Sağlık Turizminde Hakem Heyeti ve Mahkeme Görev Sınırları

by Avukat Erdal Ersoy
Sağlık Turizminde Hakem Heyeti ve Mahkeme Görev Sınırları

Sağlık turizmi kapsamında yabancı hastaların veya tüketicilerin aldığı tıbbi müdahaleler, estetik operasyonlar ve bunlara eşlik eden organizasyon hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli merci; uyuşmazlığın konusu, talep edilen tazminat türü ve yasal parasal sınırlar esas alınarak belirlenir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3. maddesi uyarınca ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler tüketici, bu kişilerin mal veya hizmet piyasalarında sağlayıcılarla kurdukları hukuki işlemler ise tüketici işlemi sayılır. Kanunun 73. maddesinin birinci fıkrası gereğince tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Yasal parasal sınırın altında kalan başvurular tüketici hakem heyetlerince karara bağlanırken; parasal sınırı aşan uyuşmazlıklar, manevi tazminat talepleri ve bedensel zararlardan kaynaklanan tazminat davaları doğrudan tüketici mahkemesinde açılır.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında; a) Bakan: Gümrük ve Ticaret Bakanını, b) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını, c) Genel Müdür: Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürünü, ç) Genel Müdürlük: Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğünü, d) Hizmet: Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusunu, e) İthalatçı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere mal veya hizmetleri ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını ticari veya mesleki amaçlarla ithal ederek satım, kira, finansal kiralama veya benzeri bir yolla piyasaya süren gerçek veya tüzel kişiyi, f) Kalıcı veri saklayıcısı: Tüketicinin gönderdiği veya kendisine gönderilen bilgiyi, bu bilginin amacına uygun olarak makul bir süre incelemesine elverecek şekilde kaydedilmesini ve değiştirilmeden kopyalanmasını sağlayan ve bu bilgiye aynen ulaşılmasına imkân veren kısa mesaj, elektronik posta, internet, disk, CD, DVD, hafıza kartı ve benzeri her türlü araç veya ortamı, g) Konut finansmanı kuruluşu: Konut finansmanı kapsamında doğrudan tüketiciye kredi kullandıran ya da finansal kiralama yapan bankalar ile Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından konut finansmanı faaliyetinde bulunması uygun görülen finansal kiralama şirketleri ve finansman şirketlerini, ğ) Kredi veren: Mevzuatı gereği tüketicilere kredi vermeye yetkili olan gerçek veya tüzel kişiyi, h) Mal: Alışverişe konu olan; taşınır eşya, konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallar ile elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri her türlü gayri maddi malları, ı) Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, i) Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, j) Teknik düzenleme: 29/6/2001 tarihli ve 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunda yer alan tanımı, k) Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, l) Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi, m) Tüketici örgütleri: Tüketicinin korunması amacıyla kurulan dernek, vakıf veya bunların üst kuruluşlarını, n) Üretici: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere tüketiciye sunulmuş olan mal ya da bu malların hammaddelerini yahut ara mallarını üretenler ile mal üzerine markasını, unvanını veya herhangi bir ayırt edici işaretini koyarak kendisini üretici olarak gösteren gerçek veya tüzel kişiyi, ifade eder. İKİNCİ KISIM Genel Esaslar Temel ilkeler
6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 73Kaynağı aç
MADDE 73- (1) Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. (2) Tüketici mahkemeleri nezdinde Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütleri tarafından açılan davalar 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununda düzenlenen harçlardan muaftır. (3) Tüketici örgütleri üst kuruluşlarınca açılacak davalarda bilirkişi ücreti ve davanın davacı aleyhine sonuçlanması durumunda, hükmedilen vekâlet ücreti Bakanlıkça karşılanır. Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. (4) Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Altıncı Kısım hükümlerine göre yürütülür. (5) Tüketici davaları, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde de açılabilir. (6) Tüketici örgütleri, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık; haksız ticari uygulamalar ve ticari reklamlara ilişkin hükümler dışında, genel olarak tüketicileri ilgilendiren ve bu Kanuna aykırı bir durumun doğma tehlikesi olan hâllerde bunun önlenmesine veya durdurulmasına ilişkin ihtiyati tedbir kararı alınması veya hukuka aykırı durumun tespiti, önlenmesi veya durdurulması amacıyla tüketici mahkemelerinde dava açabilir. (7) Genel olarak tüketicileri ilgilendiren davalarda davacı, verilen kararların yayımlanmasını talep edebilir. Talebin mahkemece kabul edilmesi hâlinde bu karar, masrafları davalıdan alınmak üzere ülke düzeyinde yayımlanan gazetelerden en az üçünde derhâl ilan edilir. (8) Tüketici mahkemelerince verilen kesinleşmiş kararlar, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden Bakanlığa iletilir. Tüketici hakem heyetleri kararlarına karşı yapılan itiraz sonucu verilen kararlar, kararı veren mahkeme tarafından ilgili tüketici hakem heyetine gönderilir. Dava şartı olarak arabuluculuk

Sağlık Turizminde Sözleşmelerin Hukuki Niteliği

6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici işlemi; eser, vekâlet, taşıma ve paket tur sözleşmeleri dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi içine alır. Hizmet ise bir ücret veya menfaat karşılığında sunulan veya taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işlemini ifade eder. Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere mesleki veya ticari amaçla tüketiciye bu hizmetleri sağlayanlar sağlayıcı sıfatını taşır. Sağlık turizmi faaliyetlerinde hastane veya hekim ile hasta arasındaki ilişki somut olayın niteliğine göre vekâlet ya da eser sözleşmesi oluştururken; aracı acentenin sağladığı konaklama, transfer ve rehberlik hizmetleri paket tur ve organizasyon sözleşmesi olarak nitelendirilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereğince uyuşmazlıkta ileri sürülen maddi olguları hukuken nitelendirmek ve uygulanacak kanun hükümlerini belirleyip tatbik etmek hâkimin doğrudan görevidir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/3713, K. 2025/893Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/3713 E.  ,  2025/893 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/1 E., 2022/325 K. Taraflar arasında görülen eser sözleşmesine dayalı maddi ve manevi tazminat davasında, mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili, taraflar arasında diş tedavisi ve estetiği konusunda anlaşmaya varıldığını, davalıların tıbbi uygulama hatası nedeniyle, davacının çene, diş ve dudak yapısında geri dönülemez şekilde anatomik bozulmalar meydana geldiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, sözleşmenin feshi nedeniyle davalı tarafa ödenen 12.500,00 TL'nin iadesine, yarım kalan işi tamamlama ve tedavi masrafları için 10.000,00 TL maddi tazminatın ve ihlal edilen kişilik hakları ve bozulan vücut bütünlüğü nedeniyle 30.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili, yapılan işlemlerde tıbbı bir hata olmadığını, hastanın onayı alınarak tedavi yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 05.04.2016 tarihli ve 2016/504 Esas, 2016/301 Karar sayılı kararı ile davada İstanbul Anadolu Tüketici Mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Mahkemenin 05.04.2016 tarihli kararının süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 20.11.2018 tarihli ve 2018/4968 Esas, 4563 Karar sayılı kararıyla, 6502 Sayılı TKHK'nın 73/5. maddesinde öngörülen yetki kuralının kesin yetki olmadığı, süresinde ve usulüne uygun bir yetki itirazı da bulunmadığı, esasen mahkemece bu imkan tanınmadan usulsüz olarak karar verildiği belirtilerek, mahkeme kararı bozulmuştur. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenici tarafça, diş etinin fazla görünmesi durumunun düzeltilmesi için yapılan kuron boyu uzatma işleminin, tıp kurallarına uygun olduğu, iddia edilen anatomik bozuklukların söz konusu işlemden kaynaklanmayacağı, dişeti ve ve destek kemik konturlarının kabul edilebilir düzeyde olduğu, işlemleri gerçekleştiren diş hekimine atfı kabil bir kusur bulunmadığı, davacının şikayetlerinin, davalı diş hekimi tarafından yapılan tedavi uygulamalarından veya diş hekiminin kusurundan kaynaklandığının mevcut belge, bilirkişi raporları ve tanık beyanları ile ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemece davacının yüzünde anatomik bozulma olduğunun kabul edildiğini, taraflar arasındaki sözleşme eser sözleşmesi niteliğinde olduğundan, davalı yüklenicinin sonucu garanti ettiğini, bilirkişinin aksi yöndeki hukuki görüşünün hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik incelemeye dayandığını, davalı tarafın tedavi yürüttüğü dönem hakkında yeterli inceleme yapılmadığını, davacı tanıklarının beyanlarının dikkate alınmadığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HMK’nın 33. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlardan ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise, iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Bu haklar sınırlı olarak sayılmış olduğu için bunlar genişletilemez. 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir" düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. Ayrıca 5. maddede, aydınlatılmış rıza alınması zorunluluğu açık bir şekilde düzenlenmiştir. Ameliyat işleminin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince, Adli Tıp Raporu ve Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesindan alınan rapor doğrultusunda, davacının dişine yapılan estetik operasyon sonucu dudak ve burun arası bölgede oluşan görünüm bozukluğunun, söz konusu ameliyatlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek komplikasyonlar arasında bulunduğu, hekim hatası olarak değerlendirilmeyeceği, davalı tarafın mesleğin gerektirdiği özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı ve atfı kabil kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde davalı tarafından taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediği, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşıldığından, dava konusu tıbbi müdahalenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetilmesine rağmen bu hususta değerlendirme içermeyen bilirkişi raporlarına dayanılması hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle davalı hekimin taahhüt edilen sonucu tam ve gereği gibi yerine getiremediği, davacıya yapılan estetik müdahalelerin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, meydana getirilen eserin ayıplı olduğu anlaşıldığından, davacının manevi tazminat talebi yönünden mahkemece somut olayın özelliklerine, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre takdir edilecek uygun miktarda manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi; maddi tazminat talebi yönünden ise davacının zarara uğradığını iddia ettiği istek kalemleri değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olup, açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 06.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Estetik amaçlı tıbbi müdahaleler, hekim ile hasta arasında tedavi amaçlı tıbbi zorunlulukla kurulan vekâlet sözleşmesinden ayrılır ve eser sözleşmesi niteliğinde kabul edilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/3670 Esas ve 2025/3903 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, eser sözleşmesini vekâlet ilişkisinden ayıran temel ölçüt sonuç sorumluluğudur. Vekâlet sözleşmesinde yalnızca özenle bir işin görülmesi taahhüt edilirken, eser sözleşmesinde yüklenici belirli bir sonucun meydana getirilmesini ve eserin ortaya çıkmasını taahhüt ederek sonucu garanti eder. Estetik müdahalelerde yüklenici konumundaki hekim hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız teslimini üstlenir. Müdahale sürecinde komplikasyon meydana gelse dahi hastanın aydınlatılması ve komplikasyon yönetiminin mesleki kurallara uygun biçimde icra edilmesi yüklenicinin hukuki sorumluluğundadır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/3670, K. 2025/3903Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/3670 E.  ,  2025/3903 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI: 2023/3256 E., 2024/2530 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Tüketici Mahkemesi SAYISI: 2019/569 E., 2023/655 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin göğüs küçültme ameliyatı içi davalı doktor ile görüştüğünü, ilk ameliyatın 01.07.2017 tarihinde diğer davalıya ait hastanede yapıldığını, ancak davalı tarafından gerçekleştirilen operasyondan yaklaşık 2 ay sonra operasyonun etkilerinin geçmesi üzerine göğüs küçültme ameliyatı yapılmasına rağmen ameliyat sonrası göğüslerin önceki haline göre dahada büyümüş olduğunu ve yaraların iyileşmediğini, davalı doktorun revize ameliyat olarak isimlendirilen ikinci ameliyatı da 03.03.2018 tarihinde davalı hastanede yaptığını, revize ameliyatın da herhangi bir sonuç vermediğini, her iki göğüsün de küçültülemediğini, izlerin ikinci ameliyattan sonra daha da büyüdüğünü, bugüne kadar herhangi bir iyileşme veya görüntüde değişiklik meydana gelmediğini, müvekkilinin tekrar eski göğsüne ve sağlığına kavuşabilmesi için ve hatalı yapılan operasyonun etkilerini düzeltmek adına yeni operasyonlar geçirmesi zorunluluğu doğduğunu ileri sürerek operasyon için toplamda ödediği 10.000,00 TL'nin, tıbbi hatanın düzeltilmesi ve izlerin giderilmesi için uygulanacak tedavi yönünden tespit edilecek ilave tedavi masrafları ile sağlığına kavuşması için ileride tekrardan olması zorunlu muhtemel ameliyat ücreti yönünden fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 5.000,00 TL'nin ve manevi tazminata ilişkin 70.000,00 TL'nin ilk ameliyat olan 01.07.2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1-Davalı … vekili cevap dilekçesinde; onam isimli belgeden de görüleceği üzere planlanmış ve uygulanmış olan ameliyatın meme küçültme ameliyatı değil meme büyütme ve meme dikleştirme ameliyatı olduğunu, yara izlerinin doku iyileşme sorunu ile ilgili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2-Davalı … vekili cevap dilekçesi; davacıya uygulanan operasyonlar ve operasyon sonrası gerçekleştirilen tedavilerde tıbbi hata, özen eksikliği veya kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıdan doğru onam formu alındığı, izlerin kalmasının tıbbi hata olmayıp kişinin bünyesiyle alakalı olduğunun alınan raporda belirtildiği, davalı taraflara yükletilecek sorumluluk ve kusurun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, davalı tarafından müvekkilinin isteklerinin karşılanmadığını ve isteğinin tam aksine göğüslerinin ameliyattan sonra önceki haline göre daha da büyüdüğünü, tanık anlatımları ile whatsapp yazışmalarının dosyaya sunulduğunu, ilk ameliyatta müvekkilinin talebinin aksine göğüs büyütme işleminin uygulandığını, bu hata sebebiyle tekrar operasyon geçirmek zorunda bırakıldığını, yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altında olduğunu, müvekkilinin isteklerinin karşılanmadığını, bu husus gözetilmeksizin sadece uygulanan eylemin tıbben uygun olduğu iddiası ile hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, hukuka uygun bir şekilde onamının alınmadığını, aciliyet teşkil eden bir durum bulunmamasına rağmen ameliyatın hemen öncesinde okuma ve düşünme fırsatı verilmeden onam formunun imzalatıldığını, onam formunun geçerli kabul edilemeyeceğini, refakatçisi olan kardeşine karşı da aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, bilirkişi raporunda hukuki tespitler yapıldığını, onam formunun usulüne uygun olup olmadığı mahkemece hukuki bilgiyle çözümlenecek bir husus olduğunu, bilirkişilerin revizyon ameliyatına ilişkin hastanın detaylı bilgilendirilmesini gerektirecek bir durum söz konusu olmadığı yönündeki görüşlerinin teknik bilgi sınırlarını aştığını, raporun hükme esas alınamayacağını, bölge adliye mahkemesi kararındaki karşı oyun istinaf gerekçelerini destekler nitelikte olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesinde yüklenicinin edimi; bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise; karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdü, sonucun garanti edilmesidir. Burada, vekâlet akdindeki gibi yalnızca bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlardan ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise, iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Bu haklar sınırlı olarak sayılmış olduğu için genişletilemez. Dava konusu işlemin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; alınan bilirkişi heyet raporunda, davacının operasyon sonrasında meme başı çevresinden başlayıp aşağı dikey inen ve meme katlantısından yatay seyreden meme dikleştirme ameliyatına bağlı ciltten koyu renkli izlerin olduğu, ameliyat ile oluşan bu sonuç arasında illiyet bağı bulunmakla birlikte, herhangi bir tibbi hata ya da kusur bulunmadığı ileri sürülmüştür. İlk derece mahkemesince, davacıdan onam formunun alındığı, izlerin kalmasının tıbbi hata olmayıp kişinin bünyesiyle alakalı olduğu, davalı taraflara yükletilecek sorumluluk ve kusurun bulunmadığı belirtilerek dava reddedilmişse de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davacıya uygulanan işlem nedeniyle meme başı çevresinin başlayıp aşağı inen ve meme katlantısında yatay seyreden meme dikleştirme ameliyatına bağlı ciltten koyu renkli izlerin olduğu tespit edilmekle, davalı hekimin taahhüt edilen sonucu tam ve gereği gibi yerine getiremediği, davacıya yapılan estetik müdahalelerin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği, meydana getirilen eserin ayıplı olduğu anlaşılmaktadır. Bu halde mahkemece yapılacak iş; eser sözleşmesi kapsamında meydana getirilen eserde sonuç taahhüdünün gerçekleşmediği kabulüyle, davacının maddi tazminata ilişkin talepleri değerlendirmek ve manevi tazminata ilişkin de uygun bir miktar belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, izah edilen kurallara aykırı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.11.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Estetik ameliyatlarda kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünümün elde edilmesi ve sürecin sağlıklı bir biçimde tamamlanması eser sözleşmesinin asli konusunu oluşturur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/1281 Esas ve 2023/1266 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 471. maddesi uyarınca yüklenici, edimlerini iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle ifa etmek mecburiyetindedir. Özen borcu, iş sahibinin yararına olan eylemleri gerçekleştirmeyi ve ona zarar verebilecek her türlü davranıştan kaçınmayı içerir. Bu sorumluluğun kapsamı belirlenirken benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallar esas alınır. Yüklenici kural olarak eseri bizzat meydana getirmek veya kendi gözetimi altında yaptırmakla ve aksi kararlaştırılmadıkça araç ve gereçleri sağlamakla yükümlüdür. Ayrıca Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi gereğince sağlık alanındaki tıbbi müdahalelerin mesleki standartlara uygun yürütülmesi zorunlu olup, bu kural estetik operasyonlarda da bağlayıcıdır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/1281, K. 2023/1266Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/1281 E.  ,  2023/1266 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi HÜKÜM/KARAR : Red Taraflar arasındaki tüketiciyi koruma kanunundan kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 2012 yılında geçirdiği bir operasyonla silikon taktırmak suretiyle göğüslerini büyüttüğünü ancak sonuçlarından rahatsız olunca göğsündeki silikonların çıkarılması için davalı hekim ile anlaştığını, davalı tarafından müvekkilinin silikonlarının çıkarılması işleminin yapılmadığını, eskileri çıkarılıp yerine yenileri konularak neredeyse eskisi kadar büyük bîr hale getirildiğini, ameliyatın yanlış planlanması nedeniyle göğüs uçlarının genişleyerek pembe renge dönüştüğü ve etrafında çıkık kocaman bir iz kaldığını, davalının hatası nedeniyle 28.04.2014 tarihinde yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını, davalının tedavinin başlangıcında müvekkilini aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, son olarak davacının yurt dışında bir kliniğe başvurarak silikonlarının çıkartıldığını, davalı hekimin taahhüt ettiği neticeyi gerçekleştiremediğini belirterek; davalı tarafından uygulanan hatalı ameliyatlar nedeni ile müvekkilinin uğradığı maddi zararlardan 35.000,00 TL ile yaşadığı üzüntü ve ruhsal çöküntü nedeni ile 250.000 TL manevi tazminatın 11/11/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya 2014 yılında operasyon yapmış, sonrasında da hasta memnuniyetini sağlamak için davacıya bir düzeltme operasyonu yapmış olduğu, ikinci operasyondan davacıdan herhangi bir ücret almadığını, davacının ameliyat öncesi bilgilendirildiğini ,yazılı olarak onayladığı sonuçlardan farklı bir sonuçla karşılaşmadığını, müvekkilinin yaptığı mastopeksi vc protez değiştirme işlemlerinde davacının büyük olan silikonları çıkarılıp, yerlerine daha … yuvarlak silikonlar konduğunu, insan vücuduna konulan silikonların her zaman kayma ve/veya yer değiştirme riski olduğu literatürde kabul edilen sonuç olduğunu ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumundan alınan rapor ile üst kurula gönderme neticesi alınan rapor ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinden alınan raporlarda, davalıya atfedilebilecek bir kusur olmadığı, dosyada kusur araştırması yönünden başkaca yapılacak bir hususun bulunmadığı, davacının davalının kusurunu ispat edemediği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkemece hüküm kurmaya elverişsiz olan bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporlarına dayanılarak karar verilmiş olduğu, dosyanın itirazları doğrultusunda Adli Tıp Üst Kuruluna gönderilmemesinin usule aykırı olup, savunma hakkının kısıtlandığı, davalının kusur durumu hususunda eksik inceleme yapılmış olduğu, mahkemece davalının aydınlatma yükümlülüğümü yerine getirmemesi ile ilgili olarak "davacının eğitimi ve daha öncede bu tarz bir operasyon geçirmiş olduğu dikkate alındığında davalı ile operasyon öncesi konu ile ilgili ayrıntılı müzakere yapılmamış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu" şeklindeki gerekçesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, mahkemece tanık dinletme taleplerinin usul ve içtihatlara aykırı olarak reddedilmiş olduğu, bu sebeplerle kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki akdi ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olup; ameliyatın tüm detayları ve sonuçları hakkında davacı tarafın bilgilendirildiği, davacının bu bilgilendirme sonrasında ameliyat olmayı kabul ettiği, davanın niteliğine göre tanık dinleme talebinin reddinde usule ve yasaya aykırılık bulunmadığı, kusurun varlığını ispat yükü ise tazminat talep eden taraf üstünde olmakla birlikte dosyada alınan uzman bilirkişi raporlarının üçünde de davalıya atfedilebilecek bir kusur olmadığı belirtildiğinden, raporlar mahkemenin denetimine elverişli olduğu gerekçeleri ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri temyiz nedeni olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, estetik amaçla yapılan tıbbi müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 470 ila 486. maddeleri 3. Değerlendirme Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi özenle yerine getirmek zorundadır. Özen borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında adli tıp kurumundan alınan rapor ve üniversiteden alınan raporlara göre davacının düzeltme ameliyatından sonraki son hali ile yapılan muayenesinde kusur tespit edilmediği, dosya içerisinde bulunan dava konusu ameliyat sonrasında çekilen standart dışı fotoğraflarda, her ne kadar standartlara uygun olmasa da karar verdirici ve kusur atfettirici bir özellik saptanmadığı tespiti yapılmış ise de; davacıya yapılan ikinci ameliyatın kapsamı konusunda yeterince açıklama yapılmamıştır. Estetik ameliyat işleminin eser sözleşmesi niteliğinde bulunduğu ve yukarıda açıklandığı şekilde sonuç taahhüdünü de kapsadığı anlaşıldığından, mahkemece ayıplı ifa bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde ilk raporu düzenleyen bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu, ikinci ameliyatın kapsamı belirlenerek, silikonun tamamen çıkarılmasına ya da daha … protezin yerleştirilmesine mi ilişkin olduğu, bu hususta davacının onam formunun kapsamı da dikkate alınarak estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli ek rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29/03/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 471Kaynağı aç
MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır. 2. Malzeme bakımından

Tüketici Hakem Heyetlerinin Görev Sınırları ve Başvuru Usulü

Mevzuatta belirlenen parasal sınırlar dâhilinde kalan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetleri görevlidir. Yabancı hasta, sağlık hizmetinin icra edildiği veya acentenin yerleşim yerinin bulunduğu il ya da ilçe tüketici hakem heyetine başvuruda bulunabilir. Başvuru evrakı arasına başvuru dilekçesi ile birlikte pasaport fotokopisi, fatura, banka ödeme dekontları ve yabancı dilde düzenlenmiş tıbbi belgelerin yeminli Türkçe tercümeleri eklenmelidir.

Tüketici hakem heyetlerinin görev alanı kanunla sınırlandırılmıştır. Manevi tazminat talepli uyuşmazlıklarda talep edilen tutara bakılmaksızın tüketici hakem heyetleri görevsizdir; bu taleplerin doğrudan tüketici mahkemesine yöneltilmesi gerekir. Tüketici hakem heyeti kararlarına karşı süresi içinde tüketici mahkemesinde itiraz edilebilir. 6502 sayılı Kanun uyarınca tüketici mahkemesinin bu itirazlar neticesinde verdiği kararlar kesin nitelikte olup istinaf veya temyiz yoluna kapalıdır. Ayrıca tüketici hakem heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz sonucu verilen mahkeme kararları, kararı veren mahkeme tarafından ilgili tüketici hakem heyetine intikal ettirilir.

Tüketici Mahkemelerinde Görev, Yetki ve Yargılama Kuralları

6502 sayılı Kanun'un 73. maddesinin birinci fıkrası uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. Tüketici mahkemelerinde tüketiciler tarafından açılan davalar 492 sayılı Harçlar Kanununda düzenlenen harçlardan muaftır. Bu mahkemelerde görülecek uyuşmazlıklar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun basit yargılama usulü hükümlerine tabi olarak yürütülür. Kesinleşen mahkeme kararları Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden Ticaret Bakanlığına bildirilir. Kanuna aykırı bir durumun doğma tehlikesi bulunduğu hallerde Bakanlık, ilgili kamu kurumları ve tüketici örgütleri de hukuka aykırılığın tespiti, önlenmesi veya durdurulması amacıyla tüketici mahkemesinde dava açma ehliyetine sahiptir.

6502 sayılı Kanun'un 73. maddesinin beşinci fıkrasına göre tüketici davaları genel yetki kurallarına ek olarak tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde de açılabilir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2023/3713 Esas ve 2025/893 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, anılan fıkradaki yetki kuralı kamu düzenine ilişkin kesin yetki niteliğinde değildir. Bu nedenle yetkisizlik iddiası süresinde ve usulüne uygun bir ilk itiraz olarak ileri sürülmedikçe mahkemece re'sen yetkisizlik kararı verilemez.

Dava Şartı Arabuluculuk ve Kapsam Dışı Uyuşmazlıklar

6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrası gereğince, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması genel bir dava şartıdır. Arabuluculuk görüşmelerinde tarafların anlaşması halinde tanzim edilen arabuluculuk anlaşma belgesi mahkeme ilamı hükmündedir. Tarafların anlaşamaması durumunda ise arabulucu tarafından düzenlenen son tutanak dava dilekçesine eklenerek tüketici mahkemesinde dava ikame edilir. Tüketici mahkemelerindeki arabuluculuk sürecinde 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin on birinci fıkrasında yer alan toplantıya katılmayan taraf aleyhine yargılama gideri hükmedilmesine ilişkin kural tüketici aleyhine tatbik edilmez.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 73/AKaynağı aç
MADDE 73/A- (Ek:22/7/2020-7251/59 md.) (1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz: a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar (2) 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz. (3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak belirtilen hâllerde arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre iki saatlik ücret tutarını geçemez. (4) Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması hâlinde arabuluculuk ücreti, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Üretimin veya satışın durdurulması ve malın toplatılması

Kanun koyucu belirli nitelikteki uyuşmazlıkları dava şartı olarak arabuluculuk kapsamı dışında tutmuştur. 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrasının bentleri uyarınca; tüketici hakem heyetinin görev sınırları içinde kalan uyuşmazlıklar, tüketici hakem heyeti kararlarına karşı mahkemeye yapılan itirazlar, tüketici işlemi niteliğinde olup taşınmazın aynından doğan davalar ile Kanun'un 73. maddesinin altıncı fıkrası ve 74. maddesinde düzenlenen genel davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunluluğu aranmaz.

Yabancı Hastaların Teminat Yükümlülüğü ve Muafiyet

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi uyarınca teminat gösterilmesine ilişkin mahkeme kararının yerine getirilmesi genel bir dava şartıdır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 48. maddesinin birinci fıkrasına göre Türk mahkemelerinde dava açan yabancı gerçek kişiler, yargılama giderleri ile davalının muhtemel zararlarını karşılamak üzere teminat göstermekle yükümlüdür. Bununla birlikte aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca yabancılar karşılıklılık esasına göre bu teminat yükümlülüğünden muaf tutulur. Tüketici mahkemelerinde hak arayan yabancı tüketicilerin teminattan bağışık tutulduğu yargı kararları da mevcuttur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 114Kaynağı aç
MADDE 114- (1) Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır. Dava şartlarının incelenmesi
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 48Kaynağı aç
MADDE 48 – (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. (2) Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar. Yabancı devletin yargı muafiyetinden yararlanamayacağı hâller

Sorumluluk Çerçevesi ve Tüketicinin Seçimlik Hakları

Ayıplı sağlık ve acente hizmetinin sunulmasında rolü bulunan hekim, hastane yönetimi ve sağlık turizmi acentesi tüketiciye karşı müştereken ve müteselsilen sorumludur; tüketici mahkemesi açılan davada bu aktörlerin birlikte tazminat ödemesine karar verebilir. Tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası sağlayan sigorta şirketleri de davalı gösterilerek poliçe sınırları dâhilinde sorumlu tutulabilir. Sağlık turizmi acentesi aleyhine ayrıca taahhüt edilen otel, konaklama ve transfer standartlarının altında hizmet verilmesi sebebiyle bedel indirimi, eksik hizmetler için maddi tazminat ve organizasyon kusurundan kaynaklanan zararlar için manevi tazminat davaları açılabilir.

Estetik müdahalelerde eserdeki ayıp nedeniyle hekim ve hastanenin hukuki sorumluluğunda 6098 sayılı Kanun'un 475. maddesinde düzenlenen seçimlik haklar devreye girer. İş sahibi hasta; eserin hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacak derecede ayıplı olması halinde sözleşmeden dönme, eseri alıkoyarak ayıp oranında bedelden indirim isteme veya aşırı masraf gerektirmediği sürece masrafları yükleniciye ait olmak üzere ücretsiz onarım talep etme haklarına sahiptir. Bu haklar seçimlik nitelikte olup genişletilemez; ancak hastanın maddi veya manevi bir zarara uğramış olması şartıyla bu haklarla birlikte genel hükümler dairesinde tazminat talep edilmesi de mümkündür. Eser iş sahibinin taşınmazı üzerinde inşa edilip sökülmesi aşırı zarar yaratacaksa dönme hakkı kullanılamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 475Kaynağı aç
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. c. İşsahibinin sorumluluğu

Geçici Hukuki Korumalar: İhtiyati Tedbir ve İhtiyati Haciz

Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesinin imkânsızlaşması veya ciddi şekilde zorlaşması ihtimalinde 6100 sayılı Kanun'un 389. maddesi uyarınca uyuşmazlık konusu hakkında mahkemeden ihtiyati tedbir talep edilebilir. Para alacaklarının güvence altına alınması amacıyla borçlunun genel malvarlığına yönelen tedbir niteliğindeki işlemler ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesinde düzenlenen ihtiyati haciz kurumuna tabidir. Rehinle temin edilmemiş vadesi gelmiş para borçlarında borçlunun taşınır, taşınmaz malları ve banka hesapları ihtiyaten haczettirilebilir. Henüz vadesi gelmemiş alacaklarda ise borçlunun yerleşim yerinin bulunmaması veya mal kaçırma hazırlığında olması hallerinde ihtiyati haciz yoluna başvurulabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 389Kaynağı aç
MADDE 389- (1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. (2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır. İhtiyati tedbir talebi
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 257Kaynağı aç
Madde 257 – Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir: 1 – Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa; 2 – Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlâl eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder. (Ek fıkra: 29/6/1956-6763/42 md.; Mülga dördüncü fıkra: 14/1/2011-6103/41 md.) (Ek fıkra: 29/6/1956-6763/42 md.; Mülga beşinci fıkra: 14/1/2011-6103/41 md.) İhtiyati haciz kararı:

Sağlık Turizmi Davalarında Zamanaşımı Süreleri

Sağlık turizmi kapsamındaki ayıplı hizmet ve sözleşmeye aykırılık iddialarında zamanaşımı süresi kural olarak hizmetin ifasından itibaren 2 yıldır. Ayıp ağır kusur veya hile ile gizlenmişse ya da hekim müdahalesi hastanın bedensel bütünlüğünde kalıcı bir tahribat, sakatlık veya ölüm doğurmuşsa zamanaşımı süresi 10 yıla uzar. Hekimin veya sağlık personelinin tıbbi kusuru Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil ettiği takdirde ise 15 yıllık uzamış ceza zamanaşımı süresi tatbik edilir.

Manevi tazminat talepleri için tüketici hakem heyetine başvurulabilir mi?

Manevi tazminat talepli uyuşmazlıklarda talep tutarından bağımsız olarak tüketici hakem heyetleri görevsizdir; bu talepler için doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılması gerekir.

Yabancı hastalar Türkiye'de tüketici davası açarken teminat yatırmak zorunda mıdır?

Yabancı uyruklu hastalar kural olarak teminat göstermekle yükümlüdür; ancak 5718 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca karşılıklılık esasına göre veya tüketici mahkemesi uygulamaları kapsamında teminattan muaf tutulabilirler.

Sağlık turizmi uyuşmazlıklarında tüketici mahkemesinde dava açmadan önce arabuluculuk zorunlu mudur?

Tüketici mahkemesinde açılacak alacak ve tazminat davalarında arabuluculuk dava şartıdır; fakat tüketici hakem heyeti görevindeki talepler ile hakem heyeti kararına itiraz davalarında arabulucuya başvuru şartı aranmaz.

Estetik ameliyatlarda doktorun sorumluluğu vekâlet sözleşmesine mi yoksa eser sözleşmesine mi tabidir?

Estetik operasyonlar tedavi amaçlı genel tıbbi müdahalelerden ayrılarak eser sözleşmesi kapsamında kabul edilir; hekim sonuç taahhüdü altına girerek sonucu garanti eder ve olası komplikasyon yönetiminden sorumludur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu