İşçinin Rekabet Yasağı: Yer, Zaman ve Konu Sınırlaması

by Avukat Erdal Ersoy
İşçinin Rekabet Yasağı: Yer, Zaman ve Konu Sınırlaması

Rekabet Yasağı Sözleşmesi Nedir

Rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin hizmet ilişkisi içinde işverenin müşterilerine nüfuz etmesi ya da iş sırlarına vakıf olması nedeniyle hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra belirli bir faaliyet alanında, belirli bir coğrafi bölgede ve belirli bir zaman diliminde işçinin işverenle rekabet edecek davranışlar içine girmesini yasaklayan bir düzenlemedir. Bu sözleşmeyle işçi, iş sözleşmesinin bitiminin ardından bir yapmama borcu üstlenmekte; bu yolla işçinin ekonomik faaliyet özgürlüğüne ve ekonomik geleceğine sınırlama getirilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/15290, K. 2017/2808Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/15290 E.  ,  2017/2808 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/10/2015 tarih ve 2014/68-2015/785 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin endüstri ve otomobil boyaları sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalının müvekkiline ait şirkette 26/06/2008 ila 13/07/2012 tarihleri arasında teknisyen unvanı ile çalıştığını, iş sözleşmesini geçerli bir sebep yokken feshettiğini ve sözleşmede belirlenen rekabet etme yasağına uymayarak rakip bir firmada işe başladığını, teknisyenlerin yerine getirdikleri görevleri nedeni ile boya renkleri ve formülleri hakkında esaslı ticari ve teknik sırlara sahip olduklarını ve iş yerinin müşterilerini de tanıdıklarını, davalının sözleşmeyi feshedip başka bir firmaya geçerek müvekkili bünyesinde edindiği tüm ticari bilgi ve sırları rakip firmada kullanmak suretiyle müvekkilinin mağduriyetine sebep olduğunu, rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şarta hak kazandığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 20.688,00 TL cezai şartın 13/07/2012 tarihli fesih tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, sözleşmelerin matbu formda hazırlanarak boş olarak imzalatıldığını ve genel işlem şartlarına aykırı olduğunu, müvekkilinin davacı şirketin iş ve üretim sırları ile ilgisinin olmadığını, hiyerarşide alt sıralarda yer aldığını, hali hazırda çalıştığı iş yerinde de böyle bir konumunun bulunmadığını, sadece laboratuvarda talimatlar ne ise onu yapan teknisyen konumunda olduğunu, davacının herhangi bir zarara uğramadığını, rekabet yasağı sözleşmesinin müvekkilinin ekonomik geleceğini tehlikeye uğratacak nitelikte olduğunu ve geçerli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalının edindiği tüm ticari bilgi ve sırları rakip firmada kullanmak suretiyle davacının mağduriyetine sebep olduğunu iddiasının ispat edilemediği, davalının yeni iş yerinde farklı bir iş olan boya hammaddesi üretme işinde çalışması nedeniyle davacı şirkette edindiği bilgilerin özellik arz eden ve önceki işverene zarar verici nitelikte olmadığı, polimer mühendislerinin ve uzmanlarının verdiği formüller doğrultusunda çalıştığı, doğrudan boya ve renk formülasynou ihdas etmediği, davacı şirkette kod sistemiyle çalışıldığı ve davacının doğrudan boya üretim formüllerini görüp oluşturmadığı, öte yandan dava konusu sözleşmede davalı aleyhinde olan … ve … Bölgelerinin tamamını kapsar şekilde davacı tarafça tek taraflı olarak bir çalışma yasağı getirilmiş olmasının çalışma hürriyetini ihlal edici nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin Özel Şartlar başlığı altında (e) bendinde rekabet yasağına ilişkin olarak “işçinin, işverenin mesleki, ticari ve teknik sırlarını saklamakla yükümlü olduğu, bu nedenden dolayı, hizmet sözleşmesinin sona ermesini izleyen iki yıl boyunca … ve … Bölgesinde, işverenin faaliyet gösterdiği boya ve boya kimyası alanı ile kısmen veya tamamen rekabet halinde olan veya rekabet etme ihtimali bulunan iş veya faaliyetler ile doğrudan veya dolaylı olarak kendi hesabına veya herhangi bir kimse, firma veya şirketle bağlantılı olarak veya bunların hesabına veya bunların yöneticisi, müdürü, vekili, müstahdemi, danışmanı, müşaviri veya herhangi bir pozisyondaki çalışanı olarak herhangi bir iş veya faaliyetle uğraşmayacağı, iştigal etmeyeceği, ilgilenmeyeceği” şeklinde düzenleme yer almıştır. Öğretide rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş ilişkisi içinde işverenin müşterilerine nüfuz etmesi yahut iş sırlarına vakıf olması nedeniyle hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra belirli bir faaliyet alanında belirli bir coğrafi bölgede ve belirli bir zaman dilimi içerisinde işçinin işverenle rekabet teşkil eden davranış içerisine girmesini yasaklayan sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır. Rekabet etmeme taahhüdünü içeren bu sözleşmeyle işçi işverene karşı hizmet sözleşmesinin bitiminden sonrasına yönelik olarak menfi bir yükümlülük, bir yapmama borcu altına girmektedir. Başka bir deyişle rekabet yasağı sözleşmesi ile işçinin ekonomik faaliyet özgürlüğüne ve ekonomik geleceğine kısmen dahi olsa sınırlama getirilmektedir(Sabah Altay, Türk Borçlar Kanunun Hükümlerine Göre İşçi ile İşveren Arasında Yapılan Rekabet Yasağı Sözleşmesi, MÜHF-HAD, C.14, sy.3, s.179 vd.). Rekabet yasağı kaydının geçerli olabilmesi için işçinin, hizmet ilişkisi içinde olduğu işverenin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi ticari sırları bilmesi, bunları rakip firmalarla paylaşması ve nüfuz etme imkanının bulunup bulunmaması önem arz etmektedir. Somut olayda mahkemece, davalı işçinin davacı şirkette çalıştığı konum itibariyle davacıya ait ticari sırlara, üretim teknolojisi yada özel üretim biçimi gibi üretim sırlarına ya da müşteri çevresine erişebilme imkanı ve ihtimalinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur. Rekabet yasağının ihlalini tespit için davacının somut bir zarara uğramış olması gerekmediği gibi davalının da somut olarak ticari sır niteliğindeki bilgilere sahip olması ve bu bilgileri davacı aleyhine kullanmasının da gerekmediği, davalı işçinin bu bilgilere ulaşabilme ve davacı işverene zarar verebilme ihtimal ve riskinin mevcut olup olmadığının araştırılması, rekabet yasağına ilişkin sözleşme hükmünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesi ve bu hususta gerekirse sektörden işin uzmanı bir bilirkişiden rapor alınarak sonuca varılması gerektiğinden eksik incelemeye dayalı olarak verilen davanın reddi yönündeki yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir. 2- Mahkemece, rekabet yasağının … ve … Bölgelerinin tamamını kapsar şekilde ve davalı aleyhine tek taraflı bir çalışma yasağı şeklinde düzenlenmesinin çalışma hürriyetini ihlal ettiği gerekçesiyle de davanın reddine karar verilmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağına ilişkin 445/ 2. fıkrasında, hâkimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği düzenlenmiştir. Bu itibarla, mahkemece TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılmaksızın, yazılı gerekçelerle sözleşmede öngörülen rekabet yasağının Anayasa'nın çalışma hürriyetine aykırı olduğu sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmesi de doğru olmamış hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 10/05/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) KARŞI OY Dosya içindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde olmayıp, kararın onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma gerekçelerine katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/12450, K. 2016/6672Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/12450 E.  ,  2016/6672 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/05/2015 tarih ve 2015/30-2015/375 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 31.05.2016 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin bilgi teknolojileri sektöründe faaliyette bulunduğunu, davalıların müvekkili şirketin çalışanı iken davalı … ve davalı …'ın 31/03/2013 tarihinde, davalı …'un da 11/10/2013 tarihinde işten ayrıldığını, davalıların müvekkili bünyesinde önemli pozisyonlarda çalıştıklarını, bu suretle müvekkilinin müşterilerine, işe ve işleyişe, projelere, teknik detaylara vakıf olduklarını, davalılarla rekabet yasağı sözleşmesi imzalandığını, davalıların işten ayrıldıktan sonra müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösteren yeni bir şirket kurarak rekabet yasağı sözleşmesini ihlal ettiklerini, müvekkilinin cezai şart alacağının doğduğunu ileri sürerek, davalı …'tan 86.442 TL, davalı …'tan 70.152 TL, davalı …'dan 44.310 TL cezai şartın faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, rekabet yasağı ve fikri haklar sözleşmesinin ve ilgili hükümlerinin …'nun 20 ila 25 ve 444 ve 445. maddeleri hükümleri gereğince geçersiz olduğunu, geçerli olduğu kabul edilse dahi cezai şartın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalılar arasında imzalanan ''Rekabet Yasağı Sözleşmesi''nin 4. maddesinde rekabet yasağının coğrafi sınırının ''Tüm Dünya'' olarak belirlendiği, rekabet yasağı sözleşmesinin …'nın 27 maddesi gereğince kesin olarak hükümsüz olduğu, davacı vekili dava dilekçesinde BK'nın 445/2 maddesi gereğince rekabet yasağında yer sınırının, davacı şirket merkezinin ve ana faaliyet yerinin … ili olması nedeniyle … ili ile sınırlandırılması gerektiğini beyan etmiş ise de anılan maddenin uygulanabilmesi, sözleşmenin hakim tarafından hakkaniyete uygun biçimde kapsam ve süresinin sınırlandırılabilmesi için sözleşmenin kesin hükümsüzlük haline ulaşmayacak şekilde aşırı nitelikte rekabet yasağı hükümleri içermesi gerektiği, somut olayda …'nın 27.maddesi gereğince sözleşmenin akdedildiği andan itibaren kesin hükümsüzlük hali içinde bulunduğu, bu nedenle aynı Yasa'nın 445/2. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Taraflar arasında imzalanan rekabet yasağı sözleşmelerinin 4/3. maddesinde “rekabet yasağı anlaşmasının coğrafi sınırının “Tüm Dünya” olarak belirlendiği” görülmektedir. Mahkemece yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere “rekabet yasağı sözleşmesinin …'nın 27. maddesi gereğince kesin olarak hükümsüz olduğu, davacı vekili dava dilekçesinde BK'nın 445/2. maddesi gereğince rekabet yasağında yer sınırının, davacı şirket merkezinin ve ana faaliyet yerinin … ili olması nedeniyle … ili ile sınırlandırılması gerektiğini beyan etmiş ise de anılan maddenin uygulanabilmesi, sözleşmenin hakim tarafından hakkaniyete uygun biçimde kapsam ve süresinin sınırlandırılabilmesi için sözleşmenin kesin hükümsüzlük haline ulaşmayacak şekilde aşırı nitelikte rekabet yasağı hükümleri içermesi gerektiği, somut olayda …'nın 27. maddesi gereğince sözleşmenin akdedildiği andan itibaren kesin hükümsüzlük hali içinde bulunduğu, bu nedenle aynı Yasa'nın 445/2. maddesinin somut olayda uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir”. Öğretide rekabet yasağı sözleşmesi, işçinin iş ilişkisi içinde işverenin müşterilerine nüfuz etmesi yahut iş sırlarına vakıf olması nedeniyle hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra belirli bir faaliyet alanında belirli bir coğrafi bölgede ve belirli bir zaman dilimi içerisinde işçinin işverenle rekabet teşkil eden davranış içerisine girmesini yasaklayan sözleşmeler olarak tanımlanmaktadır. Rekabet etmeme taahhüdünü içeren bu sözleşmeyle işçi işverene karşı hizmet sözleşmesinin bitiminden sonrasına yönelik olarak menfi bir yükümlülük, bir yapmama borcu altına girmektedir. Başka bir deyişle rekabet yasağı sözleşmesi ile işçinin ekonomik faaliyet özgürlüğüne ve ekonomik geleceğine kısmen dahi olsa sınırlama getirilmektedir(Sabah Altay, Türk Borçlar Kanunun Hükümlerine Göre İşçi ile İşveren Arasında Yapılan Rekabet Yasağı Sözleşmesi, MÜHF-HAD, C.14, sy.3, s.179 vd.). İşçi ile işveren arasında kararlaştırılan rekabet yasağı sözleşmesi veya hizmet sözleşmesine eklenen rekabet yasağı kaydı mülga 818 sayılı BK'nın 34-352. maddeleri arasında düzenlenmişti. İşçi ile işveren arasındaki rekabet yasağını işçinin korunması düşüncesiyle özel hükümlerle düzenleme ihtiyacı duyan kanun koyucu rekabet yasağının sınırının düzenlendiği BK'nın 349. maddesindeki özel hükmü getirmişti. Anılan hüküm “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir”şeklinde düzenleme içermektedir. Gerek mülga 818 sayılı BK'nın bu yasağın muteber olması için işçinin iktisadi geleceğini hakkaniyete aykırı olarak sınırlandırmaması gerektiğini düzenleyen BK'nın 349. hükmü, gerekse de tüm sözleşmelerde şahsiyet hakkına aykırılığın müeyyidesini genel hükümler bağlamında düzenleyen MK'nın 23/II ve BK'nın 19 ve 20. madde hükümlerinde söz konusu hükümlere uymamanın müeyyidesi Borçlar Kanununun genel hüküm ve ilkleri uyarınca "butlan" olarak öngörülmüştü ve Dairemiz uygulamaları da bu yönde idi (Dairemizin 08.12.2011 tarih 2010/5797 E. 2011/16679K sayılı ilamı). … Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağının sınırını düzenleyen 340/a. hükmünün ikinci fıkrasında, hakimin. takdir yetkisine dayanarak tüm şartları değerlendirmek suretiyle fahiş bir rakebet yasağını sınırlandırabileceği, bunu yaparken işverenin taahhüt ettiği karşı edimi de dikkate alması gerektiği kabul edilmiştir. Bu düzenlemeye dayalı olarak … Hukukunda rekabet yasağının işveren lehine fahiş şartlarla kararlaştırılmış olması sonucunda doğrudan doğruya butlan yaptırımının devreye girmeyeceği ve hakimin fahiş yasağı ahlaka ve hukuka uygun bir hadde indirebileceği kabul edilmiştir. Başka bir deyişle Kanun hakime rekabet yasağının meşru sınırlarını saptamak amacıyla sözleşmeye müdahale etme yetkisini açıkça tanımıştır(Sabah Altay, s.189,190) 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı …'da da … Borçlar Kanunu'ndaki düzenlemeye yakın bir düzenleme getirilmiştir. …'nın 445. maddesinde “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.” hükmü düzenlenmiştir. Bu maddenin temelinde rekabet yasağı sözleşmesinde kanunda öngörülen sınırlamaları aşan hükümler öngörülmüş ise hakimin MK'nın 4. maddesi gereği hakkaniyet ölçüsünü de gözeterek aşırı kaydı “yasal ya da uygun seviyeye” indirmesi düşüncesinin yattığı söylenebilir. …'nın 445 hükmünün, …'nın 27/1 ve MK'nın 23/2. hükümleri karşısında özel norm sayılıp, bu nedenle de bu maddelere aykırılığın yaptırımı olan kesin hükümsüzlük yaptırımı uygulanmamalıdır (Dr. Nagehan Kırkbeşoğlu, Türk Özel Hukukunda Kısmi Hükümsüzlük, …-2011, s.324. vd.). Tüm bu yapılan açıklamalar çerçevesinde her ne kadar mahkemece, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde yer alan “Tüm Dünya” ibaresinin yaptırımının kesin hükümsüzlük olduğu kabul edilmiş ise de …'nın 445/1 ve 2. maddesi hükmü nazara alındığında hakime, rekabet yasağı sözleşmesindeki aşırı hükümlere karşı sözleşmeyi ayakta tutacak önlemleri alma ve sözleşmeye müdahele etme imkanı tanınmış olup, somut uyuşmalıkta rekabet yasağı konusunda tarafların iradeleri birleştiğinden anılan sözleşmede kesin hükümsüzlük-butlan hali bulunmayıp hakimin müdahalesi ile giderilebilecek hükümsüzlük hali bulunduğundan …'nın 445/2. maddesi hükmüne göre bir değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 16.06.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Geçerlilik Koşulları: Yazılılık, Fiil Ehliyeti ve Korunmaya Değer Menfaat

TBK m. 444 uyarınca rekabet yasağı yalnızca yazılı biçimde üstlenilebilir. Bunun yanı sıra işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunması gerekmektedir. Bu koşulların yokluğu sözleşmeyi geçersiz kılar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 444Kaynağı aç
MADDE 444- Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. 2. Sınırlandırılması

TBK m. 444/2, geçerlilik için iki şartın birlikte varlığını aramaktadır: hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi, üretim sırları veya işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlaması ve bu bilgilerin kullanılmasının işverene önemli bir zarara yol açabilecek nitelikte olması. Geçerlilik koşullarının ispatına ilişkin yük TBK m. 444 kapsamındaki koşulların varlığını ileri süren tarafa aittir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/8396, K. 2016/3470Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/8396 E.  ,  2016/3470 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada…… Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/04/2015 tarih ve 2014/964-2015/336 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili şirkette satış yöneticisi konumunda çalışan davalının kendi isteğiyle şirketten ayrıldıktan sonra aynı alanda ve aynı il sınırlarında faaliyet gösteren başka bir firmada işe başladığı, davalının bu eylemi ile davacı şirket ile imzaladığı belirsiz süreli iş sözleşmesinin 11.j maddesini ihlal ettiğini, şirketin bütçe kullanımı, müşteri beklentileri, müşteri listeleri ve şirketle ilgili sırlara vakıf olduğunu, müvekkili şirketle haksız rekabete giriştiğini ileri sürerek davalının haksız rekabet yasağına aykırı davranması sebebi ile 10.000,00-Euro cezai şartın fiili ödeme tarihindeki .. … Bankasının rayiç kur karşılığının 3095 sayılı Kanunu'nun 4/a maddesi gereğince de…nın yabancı paraya uygulanacak o dönemki faiz oranı belirlenmek sureti-zararın oluştuğu tarihten itibaren ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; satış temsilcisi olarak şirketin sırlarına vakıf olmasının mümkün olmadığını savunarak haksız, mesnetsiz ve hukuka aykırı davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki iş sözleşmesinde rekabet yasağına ilişkin sınırlamanın sadece zaman yönünden açık düzenleme içerdiği, mahal ve iş türü bakımından herhangi bir sınırlamanın yer almadığı, rekabet yasağının sektörel olduğunun belirtildiği, sektör türü bakımından somutlaştırma içermediği, bu haliyle davalının rekabet yasağını ihlal etmediği sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 444 ve devamı maddeleri uyarınca işçinin rekabet yasağına dayalı olarak açılan cezai şart istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK’nın 444/2. maddesine göre, "Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." şeklinde kurallara yer verilerek rekabet yasağının esasları düzenlenmiştir. Buna göre işçinin, işverenle ilişkide olan müşterileri tanıdığı hallerde, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından işverenle rekabet oluşturacak şekilde kendi namına iş yapmaması, rakip bir firmada ortak olamaması ya da iş sözleşmesiyle çalışmaması şeklinde şart içeren sözleşmeler yapabileceklerdir. Borçlar Kanunu'nun ilgili hükmünün ikinci cümlesinde ise rekabet yasağının kapsamı sınırlandırılmış ve işverene önemli bir zarar verilmesi ihtimalinin olmadığı durumlarda bu tür düzenlemelerin geçerli olacağı hükme bağlanmıştır. Aynı yasanın 445. maddesine göre,"rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz." süre konusuna yasada açıklık getirilmiş özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşmayacak şekilde rekabet yasağı öngörülebileceği belirtilmiştir. Ülke sınırları içinde rekabet etmeme yönünden öngörülen düzenlemelere geçerlilik tanınmamış ise de, il sınırları ya da belli bir bölge ile sınırlandırma işin niteliğine göre yerinde görülebilir. Somut olayda davacı ile davalı arasında rekabet yasağını düzenleyen sözleşme hükümleri ile rekabet yasağına atıf yapan hükümler değerlendirildiğinde; mahkemece rekabet sözleşmesinde rekabet yasağı süresinin bir yıl olarak belirlendiği ancak mahal ve iş türü bakımından sınırlama yapılmamış olması sözleşmenin geçersizliği sebebi olarak benimsenmiş ve davanın reddine karar verilmiştir. Ancak sözleşmede yer alan düzenlemeye göre, davalı işçinin, davacı şirket ile aynı konuda faaliyet gösteren başka şirket ve kurumlarda sözleşme konusuyla aynı içerikte faaliyet gösteremeyeceği ifade edilmiş, rekabet yasağının sektörel olduğu, şirketin zararı olup olmadığına bakılmaksızın rekabet yasağına aykırılık halinde cezai şartın ödenmesi öngörülmüştür. Davalı, davacı şirkette… İli sınırları içinde satış yönetici olarak çalışırken, yeni işe başladığı şirkette de satış müfettişi sıfatıyla çalışmakta ve çalışma sahası da…. İli … İlçesi olarak öngörülmüştür. Her nekadar rekabet yasağı sözleşmesinde mahal yönünden açık bir sınırlama yapılmamış ise de, davalının aynı il sınırları içinde, aynı sektörde ve aynı sıfatla başka bir şirkette çalıştığı ortadadır. Ayrıca, davacı şirkette satış yöneticisi konumunda olan davalının, davacı şirketin müşteri çevresi hakkında bilgi edindiği ve bu bilgilerin kullanımının davacı şirket aleyhine zarar doğurabilecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece sözleşmeye geçersizlik atfedilemeyeceği nazara alınarak, sözleşmenin rekabet yasağına ilişkin hükmünde belirtilen süre içerisinde davalının davacı şirket zararına yol açacak şekilde rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunup bulunmadığının tespiti ve 6098 sayılı TBK'nun 445/2. maddesi değerlendirilerek sonuca varılması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 30/03/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Uygulamada rekabet yasağı kaydının geçerliliği değerlendirilirken işçinin hizmet ilişkisi içinde işverenin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi ticari sırları bilip bilmediği ile bunları rakip firmalarla paylaşabilme imkânının bulunup bulunmadığı araştırılmaktadır. Gerektiğinde sektörden uzman bilirkişi görüşüne başvurulması söz konusu olabilir.

Yer, Zaman ve Konu Bakımından Sınırlandırma Zorunluluğu

TBK m. 445/1, rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı biçimde tehlikeye düşürecek nitelikte yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceğini hükme bağlamaktadır. Sınırlamaların işin niteliğine göre belirlenmesi gerekmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 445Kaynağı aç
MADDE 445- Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. 3. Aykırı davranışların sonuçları
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/14741, K. 2017/2261Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/14741 E.  ,  2017/2261 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06/05/2015 tarih ve 2015/148-2015/426 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili müvekkili şirkette çalışan bazı işçilerin, rakip firmalarda çalışma yasakları olduğu hâlde bu firmalarda çalıştıklarını, böylece müvekkiline ait bazı gizli bilgileri sızdırdıklarını, bazı tasarım modellerinin hukuka aykırı bir biçimde kötü niyetli olarak pazarlandığını, ürünlerin taklit edildiğini, rekabet yasağı ve gizlilik sözleşmesi kapsamında rekabet yasağına aykırı davalı eski işçinin sözleşmeyi ihlâl ettiği gerekçesiyle belirsiz alacak davası açtıklarını belirterek şimdilik 2.000,00 maddi, 5.000,00 manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili müvekkilinin davacının eski çalışanı olduğunu bu sebeple görevli mahkemenin iş mahkemesi olduğunu ve davanın haksız ve kötü niyetli açılmış olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 8'nci maddesinde "… Çalışan/Danışman ile şirket arasında yapılan istihdam veya danışmanlık sözleşmesinin feshedilmesinden sonra, fesih nedeni ne olursa olsun, beş(5) senelik bir zaman süresi şirket ve/veya halefleri ve/veya tayin ettiklerinin işiyle doğrudan veya dolaylı olarak rekabet etmeyeceğini…kabul ve beyan eder'' hükmünün yer aldığı, Anayasa'nın 48. maddesi uyarınca herkes çalışma hürriyetine sahip olduğu uyuşmazlığa uygulanması gereken 6098 sayılı TBK'nın 26,27,176,182 ve TMK'nın 23'ncü maddeleri karşısında davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra 5 yıl süre ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışamamasının, bir rekabet etmeme koşulu değil, kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olduğu ve davalının ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan bir hüküm olduğu gerekçesiyle buna dayalı cezai şartının da geçersiz olduğu ve davalının davacı firmada çalışırken edindiği ticari sır niteliğindeki bilgilerin ne şekilde kullandığının ve davacı şirketin bu yolla ne tür bir zarara uğradığının ispat edilmemiş olması gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda taraflar arasında imzalanan iş akdinin 19/03/2011 tarihinde yapıldığı, ancak davalının davacı işyerinden 11/07/2013 tarihinde ayrıldığı ve davanın 04/03/2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava konusu olaya, davalının ayrılma tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun uygulanması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağına ilişkin 445. maddesinde, rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı belirlenmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hâkimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği belirlenmiştir. Burada hakime aşırı nitelikteki rekabet yasağının kapsamını veya süresini sınırlama yetkisi verilmiştir. Bu itibarla, somut olaya uygulanması gereken TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılmaksızın, 5 yıl süre ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışamamasının kelepçeleme sözleşmesi olduğu ve bu nedenle de sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün yukarıda yazılı nedenle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 19/04/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) KARŞI OY Dava, işçinin rekabet etme yasağına aykırılığa dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Ceza koşulunun kendisi başlı başına bir borcun konusu değildir. Ceza koşulu, daima ifası gereken bir asıl borcun varlığını arar. Zira ceza koşulu, borçlunun borca uygun davranmasını temin eden bir tür güvencedir. Yine ceza koşulu asıl borca bağlı (fer'i) nitelikte bir borç doğurur. Ceza koşulu TBK. m. 179'da (Eski BK. m. 158) düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, ceza koşulunun türleri, seçimlik ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu ve ifa yerine ceza koşulundan (Dönme cezası) ibarettir. Bu genel düzenlemenin yanında BK. m 351/2'de (yTBK. m. 444/2) dönme cezası özel olarak düzenlenmiştir. Bu BK. m. 351/2, (YTBK 444/2) aynı Yasa'nın 158 (YTBK m. 179) maddesine bir aykırılık oluşturur. Sözleşme cezası burada da madde 158'de (YTBK m. 179) olduğu gibi, kural olarak, ödenmesi ile akitten cayma hakkını verir. Ne var ki madde 158'in(YTBK m. 179) aksine, madde 351/2 (YTBK m. 444/2) gereğince ifayı yada sözleşme cezasını talep etmek isteyip istemediğini alacaklı seçemez. Aksine işçi sözleşme cezasını ödeme ile rekabet yasağından kendisini kurtarabilir (Becker, Herman, İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, sayfa 577). İşveren ancak, işçinin kusurunu ve uğradığı zararı kanıtlayarak BK m. 351/1 (YTBK m. 444)uyarınca zararının tazminini isteyebilir. Bu nedenlerle, kararın yukarıdaki gerekçeyle onanması görüşünde olduğum için sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/42523, K. 2013/5275Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2010/42523 E.  ,  2013/5275 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Taraflar arasındaki, cezai şart alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 12.02.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat … ile karşı taraf adına Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı işveren, davalının şirkette belirsiz süreli iş sözleşmesi ile şirketin önemli kademelerinden birinde müdür olarak çalışmaya devam ettiği sırada 01.07.2006 tarihinde iş sözleşmesine ek olarak “işverenin Teknik, Mesleki ve Ticari Sınırlarının saklanması ve rekabet yasağı sözleşmesi” imzaladıklarını, sözleşmeye göre işten ayrılması halinde Ege, Marmara, Akdeniz, İç Anadolu bölgelerinde işveren tarafından üretilen veya üretilmesi planlanan mal veya hizmetlerinin tümünü, bazılarını veya birini üreten veya pazarlama ve satışını faaliyet konusu yapan başka işverene ait iş yerinde çalışmamayı doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi kurmamayı kendisine ait veya ortak olacağı bir iş yeri kurmamayı kabul ve taahhüt ettiğini, davalının 08.09.2008 tarihli dilekçesi ile iş yerinden ayrılmak istediğini beyan ederek iş akdinin karşılıklı olarak sonlandırıldığını, iş yerinden ayrılmasından kısa bir süre sonra aynı faaliyeti gösteren … Kimya Tekstil San. İth. İhr. Ve Tic. Ltd. Şti. nezdinde işe başladığının tespit edildiğini, kendisine ihtarname çekildiğini ve sözleşmede ön görülen cezai şartın ödenmesinin talep edildiğini ancak verilen cevabi ihtarnamede ileri sürülen iddiaların mesnetsiz olduğunun bildirildiğini bu nedenle sözleşmeye aykırı davranış nedeni ile 188.640.00 TL cezai şartın ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı işçi, davacıya ait iş yerinde çalıştığı süre içerisinde edinmiş olduğu ticari ve mesleki bilgileri hiçbir şekilde açılmadığını, davacının başka bir iş yerinde hayatını idame için çalışıyor olmasının haksız rekabet yaptığı anlamına gelmediğini, sözleşmedeki zaman ve yer sınırlamalarının çalışma hakkını engeller mahiyete olduğunu savunarak, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taraflar arasında rekabet yasağının akdedildiği, davalının davacı iş yerinde satış müdürü olduğu ve 07.11.2008 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldığı rekabet yasağı sözleşmesi olmasına rağmen davacı şirketle aynı iş kolunda faaliyet gösteren dava dışı … kimya isimli iş yerinde SGK kayıtlarına göre 02.12.2008 tarihinde çalışmaya başladığı, davalının davacı şirkette çalıştığı konum itibarı ile şirketin ticari sırlarını ve müşteri portföyünü yakinen bildikleri ve aynı kesime hitap ettikleri bu nedenle davacı şirketle aralarında akdedilen rekabet sözleşmesini ihlal ettiği gerekçesiyle bilirkişi raporunda hesaplanan 174.000,00TL nin tahsiline karar verilmiştir. Kararı yasal süresi içinde davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. Dava rekabet yasağının ihlali sebebiyle kararlaştırılan tazminatın ödetilmesi isteğine ilişkindir. Borçlar Kanununun 348 inci maddesinde, “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir” şeklinde kurallara yer verilerek rekabet yasağının esasları düzenlenmiştir. Buna göre işçinin, işverenle ilişkide olan müşterileri tanıması ve görülmekte olan işin bütün ayrıntılarına ulaşabilmesi imkânının olduğu hallerde, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından işverenle rekabet oluşturacak şekilde kendi namına iş yapmaması, rakip bir firmada ortak olamaması ya da iş sözleşmesiyle çalışmaması şeklinde şart içeren sözleşmeler yapabileceklerdir. Borçlar Kanununun değinilen maddesinde, rekabet yasağının kapsamı sınırlandırılmış ve işverene önemli bir zarar verilmesi ihtimalinin olmadığı durumlarda bu tür düzenlemelerin geçerli olmayacağı hükme bağlanmıştır. Borçlar Kanunun 349 uncu maddesinde ise, rekabet yasağının işçinin iktisadi geleceğini tehlikeye düşürmemesi için süre, yer ve işin türü bakımından duruma göre sınırlandırılması gerektiği ifade edilmiştir. Buna göre süre, yer ve işin türü bakımından sınırlandırılmış olmadıkça rekabet yasağı geçerli olmayacaktır. Sınırlamaların işin ve hatta işçinin niteliğine göre belirlenmesi gerekir. Dairemizce, Türkiye sınırları içinde rekabet etmeme yönünden öngörülen düzenlemelere geçerlilik tanınmamıştır. Ancak yabancı uyruklu olup çalışma hayatının çoğunu Türkiye dışında geçirmiş bir işçi bakımından rekabet yasağının ülke sınırları ile belirlenmesi mümkün olabilecektir. Yine, il sınırları ya da belli bir bölge ile sınırlandırma, işin niteliğine göre yerinde görülebilir. Somut olayda rekabet yasağının bölgesel sınırları geniş tutulmuş olsa da, davalı işçi davacı işverenin faaliyet gösterdiği Adana ilinde ve tanık beyanlarına göre davacı şirketle ticari ilişki içinde bulunduğu anlaşılan rakip firmada işe başlamıştır. Bu itibarla rekabet yasağının ihlali koşulları gerçekleşmiştir. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. Böyle olunca Borçlar Kanunun 161/son maddesi hükmü gereğince, fahiş olan cezai şartın hâkim tarafından indirilmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 02.05.2008 gün 2007/17815 E, 2008/11014 K). Somut olayda 24 aylık ücret tutarında hesaplanan 174.000,00TL cezai şartın tamamı hüküm altına alınmıştır. Fahiş olduğu anlaşılan cezai şartın indirilmemiş oluşu hatalıdır. Öncelikle yasak kapsamında kalan sürenin bir kısmında ihlal gerçekleşmemiş olmakla bu süreye göre oran kurularak indirime gidilmeli ardından Borçlar Kanunu’nun 161/son maddesi uyarınca indirim yapılmalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, Davalı yararına takdir edilen 990.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.02.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yer sınırlaması bakımından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Türkiye'nin tamamını kapsayan coğrafi düzenlemelere kural olarak geçerlilik tanımamaktadır. Bununla birlikte, çalışma hayatının büyük bölümünü yurt dışında geçirmiş yabancı uyruklu işçi söz konusu olduğunda yasağın ülke sınırlarıyla belirlenmesi mümkün olabilir. İl sınırları ya da belirli bir bölgeyle yapılan sınırlama ise işin niteliğine göre geçerli kabul edilebilir. Bu değerlendirme her somut olayda ayrıca yapılmakta olup kesin bir kural niteliği taşımamaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2009/37085, K. 2012/3450Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2009/37085 E.  ,  2012/3450 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA :Davacı ve karşı davalı, cezai şartın yasal faiziyle ödetilmesini, davalı ve karşı davacı ise kıdem tazminatı, fazla mesai ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, asıl davayı kısmen hüküm altına almış, karşı davayı reddetmiştir. Hüküm süresi içinde davalı ve karşı davacı avukatınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı-karşı davalı, davalı-karşı davacının 01.10.1998 tarihinden beri çalışmakta olduğunu, 01.07.2004 tarihinde taraflar arasında Belirsiz Süreli Hizmet Sözleşmesi akdedildiğini, davalı-karşı davacının 12.05.2007 tarihinde yaptığı yazılı başvuru ile 13.05.2007 – 02.06.2007 tarihleri arasında senelik iznini kullanmak istediğini belirttiğini, izne ayrıldıktan sonra ise … 1. Noterliğinin 15.05.2007 tarih ve 6864 yevmiye sayılı ihtarnamesi ile iş akdini İş Kanunun 24/II-a bendi uyarınca iyiniyet kurallarına aykırı olarak fazla çalışma yaptığı iddiası ile feshettiğini bildirdiğini, davalı-karşı davacının 15.06.2007 tarihinde … İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'de işe başladığını, … İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret A.Ş'nin aynı konuda faaliyet gösterdiğini, bu faaliyetin rekabet oluşturduğunu, davalı-karşı davacının eyleminin hizmet sözleşmesinde düzenlenen rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini belirterek cezai şart alacağını istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı-karşı davacı, davacı-karşı davalı şirkette 01.10.1998 – 03.06.2007 tarihleri arasında çalıştığını, ancak çalışma şartları çok ağır olduğundan iş akdini feshettiğini, iş akdini feshetme sebebinin de, davacı- karşı davalı şirketin çalışma şartlarını giderek ağılaştırması, hafta tatili, dini ve resmi bayram tatilleri ile fazla çalışma ücretlerini ödememesi olduğunu belirterek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti ile genel tatil ücreti alacaklarının tahsili ile davacı-karşı davalının açtığı davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacı-karşı davalının davasının kısmen kabulüne, davalı-karşı davacının davasının reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı-karşı davacı işçi temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalı ve karşı davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Dava rekabet yasağının ihlali sebebiyle kararlaştırılan tazminatın ödetilmesi isteğine ilişkindir. Borçlar Kanununun 348 inci maddesinde, “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir” şeklinde kurallara yer verilerek rekabet yasağının esasları düzenlenmiştir. Buna göre işçinin, işverenle ilişkide olan müşterileri tanıması ve görülmekte olan işin bütün ayrıntılarına ulaşabilmesi imkânının olduğu hallerde, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından işverenle rekabet oluşturacak şekilde kendi namına iş yapmaması, rakip bir firmada ortak olamaması ya da iş sözleşmesiyle çalışmaması şeklinde şart içeren sözleşmeler yapabileceklerdir. Borçlar Kanununun değinilen maddesinde, rekabet yasağının kapsamı sınırlandırılmış ve işverene önemli bir zarar verilmesi ihtimalinin olmadığı durumlarda bu tür düzenlemelerin geçerli olmayacağı hükme bağlanmıştır. Borçlar Kanunun 349 uncu maddesinde ise, rekabet yasağının işçinin iktisadi geleceğini tehlikeye düşürmemesi için süre, yer ve işin türü bakımından duruma göre sınırlandırılması gerektiği ifade edilmiştir. Buna göre süre, yer ve işin türü bakımından sınırlandırılmış olmadıkça rekabet yasağı geçerli olmayacaktır. Sınırlamaların işin ve hatta işçinin niteliğine göre belirlenmesi gerekir. Dairemizce, Türkiye sınırları içinde rekabet etmeme yönünden öngörülen düzenlemelere geçerlilik tanınmamıştır. Ancak yabancı uyruklu olup çalışma hayatının çoğunu Türkiye dışında geçirmiş bir işçi bakımından rekabet yasağının ülke sınırları ile belirlenmesi mümkün olabilecektir. Yine, il sınırları ya da belli bir bölge ile sınırlandırma, işin niteliğine göre yerinde görülebilir. Süre konusunda da en fazla bir ya da birkaç yılı aşmayacak şekilde rekabet yasağı öngörülebilir. Aksi durum işçinin ekonomik anlamda yıkımına neden olabilecektir. Rekabet yasağının işverene ait işlerden hangisi ya da hangileri ile sınırlandırıldığı net biçimde belirlenmelidir. Özellikle şirketlerin ticaret siciline kayıt sırasında faaliyet alanlarının geniş tutulduğu ülkemizde, işçinin bütün alanlarda çalışmasının sınırlandırılması mümkün olmaz. İşçinin işverene ait işyerinde yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili ve işverenin asıl faaliyet alanına giren işler bakımından böyle bir sınırlama getirilmelidir. İşçi ve işveren arasında rekabet yasağını öngören düzenleme, işyeri devri halinde de kural olarak geçerliliğini sürdürür. Devralan işverenin başka bir amaca yönelmesi ve faaliyet alanını değiştirmesi halinde ise rekabet yasağı sona erer. İşçinin iş sözleşmesinin feshinden sonra rekabet yasağına uyma yükümü, geçici iş ilişkisi sırasında da devam eder. Bu noktada işçinin ödünç alan işverene bağlı olarak yapmakta olduğu çalışmalarının da rekabet yasağının ihlali olarak değerlendirilmesi mümkündür. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. Böyle olunca Borçlar Kanunun 161/son maddesi hükmü gereğince, fahiş olan cezai şartın hâkim tarafından indirilmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 02.05.2008 gün 2007/17815 E, 2008/11014 K). Somut olayda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 11. maddesinde rekabet yasağı düzenlenmiş olup anılan maddeye göre davalı işçinin sözleşmeyi kendi isteği ile ve /veya 4857 sayılı Kanunun 25. maddesi gereği sona erdirmesinden itibaren 2 yıl süreyle Marmara Bölgesinde işveren ile rekabet edebilecek bir iş yapmayacağı, rakip bir müessesede çalışmayacağı, aksi halde işverene son aylık ücretin 24 katı tutarında cezai şart ödemeyi peşinen kabul ettiği düzenlenmiştir. Davacı mahkemedeki beyanında her iki şirketin aynı konuda faaliyette bulunduğunu kabul etmiştir. Mahkemece rekabet yasağının koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davacı-karşı davalının davasının kabulüne, davalı- karşı davacının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu gerekçesiyle davasının reddine karar verilmiş ancak mahkemece hüküm altına alınan alacaktan her hangi bir indirim yapılmamıştır. Saptanan bu durum karşısında ve yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulduğunda mahkemece hüküm altına alınan cezai şarttan hakkaniyete uygun bir miktar indirim yapılmaması doğru görülmemiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Konu sınırlaması bakımından yasağın hangi işlerle sınırlı olduğu net biçimde belirlenmelidir. Şirketlerin ticaret siciline kayıt sırasında faaliyet alanlarını geniş tutması yaygın bir uygulama olduğundan, işçinin bütün alanlarda çalışmasının kısıtlanması mümkün değildir. Yasak, işçinin işverene ait işyerinde fiilen yapmakta olduğu işle doğrudan ilgili ve işverenin asıl faaliyet alanına giren işlerle sınırlı tutulmalıdır.

Süre Sınırı: İki Yıl Kuralı

TBK m. 445/1 uyarınca rekabet yasağının süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Kanun bu istisnayı tanımlamamaktadır. İki yıllık sınırı aşan süreler öngörüldüğünde TBK m. 445/2 kapsamında hâkimin müdahale yetkisi gündeme gelebilir; bu yetki aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/1658, K. 2016/2244Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/1658 E.  ,  2016/2244 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ….. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/09/2014 NUMARASI : 2014/610-2014/265 Taraflar arasında görülen davada ….. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.09.2014 tarih ve 2014/610-2014/265 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 12.01.2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … … ile davalı vekili Av. … … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının, müvekkili şirkette yurt dışı satış takım lideri olarak çalıştığını, ancak işinden 20.12.2012 tarihinde ayrıldığını, taraflar arasında yapılmış olan 01.07.2010 tarihli iş sözleşmesinin 12. maddesinde rekabet yasağı hükmünün bulunduğunu, yine aynı maddede bu yasağa aykırı hareketin müeyyidesinin ön görüldüğünü, iş sözleşmesinin bu maddesine rağmen davalının işten ayrıldığı 20.12.2012 tarihinden hemen sonra müvekkili şirket fabrikasının yakınında faaliyet gösteren müvekkili şirketin rakibi …. İzmir A.Ş. firmasında işe girdiğini, davalının, müvekkili işyerindeki çalışması sırasında elde ettiği firmaya ait ticari, sınai ve teknolojik sırları kullanarak rakip bir müessesede çalışmamayı, kabul ve taahhüt etmesine rağmen buna aykırı hareket ettiğini ileri sürerek 23.730 TL cezai şartın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin iş akdinin işverenle karşılıklı olarak feshedildiğini ve ihbar süresinde müvekkilinin çalışmasının davacı şirketçe istenmediğini, müvekkilinin yeni iş akdini Almanya'da çalışmak üzere 10.01.2013 tarihinde imzalamış olduğundan rekabet yasağına aykırı davranmadığını, müvekkilinin eski işyerine ait bir bilgi veya tecrübeyi yeni işyerinde kullanmasının söz konusu olmadığını, ayrıca rekabet yasağı hükmünün denklik ve karşılıklılık vasfı içermediğinden ve yer itibari ile getirdiği sınırlar nedeni ile cezai şartın geçersiz olduğunu, iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şart miktarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalının davacı şirkette dış satış ve pazarlama takım lideri olarak çelik silindir satma işçisi pozisyonunda çalıştığı, davacı şirketin ürettiği malların hangi firma ya da kişi adına üretildiğini bilebilecek ve müşterilerle doğrudan bağlantıya geçebilecek durumda olduğu, sözleşme ile öngörülen rekabet süresinin 1 yıl olduğu, rekabet yasağı konusunun sınırlandırıldığı, dolayısıyla işçinin müşteri çevresine veya iş sırlarına nüfuz etme imkanı bulunması ve iş yerinin önemli bir zarara uğraması ihtimali, süre ve konu yönlerinden rekabet yasağı sözleşmesi şartlarının geçerli olduğunu düşünmenin mümkün bulunduğu, ne var ki, dava konusu olayda rekabet yasağı yer (İzmir, İstanbul, Konya, Manisa, Kocaeli-İzmit, Gaziantep, Ankara ve Bursa illeri) bakımından bir sınırlama bulunmadığı, yer bakımından getirilen bu rekabet yasağının Türkiye'nin belli başlı sanayi şehirlerini kapsaması nedeni ile davalı işçinin iktisadi geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde güçleştirdiğinin aşikâr olduğu, buna göre, taraflar arasında akdedilen sözleşmedeki rekabet yasağı şartının geçerli olmadığı, kaldı ki, hizmet sözleşmesinin ve bu sözleşmenin bir parçası olan rekabet yasağı şartının kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin olmasına göre, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 7. maddesi gereğince, görülmekte olan bu davaya uygulanması gereken TBK'nın 420/1. madde hükmü uyarınca, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan cezai şartın geçersiz olduğu, bu açıklamalar ışığında, taraflar arasında akdedilen 01.07.2010 tarihli sözleşmenin 12. maddesi ile öngörülen rekabet yasağının geçersiz olduğu, geçersiz sözleşmeye bağlı olarak bir hak ve alacak talep edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 4. maddesi uyarınca, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşmiş olup da, Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği sırada henüz herhangi bir hak doğurmamış fiil ve işlemlere, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda taraflar arasında imzalanan iş akdinin 01/07/2010 tarihinde yapıldığı, ancak davalının davacı işyerinden 20/12/2012 tarihinde ayrıldığı ve davanın 11/02/2013 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla dava konusu olaya, davalının ayrılma tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu'nun uygulanması gerekmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağına ilişkin 445. maddesinde, rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı belirlenmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hâkimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği belirlenmiştir. Burada hakime aşırı nitelikteki rekabet yasağının kapsamını veya süresini sınırlama yetkisi verilmiştir. Bu itibarla, yürürlük kanunu uyarınca somut olaya uygulanması gereken TBK'nın 445/2. maddesi uyarınca bir değerlendirme yapılmaksızın, rekabet yasağının yer bakımından çok geniş bir alanı kapsadığından hakkaniyete aykırı olduğu ve bu nedenle sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün yukarıda yazılı nedenle davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.03.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, işçinin rekabet etme yasağına aykırılığa dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Ceza koşulunun kendisi başlı başına bir borcun konusu değildir. Ceza koşulu, daima ifası gereken bir asıl borcun varlığını arar. Zira ceza koşulu, borçlunun borca uygun davranmasını temin eden bir tür güvencedir. Yine ceza koşulu asıl borca bağlı (fer'i) nitelikte bir borç doğurur. Ceza koşulunun türleri TBK. m. 179'da (Eski BK. m. 158) düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, ceza koşulunun türleri, seçimlik ceza koşulu, ifaya eklenen ceza koşulu ve ifa yerine ceza koşulundan (Dönme cezası) ibarettir. Bu genel düzenlemenin yanında BK. m 351/2'de (YTBK. m. 444/2) dönme cezası özel olarak düzenlenmiştir. Bu TBK. m. 351/2, aynı Yasa'nın 158 maddesine bir aykırılık oluşturur. Sözleşme cezası burada da madde 158'de olduğu gibi, kural olarak, ödenmesi ile akitten cayma hakkını verir. Ne var ki madde 158'in aksine, madde 351/2 gereğince ifayı yada sözleşme cezasını talep etmek isteyip istemediğini alacaklı seçemez. Aksine işçi sözleşme cezasını ödeme ile rekabet yasağından kendisini kurtarabilir. (Becker, Herman, İsviçre Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, sayfa 577) İşveren ancak, işçinin kusurunu ve uğradığı zararı kanıtlayarak TBK m. 351/1 uyarınca zararının tazminini isteyebilir. Bu nedenlerle, kararın onanması görüşünde olduğum için sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.

Hâkimin Rekabet Yasağını Sınırlama Yetkisi

TBK m. 445/2, aşırı nitelikteki rekabet yasağını hâkimin kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceğini düzenlemektedir. Hâkim bu yetkiyi kullanırken bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirir; ayrıca işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutar. Kanun bu yetkiyi bir zorunluluk olarak değil takdir yetkisi olarak öngörmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, beş yıllık süre öngören bir rekabet yasağı sözleşmesini kelepçeleme sözleşmesi olarak nitelendiren ilk derece mahkemesini isabetsiz bulmuş; söz konusu sürenin TBK m. 445 çerçevesinde hâkim tarafından sınırlandırılabileceği sonucuna varmıştır. Aynı kararda hâkime tanınan bu yetkinin gerek müstakil açılan bir uyarlama davasında gerekse ihlal hâlinde açılacak bir tazminat davasında kullanılabileceği belirtilmiştir (Yargıtay 11. HD, E. 2015/14741, K. 2017/2261).

Hâkimin sınırlama yetkisi, coğrafi sınır öngörülmemiş sözleşmelerde de değerlendirme konusu olabilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, mahal yönünden açık sınırlama bulunmayan bir davada yasağın süre sınırı içinde ihlal edilip edilmediğinin ve TBK m. 445/2'nin incelenmesi gerektiğine hükmederek yerel mahkeme kararını bozmuştur; bu bozma kararı yasağın sonucunu kesin olarak belirlememektedir (Yargıtay 11. HD, E. 2015/8396, K. 2016/3470).

Eski Borçlar Kanunu Dönemindeki Farklı Yaklaşım

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde sona eren iş sözleşmelerine eski BK m. 349 uygulanmaktaydı. O dönemde hâkimin sözleşmeye müdahalesine imkân tanıyan bir hüküm mevcut olmadığından, coğrafi alan sınırlaması işçinin ekonomik mahvına yol açacak biçimde geniş tutulan rekabet yasağının yaptırımı geçersizlik olarak belirlenmekteydi. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, eski BK döneminde sona eren bir sözleşmede bu gerekçeyle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünü batıl saymıştır (Yargıtay 11. HD, E. 2016/2751, K. 2017/1589). Bu yaklaşım eski BK'nın uygulandığı döneme özgüdür; TBK m. 445/2 döneminde hâkimin sınırlama yoluna gidebilmesi farklı bir hukuki çerçeve oluşturmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2751, K. 2017/1589Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/2751 E.  ,  2017/1589 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 07/07/2015 tarih ve 2014/1506-2015/553 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 14.03.2017 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. …i dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesinde yer alan rekabet yasağı hükmüne aykırı davrandığını ileri sürerek, 10.000 USD tutarındaki cezai şartın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının hizmet sözleşmesinde yazılı rekabet yasağı kaydının geçerli olduğu, davalı yanın davacının iş sırları hakkında bilgi sahibi olması davacı nezdinde iken yaptığı işe bağlı olarak ortaya çıkan bir hal olmakla bu bilgilerin davalı yanca istimalinin davacıya mühim surette zarar verebileceği, yanlar arasında münakit rekabet yasağı kaydının süre, yer ve konu bakımından sınırlamaları ihtiva ettiği, her üç sınırlama birlikte irdelendiğinde rekabet yasağının davalının iktisadi istikbalini tahdit eden bir içerik ihtiva etmediği ve çalışma hürriyetine şedit bir menfi müdahale vasfı taşımadığı, davalının resmen değilse de eylemli olarak iş gördüğü dava dışı Johnson & Johnson firmasında davacı nezdindeki pozisyona eşdeğer pozisyonda görev icra ettiği ve bu suretle, fiilen rekabetten kaçınma borcuna mugayyir davrandığı, bu şartlar altında davacının cezai şart istemesinin haklı bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 10.000 USD' nin dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Yasa'nın 4-a md. uyarınca faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, hizmet sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı cezai şart istemine ilişkindir. Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 14.05.2009 tarihli hizmet sözleşmenin 10. maddesinde sözleşmenin işveren tarafından herhangi bir nedenle feshedilmesi hali hariç olmak üzere sona ermesinden itibaren çalışanın iki yıllık bir süre boyunca … Bölgesi, … Bölgesi ve … Bölgesinde işveren şirketin iştigal konusu olan tıbbi sarf malzemeleri, cihazları, mal ve hizmetleri alanında faaliyet gösteren herhangi bir firmanın işiyle kısmen veya tamamen rekabet halinde olan veya rekabet etme ihtimali bulunan iş veya faaliyetler ile doğrudan veya dolaylı olarak kendi hesabına veya herhangi bir kimse, firma veya şirketle bağlantılı olarak veya bunların hesabına veya bunların yöneticisi, müdürü, acentesi, müsdahdemi, danışmanı veya müşaviri olarak herhangi bir iş veya faaliyetle iştigal etmeyeceğinin, 12. maddesinde ise sözleşmenin 10. maddesinin ihlali halinde işverene verilen tüm zarar ziyan haricinde 10.000,00 ABD dolarının cezai şart olarak ödeneceğinin düzenlendiği, davalı tarafından 25.02.2011 tarihinde iş aktinin istifa yoluyla sonlandırıldığı, davalının iki yıllık süre dahilinde davacı şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren rakip firmada fiilen Mart 2011 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyet başlığı altında düzenlenen 48 ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. 818 sayılı BK'nın 19. maddesinde bir akdin mevzunun, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir denilmekle birlikte 20. maddesinde de akdin mevzunun gayrimümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) aykırı olması halinde o akdin batıl olacağı belirtilmiştir. Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de, bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. 818 sayılı BK'nın 19, 20, 161 maddelerinde bu özgürlüğün sınırları çizmiştir. Sözleşmede öngörülen cezai şartın borçlunun iktisaden mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek ise, adap ve ahlaka aykırı sayılarak tamamen veya kısmen iptal edilmesi gerekir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, davalının imzaladığı hizmet sözleşmesinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı kapsadığından yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup bu nedenle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerekmektedir. Mahkemece, bu durum gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle kabulü doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 16.03.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (M) KARŞIOY 1- Dava, işveren ile işçi arasında hizmet sözleşmesinin kuruluşu anında imzalanan, ticari sırların gizliliğinin korunması ve rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2- Somut olayda taraflar arasında imzalanan 14.05.2009 tarihli hizmet sözleşmesi ile davalının … Bölgesi Satış Sorumlusu olarak işe başladığı, Sözleşmede, iş sözleşmesinin işveren yönünden haklı veya işçi tarafından haksız olarak feshi halinde, fesihten itibaren iki yıllık süre içerisinde, davalı işçinin …, … ve … Bölgelerinden birinde, işverenin iştigal sahası ile aynı veya rekabet etme ihtimali olan bir başka işyerinde çalışmaya başlaması halinde, davalının cezai şart ödemeyi kabul ettiği, davalının davacıya ait işyerinden 25.02.2011 tarihinde kendi isteği ile ayrıldığı, akibinde de davacı ile aynı iş kolunda ve onunla rekabet halinde olan bir başka işyerinde aynı sıfatla çalışmaya başladığı, davalının sıfatı itibariyle davacının ticari / iş sırlarına vakıf olduğu, bu haliyle davacıya önemli zarar verebileceği, işe başla tarihi itibariyle olaya mülga 818 sayılı BK hükümlerinin uygulanması gerektiği konusunda Daire çoğunlu ile aramızda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. 3- Daire çoğunluğu, 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 48’deki çalışma özgürlüğü teminatından yola çıkılarak, BK m. 18 ve 19 ile 161 hükümleri uyarınca, davalının çalışması yasaklanan bölgenin geniş bir coğrafyayı kapsaması nedeniyle işçinin ekonomik mahvına sebep olacağı gerekçesiyle sözleşmenin tamamen geçersiz olduğu kanaatindedir. 4- Uygulamada daha çok, hizmet sözleşmeleri, işletme devir sözleşmeleri ve ortaklık (şirket) sözleşmeleriyle beraber imzalanan ve sözleşme ilişkisi bitikten sonra etki göstermesi beklenen, doktrinde “kelepçeleme sözleşmeleri” olarak da nitelenen “rekabet yasağı sözleşmeleri” (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2013, …), somut olaydaki işçi-işveren ilişkileri bakımından 6098 S. TBK’nın 444 vd. (818 S. BK 348 vd.) maddelerinde düzenlenmiştir. 5- Olaya uygulanacak olan mülga 818 S. BK m. 349 (6098 S. TBK m. 445) uyarınca rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve konu bakımından hakkaniyete uygun olmayan sınırlamalar içermesi halinde rekabet yasağı hükmünün geçerli olmayacağı düzenlenmiş olup, somut olayda Sözleşmede bulunan rekabet yasağı sınırının geniş bir coğrayayı kapsamasının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye düşüreceğini ve bu nedenle geniş coğrafya için geçerli olmadığını biz de kabul etmekteyiz. Bununla birlikte, geniş bir coğrafya yönünden geçersiz olan bir Sözleşme hükmünün, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden geçerli, makuliyet dışında kalan alan yönünden ise geçersiz sayılması gerektiğini düşünmekteyiz. 6- 818 S. BK m. 18 uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınmalı, sözleşme lehine (favor contractus) yorum ilkesi benimsenmelidir. 7- Doktrinde “kısmi butlan” (Teilnichtigkeit) olarak da adlandırılan 818 S. BK m. 20 uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Bununla birlikte, BK 20/2 de yer alan “Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi iptal etmeyip yalnız şart, lağvolur. Fakat bunlar olmaksızın akdin yapılmıyacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle batıl addolunur” hükmü uyarınca, Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğer hükümlerinin geçerliliğini etkilemeyecek, ancak, butlanı gerektiren hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz sayılacaktır. 8- Doktrinde de, taraflardan birinin borçlandığı edimin, kanuni miktarı aşırı ölçüde aşması halinde, sözleşme tüm olarak batıl sayılmaması, bunun yerine uzun sürenin veya aşırı ceza koşulunun kanuni sınırlara indirilmesi gerektiği, sözleşmenin sadece yasal sınırdan daha fazla edimler yönünden hükümsüz sayılması, diğer kısımlar yönünden sözleşmenin geçerli sayılması gerektiği (favor contractus), hatta emredici hükümlere aykırılık halinde dahi sözleşmenin sadece bu kısmının geçersiz sayılması gerektiği savunulmuştur (Fikret Eren, Türk Borçlar Hukuku, Yetkin, … – 2012, s.338-339). Doktrinde diğer yazarlar da, rekabet sözleşmelerinin zaman, konu ve yer bakımından aşırı olan kısmının hâkim tarafından makul bir düzeye indirilmesi ve daraltılması, bütünüyle geçersiz sayılmaması gerektiğini savunmaktadır (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2012-…, s.211; Stadinger / Sack, & 138, Nr. 138, 312). Nitekim, mehaz kanunu uygulamakta olan İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi de bir karında, iki ayrı firma arasında, yasal süreden fazla bir süreyi kapsayan (sonsuz süreyle / süresiz –ewige dauer) rekabet yasağı anlaşmasının, sadece fazla süreler yönünden ve kısmen geçersiz olduğuna karar vermiştir (BGE’nin 14.06.1981 T. ve 107 II 216 sayılı Maloc A. Locher AG – Sicar s.n.c kararı). 9- Ayrıca, 6762 S. TTK m. 1466/1 (6102 S.TTTK m. 1530/1) de, “Ticari hükümlerle yasak edilmiş bulunan muamele veya şartlar, aksine hususi bir hüküm bulunmadıkça, batıldır; şu kadar ki, bir akit hükmünce yerine getirilmesi gereken edalar hakkında kanun veya salahiyetli makamların kabul etmiş olduğu en yüksek haddi aşan mukaveleler, en yüksek had üzerinden yapılmış sayılır ve bu hadden fazla olan edalar, hata ile yapılmış olmasa dahi geri alınır. Bu hallerde Borçlar Kanununun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi tatbik olunmaz” demek suretiyle, yasal sınırı aşan edim yükümlülükleri yönünden sözleşmenin en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir. 10- Öte yandan, yeni dönemde (01.07.2012 tarihinden sonraki), 6098 S. TBK ‘nun 445/2 maddesinde de bu hususta karşılaşılan tereddütleri gidermek için açıkça, hakime, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilme yetkisi verilmiş olup, sözleşmenin sınır aşan kısımlarına müdahale edebilmesi hususunda mahkemeye açık bir takdir yetkisi verilmiştir. 11- Somut olayda, Sözleşmede her ne kadar rekabet yasağı …, … ve … Bölgesi gibi geniş bir coğrafi alanı kapsar şekilde öngörülmüş ise de, Sözleşmedeki coğrafi sınırın, bu bölgelerde yer alan tüm vilayetler olarak yorumlanması ve Sözleşmenin en azından davacı ile aynı bölgede yer alan işyeri bakımından geçerli sayılması gerekmekte olup, nitekim yerel mahkemece de, davalının davacıya ait işyerinden ayrıldıktan çok kısa bir süre sonra, aynı iş kolunda, aynı sıfatla ve aynı il sınırları içerisinde işe başlamış olması suretiyle, sözleşmedeki rekabet yasağı kuralının ihlal edildiği sonucuna ulaşılarak davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, kararın onanmasına karar verilmesi gerekirken bozulması yönündeki Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin aynı davadaki oyçokluğu kararında, coğrafi alanın geniş tutulması nedeniyle cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü batıl sayılmıştır. Karara katılmayan üyeler ise geniş bir coğrafya yönünden geçersiz olan hükmün tümüyle batıl sayılmaması, makul coğrafi alan bakımından geçerli, bu alanın dışında kalan kısım bakımından geçersiz kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. Bu karşı oy bağlayıcı bir çoğunluk kararı olmayıp alternatif bir değerlendirme içermektedir (Yargıtay 11. HD, E. 2016/2751, K. 2017/1589).

Rekabet Yasağını İhlal Eden İşçinin Sorumluluğu

TBK m. 446 uyarınca rekabet yasağına aykırı davranan işçi, işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir cezai şarta bağlanmışsa ve sözleşmede aksine hüküm yoksa işçi öngörülen miktarı ödeyerek yasak borcundan kurtulabilir; ancak bu miktarı aşan zararı karşılamak yine de zorunludur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 446Kaynağı aç
MADDE 446- Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir. 4. Sona ermesi

İşveren, cezai şart ve doğabilecek ek zararların ödenmesi dışında yasağa aykırı davranışa son verilmesini de talep edebilir. Bunun için bu hakkın sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutulmuş olması ve ihlal ya da tehdit edilen menfaatlerin önemi ile işçinin davranışının bunu haklı kılması gerekmektedir.

Rekabet yasağının ihlaline bağlanan cezai şart fahiş ise hâkim tarafından indirilmesi gerekir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, fahiş bulunan cezai şartta indirim yapılmaksızın tamamının hüküm altına alınmasını bozma sebebi olarak değerlendirmiştir (Yargıtay 9. HD, E. 2010/42523, K. 2013/5275).

Rekabet Yasağının Sona Ermesi

TBK m. 447, iki hâlde rekabet yasağının sona ereceğini düzenlemektedir. Birincisi, işverenin yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığının belirlenmesidir. İkincisi, sözleşmenin haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından ya da işverene yüklenebilen bir sebeple işçi tarafından feshedilmesidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 447Kaynağı aç
MADDE 447- Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer. İKİNCİ AYIRIM Pazarlamacılık Sözleşmesi A. Tanımı ve kurulması I. Tanımı

Öte yandan işyeri devri hâlinde rekabet yasağı kural olarak geçerliliğini korur; ancak devralan işverenin faaliyet alanını değiştirmesi durumunda yasak sona erer. Ayrıca iş sözleşmesinin feshinin ardından işçinin geçici iş ilişkisi çerçevesinde ödünç alan işverene bağlı olarak sürdürdüğü çalışmalar da rekabet yasağının ihlali olarak değerlendirilebilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Rekabet yasağı sözleşmesi sözlü olarak yapılabilir mi?

TBK m. 444/1 uyarınca rekabet yasağı yalnızca yazılı biçimde üstlenilebilir.

Rekabet yasağı en fazla kaç yıl sürebilir?

TBK m. 445/1 uyarınca rekabet yasağının süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. İki yılı aşan süreler öngörüldüğünde TBK m. 445/2 kapsamında hâkim müdahale yetkisi gündeme gelebilir.

Yer sınırı belirtilmemiş bir rekabet yasağı ne anlam taşır?

TBK m. 445/1, rekabet yasağının yer bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceğini öngörmektedir. Yer sınırının aşırı geniş tutulması veya hiç belirlenmemesi hâlinde TBK m. 445/2 kapsamında hâkimin sınırlama yetkisi devreye girebilir. Her durumun kendi koşullarına göre ayrıca incelenmesi gerekir.

İşveren rekabet yasağından somut zarar görmeden dava açabilir mi?

Rekabet yasağının ihlalini tespit etmek için işverenin somut bir zarara uğramış olması zorunlu değildir. İşçinin ticari sır niteliğindeki bilgilere ulaşabilme ve işverene zarar verebilme ihtimali ile riskinin mevcut olup olmadığı araştırılır.

Hâkim rekabet yasağını nasıl sınırlandırır?

TBK m. 445/2 uyarınca hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirerek kapsamı veya süresi bakımından daraltabilir. Bu değerlendirmede işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edim de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutulur. Kanun bu yetkiyi zorunluluk değil takdir yetkisi olarak düzenlemektedir.

İşçi, iş sözleşmesi feshedilince rekabet yasağından kurtulabilir mi?

TBK m. 447 uyarınca sözleşme haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından ya da işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse rekabet yasağı sona erer.

Rekabet yasağını ihlal eden işçi yalnızca cezai şart ödemekle yükümlü müdür?

Hayır. TBK m. 446 uyarınca işçi, sözleşmede aksine hüküm yoksa cezai şartı ödeyerek yasak borcundan kurtulabilir; ancak işverenin bu miktarı aşan zararını da gidermek zorundadır.

Türkiye genelini kapsayan rekabet yasağı geçerli midir?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, Türkiye'nin tamamını kapsayan coğrafi düzenlemelere kural olarak geçerlilik tanımamaktadır. Bununla birlikte çalışma hayatının büyük bölümünü yurt dışında geçirmiş yabancı uyruklu işçi söz konusu olduğunda ülke sınırlarıyla belirleme mümkün olabilir; il sınırları ya da belirli bir bölgeyle yapılan sınırlama ise işin niteliğine göre geçerli kabul edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu