … ve … hakkında şantaj ve yargı görevi yapanı etkileme suçlarından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10.04.2013 gün ve 76959-22782 sayılı iddianamesi ile TCK’nun 37, 107/1, 277/1-11. cümle ve 53. maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı, İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/206 esas sayılı dosyasında yargılama yapıldığı, belirtilen dosyanın mahkemece incelenmek üzere istenmediği, dilekçe içeriğinde bu şahısların eylemine sanığın iştirak ettiğinin belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … aşamalarda; 1999-2007 tarihleri arasında BAV Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, 1999 yılında vakıfları hakkında yapılan soruşturma sırasında gözaltına alındığını, gözaltında iken bazı polis memurlarının kendilerine işkence yaptıklarını, bundan dolayı sanık hakkında da işkence suçundan dava açıldığını, dava devam ederken tanık …’ın aranıp kendilerine iletilmesi için “işkence davasından vazgeçin, yoksa küçük çocuklara tecavüz ettiğinizden bahisle belge ve bilgileri basına ve yargıya bildiririz” denilerek şantaj yapıldığını, tanık …’ın da bunu kendilerine bildirip başka bir dosya kapsamında suç duyurusunda bulunduğunu, sanığın … ile yaptığı şantaj içerikli telefon görüşmesini ise Ergenekon olarak bilinen dosyanın basında yer alması üzerine öğrendiğini, bu görüşmenin tanık …'ın aranmasından bir gün önce yapıldığını anladığını,
Katılanlar …, …, …, … ve … aşamalarda; gözaltında kaldıkları sırada sanığın kendilerine işkence yaptığını, bu nedenle açılan dava devam ederken sanığın şikâyetlerinden vazgeçmeleri için tanık …’ı arayarak şantaj yaptığını, ancak tanık …'ın şikâyeti üzerine yürütülen soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, Ergenekon olarak bilinen dosyanın iddianamesinde, sanığın … ile yaptığı konuşmaları öğrenmeleri üzerine şikâyetçi olduklarını,
Tanık … aşamalarda; BAV mütevelli heyeti başkanı olduğunu, 1999 yılında BAV'na yönelik yapılan soruşturma sırasında katılanlar ile birlikte gözaltına alındığını, katılanlara bu soruşturma sırasında işkence yapılması nedeni ile sanık hakkında dava açıldığını, 21.06.2008 günü kendisini gizli numaradan bir şahsın arayıp, şikâyetini geri almasını söyleyerek tehdit ettiğini, 22.06.2008 günü ablası olan tanık …’ı, …ve … isimli polis memurlarının aradıkları ve işkence suçundan açılan davadaki şikâyetlerinden vazgeçmelerini yoksa küçük çocuklara tecavüz ettiklerine dair ellerinde bulunan belgeleri basına ve yargıya intikal ettireceklerini söyledikleri hususunun tanık … tarafından kendisine anlatılması üzerine şikâyetçi olduğunu, ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, Ergenekon olarak bilinen dosya kapsamında bir takım konuşma içeriklerinin tespit edilmesinden sonra katılanların şikâyetçi olduklarını, kendisinin iddia edilen görüntüleri görmediğini, sanığı tanımadığını, tanık olarak dinlenen…'ın İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/273 esas sayılı dosyasında da tanık olarak dinlendiğini,
Tanık …; babasının arkadaşları olan soy isimlerini bilmediği …ve … isimli şahısların telefonla arayıp kardeşi …’ın katılanların şikâyetlerinden vazgeçmeleri için yardımcı olmasını ve bu konuda katılanlarla görüşmek istediklerini beyan ettiklerini, duyduğu kadarıyla da katılanların işkence suçundan devam eden davadaki şikâyetlerinden vazgeçmemeleri hâlinde sanığın belge ve görüntüleri kullanacağını söylediğini,
Tanık …; 1985 yılında sanık ile aynı şubede görev yaptıklarını, sanığın katılanlara şantaj yapması için kendisine bir şey söylemediğini ve kimseyi telefonla arayıp şantaj yapmadığını,
Tanık …; …’nın yanına gittiğinde kendisine sanıktan bahsedip elinde … ve arkadaşlarıyla ilgili porno kasetler olduğunu söylediğini, 15-20 gün sonra tekrar yanına gittiğinde dükkanda bulunan sanığın, kendisine … ve arkadaşlarının küçük çocuklara tecavüz ettiklerine dair bazı uygunsuz görüntülerin olduğunu ve bunları basına vereceğini beyan ettiğini, …'a işkence yapılıp yapılmadığını sorduğunda ise böyle bir şeyin olmadığını söylediğini, sanık ile … arasında geçen telefon konuşmasındaki …isimli kişinin kendisi olduğunu,
Tanık … aşamalarda; …’nın iş yerine gittiğinde yanlarına gelen sanıkla tanıştığını, … iş yeri dışında bulunduğu sırada sanığın, kendisine BAV camiasına ilişkin elinde porno CD’ler olduğunu söylediğini, bu konuda görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık … aşamalarda; 1998-2003 yılları arasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube Müdürü olarak görev yaptığını, 1999 yılında … ve arkadaşlarına yapılan operasyonda katılanların da aralarında bulunduğu yüz on kişinin gözaltına alındığını, sonrasında katılanların kendisi hakkında işkence yaptığına dair şikâyette bulunduklarını, 22.06.2008 tarihinde bürosunda otururken daha önceden … Cemaatinin üyesi olduğunu söyleyen bir şahsın yanına gelip … ve arkadaşlarının kendisi ile çok uğraştıklarını ve telefonlarını dinlediklerini, isterse test edebileceğini, hatta …’ın bazı çocuklara tecavüz ettiğine dair görüntü olduğunu telefonda bir başkasına söyledikten sonra beklemesini söyleyince …’ı gençlik yıllarından beri tanıyan …'yı arayarak test amaçlı görüştüğünü, ardından …'nın iş yerine gidip olayı izah ettiğini, … ve arkadaşlarının yanına gelmesi hâlinde bunları kendisine aktarmasını söylediğini, aralarında geçen telefon görüşmelerinin Ergenekon olarak bilinen davanın iddianamesinde iddia edildiği gibi şantaja konu olamayacağını, … ile 22.06.2008 tarihinde yaptıkları telefon görüşmesinin kendisine ait olduğunu, ancak bu görüşmenin yasa dışı elde edilmesine rağmen aleyhine delil olarak kullanıldığını, her ne kadar tanık …kendisiyle ilgili “işkence davasından vazgeçin, yoksa küçük çocuklara tecavüz ettiğinize dair belgeleri basına ve yargı makamlarına veririz” dediğini söylemiş ise de, işkence suçundan yargılandığı davada tanık …’ın aleyhine beyanda bulunduğunu, kim tarafından arandığını bilmediği tanık …’ın daha önce aynı konuda şikâyet dilekçesi verdiğini, ancak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, bu nedenle …'ın tanık olarak dinlenemeyeceğini, …’nın iş yerinde bulunduğu sırada yanlarına gelen tanık…'ın, … ve arkadaşlarına işkence yapıldığının iddia edildiğini söylemesi üzerine kendisinin de, … ve arkadaşlarının küçük çocuklara tecavüz ettiklerinden dolayı yargılandıklarını, buna ilişkin mahkeme kararlarının da olduğunu söylediğini savunmuştur.
Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından; "şantaj, suça teşebbüs ve tesadüfen elde edilen deliller" kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.
Şantaj suçu, 5237 sayılı TCK'nun 107. maddesinde “Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş iken, anılan hükmün yeterli olmadığı ve eksik yönlerinin bulunduğu, bunun sonucu olarak da şantaj oluşturabilecek bazı eylemlerin bu madde kapsamında kalmayacağı eleştirileri üzerine, 08.07.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun ile maddeye; “Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur” biçiminde ikinci fıkra eklenmiştir.
Nitekim, değişikliğe ilişkin gerekçede de; “Kişinin yarar sağlamak maksadıyla bir başkasının şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunması halinin tehdit suçuna ilişkin ‘sair kötülük’ kapsamında değerlendirilmesinin daha az cezayı gerektireceği eleştirisi karşısında, madde metnine söz konusu fıkra eklenmiştir” denilmektedir.
Maddenin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren ve birinci fıkrasından farklı unsurlar içeren ikinci fıkrasına göre, kendisine ya da başkasına yarar sağlamak için kişinin şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklayacağı veya isnat edeceği tehdidinde bulunan fail, maddenin birinci fıkrasında öngörülen hapis ve adli para cezası ile cezalandırılacaktır. Tehdit suçunun özel bir görünüm şekli olan bu suçtaki seçimlik hareketler, mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulmasıdır.
Türk Dil Kurumu Türkçe sözlüğünde; "başkasının, birine gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer" olarak tanımlanan ve "kişilik değeri” olarak da isimlendirilebilecek olan şeref, insanın sosyal ve ahlaki değerlerinin bütününden oluşmakta ve insanın kendisine karşı hissettiği iç değer ile başkalarının gözündeki saygınlığını da kapsamaktadır. Saygınlık ise, "saygı görme, değerli, güvenilir olma durumu, itibar, prestij" anlamlarına gelmektedir. Söz konusu suçta açıklanacağı veya isnat edileceği ifade edilen hususların, kişinin şeref ve saygınlık değerlerine zarar verecek nitelikte olması gerekmektedir.
Açıklanacağı tehdidinde bulunulan hususun suçtan önce gerçekleşmiş, diğer bir deyişle geçmişte kalmış olması fiilen zorunlu olmakla birlikte, mağdurun bu duruma düşmesinde failin etkisinin olup olmamasının veya açıklanacağı tehdidinde bulunulan durum itibarıyla mağdurun meşru zeminde olup olmamasının suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Açıklanacağı bildirilen hususların herkes tarafından bilinmeyen olgular olması da zorunludur, zira herkesin bildiği bir durum yeteri kadar korkutuculuk sağlamayacağından, suçu oluşturmaya elverişli olmayacaktır.
Suç ile elde edilmek istenilen yarar üzerinde de kısaca durmakta fayda bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tehdit edilen mağdurdan sanığa veya başkasına bir yarar sağlamasının istenilmesi bu suçun oluşumu için şarttır. TCK'nun 107. maddesinin birinci fıkrasında 'haksız bir çıkar' denilmesine karşın uyuşmazlık konusuyla ilgili ikinci fıkrasında sadece 'yarar' ifadesine yer verilmiş olması, bu iki kavramın birbirinden farklı olduğu anlamına gelmemektedir. İkinci fıkrada belirtilen yararın da haksız bir yarar olması suçun oluşması bakımından gereklidir. Talep edilen yararın failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkin olması durumunda şantaj suçu oluşmayacaktır. Elde edilmek istenilen yarar; para, mal veya bir hizmet sağlanması gibi maddi bir değer olabileceği gibi örneğin cinsel ilişkiye girmeyi temin etme gibi maddi değer dışında başka bir fayda da olabilir. Ayrıca yararın elde edilmiş olması suçun tamamlanması bakımından gerekli olmayıp yarar sağlamak maksadıyla şeref ve saygınlığa zarar verebilecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnad edileceğine ilişkin tehdidin mağdura ulaştırılması suçun tamamlanması açısından yeterlidir.
Şantaj, yarar sağlamak maksadıyla kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki bir hususun açıklanacağı veya isnat edileceği beyanında bulunmakla tamamlanan bir suçtur. Kısacası zorlama teşkil eden hareketlerin gerçekleştirilmesiyle şantaj tamamlanır, ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi gerekli değildir. Suçun tamamlanabilmesi için failin amacına ulaşmış olması şart değildir. Mağdurun iradesinin gerçekten etkilenip etkilenmediği araştırılmaksızın zorlamaya elverişli hareketlerin gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanacaktır. Kural olarak şantaj, teşebbüse elverişli bir suç değildir. Ancak icra hareketlerinin bölünebildiği hallerde suçun teşebbüse elverişli olduğunu kabul etmek gerekir. Buna göre örneğin, hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından ya da yapmayacağından bahsetme veyahut şeref veya saygınlığa zarar verebilecek bir hususu açıklama veya isnat etme yönündeki tehdidin mektupla gerçekleştirilmesi durumunda mektubun muhatabına ulaşmadan ele geçirilmesi halinde teşebbüs mümkün olacaktır.
Bu aşamada suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır.
TCK'nun 35. maddesinin birinci fıkrasında; "kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur" şeklinde tanımlanan suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için;
1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı,
2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı,
3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir.
Suça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir.
Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, "hazırlık hareketleri" ve "icra hareketleri" olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir.
Öğretide; teşebbüs açısından "doğrudan doğruya icraya başlama" ölçütünün kabul edilmesiyle "objektif teori"nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2016, s. 401)
Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İstanbul 2000, s. 315)
Gelinen noktada tesadüfen elde edilen deliller üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır.
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda önce yalnızca 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda sayılı örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken, özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin şekilde mücadele edilebilmesi amacıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135 ila 138. maddelerinde bir koruma tedbiri olarak yeniden düzenlenmiş, 135. maddede; iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirine yer verilip söz konusu tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü hükme bağlanmış, bu konuya ilişkin olarak verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. CMK'nun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına dair şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi, iletişimin içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililerine bilgi verilmesi düzenlenmiş, aynı Kanunun 138. maddesinde tesadüfen elde edilen deliller hükme bağlanmıştır.
"İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması" başlıklı CMK'nun 135. maddesi suç tarihi itibarıyla;
"1- Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.
2- Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.
3- Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir.
4- Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, (…) mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, (…) mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.
5- Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.
6- Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
7. Parada sahtecilik (madde 197),
8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3),
10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
11. Rüşvet (madde 252),
12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),
14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
7- Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz." şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının şartları ve usulü düzenlenmiş, ikinci fıkrada şüphelinin veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimin kayda alınamayacağı hükme bağlanmış, üçüncü fıkrada iletişimin tespiti kararında yer alması gereken bilgiler ile iletişiminin tespitine ilişkin tedbirin türü, kapsamı ve süresinin gösterilmesi gerektiği belirtilmiş, dördüncü fıkrasında, şüpheli veya sanığa ulaşılabilmesini sağlayabilecek olan diğer kişilerin mobil telefonunun yerinin tespiti imkânı getirilmiş, beşinci fıkrada bu madde hükümlerine göre alınan hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararının gizliliği hususunda hükme yer verilmiş, altıncı fıkrasında telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ancak fıkrada sayılan katalog suçlarla sınırlı olarak başvurulabileceği hüküm altına alınmış, yedinci fıkrada maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükmü getirilmiştir.
"Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı aynı Kanunun 138. maddesi ise;
“(1) Arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.” hükmünü taşımaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan bu düzenlemede de sınırlı olarak sayılan suçlarla ilgili olarak, sınırlı hallerde iletişimin tespiti ve dinlenilmesi olanağı getirilmiştir. Bu düzenleme, yürürlükten kalkan 4422 sayılı Kanundaki düzenlemeye paralel olmakla birlikte, farklı olarak bir başka suçun işlendiği şüphesini uyandıracak şekilde tesadüfen elde edilen delillerin değerlendirilmesi olanağı da tanınmıştır. Ancak, bu tedbirin icrası sırasında tesadüfen elde edilen delillerin dikkate alınabilmesi için, söz konusu suçun da CMK'nun 135. maddesinde sayılan katalog suçlardan birisini oluşturması gerekmektedir. Bu halde, durum derhal Cumhuriyet savcısına bildirilerek bu delilin değerlendirilmesi söz konusu olabilecek ve yasa dışı elde edilmiş delil olarak değerlendirilmeyecektir.
Bu aşamada ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden birisi olan "delillerin serbestliği" ve "hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması" konuları üzerinde de durulması gerekmektedir.
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide de ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanununun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği'" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir.
Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır.
Öğretide; “Ceza muhakemesinde delilleri elde etmek amacıyla kullanılan soruşturma işlemlerinin ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirir. Ceza muhakemesi toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine dokunulmasındaki çıkarının dengelenmesi esasına dayanır. Özellikle soruşturma aşamasında maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve insan hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemez” denilmektedir. (…, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara 2014, s. 38)
Ceza Muhakemesi Kanununun 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde; ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde reddolunacağı belirtilmiş, 217. maddesinin ikinci fıkrasında ise, yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere, hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller, ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. CMK'nun 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hükmün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi zorunludur.
Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme" ve "değerlendirme" yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları" hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.
İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.
Diğer taraftan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde;
Katılanlar …,…,…,…,…, ve…'ın; sanığın, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak görev yaptığı dönemde, aralarında …'ın da bulunduğu BAV üyeleri hakkında çıkar amaçlı suç örgütü kurma ve çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma suçlarından yürütülen soruşturma sırasında, kendilerinin de aralarında bulunduğu toplam yirmi yedi kişiye işkence yaptığı iddiasıyla hakkında açılan davanın yargılama aşamasında, bu davadan vazgeçmeleri, aksi takdirde küçük çocuklara tecavüz ettiklerinden bahisle basına ve yargıya bazı belge ve bilgilerin bildirileceğini söyleyerek kendilerine şantaj yaptığını, bu hususu tanık …'ın kendilerine ilettiğini, ayrıca "Ergenekon davası" olarak bilinen dosyanın iddianamesinde de, sanığın bu konuda … ile yaptığı telefon konuşmalarının yer aldığını basından öğrendiklerini beyan ettikleri olayda;
İlgili mahkeme kararı getirtilmediğinden sanık hakkında hangi suçtan ve hangi tarihler arasında iletişimin tespitine karar verildiğinin anlaşılamaması, söz konusu karar dosya içerisinde bulunsa bile başka bir suçtan dolayı yapılan iletişimin tespiti sırasında tesadüfen elde edilen bu delilin şantaj suçuyla ilgili olması ve bu suçun da CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suçlar arasında yer almaması karşısında, yasak delil niteliğindeki sanık ile … arasında geçen telefon görüşmesine ilişkin iletişim tespit tutanağının hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, ancak katılanların kendilerine şantaj yapıldığına ilişkin beyanları, …'nın savcılıkta alınan ifadesinde; sanığın kendisinden "…cılar" olarak bilinen gruba haber göndermesini istediğini ancak bunu kimseye iletmediğini belirtmesi, sanığın; … Cemaatinden bir kişinin, cemaat tarafından telefonunun dinlendiği ve isterse bunu test edebileceğini ifade etmesi üzerine suça konu sözleri …'ya söylediği yönündeki savunması, tanık …'un; …'nın işyerinde karşılaştığında sanığın, … ve arkadaşlarının küçük çocuklara tecavüz ettiklerine dair bazı uygunsuz görüntülerin olduğunu ve bunları basına vereceğini söylediğini anlatması ve tüm dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, sanığın katılanlara iletilmek üzere şantaj oluşturan sözleri söylediği kabul edilmelidir.
Ancak somut olayda, şantaj suçunun tamamlandığından söz edilebilmesi için, şantaj içeren sözlerin muhatabına ulaşmasının gerektiği, aksi takdirde suçun teşebbüs aşamasında kalacağı, katılanların ise sanığın şantaj içeren sözlerini tanık …'tan ve sanığın bu konuda … ile yaptığı telefon konuşmalarının basında yer alması üzerine öğrendiklerini beyan ettikleri göz önünde bulundurulduğunda, tanık …'ın; … ve … isimli polise memurlarının, ablası olan …'u telefonla arayıp işkence suçundan açılan davadaki şikâyetlerinden vazgeçmelerini, yoksa küçük çocuklara tecavüz ettiklerine dair ellerinde bulunan belgeleri basına ve yargıya intikal ettireceklerini söylediklerinin … tarafından kendisine aktarıldığını ve bunun üzerine şikâyetçi olduğunu beyan etmesine karşın, …'un; … ve …'ın kendisini telefonla arayarak katılanların şikâyetlerinden vazgeçmeleri için kardeşi …’ın yardımcı olmasını ve bu konuda katılanlarla görüşmek istediklerini söylediklerini anlatması karşısında; her iki tanığın beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi, tanık …'ın şikayetçisi olduğu Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 23.09.2008 tarih ve 37743-20296 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararına ilişkin soruşturma dosyası ile … ve …'nun şantaj ve yargı görevini yapanı etkileme suçlarından yargılandıkları İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/206 esas sayılı dava dosyasının getirtilip incelenerek aslı ya da onaylı örneğinin dosya arasına alınması, yerel mahkemece yargılama aşamasında beyanı alınmayan …'nın ve adı geçenin savcılıkta verdiği ifadesinde ismi geçen …'ın dinlenmesi ve sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek; tanık …'ın beyanının doğru olduğunun ve tanık …'u telefonla aratan kişinin de sanık olduğunun kabulü, bu bağlamda sanık tarafından katılanlara iletilmek üzere söylenen şantaj içerikli sözlerin, katılanlarca şikâyet tarihinden önce yasak delil niteliğindeki iletişimin tespiti kayıtları dışında başka yollarla öğrenildiğinin belirlenmesi halinde tamamlanmış şantaj suçundan, aksi takdirde teşebbüs aşamasında kalan şantaj suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, sanığın eksik araştırma ile beraatine karar verilmesinin isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
İkinci uyuşmazlık bakımından çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; "sanığın eyleminin tamamlanmış şantaj suçunu oluşturduğundan eksik araştırma bulunmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.03.2015 gün ve 7-94 sayılı sanığın beraatine ilişkin direnme hükmünün, sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kalan şantaj suçunu mu, yoksa tamamlanmış şantaj suçunu mu oluşturduğunun tespiti açısından eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.12.2017 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oybirliğiyle, ikinci uyuşmazlık yönünden ise oyçokluğuyla karar verildi.
TCK Madde 107'nin Fıkraları ve Ceza Aralığı
TCK m. 107/1'e göre fail, hakkı olan ya da yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle mağduru kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya ya da yapmamaya, yahut haksız çıkar sağlamaya zorlarsa bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. TCK m. 107/2'ye göre ise kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla mağdurun şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki bir hususun açıklanacağı ya da isnat edileceği tehdidinde bulunulması hâlinde de aynı ceza aralığı uygulanır. İkinci fıkra, 5377 sayılı Kanunla maddeye eklenmiştir.
Suçun Unsurları
TCK m. 107/2 kapsamında suçun oluşması için her şeyden önce tehdidin belli bir boyuta ulaşmış olması gerekir: salt rahatsız edici bir davranış yeterli olmayıp, tehdidin objektif olarak mağdurun iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli olması aranır. Mağdurun iradesinin fiilen etkilenip etkilenmediği ise araştırılmaz; zorlamaya elverişli hareketlerin gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanmış sayılır. Bu nedenle failin amacına ulaşmış olması ya da mağdurun istenen şeyi yapmış olması şart değildir.
Açıklanacağı tehdidinde bulunulan hususun, suçtan önce gerçekleşmiş yani geçmişte kalmış olması fiilen zorunludur. Öte yandan bu husus herkes tarafından bilinmeyen olgulardan oluşmalıdır; herkesin bildiği bir durum yeterince korkutuculuk sağlamayacağından suçu oluşturmaya elverişli olmaz. İsnat edilen hususların gerçek olması da zorunlu değildir; failin elinde isnadı ortaya koyacak belge ve bilgi bulunması da şart değildir.
Sağlanmak istenen yarar maddi bir değerle sınırlı değildir. Para, mal veya bir hizmet gibi maddi değerler yararın kapsamına girebileceği gibi maddi değer taşımayan başka faydalar da suçun konusunu oluşturabilir. TCK m. 107/2'de aranan yararın haksız nitelik taşıması gerekir; talep edilen yararın failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkin olduğu durumlarda suçun bu fıkra kapsamında oluşmayacağı kabul edilmektedir. Ayrıca mağdurun söz konusu duruma failin etkisiyle düşüp düşmediği ya da mağdurun meşru zeminde bulunup bulunmaması suçun oluşumunu etkilemez.
Suçun Tamamlanma Anı ve Teşebbüs
Suç, zorlamaya elverişli tehdidin mağdura ulaşmasıyla tamamlanır; yararın fiilen elde edilmiş olması aranmaz. Bu nedenle tehdidin mağdura ulaşıp ulaşmadığı, suçun tamamlanmış sayılıp sayılmayacağını belirleyen temel ölçüt hâline gelir. Kural olarak şantaj teşebbüse elverişli bir suç değildir; ancak icra hareketlerinin bölünebildiği hâllerde teşebbüs mümkündür. Örneğin tehdidin mektupla gerçekleştirilmesi durumunda mektubun muhatabına ulaşmadan ele geçirilmesi hâlinde TCK m. 35/1 kapsamında teşebbüs söz konusu olabilir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/291, K. 2017/558 sayılı kararında; şantaj içeren sözlerin muhatabına ulaşıp ulaşmadığının yeterince araştırılmadan beraat kararı verilmesini eksik araştırma olarak nitelendirerek yerel mahkeme direnme hükmünü bozmuştur. Kararda, sözlerin katılanlara başka yollarla ulaştığının belirlenmesi hâlinde tamamlanmış şantaj, aksi takdirde teşebbüs aşamasında kalan şantaj suçundan değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu ikinci uyuşmazlık yönünden karar oyçokluğuyla oluşmuştur.
Gerçek Bir Durumu Açıklama Tehdidinin Değerlendirilmesi
TCK m. 107/2'nin koruma alanı, mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususlarla sınırlıdır. Dolayısıyla tehdidin konusunun bu niteliği taşıyıp taşımadığı, somut olayın koşullarına ve tehdidin içeriğine göre mahkemece ayrıca incelenir. Yalnızca gerçek bir maddi durumu açıklayacağına dair beyanların bu eşiği karşılayıp karşılamadığı, olayın özelliklerine göre belirlenir; bu soruya her koşulda geçerli tek bir yanıt vermek mümkün değildir.
Zincirleme Suç
Failin aynı mağdura karşı, aynı suç işleme kararı altında, değişik zamanlarda birden fazla kez şantaj eyleminde bulunması hâlinde TCK m. 43/1 uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanır. Bu durumda faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmez; tek bir cezaya hükmedilerek bu ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, zincirleme suç bakımından aynı suç sayılır. Şantaj suçu, TCK m. 43/3'te zincirleme suç hükümlerinden istisna tutulan suçlar (kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma) arasında yer almamaktadır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 43Kaynağı aç
zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir
cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli
şekilleri, aynı suç sayılır. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/6 md.) Mağduru
belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.
(2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi
durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
(3) Kasten öldürme, kasten yaralama,
işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.[5]
Fikri içtima
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/840, K. 2022/165Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi
Sanık … hakkında şantaj suçlarından açılan kamu davalarının birleştirilerek yapılan yargılaması sonucunda, sanığın eylemlerinin zincirleme şekilde şantaj suçunu oluşturduğu ve inceleme dışı olmakla birlikte zincirleme suç kapsamında kabul edilen … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas dosyasında 10 ay hapis ve 100 gün adli para cezası tayin edildiği gözetilerek inceleme konu dosyada sanığın yalnızca zincirleme suç nedeniyle yapılacak artırım oranında ve bu kapsamda takdiren ¼ artırım sonucu belirlenen 2 ay 15 gün hapis ve 25 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin … (Kapatılan) 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02.11.2012 tarihli ve 42-120 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 14.10.2015 tarih ve 2307-15381 sayı ile;
"…Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Dosya arasında celbedilen … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas sayılı imzasız karar celsesi tutanağının incelenmesinden, sanığın … bu davaya konu eylemlerin tarihinden kısa süre önce yine katılana yönelik, bahse konu fotoğrafları yayınlayacağına dair beyanları nedeniyle, sanığın şantaj suçundan kamu davası açılarak hakkında bu suçtan 10 ay hapis ve 2000 TL adli para cezasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin anlaşıldığı, sanığa isnat edilen her iki eylemin birbirinden farklı olduğu ve sanık hakkında birbirinden bağımsız ve farklı eylemleri nedeniyle iki farklı dava açıldığı gözetilip, incelemeye konu bu dava ile ilgili olarak sanık hakkında şantaj suçundan temel ceza tayin edilerek hüküm kurulması gerekirken, sanığın katılana yönelik daha önce gerçekleştirdiği benzer eylemleri nedeniyle, şantaj suçundan yargılandığı … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas sayılı dosyasında hükmedilen mahkûmiyet kararı gerekçe gösterilerek, sanık hakkında '1- Sanığın üzerine atılı şantaj suçunu müteselsilen işlediği ve mahkum olduğu ancak hakkında teselsül nedeniyle artırım hükümleri uygulanmadığından kendisine tayin edilen 10 ay hapis ve 100 gün adli para cezasının takdiren ¼ artırımıyla bulunan birlikte karar verilse idi bu cezanın üstüne eklenmesi gereken süre olan 2 ay 15 gün hapis ve 25 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına,' karar verilmesi,
2- Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, şantaj suçundan temel cezanın tayini sırasında, uygulanan kanun maddesinin, gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
… Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesi ise 10.03.2016 tarih ve 619-142 sayı ile;
"…Sanığın yakın tarihlerde gerçekleştirdiği üç ayrı şantaj eylemin müteselsilen işlenmiş tek suçu oluşturduğu, hakkında bir mahkumiyet kararı verildiği ve fakat bu mahkumiyet kararında teselsül nedeniyle hakkında artırım hükümlerinin uygulanmadığı dikkate alındığında, şantaj suçu yönünden sanık hakkında sadece temel ceza üzerinden teselsül artırımı yapılması gerektiği," şeklindeki gerekçeyle önceki hükmünde direnilmesine karar vermiştir.
Direnmeye konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.04.2016 tarihli ve 149759 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 713-639 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 24.05.2017 tarih ve 601-4267 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanık hakkında şantaj suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın sabit kabul edilen şantaj eylemlerinin ayrı ayrı suçları mı yoksa zincirleme biçimde şantaj suçunu mu oluşturacağı ve 06.08.2012 tarihinde açılan kamu davasının mükerrer olup olmadığı bu bağlamda söz konusu davanın reddine karar verilmesi gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle, eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
… Cumhuriyet Başsavcılığının 14.07.2012 tarihli ve 4861-2070 sayılı iddianamesiyle sanık … hakkında mağdur … …’a yönelik “03.07.2012” tarihinde işlediği şantaj suçu nedeniyle “Şüphelinin, müştekinin kendisine gönderdiği çıplak resimlerini kendisi ile ilişkide bulunması, aksi halde ailesine göndereceğini söyleyerek şantajda bulunduğu facebook hesabında bu resimleri yayınladığı, böylece atılı suçu işlediği” hususlarına yer verilerek kamu davası açıldığı¸ açılan bu kamu davasının … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/954 esas sırasına kaydedildiği,
… Cumhuriyet Başsavcılığının 06.08.2012 tarihli ve 5183-2195 sayılı iddianamesiyle sanık hakkında, mağdura yönelik “23.07.2012 ve sonrası”nda işlediği iddia edilen şantaj ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçları nedeniyle “Şüpheli ile müştekinin bir dönem arkadaşlık yapıp ayrıldıkları, şüphelinin müştekiden ayrıldıktan sonra müştekiyi rahatsız etmeye başladığı, müştekinin özel hayatına ilişkin görüntüsünü içerir resimlerini internette yayınlayarak ifşa ettiği yine müştekiye hitaben 'unutma ileride evleneceksin fotoğraflarını ailene göstereceğim konuş benimle ya benimle olursun yada ömrünün sonuna kadar rezil ederim seni' şeklinde yazıları internette yayınlayarak şantaj da bulunduğu, müştekinin olay nedeniyle şüpheliden şikâyetci olduğu, şüpheliye ilişkin taraf dosyalarının incelenmesinde; … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/954-Esas sayılı ve … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 sayılı dosyaları üzerinden şantaj suçuna ilişkin derdest dosyaların bulunduğunun tespit edildiği” hususlarına yer verilerek kamu davası açıldığı ve söz konusu kamu davasının incelemeye konu … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/42 esas sırasına kayıt edildiği, anılan kamu davalarının … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.09.2012 tarihli ve 954-1030 sayılı kararıyla … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/42 esas sayılı dosyasında birleştirildiği,
… 5. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında ilgisi sebebiyle dosyaya celp edilen … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas sayılı dosyası incelendiğinde; … Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2012 tarihli ve 4873-2074 sayılı iddianamesiyle sanık hakkında mağdura yönelik “Temmuz 2012” tarihinde işlediği iddia edilen şantaj ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından “Şüpheli ile müştekinin bir dönem arkadaşlık yapıp ayrıldıkları, şüphelinin müştekiden ayrıldıktan sonra olur olmaz zaman ve yerde müştekinin önüne çıkarak müştekiyi rahatsız etmeye başladığı, şüphelinin, müştekinin kendisine yolladığı resimleri değiştirip internette yayınlamakla ve ailesine göndereceğini söylemekle ona şantajda bulunduğu gibi yine müştekiye ait resimleri, müştekinin ikametinin önüne ve ikametinin yakınlarındaki araçların üstlerine bırakıp onu yine daha fazlasını yapacağını belirterek müştekiyi korkuttuğu” hususlarına yer verilerek kamu davası açıldığı, açılan bu kamu davasının … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 sırasına kayıt edildiği ve anılan Mahkemece yapılan yargılama neticesinde 18.10.2012 tarih ve 856-1386 sayı ile sanığın her iki suçtan mahkûmiyetine ve mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Yerel Mahkemenin bozma kararında önce verdiği 02.11.2012 tarihli ve 42-120 sayılı kararda; yukarıda sözü edilen her üç kamu davasına değinilerek sanığın yakın tarihlerde gerçekleştirmiş olduğu şantaj eylemlerinin müteselsilen işlenmiş tek bir şantaj suçunu oluşturduğu, … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.10.2012 tarihli ve 856-1386 sayılı kararında sanık hakkında şantaj suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmekle birlikte teselsül hükümlerinin uygulanmadığı, bu nedenle yargılamaya konu dosyada sanığın yalnızca teselsül artırım oranında cezalandırılması gerektiği sonucuna ulaşıldığı ve bu kapsamda özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyetin yanı sıra sanık hakkında … 4. Asliye Ceza Mahkemesince hükmedilen 10 ay hapis ve 100 gün adli para cezasının ¼ oranında artırılmasıyla 2 ay 15 gün hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği,
Bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece; özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına, şantaj suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise, sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu şantaj eylemi ile inceleme konusu dosyadaki şantaj eyleminin birbirinden bağımsız ve farklı oldukları gerekçesiyle inceleme konu dosyada sanık hakkında temel ceza tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde teselsül artırım oranında cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için öncelikle "Zincirleme suç" hükümleri üzerinde durulmalıdır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus … Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır' şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır." şeklinde ifade edilmiştir. Bu kuralın istisnalarına ise, TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.
TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır." biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir.
TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,
b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,
c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.
TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "Değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.
TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.
Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.
Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.
Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.
Zincirleme suça ilişkin bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "Hukuki kesinti" kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.
Yapılmakta olan soruşturma sonucunda toplanan delillerin failin suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşturması üzerine Cumhuriyet savcısınca şüpheli hakkında CMK'nın 170. maddesi uyarınca iddianamenin düzenlenmesiyle hukuki kesinti oluşmaktadır. İddianamenin düzenlenmesiyle olaylar arasında hukuki kesinti oluştuğundan iddianamenin düzenlenmesinden sonra devam eden eylemler ise başka bir ceza soruşturmasının konusunu oluşturacaktır. Başka bir anlatımla sanık hakkında iddianame düzenlendikten sonra, sanık tarafından aynı suçun tekrar işlenmesi durumunda, yeni ve ayrı bir suç söz konusu olacaktır.
Buna karşın işlemiş olduğu suçtan dolayı henüz hakkında iddianame düzenlenmeden, sanığın aynı suç işleme kararıyla ve aynı mağdura karşı yeniden suç işlemesi durumunda, hukuki kesinti gerçekleşmeden aynı suçun işlenmesi söz konusu olduğundan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır. Bu ahvalde sanığın her suçtan ayrı ayrı cezalandırılması yoluna gidilmeyecek, sanığa bir suçtan ceza verildikten sonra hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle cezasından artırım yapılacaktır.
Buna göre, soruşturma aşamasında sanığın aynı suç işleme kararıyla, aynı mağdura karşı değişik zamanlarda aynı suçu işlediğinin tespit edilmesi durumda, soruşturma dosyalarının birleştirilerek kamu davası açılması, bu hususa riayet edilmeden kamu davalarının açılması halinde ise hukuki kesintinin oluşmasından önce sanığın aynı mağdura karşı bir suç işleme kararıyla aynı suçu değişik zamanlarda işlediğinin anlaşılması durumunda dava dosyalarının birleştirilerek sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi isabetli bir uygulama olacaktır.
Bu aşamadan sonra zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının mevcudiyeti halinde cezanın nasıl belirlenmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır.
Bir suçun zincirleme biçimde işlendiğinin kabulü halinde, faile her bir suç için ayrı ayrı ceza verilmeyecek, tek bir ceza verilip bu ceza üzerinden TCK'nın 43/1. maddesi gereğince artırım yapılacaktır.
Zincirleme suçlardan biri hakkında açılan kamu davası sonucunda zincirleme suç hükümleri uygulanmadan hüküm kurulmuş ve kesinleşmiş ise, henüz sonuca bağlanmayan zincirleme suça tabi diğer suç hakkında nasıl hüküm kurulması gerektiği meselesine gelince;
Zincirleme suça dâhil olan suçlardan biri hakkında beraat kararı verilmiş ya da zamanaşımı, genel af, şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir sebebe dayalı olarak hüküm kurulmuşsa artık o suç bakımından zincirleme suç ilişkisi kalkacağından henüz sonuca bağlanmayan suçla ilgili kesinleşen hükme konu fiil gözetilmeksizin bağımsız hüküm kurulmalıdır.
Zincirleme suça dâhil olan bir suçtan bu durum gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiş ise, zincirleme suça konu ikinci suçla ilgili olarak mahkemece; kesinleşen hükme konu eylem de göz önüne alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle hüküm kurulmalı, kesinleşen hükümdeki ceza sonuç cezadan indirilmeli, böylece yargılaması devam eden suça ilişkin ceza belirlenmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 15.03.2016 tarihli ve 847-128 sayılı ve 25.12.2018 tarihli ve 732-678 sayılı kararlarında da bu şekilde yapılan uygulamanın isabetli olduğu belirtilmiştir.
Bu noktada, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumuna da değinmek gerekmektedir.
5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması, esas itibarıyla bünyesinde iki karar barındıran bir kurumdur. İlk karar teknik anlamda hüküm sayılan, ancak açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle hukuken varlık kazanamayan bu nedenle hüküm ifade etmeyen, koşullara uyulması hâlinde düşme hükmüne dönüşecek, koşullara uyulmaması hâlinde ise varlık kazanacak olan mahkûmiyet hükmü, ikinci karar ise, bu ön hükmün üzerine inşa edilen ve önceki hükmün varlık kazanmasını engelleyen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıdır. Bu ikinci kararın en temel ve belirgin özelliği varlığı devam ettiği sürece, ön hükmün hukuken sonuç doğurma özelliği kazanamamasıdır.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmü ise hükmün açıklanması, düşme kararının verilmesi veya yeni bir mahkûmiyet hükmünün tesisinden sonra hukuken varlık kazanacağından ancak bu hâlde istinaf ve temyiz incelemesine konu olabilecek, istinaf ve temyiz kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi hâlinde ise koşulları bulunduğu taktirde kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolu ile denetlenebilecektir.
Diğer taraftan ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım "olmazsa olmaz" (sine qua non) şartlar aranır. Bu bağlamda muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de "Non bis in idem" olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır.
"Non bis in idem" ilkesi evrensel hukukun temel ilkelerinden biri olup doktrinde de kabul edildiği gibi yazılı kural hâline getirilmemiş olsa bile uygulanması gereken bir kuraldır. 1412 sayılı CMUK'nın 253. maddesinin üçüncü fıkrası; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın "Duruşmanın sona ermesi ve hüküm" başlıklı 223. maddesinin yedinci fıkrası ise "Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir.
"Non bis in idem" ilkesine uluslararası sözleşmelerde de yer verilmiş olup konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 7 numaralı Ek Protokolünün "Aynı suçtan iki kez yargılanmama ve cezalandırılmama hakkı" başlıklı 4. maddesinin ilk fıkrasında; "Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez." şeklinde ifade edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
… Cumhuriyet Başsavcılığının 14.07.2012 tarihli iddianamesiyle sanık … hakkında mağdur … …’a yönelik “03.07.2012” tarihinde işlediği şantaj suçu nedeniyle açılan kamu davasının … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/954 esas sırasına kaydedildiği, … Cumhuriyet Başsavcılığının 06.08.2012 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında, mağdura yönelik “23.07.2012 ve sonrası”nda işlediği iddia edilen şantaj ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından kamu davası açıldığı ve söz konusu kamu davasının … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/42 esas sırasına kayıt edildiği, anılan kamu davalarının … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 12.09.2012 tarihli ve 954-1030 sayılı kararıyla … 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/42 esas sayılı dosyasında birleştirildiği, … 5. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasında ilgisi sebebiyle dosyaya celp edilen … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas sayılı dosyası incelendiğinde; … Cumhuriyet Başsavcılığının 16.07.2012 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında mağdura yönelik “Temmuz 2012” tarihinde işlediği iddia edilen şantaj ve kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçlarından açılan kamu davasının … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 sırasına kayıt edildiğinin ve anılan Mahkemece yapılan yargılama neticesinde 18.10.2012 tarih ve 856-1386 sayı ile sanığın her iki suçtan mahkûmiyetine ve mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin belirlendiği anlaşılmaktadır.
Direnme kararına konu dosyada Yerel Mahkeme olan … 2. Asliye Ceza Mahkemesinin bozma kararından önce verdiği 02.11.2012 tarihli ve 42-120 sayılı kararda; yukarıda sözü edilen her üç kamu davasına değinilerek sanığın yakın tarihlerde gerçekleştirmiş olduğu şantaj eylemlerinin müteselsilen işlenmiş tek bir şantaj suçunu oluşturduğu, … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 18.10.2012 tarihli ve 856-1386 sayılı kararında sanık hakkında şantaj suçundan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmekle birlikte teselsül hükümlerinin uygulanmadığı, bu nedenle yargılamaya konu dosyada sanığın yalnızca teselsül artırım oranında cezalandırılması gerektiği sonucuna ulaşılmış, bu kapsamda özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyetin yanı sıra sanık hakkında … 4. Asliye Ceza Mahkemesince hükmedilen 10 ay hapis ve 100 gün adli para cezasının ¼ oranında artırılmasıyla 2 ay 15 gün hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan verilen mahkûmiyet hükmünün onanmasına, şantaj suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün ise sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına konu şantaj eylemi ile inceleme konusu dosyadaki şantaj eyleminin birbirinden bağımsız ve farklı oldukları gerekçesiyle inceleme konu dosyada sanık hakkında temel ceza tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde teselsül artırım oranında cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verildiği anlaşılmış ise de;
Direnme kararına konu yargılamaya ilişkin 14.07.2012 ve 06.08.2012 tarihli iddianamelerde gerek suç tarihlerinin gerekse sanığın mağdura yönelik eylemlerinin net bir şekilde belirlenmesi, bu kapsamda sanık hakkında 03.07.2012 tarihli şantaj suçu nedeniyle açılan kamu davasına konu 14.07.2012 tarihli iddianamenin 23.07.2012 tarihinde işlenen şantaj suçu bakımından hukuki kesinti oluşturması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas sayılı yargılamasına konu iddianamede suç tarihinin ve sanığa yüklenen şantaj eyleminin diğer iddianamelerde yer verilen eylemlerden farklı olup olmadığının net bir şekilde ortaya konulmaması ve CMK’nın 231. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmayan 18.10.2012 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile belirlenen denetim süresi sonunda nasıl bir karar verildiğinin belirlenmemiş olması karşısında;
Sanığa yüklenen şantaj eylemlerinin ayrı ayrı suçları mı yoksa zincirleme biçimde işlenen şantaj suçunu mu oluşturacağı ve sanık hakkında mükerrer açılan kamu davası olup olmadığı hususlarının tespiti bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/856 esas sayılı yargılamasına konu iddianamede suç tarihinin ve sanığa yüklenen şantaj eyleminin diğer iddianamelerde yer verilen eylemlerden farklı olup olmadığının net bir şekilde ortaya konulup, 18.10.2012 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı ile belirlenen denetim süresi sonunda nasıl bir karar verildiği belirlendikten sonra sanığın hukuki durumunun tayini yerine eksik araştırmayla hüküm kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.03.2016 tarihli ve 619-142 sayılı, sanık hakkında şantaj suçundan kurulan direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.03.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
…
Zincirleme suça dahil bir suçtan beraat kararı verilmiş ya da zamanaşımı, genel af veya şikâyetten vazgeçme gibi ceza ilişkisini ortadan kaldıran bir sebep doğmuşsa, henüz karara bağlanmayan diğer suç hakkında kesinleşen hükme konu fiil gözetilmeksizin bağımsız hüküm kurulmalıdır. Buna karşılık zincirleme suça dahil bir suçtan bu durum gözetilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmiş ve kesinleşmişse, devam eden yargılamada mahkeme kesinleşen hükmü de göz önüne alarak zincirleme suç hükümlerini uygular ve sonuç cezadan kesinleşen hükümdeki cezayı indirir.
Dava Zamanaşımı
TCK m. 66/4 uyarınca zamanaşımı süresinin belirlenmesinde suçun kanundaki cezasının üst sınırı esas alınır; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda hapis cezası belirleyicidir. Şantaj suçunun birinci ve ikinci fıkralarındaki üst sınır karar metinlerinden üç yıl hapis olarak anlaşılmaktadır; bu durumda TCK m. 66/1-e kapsamındaki, yani beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlara ilişkin sekiz yıllık dilimde değerlendirilebilir görünmektedir. Dosyadaki deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir hâlinin söz konusu olduğu durumlarda ise TCK m. 66/3 gereğince o hâlin cezası esas alınarak süre yeniden belirlenir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Zamanaşımının başlangıç anı bakımından TCK m. 66/6 açık bir düzenleme getirmektedir: tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, zincirleme suçlarda ise son suçun işlendiği günden itibaren zamanaşımı işlemeye başlar.
Şantaj Eyleminde Gündeme Gelebilecek Diğer Suçlar
Şantaj eylemi çoğu zaman başka suçlarla birlikte gündeme gelir. Failin mağdura ait aleni olmayan konuşmaları rızası dışında kaydetmesi durumunda TCK m. 133/1 devreye girer: bu eylem iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. Bu yolla elde edilen kayıtların hukuka aykırı biçimde açıklanması ise TCK m. 133/3 uyarınca ayrıca iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dört bin güne kadar adli para cezasıyla karşılık bulur; söz konusu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması hâlinde de aynı ceza uygulanır. TCK m. 133/3 kapsamında cezalandırılabilmek için söz konusu bilgilerin TCK m. 133/1 veya m. 133/2 kapsamında suç işlenerek elde edilmiş olup olmadığı ayrıca değerlendirilir; bu konuda güncel uygulamanın ayrıca takip edilmesi gerekir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 133Kaynağı aç
taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları
bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2) Katıldığı aleni olmayan bir
söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan
kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni
olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı
olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar
adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın
yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
Özel hayatın gizliliğini ihlal
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2012/27549, K. 2013/22721Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması
Hüküm : Beraat
Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
İki veya daha fazla kişinin, başkalarının bilmeyeceği ve sınırlı bir dinleyici çevresi dışına çıkmayacağı yönünde haklı bir inanç ve iradeyle hareket ederek, herhangi bir aracı vasıta olarak kullanmadan, yüz yüze gerçekleştirdikleri, ancak özel bir çaba gösterilerek duyulabilecek, aleni olmayan, söze dayalı, sesli düşünce açıklamalarının, konuşmanın tarafı olmayan kişi veya kişilerce, ilgilisinin rızası olmaksızın, elverişli bir aletle (sesli bir açıklamayı kuvvetlendirerek veya naklederek onu ses alanının dışına çıkartıp doğrudan doğruya algılanabilir hale getirmeye yarayan her türlü düzenekle) dinlenmesi veya akustik olarak tekrar dinlenebilmesi imkanını sağlayan bir aletle kaydedilmesinin TCK'nın 133/1. maddesinde; en az üç veya daha fazla kişinin, yüz yüze gerçekleştirdikleri, aleni olmayan, söze dayalı düşünce aktarımlarının, söyleşinin tarafı olan kişi veya kişilerce, ilgililerinin rızası olmaksızın, bir aletle kaydedilmesinin aynı Kanunun 133/2. maddesinde kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması başlığı altında suç olarak tanımlandığı, söyleşiden farklı olarak, iki kişi arasında da gerçekleşebilecek olan konuşmada, konuşan tarafların, aralarında geçen sözleri kaydetmesi, TCK'nın 133/1. maddesi kapsamında suç olarak tanımlanmamış olup, koşulları bulunduğu takdirde eylemin aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturabileceği; elverişli bir aletle dinlenilen veya kaydedilen konuşma veya söyleşiden elde edilen bilgiler sayesinde kendi veya üçüncü kişi lehine, maddi ya da manevi yarar, yani; fayda veya avantaj sağlanması; bu bilgilerin, menfaat karşılığı olsun ya da olmasın, ilgilisi dışındaki kişi veya kişilere verilmesi ya da diğer kişilerin dolaylı olarak bilgi edinmelerinin temin edilmesinin TCK'nın 133/3. maddesinde ayrıca suç olarak tanımlandığı, hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 80. maddesi ile TCK'nın 133/3. maddesinde yapılan değişiklikle kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verilerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi eyleminin suç olarak düzenlendiği,
Ancak, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiğinden de söz edilemeyeceği,
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre; kendisine olan borcunu ödemesini istediği mağdur …'un, alacağını vermeyip, tehdit içeren söylemlerde bulunduğunu belirterek, Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunan sanığın, iddiasına ispat olarak, daha önce cep telefonunun ses kaydetme fonksiyonunu kullanarak gizlice kaydettiği, mağdurla aralarında geçen konuşmaların yer aldığı CD'yi, Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği, Cumhuriyet Başsavcılığının 10.02.2010 tarihli iddianamesi ile de, sanığın kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunu işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı; ayrıca, sanık tarafından verilen CD içeriğindeki konuşmalara dayalı olarak, mağdur …'un da sanığa yönelik, “vallahi ben bilmem, ya sen geberirsin, ya da Faruk geberir” şeklinde sözler sarf ederek, tehdit suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
İddiaya konu ses kaydının yer aldığı CD'nin çözümüne ilişkin 26.01.2010 tarihli bilirkişi raporu ve taraf beyanlarına göre, kayıt, mağdurun bilgisi ve rızası dışında gerçekleştiği halde, mağdurun, yargılama esnasında, konuşmalarının kaydedilmiş olmasına rıza gösterdiği yönündeki ifadesi nazara alınarak; ayrıca, gerek soruşturma, gerek kovuşturma aşamasında, mağdurun sanığa yönelik bir şikayetinin bulunmadığı dikkate alınmaksızın, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle, sanık hakkında beraat kararı verildiği görülmüş ise de,
Sanığın, iddiaya konu konuşmanın tarafı olması ve sanık ile mağdur arasında geçen konuşmaya bir üçüncü kişinin dahil olmaması karşısında, TCK'nın 133/1 ve aynı Kanunun 133/2. maddesindeki; 6352 sayılı Kanunun 80. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki TCK'nın 133/3. maddesinin, “Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi…cezalandırılır.” hükmü, anılan maddenin gerekçesinde yer alan, “Maddenin üçüncü fıkrasına göre, bir ve ikinci fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi suretiyle elde edildiği bilinen veya böylece elde edildiği kabul edilebilecek olan bilgilerden yarar sağlanması veya bunları başkalarına verilmesi veya bunlardan diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin etmek, suç olarak tanımlanmıştır…” açıklamalarıyla birlikte göz önüne alındığında, iddia konusu ses kaydı, TCK'nın 133/1 veya 133/2. maddelerindeki suç işlenerek elde edilen bilgi niteliğinde kabul edilemeyeceğinden, TCK'nın 133/3. maddesindeki kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçunun oluşmayacağı,
Sanığın eylemleri, TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir ise de, hukuki ihtilafa konu olabilecek bir borç ilişkisi ile ilgili konuşmaların, mağdurun özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunmadığı gibi, bahse konu konuşmaları içeren CD'yi, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın, mağdurun kendisine yönelik tehdit suçunu işlediği iddiasını ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delilin muhafazasını sağlama amacını taşıyan eylemlerinde, hukuka aykırı hareket ettiği
bilinciyle hareket ettiği de kabul edilemeyeceğinden, sanığın eylemlerinin TCK'nın 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmayacağı anlaşılmakla, gerekçesi isabetsiz olan yerel mahkeme kararının sonucu itibariyle doğru olduğu kabul edilmiş, tebliğnamedeki, sanığın şikayet etme gayesiyle cep telefonuna kayda aldığı konuşmalara sonradan rıza gösterilmesinin, yasadaki suçu hukuka uygun hale getirmeyeceği gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine, beraat kararı verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasını öneren görüşe iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, mahalli Cumhuriyet savcısının sanığa atılı suçun sabit olduğuna ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
Sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmadığı dosya kapsamıyla sabit olduğu ve sanığın CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince, aynı Kanunun 223/9. maddesi de nazara alınarak, beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, A harfiyle belirtilen hüküm fıkrasının 1 numaralı paragrafının, “Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu anlaşıldığından, CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince, aynı Kanunun 223/9. maddesi de nazara alınarak, sanığın beraatine,” şeklinde düzeltilmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kişilerin özel hayatının gizliliğine ilişkin görüntü veya seslerin izinsiz kayda alınması TCK m. 134/1 kapsamında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirirken gizliliğin bu yolla ihlal edilmesi hâlinde ceza bir kat artırılır. Özel hayata ait görüntü veya seslerin hukuka aykırı biçimde ifşa edilmesi ise TCK m. 134/2 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla yaptırıma bağlanmıştır; basın ve yayın yoluyla yayım hâlinde de bu ceza uygulanmaya devam eder.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 134Kaynağı aç
kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin
görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek
ceza bir kat artırılır.[59]
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına
ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan
beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın
ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
Kişisel verilerin kaydedilmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2012/27549, K. 2013/22721 sayılı kararında; hukuki ihtilafa konu olabilecek bir borç ilişkisine dair konuşmaların mağdurun özel yaşam alanına ilişkin ve özel hayatın gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunmayabileceğini, aynı şekilde kendisine yönelik tehdit suçunu ispatlama ve kaybolma olasılığı bulunan delili muhafaza etme amacıyla hareket eden kişinin karşı tarafın rızası olmaksızın konuşma kaydetmesi eyleminin TCK m. 134 kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturmayabileceğini değerlendirmiştir. Bu yaklaşım, söz konusu davada kaydın yalnızca ispat ve delil muhafazasına yönelik olması ile üçüncü kişilerle paylaşılmaması koşullarına özgü bir değerlendirmedir.
Şantajın örgütlü biçimde gerçekleştirildiği durumlarda TCK m. 220 ayrıca gündeme gelebilir. Suç işlemek amacıyla örgüt kuran veya yönetenler, örgütün yapısı, üye sayısı ve araç-gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması koşuluyla beş yıldan on yıla kadar hapis cezasıyla yargılanır; bu suç için örgütte en az üç kişi bulunması gereklidir. Örgütün silahlı nitelik taşıması hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Örgüt faaliyeti çerçevesinde şantaj suçunun da işlenmesi durumunda her iki suçtan TCK m. 220/4 uyarınca ayrıca cezaya hükmolunur. 24/12/2025 tarihinde yürürlüğe giren TCK m. 220/5 hükmüne göre ise örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması hâlinde örgüt yöneticilerine ayrıca yarısından bir katına kadar artırım uygulanır ve yöneticiler bu suçlardan fail olarak da cezalandırılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 220Kaynağı aç
kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç
ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, iki yıldan beş
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silahlı olması halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek
ceza yarısı oranında artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde, ayrıca bu
suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur.
(5) (Ek cümle:24/12/2025-7571/20 md.) Örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması
halinde, örgüt yöneticilerine yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza
yarısından bir katına kadar artırılır. Örgüt yöneticileri, örgütün
faaliyeti çerçevesinde işlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak
cezalandırılır.
(6) (Değişik:2/3/2024-7499/10 md.) (İptal fıkra: Anayasa Mahkemesinin
5/11/2024 Tarihli ve E.:2024/81, K.:2024/189 Sayılı Kararı ile)
(7) (Değişik: 2/7/2012 – 6352/85 md.)
Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek
ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt
üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine
kadar indirilebilir.
(8) Örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru
gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde
propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı
oranında artırılır.[91]
Etkin pişmanlık
Delil ve Hukuka Aykırı Yollarla Elde Edilen Kayıtlar
Hukuka aykırı yöntemle elde edilen deliller ceza yargılamasında ispat aracı olarak kullanılamaz. CMK m. 230/1 uyarınca hükmün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ya da reddedilen delillerin belirtilmesi zorunludur; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller gerekçede ayrıca ve açıkça gösterilmelidir. Şantaj suçu (TCK m. 107), CMK m. 135/6'da sayılan katalog suçlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle, başka bir suçun soruşturulması sırasında alınan iletişim tespiti kararı kapsamında tesadüfen elde edilen ve şantaj suçuyla ilgili olan kayıtlar, şantaj suçunun katalog dışında kalması karşısında yasak delil niteliği taşır ve hükme esas alınamaz; yasak delil niteliğindeki iletişim tespiti kayıtları dışında başka delillerin toplanması gerekir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 135Kaynağı aç
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil
elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim
veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla
şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda
alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını
derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.[38]
(Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu
madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini
ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki
iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun
anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.[39]
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü,
hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon
numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü,
kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak,
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi
halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak
her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere
uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın
yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu
hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit
işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir.[40]
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır.
Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,
iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite
imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler:
24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı
kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç
yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir
süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda
alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda
sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. (Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142)
ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli
dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme:
24/11/2016-6763/26 md.) Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. (Ek: 24/11/2016-6763/26 md.) Tefecilik
(madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331,
333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda
tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci
maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,[41]
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü
maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir
başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.
Müdafiin bürosu ve yerleşim yeri
Cezanın Ertelenmesi
TCK m. 51/1 uyarınca iki yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış ya da altmış beş yaşını bitirmiş kişiler bakımından bu üst sınır üç yıla çıkmaktadır. Ertelemenin uygulanabilmesi için bu süre sınırına ek olarak TCK m. 51/1'in a ve b bentlerinde öngörülen koşulların; önceden üç ayı aşan kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmak ve pişmanlık koşulunun birlikte sağlanmış olması gerekir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 51Kaynağı aç
hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst
sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını
bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi
için kişinin;
a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına
mahkûm edilmemiş olması,
b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık
dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması,
gerekir.
(2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen
iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi
koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın
infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi
halinde, infaz hâkimi kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhal salıverilir.[9]
(3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla
olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm
olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde;
a) Bir meslek veya sanat sahibi
olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi
hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra
eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat
edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir
eğitim kurumuna devam etmesine,
mahkemece karar verilebilir.
(5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman
kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve
sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte
bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle
görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve
sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor
düzenleyerek infaz hâkimine verir.9
(6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde
bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman
kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir.
(7) Hükümlünün denetim süresi içinde
kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, infaz
hâkiminin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın
kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine infaz hâkimliğince karar
verilir.[10]
(8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği
takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.
Adlî para cezası
Uzlaştırma
CMK m. 253/1, uzlaştırma kapsamındaki suçları sayma yöntemiyle belirlemiştir. Şantaj suçu bu liste kapsamında yer almadığından uzlaştırma hükümleri uygulanmaz. Aynı maddenin 3. fıkrasına göre uzlaştırma kapsamına giren bir suç, kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olsa dahi uzlaşma hükümleri uygulanmaz. CMK m. 253'e sonradan eklenen bir düzenlemeyle, önödeme kapsamına giren bir suçla uzlaştırma kapsamındaki bir suçun birlikte işlenmesi hâlinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümlerinin uygulanabileceği öngörülmüştür; bu istisnânın somut davada geçerli olup olmayacağı dosyanın özelliklerine göre değerlendirilir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 253Kaynağı aç
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek
veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer
alan;[102]
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit
(madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
(madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık
(madde 141),
7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Güveni kötüye kullanma (üçüncü fıkra hariç, madde 155),[103]
8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık
(madde 157),
9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Suç eşyasının satın
alınması veya kabul edilmesi (madde 165),
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi
veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun
veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla,
suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis
veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak
üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna
gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret
suçunda (madde 125) uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek
cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu
kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması
hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:24/12/2025-7571/24 md.)
Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına
giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma
kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.[104][105][106][107]
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya
tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli
şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro
tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar
görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat
veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören,
kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını
bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. 106[108]
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve
uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura,
suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması
halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet
veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya
suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi,
soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin
uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi
sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde
bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve
Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın
gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.[109]
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine
verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında
yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma
müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve
vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya
kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi
halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle
ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı,
uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak
kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma
bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını
da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu
soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına
gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya
suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin
düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan
edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine
dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi
mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna
gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin
edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside
bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar
aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı
verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde,
171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…)[110] Uzlaşmanın sağlanması
halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan
zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış
olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi
halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden
sayılır.[111]
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir
soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar
görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren,
uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu
düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği
tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) (Değişik birinci cümle:
24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet
Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı
ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır.
Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından
karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda
öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
(24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı
bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile
personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer
aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden
görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı
anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları,
uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.[112]
(25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri,
eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum
ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili,
uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet
başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve
esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve
raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve
esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
Mahkeme tarafından uzlaştırma
Şantaj suçu tamamlanmış sayılmak için mağdurun istenen şeyi yapması gerekir mi?
Hayır. TCK m. 107/2 kapsamında suç, zorlamaya elverişli tehdidin mağdura ulaşmasıyla tamamlanır; mağdurun iradesinin fiilen etkilenip etkilenmediği araştırılmaz. Yararın elde edilmiş olması da suçun tamamlanması bakımından aranmaz.
Tehdidin mağdurun şeref ve saygınlığını zedelemesi zorunlu mu?
TCK m. 107/2 kapsamında suçun oluşabilmesi için tehdidin konusunun mağdurun şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikte olması gerekir. Bu yetmez; tehdidin belli bir boyuta ulaşarak objektif olarak mağdurun iradesini etkilemeye ve zorlamaya elverişli olması da aranır. Bu iki koşulun somut olayda birlikte sağlanıp sağlanmadığı mahkemece değerlendirilir.
İsnat edilen hususun gerçek olması şantaj suçunun oluşması için gerekli mi?
Hayır. TCK m. 107/2 kapsamında suçun oluşması için isnat edilen hususların gerçek olması şart değildir. Failin elinde isnadı ortaya koyacak belge veya bilgi bulunması da zorunlu değildir; tehdidin şeref ve saygınlığa zarar verecek nitelikte olması ve mağdura ulaşması suçun oluşması açısından belirleyicidir.
Şantaj suçunda elde edilmek istenen yararın maddi olması şart mı?
Hayır. Sağlanmak istenen yarar para, mal veya hizmet gibi maddi bir değer olabileceği gibi maddi değer taşımayan başka bir fayda da olabilir. Ancak istenen yararın haksız nitelik taşıması gerekir; failin zaten hakkı olan bir hususa ilişkin taleplerde bu fıkra kapsamında şantaj suçu oluşmaz.
Şantaj kaydedilen konuşma ya da görüntülerle yapılırsa başka suçlar da oluşur mu?
Aleni olmayan konuşmaların rıza dışı kaydedilmesi TCK m. 133/1 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirirken bu kayıtların hukuka aykırı biçimde ifşa edilmesi TCK m. 133/3 kapsamında ayrıca yaptırıma tabidir. TCK m. 133/3'ün uygulanıp uygulanamayacağı, kayıtların m. 133/1 ya da m. 133/2 kapsamında suç işlenerek elde edilip edilmediğine göre değerlendirilir; bu konuda güncel uygulamanın takip edilmesi gerekir. Özel hayata ilişkin görüntü ya da seslerin kayda alınması veya ifşa edilmesi de TCK m. 134 kapsamında ayrı suç oluşturabilir.
Şantaj suçunda dava zamanaşımı ne zaman ve nasıl işler?
TCK m. 66/4 uyarınca zamanaşımı süresinin belirlenmesinde suçun kanundaki üst sınırı esas alınır. Şantaj suçunun temel hâlindeki üst sınır karar metinlerinden üç yıl hapis olarak anlaşılmakta olup TCK m. 66/1-e kapsamındaki sekiz yıllık dilimde değerlendirilebilir görünmektedir. Zamanaşımı tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, zincirleme suçlarda ise son suçun işlendiği günden itibaren başlar. Nitelikli hâlin söz konusu olduğu durumlarda TCK m. 66/3 gereğince o hâlin cezası esas alınarak süre yeniden belirlenir.
Aynı kişiye birden fazla kez şantaj yapılırsa her eylem için ayrı ceza mı verilir?
Failin aynı mağdura karşı aynı suç işleme kararı altında farklı zamanlarda birden fazla kez şantaj yapması hâlinde zincirleme suç hükümleri uygulanır. Bu durumda her suç için ayrı ceza verilmez; tek bir cezaya hükmedilerek bu ceza TCK m. 43/1 gereğince dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

