Soruşturma İzni Kurumu ve Yasal Çerçevesi
Soruşturma izni, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri iddia edilen suçlar hakkında Cumhuriyet savcılığı tarafından soruşturma yürütülebilmesi amacıyla yetkili idari makam tarafından verilen idari nitelikte bir karardır. Görev sebebiyle işlenen suç isnatlarında soruşturma izninin alınması soruşturma yapılabilmesi için ön şart niteliğindedir. Bu izin alınmadan memurlar ve kamu görevlileri hakkında ceza soruşturması yürütülemez; izinsiz yapılan işlemler hukuka aykırılık oluşturur. İlgili kanun uyarınca verilen soruşturma izni; ihbar, şikâyet veya iddia konusu vakıalar ile bunlara bağlı olarak ileride soruşturma sürecinde ortaya çıkabilecek tüm fiilleri kapsayacak şekilde düzenlenir.
Soruşturma İzni Vermeye Yetkili İdari Merciler
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 3. maddesi gereğince izin vermeye yetkili merciler kamu görevlisinin unvanı ve görev yerine göre tayin edilir. İlçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında izin vermeye kaymakam yetkilidir. İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ile kaymakamlar hakkında vali karar verir. Bölge düzeyinde teşkilatlanan kurum ve kuruluşlarda görev yapan kamu personeli bakımından ise görev yaptıkları ilin valisi izin merciidir. Bu makamların yokluğunda yetki, vekilleri tarafından bizzat kullanılır.
Yerel yönetim kademelerinde görev yapanlar açısından büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkanları ile büyükşehir, il ve ilçe belediye meclis üyeleri ve il genel meclisi üyeleri hakkında izin mercii İçişleri Bakanıdır. İlçelerdeki belde belediye başkanları ve belde meclis üyeleri hakkında kaymakam, merkez ilçelerdeki belde belediye başkanları ve meclis üyeleri hakkında ise il valisi yetkili kılınmıştır. Köy ve mahalle muhtarları ile kanun kapsamında kalan diğer kamu personeli hakkında da ilçelerde kaymakam, merkez ilçede vali yetkilidir. Ast memur ile üst memurun aynı fiile birlikte iştirak etmesi durumunda soruşturma izni talebi üst memurun bağlı bulunduğu yetkili merciden istenir.
Ön İnceleme Aşaması ve Karar Verme Süresi
Yetkili merci, soruşturma izni verilmesi konusundaki kararını isnat edilen fiilin öğrenilmesinden itibaren ön inceleme süreci de dâhil olmak üzere en geç otuz gün içinde vermek zorundadır. Zorunlu koşulların gerçekleşmesi halinde bu süre, on beş günü geçmemek üzere bir defaya mahsus uzatılabilir. Cumhuriyet başsavcılıkları ile izin vermeye yetkili makamlar, ihbar ve şikâyetler yönünden daha önce sonuçlandırılmış bir ön inceleme bulunması halinde aynı müracaatı işleme koymazlar. Ancak ilgililerin önceki ön incelemenin sonucunu etkileyebilecek nitelikte yeni bir belge sunması durumunda başvuru yeniden incelemeye alınabilir.
İtiraz Yolu, Yetkili Yargı Yerleri ve Karar Usulü
Yetkili idari mercinin soruşturma izni verilmesi veya soruşturma izni verilmemesi yönünde tesis ettiği kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde itiraz yoluna başvurulabilir. 4483 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca kanunun 3. maddesindeki ilgili bentlerde sayılan kamu görevlileri hakkında verilen kararlara yönelik itirazları Danıştay İkinci Dairesi inceler; ancak Cumhurbaşkanınca verilen soruşturma izinleri bu incelemenin dışında tutulmuştur. Kanun kapsamındaki diğer kamu görevlileri hakkında verilen kararlara karşı ise yetkili merciin yargı çevresinde yer aldığı bölge idare mahkemesi yetkilidir. Yetkili idari yargı mercileri itiraz başvurularını öncelikle ele alır ve en geç üç ay içinde kesin olarak karara bağlar.
Dava Zamanaşımının Durması ve İzin Sürecinin Etkisi
4483 sayılı Kanun metninde zamanaşımı sürelerine yönelik bir düzenleme yer almamakta olup, izin sürecinin zamanaşımına etkisi konusunda farklı hukuki yaklaşımlar bulunmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.05.2020 tarihli ve E. 2019/586, K. 2020/216 sayılı ilamında, soruşturma izni istenmesinin dava zamanaşımını durduran izin hali kapsamında değerlendirildiği belirtilmiştir. Bu çerçevede Cumhuriyet savcısının yetkili makama başvurması veya yetkili idarece ön inceleme görevlisinin görevlendirilmesi ile zamanaşımı durmakta, soruşturma izninin verilmesiyle süre kaldığı yerden işlemeye devam etmektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 03.11.2016 tarihli ve E. 2016/16248, K. 2016/13929 sayılı ilamında da kovuşturma aşamasında mahkemece izin alınması için durma kararı verilmesi durumunda, bu karardan iznin kesinleştiği tarihe kadar dava zamanaşımının durduğu kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/586, K. 2020/216Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
Sayısı : 157-167
Görevi kötüye kullanma suçundan sanıklar …, … ve …'nin beraatlerine ilişkin Çanakkale 1. Sulh Ceza Mahkemesince 19.07.2011 tarih ve 381-617 sayı ile kurulan hükümlerin, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 17.02.2016 tarih ve 11901-1751 sayı ile;
"Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğünde görev yapan sanıkların Harcırah Kanunu ve Başbakanlığın Tasarruf Tedbirleri konulu 2007/3 sayılı Genelgesine aykırı davranmak suretiyle kamunun zararına sebebiyet verdikleri, zararın sonradan giderilmiş olmasının suçun oluşmasına engel olmayacağının anlaşılması karşısında üzerlerine atılı görevi kötüye kullanma suçu sübuta erdiği hâlde atılı suçtan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Çanakkale 4. Asliye Ceza Mahkemesi ise 28.03.2017 tarih ve 157-167 sayı ile bozma kararına direnerek sanıkların önceki hüküm gibi beraatlerine karar vermiştir.
Direnmeye konu bu kararların da katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.08.2017 tarihli ve 31027 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 24.10.2019 tarih ve 5196-10159 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Çanakkale Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğünce sanıklar hakkındaki iddianın araştırılması için 02.12.2010 tarihinde ön inceleme görevlisinin atandığı, Valilikçe 31.12.2010 tarihli ve 78 sayılı karar ile soruşturma izninin verildiği, karara sanıkların itiraz etmesi üzerine Edirne Bölge İdare Mahkemesinin 27.01.2011 tarihli ve 26-22 sayılı kararıyla itirazın reddine karar verildiği,
Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının 10.03.2011 tarihli ve 688-203 sayılı iddianamesi ile; …'nun Çanakkale Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürü, …'nın İl Müdür Yardımcısı, …'nin ise Gerçekleştirme Görevlisi olduğu, sanıkların SGK il binasının açılış törenine görevlendirilerek gelen kurum yöneticilerinin ve bazı kurum personelinin 6245 sayılı Harcırah Kanunu’na aykırı şekilde görevlendirme onayı olmadan yakınlarıyla birlikte beş yıldızlı otelde konaklamasına sebep olarak toplam 49 konaklama ve oda servisi giderleri ile bazı harcamaların kurumun temsil ve tanıtım giderleri kaleminden ödenmesine neden olarak kurumu zarara uğrattıkları iddiasıyla TCK’nın 257/1 ve 53. maddelerinin uygulanması istemiyle kamu davası açıldığı,
Sanıkların sorgusunun 19.07.2011 tarihinde yapıldığı,
Yerel Mahkemece sanıkların atılı suçtan beraatlerine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın 67. maddesinin birinci fıkrasında dava zamanaşımını durduran nedenler, izin veya karar alınması, bekletici sorun yahut kanun gereğince kaçak olduğu hususunda karar verilenler olarak sayılmıştır.
Bu düzenlemeye göre, suçun işlenmesi ile başlayan dava zamanaşımı süresi, izin veya karar alınması için yetkili merciye başvurulduğu ya da bir bekletici sorunun ortaya çıktığı günde yahut kanun gereğince kaçak olduğu hususunda karar verildiğinde duracak, izin veya kararın alındığı tarihte ya da bekletici sorun çözümlendiğinde yahut kaçak olduğuna karar verilenler hakkında bu kararın kaldırıldığı tarihte kaldığı yerden işlemeye devam edecektir. Bu nedenle, durma süresinden önce geçmiş olan süre, durma süresinden sonra işleyen zamanaşımı süresine eklenecektir.
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun’un 3. maddesi uyarınca memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında soruşturma izninin istenmesi dava zamanaşımını durduran nedenlerden “izin” hâli ile ilgilidir. Bir memur veya kamu görevlisinin işlediği görev suçu nedeniyle Cumhuriyet savcısının soruşturma izni almak için yetkili makama başvurmasıyla dava zamanaşımı duracak, soruşturma izni verilmesiyle süre kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Yine ilgili kurum tarafından ön inceleme görevlisinin atanmasıyla dava zamanaşımı duracak, soruşturma izninin verilmesiyle süre kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır.
5237 sayılı TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde de beş yıldan fazla olmamak üzere hapis ya da adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır.
Aynı Kanun'un 67. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca kesen bir nedenin varlığı hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak ve ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi hâlinde, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.
Bu açıklamalar ışığında ön sorun konusu değerlendirildiğinde;
Sanıklara atılı görevi kötüye kullanma suçunun yaptırımı TCK’nın 257/1. maddesinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup, aynı Kanun'un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı sekiz yıldır.
Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve suç tarihinin 18.03.2009 olduğu eylemle ilgili olarak, sanıklar hakkında dava zamanaşımını kesen en son işlem 19.07.2011 tarihli sorgu olup, ön inceleme görevlisinin atandığı 02.12.2010 ile soruşturma izninin kesinleştiği 27.01.2011 tarihleri arasındaki 1 ay 26 günlük durma süresi de gözetildiğinde, TCK'nın 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık zamanaşımı süresi, Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce 13.09.2019 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeni ile bozulmasına, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün bulunduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davalarının dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Çanakkale 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.03.2017 tarihli ve 157-167 sayılı direnme kararına konu hükümlerin, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'un, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanıklar …, … ve … hakkındaki kamu davalarının 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 21.05.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2016/16248, K. 2016/13929Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, İstanbul 41. Asliye Ceza Mahkemesince (Fatih 2.Asliye Ceza Mahkemesi) verilen 09.03.2011 gün ve 2011/24 esas, 2011/181 karar sayılı hükmün sanık tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 21.03.2012 gün ve 2012/4881 esas, 2012/6629 sayılı kararıyla;
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre 765 sayılı TCK'nın sanık lehine sonuç doğurduğu tespit edilerek yapılan incelemede ;
Sanığa yükletilen görevi kötüye kullanma eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı;
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu,
Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,
Anlaşıldığından sanık …'ın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2016 tarihli ve 2016/237398 sayılı yazısında;
I- İTİRAZ NEDENLERİ : "Sanık hakkında, Fatih Cumhuriyet Başsavcılığının 04/05/2004 tarihli iddianamesinde, suç tarihi, 13/12/2003 ve öncesi olarak belirtilmiş, atılı suçun görevi kötüye kullanmak olduğu, sevk maddeleri, 765 S. TCK.'nun 240, 80. Maddeleri gösterilerek kamu davasının açıldığı, Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2004/563 E. sayılı dosyasında sürdürülen yargılamada, mahkemenin, 4483 S.Y. uyarınca soruşturma yapılması için, yargılamanın durdurulmasına dair 16/05/2005 günlü kararını müteakip, İstanbul Valiliği'nin 07/07/2005 tarihli kararıyla, soruşturma izni verilmesine karar verilmiş, sanığın itirazı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 21/09/2005 gün ve 2005/405-463 E-K. Sayılı kararıyla reddedilerek, mahkemece, 28/10/2005 günlü tensip kararıyla yargılamaya devam olunarak, Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 03/03/2006 gün ve 2005/2121 E – 2006/278 K. Sayılı kararıyla, sanığın, görevi kötüye kullanmak suçundan, 765 S. TCK'nun 240/2, 59/2, 72. Mad., 647 S.Y.'nın 4 ve 6. Mad. Uyarınca, 2 ay 15 gün memuriyetten yoksun kılınmasına ve erteli 1.635 TL. Adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Anılan kararın süresinde temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 15/04/2008 gün ve 2007/6999 E-2008/6857 K. Sayılı ilamıyla, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının tartışılması zorunluluğu nedeniyle hükmün BOZULMASINA karar verildikten sonra, bozma üzerine, Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21/11/2008 gün ve 2008/319 E-2088/632 K. Sayılı kararıyla, sanığın, görevi kötüye kullanmak suçundan, 765 S. TCK.'nun 240/2, 59/2. Mad., Uyarınca, 2 ay 15 gün memuriyetten yoksun kılınmasına ve 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hükmün, CMK.'nun 231. Maddesi gereği, açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
Karar süresinde temyiz edilmiş olup, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21/10/2010 gün ve 2010/23996 E-2010/17252 K. Sayılı ilamıyla, "niteliği gereği karara yalnızca itiraz yolu açık ve dolayısıyla yapılan başvurunun bu doğrultuda değerlendirilmesinin gerekli bulunduğundan, temyiz davası hakkında bir karar vermeye yer olmadığına ve dosyanın incelenmeksizin karar mahkemesine geri gönderilmesine" karar verilmiştir.
Bozma ilamından sonra, sanık tarafından mahkeme kararına 13/12/2010 tarihinde yapılan itiraz üzerine, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 21/01/2011 gün ve 2011/104 D. İş. Sayılı kararıyla, "itirazın kabulüne, mahkemenin sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına, mahkemece sanık hakkında 6008 S. Y.'nın 7. ve geçici 2. Maddeleri uyarınca yeniden değerlendirme yapılmasına" ilişkin kararını müteakip; Fatih 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 09/03/2011 gün ve 2011/24 E – 2011/181 K. Sayılı kararıyla, sanığın, görevi kötüye kullanmak suçundan, 765 S. TCK.'nun 240/2, 59/2, 72. Mad., 647 S.Y.'nın 4 ve 6. Mad. Uyarınca, 2 ay 15 gün memuriyetten yoksun kılınmasına ve erteli 1.635 TL. Adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Süresinde yapılan temyiz üzerine, Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 21/03/2012 gün ve 2012/4881 E – 2012/6629 K. Sayılı ilamı ile, hükmün ONANMASINA karar verilmiştir.
Sanığın 17/05/2016 tarihli itiraz dilekçesi ekleri ve tüm dosyanın incelenmesinde; iddianamede belirtilen suç tarihinin 13/12/2003 ve öncesi olduğu, atılı görevi kötüye kullanma suçunu düzenleyen 765 S. TCK'nun 240. maddesindeki öngörülen ceza miktarları nazara alındığında, aynı yasanın 102/4. Maddesindeki 5 yıllık dava zamanaşımı süresine ve 104/2. Maddesindeki uzamış 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının her ne kadar itiraza tabi olsa da temyiz edilmesi nedeniyle kesinleşmediği, Yüksek Yargıtay içtihatlarında, hatalı yasa yoluna başvurmanın, yasal yollara başvurma hakkının kaybına neden olmayacağının vurgulandığı, sanık hakkında, zamanaşımını kesen "yargılamanın durdurulması kararı ile, İstanbul Valiliği'nce verilen soruşturma izni kararı" arasında geçen sürelerin, toplam süreden düşülmesi halinde dahi, 765 S. Y.'nın 102/4 ve 104/2. Maddelerindeki uzamış dava zamanaşımı süresinin, Yüksek Dairenizce yapılan inceleme tarihi itibariyle dolmuş bulunduğu anlaşıldığından, sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.
SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-) İtirazımızın KABULÜNE,
2-) Dairenizin 21/03/2012 gün ve 2012/4881 E – 2012/6629 K. sayılı ilamının KALDIRILMASINA,
3-) Dosyanın itirazen incelenerek, sanık hakkındaki hükmün BOZULMASINA; 765 S. TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde belirtilen dava zamanaşımı süresinin dolmuş bulunması nedeniyle, sanık hakkındaki kamu davasının, 5271 S. CMK'nun 223/8. madde ve fıkrası gereğince DÜŞMESİNE, karar verilmesi,
4-) İtirazımızın yerinde görülmemesi durumunda dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,
"Karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur." isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle,incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II -İTİRAZIN KAPSAMI :
İtiraz, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçundan sanık … hakkında verilen, mahkumiyet kararının onanmasına dair, Dairemizin 21.03.2012 tarihli kararına ilişkindir.
Dosyanın incelenmesinde; yargılama sırasında sanık hakkında 4483 sayılı Yasa uyarınca soruşturma izni alınması için durma kararının verildiği 16.05.2005 tarihinden soruşturma izni verilmesine dair kararın kesinleştiği 21.09.2005 tarihine kadar dava zamanaşımının durduğu, 21.11.2008 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının temyizi üzerine Dairemizce kararın itiraza tabi olması nedeniyle mahallinde değerlendirme yapılması amacıyla dosyanın incelenmeksizin mahkemesine iade edildiği,bunun üzerine itiraz merciince yapılan inceleme sonucu 21.01.2011 tarihinde itirazın kabulü ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılmasına karar verilmesiden sonra Mahkemesince mahkumiyet hükmü kurulduğu,bu kararın temyizi üzerine Dairemizce 21.03.2012 tarihinde mahkumiyet hükmünün onanamasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Hükmün aıçıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesinden sonra başlayacak olan deneme süresi içinde yeniden kasıtlı bir suç işlenmesi ya da yükümlülük yüklendiği durumlarda yükümlülükleri uyulmaması tarihine kadar zamanaşımı süresi duracaktır. (5271, m.231/8). Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının her ne kadar itiraza tabi olsa da temyiz edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinin kabulü gerekmektedir.
Bu durumda, zamanaşımını durduran sebep sadece mahkemenin 4483 sayılı Yasaya göre soruşturma izni alınması için yargılamanın durmasına karar verdiği 16.05.2005 tarihinden soruşturma izni verilmesine dair kararın kesinleştiği 21.09.2005 tarihine kadar geçen süredir.Suç tarihinin 21.09.2003 ve öncesi olduğu, sanığa yükletilen görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği 765 sayılı TCK'nın 240.maddesinde öngörülen ceza miktarı göz önüne alındığında, aynı Kanunun 102/4 ve 104/2.maddeleleri uyarınca 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımına tabi olduğu, bu süreye yukarıda belirtilen zamanaşımının durma süresi de eklendiğinde inceleme tarihi itibariyle olağanüstü dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmıştır.
III- KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 21.03.2012 gün ve 2012/4881 esas, 2012/6629 karar sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
İstanbul 41. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.03.2011 gün ve 2011/24 esas, 2011/181 karar sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Suçun oluştuğu 21.09.2005 tarihine göre temyiz süreci içinde, sanık yararına olan 765 sayılı TCK'nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleştiği anlaşıldığından, sanık … 'ın temyiz nedenleri yerinde bulunmakla, 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca itiraz yazısına uygun olarak KAMU DAVASININ DÜŞMESİNE, 03/11/2016 günü oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin karşı oy bulunmakla birlikte oy çokluğuyla verdiği 02.05.2023 tarihli ve E. 2023/1467, K. 2023/4601 sayılı ilamında ise, 4483 sayılı Kanun uyarınca zorunlu olan soruşturma izni talep edilmeden kamu görevlisi sanıkların savunmalarının alınamayacağı ve bu izin alınmaksızın düzenlenen iddianame, tespit edilen savunmalar ile verilen mahkûmiyet kararlarının hukuki değerden yoksun bulunması sebebiyle zamanaşımını kesmeyeceği ifade edilmiştir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2023/1467, K. 2023/4601Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
7- 2023/7190 (ek)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/487 E., 2016/240 K.
SUÇTAN ZARAR GÖREN : Hazine ve Maliye Bakanlığı
SUÇ : 237 sayılı Taşıt Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEMYİZ EDENLER : Suçtan zarar gören vekili, sanıklar
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 … maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 … maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği sanıklar ile suçun niteliğine göre suçtan zarar gördüğü anlaşılan Hazine ve Maliye Bakanlığının hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. GEREKÇE
1. Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 237 sayılı Taşıt Kanunu' nun ( 237 sayılı Kanun) 16 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2. Suça konu taşıtın, sanıkların görevleri gereği kendilerine teslim edilmiş olduğunun bilinmesi karşısında; 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun' un (4483 sayılı Kanun) 2 nci maddesin birinci fıkrasındaki “Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır" ve aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki ''Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler.'' amir hükümler dikkate alınarak, kamu görevlisi olan sanıkların, 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni istenmeden savunmaları dahi tespit edilemeyecek olunması nedeni ile düzenlenen iddianame, Mahkemece tespit edilen sanık savunmaları ve verilen mahkumiyet kararlarının hukuki değerden yoksun olmaları nedeni ile zamanaşımı süresinin kesildiği kabul edilemeyeceğinden; 20.01.2015 olan suç tarihine göre temyiz inceleme gününde 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.
II. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Antalya 21. Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.03.2016 tarihli ve 2015/487 Esas, 2016/240 Karar sayılı kararına yönelik suçtan zarar gören vekili ile sanıkların temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 … maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla ayrı ayrı DÜŞMESİNE,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.05.2023 tarihinde karar verildi.
(K.D)
KARŞI OY
Polis memuru olan sanıklar Tolga Tuberk Turğut ve … hakkında 237 sayılı Taşıt Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca 237 sayılı Kanuna muhalefet suçundan açılan kamu davasının Antalya 21. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/487 esasına kaydının yapıldığı, yapılan yargılama neticesinde sanık … Tuberk Turğut’un 237 sayılı Kanunun 16/1, TCK 62,53,58 maddeleri uyarınca 25 gün hapis, sanık …’nun 237 sayılı Kanunun 16/1, TCK 62,53,58 maddeleri uyarınca 500 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair 15/03/2016 tarihli ve 2016/ 240 Karar sayılı mahkumiyet kararının verildiği, bahse konu kararın sanıklar tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 02.05.2023 tarihli 2023/1467 Esas, 2023/ karar sayılı ilamı ile
"1.Sanıkların yargılama konusu eylemleri için, 237 sayılı Taşıt Kanunu'nun (237 sayılı Kanun) 16 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre 5237 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü anlaşılmıştır.
2.Suça konu taşıtın, sanıkların görevleri gereği kendilerine teslim edilmiş olduğunun bilinmesi karşısında; 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun' un (4483 sayılı Kanun) 2 nci maddesin birinci fıkrasındaki “Bu Kanun, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır" ve aynı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki ''Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler.'' amir hükümler dikkate alınarak, kamu görevlisi olan sanıkların, 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca soruşturma izni istenmeden savunmaları dahi tespit edilemeyecek olunması nedeni ile düzenlenen iddianame, Mahkemece tespit edilen sanık savunmaları ve verilen mahkumiyet kararlarının hukuki değerden yoksun olmaları nedeni ile zamanaşımı süresini kestikleri kabul edilemeyeceğinden; 20.01.2015 olan suç tarihine göre temyiz inceleme gününde 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir." gerekçesiyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına oy çokluğu ile karar verildiği,
Daire çoğunluğunun kararına katılmıyorum.
Şöyleki;
Sanıklara isnad edilen 237 sayılı Kanuna muhalefet suçunun soruşturması izne bağlı olan suçlardan olduğu ve soruşturma izninin de dava şartı olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında; 4483 sayılı Kanun ve benzeri özel soruşturma usulünü düzenleyen diğer yasalar gereğince, ilgili idarî merci tarafından soruşturma ve/veya kovuşturma izni verilmeksizin ceza soruşturması yürütülemeyeceğinden ve soruşturma ve kovuşturma şartlarının gerçekleşmediği hallerini de içerecek şekilde 5271 sayılı Kanunun 172/1. maddesinde “kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir” hükmü de gözetildiğinde Ceza Yargılama Kanunu’nun 174. maddesinde açıkça belirtilmemekle birlikte, iddianamenin iadesi kurumuna ilişkin yasal düzenlemenin amacı gözetildiğinde soruşturma ve kovuşturma şartı niteliğinde bulunması nedeniyle, 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izni alınmamasının da iddianamenin iadesi nedeni
olarak kabul edildiği, bu sebeple soruşturma izni alınmadan yapılan soruşturma neticesinde Cumhuriyet savcılığı tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemesince kabul edilerek yargılama yapılması ve sanıkların mahkumiyetine dair hüküm kurulmasının hukuki sonuç doğuracağı ve zaman aşımınıda durduracağı kanaatindeyim. Dairece; mahkemece durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izninin alınması ve akabinde yargılamaya devam edilmesi gerekçesiyle bozma kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde bozma kararı verilmesi,
Öte yandan; Daire çoğunluğunca sanıkların savunmalarının ve yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararının hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilmesine rağmen, hukuki değerden yoksun olan kararın Yargıtayca denetlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle anılan mahkeme kararının incelenmeksizin mahkemesine iadesine karar verilmesi gerekirken anılan kararı esastan incelemek suretiyle çelişkiye düşülmesi,
Usul ve yasaya aykırıdır. 07/06/2023
…
7. Ceza Dairesi Üyesi
3628 Sayılı Kanun Kapsamı, Özel Usuller ve İstisnalar
Memurların yargılanmasında suçun niteliği veya failin sıfatı gereği kanunlarda özel soruşturma ve kovuşturma usulü öngörülen haller ile idarenin disiplin hükümleri saklıdır. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde genel soruşturma hükümleri uygulanır ve izin prosedürü işletilmez. Bununla birlikte 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca; bu Kanunda ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda düzenlenen suçlar ile irtikâp, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma ve Devlet sırlarının açıklanması suçlarından sanık olanlar hakkında 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.
3628 sayılı MAL BİLDİRİMİNDE BULUNULMASI, RÜŞVET VE YOLSUZLUKLARLA MÜCADELE KANUNU m. 17Kaynağı aç
17 – (Değişik birinci fıkra: 12/12/2003-5020/12 md.)
Bu Kanunda ve 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununda yazılı
suçlarla, irtikâp, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, görev sırasında veya
görevinden dolayı kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma,
Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına sebebiyet verme suçlarından
veya bu suçlara iştirak etmekten sanık olanlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve
4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun
hükümleri uygulanmaz.
Yukarıdaki
fıkra hükmü müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar hakkında uygulanamaz.
Görevleri
veya sıfatları sebebi ile özel soruşturma ve kovuşturma usulüne tabi olan sanıklarla
ilgili kanun hükümleri saklıdır.
Suçun ihbarı
3628 sayılı Kanun'un 17. maddesindeki 4483 sayılı Kanun'un uygulanmayacağına ilişkin bu kural, müsteşarlar, valiler ve kaymakamlar bakımından geçerli değildir. Dolayısıyla rüşvet, zimmet, irtikâp, ihaleye fesat karıştırma veya kaçakçılık gibi katalog suçların müsteşar, vali veya kaymakam tarafından işlendiği iddia edildiğinde genel hükümler değil, soruşturma izni usulü uygulanır.
Kamu Görevlilerinin Görev Suçlarına İlişkin Ceza Hükümleri
Kamu görevlisinin görevi sebebiyle düzenleme yetkisine sahip olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak tanzim etmesi, mevcut gerçek bir belgede aldatıcı değişiklikler yapması, gerçeğe aykırı içerikle belge hazırlaması ya da sahte resmî belgeyi kullanması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca üç yıldan sekiz yıla kadar hapis yaptırımına bağlanmıştır. Aynı Kanun'un 205. maddesinde ise gerçek bir resmî belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesi fiilleri iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla düzenlenmiş; suçun kamu görevlisince işlenmesi durumunda cezanın yarı oranında artırılacağı hükme bağlanmıştır. Bunun yanı sıra Kanun'un 251. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, denetim yükümlülüğünü ihmal ederek zimmet yahut irtikâp fiilinin işlenmesine zemin hazırlayan kamu görevlisi için üç aydan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 204Kaynağı aç
bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi
belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak
düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren,
gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu
görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar
geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında
artırılır.
Resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 205Kaynağı aç
gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun
kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında
artırılır.
Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 251Kaynağı aç
yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak
sorumlu tutulur.
(2) Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine
imkan sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
Rüşvet
Soruşturma izni alınmadan kamu görevlisi hakkında ceza soruşturması yürütülebilir mi?
Memurlar ve kamu görevlilerinin görevi sebebiyle işledikleri suçlarda soruşturma izni alınması zorunludur; yetkili idari merciden izin alınmadan ceza soruşturması yapılamaz.
Yetkili idari merci soruşturma izni kararını kaç gün içinde vermelidir?
Yetkili merci suç isnadını öğrenmesinden itibaren ön inceleme dâhil en geç otuz gün içinde karar verir; zorunlu durumlarda bu süre en fazla on beş gün uzatılabilir.
Soruşturma izni kararlarına karşı itiraz süresi ne kadardır?
Soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin yetkili idari merci kararlarına karşı itiraz süresi kararın tebliğinden itibaren on gündür.
Soruşturma izni kararlarına karşı hangi yargı mercilerine itiraz edilir?
Kanunda sayılan merkezi görevliler yönünden Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç Danıştay İkinci Dairesine, diğer görevliler yönünden ise yetkili merciin yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

