Portföy Yönetim Şirketleri: Kuruluş ve Yükümlülükler

by Avukat Erdal Ersoy
Portföy Yönetim Şirketleri: Kuruluş ve Yükümlülükler

Portföy Yönetim Şirketi Nedir?

Portföy yönetim şirketi (PYŞ), müşterilerine ait varlıkları sözleşme çerçevesinde yöneten ve Sermaye Piyasası Kurulu'ndan izin alarak faaliyet gösteren bir sermaye piyasası kuruluşudur. III-55.1 sayılı Portföy Yönetim Şirketleri ve Bu Şirketlerin Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Tebliği'nin 5. maddesi uyarınca şirketin Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kayıtlı sermaye sistemine tabi anonim ortaklık biçiminde kurulmuş olması zorunludur. Şirketin portföy yöneticileri, görevlerini yerine getirirken sözleşmeye, sermaye piyasası mevzuatına ve genel hükümlere aykırı işlemler ile özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı fiiller nedeniyle müşteriye verebilecekleri zararlardan PYŞ müşteriye karşı doğrudan sorumludur; bu sorumluluğu ortadan kaldırmaya yönelik bir hüküm portföy yönetim sözleşmesine konulamaz.

18546 sayılı PORTFÖY YÖNETİM ŞİRKETLERİ VE BU ŞİRKETLERİN FAALİYETLERİNE İLİŞKİN ESASLAR TEBLİĞİ (III-55.1) m. 5Kaynağı aç
MADDE 5 – (Değişik:RG-22/6/2014-29038)(1) (1) Kuruluş izni başvurularının Kurulca değerlendirilebilmesi için Şirketin; a) TTK hükümleri uyarınca kayıtlı sermaye sistemine tabi anonim ortaklık şeklinde kurulması, b) Paylarının tamamının nama yazılı olması, c) Paylarının nakit karşılığı çıkarılması, ç) (Değişik:RG-18/2/2023-32108) Başlangıç sermayesinin en az 30.000.000 TL olması, d) Esas sözleşmesinin Kanun hükümlerine ve Kurul düzenlemelerine uygun olması, e) Kurucu ortaklarının; 1) Müflis olmaması, konkordato ilân etmiş olmaması ya da hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmiş olmaması, 2) Faaliyet izinlerinden biri Kurulca iptal edilmiş kuruluşlarda, bu müeyyideyi gerektiren olayda sorumluluğu bulunan kişilerden olmaması, 3) Kanunda yazılı suçlardan kesinleşmiş mahkûmiyetinin bulunmaması, 4) 14/1/1982 tarihli ve 35 sayılı Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunan Bankerlerin İşlemleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve eklerine göre kendileri veya ortağı olduğu kuruluşlar hakkında tasfiye kararı verilmemiş olması, 5) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından mahkûm olmaması, 6) 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçlardan mahkum olmaması, 7)(Değişik:RG-31/12/2014-29222 4.mükerrer)  İşlem yasaklı olmaması, 8)(Değişik:RG-31/12/2014-29222 4.mükerrer)  Muaccel vergi borcu bulunmaması, 9) İşin gerektirdiği dürüstlük ve itibara sahip bulunması, 10) Gerekli mali güce sahip olması, f) Ortaklık yapısının şeffaf ve açık olması, g) Önemli etkiye sahip ortaklarının birinci fıkranın (e) bendinin (1) ila (9) no’lu alt bentlerinde yer alan şartları taşımaları, zorunludur. (2) Birinci fıkranın (e) bendinin (1) no’lu alt bendinde belirtilen şartlar, iflasın kaldırılmasına, kapatılmasına veya konkordato teklifinin tasdikine ilişkin kararın, (2) no’lu alt bendinde yer alan şartlar ise buna ilişkin kararın kesinleşme tarihinden itibaren on yıl geçmesi hâlinde, bu fıkranın uygulamasında dikkate alınmaz. (3) (Değişik:RG-31/12/2014-29222 4.mükerrer) Şirket ortaklarının yurtdışında yerleşik olması halinde, bu maddede belirtilen belgelerin muadili istenir. Önemli etkiye sahip ortağın yurtdışında yerleşik olması halinde, birinci fıkranın (g) bendinde yer alan şartların değerlendirilmesine ilişkin esaslar Kurulca belirlenir. (4) (Değişik:RG-31/12/2014-29222 4.mükerrer) Kurucu ortağın veya önemli etkiye sahip ortağın banka olması halinde, bankanın birinci fıkranın (e) bendinin (8) nolu alt bendinde belirtilen niteliği taşıdığını tevsik eden bilgi ve belgelerin Kurula gönderilmesi ve Kurul tarafından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun uygun görüşünün alınması yeterlidir. Bankada sahip olunan doğrudan ve dolaylı pay sahipliği yoluyla Şirkette önemli etkiye sahip ortak olunması halinde bu kişiler için birinci fıkranın (e) bendinde yer alan şartlar aranmaz. Ticaret unvanı ve işletme adı kullanımı
18546 sayılı PORTFÖY YÖNETİM ŞİRKETLERİ VE BU ŞİRKETLERİN FAALİYETLERİNE İLİŞKİN ESASLAR TEBLİĞİ (III-55.1) m. 34Kaynağı aç
MADDE 34 – (1) Şirketin, kurucusu olduğu fonlar hariç olmak üzere, müşterileri ile sunduğu faaliyete ilişkin bu Tebliğin (3) numaralı ekinde yer alan asgari unsurları içeren yazılı bir sözleşme imzalaması zorunludur. Portföy yönetim sözleşmesi, müşterinin Şirkete inançlı devir esasına göre yönetimini devrettiği portföyünün Şirket tarafından bu Tebliğde ve sözleşmede belirlenen esaslar çerçevesinde ve özen ve sadakat yükümlülüğü altında yönetilmesini içerir. (2) Sözleşmede belirtilen portföy yöneticisi veya yöneticilerinin Şirketten ayrılması veya değiştirilmesi halinde, Şirket söz konusu durumu müşterilerine en uygun haberleşme aracı vasıtasıyla derhal bildirmek zorundadır. Müşteriler, yeni tayin olunan portföy yöneticisini uygun görmedikleri takdirde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilirler. (3) Sözleşme, müteselsil sıra numaralı ve en az iki nüsha olarak düzenlenir ve bir örneği müşteriye verilir. (4) Şirket, sözleşmede belirtilen portföy yöneticilerinin görevlerini ifa ederken sözleşme, içtüzük, izahname, esas sözleşme, sermaye piyasası mevzuatı ile genel hükümlere aykırı yaptıkları tüm işlemlerden ve özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı fiilleri nedeniyle müşterilerine verebilecekleri zararlardan müşteriye karşı doğrudan sorumludur. Portföy yönetim sözleşmesine aksi yönde bir hüküm koyulamaz. (5) Sözleşmede Kurul düzenlemelerine ve borsa mevzuatına aykırı hükümler ile müşterilerin haklarını zedeleyici ve Şirket lehine tek taraflı olağanüstü haklar sağlayan hükümlere yer verilmez. Sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde genel hükümler uygulanır. Müşteri varlıklarının saklanması

Kuruluş İzni İçin Aranan Yapısal Şartlar

III-55.1 sayılı Tebliğ'in 5. maddesi, kuruluş iznine başvurabilmek için bir dizi yapısal koşul öngörmektedir. Payların tamamının nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılmış bulunması da bu kapsamda aranmaktadır. Başlangıç sermayesinin en az 30.000.000 TL olması gerekmektedir; bu tutar Tebliğ m. 5/1-ç'ye 18 Şubat 2023 tarihli Resmî Gazete'de (sayı: 32108) yapılan değişiklikle belirlenmiştir. Söz konusu tutarın sonraki bir değişiklikle güncellenip güncellenmediği tebliğin yürürlükteki metninden ayrıca doğrulanmalıdır.

Esas sözleşmenin Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine ve Kurul düzenlemelerine uygun olması ile ortaklık yapısının şeffaf ve açık olması da zorunlu koşullar arasında sayılmıştır.

Kurucu Ortaklarda Aranan Kişisel Nitelikler

III-55.1 sayılı Tebliğ m. 5/1-e, kurucu ortakların taşıması gereken kişisel nitelikleri ayrıntılı biçimde düzenlemiştir. Bu kapsamda, Sermaye Piyasası Kanunu'nda yazılı suçlardan kesinleşmiş mahkûmiyetin bulunmaması, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçlardan mahkûm olunmamış olması ve 14 Ocak 1982 tarihli ve 35 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca kurucu ortağın kendisi veya ortak olduğu kuruluşlar hakkında tasfiye kararı verilmemiş olması gerekmektedir.

Tebliğ m. 5/1-e-5 uyarınca, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmamak gerekmektedir. Bunun yanı sıra devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, bilişim sistemini engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık, vergi kaçakçılığı veya haksız mal edinme suçlarından mahkûm olunmamış olması da bu şart kapsamında aranmaktadır.

Tebliğ m. 5/1-e-7 ve m. 5/1-e-8 uyarınca işlem yasağı kapsamında olmamak ve muaccel vergi borcunun bulunmaması da kuruluş izninin kişisel nitelik şartları arasında yer almaktadır. Her iki bent 31 Aralık 2014 tarihli değişiklikle eklenmiş olup güncel yürürlük durumunun resmî nüsha ile doğrulanması önerilir.

İşin gerektirdiği dürüstlük ve itibara sahip olmak ile gerekli mali güce sahip bulunmak da m. 5/1-e-9 ve m. 5/1-e-10 kapsamında kurucu ortaklar için aranan kişisel nitelik şartları arasında yer almaktadır.

Tebliğ m. 5/2 uyarınca, m. 5/1-e'nin 1. alt bendinde düzenlenen müflis olma ve konkordatoya ilişkin şartlar, iflasın kaldırılmasına, kapatılmasına veya konkordato teklifinin tasdikine ilişkin kararın kesinleşme tarihinden itibaren on yıl geçmesi hâlinde bu fıkra uygulamasında dikkate alınmaz. Aynı fıkra uyarınca m. 5/1-e-2'deki faaliyet izni iptali sorumluluğuna ilişkin şart da buna dair kararın kesinleşme tarihinden itibaren on yıl geçmesiyle uygulanamaz hale gelir.

Tebliğ m. 5/1-g uyarınca, önemli etkiye sahip ortakların da m. 5/1-e'nin 1. alt bendinden 9. alt bendine kadar sayılan şartları taşıması zorunludur; 10. alt bent olan mali güç şartı bu kapsama girmemektedir.

Kurucu ortağın ya da önemli etkiye sahip ortağın banka olması hâlinde, Tebliğ m. 5/1-e-8'de düzenlenen muaccel vergi borcu şartı bakımından bankanın ilgili niteliği taşıdığını tevsik eden bilgi ve belgelerin Kurula gönderilmesi ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun uygun görüşünün alınması yeterli sayılmaktadır. Ayrıca bankada pay sahipliği yoluyla şirkette önemli etkiye sahip olan kişiler için m. 5/1-e kapsamındaki kişisel nitelik şartları aranmamaktadır.

Portföy Yönetim Sözleşmesi Nasıl Kurulur?

Bireysel portföy yöneticiliği hizmetinin sunulabilmesi için PYŞ ile müşteri arasında geçerli bir sözleşme kurulmuş olması şarttır. Sermaye Piyasası Kanunu m. 42 çerçevesinde bu sözleşme yazılı şekilde kurulabileceği gibi, uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da Kurul'un yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve müşteri kimliğini doğrulayan bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden de kurulabilmektedir. Bu imkân Haziran 2020'de yapılan değişiklikle getirilmiş olup o tarihten sonra ek değişiklik yapılıp yapılmadığı güncel mevzuattan ayrıca kontrol edilmelidir.

Sözleşmenin akdedilmesinden önce, bireysel portföy yöneticiliği faaliyetine başlanmadan müşteriye yerindelik testi uygulanması gerekmektedir. III-37.1 sayılı Yatırım Hizmetleri ve Faaliyetleri ile Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ kapsamında gerçekleştirilen bu test aracılığıyla müşterinin yatırım amaçları, mali durumu ile bilgi ve tecrübesi değerlendirilmektedir.

Portföy Yönetim Sözleşmesinin Temel Unsurları

III-55.1 sayılı Tebliğ m. 34 uyarınca PYŞ, kurucusu olduğu fonlar hariç her müşterisiyle Tebliğ Ek-3'teki asgari unsurları içeren yazılı bir sözleşme imzalamak zorundadır. Sözleşme, müşterinin şirkete inançlı devir esasına göre yönetimini devrettiği portföyünün Tebliğ ve sözleşmede belirlenen esaslar çerçevesinde özen ve sadakat yükümlülüğü altında yönetilmesini kapsar. Sözleşme, müteselsil sıra numaralı ve en az iki nüsha olarak düzenlenir; bir örneği müşteriye verilir.

Sözleşmede adı geçen portföy yöneticisinin şirketten ayrılması veya değiştirilmesi hâlinde şirket, bu durumu müşterilerine en uygun haberleşme aracıyla derhal bildirmek zorundadır. Müşteri, yeni atanan portföy yöneticisini uygun görmediği takdirde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir.

Sözleşmede Kurul düzenlemelerine ve borsa mevzuatına aykırı hükümler ile müşterilerin haklarını zedeleyici ve şirket lehine tek taraflı olağanüstü haklar sağlayan hükümlere yer verilemez. Sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde genel hükümler uygulanır.

Portföy Yöneticisinin Temel Yükümlülükleri

III-37.1 sayılı Tebliğ'in 41. maddesi, portföy yöneticisinin uyması gereken kapsamlı bir ilkeler çerçevesi ortaya koymaktadır. Yönetici, portföyün menfaatleriyle kendi menfaatleri arasında çatışma bulunan durumlarda portföy lehine davranmak zorundadır. Öte yandan, müşteri hesabına vereceği emirlerde gerekli özen ve dikkati göstermek de yükümlülükleri arasında yer almaktadır.

18576 sayılı YATIRIM HİZMETLERİ VE FAALİYETLERİ İLE YAN HİZMETLERE İLİŞKİN ESASLAR HAKKINDA TEBLİĞ III-37.1 m. 41Kaynağı aç
MADDE 41 – (1) Yetkili kuruluşlar portföy yöneticiliği faaliyetinin yürütülmesi sırasında müşterilerinin çıkarlarını gözetmek ve bu kapsamda aşağıdaki ilke ve esaslara uymakla yükümlüdür: a) Portföy için yapılan bir alım satım işleminden dolayı herhangi bir ihraççıdan veya yatırım kuruluşundan kendi lehine komisyon, iskonto ve benzeri menfaat sağlıyorsa, bu durumu müşterisine hizmeti sunmadan önce açıklamak zorundadır. b) Müşterinin yazılı bir talimatı olmadan borsalarda işlem görmeyen varlıklar ile rayiç değerinin üstündeki varlıkları yönettikleri portföye alamaz ve portföyden bu değerin altında varlık satamaz. c) Portföyde yer alan varlıklar üzerinde kendi veya üçüncü şahıslar lehine herhangi bir hukuki tasarrufta bulunamaz. Müşterinin yazılı talimatı olmadan portföyde yer alan varlıkları, portföy yönetimi amacı dışında bir başka şahsa devir veya teslim edemez. ç) Müşteri hesabına vereceği emirlerde gerekli özen ve dikkati göstermek zorundadır. d) Herhangi bir şekilde kendine çıkar sağlamak üzere varlıkların alım satımını yapamaz. e) Basiretli bir tacir gibi davranmak ve yönettiği portföyleriyle çıkar çatışmasına meydan vermemek koşuluyla kendine ait nakdi, portföy yönetimine konu olan araç ve işlemlerle değerlendirebilir. f) Birden fazla portföy yönettiğinde objektif iyiniyet kurallarına aykırı olarak portföylerden biri veya birden fazlası lehine, diğerleri aleyhine sonuç verebilecek işlemlerde bulunamaz. g) Yatırım kararlarını, güvenilir gerekçe, bilgi, belge ve analizlere dayandırmak ve çerçeve sözleşme ile belirlenen yatırım ilkelerine uymak zorundadır. Bu bilgi ve belgeler ile alım satım kararlarına mesnet teşkil eden araştırma ve raporların Kurulun belge ve kayıt ile ilgili düzenlemelerinde belirtilen süreyle yetkili kuruluş nezdinde saklanması zorunludur. ğ) Portföyün önceden saptanmış belirli bir getiriyi sağlayacağına dair herhangi bir sözlü veya yazılı garanti veremez ve ilan ve reklamlarında bu anlama gelebilecek ifadeleri kullanamaz. h) Portföyün menfaatleriyle kendi menfaatleri arasında çatışma olan durumlarda portföy lehine davranmak zorundadır. ı) Müşterinin risk-getiri tercihleri doğrultusunda müşteri ile birlikte Kurulun bireysel ve kurumsal portföylerin performans sunumuna, performansa dayalı ücretlendirme ve sıralama faaliyetleri ile ilgili düzenlemeleri uyarınca karşılaştırma ölçütü veya eşik değer belirleyebilir. i) Müşterilerin portföyde yer alan varlıklar ve bu varlıkların işlem gördüğü piyasa hakkındaki bilgisizlik ya da tecrübesizliklerinden yararlanıp müşterilerin alım-satım kararlarını etkileyerek kendi lehlerine kazanç sağlamak amacıyla, müşterilerin gereksiz alım-satım yapmalarına ortam hazırlayamaz ve bu fiilin üçüncü şahıslar tarafından gerçekleştirilmesine herhangi bir şekilde yardımcı olamaz. j) Portföylere ilişkin olarak portföy yöneticiliği dışında bir faaliyeti çağrıştıracak isim ve ifadeler kullanamaz, belirli bir yönetim dönemi belirleyerek önceden toplanan paralarla ortak bir portföy oluşturamaz ve yönetemez veya tasarruf sahiplerini oluşturulmuş bir portföye iştirak ettiremez ve bu yönde ifadeler içeren ilan ve reklam yapamaz. k) Yazılı, basılı veya sözlü biçimde müşterilere duyurulacak ve yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikte olan araştırma sonuçlarını, müşterilerine duyurmadan önce kendileri veya üçüncü şahıslar lehine kullanamaz. l) Portföy yönetimi sırasında elde ettiği bilgileri kendileri veya üçüncü bir tarafın menfaati doğrultusunda kullanamaz. Bireysel portföy yöneticiliği çerçeve sözleşmesi

Çıkar çatışmasına ilişkin kurallar özellikle ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Portföy yöneticisi, portföy için yapılan bir alım satım işleminden herhangi bir ihraççı veya yatırım kuruluşundan kendi lehine komisyon, iskonto ya da benzeri bir menfaat sağlıyorsa bunu hizmeti sunmadan önce müşterisine bildirmek zorundadır. Yönetici, herhangi bir biçimde kendine çıkar sağlamak üzere portföydeki varlıkların alım satımını yapamaz. Aynı şekilde, müşterilere duyurulacak ve yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki araştırma sonuçlarını müşterilere duyurmadan önce kendi ya da üçüncü kişiler lehine kullanamaz; portföy yönetimi sırasında elde ettiği bilgileri de kendisi veya üçüncü bir tarafın menfaati doğrultusunda değerlendiremez.

Portföy işlemlerindeki serbestlik de sınırlıdır. Yönetici, müşterinin yazılı talimatı olmaksızın borsalarda işlem görmeyen varlıkları ya da rayiç değerinin üstündeki varlıkları portföye alamaz; bu değerin altında portföyden varlık satamaz. Portföyde yer alan varlıklar üzerinde kendi veya üçüncü şahıslar lehine hukuki tasarrufta bulunmak ve müşterinin yazılı talimatı olmadan varlıkları portföy yönetimi amacı dışında bir başka kişiye devir ya da teslim etmek de yasaklanmıştır.

Birden fazla portföy yönetildiğinde yöneticinin portföylerden biri lehine diğerleri aleyhine sonuç verebilecek işlemlerde bulunması objektif iyiniyet kurallarına aykırı sayılmakta ve açıkça yasaklanmaktadır. Yöneticinin kendi nakdini, yönettiği portföylere konu araç ve işlemlerle değerlendirmesi ise basiretli bir tacir gibi davranması ve yönettiği portföylerle çıkar çatışmasına yol açmaması koşuluna bağlanmıştır.

Getiri Garantisi Yasağı ve Yatırımcı Koruması

Portföy yöneticisi, portföyün önceden belirlenmiş belirli bir getiriyi sağlayacağına dair sözlü veya yazılı hiçbir garanti veremez; ilan ve reklamlarında bu anlama gelebilecek ifadeler kullanamaz.

Müşterilerin portföyde yer alan varlıklar ve bu varlıkların işlem gördüğü piyasa hakkındaki bilgisizlik ya da tecrübesizliğinden yararlanılarak alım satım kararları etkilenmek ve bu yolla kazanç sağlanmak amacıyla gereksiz işlemlere zemin hazırlanması da yasak kapsamındadır. Üçüncü kişilerin bu nitelikteki fiillerine herhangi bir biçimde yardımcı olmak da aynı kural çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Yatırım kararlarının güvenilir gerekçe, bilgi, belge ve analizlere dayandırılması ile çerçeve sözleşmede belirlenen yatırım ilkelerine uyulması zorunlu tutulmuştur. Alım satım kararlarına dayanak oluşturan araştırma ve raporların Kurul'un belge ve kayıt düzenlemelerinde öngörülen süre boyunca yetkili kuruluş nezdinde saklanması da bu kapsamda gerekmektedir.

PYŞ'nin Müşteriye Doğrudan Sorumluluğu

III-55.1 sayılı Tebliğ m. 34 uyarınca PYŞ, sözleşmede belirtilen portföy yöneticilerinin görevlerini ifa ederken sözleşme, içtüzük, izahname, esas sözleşme, sermaye piyasası mevzuatı ile genel hükümlere aykırı yaptıkları tüm işlemler ve özen ile sadakat yükümlülüğüne aykırı fiilleri nedeniyle müşterilerine verebilecekleri zararlardan müşteriye karşı doğrudan sorumludur. Portföy yönetim sözleşmesine aksi yönde bir hüküm konulamaz.

Özen ve Sadakat Borcuna Aykırılık: Türev İşlemlerine İlişkin Bir Değerlendirme

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/1034, K. 2023/3614 sayılı kararında, tezgâh üstü piyasada gerçekleştirilen türev işlemlerine ilişkin bir tazminat davasını incelemiştir. Dava, portföy yönetim sözleşmesine değil türev işlemleri çerçeve sözleşmesine dayanmaktaydı; ilk derece mahkemesi dava konusu işlemleri Sermaye Piyasası Kanunu mevzuatı kapsamı dışında değerlendirmiştir. Yargıtay, kararı tarafların iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uygulanacak hukuk kurallarına ve dava şartlarına göre usul ve kanuna uygun bularak onamıştır. Bu karar türev işlemleri bağlamına özgü olup bireysel portföy yöneticiliği sözleşmelerinde PYŞ'nin doğrudan sorumluluğuna ilişkin genel bir içtihat niteliği taşımamaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/1034, K. 2023/3614Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/1034 E.  ,  2023/3614 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1361 Esas, 2021/1745 Karar HÜKÜM : Ret – Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2012/351 E., 2018/1365 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 06.06.2023 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ve eşinin davalı bankanın Bodrum şubesinde müşterek hesap açtırarak birikimlerini vadeli mevduatta değerlendirdiklerini, banka yetkililerinin yönlendirmesi ile müvekkilinin yatırıma yöneldiğini, müvekkili malulen emekli olduğundan kulaklarında duyma kaybı bulunduğunu, müvekkili ve eşinin finansal konularda bilgi sahibi olmadıklarını, davalı banka çalışanlarının teklifiyle müvekkilinin hesaplarının özel bankacılık şubesine aktarıldığını, davalı banka çalışanlarının türev araçlara yatırım yapılması halinde daha yüksek kazanç elde edilebileceğini söylediklerini, ancak risklerden söz etmediklerini, müvekkili yeterli İngilizce bilmediği için sadece vadeli mevduattan daha fazla gelir elde edileceği yolundaki söylemlere inanarak hareket ettiğini, davalı banka çalışanlarının müvekkilini aydınlatmak yerine finansal konulardaki bilgisizliğinden yararlanma yolunu seçtiklerini ve taraflar arasında sözleşme yapılmadan önce bir takım işlemler yapıldığını, 2008 yılında yapılan işlemlerden sonra "türev işlemleri çerçeve sözleşmesi" imzalandığını, davalı bankanın ehil olmayan ve lisanssız personel ile işlem yaptığını, yetkisiz olarak portföy yönetimi yaptığını, banka tarafından zarara uğratılan müvekkilinin zararın kurtarılması için yeni yeni işlemler yapmaya başladığını, davalı bankanın hiçbir aşamada müvekkiline hesap ekstresi vermediğini, opsiyon işlemleri hakkında müvekkilini bilgilendirmediğini, davacının daha önce uğratıldığı zararı ortadan kaldırmak amacında oldukları ileri sürülerek müvekkilinin bir yıl vadeli 500.000,00 USD primli opsiyon işlemi yapılmasına ikna edildiğini, verilen güvence ve eksik bilgi üzerine taraflar arasında opsiyon ve forward sözleşmeleri kurulduğunu, teminat konusunda müvekkilinin bilgilendirilmediğini, ek teminat olarak 240.000,00TL talep edildiğini ve keyfi olarak müvekkiline kredi verilmediğinden teminatının karşılanmadığını, bu nedenle zararın büyüdüğünü, sözleşmeye göre zararın, teminatın %85'ini bulduğunda pozisyonun kapatılması gerekirken somut olayda %93 oranına geldiği halde pozisyonun kapatılmadığını, bu yüzden bankanın ağır kusurlu olduğunu, müvekkilinin işleme konu finansal ürünün Sermaye Piyasası Kanunu (SPK) güvencesi altında olduğu ileri sürülerek aldatıldığını ve zarara uğratıldığını, bankanın yetkisi olmamasına rağmen müvekkilinin hesabından 2.644,313,00 USD çektiğini, sözleşmedeki çevirme işlemlerinde uygulanacak kuru bankanın belirleyeceğine dair hüküm haksız şart niteliğinde olduğundan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 20 ve devamı maddeleri gereğince geçersiz olduğunu, teyit formları İngilizce düzenlenmiş olup, müvekkilinin yeterli İngilizce bilmediği halde işlemler konusunda aydınlatılmadığını, yedi farklı işlemin aynı anda sözleşmeye aykırı olarak kapatıldığını, sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, bu nedenle müvekkilinin uğradığı zararın karşılanması gerektiğini belirterek, 2.644.313,00 USD zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, taraflar arasında temel bankacılık hizmetleri sözleşmesi ve türev işlemleri çerçeve sözleşmesi imzalanarak, davacı tarafından sözleşmeler kapsamında opsiyon ve forward işlemleri gerçekleştirildiğini, hesabın açılışından sonra 2007 yılından itibaren türev işlemleri gerçekleştirildiğini, bu kapsamda 2011 yılı Haziran ayına kadar davacının 500'den fazla forward işlemi ve 100'e yakın opsiyon işlemi gerçekleştirdiğini, 2011 yılındaki ekonomik dalgalanmaların ülkemizdeki yatırımcıları da olumsuz etkilediğini, davacının emir ve talimatları ile gerçekleştirilen forward işlemlerinde de zararlar meydana geldiğini, davacının gerçekleştirdiği, 5 işlem sonucunda 617.000,00 USD zarar meydana geldiğini, davacının bu zararın oluşmasından sonra zararı kapatabilmek için çözüm aradığını ve farklı para birimleri üzerinden opsiyon işlemi gerçekleştirdiğini, teminat açığının ortaya çıkması üzerine bu durumun davacıya bildirildiğini, fakat bu açığı zamanında kapatmayarak zararın %90 oranına yükselmesine neden olduğunu, zararın büyümemesi için "stop loss" olarak tarif edilen işlem gerçekleştirilerek zararın davacının hesabından realize edildiğini, davacı sıradan bir tüketici olmayıp daha fazla getiri arayışı içerisinde olan bir yatırımcı olduğunu, 2007 yılından bu yana bu işlemleri yaptığını, riske rağmen getirisi yüksek olan mevduat dışındaki yatırım ürünlerine yöneldiğini, sözleşmelerden bağımsız olarak imzalanan risk beyanı, opsiyon sözleşmesi teyit formu ve telefon görüşmelerinde ayrıntılı olarak riskin kendisine ifade edildiğini, davacının yönlendirilmesi veya yanıltılmasının söz konusu olmadığını, türev işlemleri çerçeve sözleşmesinde müşterinin ne zaman emir ve talimat verebileceği ve ne şekilde yerine getirileceğinin düzenlendiğini, işlemin gerçekleşmesi için talimat verilmesi ve hesapta gerekli bakiyenin bulunmasının yeterli olduğunu, işlemlerin davacı tarafından verilen emirler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, davacının piyasayı Matriks programı ile takip ettiğini, müvekkili bankanın tüm işlemlerde özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirdiğini, işlemler tezgah üstü piyasada gerçekleştirildiğinden SPK düzenlemelerine tabi olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında temel bankacılık hizmetleri, türev işlemleri çerçeve ile mevduat rehin sözleşmesi imzalandığı, davacının ilk opsiyon işlemini 13.11.2007 tarihinde gerçekleştirdiği, opsiyon ve forward işlemleri sonucunda 2011 yılına kadar ağırlıklı olarak kar ettiği, 2011 yılı itibarıyla söz konusu işlemlerden çoğunlukla zarar ettiği, son olarak 10/06-, 24/06-, 24.11.2011 tarihli üç opsiyon işlemi ve 27.06.2011 tarihli 4 forward işlemi gerçekleştirdiği, söz konusu işlemlerde dava konusu zararın oluştuğu, davacı tarafından, davalı banka çalışanları tarafından kandırıldığı, yanlış yönlendirildiği, risk konusunda bilgilendirilmediği ve zararın bu nedenle gerçekleştiğinin ileri sürüldüğü, 27.6.2011 tarihine kadar davacının yüzlerce forward ve opsiyon işlemi gerçekleştirdiği, 2011 yılında ise forward ve opsiyon işlemlerinin tamamından zarar ettiği ve piyasa riski ile karşı karşıya kaldığının belirlendiği, işlem tarihi itibarıyla Sermaye Piyasası Kanunu'nun henüz yürürlüğe girmediği, bu nedenle dava konusu işlemlerin SPK mevzuatına tabi olmadığı, işlemlerin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine aykırılık oluşturmadığının kabul edildiği, dökümü yapılan telefon konuşmalarına göre davacının işlemlerin tamamında onayının olduğu, zarar konusunda uyarıldığı, sözleşme ekindeki risk beyanının imzalatıldığı ve hükümler çerçevesinde herhangi bir zorlama olmaksızın davacının yüksek riskli işlemleri yaptığı, piyasa riski gerçekleştiğinde teminatın tamamlanmadığı ve teminatsız kalınca işlemlerin sonlandırıldığı, davalı bankanın sözleşme hükümlerine uygun davrandığı, davacının zararı ile banka çalışanlarıın eylemi arasında bir nedensellik bağının bulunmadığı sonucuna varıldığı, davalı bankanın müşterisine sürekli bilgi verdiği ve onun talimatlarını alarak işlem yaptığı belirlendiğinden, yapılan riskli işlemlerin sözleşmesel yükümlülüğüne aykırı olmadığı, hesabın zararı karşılamadığı tutar %85 boyutuna gelmedikçe pozisyonu kapatma yükümlülüğü bulunmayan bankanın, müşteri istemediği için pozisyonu kapatmamasının sadakat borcuna aykırılık sayılmayacağı, ancak güven kurumu olan bankanın özenli davranma sorumluluğu gereği hesabın yetersiz kaldığı tarihte önerdiği işlemlerin zarar getirmeyecek işlemler olması yükümlülüğünün bulunduğu, somut olayda bankanın gereken uyarıları yaparak riskleri belirttiği belirlendiği, tüm işlemler sözleşme koşullarına uygun olarak gerçekleştiği ve hesap teminatsız kalınca işlemlerin sonlandırıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ve eşinin finansal konularda bilgi sahibi olmadıklarını, davalı banka çalışanlarının türev araçlara yatırım yapılması halinde daha yüksek kazanç elde edilebileceğini söyleyerek müvekkilini ikna ettiklerini, müvekkilini aydınlatmak yerine bilgisizliğinden yararlanma yolunu seçtiklerini ve taraflar arasında sözleşme yapılmadan önce bir takım işlemler yapıldığını, türev işlemleri sözleşmesinin yapılan işlemlerden sonra imzalandığını, davalı bankanın ehil olmayan ve lisanssız personel ile işlem yaptığını, ayrıca yetkisiz ve hukuka aykırı olarak portföy yönetimi yaptığını, davalı bankanın hiçbir aşamada müvekkiline hesap ekstresi vermediğini, opsiyon işlemleri hakkında müvekkilini tam ve gerekli açıklıkta bilgilendirmediğini, zararın giderilmesi için bir yıl vadeli 500.000,00 USD primli opsiyon işlemi yapılmasına ikna edildiğini, teminat konusunda müvekkilinin bilgilendirilmediğini, ek teminat olarak 240.000,00TL talep edildiğini ve keyfi olarak kredi verilmediğinden teminatının karşılanmadığını, bu nedenle zararın büyüdüğünü, zararın, teminatın %85'ini bulduğunda pozisyonun kapatılması gerekirken %93 oranına geldiği halde kapatılmadığını, finansal ürünün SPK güvencesi altında olduğu ileri sürülerek aldatıldığını ve zarara uğratıldığını, istediği kurdan çevirerek müvekkilinin hesabından 2.644.313,00 USD çektiğini, uygulanacak kuru bankanın belirleyeceğine dair hükmün haksız şart olduğundan geçersiz olduğunu, işlemlerle ilgili teyit formları İngilizce düzenlenmiş olup, müvekkilinin yeterli İngilizce bilmediğini, yedi farklı işlemin aynı anda sözleşmeye aykırı olarak kapatıldığını ve sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini, Mahkemece müvekkilinin nasıl aldatıldığını gösteren ses kayıtlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporlarına itirazlarının da değerlendirilmediğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmelerin, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda bulunmayan ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'da düzenlenen genel işlem koşulları denetimine tabi tutulmasının mümkün olmadığı, davalı bankanın işlemlerinde özen yükümlülüğüne ve sözleşme hükümlerine bir aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan sözleşmeler çerçevesinde gerçekleştirilen türev işlemleri sonucu oluşan zararının tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sık Sorulan Sorular

Portföy yönetim şirketinin başlangıç sermayesi ne kadar olmalıdır?

III-55.1 sayılı Tebliğ m. 5/1-ç'nin 18 Şubat 2023 tarihli değişikliğiyle (RG sayı: 32108) başlangıç sermayesinin en az 30.000.000 TL olması zorunluluğu getirilmiştir. Bu tutarın sonraki bir değişiklikle güncellenip güncellenmediği tebliğin yürürlükteki metninden doğrulanmalıdır.

Portföy yönetim sözleşmesi elektronik ortamda kurulabilir mi?

Evet. Sermaye Piyasası Kanunu m. 42 çerçevesinde sözleşme, yazılı şekle ek olarak uzaktan iletişim araçlarıyla mesafeli biçimde ya da Kurul'un belirlediği ve müşteri kimliğini doğrulayan bilişim veya elektronik haberleşme yöntemleriyle de kurulabilmektedir. Bu imkân Haziran 2020 değişikliğiyle mevzuata girmiş olmakla birlikte o tarihten bu yana ek düzenleme yapılıp yapılmadığı ayrıca kontrol edilmelidir.

Portföy yöneticisi belirli bir getiri taahhüdünde bulunabilir mi?

Hayır. III-37.1 sayılı Tebliğ m. 41/1-ğ, portföy yöneticisinin belirli bir getiriyi sağlayacağına dair sözlü veya yazılı herhangi bir garanti vermesini açıkça yasaklamaktadır. Reklam ve ilanlarda bu anlama gelebilecek ifadelerin kullanılması da aynı kural kapsamında değerlendirilmektedir.

Portföy yöneticisi müşteri portföyü üzerinde hangi işlemleri yapamaz?

III-37.1 sayılı Tebliğ m. 41/1-b ve m. 41/1-c uyarınca yönetici, müşterinin yazılı talimatı olmaksızın borsalarda işlem görmeyen varlıkları ya da rayiç değerinin üstündeki varlıkları portföye alamaz ve bu değerin altında portföyden varlık satamaz. Portföydeki varlıklar üzerinde kendi veya üçüncü şahıslar lehine hukuki tasarrufta bulunamaz; portföy yönetimi dışında herhangi bir kişiye devir ya da teslim edemez.

PYŞ, portföy yöneticisinin verdiği zarardan sorumlu mudur?

Evet. III-55.1 sayılı Tebliğ m. 34 uyarınca PYŞ, sözleşmede belirtilen portföy yöneticilerinin mevzuata ve sözleşmeye aykırı işlemleri ile özen ve sadakat yükümlülüğüne aykırı fiilleri nedeniyle müşteriye doğrudan sorumludur. Bu sorumluluğu ortadan kaldıran bir sözleşme hükmü geçersizdir.

Kurucu ortakta hangi cezai geçmiş şartları aranır?

III-55.1 sayılı Tebliğ m. 5/1-e kapsamında kurucu ortakların Sermaye Piyasası Kanunu'nda yazılı suçlardan ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki suçlardan kesinleşmiş mahkûmiyetlerinin bulunmaması gerekmektedir. Ayrıca 35 sayılı KHK uyarınca kendileri veya ortak oldukları kuruluşlar hakkında tasfiye kararı verilmemiş olması da aranmaktadır. Bunlara ek olarak, Türk Ceza Kanunu'nun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı beş yıl veya daha fazla hapis cezasına ya da zimmet, irtikâp, rüşvet, dolandırıcılık, sahtecilik, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve vergi kaçakçılığı dahil tebliğde sayılan suçlardan mahkûm olunmamış olması zorunludur. İşlem yasağı kapsamında bulunulmaması ve muaccel vergi borcunun bulunmaması da bu şartlar arasındadır.

Müflis olan bir kurucu ortağın bu şart nedeniyle sürekli olarak engellenmesi söz konusu mudur?

III-55.1 sayılı Tebliğ m. 5/2 uyarınca, müflis olma ve konkordatoya ilişkin şart kapsamındaki durumlarda iflasın kaldırılmasına, kapatılmasına veya konkordato teklifinin tasdikine dair kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl geçmesi hâlinde bu şart uygulanamaz hale gelir. Faaliyet izni iptali sorumluluğuna ilişkin şart için de buna dair kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl geçmesiyle aynı sonuç doğar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu