Sahte Avukat Mesajı Dolandırıcılık Oluşturur mu

by Avukat Erdal Ersoy
Sahte Avukat Mesajı Dolandırıcılık Oluşturur mu

Sahte avukat görünümlü mesaj, dolandırıcılığın unsurları gerçekleşirse bu suça girebilir. Hileli davranışlarla bir kimse aldatılmalı; aldatma onun veya başkasının zararına yol açmalı ve fail kendisine ya da başkasına yarar sağlamalıdır. Bu suçta hapis cezası bir yıldan beş yıla kadar, adli para cezası beşbin güne kadardır. Basit halin düzenlemesi, nitelikli halleri aynı fıkra içinde toplamaz.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 157Kaynağı aç
Madde 157- (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir. Nitelikli dolandırıcılık

Dolandırıcılığın birlikte aranan şartları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/19 E., 2015/309 K. sayılı kararda suçun oluşması üç şartın birlikte bulunmasına bağlanmıştır. Fail hileli davranışlarda bulunmalıdır. Bu davranışlar mağduru aldatabilecek nitelikte olmalıdır. Sonuçta mağdurun veya başkasının aleyhine, failin kendisi ya da başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır. Şartlardan birinin eksik kalması fiili bu suça tamamlamaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/19, K. 2015/309Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2014/19 E.  ,  2015/309 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : … Ağır Ceza Dolandırıcılık suçundan açılan ve birleştirilen kamu davalarının yapılan yargılaması sonucunda sanığın; katılan …'e karşı eylemi nedeniyle TCK'nun 157/1, 62/1, 52/2, 52/4, 53/1. maddeleri uyarınca bir yıl üç ay hapis ve 5000 TL adli para, … ve …'e karşı eylemleri nedeniyle 157/1, 62/1, 52/2, 52/4, 53/1. maddeleri gereği bir yıl üç ay hapis ve 11.660 TL adli para, …'a karşı eylemi nedeniyle 157/1, 168/1, 62/1, 52/2, 52/4, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri gereğince beş ay hapis ve 660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin, …nce verilen … gün ve … sayılı hükmün sanık müdafii ile katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince … gün ve 19613-1964 sayı ile; "1) Sanık … hakkında katılan …, …, …'ye karşı işlediği dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat kararları, …'a karşı işlediği dolandırıcılık suçundan açılan mükerrer kamu davası nedeniyle verilen ret kararı, sanık … hakkında mağdurlar …, …, …, …, …, …, …, …'na karşı işlediği dolandırıcılık suçundan verilen beraat, …'a karşı işlediği dolandırıcılık suçundan açılan mükerrer kamu davasından verilen ret kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteğinin incelenmesinde; Katılan …'in diğer katılanlara karşı işlenen suçlardan doğrudan zarar görmesinin söz konusu olmaması karşısında, katılan vekilinin bahsi geçen uygulamalar yönünden temyiz isteğinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 317. maddesi gereğince reddine, 2) Sanık … hakkında katılanlar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …'a karşı işlediği dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet; sanık … hakkında katılanlar …, … ile …'e karşı işlediği dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet, … hakkında katılan …'e karşı işlediği dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararlarına yönelik, sanıklar müdafileri ile katılan … vekilinin temyiz isteklerinin incelenmesinde; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler bulunmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli, bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Avukatlık yapan sanık …'nin, avukatlık sıfatının bulunmadığını bildiği … ile iş sahiplerinden kendisi adına vekâlet alması bu suretle vekilliğini üstlendiği kişilerden alacağı vekâlet ücretinin belirli bir oranını …'e vereceği hususunda anlaşmaları, …'in kendisini avukat olarak tanıtıp … ile birlikte çalıştıklarını söyleyerek ikna ettiği iş sahipleri olan katılan ve mağdurların hukuki sorunlarının çözümü için dava açılacağı veya işlerinin takip edileceği vaadi ile noterde kendisinin de avukat olarak gösterildiği vekâletnameler düzenlenmesini sağlayıp menfaat temin ederek aralarında paylaşmaları şeklinde gelişen olayda mahkemenin dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün onanmasına, 3) Sanık … hakkında …'a karşı işlediği dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde; Yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; Adli sicil kaydında tekerrüre esas mahkûmiyeti bulunmayan sanık …'ye …'in sabıka kaydındaki tekerrüre esas mahkûmiyeti dayanak gösterilerek 5237 sayılı TCK’nun 58. maddesinin uygulanması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca bozulmasına, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereği uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hükümde yer alan tekerrür uygulanmasına ilişkin kısmın çıkartılması suretiyle, sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün düzeltilerek onanmasına, 4) Sanık … hakkında … ile …'na karşı işlediği dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde; Katılan beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, diğer sanık tarafından bildirilen kimlik bilgileriyle adına vekâletname çıkarılması dışında katılanlarla hiçbir irtibatı olmayan …'nin, kendisini avukat olarak tanıtıp bir hukuki problemlerini çözeceğini vaat ederek katılanlardan para alan sanık …'in fiiline hangi şekilde iştirak ettiği tartışılmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. …nce 15.05.2013 gün ve 87-103 sayı ile; sanık …'nin … ve …'na karşı dolandırıcılık suçundan beraatına karar verilmiş, söz konusu hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.11.2013 gün ve 306387 sayı ile; "Yargıtay 15. Ceza Dairesinin … tarihli ilamına, …, …, …, …'e yönelik verilen kararlar açısından sanık … lehine itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür. Uyuşmazlık … yönünden suçların sübut bulup bulmadığı noktasında toplanmaktadır. Sanık … suçların işlendiği iddia edilen tarihlerde … Barosuna kayıtlı avukat olup, Çorlu İlçesinde serbest avukatlık yapmaktadır. Sanık …'nin suç tarihlerini kapsayan döneme ilişkin baro levhasında kayıtlı olduğu, avukatlık yapmasına engel bir halin olmadığı da dosya kapsamıyla sabittir. İtiraz kapsamının dışında kalan sanık … ise …'nin liseden arkadaşı olup, davası nedeniyle 27.05.2008 günü …'ye vekâlet verdiği, …'in kimlik ve avukatlık bilgilerinin bu vekâletnamenin üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Sanık … liseden arkadaşı olan diğer sanıkla ondört yıl görüşmediğini, diğer sanığın davası nedeniyle görüşmeye başladığını iddia etmektedir. Ondört yıldır diğer sanıkla görüşmediği konusunda söylediklerinin aksine bir delil ortaya konulmamıştır. Sanık … kendisine yapılan suçlamalarla ilgili; hakkında dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet kararı verilen diğer sanıkla ortak hareket etmediğini söylemekte, hatta diğer sanığın ismini kullandığını öğrendiğinde, katılan …'le yaşayan … ile kavga etmeye gittiğini iddia etmektedir. İleri sürdüğü iddia konusunda …, …, …'u tanık olarak dinletmiş, tanıklar …'in kavga etmek amacıyla diğer sanığın yanında kaldığı …'ın evine gittiklerini doğrulamışlardır. Dinlenen … ve …, …'ın evine girdiklerini, dışarıda olan olayları görmediklerini söylemiş, …; sanık …'in …'e sopayla saldırdığını, küfür ettiğini, …'ın 'çok bağırıyorsunuz, beni mahalleye rezil ediyorsunuz' dediğini, sanık …'in …'a da hakaret ettiğini, …'ın 'halledeceğiz' gibi sözler söylediğini söylemiş, bu diyaloglara tanık olan … mahkemece dinlenilmediği gibi, …'dan olayla ilgili bilgileri sorulmamıştır. Bu konuda mahkemece bir eksik araştırma olsa da sanık …'in iddiaları dinlenilen tanıklarca doğrulanmış olduğundan, olayın sanık …'in anlattığı şekilde gerçekleştiği kabul edilmelidir. Sanık …; katılanlar … ve …'i 04.04.2009 günü arayıp …'in avukat olmadığı konusunda uyardığını söylemiş, sanığın bu iddiası, 14.07.2011 tarihli celsede katılan … tarafından da doğrulanmıştır. Katılan … bu konuda sanık …'in kendilerine diğer sanığı azletmeleri ve vekâletname vermeleri durumunda davaya bakabileceğini söylediğini ifade etmiştir. …, …'i arayıp …'in avukat olmadığını söylediği iddiasında bulunmuş, …'den sorulduğunda 14.07.2011 tarihli celsede; '… beni aradı, vekâletimi geri çekmem gerektiğini, dolandırıldığımı, …'le beraber çalışmadığını söyledi' şeklinde cevap vermiştir. …; '…'in avukat olmadığını …'a söyledim' demiş ve sanığın bu iddiası katılan … tarafından da doğrulanmıştır. Katılan … ile telefonda konuşan sanık …, … …'un avukat olmadığını, birçok kişiyi bu yöntemle dolandırdığını anlatmıştır. Sanık …'in adının kullanıldığını öğrendikten sonra, mağdurları arayıp uyardığı, …'in dolandırıcı olduğunu anlattığı ve diğer sanığın kaldığı eve giderek ismini kullanması nedeniyle kavga ettiği de sabittir. Sanık …'in, …'le ortak çalıştığı ve aldığı paralardan pay aldığı konusu da ispatlanabilmiş değildir. Sanık …'in katılanlar tarafından suçlanması sonucunda, suçu sabit olan sanık …'in dolandırıcılık eylemine katıldığı, birlikte hareket edip atılı suçu işlediği kabul edilmiş ve sanığın mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme kararı onanmıştır. Sanık … hakkındaki mahkûmiyet kararını değerlendirebilmek için katılanların hazırlık aşamasından itibaren beyanlarını irdelemek, bu beyanların nasıl bir seyir izlediğini değerlendirmek gerekmektedir. Bu cümleden hareketle katılanların beyanları incelendiğinde; 1) Katılan …'in 06.05.2009 tarihinde polisteki ifadesi incelendiğinde; … ile katılanın hiç yüz yüze gelmedikleri, katılanın sanığa her hangi bir para vermediği, konuşmaların … ile yapılıp muhatap alındığı, kendisini avukat olarak tanıttığı, katılandan iki kez para alıp sözünü yerine getirememesi üzerine üçüncü görüşmede ortağı olarak …'ten söz edip …'in 2.500 TL para istediğini söyleyip katılandan bu parayı aldığı, bütün olanların …'in kontrolü içerisinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Sanık … bu konuda baştan beri tutarlı bir şekilde katılanın babası için sanık …'ten 300 TL taksi parası ve 500 TL de dosyaya bakım parası aldığını söylemiş, Özgür, …'in telefonunu bulup aradığında bu hususu katılana anlatmış, ayrıca diğer sanığın da dolandırıcı olduğunu, böyle birçok kişiyi dolandırdığını katılana söylemiştir. Hazırlık tahkikatında bu beyanlarda bulunan katılan, 23.07.2009 tarihli duruşmada …'ten bahsetmezken, sanıkla muhatap olup tanıdığını söylemezken 06.09.2011 tarihli celsede 'sanık …'ye ayrı ayrı 2.500 TL verdim, … bana diğer sanık …'le ortak olduklarını söylemişti' demiştir. Katılanın beyanlarını irdelediğimizde hangi beyanı doğru olarak kabul edilecektir. Katılanın sanığı suçlayan 06.09.2011 tarihli, önceki beyanı ile taban tabana zıt beyanlarını hükme esas alıp sanığı cezalandırmak mümkün değildir. Katılanın gittikçe sanığı suçlamaya yönelen beyanlarını doğru kabul etmek ve suçluluğu konusunda başka bir delil bulunmayan sanığı mahkûm etmek doğru olmayacaktır. 2) Katılan … 06.05.2009 tarihli poliste alınan beyanında, avukat …'yi ilk kez kayınvalidesi …'in evine geldiğinde gördüğünü, para konusunda konuşmadığını, bu konularda kendisini avukat olarak tanıtan ve kayınvalidesi ile birlikte yaşayan …'le muhatap olduklarını anlatmaktadır. 23.07.2009 tarihli duruşmada, 'olaydan haberdar olup bizlerin dolandırılmasına yol açan ve hatta komisyon alan avukat …'den de şikâyetçiyim' demiştir. 14.07.2011 tarihli celsede sanık …'in diğer sanıkla birlikte geldiğini, ortak çalıştıklarını söylediğini, 'vekâleti ikimiz adına ver' dediğini ifade etmiştir. 23.07.2009 tarihli celsede sanık aleyhine söylediği sözler ilk beyanlarında söylediği sözlerle çelişmekle birlikte, bu sözlerin söyleniş tarzından bir bilgiye değil, kanaate dayalı olduğu anlaşılmaktadır. 14.07.2011 tarihinde sanık aleyhine söylediği sözler ise, 06.05.2009 tarihli beyanları ile taban tabana zıt olup, bu söylenenleri doğru kabul etmek mahkûmiyete dayanak yapmak mümkün değildir. Sanık …'yi suçlayıcı ifadelerin, …'in yakalandıktan sonra, '…'nin her şeyden haberi vardı, ortak çalışıyorduk, ben komisyon veriyordum' sözlerinden sonra ivme kazandığı, katılanların bu sözlerden etkilenmelerine dayandığı anlaşılmaktadır. …'in annesi …'in de hazırlık beyanlarından farklı olarak mahkemede beyanlarda bulunduğu, dosya kapsamıyla sabit olup, bu ifadelerin tek başına delil olduğunu söylemek de mümkün değildir. 3) Katılan … 06.05.2009 tarihinde poliste alınan beyanında; avukat …'yi görmediğini, parayı kendisini avukat olarak tanıtan …'e verdiğini söylemiştir. 23.07.2009 tarihli celsede 'yakinen şahit olduğuma göre …'nin bu olaydan bilgisi vardır, sanık …'e önce 1.500, daha sonra 500 TL parayı sanık … ile geldiklerinde elden teslim ettim olaydan haberdar olduğunu düşündüğüm …'den şikâyetçiyim' demiştir. 14.07.2011 tarihli celse; 'sanıklar birlikte çalıştıklarını söylüyorlardı, …, …'in avukat olduğunu beyan etmişti' demiştir. Katılan ilk ifadesinde söylemediği şeyleri aşamalarda geliştirerek söyleyip sanık …'i suçlamıştır. 06.05.2009 tarihli duruşmada; kanaate dayalı olarak konuşan, 'olaydan haberdar olduğunu düşündüğüm' şeklinde beyanda bulunan katılanın, 14.07.2011 tarihinde; 'sanıklar birlikte çalıştıklarını söylüyorlardı, sanık …, sanık …'in avukat olduğunu söyledi' şeklinde kesinlik içeren sözler söylemesi nasıl izah edilebilir. Sanık …'le …'nin birlikte hareket edip atılı suçu işledikleri kabul edilerek sanığa da ceza verilmiş ise de, burada çok önemli bir husus gözden kaçırılmıştır. Sanık …'in 'biz diğer sanıkla ortak çalışıyorduk, ben ona komisyon veriyordum' demesine karşılık istisnasız bir şekilde dava açılan ve mahkûmiyetine karar verilen, tüm olaylarda kendisini avukat olarak tanıttığı, diğer sanık adına onun aracısı olarak hareket ettiğini beyan etmediğidir. … aracı ise neden kendisini avukat olarak tanıtmış, para almıştır da aracı olduğunu söylememiş ve gerçekten avukat olan kişinin ismini vekâletnamelere koydurmuştur. Sanığın yalnızca kendi ismini vekâletnameye koydurması halinde, dolandırıcılık suçunu işlediği hemen ortaya çıkacağı için böyle hareket ettiğini söylemek mümkündür. … … hakkında noterde düzenlenen vekâletnamelerle ilgili resmi belgede sahtecilikten dava açılmamış olsa da, yargılamaya konu vekâletnameler sahtecilik suçunun konusudur. Bu şekilde düzenlenen vekâletnamelerin çok açık bir şekilde sahtecilik suçunu oluşturduğu konusu sabittir. Avukat … olarak tanzim olunan vekâletnamelerin sahte olacağını bilemeyecek pozisyonda olmayan mesleki kıdeme sahip avukatın bu riski alabileceğini söylemek mümkün değildir. Sanık …'nin, mahkûmiyetine karar verilen ve dolandırıcılık suçlarını işlediği sabit olan diğer sanıktan bir komisyon aldığı ispatlanmamış iken, isminin diğer sanık … tarafından kullanıldığını öğrendikten sonra katılanları arayıp adını kullanan sanığın avukat değil dolandırıcı olduğunu söylediği, isminin dolandırıcılık olaylarında kullanıldığını öğrendikten sonra diğer sanıkla kavga edip küfürleştiği sabit iken katılanların yukarıda izah edilen çelişkili sözleri ile aralarında husumet oluşan kendisinin az ceza alacağını düşünmesi nedeniyle fiili 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 48. maddesine sokmaya çalışan her aşamada yalan söylediği ispatlanan …'in iddiaları ile faal olarak avukat olan, bürosu bulunan, avukatlık yapmasına engel cezası bulunmayan, katılanların vekâletini alıp davalarını takip olanağı bulunan ve vekâletname alma karşılığında doğrudan katılanlardan avukatlık ücretlerini tahsil etmesi mümkün olan sanığı mahkûm etmek mümkün değildir. Sanık … hakkında ileri sürülen iddialar, sanığın mahkûmiyeti konusunda yeterli olmadığı için beraatına karar verilmesini ve mahkûmiyet kararının onanması doğrultusunda Yargıtay 15. Ceza dairesinin … tarihli onama kararının kaldırılması gerekmektedir" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna müracaat ederek, Özel Dairenin … gün ve 19613 – 1964 sayılı sanık … hakkında katılan …'a karşı eylemlerinden verilen mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek onanması, katılanlar …, …, …'e karşı eylemi nedeniyle verilen mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin kararlarının kaldırılarak, sanığın adı geçen katılanlara karşı dolandırıcılık suçlarını işlemediği gerekçesiyle yerel mahkeme hükümlerinin bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur. CMK'nun 308/1. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 25.12.2013 gün ve 32132-20948 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçe ile karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kapsamına göre inceleme, sanık …'nin, katılanlar …, …, …, …'e yönelik eylemleri nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmış olup, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık …'nin … Barosuna kayıtlı avukat, hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükümler onanmak suretiyle kesinleşen ve incelemeye konu olmayan sanık …'in ise sanığın liseden arkadaşı olduğu ve bir davası nedeniyle sanığı vekil tayin ettiği, bu şekilde sanığın kimlik bilgileri ile bürosunun adresini öğrendiği, …'in kendisini avukat olarak tanıtıp ortağı olduğunu söylediği …'nin adını kullanmak suretiyle tanıdıklarından vekâletname alıp, vekâlet ücreti ve masraf adı altında para tahsil ettiği, bir kısım vekâletnamelerde her iki sanığın isimlerinin aynı adreste avukat olarak görev yaptıkları şeklinde yazıldığı, bazı vekâletnamelerde yalnızca …'in avukat olarak tayin edildiğinin belirtildiği, Sanık …'nin, soruşturma aşamasında isminin kullanıldığını dile getirip …'den şikâyetçi olduğu, Sanık … ile mağdurların beyanı alındıktan sonra, yargılamaya konu olaylarda iştiraki bulunabileceği düşüncesiyle, avukat olarak görev yapmakta olan sanık … hakkında son soruşturmanın açılması kararıyla kamu davası açıldığı ve bütün davaların birleştirildiği, Mağdurlar …, …'nun …'ye bir vekâlet verdikleri ve bu vekâletnameye dayalı olarak sanığın katılanların şikâyetçi oldukları olay nedeniyle verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz ettiği, tazminat ve icra dosyalarını takip ettiği, Mağdur …'nin ortaklığın giderilmesi davasının takip edilmesi amacıyla …'ye vekâlet verdiği, ancak söz konusu davanın masraf verilmemesi nedeniyle sanık tarafından takip edilmediği, Katılan …'in … aracılığı ile ulaştığı sanıktan tutuklu olan babasının dosyasıyla ilgilenmesini istediği, sanığın mağdurdan bir miktar masraf aldığı, söz konusu dosyayı inceleyip babası ile görüştüğü, ancak ücretin fazla bulunması nedeniyle sanığa vekâletname verilmediği, Katılan …'in … aracılığı ile tanışıp görüştüğü sanık …'den tutuklu olan eşinin dosyasıyla ilgilenmesini istediği, sanığın katılanın cezaevindeki eşi ile görüştüğü, Katılan …'in … aracılığı ile ulaştığı sanıktan tutuklu olan babasının dosyasıyla ilgilenmesini istediği, sanığın katılanın cezaevinde bulunan babası ile görüştüğü, …'nin … tarafından posta havalesiyle gönderilen 24.02.2009 tarihli dokuzyüz liralık ödemeyi aldığına ilişkin bir havale makbuzu bulunduğu, ancak söz konusu evrakta ödeme nedeninin yazılı olmadığı, dosyada sanıklar arasında para alışverişine ilişkin başka bir belgeye rastlanmadığı, Sanık …'in …, …, …, …'den iş takibi amacıyla ayrı ayrı bir miktar para aldığına ilişkin yarım kâğıtlara yazılı metni imzalayıp adı geçen şikâyetçilere verdiği, Dosyada …'in avukat olarak belirtildiği el yazısıyla yazılmış çok sayıda belgenin mevcut olduğu, Sanık …'nin karşılıksız çek keşide etmek suçundan iki adet sabıkasının, …'in ise ruhsatsız silah taşımak, iftira ve karşılıksız çek keşide etmek suçlarından çok sayıda sicil kaydının bulunduğu, … hakkında başlatılan soruşturmada beyanı alınan katılanların …'nin isminden bahsetmedikleri, sanık hakkında son soruşturmanın açılması kararı verilmesinin ardından ise söz konusu sanıkla ilgili anlatımda bulundukları, Anlaşılmaktadır. Katılan …; … ile yedi ay önce arkadaşının tavsiyesi üzerine tanıştığını, sanığın avukat olduğunu söylediğini, ayrıldığı eşi ile aralarında taşınmaz ihtilafı bulunduğunu anlattığında; "bu tam bize göre, ortağımla görüşmeliyim" diyerek dışarı çıktığını, ardından da ortağının kabul ettiğini söyleyerek vekâlet istediğini, vekâletnamenin … adına verilmesi gerektiğini belirtip kimlik bilgilerini ve telefonunu verdiğini, …'e mahkeme masrafı ve avukatlık ücreti olarak biraz para ödediğini, … adına noterden vekâletname düzenlettiğini, adı geçen kişinin duruşmasına gelmediğini, kendisini telefonla aradığında davaya gireceğini söylediğini, sanıkları adliyede birlikte gördüğünü, sanıkların geç kaldıkları için davaya giremediklerini söylediklerini, kendi dosyasını mübaşirden alıp incelediklerini, bu tarihten sonra da para verdiğini, Katılan …; …'i … aracılığıyla avukat olarak tanıdığını, bir kısım sorunları bulunduğunu söylediğinde sanığın avukat olduğunu, bu sorunları çözebileceğini beyan edip ortağının kimlik numarasını verdiğini, notere giderek her iki sanık adına müşterek vekâletname verdiğini, daha sonra kendisini telefonla arayan sanık … …'un davasını açtığını söyleyerek para istediğini, evine kadar gelip para aldığını, …'nin yirmi gün sonra telefonla arayarak sanığın avukat olmadığını, kendisine para ödenmediğini, davasını açmadığını söylediğini, bu şekilde dolandırıldığını öğrendiğini, sanıkların birlikte hareket ettiğini düşündüğünü, bu nedenle kendilerinden şikâyetçi olduğunu, Katılan …; …'…'in eşi ve avukat olarak tanıdığını, komşusu ile sorunundan bahsettiğinde sanığın davayı alabileceğini, … ile ortak olduğunu, ortağı adına vekâletname çıkarması gerektiğini söyleyip kimlik numarasını verip bir miktar para istediğini, sanıklara müşterek vekâletname verdiğini, …'e daha sonra da para ödediğini, dava açtığını söylediğini, ancak davanın açılmadığını, … ile yalnızca telefonla görüşerek davaları ile ilgili bilgi aldığını, bu sanığın … ile ortak olduğunu söylediğini, kimlik bilgilerini kendisinin verdiğini belirtmiş, duruşmada ise; sanıkla hiç yüz yüze gelmediklerini, dolandırıldıktan on ay sonra …'nin kendisini arayıp sanığın avukat olmadığını söylediğini, kollukta alınan ifadesi ile duruşmadaki beyanları arasında çelişki bulunduğu belirtilerek sorulduğunda; sanık … ile iki kere telefonla görüştüğünü, sanığın "vekâletnamenizi geri alın daha sonra vekâlet alıp davanıza girerim" dediğini ve para talep ettiğini, soruşturma aşamasındaki ifadesinin doğru olduğunu, Katılan …; …'…'in eşi ve avukat olarak tanıdığını, komşuları ile arasındaki sorunundan bahsettiğinde sanığın davasını alabileceğini, ortağı adına vekâlet çıkarması gerektiğini söyleyip kimlik numarasını verdiğini ve para istediğini, notere giderek her iki sanık adına vekâletname çıkardığını, daha sonra da …'e para verdiğini, dava açtığını söylediğini ancak açmadığını, bunun üzerine dolandırıldıklarını anladığını, Katılan …; …'in kendisine avukat olduğunu ve eşinden boşandığını söylediğini, aralarında duygusal yakınlaşma yaşandığını, bir süre sonra aynı evi paylaşmaya başladıklarını, sanığı arkadaş çevresi ile tanıştırdığını, sanığın kendisine yasal evlilik işlemlerini başlattığını anlattığını, hiçbir zaman avukat olmadığını söylemediğin…'y… ile birlikte aynı evde yaşamaya başladıktan dört ay sonra ortağı olarak tanıdığını, kendisi ve çevresinin aksayan işleri nedeniyle şüphelendiğini, …'den …'in avukat olmadığını, evli ve üniversite öğrencisi çocuğu olduğunu öğrendiğini, birlikte yaşadığı sanığın davalarını takip edeceğinden bahisle kendisi ve arkadaşlarından vekâlet ve yüklü miktarda para aldığını, paraları geri ödemediğini, …'nin uzun süredir durumdan haberi olmasına rağmen kendisini uyarmadığını, ortak olduklarını düşündüğünü, neden kendilerine söylemediğini sorduğunda artık kendisine para vermeyi kestiğini, bu nedenle geç de olsa sanığın avukat olmadığını açıklamak zorunda kaldığını ifade ettiğini, sanığın avukat olmadığını öğrendiğinde diğer şikâyetçileri de uyarıp olayın ortaya çıkmasını sağladığını, Katılan …; …'i çalıştığı benzin istasyonuna gelmesi nedeniyle tanıdığını, kendisine avukat olduğunu söylediğini, trafik kazasından söz edince; "biz aile dostuyuz, sadece masrafı karşıla" diyerek davasını aldığını, vekâleti ortağı … adına çıkarması gerektiğini belirttiğini, noterden vekâletname hazırlattığını, …'e anlaşmaları doğrultusunda biraz para verdiğini, daha sonra arayarak … ile ortak olduklarını, davayı birlikte takip ettiklerini söyleyip para istediğini, …'nin … ile benzin istasyonuna geldiğini, onun yanında da …'e para verdiğini, birlikte birkaç kez benzin istasyonuna geldiklerini, …'nin kendisi ile konuşmadığını, kendisinin bir şey sormadığını, ancak olaydan haberi olduğunu düşündüğünü, konuşurlarken kendisinden para aldıklarından bahsettiklerini, işlerinin aksaması üzerine araştırıp sanığın avukat olmadığını öğrendiğini, sanığa sorduğunda ısrarla avukat olduğunu söylediğini, şikâyet edeceğini söyleyince de soruşturma başlamadan önce aldığı parayı iade ettiğini, duruşmada ise; sanıkların çalıştığı benzin istasyonuna gelerek birlikte çalıştıklarını söylediklerini, arabasını izinsiz alan bir kişiye karşı dava açmaları için …'in yönlendirmesi ile vekâlet verdiğini, davasının takip edilmediğini, …'nin, …'in de avukat olduğunu söylediğini, Katılan …; …'in kayınvalidesi olduğunu, babasının cezaevinde bulunduğunu, kayınvalidesi ile aynı evde yaşamaya başladıktan bir müddet sonra … ile tanıştığını, babasından bahsettiğinde; "kayınvalidenle evleneceğim için oğlum sayılırsın, babanı hapisten çıkarırım, doksanbir dosyasının seksenini düşürürüm" diyerek para istediğini, istediği paranın bir bölümünü verdiklerini, kalan parayı ödemek için taşınmazları üzerindeki hacizleri kaldıracağını söylediğini, her seferinde "babanla cezaevinde görüştüm bir kaç gün sonra çıkıyor" şeklindeki sözlerle kendisini oyaladığını, daha sonra da babası ile görüşmediğini ve avukat olmadığını öğrendiğini, sanığa sorduğunda inkâr ettiğini, …'yi ilk defa kayınvalidesinin evinde gördüğünü, babasının tahliyesi ile ilgili sanıkla konuşmadığını, olaydan haberdar olup dolandırılmalarına yol açan ve komisyon alan …'den de şikâyetçi olduğunu, duruşmada ise; her iki sanığın lise arkadaşı olup birlikte avukatlık yaptıklarını söyleyerek ortak vekâletname istediklerini, talep ettikleri parayı …'e verdiğini, Katılan …; …'… vasıtasıyla avukat olarak tanıdığını, sanığın kendilerine avukat olduğunu, diğer sanıkla aynı büroyu kullandığını söylediğini, ancak bürosuna davet etmediğini, eşinin cezaevinde bulunduğunu, sanığın eşini çıkaracağını söyleyerek kendilerinden para aldığını, karşılığında makbuz vermediğini, parayı oteline gelip aldığını, sanığın eşi ile görüşmediğini ve avukat da olmadığını öğrendiklerini, paralarını geri alamadıklarını, sanıktan şikâyetçi olduğunu, Katılan …; …'le … aracılığıyla tanıştığını, tutuklu olan babasının durumundan söz ettiğinde avukat olduğunu ve babasını bir hafta içerisinde çıkaracağını söyleyerek para istediğini, parayı almasına ve aradan uzun süre geçmesine rağmen bir gelişme olmadığını, sanığı alıp adliyeye götürdüğünü, sanığın avukat cübbesini giyerek adliyede dolaştığını ve kaleme girdiğini, ancak duruşmalara katılmadığını, duruşma sırasında üzerinde cübbe bulunmaksızın salonun dinleyiciler kısmında oturduğunu, babasının tutukluluğunun devamına karar verildiğini, sanığın adliyede çalışan bir zabıt kâtibi ve valinin ismini verip babasının iki gün sonra tahliye olacağını söylediğini, avukat olduğuna inandığını, hatta sanığın kiraladığı araca kefil olduğunu, sanığın bu aracın lastiklerini sökerek sattığını, babasının tahliye olmadığını, sanığın daha sonra da kendisinden para talep ettiğini, borç alarak istediği parayı hazırladığını, buluştuklarında ortağının işe başladığını, cezaevine babasının yanına gidip vekâletname alacağını, bunun için parasını peşin istediğini, aksi halde davalarını almayacağını, babasının durumunun kötü olduğunu, cezaevinden çıkamayacağını söylediğini, ertesi gün yakınlarından bir miktar borç alıp ziynet eşyalarını da bozdurduğunu, … ile pastanede tekrar buluştuğunu, ortağının babasının yanına gittiğini, babasının avukat istemediğini söylediğini anlatarak, ertesi gün kendisi ve ortağını cezaevinde beklemelerini istediğini, cezaevine gittiklerini, ancak kimsenin gelmediğini, bir süre sonra sanık ile yeniden buluştuklarını, sanığın babasının hafta içinde çıkacağını söylediğini, ancak babasının tahliye olmadığını, sanığı aramasına rağmen telefonunu açmadığını, bunun üzerine adresini bulup evine gittiğini, sanığın kendisini pastanede beklemesini istediğini, "babanı on gün içinde çıkaracağım" diyerek oyaladığını daha sonra avukat olmadığını öğrendiğini, sanık …'yi aradığını, sanığın babasının yanına gittiğini, babasının avukat istemediğini, …'den yol parası ve dosyaya bakmak amacıyla bir miktar para aldığını anlattığını, duruşmada ise; babasının tahliye edilebilmesi için her iki sanığa da para verdiğini, …'nin … ile ortak olduklarını söylediğini, kollukta sanık … ile ilgili herhangi bir suçlamadan bahsedilmediğini, bu nedenle adı geçen sanıkla ilgili bir beyanda bulunmadığını, Şikâyetç…; …'i akrabası aracılığıyla avukat olarak tanıdığını, dükkânındaki ipoteğin kaldırılması için sanığa vekâlet ve para verdiklerini, daha sonra sanığın avukat olmadığını öğrendiğini, verdikleri parayı geri alamadıklarını, sanık …'yi ise tanımadığını Mağdur …; …'… aracılığıyla avukat olarak tanıdığını, bir miras işi nedeniyle sanığa vekâlet verdiğini, parası karşılığında miras işlerini takip ettiğini, daha sonra piyango bayiliği alabilmesi için sanığa para verdiğini, …'yi tanımadığını, kendisinden şikâyetçi olmadığını, Mağdur …; …'yi tanımadığını, suça konu olaydan haberi olmadığını ve kimseye para vermediğini, Mağdur …; …'in …'nin ortağı olduğunu anlatıp kendisini avukat olarak tanıtarak kimlik gösterdiğini, sanığa boşanma davasını takip etmesi için vekâletname verdiğini sanığın; "adliyede savcı arkadaşım var, üç beş kuruş verir sulh ceza mahkemesinde senin işini bir ayda bitiririz" dediğini, davasının hangi mahkemede görüldüğünü bilmediğini, masraf ve vekâlet ücreti ödediğini, bir süre sonra davasının sona erdiğini söylediğini, kontrol ettiğinde dosyasını bulamadığını, sanığa sorduğunda "onbeş gün sonra nüfusa gidebilirsin" dediğini, boşandığına kanaat getirerek yeniden evlenmek amacıyla nüfusa gittiğinde durumun ortaya çıktığını, evlenmek istediği şahsın kendisinden ayrıldığını, …'yi aynı yerde oturması nedeniyle birkaç kez gördüğünü, ancak tanışmadığını, kendisine bir ödemede bulunmadığını, sanıkların ortak oldukları yönünde bir bilgiye de sahip olmadığını, Beyan etmişlerdir. Tanık …; …'… aracılığıyla tanıdığını, sanığın emlak ofisine gelerek kendisini avukat olarak tanıtıp kimlik numarasını da verdiğini, kardeşi ile birlikte sanığa vekâletname ve para verdiklerini ancak işlerinin takip edilmediğini, Tanık …; …'…'in evinde tanıdığını, kendisinin avukat olduğunu bildiğini, tapu işlemi nedeniyle sanığa vekâlet ve para verdiğini, sanığın; "işiniz halloldu, en kısa zamanda tapunuzu alacaksınız" dediğini, ancak kadastrodan dava açılarak tapu almalarının söz konusu olamayacağını öğrendiğini, sanığı aradığını, fakat görüşemediğini, sanığın sürekli duruşmada olduğunu söylediğini, Tanık …; …'i …'in evinde avukat olarak tanıdığını, tapu işlemleri nedeniyle kendisine vekâletname ve para verdiğini, sanığın; "arazi avukatıyım, davanızı sadece ben halledebilirim, başkası çözemez" dediğini, bir süre sonra da; "işiniz halloldu, en kısa zamanda tapuyu alacaksınız" diyerek kendilerini oyaladığını, ancak kadastrodan dava yoluyla tapu almalarının mümkün olmadığını öğrendiğini, sanığı aradığını, sanığın sürekli duruşmada olduğunu söylediğini, aldığı paraları iade etmediğini, Tanık …; …'i …'in evinde avukat olarak tanıdığını, sanığın arazi avukatı olduğunu ve babasının işini halledeceğini söylediğini, sanığa vekâlet ve para verdiğini, makbuz istediğinde kendilerini oyaladığını, ancak işlerinin çözülmediğini, Tanık …; …'nin kardeşi olup birlikte oturduklarını, sanık …'in kardeşinin okul arkadaşı olduğunu, kardeşinin yanında çalışmadığını, yaptığı işle bir ilgisi bulunmadığını, emlakçılık yaptığını, nisan ayında kardeşinin bir akşam alkol almış vaziyette eve geldiğini, sinirli olduğunu, "bana bir sopa ver, pis işlerine beni bulaştırmaya çalışıyor, bir sürü pis işlere karışmış, onu öldüreceğim" dediğini, telefonla oğlunu, damadını, eşini ve eniştesini çağırdığını, birlikte sanığın ikamet ettiği eve gittiklerini, kardeşinin sanık …'i dışarıya çağırdığını, damadının yanlarında kaldığını, kendilerinin de …'ın evine girdiklerini, dışarıda kalan kardeşi ile sanığın ne konuştuklarını bilemediğini, …'in …'i avukat olarak bildiğini, bazı davranışlarından şüphelendiğini anlattığını, kendisinin de avukat olmadığını, liseyi bitirememiş olabileceğini, eşinden boşanmak üzere olduğunu, boşanma davasına kardeşinin baktığını söylediğini, bir saat sonra kardeşinin kendilerini çağırdığını, öfkesinin henüz yatışmadığını gördüğünü, olay yerinden ayrıldıklarını, bir ay sonra kardeşinin; "galiba bir şeyler olmuş" dediğini, ardından …'in iki arabayla birlikte gelerek sanığın evini sorduğunu, birkaç blok ileride bulunan sanığın evini tarif ettiğini, kısa bir süre sonra tekrar gelip sanığın evde olmadığını, hatta taşındığını söylediğini, Tanık …; …'nin kayınbiraderi olduğunu, hastalandıktan ve eşinden ayrıldıktan sonra kendi yanlarında kaldığını, yanında kimseyi çalıştırmadığını, ofisi boş bırakmamak veya temizlik yapmak amacıyla kendisi ya da eşinin bürosuna gittiklerini, …'i tanıdığını, ancak herhangi bir diyalogları bulunmadığını, avukatlık bürosuna geldiğini görmediğini, kayınbiraderinin bir akşam eve alkollü ve sinirli geldiğini, …'in kendi adını vererek dolandırıcılık yaptığını duyduğunu ve yanına gideceğini söylediğini, kendisini yalnız bırakmak istemediklerini, bu nedenle damadı, eşi ve oğlu ile birlikte sanığın yaşadığı eve gittiklerini, kayınbiraderinin sanığı aracına çağırdığını, …'un sanıkların yanında kaldığını, kendisinin de eşi ve oğlu ile birlikte geldikleri eve girdiğini, dışarıda ne konuşulduğunu bilmediğini, ev sahibi bayanın, sanığın kendisini avukat olarak tanıtarak insanlardan para aldığını, kendisine eşinden boşandığını söylediğini anlattığını, bir süre sonra olay yerinden ayrıldıklarını, Tanık …; …'nin kayınvalidesinin erkek kardeşi olduğunu, avukatlık yaptığını, beş altı yıldır kayınvalidesinin yanında kaldığını, tek başına çalıştığını, kayınpederinin kendisine yardımcı olduğunu, yanında sürekli çalışan birisinin bulunmadığını, …'i ise tanımadığını, kendisiyle bu olay nedeniyle karşılaştığını, sanık …'nin bir yıl önce telefonla kendilerini çağırdığını, kayınvalidesine gittiğinde öfkeli olduğunu, kayınpederi, kayınvalidesi ve kayınbiraderiyle birlikte yola çıktığını, sanık …'nin yolda da alkol almaya devam ettiğini, yazlık eve gittiklerini, kapıyı sanık …'in açtığını, kayınvalidesi, kayınpederi ve kayınbiraderinin söz konusu eve girdiğini, kendisinin sanıklarla birlikte geldikleri araca bindiğini, bir süre konuştuklarını, …'nin …'e sopa ile saldırdığını, küfür ederek; "sen kimsin, kimlerden para aldın, benim adıma nasıl para alırsın" gibi sözler söylediğini, kendisinin araya girip vurmasına engel olduğunu, sanığın "ben halledeceğim" dediğini, bu sırada evdeki bayanın geldiğini, "çok bağırıyorsunuz, beni mahalleye rezil ediyorsunuz" dediğini, ardından olay yerinden ayrıldıklarını, Tanık … …; …'i …'in eşi ve aile dostu olarak tanıdığını, avukat olduğunu bildiğini, her iki sanıkla da tanıştıklarını, sanığı Sedat ile tanıştırdığını, arkadaşının bir arazi davasını aldıklarını, adliyede birlikte oldukları sırada her iki sanığın geldiklerini ve geç kaldıkları için davaya giremediklerini söylediklerini, …'in …'den vekâletname, nüfus cüzdanı, tapu gibi belgeleri istediğini, dosyayı incelediğini, "ortağımla görüşeyim davayı alıp almayacağımızı size sonra söyleriz" dediğini, dosyayı inceledikten sonra ortağı ile görüştüğünü ve davayı alacaklarını belirttiğini, kendisine de; "biz yabancı mıyız, para işini sonra hallederiz, sadece masrafları alırız" dediğini, bu olaydan sonra sanıkları hiç görmediğini, Belirtmişlerdir. Hakkındaki mahkûmiyet hükümleri onanarak kesinleşip incelemeye konu olmayan …; şikâyetçilere avukat olduğunu söylemediğini, "avukat değilim" de demediğini, şikâyetçilerin kendisini avukat zannettiğini, açıklamada bulunmayıp yanılgının devam etmesini sağlamış olabileceğini, şikâyetçilerden aldığı paraların belli bir kısmını …'ye verdiğini, buna ilişkin makbuzu olduğunu, paraları postaneden yatırdığını, …'nin banka hesabına para yatırılması halinde haciz yoluyla geri alınabileceğini söylediğini, bu nedenle paraları postaneye yatırdığını, yüzde yirmi komisyon alarak avukat olan sanık adına iş takip ederek pazarlık yaptığını ve adliyede yanında bulunduğunu, aldığı vekâletnamelerde ikisinin isminin yazılı olduğunu, bu durumu gördüğünü, sanığa sorduğunda "bir şey olmaz" dediğini, kendisinin de bir şey söylemediğini, sanığın aldıkları davaları takip etmemesi üzerine bir kısım şikâyetçilerin paralarını iade ettiğini ifade etmiş, Sanık …, gerek şikâyetçi, gerekse sanık sıfatıyla alınan ifadelerinde; …'i lise yıllarından itibaren tanıdığını, uzun süredir görüşmediklerini, 1998 yılı nisan ayına kendisine vekâletname verdiğini, bu vesileyle görüşmeye başladıklarını, …'nun icra ve tazminat davalarını takip ettiğini ve cüzi bir masraf aldığını, …'in … ile birlikte yaşadığını, bu şekilde tanıştıklarını, … ile de tanıştığını, arkadaşının kooperatif davası için kendisini çağırdığını, …'in avukat olup olmadığını sorduklarında; "eğer o avukat ise beni niye çağırıyorsunuz, ben niye geliyorum, benim gelmeme gerek yok" dediğini, ardından muhtelif kişilerden kendi adını da kullanarak avukatlık yapacağını, davalarını kazanacağını söyleyip para topladığını öğrendiğini, mağdurların hiç birini tanımadığını, telefonlarını da bilmediğini, …'na …'in avukat olmadığını bildirdiğini, mağdur …'e tüm müştekilere ulaşmasını ve şikâyetçi olmalarını söylemesini istediğini, …'nu da aradığını, suçlamaları kabul etmediğini savunmuştur. TCK'nun 157. maddesinde dolandırıcılık suçunun basit şekli; "hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası verilir" biçiminde hüküm altına alınmıştır. Anılan kanunun "nitelikli dolandırıcılık" başlıklı 158. maddesinde ise onbir bent halinde bu suçun nitelikli halleri sayılmıştır. Malvarlığı değeri yanında, irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; 1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması, 2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması, 3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi ya da başkası lehine haksız bir yarar sağlaması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Fail kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar gerçekleştirmeli, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalı ve zarar da nesnel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenebilecek ekonomik zarar olmalıdır. Görüldüğü gibi dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden fazla hukuki konusu bulunan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilenip irade özgürlüğünün de ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Somut olay bu açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; Sanık …'nin … Barosuna kayıtlı avukat olduğu, avukat olmayan ve hakkındaki mahkûmiyet hükmü onanmak suretiyle kesinleşip incelemeye konu olmayan sanık … ile birlikte katılanlardan gerçekte avukatlık hizmeti vermedikleri halde vekâlet ücreti ve mahkeme masrafı olarak para aldıkları iddia edilen olayda sanıkların adliyelere ve katılanların bulundukları yerlere birlikte giderek katılanlarla görüştükleri, avukat olduklarını, adliyede tanıdıkları olduğunu, davalarını yalnızca kendilerinin çözebileceğini dile getirdikleri, katılanları ikna edip haksız menfaat sağladıkları, bu olaylar sırasında katılanlarla görüşen sanık …'nin …'in avukat olduğunu, aynı büroda ortak çalıştıklarını söyleyerek kendi isminin yanında bu sanığa da vekâlet verilmesini sağladığı, böylelikle sanık …'in avukat sıfatı ile iş takip ettiği konusunda kanaat oluşturduğu, sanık …'in de avukat olduğunu, ortak çalıştıklarını söyleyerek sanıkla birlikte katılanlarla görüştüğü, katılanların dosyalarını incelediği ve katılanlardan para tahsil ettiği, …'nin de adı geçen sanığın getirdiği dava ve işleri takip ettiği izlenimini verdiği, bu bağlamda diğer sanıkla birlikte adliye ve cezaevlerine gittiği, bazı katılanlardan mahkeme masrafı ve vekâlet ücreti aldığı, ancak aldığı işleri yasal olarak takip edip sonuçlandırmadığı, katılanlar ve yakın akrabalarının içerisinde bulundukları zor durumdan ve bilgisizliklerinden yararlanıp iradelerini sakatlayacak bir takım hileli davranışlarda da bulunarak haksız kazanç temin ettiği, bu şekilde üzerine atılı dolandırıcılık suçlarını işlediğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, sanık hakkında incelemeye konu olan katılanlara karşı gerçekleştirdiği dolandırıcılık eylemleri nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin Özel Daire kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Üç Genel Kurul Üyesi; sanığın katılanlar …, … ve …'e karşı eylemlerinin sabit olmadığı, Yedi Genel Kurul Üyesi de; sanığın katılan …'a karşı eylemlerinin sabit olmadığı düşüncesiyle karşıoy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.10.2015 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.

Fail, kendisine veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranmalıdır. Davranışla verilen zarar arasında uygun illiyet bağı aranır. Zarar, nesnel ölçütlerle belirlenebilecek ekonomik zarar olmalıdır.

Dolandırıcılığı diğer malvarlığı suçlarından ayıran yön aldatma temelidir. Suç işlenirken yalnız malvarlığı zarar görmez. Mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılır. Aldatıcı hareketlerle kişiler arasındaki iyiniyet ve güven bozulur. İrade serbestisi etkilenir ve irade özgürlüğü ihlal edilir.

Kurulun birlikte aradığı şartlar hileli davranış, aldatabilecek nitelik ve haksız yarardır. Aynı kararda yer alan diğer ölçü hileyi nitelikli yalan sayar. Bu ölçüde davranışın belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olması, mağdurun inceleme olanağını kaldıracak nitelikte bulunması, yanılgı ve bu yanılgıya dayalı haksız çıkar aranır. Kandırıcılık olayın özelliğine, mağdurun durumuna, fiille ilişkiye, hilenin şekline ve kullanılmışsa belgenin niteliğine göre ayrıca değerlendirilir. İki ölçü yan yana durur. Biri diğerinin yerine geçmez.

Nitelikli haller ve sahte sıfat

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 158, dolandırıcılığın bir kısım nitelikli hallerini bentler halinde sayar. Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi, kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanma ve algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanma bu bentlerdendir. Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması da sayılır. Suçun kamu kurum ve kuruluşlarının zararına işlenmesi ile bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması ayrı bentlerdir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 158Kaynağı aç
Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun; a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, k) Sigorta bedelini almak maksadıyla, l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle, İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik: 3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.[71] (2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. (3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek ceza bir kat artırılır. Daha az cezayı gerektiren hal

Serbest meslek sahibi kişilerin, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güveni kötüye kullanması da nitelikli haldir. Bent, mesleği bulunan kişinin kendi mesleğinden doğan güveni konu alır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak ve sigorta bedelini almak amacıyla işleme de bentler arasındadır.

Kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması ya da bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi ayrı bir nitelikli haldir. Bent avukat sıfatını saymaz.

Nitelikli hallerin işlenmesi halinde hapis cezası üç yıldan on yıla kadar, adli para cezası beşbin güne kadardır. Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına işleme, bilişim sistemleri ile banka veya kredi kurumlarını araç kılma, tahsis edilmemesi gereken kredi, sigorta bedeli ve kamu görevlisi ya da banka, sigorta veya kredi kurumu çalışanı gibi tanıtma hallerinde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan az olamaz. Bu sayılan hallerde adli para cezasının miktarı, suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Dört yıllık alt sınır ve iki kat menfaat sınırı bütün bentler için değil, hükümde sayılan bentler içindir.

Kamu görevlileriyle ilişkisinin bulunduğundan ve onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahsederek, belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatıp başkasından menfaat temin eden kişi, önceki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Hüküm ilişki söylemini, iş vaadini, aldatmayı ve menfaat teminini birlikte arar. Her mesaj bu fıkraya girmez.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/19 E., 2015/309 K. sayılı karar, nitelikli hallerin on bir bent halinde sayıldığını kaydeder. Karar, sahte avukat söylemini veya kısa mesajla menfaat sağlamayı bu bentlerden birine uygulamaz. İtirazın reddedilmiş olması, nitelikli halin uygulandığı anlamına gelmez.

Birlikte işleme ve örgüt faaliyeti

Türk Ceza Kanunu m. 158'deki ve m. 157'deki suçlar üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenirse verilecek ceza yarı oranında artırılır. Suç, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenirse verilecek ceza bir kat artırılır. Artırımın uygulanması, birlikte işleyen kişi sayısının veya örgüt faaliyetinin gerçekleşmesine bağlıdır.

Avukat olduğunu söyleyerek menfaat sağlanan olay

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2014/19 E., 2015/309 K. sayılı kararda olay, sanıkların adliyelere ve katılanların bulundukları yerlere birlikte giderek katılanlarla görüşmesi üzerinden değerlendirilmiştir. Sanıklar avukat olduklarını, adliyede tanıdıkları bulunduğunu ve davaları yalnızca kendilerinin çözebileceğini söylemiş, katılanları ikna ederek haksız menfaat sağlamıştır. Kısa mesajla işlenen bir yöntem bu olayın konusu değildir. Dosyadaki sonuç başka olaylara genel kural diye taşınamaz.

Kurul, alınan işlerin yasal olarak takip edilip sonuçlandırılmamasını, katılanlar ve yakınlarının zor durumundan ve bilgisizliğinden yararlanılmasını ve iradeyi sakatlayacak hileli davranışlarla haksız kazanç elde edilmesini, bu dosyada atılı suçların kabulünü gerektiren olgular arasında saymıştır. Kabul, incelemeye konu sanık ve katılanlar bakımındandır. Karşı oy bağlayıcı sonuç değildir.

Kurul incelemesini, itiraz kapsamındaki katılanlara yönelik mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı yapmıştır. Çözülen uyuşmazlık, sanığın dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesidir. Bu sınırın dışında kalan hükümler verilen sonuca dahil değildir.

Kurul, incelemeye konu katılanlara karşı dolandırıcılık nedeniyle kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmış ve itirazın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ret, itiraz kapsamındaki onama ile sınırlıdır. Karar bu reddi usul veya esas yönünden ayırmaz.

13.10.2015 tarihli müzakerede itirazın oyçokluğuyla reddine ve dosyanın mahalline gönderilmek üzere tevdiine karar verilmiştir. Üç üye bazı katılanlar, yedi üye başka bir katılan yönünden eylemin sabit olmadığını düşünerek karşı oy kullanmıştır. Bağlayıcı sonuç itirazın reddidir.

Resmi belgede sahtecilik ayrımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 204'ün birinci fıkrası üç fiili cezalandırır. Bunlar resmi belgeyi sahte olarak düzenlemek, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek ve sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Hapis cezası iki yıldan beş yıla kadardır. Üç fiil aynı fıkrada ayrı ayrı sayılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 204Kaynağı aç
Madde 204- (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır. Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek

Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli sayılan nitelikte olması halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Hüküm bu niteliği taşıyan belgeleri tek tek saymaz. Kısa mesaj, mahkeme evrakı ve icra belgesi bu fıkrada ayrıca anılmaz.

Görevi gereği resmi belge düzenlemeye yetkili kamu görevlisi, resmi belgeyi sahte düzenler, gerçek belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirir, gerçeğe aykırı belge düzenler veya sahte resmi belgeyi kullanırsa üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fıkra, belge düzenlemeye yetkili kamu görevlisini konu alır.

Mesaj ve belgede görülen yöntemler

Karşılaşılan yöntemlerden biri, hakkında icra takibi başlatıldığı ve ödeme yapılmazsa hapse girileceği biçiminde kısa mesaj ve benzeri yazışma göndermektir. Bu, bir davranış biçiminin açıklamasıdır.

Mahkeme veya icra dairesinden gelmiş gibi görünen evrak düzenlenebilir. Bu belgelerde genellikle sahte mühürler ve hatalı numaralar bulunur. Genelleme, her belgede aynı kusurların bulunduğu sonucu vermez.

Sahte ses kayıtlarıyla avukat gibi davranılarak güven kazanılmaya çalışılabilir. Bu, güven sağlamaya yönelik bir davranış biçimidir.

Belirli bir hesaba ödeme yapılmazsa dava açılacağı biçiminde ve bilinmeyen numaradan gelen mesaj, dolandırıcılık işareti sayılır. İşaret, suçun tamamlandığı veya her benzer mesajın nitelikli dolandırıcılık olduğu sonucu değildir. Hileli davranış, aldatabilecek nitelik ve haksız yarar birlikte aranır.

Bilinmeyen numaradan gelen, dil hataları içeren ve acil ödeme isteyen mesaj sahte sayılır.

Arama ve kısa mesaj ayrımı

Gerçek avukatlar bazen arayabilir. Bu arama son derece istisnai ve usulüne uygun bir şekilde olur.

Bu aramalarda tehdit ve korkutma bulunmaz. Para talebi asla olmaz. Para talebi varsa, kişinin zaten bildiği mevcut bir icra dosyası ve hukuken gerçek bir alacak söz konusudur. Aramanın baroya kayıtlı ve doğrulanabilir bir numaradan yapılması ve görüşmenin bilgilendirme amaçlı olması da aynı ayrıma dahildir.

Avukat gerçekten arıyorsa arama usulüne uygun kabul edilir. Baroya sorulduğunda numaranın o avukata ait olduğu öğrenilebilir. Bu, her sorguda sonuç alınacağı zorunluluğu değildir.

Gizli numaradan avukat olduğunu söyleyen, tehdit eden ve panik yaratan kişi bu ayrımda gerçek avukat gibi davranmış sayılmaz. Resmi ve gerçek bir avukatın tehdit ederek ödeme talep etmesi de bu ayrımın dışında bırakılır. Kişinin zaten bildiği mevcut icra alacağı hakkında bilgilendirme, tehdit ederek ödeme istemekten ayrıdır.

Avukatlar kısa mesaj gönderebilir. Bu mesajların özellikleri farklıdır. Mesajın sahte veya gerçek sayılması, sonraki ayrımlara bağlıdır.

Resmi dava veya icra süreçlerinde Adalet Bakanlığı'nın UYAP sistemi üzerinden gönderilen kısa mesajlar yalnız bilgi içerir ve tehdit taşımaz. Dava açıldığında gelen bilgilendirme mesajı da tehdit veya ödeme talebi içermez. Kişinin kendi avukatından gelen mesajlar, doğruluğu teyit edilebilir biçimde kişiye özeldir.

Gerçek mesaj, resmi numara veya avukat adı, dosya numarası gibi bilgilendirme ve resmi, hatasız bir dille ayrılır. Sahte mesaj, bilinmeyen numara, tehdit ve ödeme talebi ile hatalı ve aceleci bir dille ayrılır.

Telefonla dosya ve ödeme söylemi

Gerçek bir dava veya soruşturma için bu ayrımda iki yol anılır. Mahkemeden yazılı tebligat gelir ya da polis kapıya gelerek kişiyi karakola götürür.

Hakkında dava açıldığı, borç ödenmezse hapse girileceği veya savcılıktan aranıp işin çözülebileceği biçimindeki sözlerde dolandırıcılığın oluşması, hileli davranış, aldatabilecek nitelik ve haksız yarar şartlarının birlikte gerçekleşmesine bağlıdır.

Baro ve sicil kontrolü

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 76'ya göre barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleriyle ilişkilerinde dürüstlük ve güveni sağlamak, meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunup korumak ve avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla çalışır. Baroların tüzel kişiliği bulunur. Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır ve çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdürürler. Kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.

1136 sayılı AVUKATLIK KANUNU m. 76Kaynağı aç
Madde 76 – (Değişik birinci fıkra: 2/5/2001 – 4667/46 md.) Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. (Değişik ikinci fıkra: 18/6/1997 – 4276/3 md.) Barolar, kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar. (Değişik üçüncü fıkra: 2/5/2001 – 4667/46 md.) Protokolde barolar, İl Cumhuriyet Başsavcısının yanında yer alır. Baronun kurulması, organlarının görevden uzaklaştırılması ve görevlerine son verilmesi:[29]

Türkiye Barolar Birliği Avukat Arama Sistemi'ne ad ve soyad girilerek sicil kaydı kontrol edilebilir. Kayıt yoksa şüphelenilmesi önerilir. Avukatın bağlı olduğu il barosundan sicil numarasının araştırılması da önerilir. Belirli bir il barosu bu öneride örnektir. Örnek, bütün barolar için ayrı bir usul bulunduğu anlamına gelmez.

Avukatın gerçek olup olmadığı için Barolar Birliği sicil sorgulaması önerilir. Baroya sorulduğunda numaranın avukata ait olduğu öğrenilebilir. Öğrenme, her sorguda sonuç doğuran zorunlu bir usul değildir.

Gerçek avukatlar genellikle sabit bir ofiste çalışır. Adres ziyaret edilebilir. Genellikle sözü sabit ofisi kanuni şart haline getirmez. Ziyaret de her olayda zorunlu bir doğrulama yolu değildir.

Avukattan kimlik kartı veya vekâletname gibi belge istenmesi önerilir. Başka bir avukatın kimliğinin kullanılmış olabileceği, ilgili büroda çalışılmadığının veya kimliğin çalındığının bu yolla anlaşılabileceği bir olasılıktır. Bu olasılık her olayın kuralı değildir.

Doğrulama ve başvuru

Hakkında dava veya icra bulunup bulunmadığı, e-Devlet üzerinden icra dosyası sorgulamasıyla araştırılabilir. Öneri, sorgunun kapsamını tanımlamaz.

Soruşturma dosyaları UYAP ortamında görünmez. Böyle bir iddia varsa adliyeye kimlikle gidilerek hakkında soruşturma olup olmadığı sorgulanabilir. Bir avukat tutularak adliyelerden sorgu yapılması ve dosyaların bu yolla öğrenilmesi de tavsiye edilir. Tavsiye avukat tutmayı zorunlu kılmaz. Soruşturma dosyasının görünmemesi ile dava açıldığında bilgilendirme mesajı gelmesi aynı sonuç altında birleştirilmez.

Bilinmeyen numara şikâyet platformlarında sorgulanabilir. e-Devlet kontrolü, banka bilgisi ve kimlik numarasının paylaşılmaması, sicilin resmi kaynaktan doğrulanması, ekran görüntüsünün saklanması ve şüphenin savcılığa veya siber suçlarla mücadele birimine bildirilmesi önerilir. Sahte mesaj üzerine ayrıca e-Devlet'ten icra veya dava kontrolü, Cumhuriyet savcılığına suç duyurusu, mesaj görüntüsü ile numaranın saklanması, mümkünse ses kaydı ve emniyetin siber suçlarla mücadele birimine başvuru sayılır. Platform sorgusu kanuni başvuru yolu olarak kurulmamıştır.

Etkin pişmanlık ve zararın giderilmesi

Dolandırıcılık tamamlandıktan sonra ve kovuşturma başlamadan önce fail, azmettiren veya yardım eden bizzat pişmanlık gösterebilir. Mağdurun zararının aynen geri verme veya tazminle tamamen giderilmesi halinde verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilebilir. İndirim üst sınırdır. Sabit oranlı veya zorunlu bir indirim değildir. Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, hileli iflas ve taksirli iflas da aynı fıkrada sayılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168 – (Değişik: 29/6/2005 – 5377/20 md.) (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs (…)[72] suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. (3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır. (5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise, verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki defadan fazla yararlanamaz. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

Etkin pişmanlık kovuşturma başladıktan sonra ve hüküm verilmeden önce gösterilirse verilecek cezanın yarısına kadarı indirilebilir. Bu da üst sınırdır. Kovuşturma öncesi üçte ikiye kadar olan imkân ile hüküm öncesi yarıya kadar olan imkân aynı orana bağlanmaz.

Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır. Rıza, kısmi giderme haline bağlıdır. Zararın tamamen giderildiği hallerde bu rıza ayrıca aranmış değildir.

Ödenen paranın geri alınması mümkün görülebilir. Nitelikli dolandırıcılıktan şikâyet üzerine fail cezalandırılabilir. Zararın tazmini için dava açılabilir. Failin malvarlığına ulaşmak bu bakımdan önemlidir. Mümkün ve cezalandırılabilir sözleri kesinlik değildir. Hangi nitelikli halin ve hangi tazminat hükmünün uygulanacağı bu açıklamadan çıkmaz. Etkin pişmanlık ise ayrıdır. İndirim, gösterildiği aşamaya, zararın tamamen giderilmesine ve kısmi gidermede mağdurun rızasına bağlı üst sınırlı bir imkândır. Paranın iadesi zorunlu değildir.

Şantaj söylemi

Bir avukatın şantaj yapması bu ayrımda kabul edilmez. Böyle bir davranış ciddi bir meslek suçu sayılır ve avukat hakkında ceza davası açılabilir. Açılabilir sözü kesin bir dava sonucu değildir. Söz, ağır konuşmanın hangi suçun unsurlarını doldurduğunu ayrıca göstermez.

Sık sorulan sorular

Sahte avukat mesajı dolandırıcılık olur mu?

Mesaj, unsurlar gerçekleşirse dolandırıcılığa girebilir. Hileli davranış, aldatabilecek nitelik ve haksız yarar birlikte aranır. Tehdit ve ödeme içeren mesaj bir işaret olabilir. İşaret, suçun tamamlandığı anlamına gelmez.

Basit dolandırıcılığın cezası nedir?

Cezası bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Suç, hileli davranışla aldatmayı, onun veya başkasının zararını ve failin kendisi ya da başkası lehine yararını birlikte gerektirir. Nitelikli halin cezası bu aralıktan ayrıdır.

Nitelikli halde alt sınır ne zaman dört yıl olur?

Hapis cezasının alt sınırı, hükümde açıkça sayılan bazı hallerde dört yıldan az olamaz. Adli para cezası da bu hallerde suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz. Genel nitelikli hal aralığı üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Alt sınır bütün bentlere yayılmaz.

Sahte avukat sıfatı hangi nitelikli hale girer?

Serbest meslek hali, meslek sahibinin kendi mesleğinden doğan güvenin kötüye kullanılmasını düzenler. Kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumu çalışanı gibi tanıtma hali de avukat sıfatını ayrıca saymaz.

Üç kişi birlikte işlerse ceza artar mı?

Evet, şart gerçekleşirse artar. Üç veya daha fazla kişinin birlikte işlemesinde ceza yarı oranında, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemede bir kat artırılır. Artırım kişi sayısına veya örgüt faaliyetine bağlıdır.

Etkin pişmanlık indirimi ne kadardır?

Kovuşturma başlamadan önce zararın tamamen giderilmesinde cezanın üçte ikisine kadar, kovuşturma başladıktan sonra hükümden önce yarısına kadar indirim mümkündür. İkisi de üst sınırdır. Kısmi geri verme veya tazminde ayrıca mağdurun rızası aranır.

Avukatın araması her zaman sahte midir?

Hayır. Gerçek avukat bazen arayabilir. Arama son derece istisnai ve usulüne uygun olmalıdır. Tehdit, korkutma, gizli numara ve panik bu ayrımın dışında kalır. Para talebi, kişinin zaten bildiği mevcut icra dosyası ve hukuken gerçek alacak varsa bu sınır içinde kalır.

UYAP mesajı ödeme ister mi?

Hayır. UYAP bilgilendirme mesajı yalnız bilgi içerir. Tehdit veya ödeme talebi taşımaz. Dava açıldığında gelen mesaj için de aynı ayrım geçerlidir.

Sahte resmi belgede ceza nedir?

Sahte resmi belge düzenlemek, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak biçimde değiştirmek ve sahte resmi belgeyi kullanmak iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Artırım, belgenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli sayılmasına bağlıdır ve ceza yarısı oranında artar. Üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası, belge düzenlemeye yetkili kamu görevlisinin sahte belge düzenlemesi, gerçek belgeyi aldatacak şekilde değiştirmesi, gerçeğe aykırı belge düzenlemesi veya sahte resmi belgeyi kullanması halinde uygulanır.

Ödenen para geri alınabilir mi?

Mümkün görülebilir. Bu kesinlik değildir. Ceza şikâyeti ve zararın tazmini için dava gündeme gelebilir. Etkin pişmanlık, zararın tamamen giderilmesine, gösterildiği aşamaya ve kısmi gidermede mağdurun rızasına bağlı üst sınırlı bir indirimdir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu