Moda Tasarımlarının Hukuki Korunması

by Avukat Erdal Ersoy
Moda Tasarımlarının Hukuki Korunması

Moda Tasarımları Hangi Kanunlar Kapsamında Korunur?

Moda tasarımları Türk hukukunda iki farklı kanun çerçevesinde koruma görebilir: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK). Bu iki koruma yolunun aynı ürün üzerinde eş zamanlı uygulanıp uygulanamayacağı ile hangisinin hangi koşulda öncelikli olduğu mevcut düzenlemelerde açıkça belirlenmemiştir; bu nedenle somut ürün ve duruma göre her iki kanunun kapsamı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

SMK Kapsamında Tasarım Nedir ve Neleri Kapsar?

SMK m. 55/1'e göre tasarım; bir ürünün tamamının ya da bir parçasının veya üzerindeki süslemenin çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme ya da yüzey dokusu gibi özelliklerinden kaynaklanan görünümüdür. Kanunun m. 55/2'sinde ürün kavramı geniş biçimde tanımlanmış; bilgisayar programları dışında kalan endüstriyel veya elle üretilen her türlü nesneyi, birleşik ürünleri ve bu ürünleri oluşturan parçaları, ambalaj gibi nesneleri, birden çok nesnenin bir arada algılanan sunumlarını, grafik semboller ile tipografik karakterleri kapsamına almıştır. Dolayısıyla moda sektöründe giysi, aksesuar, ambalaj ve ürüne ait tipografiler de bu tanım çerçevesinde tasarım tesciline konu edilebilir.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 55Kaynağı aç
MADDE 55- (1) Tasarım, ürünün tümü veya bir parçasının ya da üzerindeki süslemenin çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme veya yüzey dokusu gibi özelliklerinden kaynaklanan görünümüdür. (2) Ürün, bilgisayar programları hariç olmak üzere, endüstriyel yolla veya elle üretilen herhangi bir nesnenin yanı sıra birleşik bir ürün veya bu ürünü oluşturan parçaları, ambalaj gibi nesneleri, birden çok nesnenin bir arada algılanan sunumlarını, grafik sembolleri ve tipografik karakterleri ifade eder. (3) Birleşik ürün, sökülüp takılma yoluyla değiştirilebilen veya yenilenebilen parçalardan oluşan üründür. (4) Tasarım; bu Kanun hükümleri uyarınca tescil edilmiş olması hâlinde tescilli tasarım, ilk kez Türkiye’de kamuya sunulmuş olması hâlinde ise tescilsiz tasarım olarak korunur. Yenilik ve ayırt edicilik

Tescilli ve Tescilsiz Tasarım: İki Ayrı Koruma Yolu

SMK kapsamında bir tasarım, kanun hükümleri uyarınca tescil edilmişse tescilli tasarım olarak; ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuşsa tescilsiz tasarım olarak korunur. Bu iki koruma yolu birbirinden farklı koşullara ve haklara dayanır. SMK m. 81/4 uyarınca tescilsiz tasarımlar için dava açma hakkı, tasarımın SMK m. 57 anlamında kamuya sunulmuş olması koşuluna bağlıdır.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 81Kaynağı aç
MADDE 81- (1) Aşağıda belirtilen fiiller tasarım hakkına tecavüz sayılır: a) Tasarım sahibinin izni olmaksızın bu Kanun hükümlerine göre koruma kapsamındaki bir tasarımın kullanıldığı veya uygulandığı ürünün aynısını veya genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzerini üretmek, piyasaya sunmak, satmak, sözleşme yapmak için öneride bulunmak, ticari amaçla kullanmak veya bu amaçlarla bulundurmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak. b) Tasarım sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek. c) Tasarım hakkını gasp etmek. (2) Başvuru, 65 inci maddeye göre tescil edilerek yayımlandığı takdirde, tescil sahibi, tasarım hakkına yönelik olarak bu maddede sayılan tecavüzlerden dolayı hukuk davası açma hakkına sahiptir. Tecavüz eden, başvurudan ve kapsamından haberdar edilmişse başvurunun yayımlanmış olmasına bakılmaz. Tecavüz edenin kötüniyetli olduğuna mahkeme tarafından hükmolunursa yayımdan önce de tecavüzün varlığı kabul edilir. (3) Koruma kapsamındaki tasarımın tescilli olduğuna ilişkin kaydın ürün, ambalaj veya fatura üzerine konulmamış olması, bu maddede sayılan fiilleri tasarım hakkına tecavüz olmaktan çıkarmaz. (4) Tescilsiz tasarımlar için, tasarım 57 nci maddeye göre kamuya sunulduğu takdirde, hak sahibi, tasarım hakkına yönelik ihlallerden dolayı dava açmaya yetkilidir. DÖRDÜNCÜ KİTAP Patent ve Faydalı Model BİRİNCİ KISIM Patent Hakkı BİRİNCİ BÖLÜM Patentlenebilirlik Şartları Patentlenebilir buluşlar ve patentlenebilirliğin istisnaları

SMK Kapsamındaki Tescil Yolları ve Koruma Süreleri

SMK çerçevesinde moda tasarımcısının başvurabileceği başlıca iki tescil yolu bulunmaktadır: marka tescili ve tasarım tescili. Marka tescilinde başvuru tarihinden itibaren on yıllık koruma süresi işler; bu süre onar yıllık dönemler hâlinde yenilenebildiğinden tescil kesintisiz sürdürülebilir (SMK m. 23). Yenileme talebinin koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde yapılması ve aynı süre içinde yenileme ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin Kuruma sunulması gerekir; bu koşulların karşılanmaması hâlinde koruma süresinin sona erdiği tarihten itibaren ek altı ay içinde ek ücretle yenileme yapılabilir. Tasarım tescilinde ise başlangıç koruma süresi 5 yıl olup bu süre 25 yıla kadar uzatılabilir. Aynı ürün üzerinde birden fazla sınai hak tescili yaptırılması mümkündür.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 23Kaynağı aç
MADDE 23- (1) Tescilli markanın koruma süresi başvuru tarihinden itibaren on yıldır. Bu süre, onar yıllık dönemler hâlinde yenilenir. (2) Yenileme talebinin marka sahibi tarafından koruma süresinin sona erdiği tarihten önceki altı ay içinde yapılması ve aynı süre içinde yenileme ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin Kuruma sunulması gerekir. Bu süre içinde talebin yapılmaması veya yenileme ücretinin ödendiğine ilişkin bilginin Kuruma sunulmaması hâlinde, yenileme talebi, koruma süresinin sona erdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde ek ücretin ödenmesi şartıyla da yapılabilir. (3) Marka, tescil kapsamında bulunan mal veya hizmetlerin bir kısmı için de yenilenebilir. (4)  Ortak markanın yenilenmesi için gruba dâhil işletmelerden birinin talebi yeterlidir. (5) Yenileme, önceki koruma süresinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren hüküm ifade eder. Yenileme, sicile kaydedilir ve Bültende yayımlanır. DÖRDÜNCÜ KISIM Lisans Lisans

Kamuya Sunma ve 12 Aylık Koruyucu Süre

SMK m. 57/1'e göre kamuya sunma; sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsar. Tasarımın gizlilik şartıyla üçüncü bir kişiye açıklanması ise kamuya sunum sayılmaz. Tasarımcı ya da halefleri veya bunların izniyle hareket eden kişilerin gerçekleştirdiği bir kamuya sunum, başvuru tarihinden ya da rüçhan tarihinden önceki on iki ay içinde gerçekleşmişse bu açıklama tasarımın yeniliğini ve ayırt edici niteliğini etkilemez. Aynı koruma, tasarımcıyla kurulan ilişkinin kötüye kullanılması sonucu gerçekleştirilen kamuya sunumlar için de geçerlidir.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 57Kaynağı aç
MADDE 57- (1) Kamuya sunma; sergileme, satış gibi yollarla piyasaya sürme, kullanma, tarif, yayım, tanıtım veya benzer amaçlı faaliyetleri kapsar. Tasarımın gizlilik şartıyla üçüncü bir kişiye açıklanması kamuya sunma sayılmaz. (2) Koruma talep edilen bir tasarım, başvuru tarihinden veya rüçhan talebi varsa rüçhan tarihinden önceki on iki ay içinde tasarımcı veya halefi ya da bu kişilerin izni ile üçüncü bir kişi tarafından veya tasarımcı ya da halefleri ile olan ilişkinin kötüye kullanımı sonucu kamuya sunulması hâlinde bu açıklama tasarımın yeniliğini ve ayırt edici niteliğini etkilemez. Koruma kapsamı ve koruma dışı hâller

Tasarım Hakkına Tecavüz Oluşturan Fiiller

SMK m. 81/1-a hükmü, tasarım sahibinin izni olmaksızın koruma kapsamındaki bir tasarımın kullanıldığı ürünün aynısını ya da genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzerini üretmeyi, piyasaya sunmayı, satmayı, sözleşme yapmak için öneride bulunmayı, ticari amaçla kullanmayı veya bu amaçlarla bulundurmayı, başka bir biçimde ticaret alanına çıkarmayı ve ithal işlemine tabi tutmayı tasarım hakkına tecavüz olarak saymaktadır. Aynı maddenin b ve c bentleri uyarınca lisans yoluyla verilmiş hakların izinsiz genişletilmesi ya da üçüncü kişilere devredilmesi ile tasarım hakkının gaspı da tecavüz kapsamında değerlendirilmektedir.

SMK m. 81/3 uyarınca ürün, ambalaj veya fatura üzerine tescil kaydının konulmaması, bu eylemlerin tasarım hakkına tecavüz niteliğini ortadan kaldırmaz.

Dava Açma Hakkının Doğumu: Tescilli Tasarımlarda Koşullar

SMK m. 81/2 uyarınca tescilli tasarım hakkı sahibi, başvurunun SMK m. 65'e göre tescil edilerek yayımlanması üzerine tecavüzlerden dolayı hukuk davası açma hakkı kazanır. Tecavüz eden taraf başvurudan ve kapsamından önceden haberdar edilmişse yayımlanmış olma koşulu aranmaz. Mahkemenin tecavüz edenin kötüniyetli olduğuna hükmetmesi durumunda ise yayımdan önce gerçekleşen fiiller bakımından da tecavüzün varlığı kabul edilir. Bu üç durum birbirinden bağımsız koşullar olup mevzuat her birini ayrı sonuçlara bağlamaktadır.

Marka Tescili ve İltibas Değerlendirmesi

Türk hukukunda marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Marka sahibi, SMK m. 7/2-a kapsamında tescilli markasıyla aynı işaretin tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerde izinsiz kullanılmasını önleme hakkına sahiptir. SMK m. 7/2-b uyarınca ise tescilli markayla aynı veya benzer bir işaretin, aynı veya benzer mal ya da hizmetlerde halk tarafından karıştırılma ihtimali doğuracak biçimde kullanılması da marka sahibinin önleme hakkı kapsamındadır.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7- (1) Bu Kanunla sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. (2) Marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Marka sahibinin, izinsiz olarak yapılması hâlinde, aşağıda belirtilen fiillerin önlenmesini talep etme hakkı vardır: a) Tescilli marka ile aynı olan herhangi bir işaretin, tescil kapsamına giren mal veya hizmetlerde kullanılması. b) Tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması. c) Aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde olmasına bakılmaksızın, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle markanın itibarından haksız bir yarar elde edecek veya itibarına zarar verecek veya ayırt edici karakterini zedeleyecek nitelikteki herhangi bir işaretin haklı bir sebep olmaksızın kullanılması. (3) Aşağıda belirtilen durumlar, işaretin ticaret alanında kullanılması hâlinde, ikinci fıkra hükmü uyarınca yasaklanabilir: a) İşaretin, mal veya ambalajı üzerine konulması. b) İşareti taşıyan malların piyasaya sürülmesi, teslim edilebileceğinin teklif edilmesi, bu amaçlarla stoklanması veya işaret altında hizmetlerin sunulması ya da sunulabileceğinin teklif edilmesi. c) İşareti taşıyan malın ithal ya da ihraç edilmesi. ç) İşaretin, teşebbüsün iş evrakı ve reklamlarında kullanılması. d) İşareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla işaretin aynı veya benzerinin internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük ya da benzeri biçimlerde kullanılması. e) İşaretin ticaret unvanı ya da işletme adı olarak kullanılması. f) İşaretin hukuka uygun olmayan şekilde karşılaştırmalı reklamlarda kullanılması. (4) Markanın sahibine sağladığı haklar, üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak marka başvurusunun Bültende yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve marka tescilinin ilan edilmiş olması hâlinde yasaklanması söz konusu olabilecek fiiller nedeniyle başvuru sahibi, tazminat davası açmaya yetkilidir. Mahkeme, öne sürülen iddiaların geçerliliğine ilişkin olarak tescilin yayımlanmasından önce karar veremez. (5) Marka sahibi, üçüncü kişiler tarafından dürüstçe ve ticari hayatın olağan akışı içinde, markasının aşağıda belirtilen biçimlerde kullanılmasını engelleyemez: a) Gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi. b) Malların veya hizmetlerin türüne, kalitesine, miktarına, kullanım amacına, değerine, coğrafi kaynağına, üretim veya sunuluş zamanına ya da diğer niteliklerine ilişkin açıklamalarda bulunulması. c) Özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde, malın ya da hizmetin kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu hâllerde kullanılması. Markanın başvuru eserlerinde yer alması

Halk tarafından karıştırılma ihtimalinin değerlendirilebilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır: tescili istenen markanın daha önce tescilli bir markayla aynı ya da benzer olması ve her iki markanın aynı mal ve hizmetlerde kullanılması. Benzerlik incelemesinde markaların ortak ve farklı özellikleri yan yana konularak değerlendirilir; önceki markanın ayırt edici niteliği zaten düşükse küçük farklılıklar bile karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırabilir, bu durumda değerlendirme markaları birbirinden ayıran unsurlara odaklanır. Mal ve hizmet benzerliği incelemesinde sınıf numarasıyla sınırlı kalınmaz; hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçlar ve ikame edilebilirlik gibi ölçütler de dikkate alınır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, öncelik ilkesine ilişkin değerlendirmelerde önceki tescil başvurusunun daha sonraki bir marka başvurusuna karşı tercih olunacağını ve korumanın tescil başvurusundan itibaren geçerli olduğunu kabul etmektedir (Yargıtay HGK, E. 2017/1729, K. 2017/1186).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/285, K. 2022/1696Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/285 E.  ,  2022/1696 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "… Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; … Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi tarafından verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin “…” ibareli markasının “…” emtiasında tescili için … tescil numarası ile başvuruda bulunduğunu, taleplerinin 2000/16796, 2001/06270, … tescil numaralı markalar gerekçe gösterilerek 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 7/1-b maddesine dayalı olarak reddedildiğini, karara karşı yaptıkları itirazın YİDK’nın 2008-M-1430 sayılı kararı ile reddedildiğini, … Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinde açtıkları davada 17.02.2009 tarihli ve 2008/146 E., 2010/41 K. sayılı kararı ile anılan YİDK kararının iptaline karar verildiğini, kararın kesinleşmesinden sonra tescil işlemlerinin devamı için davalı Kuruma başvuruda bulunduklarını, başvurularına davalı şirketin “…” ve “…+…” ibareli markalarını gerekçe göstererek itiraz ettiğini, itirazın nihaî olarak YİDK tarafından kabul edilerek müvekkilinin marka başvurusunun reddedildiğini, redde mesnet markalar ile başvuru konusu markanın benzer olmadığını, müvekkilinin eşya listesinin “…” emtiasından ibaret olduğunu, redde mesnet markaların emtia listesinde bu emtianın bulunmadığını, müvekkilinin 1998 yılından beri “…” ibaresini kullanarak … ve çevresinde meşhur ve maruf hâle getirdiğini, “…” ibaresinin davacının ayrılmaz parçası hâline geldiğini, davalı Kurumun daha önce verilen mahkeme kararını dikkate almadan 2014-M-16710 sayılı kararı ile 2007/25482 sayılı başvurularını reddettiğini ileri sürerek davalı Kurumun 2014-M-16710 sayılı YİDK kararının iptali ile tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı Kurum vekili; Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, taraf markalarının benzer olduğunu, benzer malları kapsadıklarını, bu sebeple karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı şirket vekili; müvekkilinin tanınmış “…” esas unsurlu 05, 17, 29, 30, 32, 35, 36, 39, 40 ve 43. sınıflarda tescilli markaların sahibi olduğunu, davacının marka başvurusundaki itiraza mesnet gösterilen 2013/10967 numaralı “… …” ve 2003/27729 numaralı “… …+…” ibareli markaları dikkate alındığında dahi markaların birebir aynı olduğunun görüleceğini, markalarının tescilli olduğu 29 ve 30. sınıfların tamamını kapsadığını, “…” emtiasının da 30. sınıfta tescilli olduğunu, davacının markasının görsel, işitsel ve anlamsal olarak müvekkilinin markaları ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, markalar arasında karıştırma tehlikesi bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. … Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 14.03.2017 tarihli ve 2015/89 E., 2017/104 K. sayılı kararı ile; davacının tescil başvurusunda bulunduğu “…” emtiası 30. sınıfta yer almamakla birlikte 30. sınıf bir ürün olarak değerlendirildiği ve “…” emtiasının, davalı markalarının emtiaları ile aynı tür olduğu, taraf markalarında kullanılan esas unsur "…" ibaresi olup, karşılaştırma konusu markaların 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi açısından benzer olduğu, davalı markasının tanınmış olup olmamasının ulaşılan sonuç üzerinde bir tesirinin olmayacağı, davacının "…" ibaresini markasal olarak kullandığı ve bu bağlamda kullanımla 556 sayılı KHK'nın 8/3 veya 8/5. maddesi kapsamında hak sahibi olduğu yönünde delil bulunmadığı, bir ibarenin sadece unvanda geçmesinin markasal hak kazanımı için yeterli görülemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 8. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 9. … Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 15.03.2018 tarihli ve 2017/1466 E., 2018/291 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 10. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 11. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.06.2019 tarihli ve 2018/2680 E., 2019/4268 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece, davalı adına kayıtlı önceki tarihli olarak tescilli “…+…” ibareli marka ile davacı başvurusuna konu “…” ibareli marka arasında 556 sayılı KHK 8/1-b maddesi uyarınca benzerlik bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de, markalar arasında davacı markasına yerleştirdiği “…” ibaresinin markayı yeterince farklılaştırdığı, ve kavramsal açıdan tamamen farklı bir anlama büründürdüğü dikkate alındığında “…” emtiası yönünden markalar arasında karıştırma ihtimali meydana gelmeyeceği kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bu nedenle kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 12. … Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 25.02.2020 tarihli ve 2019/269 E., 2020/83 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; markadaki “…” ibaresinin davacının başvuru marka kapsamındaki “…” emtiasını tanımlayıcı ve niteliğini belirtici niteliği haiz olduğu, bu sebeple başvuru markası kapsamında yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, jenerik bir ibare olduğu, “BB” ibaresinin ise “…” ibaresinin baş harfleri olduğu, “…” ibaresinin markasal olarak ayırt edici niteliğini haiz olduğu, esas unsurun “…” ibaresi olduğu, bu nedenle davacı … başvurusundaki ibarenin davalının “…” esas unsurlu markalarıyla benzer olduğu, benzer mal ve hizmetleri kapsadıkları, karıştırılma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıya ait 2007/25482 sayılı “…” ibareli marka başvurusu ile davalı şirkete ait “…” esas unsurlu markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırma ihtimalini içerecek düzeyde benzerliğin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır. 16. Hemen belirtmek gerekir ki, tescilli bir markanın, ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu ile düzenlenmiştir. Ancak somut olayda uyuşmazlığın çözümü için başvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nın uygulanması gerekmektedir. 17. Bilindiği üzere, Türk Hukukunda sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun … (Kurum) tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın Kurum ve mahkeme tarafından "re'sen" dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer def’î değil, itiraz sebebidir. Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes Kurumun bilgisine arz edebilir ve ilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde "itiraz" konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 sayılı KHK’nın 53. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece re'sen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 42/1-a maddesi gereğince hükümsüzlük davası açılabilir. Böyle bir dava sonuçlanmadan tescili yolsuz da olsa bir markanın kullanımı engellenemez (Karan, Hakan/Kılıç, Mehmet: Markaların Korunması 556 sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, 1. Baskı, … 2004, s. 79-80). 18. 556 sayılı KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talep olunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmasıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamu menfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Nispi ret nedenleri, mahkeme veya Kurum tarafından re’sen dikkate alınmazlar. Bunların mutlaka 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince ilgili kişiler (yani daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler) tarafından “itiraz” olarak ileri sürülmesi gerekir. İlgili kişiler, itiraz hakkını kullanmaktan feragat edebilirler. Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmiş YİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 sayılı KHK’nın 42/1-b maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikame edilebilir. 19. Somut olay ile ilgisi bulunması bakımından nispi ret nedenlerinden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi üzerinde durulmasında yarar vardır. 20. 556 sayılı KHK’nın 8/1-a ve b maddesindeki düzenleme; “Tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itiraz yapılması durumunda aşağıdaki hallerde marka tescil edilemez: a) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa, b) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa…” hükmünü haizdir. Buna göre anılan madde kapsamında tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. 21. 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerin bağlayıcı kurallar içermediği dikkate alındığında, karşılaştırma konusu mal ve hizmetlerin ait oldukları sınıf numaraları ile bağlı kalınmamalıdır. Karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda yer almakla birlikte, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok açıdan benzerlik içerebilmektedir. Bu itibarla karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda olsa da “aynı veya benzer” olabilmektedir. 22. Tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden bahsedebilmek için mal ve hizmetin aynı veya benzer olmasının yanında işaretlerin de “aynı veya benzer” olması gerekmektedir. İşaretler arasında benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretler arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin yanında esas olarak halk (tüketici) nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim esas alınmalıdır. Bir işaret, görsel, işitsel, anlamsal veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, “bütünsel” bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple halk gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı oluşturarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden halkın mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir. Başka bir deyişle müşterilerin ihtiyaçları olan mal veya hizmetleri bunları ayırt etmek maksadıyla kullanılan işaretlerin birbirine yakınlığı dolayısıyla karıştırmaları ihtimal dâhilindeyse bir marka ile diğer bir işaret arasında “benzerlik” vardır (Karan/Kılıç, s. 199). Bu itibarla markanın bir bütün olarak algılanmasına etki eden bütün unsurlar her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve halk tarafından karıştırılma ihtimali buna göre belirlenmelidir. Burada belirtilen halk; işin ilgilisi veya uzmanı olmayan ancak doğrudan muhatabı olan ortalama tüketicidir. 23. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir …de ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, …, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2012 tarihli ve 2012/11-155 E. 2012/376 K. sayılı kararı). Başka bir deyişle karıştırılma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine tüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir …de “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. 24. Hemen belirtilmelidir ki; işaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir. Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dâhi karıştırılma ihtimali ortadan kaldırılabilir. Bu gibi hâllerde önceki marka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterince farklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır. Nitekim Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesinde de belirtildiği üzere, markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır (Karasu, Rauf/ Suluk, Cahit/ Nal Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, …, 2018, s. 189). Başka bir anlatımla önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise markaların örtüşmeyen bileşenlerinin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri ele alınarak sonuca gidilecektir. 25. Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında önceki markanın tanınmış olması da işaretler arasında karıştırılma ihtimalini artıran bir unsurdur. Gerçekten de bir işaretle karşılaşan tüketici, bu işaretin tanınmış markanın sadece bir unsurunu içermesi hâlinde dahi bunlar arasında bir bağlantı kurabilmektedir. Zira tanınmış markayı oluşturan ibareler tüketici nezdinde yerleşmiş olduğundan, sonraki işaret görüldüğünde bu işaretteki bazı farklılıklar gözden kaçırılarak tanınmış marka ile bağlantı kurulabilmektedir. Ancak vurgulamak gerekir ki, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında, önceki markanın tanınmış olması, tescil edilmek istenen markanın sadece aynı veya benzer mal ve hizmetler yönünden benzerlik değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Tanınmış markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerden farklı mal ve hizmetlerde korunup korunamayacağına 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında değil, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi kapsamında yapılan değerlendirmeden sonra karar verilmelidir. 26. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı tarafından 2007/25482 sayılı ve “…” ibareli marka başvurusunda bulunulduğu, anılan başvuruya karşı davalı şirket tarafından “…” ve “…+…” esas ibareli markalar mesnet gösterilerek yapılan itirazların dava konusu YİDK kararıyla nihaî olarak kabul edilerek davacının marka başvurusunun, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunduğu gerekçesiyle reddedildiği anlaşılmaktadır. 27. Taraf markalarının ilişkili olduğu mallar aynı/benzer olduğundan bu aşamada, işaretler arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ve karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir. İşaretlerin benzerliği incelenirken de özellikle redde mesnet markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve ayırt edici unsurların dikkate alınması ve bu baskın unsurların ayırt edicilik seviyesi göz önünde bulundurulmalıdır. Tescil kapsamında mal ve hizmetleri tür, çeşit, nitelik, karakteristik özellik gibi tanımlayıcı sözcükler asıl unsur olarak dikkate alınamayacağı gibi ima yoluyla bu özellikleri belirten unsurların da ayırt ediciliğinin zayıf olacağı unutulmamalıdır. 28. Ayrıca bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı, … vb. işaretlerden oluşup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş ve ayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır. 29. Davacıya ait marka başvurusunun “…” ibaresindeki “…” ibaresinin büyük harflerle düz yazı şeklinde yazıldığı, anılan ibarenin başındaki “BB” harflerinin üst üste bitişik …de, farklı hizalarda ve bir çember içerisinde yazılıp yerleştirilerek görsel bir … elde edildiği görülmektedir. Bu kapsamda davacıya ait marka başvurusunun esas unsurunu “…” ibaresi oluşturmakta olup “…” ibaresi, markanın tescilli olduğu “…” emtiası bakımından tanımlayıcı ve jenerik bir ibare niteliğindedir. Bu sebeple davacı … başvurusundaki “…” ibaresinin ayırt edici niteliği haiz olduğu söylenemez. Ayrıca her iki ibarenin de baş harfini oluşturan “BB” ibaresinin de “…” esas unsuru yanında tali nitelikteki bir yardımcı unsur olarak yer almaktadır. 30. Davalı şirkete ait itiraza mesnet markaların esas unsurunun “…” ibaresinden oluştuğu, anılan markaların bir kısmında farklı … unsurları mevcut ise de bu işaretlerin yardımcı unsur niteliğinde olduğu göze çarpmaktadır. Bu itibarla davacının başvuru markasındaki ibare ile davalının itiraza mesnet markalarındaki ibareler karşılaştırıldığında ve ortalama tüketici nezdinde bıraktıkları genel izlenim dikkate alındığında, marka ibareleri arasında karıştırılma ihtimalini de içerecek düzeyde bir benzerliğin bulunduğu açık olup davacının markasındaki tali unsurların taraf markaları arasındaki benzerliği ortadan kaldıracak düzeyde bir farklılık oluşturduğu ve bu anlamda kapsamındaki ürünlerin ortalama tüketicileri nezdinde farklı bir anlam ve ayırt edicilik kattığı söylenemez. 31. Bu itibarla davacıya ait “…” ibareli marka başvurusunun davalı şirkete ait “…” ve “…+…” ibareli markalar ile 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas veya iltibas tehlikesine neden olabilecek düzeyde bir benzerliğin kabulü gerekir. 32. Hâl böyle olunca; ilk derece mahkemesince yazılı …de davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.12.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1729, K. 2017/1186Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1729 E.  ,  2017/1186 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu Kararının İptali ve Markanın Hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 11.05.2010 gün ve 2008/380 E.- 2010/130 K. sayılı karar, davacı Şirket vekilinin temyizi üzerine 11. Hukuk Dairesinin 26.03.2012 gün ve 2010/14124 E.-2012/4695 K. sayılı kararı ile: (…Davacı vekili, müvekkilinin "İPEKYOL" ibareli markasını farklı yazı karakterleri ve logolarla birden fazla kez tescil ettirdiğini ve uzun yıllardar kullandığını, markaya yapılan yatırım ve emek dikkate alınarak davacı markasının TPE tarafından tanınmış marka olarak kabul edildiğini; davalı şirketin "İPEKYOLU" ibaresinin 05, 29 ve 30. sınıflarda yer alan emtia üzerinde tescili için marka başvurusu yapıldığını, dava konusu marka başvurusunun müvekkine ait 97 008174 sayılı tescilli markasına ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğu gerekçesiyle 7/1-b maddesi gereğince kısmen reddine karar verildiğini, müvekkili tarafından marka tesciline yapılan itirazın YİDK tarafından, başvuru sahibinin şekil markalarının varlığı nedeniyle markalar arasında karıştırılma veya tanınmışlıktan dolayı ilişkilendirme olasılığının ortaya çıkmayacağı gerekçesi ile reddedildiğini, oysa davalı şirketin önceki markalarında yer alan baskın ve dikkat çekici "DEVE" figürünün, eldeki davanın konusunu oluşturan markada yer almaması ve markanın sadece düz bir yazı ile oluşturulmuş olması karşısında davalının önceki markaları ile değil davacının tanınmış markaları ile ilişkilendirme ihtimalinin daha yüksek olduğu, davalı başvurusunun müvekkiline ait markayı sulandırarak tüketicilerin markaları karıştırması sonucunu doğuracağını ileri sürerek, TPE YİDK kararının ve 2006 006687 sayılı marka başvurusunun iptalini, markanın tescil edilmiş olması halinde resmi marka sicilinden terkinini talep ve dava etmiştir. Davalı TPE vekili YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunmuştur. Diğer davalı vekili, müvekkilinin "İPEKYOLU" ibaresi üzerindeki hakkının davacının tüm marka haklarından daha eskiye dayandığını, müvekkilinin önceki başvurularında bu bareyi deve şekilleriyle birlikte kullanarak tescil ettirdiğini, ancak bu şeklin markasal bir anlamı bulunmadığını, markanın esas unsurunun "İPEKYOLU" kelimesi olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının 159878 ve 2001 12676 sayılı markalarının esas unsuru olan "İPEKYOLU" ibaresine dayanarak dava konusu markayı tescil ettirmek istediği, başvurunun kötüniyetli olduğundan söz edilemeyeceği, davalının bu ibare üzerinde korunmaya değer kazanılmış üstün hakkı bulunduğu, dava konusu başvurusunda imaj yenileme niteliğinde olduğu, "İPEKYOLU" markası kapsamında tescilli bulunan sınıflar bakımından çekişme konusu malların örtüştüğü, bu nedenle müktesep hakkın söz konusu olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Davalı şirketin tescilli 1994 159878 ve 2001 12676 sayılı markalarının esaslı unsurları "şekil+ipekyolu" ibaresinden oluşmaktadır. Davalının, önceki markalarındaki şekil unsurunu kaldırarak oluşturduğu ve tescil başvurusunda bulunduğu 2006 006687 sayılı "ipekyolu" ibaresinin ise, davacı markalarına ayırt edilemeyecek derecede benzediğinden bahisle sicilden terkini talep edilmektedir. Mahkemece, dava konusu başvurunun imaj yenileme niteliğinde olduğu, davalının önceki markalarında yer alan "ipekyolu" ibaresi nedeniyle kazanılmış hakkı bulunduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de; somut uyuşmazlıkta davacının "ipekyolu" ibaresi üzerindeki korumaya değer kazanılmış hakkı tescilli markalarındaki şekil ibaresiyle birlikte gerçekleşmiş olup, davalı şirketin uyuşmazlık konusu markasının tescil edilebilmesi için önceki markalarındaki sözkonusu işaretlerin tüketici nezdinde bıraktığı genel izlenimin yeni markada da yer alması, markanın seri marka olarak nitelendirilebilmesi için ayrıca davacı adına tescilli 1997 8174 sayılı "ipekyol" markasına da benzetme veya iltibas tehlikesi yaratmayacak derecede meydana getirilmiş olması gerekir. Oysa uyuşmazlık konusu marka başvurusu sadece "ipekyolu" kelimesinden, davacı markası ise "ipekyol" ibaresinden oluşmaktadır. Bu durumda her iki ibare arasında 556 s. KHK'nın 7/1-b ve 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu halde yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava … (TPE) Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulunun (YİDK) 31.10.2008 tarihli, 2008-M-5068 sayılı kararının iptaline, davalının 2006/006687 sayılı markasının tescil işlemlerinin durdurulmasına ve reddine, davalı şirket markası tescil edilmiş ise hükümsüzlüğüne karar verilmesi istemine ilişkin olup davalı markası davanın açılmasından sonra 22.12.2008 tarihinde tescil edilmiştir. Davacı vekili müvekkilinin "İPEKYOL" ibareli TPE tarafından tanınmış marka olarak kabul edilmiş markasını farklı yazı karakterleri ve logolarla birden fazla kez tescil ettirerek uzun yıllardır kullandığını, davalı şirketin "İPEKYOLU" ibaresinin 05, 29 ve 30. sınıflarda yer alan emtia üzerinde tescili için marka başvurusunda bulunduğunu, müvekkili tarafından marka tesciline yapılan itirazın YİDK tarafından haksız şekilde reddedildiğini, zira davalı şirketin önceki markalarında yer alan baskın ve dikkat çekici deve figürünün eldeki davanın konusunu oluşturan markada yer almaması ve markanın sadece düz bir yazı ile oluşturulmuş olması karşısında davalının önceki markaları ile değil, müvekkilinin tanınmış markaları ile ilişkilendirme ihtimalinin daha yüksek olduğunu, davalı başvurusunun müvekkiline ait markayı sulandırarak tüketicilerin markaları karıştırması sonucunu doğuracağını ileri sürerek, TPE YİDK kararının ve 2006/006687 sayılı marka başvurusunun iptalini, markanın tescil edilmiş olması halinde resmi marka sicilinden terkinini talep etmiştir. Davalı TPE vekili YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunmuştur. Davalı İpekyolu Baharat ve Gıda… Ltd. Şti vekili müvekkilinin "İPEKYOLU" ibaresi üzerindeki hakkının davacının tüm marka haklarından daha eskiye dayandığını, müvekkilinin önceki başvurularında bu ibareyi deve şekilleriyle birlikte kullanarak tescil ettirdiğini, ancak bu şeklin markasal bir anlamının bulunmadığını, markanın esas unsurunun "İPEKYOLU" kelimesi olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davalı Şirketin 1994 ve 2001 tescilli markalarının esas unsuru olan "İPEKYOLU" ibaresine dayanarak dava konusu markayı tescil ettirmek istediği, başvurunun kötüniyetli olduğundan söz edilemeyeceği, davalının bu ibare üzerinde korunmaya değer kazanılmış üstün hakkı bulunduğu, dava konusu başvurusunda imaj yenileme niteliğinde olduğu, "İPEKYOLU" markası kapsamında tescilli bulunan sınıflar bakımından çekişme konusu malların örtüştüğü, bu nedenle müktesep hakkın söz konusu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Dairece yukarıda karar başlığında yazılı gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece davalının kazanılmış hak teşkil eden markalarında asıl unsurun "İPEKYOLU" ibaresi olup bu terimle bağlantılı, tanımlayıcılığı yüksek şekillerden olan kervan ve deve siluetlerinin asıl unsur içinde yer aldığını kabule imkan bulunmadığı, davalının kazanılmış hakka esas 159878 sayılı markasının davacının Yargıtay bozmasında benzerlik riski taşıdığı belirtilen 1997/8174 sayılı markasından çok önce 27.10.1994 tarihinde TPE kayıtlarına girip, 2004 tarihinde yenilendiği ve halen davalı adına hüküm ifade etmekte olduğu, davacının 1997/8174 sayılı "İPEKYOL" ibareli sonraki marka tescili 1'den 34'e kadar tüm malları kapsayan ve sadece çekişmeli malları kapsamakla kalmayıp asıl unsur itibariyle de, davalının önceki tarihli "İPEKYOLU+şekil" markası ile karıştırma riski taşıyan, üstelik marka tescil sisteminin tartışmaya her zaman açık bulunan ciddi kullanım niyetinden uzak bir engelleme markasından ibaret olduğu, davalı şirketin bir şekilde davacının bu son marka başvurusuna itiraz etmemiş veya tescilden sonra hükümsüzlük davası açmamış olmasının önceki tarihli markasından kaynaklanan kazanılmış hakkına dayalı olarak aynı mallar için asıl unsuru aynı olan bir marka başvurusunda bulunmasına engel oluşturamayacağı, aksi yönde bir kabulün marka tescilinde öncelik ilkesine aykırı olduğu gibi Yargıtay’ın kazanılmış hak ve seri marka yaklaşımını ortaya koyan önceki içtihatları ile de uyumlu olmayacağı, bozma kararında davalı Şirketin önceki markalarının asıl unsurunun "İPEKYOLU" olduğunun göz ardı edildiği, oysa bu durumun davalının kazanılmış hakka konu markalarını, tali unsurlar olan kervan ve deve siluetinden ibaret şekiller olmaksızın 2003 yılından beri gıda etiketlerinde kullanması ile de ortada olduğu, bozma kararının taraflar arasında uzun yıllardır süre gelen, artık tartışma konusu olmaktan çıkmış davalı kullanımlarını da çekişmeli hale getireceği gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı davacı Şirket vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık davalı şirketin korunmaya değer kazanılmış hakkının şekil içermeksizin yeniden tescilini sağladığı marka üzerinde devam edip etmediği ve “İPEKYOLU” ibaresinden oluşan davalı markasının davacı şirketin “İPEKYOL” şeklindeki markasına iltibas yaratıp yaratmayacağı noktasında toplanmaktadır. Kavram olarak "marka" bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlayan işaretlerdir. Marka'nın bir işaret olması yanında "ayırdedicilik" vasfı da taşıması gerekir (556 s. Markaların Korunması Hakkında KHK m.5/1; Yasaman/Yusufoğlu, Marka Hukuku, İstanbul 2004, s.15 vd.; Kaya, A.: Marka Hukuku, İstanbul 2006, s.32 vd.). Markanın ayırdedicilik niteliği taşıyan, özgün ve karakteristik kısmı asli (esaslı) unsuru olarak kabul edilirken, bu niteliği taşımayan ve herkesçe kullanılabilen unsurlarına tamamlayıcı unsur denilmektedir. Tescilli bir markanın ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları 556 s. KHK'nin 1, 6, 9 ve 14 üncü maddelerinde ayrıntısıyla düzenlenmiştir. Kararname'nin 6 ncı maddesine göre korumanın temel kriteri "tescil"dir. Bu nedenledir ki, hükümsüzlüğüne karar verilip kesinleşinceye kadar bir marka, geçerli tüm hakları marka sahibine sağlayacaktır (Bu ilke HGK'nın 13.06.2012 gün ve 2012/11-155 E.-2012/376 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır.). Korumanın diğer iki kriteri ise tescili istenen markanın, daha önce tescilli bulunan markanın aynısı veya benzeri olması ve her iki markanın da aynı veya benzer tür mal ve hizmetlerde kullanılması durumudur. Korumada öncelik ilkesi gereğince, bir markanın, bir mal veya hizmeti, tescili esnasında tescil edilmiş veya tescil başvuru yapılmış bir markanın kapsadığı diğer mal veya hizmetlerden ayırt etmesi şart koşulmak suretiyle, önceki marka diğerine tercih olunur. Korunacak markanın mutlaka önceden tescil olunması gerekmeyip, hakkında önceden tescil başvurusu yapılmış olması yeterlidir. (HGK’nın 09.03.2016 gün, 2014/11-109 E.-2016/282 K. sayılı kararı) Başkasının hak sahibi olduğu bir markanın aynen kullanılması iktibas suretiyle marka hakkına tecavüz sayılır. İltibas suretiyle marka hakkına tecavüz ise başkasının hak sahibi olduğu bir markanın alıcıların karıştırmalarına neden olacak surette benzerinin kullanılması ile vücut bulur. Bu benzerliğin yaratacağı tehlike "karıştırılma (iltibas) ihtimali" dir. Direnmeye konu uyuşmazlık da özü itibariyle “iltibas” konusu ile ilgili olduğundan bu kavram üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Karıştırılma (iltibas) ihtimali bir -tescilsiz- işaretin veya tescil edilmiş bir markanın daha önce tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple ya aynı ya da benzer olduğu için önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi olarak tanımlanabilir (Tekinalp, Ü.: Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.b., İstanbul 2012, s.436). Başka bir anlatımla iltibas iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle, sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Bozbel, S.: Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). Bu husus araştırılırken önce markalar arasında, daha sonra mal veya hizmetler arasında ayniyet veya benzerlik olup olmadığına bakılmalı ve benzerliğin saptanmasında markaların bütün olarak bıraktıkları genel izlenim dikkate alınmalıdır (Teoman, Ö.: Yaşayan Ticaret Hukuku, C.1, Hukuki Mütalaalar, İstanbul 1992, s.34, 120 vd. – naklen: Cengiz, D.: Türk Hukukunda İktibas veya İltibas Suretiyle Marka Hakkına Tecavüz, İstanbul 1995, s.7,) Benzerlik göreceli bir kavramdır. Tecavüzü oluşturan, alıcıların benzer markaları karıştırmaları ihtimalidir. Marka hakkının ihlalinden söz edebilmek için, iltibas tehlikesi gerekli ve yeterlidir (HGK’nın 09.03.2016 gün, 2014/11-842 E.-2016/288 K. sayılı kararı). Bu ihtimalin değerlendirilmesinde kıstas; bu işin ilgilisi veya uzmanı kimselerin değil, tüketicilerin algısı ve bakış açısıdır. Eğer tüketici konumundaki halk bu iki işaret arasında şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım gibi herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurabilecekse karıştırılma ihtimalinin varlığından söz edilebilir. Öğretide markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” ikisinin karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmektedir (Tekinalp, s.443). Marka grafik olarak tasvir edilebilir bir işaretin varlığını gerektirdiği gibi bu işaretin ayırt edici karakteri de haiz olması gerekir (Kaya, A.: Marka Hukuku, İstanbul 2006, s.15). Bu işaret yazı, resim ve bunların bileşiminden oluşabilmektedir. Bazı markalarda şekil, bazılarında söyleniş, bazılarında anlam, bazı markalarda ise bu hususların ikisi veya üçü marka şeklinin bütününde belirgin ve fark edilebilir olur ve benzerliğin saptanmasında önem taşırlar (Cengiz, s. 12). Bu noktada iltibasın varlığının saptanmasındaki işlevleri bakımından markaların esas ve tamamlayıcı unsurları ile ilgili açıklamada bulunmak gerekir. Esas unsurlar markanın ayırt edici nitelik taşıyan, özgün, karakteristik unsurlardır. Bunlar markanın benzerlerinden ayrılmasını sağlar. Tamamlayıcı unsurlar ise markada ayırt edici nitelik taşımaz, ilgili herkes tarafından kullanılabilir ve ancak belirli koşullara bağlı olarak esas unsurlarının yanında tamamlayıcı unsur olarak tescil edilebilirler. 556 sayılı KHK’nın 5194 s. Kanun ile değişik 7/1-b bendine göre “aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan” işaretler marka olarak tescil edilemezler. KHK’nın 8/1-b maddesi hükmü uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescili için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescili için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal ve hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescili için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa, marka sahibinin tescile itirazı üzerine başvurunun reddine karar verilir. Tescil edilmesi halinde de koşulları oluştuğunda anılan KHK'nın 42. maddesi uyarınca hükümsüzlüğü talep edilebilir. 556 sayılı KHK’nın 7/1-b ve 8/1 -b bentleri uyarınca, tescilli markayı oluşturan işaretin aynısı veya benzerinin sonradan bir başkası adına tescili mümkün değildir. Ancak, somut uyuşmazlıkta her iki tarafın da yazı ile oluşturulmuş ibare üzerinde korunmaya değer üstün hakkı bulunmaktadır ve önceki tarihli markalarının tescil veya kullanımıyla ilgili olarak dava tarihine kadar aralarında bir uyuşmazlık çıkartılmamak suretiyle söz konusu ibare üzerinde taraflar yararına kazanılmış hak gerçekleşmiştir. Bununla birlikte, davalının “İPEKYOL + deve/kervan şekli" işaretini de içeren dava konusu 1994 tescil tarihli 27.10.2004 tarihinde 159878 no ile yenilenen markası ile 2001/12676 sayılı markalarını davacının 1997 yılında tescilli “İPEKYOLU" ibareli markalarına yakınlaştırarak (benzeştirerek) ilişkilendirme ihtimalini de içeren iltibas tehlikesi ve haksız yararlanma amacını taşıyıp taşımadığının dava konusu markaların seri marka niteliğinde olup olmadığı hususu ile birlikte tartışılması gerekir. Bir işletme tarafından uzunca süredir kullanılan markanın asli unsuru muhafaza edilerek ve markanın bu işletme ile bağlantısı ve tüketici nezdinde yarattığı izlenim korunmak suretiyle, önceki markanın kapsadığı ürünlerin veya bir ürün çeşidinin tüketiciye yenilenmiş bir marka imajı ile sunulması ve bu yolla marka sahibi işletmenin piyasaya arz ettiği ürünlerinin de işletmesel köken olarak öncekilerle bağlantılı olduğu mesajını veren yeni markalar yaratmak amacıyla önceki markada yer alan asıl unsurun yanına başkaca asli ve/veya tali unsurlar ekleyerek oluşturduğu markaların seri marka olarak kabulü olanaklıdır. Bu tür markalar niteliği itibariyle 556 sayılı KHK’nın 55. maddesinde tanımlanan ortak markalara benzemekle birlikte; seri markalar, ortak markalarda mevcut olan bir grupta yer alan işletmelerin mal veya hizmetlerini diğer işletmelerden ayırt edilmesi fonksiyonu, teknik yönetmelik gibi özelliklere sahip olması gerekmeyen ve esasen ortak asli unsuru taşımakla birlikte her biri diğerinden bağımsız nitelikteki ticaret ve hizmet markalarıdır. Bu açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık incelendiğinde; Davalı şirketin “İPEKYOLU” yazısı ve deve figürü ile kullandığı markasındaki şekil unsurunu bertaraf ederek yaptığı tescil yenileme başvurusunda marka üzerindeki kazanılmış hakkının şekil unsuru ile birlikte gerçekleştiği kabul edilmelidir. Markanın seri marka olarak nitelendirilmesi de mümkün değildir, zira seri markanın oluşturulmasında markanın seri marka olarak nitelendirilebilmesi için markanın 1997 8174 sayılı "İPEKYOL" markasına da benzetme tehlikesi yaratmayacak derecede meydana getirilmiş olması gerekir. Ne var ki her iki ibare arasında 556 s. KHK'nın 7/1-b ve 8/1-b maddesi anlamında benzerlik ortadadır. Bu halde hatalı gerekçe ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında yerel mahkemenin istemin reddine ilişkin kararda direnme gerekçelerinin haklı olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç: Davacı İpekyol Giyim San. Tic. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.06.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Markanın sahibine sağladığı haklar üçüncü kişilere karşı marka tescilinin yayım tarihi itibarıyla hüküm ifade eder. Ancak başvurunun Bülten'de yayımlanmasından sonra gerçekleşen ve tescil ilân edilmiş olsaydı yasaklanabilecek nitelikteki fiiller için başvuru sahibi tescil öncesinde de tazminat davası açabilir. Bunun yanı sıra SMK m. 7/5 uyarınca marka sahibi; gerçek kişilerin kendi ad veya adresini belirtmesi, mal ya da hizmetlerin türüne, kalitesine veya kullanım amacına ilişkin açıklamalarda bulunulması ve özellikle aksesuar, yedek parça veya eşdeğer parça ürünlerinde kullanım amacının belirtilmesinin gerekli olduğu haller gibi dürüst ticari kullanım biçimlerini engelleyemez.

Tescil kapsamındaki mal veya hizmetleri türü, çeşidi ya da niteliği itibarıyla tanımlayan sözcükler, marka benzerliği değerlendirmesinde esas unsur olarak dikkate alınamaz; bu nitelikteki unsurların ayırt ediciliği zayıf kabul edilir. Tanınmış bir markayla aynı veya benzer bir işaret, farklı mal ya da hizmetlerde tescil için başvurulsa bile, tescilli markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlanması, markaya zarar verilmesi veya markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi söz konusuysa 6769 sayılı SMK m. 6/5 kapsamında tescil başvurusu itiraz üzerine reddedilebilir. Bu hükmün tam kapsamına ilişkin değerlendirme için SMK m. 6/5 metninin incelenmesi önerilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/364, K. 2022/234Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/364 E.  ,  2022/234 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin çok sayıda “…” ibareli tanınmış seri markaları bulunduğunu, ayrıca “…” ibaresinin müvekkilinin ticaret unvanının da asli unsuru olduğunu, davalı şirket tarafından 2013/48209 başvuru numaralı “…” ibareli marka başvurusunda bulunulduğunu, bu başvuruya müvekkili tarafından yapılan itirazın Markalar Dairesince kabul edilerek başvurunun reddine karar verildiğini, ancak davalı şirketin itirazı üzerine YİDK kararı ile nihaî olarak davalı şirketin itirazı kabul edilerek ret kararının kaldırılmasına ve tescil işleminin devamına karar verildiğini, oysa davalı başvurusu ile müvekkili markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, ayrıca davalı şirketin kötü niyetli olarak başvuruda bulunduğunu ve müvekkilinin markalarının tanınmışlığından yararlanmak istediğini ileri sürerek YİDK kararının iptaline, tescili hâlinde “…” ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar Cevabı: 5.1. Davalı … Akaryakıt Dağıtım İthalat İhracat San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili; “…” ibaresinin metrik sistemin içinde bir metrenin milyarda birini ifade ettiğini, … teknolojinin günümüzde kumaş, boya ve araba sektöründe kullanıldığını ve her geçen gün kullanım ağının genişlediğini, taraf markalarının okunuşlarının farklı olduğunu, anlamsal benzerliğin de söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 5.2. Davalı Türk Patent ve Marka Kurumu vekili; davalı başvurusu ile davacı markaları arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını, bu itibarla YİDK kararının usul ve yasaya uygun olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 26.01.2016 tarihli ve 2014/559 E., 2016/5 K. sayılı kararı ile; iki hece olan davacı markasının “o-pet” şeklinde, davalı markasının ise üç heceli “…” şeklinde okunduğu, ibarelerin son dört harfi ortak olmakla birlikte sadece son hecelerin aynı olduğu, ancak ibarelerin son kısmında ortak harflerin bulunmasının fonetik açıdan benzer oldukları anlamında gelmeyeceği, davacı şirketin “…” markalarının siyah-beyaz ya da sarı-mavi, mavi-kırmızı, mavi-beyaz-sarı gibi renk kombinasyonlarını içeren muhtelif şekillerde, … ibaresi öncelikli ve bu ibare markanın başlangıcında olacak şekilde dizayn edildiği, bu hâliyle davalının “…” markası ile görsel bakımdan da farklılaştığı, davalının kötü niyetli hareket ettiğine ilişkin somut veri bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu marka ile davacı markaları arasında iltibas tehlikesi bulunmadığından 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 8/4 maddesine göre de başvurunun tescilinin engellenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 04.04.2018 tarihli ve 2016/8847 E., 2018/2396 K. sayılı kararı ile; “…1- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin aşağıdaki bent dışındaki sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. 2- Dava, davalı şirketin marka tescil başvurusuna karşı yapılan itirazı ret eden TPE YİDK kararının iptali ve davalı şirket markasının hükümsüz sayılması istemlerine ilişkindir. Davacının itirazına mesnet markalarının "…" esaslı unsurlardan, davalı şirketin başvurusunun ise "…" ibaresini içerdiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Davacı vekili, diğer iddialarının yanında müvekkilinin markaları ile davalı şirketin tescilini istediği markanın benzer olduğunu, 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi anlamında karışıklığa neden olacağını ileri sürmüştür. 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi hükmü uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, daha önce başvurusu yapılmış veya tescil edilmiş bir marka ile aynı veya benzer ise ve markanın kapsadığı mal ve hizmetlere aynı veya ilişkilendirilebilecek ölçüde benzer ise, ortalama tüketiciler tarafından karıştırılma ihtimali (iltibas) varlığı kabul edilmeli ve önceki marka sahibinin itirazı üzerine başvurunun reddine karar verilmelidir. Markalar arasında karıştırılabilecek ölçüde benzerliğin tespitinde, markaların görsel, işitsel ve kavramsal özellikleri bir bütün olarak dikkate alınmalıdır. Somut olayda taraf markaları dikkate alındığında davacı markalarının esas unsuru "…", davalı markasının esaslı unsurunun ise "…" ibaresinden oluştuğu, davalı başvurusuna konu markanın davacının markalarının esaslı unsurunu aynen içerdiği ve mikro yüksek ileri teknoloji anlamındaki "…" sözcüğü ile "…" sözcüğünü bir araya getiren bir ibare olduğu, tarafların marka tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden de tam bir ayniyet bulunduğu, ortalama tüketici kitlesinin genel ve bütüncül bakış açısı itibariyle her iki markanın karıştırılma ihtimallerinin yüksek olduğu, bu durum karşısında mahkemece, markalar arasında 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu kabul edilerek değerlendirme yapılması gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir …” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Ankara 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 25.12.2018 tarihli ve 2018/348 E., 2018/311 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının “…” ibareli seri markaları ile davalı şirketin “…” ibareli markasının aynı sınıflarda tescilli olmaları karşısında taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır. 13. Bilindiği üzere, Türk Hukuku’nda sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken 556 sayılı KHK'nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından “mutlak ret nedenleri” kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescili talep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ileri sürmesine gerek kalmaksızın Türk Patent ve Marka Kurumu ve mahkeme tarafından "re'sen" dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer def’î değil, itiraz sebebidir. Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes Kurum’un bilgisine arz edebilir ve ilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde "itiraz" konusu yapabilirler. İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 sayılı KHK’nın 53. maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece re'sen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali için açılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 42/1-a maddesi gereğince hükümsüzlük davası açılabilir. Böyle bir dava sonuçlanmadan tescili yolsuz da olsa bir markanın kullanımı engellenemez (Karan, Hakan/Kılıç, Mehmet: Markaların Korunması 556 sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, 1. Baskı, Ankara 2004, s.79-80). 14. 556 sayılı KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talep olunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmasıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamu menfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Nispi ret nedenleri, mahkeme veya Kurum tarafından re’sen dikkate alınmazlar. Bunların mutlaka 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince ilgili kişiler (yani daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş bir markanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler) tarafından “itiraz” olarak ileri sürülmesi gerekir. İlgili kişiler, itiraz hakkını kullanmaktan feragat edebilirler. Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmiş YİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 sayılı KHK’nın 42/1-b maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikame edilebilir. 15. Somut olay ile ilgisi bulunması bakımından nispi ret nedenlerinden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi üzerinde durulmasında yarar vardır. 16. 556 sayılı KHK’nın 8/1-a ve b maddesindeki düzenleme; “Tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itiraz yapılması durumunda aşağıdaki hallerde marka tescil edilemez: a) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa, b) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa…” hükmünü haizdir. Buna göre anılan madde kapsamında tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden (iltibas) bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veya benzerlik olması gerekir. 17. 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olup olmadığının değerlendirmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerin bağlayıcı kurallar içermediği dikkate alındığında, karşılaştırma konusu mal ve hizmetlerin ait oldukları sınıf numaraları ile bağlı kalınmamalıdır. Karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda yer almakla birlikte, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkan müşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok açıdan benzerlik içerebilmektedir. Bu itibarla karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklı sınıflarda olsa da “aynı veya benzer” olabilmektedir. 18. Tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden bahsedebilmek için mal ve hizmetin aynı veya benzer olmasının yanında işaretlerin de “aynı veya benzer” olması gerekmektedir. İşaretler arasında benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretler arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin yanında esas olarak halk (tüketici) nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim esas alınmalıdır. Bir işaret, görsel, işitsel, anlamsal veya diğer bir açıdan farklı olsa bile, “bütünsel” bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple halk gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaı yaratarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden halkın mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir. Başka bir deyişle müşterilerin ihtiyaçları olan mal veya hizmetleri bunları ayırt etmek maksadıyla kullanılan işaretlerin birbirine yakınlığı dolayısıyla karıştırmaları ihtimal dâhilindeyse bir marka ile diğer bir işaret arasında “benzerlik” vardır (Karan/Kılıç, s. 199). Bu itibarla markanın bir bütün olarak algılanmasına etki eden bütün unsurlar her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve halk tarafından karıştırılma ihtimali buna göre belirlenmelidir. Burada belirtilen halk; işin ilgilisi veya uzmanı olmayan ancak doğrudan muhatabı olan ortalama tüketicidir. 19. Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurma ihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumi intiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2012 tarihli ve 2012/11-155 E. 2012/376 K. sayılı kararı). Başka bir deyişle karıştırılma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine tüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. 20. Hemen belirtilmelidir ki; işaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt edici niteliğidir. Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dahi karıştırılma ihtimali ortadan kaldırılabilir. Bu gibi hâllerde önceki marka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterince farklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır. Nitekim Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesinde de belirtildiği üzere, markalar düşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genel izlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır (Karasu, Rauf/ Suluk, Cahit/ Nal Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2018, s. 189). Başka bir deyişle önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise markaların örtüşmeyen bileşenlerinin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri ele alınarak sonuca gidilecektir. 21. Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında önceki markanın tanınmış olması da işaretler arasında karıştırılma ihtimalini artıran bir unsurdur. Gerçekten de bir işaretle karşılaşan tüketici, bu işaretin tanınmış markanın sadece bir unsurunu içermesi hâlinde dahi bunlar arasında bir bağlantı kurabilmektedir. Zira tanınmış markayı oluşturan ibareler tüketici nezdinde yerleşmiş olduğundan, sonraki işaret görüldüğünde bu işaretteki bazı farklılıklar gözden kaçırılarak tanınmış marka ile bağlantı kurulabilmektedir. Ancak vurgulamak gerekir ki, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında, önceki markanın tanınmış olması, tescil edilmek istenen markanın sadece aynı veya benzer mal ve hizmetler yönünden benzerlik değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Tanınmış markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerden farklı mal ve hizmetlerde korunup korunamayacağına 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında değil, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi kapsamında yapılan değerlendirmeden sonra karar verilmelidir. 22. 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi; “marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere anılan maddede bir markanın tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka ile aynı veya benzer olmasına rağmen, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabileceği açıkça vurgulanmış, ancak tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu ret edilebilecektir. 23. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirket tarafından 29.03.2013 tarihinde “…” ibaresinin marka olarak tescili istemiyle Türk Patent ve Marka Kurumu’na başvuruda bulunulduğu, tescil kapsamında 04 ve 37. sınıf emtialarının yer aldığı, başvurunun ilan edilmesi üzerine davacı tarafından “…” ibareli markaları dayanak gösterilerek itirazda bulunulduğu, itirazın Markalar Dairesince kabul edilerek başvurunun reddine karar verildiği, davalı şirket tarafından bu karara yönelik yapılan itiraz ise YİDK tarafından kabul edildiği ve tüm mal ve hizmetler yönünden başvurunun devamına karar verildiği, başvurunun ise 19.01.2015 tarihinde tescil edildiği anlaşılmaktadır. 24. Dosya kapsamından davalı şirket markasının kapsamında yer alan mal ve hizmet listesinin davacı markalarının mal ve hizmetleri ile aynı olduğu görülmektedir. Bu durumda 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi gereğince davacıların markaları ile davalı başvurusunun işaret itibariyle iltibas yaratacak kadar benzer olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. 25. Davalı şirket başvurusu, siyah renkli kalın ve büyük harflerle yazılmış “…” ibaresinden oluşmaktadır. Bu ibare mikro yüksek ileri teknoloji anlamındaki "…" ibaresi ile "…" ibaresinin bir araya getirilmesiyle meydana gelmiştir. Davacı markalarında ise “…” ibaresi asıl unsur olarak yer almakta ve bu ibareye muhtelif tali unsurlar eklenmek suretiyle seri markalar oluşturulduğu görülmektedir. Dolayısıyla davalının “…” ibareli başvurusu davacının markalarının asıl unsuru olan “…” ibaresini aynen içermekte ve başvurunun önünde yer alan “…” eki ise markaya yeterli düzeyde ayırt edicilik katmamaktadır. Gerçekten de “…” eki nedeniyle davalı başvurusu ile davacı markaları aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer sayılmazlar ise de, genel intiba, görünüm, okunuş ve anlam olarak benzer oldukları kuşkusuzdur. Bu nedenle ortalama tüketici nezdinde genel ve bütüncül bakış açısı itibariyle her iki markanın karıştırılma ihtimalinin yüksek olduğu, taraf markaları arasında en azından ticari, ekonomik ve idari bir bağlantı bulunduğu algısının oluşabileceği, ayrıca davalı şirketin markasının davacının seri markası olarak algılanabileceği kabul edilmelidir. 26. O hâlde mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek markalar arasında 556 sayılı KHK'nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu kabul edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. 27. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.03.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Çalışan Tasarımcıların Yaptığı Tasarımlarda Hak Sahipliği

SMK m. 73/1 uyarınca, aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça, çalışanın işletmedeki yükümlü faaliyeti gereği ya da büyük ölçüde işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yaptığı tasarımların hak sahibi işverendir. SMK m. 73/2 ise birinci fıkra kapsamı dışında kalmakla birlikte işyerindeki genel faaliyet konusu bilgi ve araçlardan yararlanarak yapılan tasarımların hak sahipliğini, işverenin talepte bulunması koşuluna bağlamaktadır; talep olmaksızın hak kendiliğinden işverene geçmez. Hizmet ilişkisi dışında kalan iş görme sözleşmeleri çerçevesinde yapılan tasarımlarda ise hak sahipliği, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre belirlenir.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 73Kaynağı aç
MADDE 73- (1) Aralarındaki özel sözleşmeden veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça çalışanların bir işletmede yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yaptığı tasarımların hak sahibi, işverenleridir. (2) Çalışanların bulunduğu işyerindeki genel faaliyet konusu bilgi ve araçlardan faydalanmak suretiyle birinci fıkra kapsamı dışında yaptığı tasarımların hak sahibi, talep edilmesi hâlinde işverenleridir. (3) Çalışanların tasarımlarına ilişkin hükümler öğrenciler ve ücretsiz olarak belirli bir süreye bağlı olmaksızın hizmet gören stajyerlerin tasarımları ile 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde belirtilen öğretim elemanlarının bilimsel çalışmalar veya araştırmalar sonucunda gerçekleştirdiği tasarımlar hakkında da uygulanır. (4) Hizmet ilişkisi dışında kalan iş görme sözleşmeleri çerçevesinde yapılan tasarımlarda hak sahibi, taraflar arasında akdedilen sözleşme hükümleri çerçevesinde belirlenir. Çalışanlar tarafından yapılan tasarımlara ilişkin hak talebinde bedel

SMK m. 73/3 bu hükümlerin kapsamını genişletmekte; öğrenciler, ücretsiz stajyerler ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m. 3/1-(l) kapsamındaki öğretim elemanlarının bilimsel çalışma veya araştırmalar sonucunda gerçekleştirdiği tasarımlar hakkında da çalışan tasarımlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağını öngörmektedir.

Devir ve Lisansta Sorumluluk

SMK m. 76/1 uyarınca başvuru veya tescilden doğan tasarım hakkını devreden ya da lisans veren kişinin bu işlemleri yapmaya yetkili olmadığının sonradan anlaşılması hâlinde söz konusu kişi, bu durumdan ilgililere karşı sorumlu olur. SMK m. 76/2 ise tasarım başvurusunun geri çekilmesi, reddedilmesi ya da tescilinin iptaline veya hükümsüzlüğüne karar verilmesi hâllerinde, sözleşmede daha kapsamlı bir sorumluluk öngörülmemişse SMK m. 79 hükümlerinin uygulanacağını düzenlemektedir. Bu hükmünden doğan tazminatı talep etme süresi, sorumluluk davasına dayanak olan mahkeme kararının kesinleşme tarihinde başlar.

6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU m. 76Kaynağı aç
MADDE 76- (1) Başvuru veya tescilden doğan tasarım hakkını devreden ya da lisans veren kişinin bu işlemleri yapmaya yetkili olmadığının sonradan anlaşılması hâlinde söz konusu kişi, bu durumdan ilgililere karşı sorumlu olur. (2) Tasarım başvurusunun geri çekilmesi, reddedilmesi, tasarım tescilinin iptaline veya hükümsüzlüğüne karar verilmiş olması hâllerinde tarafların, hakkı devreden veya lisans veren bakımından daha kapsamlı bir sorumluluğu sözleşmeyle öngörmemiş olmaları hâlinde 79 uncu madde hükümleri uygulanır. Bu madde hükmünden doğan tazminatı talep etme süresi, sorumluluk davasına dayanak olan mahkeme kararının kesinleşme tarihinde başlar. ALTINCI KISIM Hakkın Sona Ermesi BİRİNCİ BÖLÜM Hükümsüzlük Hükümsüzlük hâlleri

FSEK Kapsamında Koruma: Tescilsiz Hak ve Uzun Süreli Güvence

Bir moda ürününün FSEK kapsamında eser niteliği taşıması hâlinde tescil zorunluluğu bulunmamaktadır. Eser sahibinin hakkı, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden doğar; tescil ya da kayıt yaptırmak yalnızca ispat kolaylığı amacı taşır, hakkın doğumu için önkoşul değildir. FSEK kapsamındaki koruma süresi eser sahibinin hayatı boyunca ve ölümünden sonraki 70 yıl boyunca devam eder. Moda tasarımının FSEK kapsamında eser sayılabilmesi için aranan özgünlük eşiğine ilişkin somut ölçütler bu yazıda ele alınan düzenlemelerden türetilememektedir; bu konuda somut duruma göre ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.

FSEK Kapsamındaki Cezai Yaptırımlar

FSEK m. 71/1 uyarınca hak sahibinin yazılı izni alınmaksızın bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenmiş veya çoğaltılmış eserleri satışa arz eden, satan, kiralayan, ödünç veren ya da sair şekilde yayan, ticari amaçla satın alan, ithal ya da ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran veya depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 71Kaynağı aç
Madde 71 – (Değişik: 23/1/2008-5728/138 md.) Bu Kanunda koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili manevi, mali veya bağlantılı hakları ihlal ederek: 1. Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. 2. Başkasına ait esere, kendi eseri olarak ad koyan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu fiilin dağıtmak veya yayımlamak suretiyle işlenmesi hâlinde, hapis cezasının üst sınırı beş yıl olup, adlî para cezasına hükmolunamaz. 3. Bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. 4. Hak sahibi kişilerin izni olmaksızın, alenileşmemiş bir eserin muhtevası hakkında kamuya açıklamada bulunan kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 5. Bir eserle ilgili olarak yetersiz, yanlış veya aldatıcı mahiyette kaynak gösteren kişi, altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6. Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı, tanınmış bir başkasının adını kullanarak çoğaltan, dağıtan, yayan veya yayımlayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır. Bu Kanunun ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında bahsi geçen fiilleri yetkisiz olarak işleyenler ile bu Kanunda tanınmış hakları ihlâl etmeye devam eden bilgi içerik sağlayıcılar hakkında, fiilleri daha ağır cezayı gerektiren bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Hukuka aykırı olarak üretilmiş, işlenmiş, çoğaltılmış, dağıtılmış veya yayımlanmış bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı satışa arz eden, satan veya satın alan kişi, kovuşturma evresinden önce bunları kimden temin ettiğini bildirerek yakalanmalarını sağladığı takdirde, hakkında verilecek cezadan indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilir. 2. Teknolojik önlemleri etkisiz kılma:

FSEK m. 71/2'ye göre başkasına ait esere kendi eseri olarak ad koyan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır. Bu fiilin dağıtmak ya da yayımlamak suretiyle işlenmesi hâlinde hapis cezasının üst sınırı beş yıla yükselmekte ve adli para cezasına hükmolunamaz.

Hukuka aykırı olarak üretilmiş, işlenmiş, çoğaltılmış, dağıtılmış veya yayımlanmış bir eseri, icrayı, fonogramı ya da yapımı satışa arz eden, satan veya satın alan kişi, kovuşturma başlamadan önce bunları kimden temin ettiğini bildirerek faillerin yakalanmasını sağladığı takdirde verilecek cezadan indirim yapılabileceği gibi ceza vermekten de vazgeçilebilir. Bu düzenleme ihtiyari nitelikte olup uygulanması mahkemenin takdir yetkisindedir.

FSEK m. 71 ve 72 kapsamındaki suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlıdır. FSEK m. 72 ise erişim kontrolü veya şifreleme gibi etkili teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik ürün ve araçları imal ya da ithal eden, dağıtan, satan, kiraya veren veya ticari amaçla elinde bulunduranlar ile bu ürünlerin reklam, pazarlama, tasarım veya uygulama hizmetlerini sunanlar için altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörmektedir.

5846 sayılı FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU m. 72Kaynağı aç
Madde 72 – (Başlığı ile Birlikte Değişik:21/12/2021-7346/1 md.) Bu Kanunda yer alan hakların korunması amacıyla eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanımının kontrolünü sağlamak üzere erişim kontrolü veya şifreleme gibi koruma yöntemi ya da çoğaltım kontrol mekanizması uygulamalarıyla sağlanan etkili teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya yönelik; a) Ürün ve araçları imal veya ithal eden, dağıtan, satan, kiraya veren veya ticari amaçla elinde bulunduranlar, b) Ürün ve araçların reklam, pazarlama, tasarım veya uygulama hizmetlerini sunanlar, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. 3. Diğer suçlar:

Sıkça Sorulan Sorular

Moda tasarımım için tescil yaptırmak zorunda mıyım?

SMK kapsamındaki marka ve tasarım hakkından tam olarak yararlanmak için tescil gereklidir. Bununla birlikte SMK uyarınca tasarımın ilk kez Türkiye'de kamuya sunulmuş olması, tescilsiz korumadan yararlanmak için gerekli koşullardan birini oluşturur; tescilsiz tasarımlar bakımından SMK m. 81/4 çerçevesinde dava açma hakkı da tanınmıştır. FSEK kapsamında ise koruma tescil şartına bağlı değildir: ürün eser niteliği taşıyorsa hak meydana getirilmesiyle kendiliğinden doğar, tescil yalnızca ispat kolaylığı sağlar.

Tasarım tescilimde süre ne zaman dolar ve uzatılabilir mi?

SMK kapsamında tasarım tescilinin başlangıç koruma süresi 5 yıldır. Bu süre, 25 yıla kadar uzatılabilir. Uzatmanın hangi aralıklarla ve ne gibi koşullarla yapılabileceğine ilişkin ayrıntılar SMK'nın ilgili hükümlerinde düzenlenmektedir.

Tasarımımın üzerine tescil bildirimi koymak zorunda mıyım?

Hayır. SMK m. 81/3 uyarınca ürün, ambalaj veya fatura üzerine tescil kaydının konulmaması, bu ürünlere yönelik eylemlerin tasarım hakkına tecavüz sayılması sonucunu ortadan kaldırmaz.

Birisi tasarımımı izinsiz kullanırsa hangi yollara başvurabilirim?

Tescilli tasarımlar için SMK m. 55-81 kapsamında hukuk davası açılabilir. Dava hakkı kural olarak tescil ve yayım koşuluna bağlıdır; ancak ihlal edenin başvurudan ve kapsamından önceden haberdar edildiği ya da mahkemece kötüniyetli olduğuna hükmedilen durumlarda bu koşul aranmaz. Tescilsiz tasarımlar için ise SMK m. 81/4 çerçevesinde tasarımın kamuya sunulmuş olması şartıyla dava açmak mümkündür. FSEK kapsamındaki ihlallerde ise m. 71 ve 72'de düzenlenen suç tipleri için cezai şikâyet yoluna başvurulabilir.

Bir moda şirketinin çalışanı olarak tasarladığım ürünlerin hakkı kime aittir?

SMK m. 73/1 uyarınca, aralarında özel bir sözleşme yoksa ya da işin mahiyetinden aksi anlaşılmıyorsa, işletmedeki yükümlü faaliyet kapsamında veya işletmenin deneyim ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yapılan tasarımların hak sahibi işverendir. Hizmet ilişkisi dışındaki iş görme sözleşmelerinde ise hak sahipliği sözleşme hükümlerine göre belirlenir.

Tescil başvurusu yapmadan önce tasarımımı sergilersem koruma hakkımı yitirir miyim?

SMK m. 57/2 uyarınca, tasarımcı ya da halefleri veya bunların izniyle gerçekleştirilen bir kamuya sunum, başvuru tarihinden ya da rüçhan tarihinden önceki on iki ay içinde yapılmışsa bu açıklama tasarımın yeniliğini ve ayırt edici niteliğini olumsuz etkilemez. Bu sürenin dışında kalan sunumlar bakımından ise her durumun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu