Rekabet Yasağı Sözleşmesi Şartları, Süresi ve Hükümleri

by Avukat Erdal Ersoy
Rekabet Yasağı Sözleşmesi Şartları, Süresi ve Hükümleri

Rekabet Yasağı Sözleşmesi Nedir?

Rekabet yasağı sözleşmesi, fiil ehliyetini haiz olan işçinin, hizmet ilişkisinin sona ermesinin ardından işverenle rekabet teşkil eden davranışlardan kaçınmayı yazılı biçimde üstlendiği hukuki bir işlemdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 444/1 gereğince işçi, kendi adına rakip bir işletme kurmaktan, başka bir rakip işletmede görev almaktan veya rakip işletmeyle herhangi bir türde menfaat bağına girmekten kaçınmayı taahhüt edebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 444Kaynağı aç
MADDE 444- Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. 2. Sınırlandırılması

Rekabet Yasağının Geçerlilik Şartları

Rekabet yasağının geçerli kabul edilebilmesi için düzenlemenin yazılı şekilde yapılması ve işçinin fiil ehliyetine sahip bulunması gerekir. Türk Borçlar Kanunu m. 444/2 uyarınca bu taahhüdün geçerliliği, hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin yürüttüğü işler hakkında bilgi edinme imkânı sunmuş olmasına bağlıdır. Ayrıca elde edilen söz konusu bilgilerin kullanılmasının işveren nezdinde önemli bir zararın doğmasına sebebiyet verecek nitelikte bulunması yasal zorunluluktur.

Rekabet yasağı anlaşmasında işveren tarafından işçiye mali bir karşı edim taahhüt edilmesi sözleşmenin kurucu geçerlilik koşulları arasında sayılmamıştır. Türk Borçlar Kanunu m. 445/2 kapsamında karşı edim, yalnızca aşırı nitelik taşıyan kısıtlamaların hâkim tarafından hakkaniyete göre uyarlanması aşamasında dikkate alınabilen bir unsurdur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 445Kaynağı aç
MADDE 445- Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. 3. Aykırı davranışların sonuçları

Kapsam, Süre Sınırı ve Hâkimin Müdahale Yetkisi

Rekabet sınırlamaları taraflarca serbestçe genişletilemez. Türk Borçlar Kanunu m. 445/1 uyarınca yasak; yer, zaman ve işlerin türü yönünden işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde uygunsuz kayıtlar içeremez. Yasağın süresi özel durum ve koşullar ayrık olmak üzere iki yılı aşamaz.

Aşırı nitelikteki rekabet kısıtlamaları karşısında hâkim, somut olayın tüm durum ve koşullarını serbest biçimde takdir ederek ve varsa işverenin üstlendiği karşı edimi hakkaniyet doğrultusunda gözeterek yasağı kapsam yahut süre bakımından sınırlandırabilir.

Rekabet Yasağının İhlali ve Ceza Koşulu

Rekabet yasağına aykırı hareket eden işçi, bu davranışından ötürü işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle mükelleftir. Zarar kapsamı borca aykırılık neticesinde gerçekleşen tüm eksilmeleri içerir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 446Kaynağı aç
MADDE 446- Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir. 4. Sona ermesi

Yasağa aykırılık bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve taraflar arasındaki sözleşmede aksine düzenleme bulunmuyorsa, işçi kararlaştırılan ceza tutarını ödeyerek rekabet yasağı borcundan kurtulabilir. Buna karşılık söz konusu ödeme, ceza tutarını aşan zararların karşılanması zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

İşveren, ceza koşulu ve aşan zararların tazmini dışında, bu hakkı sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutmuş olması kaydıyla yasağa aykırı eyleme son verilmesini talep edebilir. Bu talebin kabul edilebilmesi için tehlikeye giren ya da ihlal edilen menfaatin önemi ile işçinin sergilediği davranışın aykırılığa son verilmesini haklı kılması aranır.

Hizmet akitlerinde salt işçi aleyhine öngörülen ceza koşullarının geçersiz sayılacağını düzenleyen Türk Borçlar Kanunu m. 420 hükmünün uygulanabilirliği bakımından, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2019/2294, K. 2020/40 sayılı kararında sözleşme sonrası dönemi kapsayan rekabet etmeme taahhütlerine bu geçersizliğin teşmil edilemeyeceği kabul edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2018/4159, K. 2020/19615 sayılı kararında da gizlilik ve bilgi güvenliği kurallarının ihlaline yönelik cezai şartın çift taraflı düzenlenmediği gerekçesiyle Türk Borçlar Kanunu m. 420 çerçevesinde geçersiz sayılamayacağı sonucuna varılmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/2294, K. 2020/40Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/2294 E.  ,  2020/40 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12/02/2018 tarih ve 2015/714 E- 2018/100 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 14/03/2019 tarih ve 2018/837 E- 2019/374 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili ile davalının 09/09/2013 tarihinde imzalanan belirli süreli iş akdi ile birlikte aynı zamanda Rekabet Yasağı Taahhütnamesi imzaladığını, davalının haksız olarak iş akdini feshederek ayrıldığını, akabinde müvekkili firma ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren davadışı şirkette dolaylı olarak çalıştığını ve müvekkili şirketin müşterilerini buraya yönlendirdiğini, müvekkilini zarara uğrattığını belirterek, BK'nın 444-446. maddelerinde belirlenen ve 09.09.2013 tarihli sözleşme içeriği ile sabit rekabet yasağına aykırı fiillerinin tespiti ve BK'nın 446/3maddesi uyarınca önlenmesine ve davalının söz konusu eylemleri sebebi ile sözleşme ile belirlenen 205.000 TL tutarındaki cezai şartın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının rekabet yasağını ihlal ettiği, dolayısıyla davacının cezai şart bedeli talebinin yerinde olduğu, ancak rekabet yasağına ilişkin taahhütnamede rekabet yasağına aykırı davranış halinde davalının 250.000-TL cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmış ise de cezai şartın miktarı ile öngörülen rekabet yasağı arasındaki denge, davalının menfaati ve davacının maddi zararının tespit edilememiş olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne ve 25.000 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karar davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince, sözleşme tarihleri itibariyle olaya uygulanması gereken TBK'nın 420/1. maddesi uyarınca, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, rekabet yasağı sözleşmesine aykırılıktan kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında akdedilen hizmet sözleşmesinde yer alan rekabet etmeme yasağına ilişkin hükmün sadece işçi aleyhine cezai şart öngördüğü, bu nedenle 6098 sayılı TBK'nın 420.maddesi uyarınca geçersiz olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen karar kaldırılıp, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak Dairemizin 11.02.2019 gün, 2017/3977 Esas-2019/990 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, hizmet sözleşmesi içerisinde rekabet etmeme yasağına dair hüküm bulunduğu hallerde, sözleşmenin, hem hizmet ilişkisinin devamı sürecinde geçerli olan bir hizmet sözleşmesini, hem de hizmet sözleşmesi sona erdirdikten sonra da yükümlülükler öngören bir rekabet etmeme sözleşmesini ihtiva ettiğinin kabulü gerekir. Bu durumda, hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan cezai şart hükümlerin geçersiz olduğunu hüküm altına alan TBK'nın 420.maddesinin taraflar arasında akdedilen rekabet etmeme sözleşmesine uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Kaldı ki, taraflar arasında imzalanan hizmet sözleşmesinde rekabet yasağına ilişkin bir düzenlmeye yer verilmemiş olup, bu hususta 09.09.2013 tarihinde ayrı bir sözleşme imzalanmıştır. Belirtilen nedenlerle mahkemenin anılan gerekçesi doğru bulunmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararın BOZULMASINA, HMK'nın 373/2.maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.01.2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, işçinin rekabet etme yasağına aykırılığa dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Ceza koşulunun kendisi başlı başına bir borcun konusu değildir. Ceza koşulu, daima ifası gereken bir asıl borcun varlığını arar. Zira ceza koşulu, borçlunun borca uygun davranmasını temin eden bir tür güvencedir. Yine ceza koşulu asıl borca bağlı (fer'i) nitelikte bir borç doğurur. Ceza koşulu TBK. m. 179'da (Eski BK. m. 158) düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, ceza koşulunun türleri, seçimlik ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu ve ifa yerine ceza koşulundan (Dönme cezası) ibarettir. Bu genel düzenlemenin yanında BK. m 351/2'de (TBK. m. 444/2) dönme cezası özel olarak düzenlenmiştir. Bu BK. m. 351/2, (TBK 444/2) aynı Yasa'nın 158 (TBK m. 179) maddesine bir aykırılık oluşturur. Sözleşme cezası burada da madde 158'de (TBK m. 179) olduğu gibi, kural olarak, ödenmesi ile akitten cayma hakkını verir. Ne var ki madde 158'in(TBK m. 179) aksine, madde 351/2 (TBK m. 444/2) gereğince ifayı yada sözleşme cezasını talep etmek isteyip istemediğini alacaklı seçemez. Aksine işçi sözleşme cezasını ödeme ile rekabet yasağından kendisini kurtarabilir (Becker, Herman, İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, sayfa 577). İşveren ancak, işçinin kusurunu ve uğradığı zararı kanıtlayarak BK m. 351/1 (TBK m. 444)uyarınca zararının tazminini isteyebilir. Bu nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesin kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması görüşünde olduğum için sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2018/4159, K. 2020/19615Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2018/4159 E.  ,  2020/19615 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : …Hukuk Dairesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı-Karşı Davalı İsteminin Özeti: Davacı-karşı davalı vekili; davalının müvekkiline ait şirkette son derece gizli ve teknik projelerde sistem mühendisi olarak çalışmaya başladığını, istifa ederek ayrıldığını, ihbar süresinin sadece bir haftasına uyduğunu belirterek beş haftalık ihbar süresi için ihbar tazminatı borcu bulunduğunu, ayrıca davacının ayrılmadan önce elli civarında gizli belgeyi harici bir cihaza kopyaladığını, davacının kötü niyetli olduğunu, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin bilgi güvenliği politikası başlıklı 5. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, bu nedenle cezai şart alacağının tahsilini talep etmiştir. Davalı-Karşı Davacı Cevabının Özeti: Davalı-karşı davacı vekili; davacı şirketin davalının istifasından hemen sonra dava açmamış olması ve şikayetten sonra huzurdaki davayı ikame etmiş olduğunu, davanın kötü niyetli açıldığını, ihbar tazminatı talebinin ve cezai şart talebinin yerinde olmadığını, karşı dava olarak Ağustos 2014 ayı ücreti ile yıllık izin alacağını davalıdan tahsilini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, davacı-karşı davalı tarafın cezai şart alacağı talebinin reddine, ihbar tazminatı talebinin kabulüne, davalı-karşı davacının ücret ve yıllık ücretli izin alacağı taleplerinin kabulüne karar verilmiştir. İstinaf Başvurusu: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge Adliye Mahkemesince, davacı şirket tarafından davalı işçinin şirkete ait teknik data ve verileri sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak kopyaladığı iddiası ile cezai şart talep edildiği, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 5/3, 11, 13. maddeleri uyarınca işçinin sır saklama yükümlülüğü ve bu yükümlülüğe ait sürelerin düzenlenmiş olduğu, ancak iş bu cezai şart hükümlerinin yalnızca işçi aleyhine vazedildiği, 6098 sayılı Borçlar Kanunun 420/1. Maddesi uyarınca yalnızca işçi aleyhine olan cezai şartın geçersiz olduğu düzenlemesi karşısında, ilk derece mahkemesince şirketin cezai şart talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı, şirketin ihbar tazminatı alacağı talebi yönünden, davalı işçinin gerek duruşmadaki imzası ile alınan yazılı beyanı, gerekse tanık beyanı ile de sabit olduğu üzere başka bir şirkette iş bulup yazılı ihbar öneline uymadan işten ayrıldığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesince şirket lehine 5 haftalık ihbar tazminatı alacağına hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, işçinin işveren şirkete karşı açmış olduğu karşı dava yönünden ise; ücret alacağının eksiksiz olarak ödendiği hususu ile yıllık izinlerin eksiksiz olarak kullandırılmış olduğu hususunu ispat yükü işverende olup işverenin üzerine düşen ispat külfetini yerine getiremediği, dosyaya herhangi bir yazılı belge veya makbuz ibraz edilmediği, sunulan maaş bordrolarının imzasız olduğu, dosya içerisinde mevcut ibranamenin ise Borçlar Kanunun 420/2. maddesi hükmü karşısında ibra edilen rakamın yazılı olmaması, ödemenin banka kanalı ile yapılmamış olması nazara alındığında geçersiz olduğu, ilk derece mahkemesince işçi lehine bu alacak kalemleri yönünden verilen kararın isabetli olduğu, davacı-karşı davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebinin de yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu: Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davacı-karşı davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. Gerekçe: Davacı işveren, davalı işçinin işyerinden ayrılmasından kısa bir süre önce kendisine ait cep telefonuna elli civarında gizli belgeyi indirmek suretiyle şirketin bilgi güvenliği politikasına aykırı davrandığı ve iş sözleşmesinin 11. maddesine göre sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği, gerekçesiyle sözleşmede öngörülen cezai şartın tahsili talebinde bulunmuştur. Davalı işçi, şirkete ait belgeleri cep telefonuna indirerek kaydettiğini kabul etmiş ancak bunu şirkete ait sınavlara girebilmek için kaydettiğini işyerinden ayrılmadan önce sildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece cezai şartın sadece işçi aleyhine olduğu Türk Borçlar Kanun’unun 420. maddesine göre geçersiz olduğu gerekçesiyle bu yöndeki talebin reddine dair hüküm kurulmuştur. Davacı şirket teknoloji firması olup davalı işçi ile imzalanan iş sözleşmesinin 11. maddesinde bentler halinde gizlilik ve bilgi güvenliğine ilişkin kurallara yer verilmiş, işçinin bilgi güvenliği kurallarına uyması gerektiğini açıklamış, gizlilik ve bilgi güvenliği kurallarına aykırılık halinde işverene 150.000 TL cezai şart ödeneceği kurala bağlanmıştır. Sözü edilen iş sözleşmesi hükmü gizlilik ve bilgi güvenliği yükümlülüklerinin ihlaline bağlı cezai şart öngörmekte olup bu durumda cezai şartın iki taraflı olmadığından bahisle geçersizliğinden sözedilemez. Zira cezai şartın karşılığı işçinin öngörülen yükümlülüklere aykırı davranması olup Mahkemece salt TBK’nun 420. maddesine dayalı olarak davanın reddi hatalıdır. Dosya içinde bulunan ve davalı işçiye imzalatılmış olan bilgi sistemi güvenlik kurallarının 5.3.2 maddesinde;”…’den yazılı izin almaksızın kullanıcı …’in ağlarını kullanarak şirketin dışındaki kişisel mail kutularına(şirket dışındaki kendi kişisel mail kutusu dahil) veya diğer mail adreslerine …’in ticari ve ticari olmayan faaliyetleri ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere …’in gizli bilgilerini gönderemez.” ile 5.3.3. maddesinde; “…’den yazılı izin almaksızın kullanıcı usb, kızılötesi, bluetooth vb. Bağlantıları kullanarak …’in bilgisayardan özel kayıt cihazlarına veya bilgisayarlarına …’in ticari ve ticari olmayan faaliyetleri ile ilgili bilgiler dahil olmak üzere veri aktaramaz.” şeklinde kurallara yer verilmiş olup davacının işverene ait 51 adet bilgileri kendi cep telefonuna indirdiği tartışmasız durumdadır. Mahkemece bu konuda bilirkişi raporu alınmış olup kopyaların data niteliği taşıdığını ve çokluğu dikkate alındığında ders çalışmak için indirimin düşünülemeyeceği, davalı işçinin sır saklama yükümlülüğü aykırı davrandığı sonucuna varılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, davalı işçinin sır saklama yükümlülüğünü, gizlilik ile bilgi güvenliği kurallarına aykırılık davrandığı anlaşılmakta olup iş sözleşmesinin 11. maddesindeki cezai şartın koşulları oluşmuştur. Mahkemece TBK’nun 182/son maddesi değerlendirilerek indirim yönünden bir karar verilerek istekle ilgili hüküm kurulması gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Sonuç: Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ve bu karara karşı istinaf başvurusunu esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin ise Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.12.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yasağın Sona Ermesi ve İşyeri Devri

İşverenin rekabet yasağının sürdürülmesinde gerçek bir yararının kalmadığı belirlenmişse, Türk Borçlar Kanunu m. 447/1 hükmü gereğince rekabet yasağı sona erer.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 447Kaynağı aç
MADDE 447- Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer. İKİNCİ AYIRIM Pazarlamacılık Sözleşmesi A. Tanımı ve kurulması I. Tanımı

Türk Borçlar Kanunu m. 447/2 uyarınca sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse rekabet yasağı sona erer.

4857 sayılı İş Kanunu m. 6/1 gereğince işyerinin veya bir bölümünün devri durumunda devir tarihindeki iş sözleşmeleri bütün hak ve borçlarıyla devralana geçer. İşyeri devri rekabet yasağını tek başına ortadan kaldırmaz; devralan işverenin aynı faaliyeti sürdürmesi halinde yasak devam ederken işletmenin faaliyet konusunun değişmesi durumunda rekabet yasağı son bulur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer. Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür. Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır. Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma ya da türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz. Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır. Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz. Geçici iş ilişkisi

Zamanaşımı ve Yargılama Usulü

Rekabet yasağının ihlalinden kaynaklanan tazminat talepleri, Türk Borçlar Kanunu m. 72/1 gereğince alacaklının zararı ve tazminat sorumlusunu öğrendiği günden başlayarak iki yıllık ve her hâlükârda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren on yıllık sürenin geçmesiyle zamanaşımına uğrar. İhlalin ceza kanunlarında daha uzun zamanaşımına tabi bir eylemden doğması durumunda uzun olan ceza zamanaşımı süresi tatbik edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 4/1-c hükmü uyarınca, Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447 nci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan davalar mutlak ticari dava niteliğindedir. Bu tür davalarda delillerin sunulması Hukuk Muhakemeleri Kanunu kurallarına göre gerçekleştirilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 4Kaynağı aç
MADDE 4- (1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde, d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır.[3] (2) (Değişik: 28/2/2018-7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri bir milyon Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/30 md.) Bu fıkrada belirtilen parasal sınır, 6100 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre artırılır.[4][5] 2. Ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler[6]
Rekabet yasağı sözleşmesi en çok kaç yıl için yapılabilir?

Rekabet yasağının süresi Türk Borçlar Kanunu m. 445/1 hükmüne göre özel durum ve koşullar saklı kalmak üzere en fazla iki yıl olarak belirlenebilir.

Rekabet yasağındaki ceza koşulunun geçerliliği karşılıklı olmasına mı bağlıdır?

Hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin rekabet yasaklarında işçi aleyhine tek taraflı konulan ceza koşulları geçerli kabul edilmekte, Türk Borçlar Kanunu m. 420'deki karşılıklılık kuralı uygulanmamaktadır.

İşverenin rekabet yasağı karşılığında ücret veya bedel ödemesi zorunlu mudur?

Karşı edim taahhüdü rekabet yasağının geçerlilik unsuru değildir; ancak sözleşmedeki sınırlamaların aşırı bulunması halinde hâkim tarafından yapılacak hakkaniyet değerlendirmesinde gözetilir.

İş sözleşmesini haklı nedenle fesheden işçinin rekabet yasağı sürer mi?

Sözleşmenin işverene yüklenebilen bir sebeple işçi tarafından feshedilmesi veya işveren tarafından haklı sebep olmaksızın feshi hallerinde rekabet yasağı sona erer.

Rekabet yasağının ihlalinde tazminat davası açma süresi ne kadardır?

Tazminat istemi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar; ceza kanunlarının daha uzun zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren fiiller saklıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu