Navlun Sözleşmesinde Hasar, Gecikme ve Takas Talepleri

by Avukat Erdal Ersoy
Navlun Sözleşmesinde Hasar, Gecikme ve Takas Talepleri

Navlun, taşınacak eşyanın bir noktadan varış noktasına ulaştırılması karşılığında öngörülen taşıma bedelidir. Taşıyıcı ile navlun borçlusu arasındaki taşıma ücreti ilişkisini düzenleyen navlun sözleşmesi, satıcı ve alıcı arasındaki masraf ile risk dağılımını belirleyen Incoterms kurallarından bağımsız bir hukuki çerçeveye sahiptir. Uluslararası ve ulusal taşımalarda navlunun talep edilebilirliği, hasar ve gecikme iddialarının bu borca etkisi ile alacakların takası somut ispat koşullarına göre değerlendirilir.

Navlun Bedelinin Belirlenmesi ve Taşıyıcı Sıfatı

Taşıma ilişkisinde navlun tutarı kural olarak tarafların serbest iradesiyle tayin edilir. Ancak üzerinde uzlaşılan bedelin yükleme, boşaltma veya ek masraflar gibi hangi hizmet kalemlerini kapsadığının açık şekilde belirlenmesi gerekir. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 762. maddesinde taşıyıcı, bir ücret karşılığında eşya veya yolcu taşıma işini üstlenen kişi olarak tarif edilmiş; 763. maddesinde ise bu nitelikteki taşımayı arızi olarak taahhüt edenler hakkında da taşıma hükümlerinin tatbik olunacağı öngörülmüştür. Söz konusu maddeler yürürlükten kaldırılmış hükümler kapsamındadır; güncel taşıma sözleşmesi düzenlemesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 850. maddesinde yer almakta ve taşıyıcının eşyayı varma yerine götürüp gönderilene teslim etmeyi, gönderenin ise taşıma ücretini ödemeyi borçlandığını hükme bağlamaktadır.

6762 sayılı TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN HÜKÜMLERİ m. 762Kaynağı aç
Madde 762 – Taşıyıcı, ücret mukabilinde yolcu ve eşya (Yük) taşıma işlerini üzerine alan kimsedir. B) Hükümlerin tatbik sahası: I – Taşıyıcı olmıyan kimseler:
6762 sayılı TÜRK TİCARET KANUNUNUN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN HÜKÜMLERİ m. 763Kaynağı aç
Madde 763 – Eşya veya yolcu taşımayı arızi olarak taahhüt eden kimse hakkında da bu kısım hükümleri tatbik olunur. II – Hususi hükümlerin saklı kalması: 1. Esas:
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 850Kaynağı aç
MADDE 850- (1) Taşıyıcı, taşıma sözleşmesiyle eşya veya yolcu taşıma işini veya ikisini birlikte üstlenen kişidir. Eşya her türlü yükü de kapsar. (2) Taşıyıcı, taşıma sözleşmesiyle eşyayı varma yerine götürmeyi ve orada gönderilene teslim etmeyi veya yolcuyu varma yerine ulaştırmayı; buna karşılık, eşya taşımada gönderen ve yolcu taşımada yolcu, taşıyıcıya, taşıma ücretini ödemeyi borçlanır. (3) Taşıma işleri ticari işletme faaliyetidir. B) Hükümlerin uygulama alanı

Taşıma Borcunun İfası ve Navlun Talebi

Taşıyıcının taşıma edimini bütünüyle yerine getirmemesi halinde navlun bedeline hak kazanamaması gündeme gelebilir. Buna karşın taşıma faaliyetinin tamamlanamaması gönderen veya alıcının kusurlu bir davranışından ileri gelmekteyse, taşıyıcı somut duruma göre navlun ya da bu sebeple katlandığı giderleri talep edebilir. Fesih veya ifa imkânsızlığı hallerinde sorumluluğun doğumu tarafların kusur durumunun ve nedensellik bağının incelenmesini gerektirir.

Hasar İddiaları ve Navlundan İndirim Talebi

Taşınan malda meydana gelen kayıp veya hasar iddiası, navlun borcunu kendiliğinden ve tümüyle ortadan kaldırmaz. Ziyan ve hasarın taşıyıcının sorumluluğundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ile somut zarar miktarının açıkça saptanması şarttır. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/1823, K. 2018/7958 sayılı kararında; CMR Konvansiyonu'nun 25/1 ve 23/4. maddeleri uyarınca taşıtanın navlun ücretinden kayıp ve hasar oranı kadar indirim isteme imkânı bulunduğu, yalnızca teslim edilmeyen ya da hasarlı mal bedelinin alacak sayılarak indirim talebinin değerlendirilmemesinin isabetsiz olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan karar, taraf vekillerinin kadar düzeltme istemi üzerine önceki onama ilamının kaldırılması ve taraflar yararına bozma şeklinde sonuçlanmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2017/1823, K. 2018/7958Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2017/1823 E.  ,  2018/7958 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 10/07/2015 gün ve 2014/393 – 2015/616 sayılı kararı onayan Daire'nin 23/01/2017 gün ve 2015/12263 – 2017/412 sayılı kararı aleyhinde taraf vekilleri tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü: Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili, asıl davada, müvekkili şirketin İngiltere’deki müşterisine ihraç ettiği malların taşıma işinin davalı tarafından yapıldığını, davalının malları müvekkili şirketin …’deki fabrikasından yüklediğini, taşıma işinde kullanılan aracın Hollanda’da kaza yaptığını, kaza nedeniyle 596 koli malın büyük bir kısmının zarar gördüğünü, bu malların ıslandığını ve eksildiğini, çeşit kırılması tabir edilen nedenle malın değerinin azaldığını, satış imkanının kalmadığını, malları satın alan müvekkilinin müşterisinin 12.375,96 GBP (İngiliz Sterlini) zarar beyan ederek bu kısım bedeli müvekkiline ödemediğini, davalı şirketin taşıma esnasında meydana gelen zararın tamamından sorumlu olduğunu ileri sürerek, bu zarardan davalı şirkete olan toplam 13.000 TL navlun bedeli düşüldükten sonra kalan 17.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davanın ise reddini istemiştir. Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili, birleşen davada, davalı şirketin müvekkiline olan navlun ücreti borcunu ödemediğini, bu nedenle 17.457,68 TL asıl alacak üzerinden başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalının itirazının iptali ile davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiş, asıl davada ise dava konusu malların alıcısına tam ve eksiksiz olarak teslim edildiğini savunarak asıl davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya göre, asıl davanın takas/mahsup nedeniyle reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulü ile takas/mahsuptan sonra kalan 554,37 TL asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %30'dan fazla olmamak üzere değişen oranda ticari avans faizi işletilmek suretiyle takibin devamına, koşulları oluşmadığından… Uluslararası Nak. ve Tic. A.Ş. lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır. Taraf vekilleri bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1- Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki 2 ve 3 nolu bentlerin kapsamı dışında kalan ve HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen diğer karar düzeltme isteklerinin reddi gerekir. 2- Asıl dava, davalı tarafından taşınan emtianın hasarlı ve eksik teslimine bağlı tazminat, birleşen dava navlun alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, emtianın hasarlı ve eksik teslimi sebebiyle asıl davanın davacısının 16.903,31 TL tazminat istemeye haklı olduğu, ancak asıl dava davalısının da 17.457,68 TL navlun alacağının bulunduğu, bu nedenle davacının bir alacağının kalmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, davacı, edimini yerine getirmeyen davalının navlun alacağına hak kazanamayacağını da ileri sürmüştür. CMR Konvansiyonunun 25/1. maddesinde, hasar durumunda taşımacının, yükün 23. madde 1, 2 ve 4. paragrafları gereğince belirlenen değerine göre hesaplanmış kıymetten düşme karşılığı olan bedeli ödeyeceği, aynı Konvansiyonun 23/4. maddesinde de, yükün taşınması dolayısıyla ödenen taşıma ücreti, gümrük resimleri ve diğer ödemelerde, malın tamamen kaybedilmesi halinde tamamen ödeneceği, kısmen kaybolma halinde ise karşılaşılan zarar oranında ödeme yapılacağı düzenlenmiştir. Bu durumda, CMR Konvansiyonu’nun 25/1 ve 23/4. maddeleri uyarınca, taşıtan, navlun ücretinden kayıp ve hasar miktarı oranında indirim yapılmasını isteyebileceği halde mahkemece, asıl ve birleşen dosyadaki talepler bakımından bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın sadece hasarlı ve eksik teslim edilen emtia bedeli, davacı alacağı olarak kabul edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. 3- Kabule göre de, birleşen dava, navlun alacağının tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece, birleşen davada da davacının 17.457,68 TL navlun alacağının bulunduğu, ancak birleşen dosya davalısının asıl davada 16.903,31 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğinden takas/mahsup sonucu davacı alacağının 554,37 TL kaldığı gerekçesiyle bu tutar üzerinden itirazın iptaline karar verilmiştir. Birleşen dosya davacısının navlun alacağı 17.457,68 olarak tespit edilip, bu navlun alacağı davalının takas/mahsup beyanı üzerine söndüğünden davanın, takas/mahsup sebebiyle reddedilen kısmı için birleşen dosya davalısı lehine vekalet ücreti takdir edilemeyeceği nazara alınmadan davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmolunması dahi doğru olmamış, taraf vekillerinin bu yönlere ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 23.01.2017 tarih 2015/12263 E. 2017/412 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin sair karar düzeltme istemlerinin HUMK 442. maddesi uyarınca REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle birleşen davada davacı vekilinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Dairemizin 23.01.2017 tarih 2015/12263 E. 2017/412 K. sayılı onama ilamının kaldırılarak, mahkemece verilen kararın taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin, temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının karar düzeltme isteyen taraflara iadesine, 17/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Geç Teslim Halinde Sorumluluk ve Navlun

Eşyanın kararlaştırılan sürede ulaştırılmaması navlun alacağını doğrudan sona erdirmez. Gecikme yaşanan durumlarda taşıtan veya alıcı, şartları varsa gecikme sebebiyle uğradığı zararların tazminini yahut navlun tutarından indirim yapılmasını isteyebilir; ancak bu taleplerin somut koşullara bağlı olduğu ve belirli ispat yükümlülükleri doğurduğu göz ardı edilmemelidir. CMR Konvansiyonu'na tabi uluslararası karayolu taşımalarında gecikme zararı talep edebilmek için m. 30/3 uyarınca 21 günlük yazılı ihbar süresine uyulması gerekmekte olup bu süreye uyulmaması ilgili zararın talep edilebilirliğini etkileyebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/8988, K. 2023/2681 sayılı kararında bölge adliye mahkemesinin istinaf başvurusunu esastan ret kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararı bozulmuş; mahkemece CMR Konvansiyonu'nun 29. maddesi uyarınca taşıyanın sorumluluğunu sınırlayan ya da ortadan kaldıran hükümlerden faydalanma imkânının bulunup bulunmadığının tartışılmaması bozma nedeni sayılmıştır. Söz konusu kararın gerekçesinde kullanılan bazı ifadelerle bozma hükmü arasında görünür bir gerilim mevcuttur; bu nedenle kararın ulaştığı kesin bir maddi hukuk sonucu olarak yorumlanmaması gerekir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/8988, K. 2023/2681Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/8988 E.  ,  2023/2681 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1950 Esas, 2021/1559 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/749 E., 2020/419 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ….. ile davalı vekili Avukat…dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya verdiği taşıma hizmeti için düzenlenen fatura bedelleri ödenmeyince başlatılan icra takibine davalının itirazının haksız olduğunu, takipten önce yapılan kısmî ödeme düşünce müvekkilinin 31.363,31 euro alacağının bulunduğunu ileri sürerek itirazın 31.363,31 euro üzerinden iptali ile icra inkar tazminatının tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 20.11.2017 tarihli sözleşme ile davalının sözleşme konusu ürünleri Slovakya’da faaliyet gösteren Carcoustics Slovakia Novaky S.R.O unvanlı şirkete taşımayı üstlendiğini, bu amaçla davacı ile dava dışı Cenova Loj. İth. İhr. Ltd. Şti. arasında alt taşıma ilişkisi kurulduğunu, müvekkilinin ürünlerin en geç 19.06.2018 tarihinde teslim edilmesi gerektiğini bildirmesine, davacının da bu hususu taahhüt etmesine rağmen taahhüt edilen tarihte teslimin yapılmadığını, 28.06.2018 tarihli ihtarnamede müvekkilinin geç teslim nedeniyle kendisine bir cezai şart uygulanması halinde bu tutarın davacıya rücu edileceğini belirttiğini, geç teslim sebebiyle ithalatçının müvekkiline cezai şart uygulayıp bu hususta fatura düzenlediğini, 31.363,31 euro tutarındaki cezai şartın davacıya rücu edildiğine ve davacının alacağından mahsup edildiğine dair 24.10.2018 tarihli ihtarnamenin davacıya gönderildiğini, taraflar arasındaki sözleşmede de terminli yüklerin termin tarihinde teslim yerine varılamaması durumunda alıcının müvekkiline yansıtacağı tüm masrafların taşıyıcıya fatura edileceğinin düzenlendiğini, gecikmenin müvekkili ile hiçbir ilgisi olmayıp davacı ile alt taşıyıcı arasındaki bir uyuşmazlıktan kaynaklandığını, Eşyaların Karayolundan Uluslar Arası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi’nin (CMR Konvansiyonu) 29 uncu maddesi uyarınca davacının zararı tazminle yükümlü olduğunu, müvekkilinin cezai şartı davacıya rücu etmesi ve takas- mahsup hakkını kullanarak borcu bu miktarda sona erdirmesi sebebiyle müvekkilinin davacının ileri sürdüğü taşıma alacaklarından bir borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini, kötü niyet tazminatının tahsilini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile emtianın geç tesliminden dolayı sadece yansıtma faturası ile doğan zararın istenebileceği, takas mahsup işleminde kullanılabilmesinin CMR Konvansiyonu’nun 23 üncü maddesine göre geç teslimat yapılan işe dair düzenlenen faturaya yönelik olması şartının bulunduğu, zamanında eksiksiz ve de hasarsız teslim edilen diğer taşımalardan doğmuş cari alacağın takas mahsubunda kullanılamayacağı, davacının CMR Konvansiyonu’nun 26 ncı maddesine göre taşıyıcının sınırsız sorumluluğundan bahsedilemeyeceği, davaya konu edilen faturaların tamamı yönünden gecikmeli, eksik ya da hasarlı teslimin iddia edilmediği, yalnızca savunmada geçen teslimat bakımından gecikme savunmasında bulunulduğu, davalının söz konusu defiyi talebe konu tüm taşımalara yönelik olarak ileri sürdüğü CMR Konvansiyonu’nun 41 inci maddesi hükmü gereğince gecikme halinde cezai şart öngörülemeyeceği, oysa takas-mahsup defi ile sağlanmaya çalışılan şeyin cezai şartın yasaklandığı 41 inci madde kapsamında kaldığı, zararın da somut olarak ortaya konulamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, itirazın iptali ile takibin 31.363,31 euro üzerinden ve bu meblağa takip tarihinden tahsil tarihine kadar işletilecek 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesi gereğince devlet bankalarınca euro cinsi bir yıl vadede hesaba uygulanan en yüksek faiz ile birlikte devamına, 31.363,31 euronun takip tarihindeki kur karşılığı olan 196.334,32 TL üzerinden hesaplanacak %20 oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişinin görev alanını aşarak yaptığı hukuki değerlendirmelere dayalı hüküm tesis edilemeyeceğini, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapamayacağını, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, müvekkilinin takas- mahsup hakkını hukuka uygun kullandığını, takas-mahsup için aynı hukuki ilişkiden kaynaklanma şartının bulunmadığını, karşılıklı alacakların aynı cins olduğunu, taraflar arasında aktedilen sözleşme uyarınca dahi davacının bütün zarardan sorumlu tutulması gerektiğini, CMR Konvansiyonu’nun orijinal metni gereği davacının sınırlı sorumluluktan yararlanamayacağını, sundukları belgelerle somut zararın ortaya konduğunu, icra inkar tazminatı şartlarının oluşmadığını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince; dosyaya getirilen deliller kapsamında talimat kanalıyla uzman bilirkişiden alınan bilirkişi raporunda emtianın geç tesliminden dolayı sadece yansıtma faturası ile doğan zararın istenebileceği, takas mahsup işleminde kullanılabilmesinin CMR Konvansiyonu’nun 23 üncü maddesine göre geç teslimat yapılan işe dair düzenlenen faturaya yönelik olması şartının bulunduğu, zamanında eksiksiz ve de hasarsız teslim edilen diğer taşımalardan doğmuş cari alacağın takas mahsubunda kullanılamayacağının ve davacının CMR Konvansiyonu’nun 26 ncı maddesine göre taşıyıcının sınırsız sorumluluğundan bahsedilemeyeceğinin tespit edildiği, davalı tarafça davaya konu edilen faturaların tamamı yönünden gecikmeli eksik ya da hasarlı teslim edildiği iddiasında bulunulmadığı, yalnızca savunmada geçen teslimat bakımından gecikme savunmasında bulunulduğu, davacının takibe konu ettiği 19 adet faturanın incelenmesinde hiçbirinin savunmada geçen taşıma ve teslimata ilişkin olmadığı, CMR Konvansiyonunun 23 üncü ve 26 ncı maddelerine göre bilirkişi tespitlerinin yerinde olduğu, takas mahsup definin davalı tarafından yapılan işe dair düzenlenen faturaya yönelik olması şartının bulunduğu, oysa davalının söz konusu defiyi talebe konu tüm taşımalara yönelik olarak ileri sürdüğü, bu neden ve gerekçelerle davanın kabulüne ve alacak likit olduğundan davalının icra inkar tazminatına mahkumiyetine şeklinde karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı, davalının istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taraflar arasında süregelen taşıma işlemleri ve cari hesap bakiyesi bulunduğundan müvekkilinin takas- mahsup defini kullandığını, CMR Konvansiyonu’nun 23 üncü maddesinde takas- mahsup işlemine veya geç teslim halinde diğer taşımalardan doğmuş cari alacağın takas- mahsup definde kullanılamayacağına dair düzenleme bulunmadığını, zaten davacının sınırlı sorumluluğu kalktığından anılan maddenin de uygulanamayacağını, takas- mahsup hakkının hukuka uygun kullanıldığını, gerekli şartların oluştuğunu, takas- mahsup için aynı hukuki ilişkiden kaynaklanma şartının bulunmadığını, karşılıklı alacakların aynı cins olduğunu, taraflar arasında aktedilen sözleşmede yüklerin termin tarihinde teslim edilmemesi halinde alıcının müvekkiline yansıtacağı masraflardan davacının sorumlu tutulduğunu, davacının sınırlı sorumluluktan yararlanamayacağını, CMR Konvansiyonu’nun 29 uncu maddesinin değerlendirilmediğini, sundukları fatura ve belgelerle somut zararın ortaya konduğunu, bilirkişinin görev alanını aşarak yaptığı hukuki değerlendirmelere dayalı hüküm tesis edilemeyeceğini, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapamayacağını, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını, Bölge Adliye Mahkemesinin kararının gerekçe içermediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 139 uncu maddesi. 3. CMR Konvansiyonu'nun 23 üncü, 26 ncı, 29 uncu, 41 inci maddesi. 4.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi. 3. Değerlendirme Davacı, navlun ücretinin tahsili amacıyla başlattığı takibe davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini talep etmiş, davalı ise davacının emtianın alıcısına geç teslimi sebebiyle uğradığı zararı takas ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, takas-mahsup işleminin CMR Konvansiyonu’nun 23 üncü maddesine göre geç teslimat yapılan işe dair düzenlenen faturaya yönelik olması şartının bulunduğu, zamanında eksiksiz ve de hasarsız teslim edilen diğer taşımalardan doğmuş cari alacağın takas mahsubunda kullanılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de taraflar arasında 01.01.2018-31.12.2018 tarihlerini kapsayan Uluslararası Karayolu Taşıma Sözleşmesinin aktedildiği ve dava konusu taşımaların bu sözleşme kapsamında gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda öncelikle aynı sözleşme kapsamında gerçekleştirilen taşımalar nedeniyle davalı taşıtanın zarar gördüğünü ispatlaması halinde CMR Konvansiyonu'nun 23 üncü maddesinde düzenlenen şartlar dahilinde takas hakkını kullanabileceğinin kabulü gerekir. Öte yandan davalı, nakliye ilgili bilgi talep ettiğinde, davacı taşıyanın taşımayı fiilen gerçekleştirilen alt taşıyıcının sürücüsünün taşıma esnasında işi bıraktığı ya da araçta arıza meydana geldiği yönünde çelişkili cevaplar verdiğini, davalı ile alt taşıyıcı arasındaki uyuşmazlıktan dolayı malların geç teslim edildiğini, alt taşıyıcının kötü ve kusurlu hareketi yüzünden zarara uğradığını, davacı taşıyanın CMR Konvansiyonu'nda sorumluluğunu sınırlandıran hükümlerden yararlanamayacağını ileri sürmüştür. CMR Konvansiyonu'nun 29 uncu maddesinde hasarın, taşımacının kendi kötü hareketinden veya davaya bakan mahkemenin kararı ile isteyerek kötü harekete eşdeğer sayılan kusurundan ileri gelmesi halinde taşımacının, sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan yahut da kanıt yükünü karşı tarafa yükleyen bu maddenin hükümlerinden yararlanamayacağı, bilerek kötü hareket veya kusurun taşımacının vekil veya çalışanları tarafından görevleri sırasında işlenmesi halinde aynı hükmün uygulanacağı, bundan başka, böyle bir durumda adı geçen vekillerin, çalışanların ve diğer kişilerin kişisel sorumlulukları yönünden 1 inci paragrafta belirtilen bu bölüm hükümlerinden yararlanamayacakları düzenlenmiştir. Bu durumda Mahkemece somut olayda CMR Konvansiyonunun 29 uncu maddesi kapsamında davacı taşıyanın sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan hükümlerden yararlanıp yararlanamayacağı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde karar tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2019/2341, K. 2020/603Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2019/2341 E.  ,  2020/603 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada … 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 24/11/2017 tarih ve 2015/299 E- 2017/1055 K. sayılı kararın asıl davada davacı ve asıl davada davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 21/02/2019 tarih ve 2018/634 E- 2019/233 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi asıl davada davacı vekili ve katılma yoluyla asıl davada ihbar olunan …Uluslararası Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili tarafından tasarlanan “… Tramvayı” olarak adlandırılan trenin Berlin İnnotrans 2014 fuarında sergilenmesi amacı ile anılan fuara iştirak edilmesi için davalı şirket ile 18/08/2014 tarihinde İnnotrans 2014 Fuarı Tramvay Aracı Nakliyesi Hizmet Alımı Sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin eki niteliğinde olan Teknik Şartname gereği işin niteliğinin “aracın nakliyesi, sergileneceği fuar alanında ray üzerine indirilmesi, fuar sonrası tekrar yüklenerek geri getirilmesi” olarak tanımlandığını, ./.. sözleşmenin 5. maddesinde işin bedelinin 154.550 EURO olarak kararlaştırıldığını, 9. maddesinde ise işin süresinin işin başlama tarihinden itibaren 50 gün olarak belirlendiğini, sözleşme bedelinin davalı şirkete 13/08/2014 ve 03/11/2014 tarihlerinde ödendiğini, davalının sözleşmede üzerine düşen edimi kararlaştırılan sürede ifa etmediğini ve belirlenen sürenin 16 gün aşıldığını, sözleşmenin 13.1 maddesi gereği işin süresinde tamamlanamaması halinde yükleniciye yapılacak ödemelerden geciken her takvim günü için sözleşme bedelinin % 25’i tutarında gecikme cezası kesileceğinin kararlaştırıldığını, davalının cezai şarttan doğan borcu bulunduğunu, bu konuda ihtar zorunluluğu bulunmamasına rağmen müvekkilince davalıya ihtarname gönderilerek 16 gün için 618.200 EURO alacağın ödenmesinin talep edildiğini, davalının ödemede bulunmadığını ileri sürerek, 618.200 EURO cezai şart alacağı için fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen dava davacısı vekili, müvekkili ile davalı arasında 3. kişiye ait metro aracının … ve Almanya arasında gidiş-dönüş nakliyesi için e mail yolu ile görüşmeler yapıldığını, aracın dönüş sırasında davalının bekletmesi sebebiyle 3 günlük bekleme ücreti olarak asıl nakliyeyi yapan nakliyecinin müvekkilinden 6.000 EURO istediğini, davalının 3.000 EURO ödemeyi kabul ettiğini, müvekkilinin bu nakliyeci ile pazarlık yaparak 1.500 EURO ödeme yapılması konusunda anlaştığını, müvekkilinin davalıya 3.000 EURO bedelli faturayı tanzim edip göndermesine ve davalının 8 gün içinde faturaya itiraz etmemesine rağmen fatura bedelinin ödenmediğini, davalı aleyhine fatura alacağı ile ilgili … 1. İcra Müdürlüğü’nün 2015/21163 E. sayılı dosyasından icra takibi yaptığını, davalının takibe itirazı üzerine takibin durdurulduğunu ileri sürerek, davalının 1.500 EURO bedele yaptığı itirazın iptali ile % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, asıl davada ihbar olunan sıfatı ile, kısmi dava açılamayacağını, davalı ile davacı arasındaki cezai şart hükümlerinin müvekkili ile davalı arasındaki sözleşmedeki cezai şart hükümlerinden farklı olduğunu, davalı ile yapılan sözleşmedeki cezai şart hükmünün 6098 sayılı TBK. 170 vd. maddeleri gereğince şarta bağlandığını ve şartın gerçekleşmediğini, sözleşmedeki cezai şartın CMR 41. madde ve Yargıtay emsal kararları gereği geçersiz olduğunu, davacının gecikme sebebiyle zararını ispat etmesi gerektiğini, cezai şartın devamı için davacının TBK 179/2 md. gereğince vagonu teslim alırken geciken ifayı çekinceli kabul etmesi gerektiğini, böyle bir beyan olmadığından cezai şartın düştüğünü, ayrıca CMR 30/3 md. gereğince de talepte bulunulamayacağını, müvekkilinin kusurundan kaynaklı bir gecikme olmadığını savunarak, asıl davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen dava davalısı vekili, asıl davada, davacının dava değerini tam ve kesin olarak belirleyebildiğinden belirsiz alacak davası açamayacağını, müvekkilinin sözleşmeden doğan ifa yükümlülüğünü yerine getirdiğini, meydana gelen gecikmenin sebebinin davacı olduğunu, yükün ağırlığının davacı tarafından yanlış beyan edilmesi sebebiyle emtianın fuar alanındaki yüklenmesi ve taşınması işlemlerinde ertelemeler söz konusu olduğunu, emtianın ağırlığı resmi beyana göre 42,5 ton olarak bildirilmesine rağmen fiilen 45 ton olduğunun ortaya çıktığını, bu durumun dönüş yolculuğunu olumsuz etkilediğini, davacı ile yapılan yazışmalar sonucunda sorunun kendisinde olduğunun davacı tarafından kabul edildiğini, sözleşmenin 8.14 maddesi gereğince gecikmeden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin dönüş trafiğini davacıya bildirip gecikme halinde İtalya ve Avusturya geçişleri için alınmış izinlerde problem olacağı belirtilerek sürecin uzamaması için davacının temin edeceği teknik ekibin ivedilikle gönderilmesinin istenilmesine rağmen bu işlemin davacı tarafından yerine getirilmediğini, taşımanın karayolu ile yapıldığını ve CMR Konvansiyonunun geçerli olduğunu, ilgili Konvansiyonun 7. maddesi ./.. gereği davacının yükün özelliği ve mutat tarifini yanlış yapması sebebiyle aksamanın ve gecikmenin sorumlusunun davacı olduğunu, davacının gecikmeden doğan zarar ile ilgili ihbarı süresinde yapmadığını, bu nedenle CMR Konvansiyonu 30/3. md. gereğince dava hakkının düştüğünü savunarak, davanın reddine karar verilmesini, müvekkili şirketin sorumluluk sigortacısı … Sigorta A.Ş.’ne ve alt taşıyıcı … Uluslararası Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti.ne davanın ihbar edilmesini talep etmiş, birleşen davada ise, aynı taşıma ile ilgili teslimden kaynaklanan sorunlar sebebiyle … 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/299 E. sayılı dosyasından dava açıldığını, bu davanın bekletici mesele yapılmasını, davacının delil olarak dayandığı e mail yazışmalarının hangi tarihte ve hangi amaca yönelik yazıldığı belli olmadığından itiraz ettiğini, alacağın likit olmadığını savunarak, davanın ve icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. İhbar olunan … Sigorta A.Ş. vekili, dava konusu talebin müvekkilinin sorumluluğunda olmadığını, şirket nezdinde düzenlenen …Nakliyat Sigorta Poliçesinin taşıma konusu yüke teminat sağladığını, emtiada herhangi bir hasar iddiasının olmadığını, geç teslimin poliçe kapsamında olmadığını savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın davacısının davayı açmakta hukuki yararının sabit olmayıp, gecikmeden dolayı zararının da sabit bulunmadığı, kaldı ki taşımanın uluslararası taşıma olup CMR hükümlerine tabi olduğu, gecikme zararının 21 gün içinde yazılı ihbar etmesi gerekeceği, bu sürenin hak düşürücü niteliğinde olduğu, cezai şart ödeme talebinin somut olaya uymadığını, CMR taşımalarında zarar yoksa tazminatın söz konusu olamayacağı, ancak taşıyıcı aleyhine cezai şarta ilişkin bir hüküm koyma engelinin de bulunmamakla birlikte bu denli ağır bir sonucun CMR sistematiğine uymaması nedeniyle asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne, 1.500 EURO alacak için itirazın iptali ile davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. Karara karşı, asıl dava davacısı ile asıl dava davalısı vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. … Bölge Adliye Mahkemesince, gecikmenin dönüş aşamasında meydana geldiği, herhangi bir zararın ispatına yönelik dayanak ve belge sunulmadığı, davacının zarar iddiasının olmadığı, cezai şart hükmünün sorumluluk üst sınırını çok fazla aşması nedeniyle CMR 41. madde kapsamında geçerli sayılamayacağı, gecikme nedeniyle CMR 30/3 maddesi gereği 21 günlük ihbar süresine uyulması gerektiği, bu yönde davacı tarafından tanzim edilen yazılı bir ihbar ve bildirimin olmadığı, bu nedenle davacının gecikme nedeniyle zarar talebinde bulunma hakkı olmadığı, davanın HMK 109.madde uyarınca kısmi dava olarak açıldığı, 16 günlük gecikme bedelinin 1.000,00 TL'lik kısmının davaya konu edildiği, mahkemece davanın kısmi dava olarak incelenip karara bağlandığı, bu nedenle davalı vekilinin gecikme süresinin tamamı için hesaplanan tutar üzerinden nispi vekalet ücreti takdiri gerektiği yolundaki iddiasının yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesi ile asıl davacısı vekili ve asıl dava davalısı vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Karar, asıl dava davacısı vekili ve katılma yolu ile asıl davada ihbar olunan …Uluslar arası Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, davaya konu taşımanın CMR Konvansiyonuna tabi olmasına, CMR Konvansiyonu’nun hükümlerine göre tarafların borçlarının ağırlaştırılamayacağı ilkesi karşısında Konvansiyonun 41. maddesi uyarınca cezai şarta ilişkin taraflar arasında imzalanan 18/08/2014 tarihli sözleşmenin 13.1 maddesi hükmünün geçersiz olmasına, Dairemiz uygulanmasının da bu yönde olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. 2-Asıl davada ihbar olunan sıfatı ile ….’nin katılma yolu ile temyiz başvurusuna gelince, mahkemece asıl dosyada verilen kararda ….'nin ihbar olunan sıfatı ile karar başlığında gösterildiği, ihbar olunan aleyhine herhangi bir hüküm tesis edilmediği, dava kendisine ihbar edildikten sonra verdiği dilekçede HMK 67/1 maddesi gereğince usulüne uygun şekilde feri müdahale talebinde bulunmadığı, bu nedenle hükmü temyiz etme yetkisinin olmadığı görülmekle, asıl davada ihbar olunan ….’nin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl dava davacısı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl dosyada ihbar olunan …. vekilinin temyiz talebinin REDDİNE, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, istek halinde aşağıda yazılı 68,19 TL harcın temyiz eden asıl davada davacıya iadesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada ihbar olunan …Uluslararası Nak. Tic. ve San. Ltd. Şti.'ye iadesine, 21/01/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

CMR Kapsamında Sorumluluk Sınırlaması ve m. 29

CMR Konvansiyonu'nun 29. maddesi, hasarın taşımacının kendi kötü hareketinden veya mahkemece kötü harekete eşdeğer sayılan kusurundan ileri gelmesi halinde taşımacının, sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan hükümlerden yararlanamayacağını öngörmektedir. Aynı hüküm taşımacının vekil veya çalışanları tarafından görevleri sırasında gerçekleştirilen eylemler bakımından da uygulanmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2020/712, K. 2021/75 sayılı kararında, malların teslim edildiği savunulmasına karşın teslimi ispat edemeyen ve akıbeti konusunda makul bir açıklama getiremeyen taşıyıcının CMR m. 29 anlamında kasti ya da kasta eşdeğer kusurlu sayılacağı ve sorumluluk sınırlamasından yararlanamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu kararda bir üye karşı oy kullanmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2011/3636, K. 2012/10599 sayılı kararında ise zarara hiçbir açıklama ve neden getiremeyen taşıyıcının karine olarak ağır kusurlu sayılacağı ve gerçek zararın tamamını karşılaması gerektiği kabul edilmiştir. Aynı kararda bu kusur eşiği, TTK'nın 786. maddesindeki ağır kusur ve hile kavramlarına yakın bulunmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/712, K. 2021/75Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2020/712 E.  ,  2021/75 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesince bozmaya uyularak verilen 08.05.2019 tarih ve 2018/59-2019/436 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin taşıma hizmeti verdiği dava dışı Sis Sayılgan İplik A.Ş.'nin açtığı davanın kabul edildiğini, kararın kesinleştiğini, müvekkilinin 77.370,00 TL tutarında ödeme yaptığını, davalının söz konusu emtiayı taşıyan aracı nakliyeci sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortaladığını, poliçeye dayalı olarak davalı aleyhine başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptalini ve icra inkâr tazminatının tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu olayda, davacının rücu hakkı olup olmadığının CMR Sigortası Genel Şartlarına ve CMR Konvansiyonu hükümlerine göre tespit edilmesi gerektiği, CMR Konvansiyonu’nun 29. maddesinin "Hasar, taşıyıcının kendi fena hareketinden veya davaya bakan mahkemelerin kararı ile kasti fena harekete muadil addedilen kusurundan ileri gelmiş ise taşıyıcı, mesuliyetini kaldıran veya sınırlayan yahutta ispat yükünü karşı tarafa yükleyen işbu maddenin hükümlerinden faydalanamaz." hükmünü haiz olduğu, davacı yanca, malların tam ve eksiksiz olarak alıcıya teslim edildiği iddia edilmişse de, teslimatın gerçekleşmediğinin mahkeme kararı ile sabit bulunduğu, davacının malların niçin teslim edilemediğine ilişkin bir açıklama getiremediği gibi varsa bir zayi durumunun neden kaynaklandığını da açıklamadığı, teslim iddiasına karşın malların teslim edilmemesinin kasti veya kasta eşdeğer bir kusur olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu sebeple CMR Konvansiyonu'nun 29. maddesi uyarınca, rizikonun teminat kapsamı dışında kaldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 18.01.2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞIOY Dava, nakliye (CMR) sorumluluk sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Özetle söylemek gerekirse, davacı taşıyıcı, CMR kapsamında teslim borcunu yerine getirmediği yahut getiremediği için davadışı taşıtan tarafından aleyhine açılan dava sonucunda teslimatı ispatlayamadığı, eşyanın akıbeti hakkında da makul ve kabul edilebilir bir açıklama getiremediği için taşınan emtianın ziyaından ötürü CMR’nin 29. maddesi uyarınca ağır kusurlu addedilerek taşıtana tam tazminat ödemekle yükümlü tutulmuş, ödeme sonrasında işbu davayı kendi sorumluluk sigortacısı aleyhine ikame etmiştir. Mahkemece verilen bozmadan önceki kararda, davacı taşıyıcının, aleyhine açılan dava sonucunda “kasıtlı ve ağır kusurlu” bulunduğu, bu durumda TTK’nın 1278. maddesi uyarınca taşıtana ödediği tazminatı sigortacıya rücu edemeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiş, davacı yanın temyizi üzerine Dairemizin 16.11.2015 tarihli kararıyla, TTK’nın 1278. maddesinin uygulaması bakımından, sigorta ettirenin rizikonun gerçekleşmesinde kusurlu olması ile kasıtlı olmasının farklı hukuki sonuçları olduğu, ağır ihmalin kusur kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, kastın varlığını ispat yükümlülüğünün sigortacı üzerinde bulunduğu açıklanmak suretiyle davanın reddine dair karar davacı yararına bozulmuş, mahkemece bozmaya uyulmuştur. Dairemizin anılan bozma kararı ile birlikte bir yandan TTK’nın 1278. maddesinde sözü edilen sigorta ettirene izafe olunabilen ve sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğünü kaldıran “kast” kavramı ile CMR’nin 29. maddesinde taşıyıcıya izafe edilebilen ve onun sınırlı sorumluluktan istifade edememesine yol açan “isteyerek kötü harekete eşdeğer sayılan kusur” kavramlarının aynı nitelikte kavramlar olmadığı ortaya konulduğu gibi diğer bir yandan da CMR 29’daki bilerek kötü hareket (kasıt) ve mahkemenin hukukuna göre bilerek kötü harekete eşdeğer kusur kavramları arasında da hukuksal bakımından fark olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Nitekim, davacı taşıyıcı aleyhine taşıtan tarafından açılan davaya ilişkin olarak verilen Dairemizin bozma ilamında da, somut olayda bir hilenin varlığından söz edilemeyecek olmasına göre, TTK’nın 786. maddesinde belirtilen ağır kusur ile CMR’nın 29. maddesindeki “bilerek kötü harekete eşdeğer kusur” kavramlarının örtüştüğü ifade edilmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında, davalı sigortacı tarafından davacı taşıyıcının açıkça kasıtlı bir hareketiyle zararın meydana geldiği ispatlanamadığından, davacı taşıyıcının somut olay bakımından TTK’nın 1278. maddesinde öngörülen şekilde rizikoya kastıyla sebebiyet verdiğinden söz edilemez. Açıklanan bu sonuç, hem yukarda zikredilen mevzuat hükümlerinin ve hem de mahkemece uyulan bozma ilamında işaret edilen hukuksal açıklamalara dayalı olarak davacı yararına oluşan müktesep hakkın bir gereği durumundadır. Bu nedenlerle, Daire çoğunluğunun aksi yöndeki düşüncesine katılamıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/3636, K. 2012/10599Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2011/3636 E.  ,  2012/10599 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07/12/2010 tarih ve 2008/695-2010/759 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketi nezdinde “Nakliyat emtia sigorta poliçesi” ile sigortalı bulunan dava dışı şirkete ait CNC makinesinin İspanya’dan Türkiye’ye davalının sorumluluğunda taşınması esnasında hasara uğradığını, ortaya çıkan zarardan davalının sorumlu olduğunu ve bu nedenle dava dışı sigortalıya 7.495,00-TL ödendiğini, TTK’nun 1301. maddesine göre sigortalısının haklarına halef olduğunu ileri sürerek 7.495,00-TL rücuen tazminat alacağının faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, taşıma işinin alt taşıyıcı Euro Proje Loj. Ltd. Şti. tarafından yapıldığını, hasarın da alt taşıyıcının nakliye işlemini yaptığı sırada oluştuğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, davalı taşıyıcının sigortalı emtiada oluşan zarardan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 7.445,77-TL rücuen tazminat alacağının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, davacı … şirketince sigortalısına ödenen CMR Sözleşmesine tabi taşımadan kaynaklanan tazminatın TTK.’nun 1301. maddesi uyarınca rücuan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece hükme esas bilirkişi raporunda CMR hükümleri yeterince değerlendirilmemiş olup, sorumluluk miktarının tespiti için CMR Konvansiyonu’nun buna ilişkin sınırlı ve sınırsız sorumluluk hallerinin somut olay bakımından tartışılması gerekmektedir. CMR Konvansiyonu’nun 29. maddesinde taşıyıcının sınırlı sorumluluğunun hangi hallerde uygulanmayacağı gösterilmiş olup, buna göre taşıyıcı kastı veya kasta eşdeğer kusuru ile zarara sebebiyet vermesi halinde CMR'de yer alan sorumluluğunu ortadan kaldıran, sınırlandıran veya ispat yükünü tersine çeviren hükümlerden yararlanamayacaktır. Bu kusur ve kastını, TTK.nun 786. maddesinde geçen ağır kusur ve hile kavramlarını en yakın olarak karşılamakta olduğunun kabulü ile taşıyıcının bu hallerde sınırlı sorumluluktan yararlanamayacağı sonucuna varılmalıdır. Taşıyıcının zarara hiçbir açıklama ve neden getirememiş olması, kendisinin karine olarak hasarın oluşumunda ağır kusurlu olduğu dolayısı ile sorumluluğunu sınırlama hakkını kaybetmiş sayılmasına yol açacağı ve davacının gerçek zararını karşılaması gerektiği kabul edilmelidir. (Y.11.HD, T.04.04.2005, E. 2004/6554, K. 2005/3212). Konvansiyonun 29. madde hükmü koşullarının varlığı halinde taşıyıcının sorumluluğu sınırlı olmayıp, zararın tamamından sorumluluğu söz konusudur. Davalının sorumluluğu buna göre belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yetersiz bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/3265, K. 2020/696Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2018/3265 E.  ,  2020/696 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11/05/2017 tarih ve 2014/1156 E- 2017/345 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 22/03/2018 tarih ve 2017/640 E- 2018/297 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 21.01.2020 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. …, davalı … Tic. Ltd. Şti. vekili Av. …dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkili şirketin tekstil sektöründe üretim ve satış yaptığını, müvekkilinin müşterisi olan Fransa'da yerleşik … SAS firmasına yüklü miktarda tekstil ürününün sipariş edildiği,malların bedelinin müşteri tarafından bankaya açılacak akreditif ile tahsil edileceğini, sevk edilen mallara ilişkin konşimento ve CMR senetleri tanzim edilerek davalı taşıma şirketine teslim edildiğini, ihraç konusu malların alıcısının banka, ihbar kişisinin de müsteri olarak gösterildiğini, bu ihracatın vesaik mukabili ihracat olarak tanımlandığını, yapılan ihracat bedelinin tahsili yolunun ise akreditif olduğunu, müşterinin vesaik asıllarını taşıyıcıya ibraz etmeden malları teslim almasının mümkün olmadığını, göndericinin bu şarta güvenerek malları taşıyıcıya teslim ettiğini, gönderenin yazılı bir talimatı olmadan böyle bir durum gerçekleşirse TTK 880 ve CMR Konvansiyonu 17. madde hükümlerine göre malın tam ziyadan söz edilerek taşıyıcının malların fatura bedellerinden gönderene karşı sorumlu olduğunu, somut olayda alıcının tahsil bankası olarak yazılı olduğunu davalının talimat almadan malları banka dışında kişiye teslim etmesi nedeniyle ağır kusurlu ve zarardan sorumlu olduğunu, zararın tahsili için başlattıkları takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve haksız itiraz nedeniyle alacağın %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. ./.. Davalı vekili, dava konusu taşımaların hepsinde teslim şeklinin FCA olduğunun gümrük çıkış beyannameleri, konşimento talimatları ve davacı tarafından tanzim edilen satış faturalarında açıkça yazıldığını, taşıma sözleşmesinin taraflarının dava dışı alıcı … SAS firması ile asıl taşıyıcı dava dışı Fransa'da mukim Zıgler France SA've alt taşıyıcı müvekkili şirket olduğunu, bu teslim şeklinde davacının taşıma sözleşmesinin tarafı olmadığını, FCA teslim şeklinde taşınacak emtianın taşıyıcıya teslimi ile birlikte malların tüm masraf ve risklerin alıcı-gönderilen … SAS firmasına geçtiğini, ödeme şeklinin akreditif ve davacının iddia ettiği alacağın sorumlusunun müvekkili değil dava dışı alıcı … SAS firması olduğunu, somut olayda vesaik mukabili bir ihracatın sözkonusu olmadığını, konşimento talimatları incelendiğinde teslim şeklinin FCA, ödeme şeklinin de akreditif yazdığını, vesaik mukabili bir taşımadan bahsedilmediğini, davanın konusunu 6 adet taşıma oluşturmakta ise de başkaca taşımaların da bulunduğunu, davacının tahsilat yapamadığı iki banka ile tahsilat yaptığı anlaşılan bankanın farklı olduğunu, bu durumun akreditif koşullarını davacının yerine getirmemiş olmasından kaynaklandığını, özellikle davacının sunduğu 07/10/2014 tarihli iki adet yazıdan anlaşılacağı üzere birtakım evrakları sunmadığından akreditif ödeme ile ihraç ettiği eşyaların bedellerini tahsil edemediğini, Mayıs 2014 ile Eylül 2014 arasında gerçekleştirilen 6 adet taşımada peyderpey müvekkili firmaya eşya teslim edildiğinden iddia olunan zarara davacının kendi kusuruyla sebebiyet verdiğini, dava konusu 6 adet taşımanın yaklaşık dört aylık süre içerisinde gerçekleştirildiğini, ilk taşımada sorun var ise davacının bu süreç içerisinde diğer taşımalarda eşyaları müvekkiline teslim etmemesi gerektiğini, CMR 21. maddesinden yararlanamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı yanında fer'i müdahil vekili; davacının "akreditif" ve "vesaik mukabili" kavramlarına ilişkin iddialarının bariz çelişkiler içerdiğini, davacının aktif husumet ehliyetini ispat edemediğini, ihracat evraklarından esasen malların üreticisi olan Era Denim Konfeksiyon San. Tic. A.Ş.'nin gerçekleştirdiği satışlara aracılık yaptığının anlaşıldığını, davaya konu akreditif dosyalarının tamamının davacının bankası olan Akbank Merter Ticari Şubesinden celbi gerektiğini, davalı Enco'nun fiilleri ile iddia edilen zararlar arasında illiyet bağı bulunmadığını, davalının CMR Konvansiyonu uyarınca yükümlülüklerini yerine getirdiğini, iddia edilen zararın kaynağı olan satış bedelinin ödenmemesinde davacının kusurlu hareketinin neden olduğunu, belgeleri eksik ve geç gönderdiğini, akreditifli ödeme biçiminde ihracatçının bankaya karşı alacaklı duruma geçmesinin en önemli şartının tanımlanan evrakları doğru biçimde ve süresinde ibraz etmesi olduğunu, amir bankadan gönderilen yazılara göre akreditif ret sebeplerinin davacının kendi kusurundan kaynaklandığının anlaşıldığını, davacının CMR taşıma senedi üzerine mal bedelinin tahsili şerhi düşmediğini, orijinal ATR-1 evrağının amir bankaya gönderilmediğini, malların gümrükten çekilmesi için evrakların davacı tarafından alıcıya gönderildiğini, bu nedenle akreditif bedeli ödenmeksizin teslimine ve gümrükten çekilmesine davacının muvafakat ettiğini, davalı taşıyıcı Enco'da orijinal ATR-1 belgesinin bulunmadığını, kusur ve sorumluluğun taşıyıcıya değil davacı ihracatçıya ait olduğunu, söz konusu taşımalar 4 ay içinde 6 ayrı taşıma halinde yapılmış olduğu halde malların teslimine ilişkin ilk taşımadan son taşımaya kadar davacı tarafın hiçbir uyarıda bulunmadığını, belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davacı – ihracatçının, Fransa'da mukim firmaya sattığı ürünlerin Fransa'ya kara yolu ile taşıması işini davalı şirketin üstlendiğini, satım ilişkisinde ödeme şekli olarak "akreditif ödemesi" kararlaştırıldığını, CMR senetlerinde akreditif bankası "alıcı" olarak, ithalatçı/akreditif amiri ise "ihbarda bulunulacak kişi" olarak gösterildiğini, davalı – taşıyıcı, taşımaya ilişkin belgeler kendisine ibraz edilmeksizin malları alıcı firmaya teslim ettiği, dava konusu taşımalara ilişkin akreditiflerin amir banka tarafından reddedildiğini, dolayısıyla taşımalara ilişkin belgelerin de akreditif bankası tarafından muhabir bankaya ve onun tarafından da ihracatçı/davacıya iade edildiğinin tartışmasız olduğunu, taşıyıcı – davalı tesellüme yarar belgelerin ibrazı olmadan malları alıcı-ithalatçıya teslim ettiğini, CMR 15. maddesi kapsamında eşyanın varış yerine ulaşmasından sonra teslim engelinin ortaya çıktığını, her ne kadar CMR 15. ve 21. maddeleri uyarınca taşıyıcının sorumluluğu gündeme gelmekte ise de, somut olayın özellikleri ve dosyada mevcut bilhassa bankadan gelen bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu edilen tek bir taşımanın söz konusu olmadığı, Mayıs 2014 ile Eylül 2014 tarihleri arasında 6 adet taşımanın uyuşmazlık konusu olduğu, davacı firma ile müşterisi arasında sadece uyuşmazlık konusu taşımalar değil öncesinde de satışlar yapıldığını, gelen banka belgelerine göre, ilk taşımada akreditif belgelerinde eksiklik olduğu hususunun ithalatçının bankası tarafından davacı ihracatçının bankası olan Akbank Merter Tekstil Merkezi Ticari şubesine 12/05/2014 tarihinde bildirildiği, durumun 13/05/2014 tarihinde Akbank tarafından davacı firmaya iletildiği, eksik belgelerin davacı tarafça tamamlanmadığı, ithalatçının bankası olan amir bankanın akreditifi reddettiğini, diğer taşımalarda da aynı işlemlerin yapıldığını, davacı akreditif işlemlerinde eksik belgeler nedeniyle ödeme konusunda sorun yaşandığından haberdar edilmesine rağmen davalı firmaya malları yükleyerek taşıma işlemlerine devam ettiğini, davalı taşıyıcının ise taşıdığı malları davacının müşterisi olan … SAS firmasına teslimini gerçekleştirdiğini, davacının ilk sorunlu teslimden sonra halen diğer taşımaları devam ettirmesinin davacı tarafından davalıya talimat verilerek taşıma sürecinin teslim engeli ile kesilmesinin engellenip, akreditif ödeme şeklinin vadeli ödemeye çevrilmiş olduğu anlamına geldiği, davacı ilk taşıma sırasında akreditifte sorunlar olduğunu, eksik belgeler nedeniyle amir bankanın ödeme yapmadığını öğrenmesine rağmen diğer taşımaları devam ettirerek teslim engelini ortadan kaldıracak şekilde davalı taşıyıcıda haklı bir güven oluşturduğunu, böylece davacı akreditif ödeme şeklinden vazgeçerek ödemeyi vadeli ödeme şekline dönüştürdüğünü, hal böyle olunca davacının bu davranışları karşısında teslim engelinin ortadan kalktığını, akreditif ödeme şeklinin vadeli ödeme şekline dönüşmüş olması karşısında teslim edilen malların bedelinin ödenmemesinden CMR 21. maddesi uyarınca davalı taşıyıcının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, uluslararası karayolu taşımasında akreditif ödeme şeklindeki satışta taşıyıcının CMR hükümlerine aykırı davrandığı iddiasıyla taşınan malların bedelinin dava dışı müşteriden tahsil edilememesi nedeniyle oluştuğu iddia olunan zararın davalı taşıyıcıdan tahsili için girişilen ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. CMR Konvansiyonu'nun 15. maddesinde, yükün teslim yerine varışından sonra koşullar bunların teslimini engellediği hallerde taşımacının göndericiden talimat isteyeceği belirtilmiştir.Teslim engelinin varlığına rağmen talimat istenmemesi tedbirli taşımacının davranışından sapan kusurlu bir hareket olup, taşımacının CMR 11(3), 12(7), 17 maddelerinde öngörülen sorumluluktan kurtulmasını engeller. Taşımacı, talimat almasını engelleyen sebep, kendi hukuka aykırı davranışına atfedilebildiği ölçüde, CMR'nin 17. maddesi uyarınca ziya, hasar veya teslimdeki gecikmeden dolayı, eşya üzerinde tasarruf hakkı sahibine karşı sorumludur. Somut olayda mahkemece, yükün teslim yeri olan Fransa'ya varışından sonra dava dışı müşterinin kendi bankası ile yaşadığı sorundan kaynaklı akreditif ilişkisinin kurulamaması sebebiyle, akreditif ödeme şekli öngörülen satış sözleşmesinde bir teslim engelinin çıktığı ve bu teslim engeli ile karşılaşan davalı taşıyıcının davacı taşıtandan herhangi bir talimat istemeden malları CMR senedinde ihbar kişisi sıfatıyla yer alan dava dışı müşteriye teslim ettiği göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılması gerekirken, ilk teslimde sorun yaşanması üzerine teslimatların devam ettiği ve bunun dava dışı müşteriye yapılan teslimin davacı tarafından benimsendiği şeklinde yorum yapılarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 23/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Navlun Alacağında Takas Hakkı ve İspat Kriterleri

Taşıma ilişkisinden kaynaklanan zararların navlun alacağına karşı bir def'i veya takas olarak öne sürülmesi belirli ispat kurallarına tabidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2021/8988, K. 2023/2681 sayılı ilamında ifade edildiği üzere, aynı sözleşme çerçevesinde yürütülen taşımalar sebebiyle taşıtanın zarar gördüğünü ispatlaması kaydıyla CMR Konvansiyonu'nun 23. maddesindeki koşullar çerçevesinde takas hakkını kullanabilmesi mümkündür. İspatlanmamış veya sözleşme kapsamı dışındaki soyut zarar iddiaları takas savunmasına dayanak teşkil etmez. Öte yandan CMR Konvansiyonu'nun 41. maddesi, tarafların Konvansiyon hükümlerinden saparak borçlarını ağırlaştırmasına izin vermemekte; bu çerçevede taşıma sözleşmesine konulan cezai şart hükmü Konvansiyon kapsamındaki taşımalarda geçersiz sayılmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2011/11262, K. 2012/18322 sayılı kararı bu yönde değerlendirme yapmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/11262, K. 2012/18322Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2011/11262 E.  ,  2012/18322 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03/03/2011 tarih ve 2007/857-2011/64 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı – birleşen dosyada davalı vekili, taraflar arasında PLMA 2007 World Of Private Label Taşıma Organizasyon sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşme gereği 22-23 Mayıs 2007 tarihlerinde Amsterdam/Hollanda' da düzenlenen PLMA World Of Private Label 2007 fuarındaki Türkiye milli katılımında yer alacak müvekkili birliğe üye firmaların teşhir ürünlerinin, stand malzemelerinin, katalogların ve broşürlerin nakliye, depolama, gümrük ve sigortalama işlemlerinin organizasyonu ve malzemelerin taşınarak fuarda teslimi işinin davalı tarafından üstlenildiğini, davalının taşıma işini alt taşıyıcıya verdiğini ve nihai taşıyıcının kamyonuna ve taşınan eşyaların arasına eroin yerleştirildiğini, malların da içinde bulunduğu kamyonun emniyet güçlerince müsadere edildiğini, bu durum karşısında birliğe üye firmaların yeniden ürün hazırlayarak fuara katıldığını, ancak bunlardan iki tanesinin fiili imkansızlıklar nedeni ile katılamadığını, katılamayan firmaların fuar stand ücretlerini, vize, nakliye, otel rezevasyon, broşür bedellerinin müvekkili tarafından ödendiğini, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin 17. maddesinde davalının kendi kusuru neticesi edimini yerine getirememesi halinde 10.000 Euro tazminatın ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının yükümlülüklerini yerine getirmeyerek zarara sebep olduğunu ileri sürerek 32.882.98 Euro ve 6.365.50 TL alacağın 29.06.2007 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile tahsilini talep ve dava etmiş, davalı şirket tarafından ise hizmet bedellerinin tahsili için açılan ve bu dava ile birleşen davanın ise , sözleşmeye aykırı şekilde tazminat ödemeleri yapılmadığı için birleşen davacı ile aralarındaki bu ihtilaf sebebiyle hizmet bedeli alacağının karşı tarafa ödenmediğini savunarak birleşen davanın reddini istemiştir. Davalı-birleşen dosyada davacı vekili, taşıma işinin sözleşme gereği alt taşıyıcıya yaptırıldığını, malın telef olmadığını, fuara katılamayan firmalardan Ege Gıda şirketinin kendi tercihi doğrultusunda fuara katılmaktan vazgeçtiğini, diğer firma Olivos Gıda şirketinin ise kendi personelinin vize işlemleri yetişmediği için fuara katılamadığını, iki firma için takdir edilen stand bedelleri ve broşür ücretinin fahiş olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 17. maddesindeki cezai tazminat koşulunun gerçekleşmesi için belirtilen tarihte malların teslim edilmemesi önşartına bağlı olduğunu, müvekkilinin sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirerek diğer 8 firmanın fuara katılımını sağladığını, diğer iki firmanın katılmamasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuş, birleşen dava yönünden ise davalıdan hizmet bedellerini alamadığını ileri sürerek toplam 10.105 Euro bakiye alacağının faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, asıl davanın kısmen kabulüne, 10.000 EURO cezai şartın ödeme tarihindeki TCMB Efektiş satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının 2.7.2007 temerrüt tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın 4/a maddesine göre yürütülecek faizi ile ve 5.929,50 TL maddi tazminatın 2.7.2007 temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine, bu dosya ile birleşen İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/147 E. sayılı dava dosyasındaki davanın kabülüne, (10.105.EURO) 'nun ödeme tarihindeki TCMB satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığının birleşen dava tarihi olan 10.03.2008 tarihinde itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte birleşen davacı yararına, birleşen davalıdan tahsiline, karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Dava, yurtdışı taşımasından kaynaklanan tazminat ve cezai şart istemine, birleşen dava ise yapılan taşımalar nedeni ile navlun ücreti istemine ilişkindir. Mahkemece, yararına taşıma yapılan dava dışı 10 firmadan 8 tanesinin taşınması gereken fuar malzemelerinin taşındığı, diğer iki firma bakımından ise bu firmaların kendilerinden kaynaklanan nedenlerle fuara katılamadıkları gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabülüne karar verilmiştir. Davaya konu taşıma, CMR Konvansiyonu'na tabi olup davada asıl davada davacı birleşen davada davalı arasındaki sözleşme gereğince cezai şart isteminde bulunmuştur. CMR Konvansiyonu'nun hükümlerine göre tarafların borçlarının ağırlaştırılamayacağı ilkesi karşısında Konvansiyonun 41. maddesi uyarınca cezai şarta ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir. Dairemiz' in uygulaması da bu yönde olduğu gibi, doktrinde de bu şekilde sonuca varılmaktadır. ( Bkz. Alihan Aydın, CMR' ye Göre Taşıyıcının Ziya, Hasar ve Gecikmeden Doğan Sorumluluğu, İstanbul 2002, Sh 144 ) Bu itibarla sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsiline karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı vekilinin cezai şarta yönelik temyiz itirazlarının kabülü ile hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 841,95 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl davada davacı birleşen davada davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden asıl davada davalı birleşen davada davacı iadesine, 15/11/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Taşıma Uyuşmazlıklarında Uygulanacak Hukuki Rejim

Eşyanın eksik teslimi, hasara uğraması veya hiç sevk edilmemesi durumlarında uygulanacak kanuni hükümlerin doğru tespiti zorunludur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2011/12004, K. 2012/18609 sayılı ilamında, taşıma ilişkisinden doğan uyuşmazlığın mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 762 ve devamı maddeleri çerçevesinde ele alınması gerektiği, satım sözleşmesine özgü hükümlerin uygulanmasının hatalı olduğu belirtilmiş ve karar davacı yararına bozulmuştur. Yürürlükteki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 850. maddesi taşıma sözleşmesinin temel yükümlülüklerini düzenlemekte olup taşıma borcunun ifasına yönelik uyuşmazlıklarda taşımaya özgü düzenlemelerin esas alınması gerekmektedir. Uluslararası karayolu taşımalarında ise iç hukuktaki genel hükümler yerine CMR Konvansiyonu hükümleri öncelikle uygulanır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/12004, K. 2012/18609Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2011/12004 E.  ,  2012/18609 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Giresun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27.05.2011 tarih ve 2010/176-2011/184 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava konusu meblağ 15.620 TL'nın altında bulunduğundan HUMK.nun 3156 sayılı kanunla değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı-karşı davalı vekili, davalı şirketin, müvekkilinin Giresun irtibat bürosu ile kargo taşıttığını ve bu taşımadan kaynaklı 12.090 TL fatura alacağı doğduğunu, davalı şirketin ödeme yapmaması üzerine başlatılan icra takibine davalının haksız itirazı nedeniyle takibin durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptali ile %40 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiş, karşı davanın ise reddini talep etmiştir. Davalı-karşı davacı vekili, alacağa konu fatura ve içeriklerine müvekkili tarafından süresi içerisinde itiraz edildiğinden fatura içeriklerinin kesinleşmediğini, talep edilen alacağın likit olmadığını ve müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiş ve davacı aleyhine %40 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiş, karşı davada ise, müvekkilinin davacı-karşı davalıya taşınmak üzere teslim ettiği malların bir kısmının alıcılara teslim edilmediğini, bir kısmının ise eksik ve ayıplı teslim edilmesi üzerine müvekkilinin 17.107,08 TL zararı doğduğunu, bu zararın giderilmesi için yazılı ve sözlü olarak davacı-karşı davalıdan talepte bulunulmasına rağmen sonuç alınamadığını ileri sürerek, müvekkilinin karşı davalıya olan 12.703,04 TL borcunun 17.107,08 TL alacağından takas edilerek bakiye kalan 4.404,04 TL alacağın davacı-karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı şirketin, davalı şirket için kargo taşımacılığı yaptığı, bu taşıma işi nedeniyle faturaya dayalı alacağı olduğundan bahisle davalı aleyhine icra takibi başlattığı ve davalının itirazı üzerine takibin durduğu, davacı şirketin defterlerine kaydettiği 8 adet fatura toplamının 11.542,90 TL olduğu, bu faturaların davalı şirkete tebliğ edildiği halde yasal süresi içinde itiraz edilmediği, davacı defterlerinin yasal şekillere uygun tutulduğundan lehine kesin delil teşkil ettiğinin anlaşıldığı, davalının söz konusu taşıma işinden dolayı davacı şirkete borçlu olduğu halde haksız suretle borca itiraz ettiği gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile 11.542,90 TL asıl alacak, 246,35 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.789,25 TL alacak yönünden itirazın iptaline, asıl alacak üzerinden % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiş, karşı davada ise her ne kadar davalı-karşı davacı, söz konusu taşıma işleminden dolayı ayıp ve eksik iş nedeni ile alacaklı olduğundan bahisle karşı dava açmış ise de, her iki tarafın tacir oldukları, TTK’nun 25/3. maddesi gereğince ayıp ihbarının yazılı bir şekilde yapılması gerektiği halde taşıma işleminin eksik ve ayıplı olduğu ihbarının yasal süresi içerisinde yazılı olarak bildirildiğinin davalı-karşı davacı tarafça ispat edilemediği gerekçesiyle, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı-karşı davacı vekili temyiz etmiştir. Asıl dava, taşıma ücreti alacağının tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali ile icra inkar tazminatı istemine karşı dava ise, taşınan malların eksik ve ayıplı teslimi nedeniyle uğranılan zararın mahsubu ile bakiye alacağın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda yazılı gerekçeyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiştir. Ancak, davalı-karşı davacı, davacı taşıyıcının, taşınmak üzere kendisine teslim edilen bir kısım malları eksik veya hasarlı olarak teslim etmesi ve bir kısım malları da hiç teslim etmemesi nedeniyle zarara uğradığını, bundan kaynaklanan tazminat alacağını navlun borcundan mahsup ettiğini savunmuş ve bu hususta yani malların hasarlı ve eksik teslim edildiği hususunda belgeler ibraz etmiştir. Bu itibarla mahkemece, gerçekten de davalı-karşı davacı tarafından savunulduğu gibi hasarlı ve eksik teslim bulunup bulunmadığının, olaya uygulanması gereken Mülga 6762 sayılı TTK’nun 762 vd. maddeleri uyarınca değerlendirilip sonucuna göre bir karar vermek gerekirken, somut uyuşmazlıkta uygulanma yeri bulunmayan satımla ilgili TTK’nun 25/3. maddesine dayanılarak sonuca gidilmesi suretiyle, asıl davanın kabulü, karşı davanın ise reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı-karşı davacıya iadesine, 19.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sözleşmesel Ek Maliyetler: Demuraj ve Detention

Taşıma sürecinde navlun bedeline ek olarak konteyner kullanımına ilişkin tazmin ve bekleme giderleri ortaya çıkabilmektedir. Konteynerin liman sahası içerisinde taraflarca öngörülen serbest bekleme süresini aşması halinde demuraj kalemi doğarken; konteynerin liman sahasından çıkarılmasının ardından süresi içerisinde boşaltılıp iade edilmemesi detention alacağını gündeme getirir. Bu giderlerin geçerliliği ve kapsamı taşıma sözleşmesinde belirlenen koşullara bağlı olarak şekillenir.

Sık Sorulan Sorular

Hasar meydana gelmesi navlun ödeme borcunu kendiliğinden düşürür mü?

Hasar iddiası navlun yükümlülüğünü doğrudan sona erdirmez. Kusur durumu ve meydana gelen gerçek zarar miktarı tespit edilmeli; uluslararası karayolu taşımalarında CMR Konvansiyonu hükümleri çerçevesinde hasar ve kayıp oranında navlundan indirim talep edilebileceği değerlendirilmelidir.

Gecikmeli teslimatta navlun ücreti tamamen iptal edilebilir mi?

Geç teslim navlun alacağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Taşıtan veya alıcı gecikmeden doğan kanıtlanmış zararlarını ileri sürebilir veya indirim isteyebilir. CMR'ye tabi taşımalarda gecikme zararı talep edebilmek için m. 30/3'teki 21 günlük yazılı ihbar süresine uyulması gerekmekte; bu süreye uyulmaması talep hakkını etkileyebilmektedir. Taşıyıcının sorumluluğunu sınırlayan yasal hükümlerin uygulanıp uygulanamayacağı da somut olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilir.

Navlun borcuna karşı takas hakkı hangi şartlarda ileri sürülebilir?

Aynı sözleşme kapsamındaki taşımalar sebebiyle zarar gören tarafın bu zararı ispat etmesi ve CMR Konvansiyonu'nun 23. maddesindeki yasal şartların varlığı halinde takas savunması gündeme gelebilir. CMR kapsamındaki taşımalarda cezai şart hükmü ise Konvansiyonun 41. maddesi uyarınca geçersiz kabul edilmektedir.

Incoterms kuralları navlun sözleşmesinin yerine geçer mi?

Hayır, Incoterms satıcı ile alıcı arasındaki teslim, risk ve masraf paylaşımını tayin ederken; navlun sözleşmesi taşıyıcı ile navlun mükellefi arasındaki taşıma bedeli borcunu bağımsız olarak düzenler.

Taşıyıcı CMR kapsamında sorumluluk sınırlamasından her zaman yararlanabilir mi?

Hayır. CMR Konvansiyonu'nun 29. maddesi uyarınca, hasarın taşımacının kötü hareketinden veya buna eşdeğer kusurundan kaynaklanması halinde sorumluluk sınırlamasına dayanılamaz. Malların teslim edildiğini ispat edemeyen ve akıbeti konusunda makul açıklama getiremeyen taşıyıcı bu nitelikte kusurlu sayılabilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu