Mal Rejimi Tasfiyesinde Sürüm Değeri

by Avukat Erdal Ersoy
Mal Rejimi Tasfiyesinde Sürüm Değeri

Sürüm değeri, bir malvarlığının belirli bir tarihte serbest piyasa koşullarında alıcı ile satıcı arasında gerçekleşebilecek adil bir satış işlemi sonunda elde edilebilecek tahmini para değeridir. Türk Medeni Kanunu bu kavramı mal rejiminin tasfiyesi ve miras paylaşımı gibi birden fazla alanda değerlemenin temeli olarak benimser.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 232Kaynağı aç
Madde 232- Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır. 2. Gelir değeri a. Genel olarak
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 657Kaynağı aç
Madde 657- Taşınmazlar, paylaşmanın yapıldığı zamandaki gerçek değerleri esas alınarak mirasçılara özgülenir. Tarımsal taşınmazlar gelir değerine, diğer taşınmazlar sürüm değerine göre özgülenir. b. Değerin belirlenmesi

Kavramın içeriği

Doktrinde sürüm değeri, bir malın devredilmesinde normal şartlar altında ve olağan ilişkiler içinde sahip olacağı değer biçiminde tanımlanmıştır. Aynı kavram, bir malvarlığı unsurunun serbest piyasadaki olağan mübadele, yani değişim değeri olarak da ifade edilmektedir.

Mal rejiminin tasfiyesinde sürüm değeri

Türk Medeni Kanunu'nun 232. maddesi, mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerlerinin esas alınacağını düzenler. Madde gerekçesi, değerlendirmede malın sürüm, yani rayiç değerinin esas alınacağını ve bu suretle tasfiye sırasındaki sürüm değerlerin geçerli olacağı yönünde belirli bir ölçü konulmak istendiğini belirtmektedir.

Kanunda, tasfiyeye konu malların sürüm değerinin hangi hususlar göz önüne alınarak belirleneceğine ilişkin ayrı bir hüküm bulunmamaktadır. Doktrinde, benzer malların edinilmesinde ödenen bedellerin bu belirlemede dikkate alınabileceği ifade edilmektedir.

Edinilmiş mallar ve eklenecek değerlerin hesaplanması

TMK m. 235 birinci fıkrası, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağını hükme bağlar. Buna karşın doktrinde, edinilmiş malların mal rejiminin sona erdiği sıradaki mevcut sürüm değeriyle hesaba katıldığı açıklanmaktadır. TMK m. 232 gerekçesi ise tasfiye sırasındaki sürüm değerleri esas almaktadır. Bu iki okuma arasındaki ilişki birincil kaynaklarla çözüme kavuşturulamamıştır; dolayısıyla tek bir kesin kural olarak sunmak mümkün değildir. Edinilmiş mallara hesapta eklenecek değerler bakımından ise farklı bir kural geçerlidir: bu değerler, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 235Kaynağı aç
Madde 235- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar. Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. V. Artık değere katılma 1. Kanuna göre

Değerin belirlenmesinde kullanılan teknikler

Sürüm değerinin tespitinde birden fazla yaklaşım yer bulur. Bunlardan biri, benzer özelliklere sahip malların piyasada mevcut satış fiyatlarını karşılaştırarak değer belirlemektir; bu karşılaştırmada malın konumu, büyüklüğü, durumu ve diğer özellikleri dikkate alınır.

Gelir kapitalizasyonu yöntemi, malın gelecekte üretebileceği net gelirin bugünkü değerini hesaplayarak sürüm değerini belirler. Bu yöntem, özellikle kira geliri elde edilen gayrimenkuller ve işletmeler için uygun görülür.

Maliyet yöntemi, malın yeniden inşa veya üretim maliyetini mevcut durumuna göre ayarlayarak sürüm değerini hesaplar. Piyasada bulunabilirliği sınırlı olan mallar ile benzersiz malların değerlemesinde bu yönteme başvurulur.

İndirgenmiş nakit akışları yöntemi, bir malın veya işletmenin gelecekteki nakit akışlarını belirli bir indirgeme oranıyla bugünkü değerine indirger. Özellikle yatırım projelerinin ve işletmelerin değerlemesinde tercih edilir.

Bilirkişi değerlemesi, sürüm değerinin belirlenmesinde uzman görüşüne başvurulmasını içerir. Uzman, malın özel durumuna göre uygun yöntemi seçebilir ve yukarıda sayılan tekniklerin bir bileşimini kullanabilir.

Miras paylaşımında taşınmazların değeri

Türk Medeni Kanunu'nun 657. maddesi, miras paylaşımında taşınmazların paylaşmanın yapıldığı zamandaki gerçek değerleri esas alınarak mirasçılara özgülenmesini öngörür. Bu çerçevede tarımsal taşınmazlar gelir değerine, diğer taşınmazlar ise sürüm değerine göre özgülenir. Böylece tarımsal nitelikteki taşınmazlar için farklı bir değerleme ölçütü benimsenmiş, sürüm değeri ise tarımsal olmayan taşınmazlar bakımından belirleyici kılınmıştır.

Yargıtay içtihadında değerleme tarihi

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ve 2. Hukuk Dairesi'nin uygulamalarına göre tasfiye tarihi karar tarihidir; bu nedenle mahkemece tasfiyeye konu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir. Birden fazla kararda taşınmazların değerlendirilmesinde malın mal rejiminin sona erdiği tarihteki nitelik, seviye ve aşaması esas alınarak tasfiye anındaki sürüm değerine ulaşılması gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/15695, K. 2016/13500Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/15695 E.  ,  2016/13500 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi … ile … aralarındaki katılma alacağı davasının kabulüne dair…. Aile Mahkemesi'nden verilen 10.07.2014 gün ve 206/556 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlar ile şirket hisseleri ve karı nedeniyle 10.000,00 TL alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 19.04.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile, talep miktarını artırarak toplam 600.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile, davacının ….'teki eve ilişkin 301.000,00 TL,…'deki taşınmaza ilişkin 388.571,43 TL, ….Ltd. Şti. hissesinden elde edilen kar payına ilişkin 22.152,49 TL olmak üzere 711.723,92 TL katılma alacağı bulunduğu gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak 600.000,00 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, banka kayıtlarına, tarafların beyanlarına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Somut olaya gelince; eşler, 07.05.2000 tarihinde evlenmiş, 22.05.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı m. TKM 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202). Tasfiyeye konu 131 ada 1 parsel 8 nolu bağımsız bölüm …., eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 17.10.2008 tarihinde tam hissesi; 615 ada 9 parsel sayılı taşınmaz ….'deki taşınmaz), eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 15.03.2007 tarihinde 510/1050 hissesi satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir, Tasfiyeye konu … Limited Şirketi ise, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 08.06.1998 tarihinde kurulmuştur ve kişisel maldır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179). a) Tasfiyeye konu taşınmazın, bedelinin tamamının ya da bir kısmının kredi ile karşılanması durumunda, kredi veren kuruluşa yapılan geri ödemelerin isabet ettiği dönemden, miktarından ve taksit sayısından hareketle mal rejiminin tasfiyesi sonucunda eşlerin alacak miktarları belirlenir. 4721 sayılı TMK'nun 202/1.maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemelerde, eşler lehine değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacak hakları doğabilecektir. Kredi borcu ödemelerinin bir kısmının mal rejiminin devamı süresince, bir kısmının da daha sonraki tarihlerde yapılmasında, mal rejiminin geçerli olduğu dönemin sonrasına sarkan ödemeler, dava konusu taşınmazın borcu kabul edilerek tasfiye gerçekleştirilir. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, dosya içeriğine, toplanan delillere, taraf beyanlarına, bilirkişi raporlarına, taşınmazın edinilmesi için kullanılan kredi ödeme tablosu ve bilgilerine göre; tasfiyeye konusu 131 ada 1 parsel 8 nolu bağımsız bölümün ….'teki taşınmaz) edinilmesinde….bankası'ndan 72 ay vadeli 500.000,00 TL kredi kullanıldığı, mal rejiminin geçerli olduğu süre içinde (boşanma dava tarihine kadar) 7 taksidin ödendiği, 65 taksidin ise, mal rejiminin sona erdiği 22.05.2009 tarihinde taşınmazın borcu olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Aynı şekilde tasfiyeye konu 615 ada 9 parsel sayılı taşınmazın 510/1050 hissesinin de …'deki taşınmaz) edinilmesinde İşbankası'ndan 60 ay vadeli 300.000,00 TL kredi kullanıldığı, mal rejiminin geçerli olduğu süre içinde (boşanma dava tarihine kadar) 26 taksidin ödendiği, 34 taksidinin ise, mal rejiminin sona erdiği 22.05.2009 tarihinde taşınmazın borcu olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar ve yukarda açıklanan Dairemiz ilke ve uygulamalarına göre, Mahkemece, tasfiyeye konu taşınmazların satın alma bedeli, bunun kredi ile ve varsa kredi dışında eşlerin kendi imkanları ile karşıladıkları miktarlar ve oranları ile tasfiye (karara en yakın) tarihindeki sürüm(rayiç) değeri ayrı ayrı belirlenerek; kredi sözleşmesi ve kredi borcu ödeme tablosunun ilgili bankadan getirtilerek, kredilerinin mal rejiminin sona erdiği tarihten (boşanma dava tarihi) sonrasına sarkan bölümünün taşınmazın TMK 230/2. maddesi gereğince, edinilmiş malın borcu olarak düşümünün yapılması; taşınmazın karar tarihine yakın tarihteki değerinin hesaplanması için yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak rapor alınması, daha sonra açıklanan nedenlerle denetime elverişli hesap yapılabilmesi için konusunda uzman bilirkişi ve bilirkişilerden hesap raporu alınarak karar verilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden kredi borçları gözönünde bulundurulmaksızın hesaplama yapan bilirkişi raporu esas alınarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir. b) Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan malvarlığı değerleri, o eşin kişisel malıdır (4721 s.lı TMK'nun m. 220/2) Aksi mal rejimi sözleşmesiyle kararlaştırılmamışsa kişisel malların gelirleri edinilmiş maldır (TMK'nun m. 219/4 ve 221/2). Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 s.lı TMK’nun m. 235/1). Malvarlıkları, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vs.) göre değerlendirilir (TMK’nun m. 228/1). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK’nun m. 227/1 ve 235/1), sürüm (rayiç) değerleri (TMK’nun m. 232, 239/1) hesaba katılır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir. Kişisel mal niteliğindeki şirket üzerinde davacı eşin mal rejiminin tasfiyesi sonucu oluşacak alacak hakkı bulunmamaktadır. Ne var ki; aksi kararlaştırılmadığından şirket geliri edinilmiş mal olduğundan, mevcut ise tasfiye davasının konusu olabilir. Mahkemece yapılacak iş; öncelikle yukarıda açıklanan yasal düzenleme, ilke ve esaslar çerçevesinde, 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği 22.05.2009 tarihine kadar, dava konusu şirketin kar edip etmediğinin, kar etmişse davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesidir. Kar payı ödemesi yapılmış veya karın şirkete yatırım olarak kullanılması durumunda, bu miktarların mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla ulaştığı reel değer belirlenerek mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmalıdır. Ödenmiş kar payının mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olmaması durumunda ise; iddia ve savunma doğrultusunda toplanan tüm deliller, ailenin ekonomik ve sosyal statüsü, yaşam standardı ve hayatın olağan akışına göre aile harcamasında kullanıldığı kabul edilen makul miktar belirlenip çıkarıldıktan sonra, kalan miktarın mal rejiminin tasfiyesinde gözetilmesi gerekir. Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi geçen gerek görülürse mali müşavir, bankacı ve hesap bilirkişi veya bilirkişilerinden de yardım alınmalıdır. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalının … Sigorta Aracılık Hizmetleri Limited Şirketi'ndeki hissesinden elde edilen kar payına ilişkin olarak dava konusu şirketin kar edip etmediğinin, kar etmişse davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılması gerekir. Mahkemece bu yön gözetilmeksizin gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan bilirkişi raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2.a. ve 2.b. bentlerinde gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 10.246,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 10.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/3317, K. 2022/6740Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/3317 E.  ,  2022/6740 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Değer Artışı ve Katılma Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 05.07.2022 günü duruşmalı temyiz eden davacı … vekili Av. … ile karşı taraf duruşmalı temyiz eden davalı … vekili Av. … geldi. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1.Davanın türüne yönelik davacı kadının temyiz itirazlarının incelemesinde: Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (HMK mad.33). Belirsiz alacak davası, HMK’nın 107. maddesinde düzenlenmiş olup düzenlemeye göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. Tüm bu açıklamalara göre, somut olayda, davacının dava dilekçesinde harca esas değer olarak 10.000,00TL göstermek suretiyle ''Öncelikle davalı adına kayıtlı olan malvarlığının (son üç yıldaki pasif malvarlığı da dahil olmak üzere) tespitine,/Tespit edilen aktif mallarının tasfiye edilerek edinilmiş mallara katılma rejimine göre paylaştırılmasına, müvekkilim davalıya ait taşınmazın edinilmesine ve iyileştirilmesine yaptığı katkının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, pasif malvarlıkları hakkında edinilmiş mallara katılma rejimine göre bedellerinin belirlenerek müvekkil hissesine düşen kısmın davalıdan tahsil edilerek müvekkile ödenmesine,/ Davalının hissedar olduğu şirketlerdeki hisse bedellerinin belirlenerek edinilmiş mallara katılma rejimine göre müvekkilime düşen kısmın davalıdan tahsil edilerek müvekkile ödenmesine'' karar verilmesini talep ettiği, talebin tespit ile değer artış payı ve artık değere katılma alacağı niteliğinde olduğu, diğer bir deyişle tasfiyeye konu malların tespit edildikten sonra tasfiyeye konu malların tasfiye tarihindeki (muhtemel karar tarihi) değerine göre değer artış payı alacağı ve artık değere katılma alacağının belirlenmesi gerektiği anlaşılmakla, dava dilekçesinin içeriği ve alacağın niteliği bir bütün halinde değerlendirildiğinde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi objektif olarak davacıdan beklenemez. O halde, bölge adliye mahkemesince, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olduğunun kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle kısmi dava olarak kabul edilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. 2.Tasfiyeye konu 1683 ada 7 parsel sayılı arsa ve 3543 ada 16 parsel 35 nolu bağımsız bölüme yönelik davalı erkeğin temyiz itirazlarının incelemesinde; Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre temyiz itirazları yersizdir. 3.Tasfiyeye konu 1683 ada 8 parsel 1 nolu bağımsız bölüme yönelik davalı erkeğin temyiz itirazlarının incelemesinde; Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 Sayılı TMK mad.235/1). Eşlere ait kişisel ve edinilmiş mallar, mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, aşama vb.) göre değerlendirilir (TMK mad.228/1). Bu malların, kural olarak tasfiye anındaki (TMK mad.227/1 ve 235/1), sürüm (rayiç) değerleri (TMK mad.232 ve 239/1) hesaba katılır. Yargıtay ve Dairemizin uygulamalarına göre, tasfiye tarihi, karar tarihidir. Mahkemece, tasfiye konusu malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir. Somut olayda, mahkemece, tasfiyeye konu 1 nolu bağımsız bölümün keşif tarihindeki (29.03.2019) durumuna göre, inşaat seviyesi tespit edilmeden belirlenen güncel değere göre katılma alacağının belirlendiği, taşınmazın tasfiyenin sona erdiği tarihte (22.12.2017) natamam olduğu, davalı erkeğin sunduğu tespit dosyasına göre taşınmazın tespit tarihinde (05.09.2018) inşaat yapım seviyesinin %69 olduğunun belirlendiği anlaşılmakla, mahkemece, tasfiyeye konu taşınmazın mal rejiminin sonra ermesi anındaki durumu (nitelik, seviye, aşama vb.) belirlenerek tasfiye anındaki sürüm (rayiç) değerinin belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. 4.Tasfiyeye konu … San. ve Tic. A.Ş.’ne yönelik tarafların temyiz itirazlarının incelemesinde; a. Şirket hissesi yönünden yapılan incelemede; Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK mad. 222). Somut olayda, mahkemece, tasfiyeye konu şirket hissesinin miktarı ve değeri dikkate alındığından evlilik tarihinden kısa süre sonra davalı tarafından hisse bedelinin ödenmesinin imkansız olduğu, davacının bedel ödendiğine dair herhangi bir delil de sunmadığı gerekçesiyle şirket hissesinin kişisel mal olduğu kabul edilerek şirket hissesi yönünden davanın reddine karar verildiği, tasfiyeye konu şirket hissesini 29.07.2005 tarihinde evlilik birliği içinde davalı erkeğin devraldığı anlaşılmakla, tasfiyeye konu şirket hissesi edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde davalı erkek adına edinildiğinden, kanuni karine gereğince edinilmiş mal olup aksinin ispat külfeti davalı erkektedir (TMK mad. 6, HMK mad. 190). O halde, mahkemece, şirket hissesinin kişisel mal olduğuna yönelik ispat külfeti davalı erkekte olmasına rağmen, hatalı değerlendirme ile ispat külfetinin davacı kadında olduğunun kabul edilmesi hatalı olmuştur. Diğer yandan, davalı erkek dosya kapsamındaki mevcut delillerle şirket hissesinin kişisel mal olduğunu da ispatlayamamıştır. Tüm bu açıklamalara göre, mahkemece, şirket hissesinin edinilmiş mal olduğu kabul edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. b. Şirket kar payına yönelik yapılan incelemede; Somut olayda, mahkemece kar payı yönünden katılma alacağının kabulüne karar verilmiş ise de, karar hatalı olmuştur. Şöyle ki, davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesi gerekirken, bu hususta bir araştırma ve inceleme yapılmadan karar verilmesi de hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. 5.Tasfiyeye konu … Banyo Gereçleri San. ve Tic. A.Ş. ve … Yapı Endüstrisi A.Ş.’ne yönelik davacı kadının temyiz itirazlarının incelemesinde: Eşlerin malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına (nitelik, seviye, yaş vb.) göre, tasfiye anındaki, sürüm değerleriyle hesaba katılır (4721 Sayılı TMK mad.228/1, 232, 235/1 ve 239/1). Yargıtay'ın ve Dairemizin uygulamalarına göre tasfiye tarihi karar tarihidir. Buna göre, tasfiyeye konu şirketin mal rejiminin sona erdiği andaki durumu esas alınarak, tasfiye (karar) tarihindeki sürüm değeri belirlenmelidir. Şirketin mal rejiminin sona erdiği andaki durumu ve değeri; o tarihteki ekonominin genel durumu, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün konumu, büyüklüğü ve büyüme hızı, tasfiyeye konu şirketin sektördeki yeri, pazar payı, varlık ve sermaye yapısı, şirketin kullandığı teknoloji, makina ve tesisatın durumu ile araştırma geliştirme (ARGE) faaliyetleri, ürettiği hizmet ve ürünleri pazarlama gücü, büyüme potansiyeli, şirketin değerlendirme anındaki ve gelecekteki satışlarına, kazançlarına, nakit akışlarına ve finansal durumuna ilişkin 5-10 yıllık tahminler, kar dağıtım politikası, gelecekte planlanan sabit kıymet yatırımları, stratejisi, rekabetçi konumu, müşteri portföyü, organizasyonu ve yönetim kadrosu ile gelecekte şirketin ortaya çıkarması beklenen nakit akışlarının analizi, ekonominin genel arz ve talep kuralları göz önünde bulundurularak belirlenir. Bundan sonra, yukarıda açıklanan yöntem ve kriterlere göre dava konusu şirketin mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla belirlenen piyasa sürüm (rayiç) değeri, TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) göz önünde bulundurularak tasfiye (karar) tarihindeki değeri belirlenmelidir. Şirketin kar payı yönünden de, 4721 Sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar, dava konusu şirketin kar edip etmediğinin, kar etmişse davalı eşe şirket kar payı (temettü=kazanç) ödenip ödenmediğinin, ödenmişse mevcut olup olmadığının ya da her hangi bir yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediğinin, kar payı ödemesi yapılmamışsa karın şirkete yatırım olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılıp belirlenmesidir. Kar payı ödemesi yapılmış veya karın şirkete yatırım olarak kullanılması durumunda, bu miktarların mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla ulaştığı reel değer belirlenerek mal rejiminin tasfiyesinde göz önünde bulundurulmalıdır. Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Somut olayda, mahkemece tasfiyeye konu şirketlerin zarar ettiği gerekçesiyle işbu şirketler yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, karar hatalı olmuştur. Şöyle ki, tasfiyeye konu şirketin değerinin özkaynak değerine göre belirlendiği, kar payı yönünden bir araştırma ve inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece yukarıda açıklanan esas ve yöntemlere göre şirket hisse değerinin ve kar payının belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dikkate alınarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 1., 3., 4., 5. bentlerde açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 2. bentte gösterilen sebeplerle ONANMASINA, tasfiyeye konu … Seramik San. ve Tic. A.Ş.’ne yönelik tarafların diğer temyiz itirazları ile vekalet ücretine yönelik davacının temyiz itirazlarının bozma sebebine göre şimdilik incelenmesine yer olmadığına, duruşma için takdir olunan 3.815,00 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine ve 3.815,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatıra davalıya geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi. 05.07.2022 (Salı)
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/13838, K. 2015/17018Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2015/13838 E.  ,  2015/17018 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa 2. Aile Mahkemesi TARİHİ : 31/01/2014 NUMARASI : 2013/361-2014/48 S.. O.. ile C.. K.. aralarındaki mal rejiminden kaynaklanan alacak davasının kabulüne dair Bursa 2. Aile Mahkemesi'nden verilen 31.01.2014 gün ve 361/48 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı Sezgin vekili, .. plakalı araç nedeniyle dava konusu aracın davacının şahsi malı olduğunun tespiti ile aynen iadesine, mümkün değilse mal rejiminin tasfiyesi ile fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere şimdilik 5.000-TL'nin tasfiye tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı Canan vekili, aracın davalıya gizli bağış yoluyla intikal ettiğini açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne, dava konusu aracın davacının kişisel malı olduğunun tespiti ile davalı adına kaydının iptaline, davacı adına tesciline, olmadığı takdirde 5.000-TL bedelin davalıdan dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, dava konusu aracın aynen iadesi, olmadığı takdirde artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır. (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasadan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm (rayiç) değerleri esas alınır. (TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir. (TMK 222. m). Mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve artık değere katılma alacak hakları doğar. Kural olarak, eşlerden birine ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır (07.10.1953 gün 8/7 YİBK, 4721 sayılı TMK'nun 227/1, 231, 236/1 m). TMK'nun 239/1. fıkrasında; "katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir…” denilmektedir. 226/3.madde de ise "Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler" hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe tanınmış bir haktır. Başka bir anlatımla, tasfiye alacaklısı ayrık durumlar hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul edebilir. Açıklanan bu kuralın istisnaları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 226/2. maddesinde (alacaklı eşin tasfiyeye konu paylı malda üstün yararını kanıtlaması) ve 240. maddesinde (aile konutu veya eşyanın söz konusu olması) tahdidi olarak belirtilmiştir. Temyize konu davadaki somut olayda açıklanan istisnai durumlar mevcut değildir. Somut olaya gelince; eşler, 16.05.2002 tarihinde evlenmiş, 11.08.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu araç eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 26.12.2002 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. (TMK 179.m). Davacının dayandığı 15.03.2002 tarihli adi yazılı belge dava konusu edilen aracın tarafların evlenme tarihinden daha önce satın alındığını kabule yeterli değildir. Aracın bedelinin davacı eş tarafından ödenip davalı eş üzerine kaydedilmesi işlemin bağış olarak kabulünü gerektirmez. Bağışlama iradesi mevcut değildir. O halde dava konusu aracın evlilik birliği içerisinde iktisap edilmiş edinilmiş mal niteliğinde olduğu benimsenerek usulüne uygun olarak düzenlenen 16.12.2013 tarihli bilirkişi raporunda hesaplanan katılma alacağına göre davada talep edilen miktar gözetilerek alacağa hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeksizin davacının mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacağı mülkiyet hakkına dayalı (ayni etkili) bir alacak olmadığı halde, terditli olarak karar verilerek öncelikle dava konusu aracın kaydının davacı adına tesciline karar verilmesi de doğru olmamıştır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu nedenle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 86,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 30.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Şirket hisselerinin değerlenmesinde ise Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ve 2. Hukuk Dairesi kararlarında, mal rejiminin sona erdiği tarihteki piyasa değerinin Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) gözetilerek karar tarihindeki sürüm değerine güncellenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu güncelleme yöntemi söz konusu kararlarda şirket değeri için öngörülmüştür; taşınmazlar bakımından ayrıca zorunlu kılındığı aynı kararlarda belirtilmemiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/3430, K. 2021/1818Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2020/3430 E.  ,  2021/1818 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı … Keskin vekili, evlilik birliği içinde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönem içerisinde davalı erkek adına kayıtlı olup, katılma alacağını azaltmak amacıyla davalı tarafından devredilen tüm malvarlığının (davalının ortağı olduğu şirket yada kendi adına kayıtlı taşınmaz, para, araç, şirket hisssesi, şirket kar payı) tasfiyesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL katılma alacağının faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, 18.04.2016 tarihli harcını yatırmak suretiyle sundukları dilekçe ile talep miktarını 694.820,51 TL'ye arttırmıştır. Davalı … vekili, davacının ev hanımı olduğunu, edinilen mal varlığına katkısı bulunmadığını, şirket hissesi ve şirketin kar payının davalının babasından bağış yolu ile geçen mallardan oluştuğunu ve kişisel mal olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece verilen ilk kararda, davanın kabulüne, 694.820,51 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde, Dairenin 2016/14327 Esas ve 2018/9252 Karar sayılı ilamıyla, şirketin değer belirleme yöntemi ve davalının esas alınan hisse oranının, kanuni düzenlemelere, Dairenin ilke ve esaslarına uygun düşmediğine işaret edilerek davalının 1997 ile 2007'de devraldığı hisselerin kişisel malı olduğu gözetilip, Daire uygulamasına uygun şekilde şirketin değeri belirlenerek davacının katılma alacağı hesaplanmak ve temyiz edenin müktesep hakkı da dikkate alınarak ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmek üzere hüküm bozulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 13.152,77 TL'nin karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde esasa yönelik olarak davacı vekili ve yargılama gideri-vekalet ücreti yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava hakkında verilen karar bozulmuş, Yerel Mahkeme tarafından Daire bozmasına uyulmuşsa da dosya kapsamı incelendiğinde bozmanın gereğinin tam yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Bozma ilamında hangi hisselerin kişisel mal olduğunun kabulü ve şirketin değerinin nasıl hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. Bozma ilamında açıklandığı üzere, davalının 1997 ile 2007'de devraldığı hisseler kişisel mal kabul edilmelidir. Şirketin değeri ise mal rejiminin sona erdiği andaki durumu; o tarihteki ekonominin genel gidişatı, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün konumu, büyüklüğü ve büyüme hızı, tasfiyeye konu şirketin bilanço değerleri, şirketin kullandığı teknoloji, makina ve tesisatın durumu ile araştırma geliştirme faaliyetleri (ARGE), ürettiği hizmet ve ürünleri pazarlama ile rekabet gücü, müşteri portföyü, organizasyonu ile yönetim kadrosu büyüme potansiyeli, şirketin değerlendirme anındaki satışlarına, kazançlarına, siparişlerine, nakit akışlarına ve finansal durumuna göre geleceğe ilişkin tahminler, kar dağıtım politikası, gelecekte planlanan sabit kıymet yatırımları, stratejisi, ekonominin genel arz ve talep kuralları göz önünde bulundurularak belirlenir. Somut olayda hükme esas alınan rapor incelendiğinde açıklanan hususlar gözetilmeden ve yine özvarlıklar üzerinden hesap yapıldığı ayrıca gerekçeli ve denetime elverişli olmayan şekilde doğrudan davalının hissesinin %99'unun kişisel mal olarak kabul edildiği sabittir. Mahkemece, bozmaya aykırı şekilde tanzim edilen yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde alacağa hükmedilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece öncelikle şirket değerleme hususunda uzman ve bozmadan önceki raporlarda yer almayan üçlü bilirkişi heyetinden rapor aldırılmalıdır. Hesaplamada davalı erkeğin 1997 ve 2007 yılında edindiği hisselerin kişisel mal olduğu gözetilmelidir. Hisse miktarının tespitinde ise şirkette sermaye artırımının yapıldığı 29.06.2010 tarihinde davalının hisse satın aldığı hususu da dikkate alınmalıdır. Yukarıda açıklanan ilkelere uygun şekilde şirketin değeri belirlenmeli ve değer belirlerken mal rejiminin sona erdiği 06.03.2012 boşanma dava tarihi esas alınmalıdır. Dava konusu şirketin mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla belirlenen değeri, TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) göz önünde bulundurularak tasfiye (bozmadan sonra verilecek karara en yakın tarih ) tarihindeki sürüm değeri belirlenmelidir. Netice olarak, bulunan değer üzerinde davalının edinilmiş mal niteliğinde olan hissesi oranına göre belirlenecek artık değerin yarısı üzerinden davacının katılma alacağı hesaplanmalıdır. Açıklanan eksiklik ve hatalar giderildikten sonra oluşacak sonuç dairesinde kazanılmış haklarda gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin yargılama gideri-vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 02.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

01.01.2002 öncesi mal ayrılığı rejiminde katkı payı alacağı hesaplanırken ise farklı bir tarih esas alınır: tasfiyeye konu malın dava tarihi itibarıyla belirlenecek sürüm değeri, eşlerin tasarruf oranlarıyla çarpılarak katkı payı alacağı miktarı hesaplanır. Düzenli ve sürekli gelire sahip olan eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerektiği de aynı kararda ifade edilmiştir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2020/4259, K. 2021/4054Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2020/4259 E.  ,  2021/4054 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Katılma, Katkı Payı ve Değer Artış Payı Alacağı İLK DERECE MAHKEMESİ : … 1. Aile Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda … 1. Aile Mahkemesinin 28.12.2017 tarihli ve 2015/204 Esas, 2017/907 Karar sayılı kararıyla katılma alacağı ve katkı payı alacağının kabulüne, değer artış payı alacağı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kısmen kabulüne şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen davalı adına kayıtlı 3614 ada 2 parsel, 5039 parsel ve 1875 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazlar için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000 TL katılma, değer artış payı ve katkı payı alacağının dava tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.12.2017 tarihinde talebini 475.331,60 TL katılma alacağı, 209.361,72 TL katkı payı alacağı olarak artırmıştır. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, katılma alacağı yönünden davanın kabulü ile 475.331,60 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline, katkı payı alacağı yönünden 209.361,72 TL katkı payı alacağının 50.000 TL’nin dava tarihinden, kalanının 11.12.2017 tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, hükme karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi tarafından davalı vekilinin 1875 ada 1 parselde 1, 2 ve 5 numaralı bağımsız bölümlerdeki taşınmazlara ve 3614 ada 2 parsele ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının değer artış payı alacağı talebi bulunduğuna yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, davaya konu 1875 ada 1 parselde 1, 2, 3, 4 ve 5 numaralı taşınmazlar ile 5039 parselde kayıtlı taşınmazdan kaynaklanan 475.331,60 TL katılma alacağının bulunduğunun tespitine fakat talepten fazlasına karar verilemeyeceğinden, 458.664,60 TL katılma alacağının faiziyle davalıdan tahsiline, davacının 3614 ada 2 parsel sayılı taşınmazdan kaynaklanan 209.361,72 TL katkı payı alacağı olduğunun tespitine ancak talepten fazlasına hükmedilemeyeceğinden 192.694,72 TL katkı payı alacağının 33.333 TL’sinin dava tarihinden, kalanının talep artırım tarihinden itibaren faiziyle davalıdan tahsiline, davacının değer artış payı alacağı talebinin reddine karar verilmiş, hüküm, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Davalı vekilinin davaya konu 3614 ada 2 parselde kayıtlı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre 3614 ada 2 parsele yönelik dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir. 01.01.2002 tarihinden önce 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM mad.170). TKM'de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri mal varlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı kanunun 5.maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK mad.544, TBK mad.646). Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM mad.186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM mad.189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği mal varlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir. Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 Sayılı TKM'nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacağı miktarları hesaplanmalıdır. Sözü edilen değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülmesi durumunda konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.    Tasfiyeye konu birden fazla malın bulunması durumunda, her biri için aynı yöntem uygulanır. Somut olaya gelince; eşler, 06.11.1973 tarihinde evlenmiş, 19.01.2015 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu 3614 ada 2 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmazın 301/490 hissesi, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 11.05.1999 tarihinde davalı eş adına tescil edilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (4721 Sayılı TMK mad.179). İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu taşınmazın edinimine davacı kadının çalışarak katkısı sebebiyle %66 katkı oranı tespit edilerek hesaplama yapılması yerinde ise de; hesaplamada 3614 ada 2 parsel sayılı taşınmazın arsa niteliğinde olması, davalının taşınmazın tamamına değil 301/409 hissesine malik olması ve taşınmaz üzerinde muhdesat şerhi bulunması hususlarının dikkate alınmaması doğru olmamıştır. Bu sebeple, mahkemece, öncelikle davaya konu 3614 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının ilk oluştuğu tarihten itibaren tüm dayanak ve tedavülleriyle birlikte dosyaya getirtilmesi, davalının parseldeki 301/409 hisseyi hangi tarihte, ne şekilde edindiğinin, bununla birlikte parselin tapu kaydında yazılı “üzerindeki bina …’na aittir” şerhinin hangi sebeple ve hangi tarihte konulduğunun belirlenmesi, bundan sonra mahalinde yapılacak keşifte, parsel üzerindeki şerhe konu binanın, katkı payı alacağı hesabında dikkate alınan ve inşaat mühendisi … … ile gayrimenkul değerleme uzmanı Günay Kılıç Kavak tarafından dosyaya sunulan 26.09.2017 tarihli bilirkişi raporunda belirtilen yapı, depo veya ardiye ile aynı yer olup olmadığının mahalli bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulması, belirlenecek duruma göre hesaplamada dikkate alınıp alınmayacağının belirlenmesi, yine yapı, depo, ardiye olarak yazılı malvarlığının davalı tarafından meydana getirilip getirilmediği ve yalnızca davalıya ait olup olmadığının tespit edilmesi, anılan hususlar yerine getirildikten sonra oluşacak duruma göre yapı, depo ardiyenin dava tarihi itibarıyla belirlenen değerlerinin tamamının hesaplamada dikkate alınıp alınmayacağının tespiti gereklidir. Ayrıca, davalı, taşınmazın tamamına malik olmadığına göre davalının maliki olduğu 301/409 hissenin karşılığı olan arsa değerinin hesaba katılması zorunludur. Açıklanan tüm bu eksiklikler giderilmeden 3614 ada 2 parsel sayılı taşınmazın arsası ve üzerindeki yapı, depo, ardiyenin toplam değerlerinin hesaplamaya esas alınması doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulüyle HMK'nin 371.maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle reddine, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, karardan bir suretin de İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 17.05.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Hisseli taşınmazlar ve kişisel mal sayılan değerler

Hisseli taşınmazlarda sürüm değeri hesaplanırken eşin tüm taşınmaz üzerinde değil, yalnızca malik olduğu hisse oranı üzerinde değer hesabı yapılması gerektiği Yargıtay kararlarında belirtilmiştir. Taşınmazın niteliği, malikin hisse oranı ve tapu kaydındaki muhdesat şerhi gibi unsurlar bu hesaplamada ayrı ayrı dikkate alınmalıdır.

Katılma alacağı davalarında, kişisel mallar grubundaki taşınmazların satış bedelinin yeni edinilen taşınmaz bedelini tamamen karşıladığının tespiti hâlinde, yerine geçen değerler TMK m. 220/4 uyarınca kişisel mal sayılır. Satış bedelinin yalnızca kısmen karşıladığının belirlenmesi durumunda ise taşınmazın edinilmiş mal grubuna dahil olan kısmı saptanarak katılma alacağı hesaplanır. Kişisel malın satış bedelinin tapu senedinde gösterilenden fazla olduğu iddiası, taraf olmayan diğer eş tarafından her türlü delil ile kanıtlanabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/8-365, K. 2012/561Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/8-365 E.  ,  2012/561 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Elazığ 2. Aile Mahkemesi TARİHİ : 09/02/2012 NUMARASI : 2012/4-2012/82 Taraflar arasındaki “katkı payı alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Elazığ 2. Aile Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen 08.04.2010 gün ve 2009/414 E. 2010/233 K. sayılı kararın incelenmesinin taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 27.10.2011 gün ve 2011/4185 E. 2011/5449 K. sayılı ilamı ile; (…Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilen … ada … parselde ..numaralı bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, vekil edeninin temizlik ve ev işleri yaparak temin ettiği gelirle taşınmazın alımına yarı oranında katkıda bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 30.000 TL'nin boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, vekil edeninin babası tarafından bedelleri ödenmek suretiyle 13.8.1985 tarihinde davalı adına alınan kişisel malı-dava dışı .. ada .. parselde .. ve .. numaralı dükkan nitelikli bağımsız bölümler ile aynı yerde .. ve .. numaralı deponun satışından gelen parayla nizalı taşınmazın alındığını, davalının kişisel malı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, uyuşmazlık konusu taşınmazın alımı tarihinden önce satılan davalının kişisel malı olan taşınmazların resmi akitte gösterilen satış parasının dava konusu taşınmazın alımına sarfedildiğinin kabulü gerektiğinden bahisle bu kısmın düşülmesiyle kalan bölümün edinilmiş mal olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 30.000 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm esası bakımından davalı vekili ile davalının kişisel malı-dava dışı taşınmazların satış parasının nizalı taşınmazın alımında kullanıldığının kabulü suretiyle katılma alacağının eksik hesaplandığı ve fazla hakları saklı tutulmadığından bahisle davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 25.5.1983 tarihinde evlenmiş; 30.10.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve 17.7.2009 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. Başka mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, eşler arasında 1.1.2002 tarihine kadar 743 sayılı MK.nun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı”, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı TMK.nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK.nun 225/2 maddesi uyarınca boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Dava konusu Elazığ’da 1589 ada ..parselde ..numaralı bağımsız bölümü satın alma suretiyle, taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde- 5.5.2006 tarihinde davalı C.. G.. adına tescil edilmiştir. Olayları anlatmak taraflara, hukuki niteleme hakime aittir. Davacı, davalı eş adına kayıtlı ve edinim tarihi itibariyle edinilmiş mallara katılma rejimine tabi taşınmaz nedeniyle katılma alacağı (TMK.m.231) isteğinde bulunmuştur. Dava, katılma alacağı isteğine ilişkin bulunduğuna göre, nizalı taşınmazın edinilmiş mal olduğunun belirlenmesi halinde, davalının edinilmiş malının (TMK.nun 219.m) değerinden varsa bu mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK.nun 231.m) yarısı (TMK.nun 236/1.m) katılma alacağı olarak hesaplanarak hüküm kurulur. TMK.nun 219.maddesi 1.fıkrası hükmüne göre her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri edinilmiş maldır. TMK.nun 222/1.maddesine göre ise belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispatla yükümlüdür. Somut olayda; dava konusu taşınmazın davalının kişisel malı olan dava dışı taşınmazların satış parasıyla alındığı, dolayısıyla kişisel malı olduğu savunulmuştur. Davalı adına 13.8.1985 tarihinde satın alma yoluyla edinilen ve birleştirilmek suretiyle kahvehane olarak kullanıldığı bildirilen .. ada .. parselde 3/192’şer arsa paylı zemin kat 1, 2, 7 ve 8 numaralı bağımsız bölümler 30.3.2006 tarihinde 3.kişiye satılmıştır. Nizalı taşınmaz ise 5.5.2006 tarihinde satın alınarak davalı adına tapuya tescil edilmiştir. Davaya konu istek davacı tarafından Elazığ 1.Aile Mahkemesinin 2008/630 Esas, 2009/335 Karar sayılı boşanma davasında da ileri sürülmüş, mahkemece karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Belirtilen dosyada dinlenen taraf tanıkları, nizalı taşınmazın, daha önce davalıya babası tarafından alınan taşınmazların satışından gelen bedelle alındığını açıklamıştır. Gerek açıklanan beyanlar, gerekse alım satım tarihleri arasındaki zaman aralığı ve satış parasının başka yere kullanıldığının da ispatlanamamış olması karşısında davalının dava dışı taşınmazlarının satışından gelen paranın dava konusu taşınmazın alımında kullanıldığının kabulü gerekir. Esasen bu husus mahkemenin de kabulündedir. Ne var ki nizalı taşınmazın alımında kullanıldığı kabul edilen davalının kişisel mal grubuna dahil taşınmazlarının satış bedeli resmi akitte belirtilen miktar 29.000 TL olarak hesaba katılmıştır. Söz konusu resmi akitte davacı eş taraf bulunmadığına göre, davalının satış bedelinin gerçekte resmi akitte belirtilen miktar olmadığına ilişkin savunmasının araştırılması gerekir. Davalı, kişisel malı olan taşınmazlarının satış bedelinin nizalı taşınmazın alım bedelinin tamamını karşıladığını iddia etmektedir. Mahkemece yapılacak iş; davalı adına kayıtlı bulunmakta iken 30.3.2006 tarihinde 3.kişiye satılan taşınmazların bulunduğu mahalde keşif yapılarak, inşaatçı ve mülk bilirkişiler dinlenerek satış tarihleri itibariyle sürüm değerlerinin tespiti ile belirlenen değerin tarafların da mutabık oldukları nizaya konu taşınmazın alım bedeli olan 86.000 TL'yi karşılayıp karşılamadığının saptanması, davalı adına kayıtlı iken satılan taşınmazların satış bedelinin nizalı taşınmaz bedelini tamamen karşıladığının tespiti halinde TMK.nun 220/4.bendine göre kişisel malların yerine geçen değerler kişisel mal sayılacağından davanın reddi; satış bedelinin nizalı taşınmazın bedelini kısmen karşıladığının tespiti halinde ise nizalı taşınmazın edinilmiş mal grubuna dahil olan kısmının belirlenmesi ile varsa katılma alacağının hesaplanmasıdır. Davacı vekilinin hükmün fazlaya ilişkin taleplerinin saklı tutulmadığı itirazına gelince; kabul şekline göre davacının katılma alacağı dava dilekçesinde belirtilen istekten fazla hesaplandığına ve taleple bağlı kalınarak hüküm verildiğine göre, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmamış olması doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, evlilik birliği içinde satın alınan taşınmaza katılma alacağı istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde, tarafların evlilik birliğinin devamı sırasında satın aldıkları taşınmazın davalı adına tescil edildiğini, taşınmazın alımına davacının temizlik ve ev işleri yaparak elde ettiği gelirle yarı oranında katkıda bulunduğunu, dava konusu taşınmaz dışında tasfiyeye tabi başka malları bulunmadığını belirterek taşınmazın belirlenecek bedelinin yarısının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın babası tarafından davalıya verilen kahvehanenin satımından elde edilen gelirle alındığını, kişisel mal niteliğinde olduğunu ve davacının evin alımına katkısının bulunmadığını belirterek açılan davanın reddini istemiştir. Yerel Mahkemece, dava konusu taşınmaz bedelinin 29.000 TL’lik kısmının davalıya ait kişisel malın satımından elde edilen ve tapu senedinde belirtilen satış miktarı ile karşılandığının kabulü ile yapılan hesaplama uyarınca davanın kabulüne dair verilen kararın; taraf vekillerince temyizi sonrasında Özel Daire’ce yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulması üzerine; Yerel Mahkemece, davalının tarafı olduğu resmi senette belirttiği bedelin aksini yazılı delille kanıtlaması gerektiğinden bahisle önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir. Direnme hükmü davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. I-Davalı vekilinin kişisel mal bedeli ve kanıtlanmasına ilişkin bozma nedenine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, uyuşmazlığın taşınmaz satışına ilişkin resmi akitte taraf olmayan eş tarafından açılan katılma alacağı davasında, satış işleminin tarafı olan diğer eşin kişisel malının bedelinin belirlenmesi yönünden resmi akitte belirtilen miktarın gerçeği yansıtmadığı iddiasının ne şekilde kanıtlanacağı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle tarafların tabi olduğu mal rejiminin belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (T.M.K.) 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 10. maddesine göre, 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden önce evlenmiş olan eşler arasında, bu tarihe kadar, tabi oldukları mal rejimi devam eder. 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi yürürlükte iken başka mal rejimi seçildiği ileri sürülmediği takdirde, eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı Kanunun 170. maddesi uyarınca “mal ayrılığı”, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği, boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı TMK'nun 202. maddesi hükmü uyarınca yasal “edinilmiş mallara katılma” rejimi geçerlidir. Somut uyuşmazlıkta taraflar 25.05.1983 tarihinde evlenmiş; 30.10.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin kararın 17.07.2009 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. Dolayısıyla, taraflar arasında 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, 01.01.2002 tarihinden itibaren bir yıl içinde başka mal rejimi seçmediklerinden, boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Dava konusu 5 numaralı bağımsız bölüm, taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde 05.05.2006 tarihinde satın alma suretiyle davalı koca adına tescil edilmiştir. Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin yürürlükte bulunduğu dönemde geçerli yasal mal rejimi olan mal ayrılığı rejiminde tasfiye sözkonusu olmayıp, boşanan eşler kendi mallarını alabilirken, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 236 ve 239. maddelerinde, yasal rejim olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, eşlerin emeğini diğer eşin bu mal rejiminin devamı süresince edinilen malları üzerinde, "katılma alacağı" hakkı tanımak suretiyle yasal karşılığa bağlamıştır. Kanunun 236'ncı maddesinde yer alan hüküm gereği; her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Artık değer ise anılan Kanunun 231'nci maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre artık değer, eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Katılma alacağının hesabında eklenecek değerler Kanunun 229'ncu maddesinde, denkleştirmeden elde edilen miktarlar da 230'ncu maddesinde gösterilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında, davacının talebinin 4721 sayılı TMK’nun 227. maddesinde düzenlenen değer artış payına yönelik olup olmadığı hususu da tartışılmış, ancak Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca tarafların dava konusu taşınmaz dışında tasfiyeye tabi malvarlıkları olmadığına yönelik beyanları; Yerel Mahkemenin dava konusu taşınmazın alımında edinilmiş malın satım bedelinin de kullanıldığı şeklindeki kabulü ile değer artış payına hükmetmemesi yönündeki kararının kesinleşmiş olması karşısında Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığın katılma alacağına ilişkin olması hususları da dikkate alınmak suretiyle, davanın katılma alacağı istemine ilişkin olduğu kabul edilerek, bu doğrultuda değerlendirme yapılmıştır. Somut olayda, davacı, davalı eş adına kayıtlı ve edinim tarihi itibariyle edinilmiş mallara katılma rejimine tabi taşınmaz nedeniyle katılma alacağı isteğinde bulunmaktadır. Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde, rejim süresince edinilen mallar rejimin sona ermesi nedeniyle tasfiye edildikten sonra bir artık değer kalırsa kural olarak her eş diğer eşe ait artık değeri eşit olarak paylaşır. Paylaşıma konu miktar o eşin katılma alacağını oluşturur. Katılma alacağında paylaşılan, edinilmiş mal değil, artık değer olduğundan katılma alacağı edinilmiş malların toplamı dikkate alınarak hesaplanmalıdır. Kural olarak kişisel mallar hesaplamada dikkate alınmaz ancak, bir eşin edinilmiş malından kişisel mallara veya kişisel mallardan edinilmiş mallara bir değer kayması olmuşsa tasfiye sırasında denkleştirme istenebilir. TMK’nun 230. maddesi uyarınca eşlerden birinin kişisel malından edinilmesine katkıda bulunulmuş ise denkleştirme, katkı oranına ve malın tasfiye zamanındaki değerine göre yapılır. Edinilmiş mal üzerine o eşin kişisel mal grubundan yapılan değer kayması ile o mal yerine edinilen yeni malın alım değerinin tamamı karşılanmışsa, anılan bu mal artık kişisel mal sayılır ve katılma alacağının hesabına dahil edilemez. Dava, katılma alacağı isteğine ilişkin bulunduğuna göre, davalının edinilmiş malının değerinden varsa bu mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin yarısı katılma alacağı olarak hesaplanarak hüküm kurulmalıdır. 4721 sayılı TMK'nun 219/1. maddesi hükmüne göre; her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri aksi kanıtlanıncaya kadar edinilmiş mal kabul edilir. TMK'nun 222/1. maddesi uyarınca; belirli bir malın edinilmiş mal olmayıp eşlerden birine ait kişisel mal olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispatla yükümlü olup, mal rejimi ve tasfiyesi hükümleri aile hukukunun bir parçası olduğundan, kişisel mal iddiasının her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Somut olayda; davalı adına 13.8.1985 tarihinde satın alma yoluyla edinilen ve kahvehane olarak kullanıldığı bildirilen bağımsız bölümler 30.03.2006 tarihinde 3. kişiye satılmış, dava konusu taşınmaz ise, 05.05.2006 tarihinde satın alınarak davalı adına tapuya tescil edilmiş, dava konusu taşınmazın davalının kişisel malı olan dava dışı taşınmazların satış parasıyla alındığı, dolayısıyla kişisel malı olduğu savunulmuştur. Dosya içerisinde mevcut delillerin değerlendirilmesinde, taşınmazların alım-satım tarihlerinin yakınlığı ve kişisel malın satımından elde edilen miktarın başka yere harcandığının kanıtlanamamış olması karşısında hayatın olağan akışı gereğince, Yerel Mahkemenin davalıya ait ve kişisel mal grubuna dahil dava dışı taşınmazlarının satışından gelen paranın dava konusu taşınmazın alımında kullanıldığı yönündeki kabulünde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki, Yerel Mahkemece, katılma alacağı hesabında davalının kişisel mal grubuna dahil taşınmazlarının satış bedeli olarak resmi akitte belirtilen miktar 29.000 TL dikkate alınmıştır. Ancak, davalı tarafından dava dışı kişisel malların satım değerinin tapu senedinde belirtilenden daha fazla olduğu ve dava konusu taşınmazın satım bedelinin tamamının kişisel malların satımından elde edilen gelirle karşılandığı iddiası karşısında, davalının kişisel mallarının üçüncü kişiye satışına ilişkin resmi akitte davacı eş taraf olmadığından davalının satış bedelinin gerçekte resmi akitte belirtilen miktar kadar olmadığına ilişkin savunmasının araştırılması gerekir. Kişisel malın satım bedelinin tapu senedinde gösterilenden fazla olduğu iddiasının diğer eş tarafından açılan katılma alacağı davasında her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Açıklanan maddi ve hukuksal olgular karşısında Yerel Mahkemece; davalının kişisel malı niteliğindeki taşınmazlarda yapılacak keşif ve bilirkişi aracılığı ile taşınmazların satış tarihleri itibariyle sürüm değerleri belirlenerek, 4721 sayılı Kanunun 220. maddesi hükmü de gözetilmek ve tespit edilecek bu satış değerinin tamamının dava konusu taşınmazın alım bedeli olan 86.000 TL'yi karşılayıp karşılamadığının tespiti ile varılacak sonuca göre katılma alacağının hesaplanması gerekmektedir. O halde, davalıya ait kişisel malların satış bedelinin her türlü delil ile ispatlanabileceği yönündeki bozması doğrultusunda yapılacak araştırma sonucuna göre karar verilmesi gerektiğine ilişkin Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. II-Davalı vekilinin bozma ilamının son paragrafında belirtilen “fazlaya ilişkin talebe” dair hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Yerel Mahkemece, Özel Daire’nin fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamış olmasının doğru olmadığına değinen bozma nedenine uyularak oluşturulan yeni hüküm Özel Daire’ce incelenmemiştir. O nedenle, kararın temyiz incelenmesi görevi Hukuk Genel Kurulu’na değil, Özel Daire’ye aittir. Hal böyle olunca, davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daire’sine gönderilmesi gerekir. SONUÇ: 1-Yukarıda (I) numaralı bentte gösterilen nedenlerle, davalı vekilinin kişisel mal bedeli ve kanıtlanmasına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, oyçokluğu ile, 2-Yukarıda (II) numaralı bentte gösterilen nedenlerle, davalı vekilinin fazlaya dair haklara ilişkin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, oybirliği ile, 1086 sayılı Kanunun 440/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.09.2012 gününde karar verildi. KARŞI OY YAZISI Taraflar 25.5.1983 tarihinde evlenmiş olup 30.10.2007 tarihinde açılan boşanma davasının kabulü ve boşanmaya ilişkin hükmün 17.7.2009 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. DAVANIN DAYANDIĞI VAKIALARIN SOMUTLAŞTIRILMASI Başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediği için eşler arasında evlenme tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi m. 170 hükmüne göre mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar ise 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 202 hükmüne göre kural mal rejimi (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) (= TMK. m. 202 f.I, 218-241) geçerlidir. TMK.m. 225 f.II hükmüne göre mahkemece evliliğin “boşanma nedeniyle” sona erdirilmesine karar verildiği için eşler arasında geçerli bulunan kural mal rejimi (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) boşanma davasının açıldığı tarih olan 30.10.2007 tarihinden geçerli olmak üzere sona ermiştir. Taraflar arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde dava konusu .. ada .. parselde .. numaralı bağımsız bölüm satın alma suretiyle 5.5.2006 tarihinde davalı C.. G.. adına tescil edilmiştir. Davacı vekili; -Evlilik birliği içinde edinilen .. ada ..parselde ..numaralı bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, -Vekil edeninin “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” temin ettiği gelirle taşınmazın “ALIMINA YARI ORANINDA KATKIDA” bulunduğunu, -Fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 30.000 TL'nin boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiştir. İSTEK BUDUR, VAKIA BUDUR YANİ DAVA BUDUR VE BU DAVADA İNANIN BAŞKA BİR ŞEY DE İSTENMEMİŞTİR. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından davacı vekilinin İSTEMİNİN ve buna dayanak VAKIALARIN aynen bu sözcükler kullanılarak kaleme alındığı; direnme konusu karara ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 27.10.2011 gün ve 2011/4185 Esas-5449 Karar sayılı ilamının 1. sayfası 2. paragrafı incelendiğinde görülecektir. Davacı vekilinin dava dilekçesinde yer alan istem ve vakıalara ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından gerçekleştirilen BU BELİRLEMEYE Yüce Hukuk Genel Kurulu ve şahsımın sözcük bile eklemeden AYNEN KATILDIĞIMIZIN DA bilinmesini isterim. NEDEN KARŞI OY YAZIYORUM? Davacı vekilinin; “evlilik birliği içinde edinilen 1589 ada 16 parselde 5 numaralı bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, vekil edeninin temizlik ve ev işleri yaparak temin ettiği gelirle taşınmazın alımına yarı oranında katkıda bulunduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 30.000 TL'nin boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren faiziyle tahsili” şeklinde açılan davası Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ile Yüce Hukuk Genel Kurulu tarafından KATILMA ALACAĞI (TMK m. 231) tarafımızdan ise DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI (TMK. m. 227) olarak adlandırılmaktadır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ve Yüce Hukuk Genel Kurulunun değer artış payı alacağı (TMK. m. 227) davasını, katılma alacağı (TMK m. 231) olarak belirleyerek İSPAT KURAL VE ÖLÇÜLERİNİ de bu davaya göre belirlemesi 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine uygun düşmediğinden karşı oy yazmak zorunda kalmış bulunuyoruz. I. 4721 SAYILI TÜRK MEDENÎ KANUNU HÜKÜMLERİNE GÖRE OLUŞAN AYKIRILIK SEBEPLERİ Davanın katılma alacağı (TMK m. 231) olarak belirlenerek ispat kural ve ölçülerinin de bu dava türüne göre istenmesi her şeyden önce 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine aykırıdır. A- EŞLERDEN BİRİNİN DİĞERİNE AİT BİR MALIN EDİNİLMESİNE HİÇ YA DA UYGUN BİR KARŞILIK ALMAKSIZIN KATKIDA BULUNMASI SEBEBİYLE AÇILAN ALACAK DAVASI 4721 SAYILI TÜRK MEDENÎ KANUNU VE ÖĞRETİDE DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI (TMK. M. 227) OLARAK ADLANDIRILMAKTADIR Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ile Yüce Hukuk Genel Kurulu’nun “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” gerçekleştirilen katkının vakıa olarak gösterilmek suretiyle istenilen alacağa ilişkin davada alacak hesabının nasıl yapılacağını aşağıdaki sözcüklerle şöyle açıklamaktadır: “Nizalı taşınmazın EDİNİLMİŞ MAL OLDUĞUNUN BELİRLENMESİ HALİNDE davalının edinilmiş malının (TMK m. 219) değerinden varsa BU MALA İLİŞKİN BORÇLAR ÇIKARILDIKTAN SONRA kalan artık değerin (TMK.m. 231) yarısı (TMK.m. 236/1) katılma alacağı olarak hesaplanarak hüküm kurulur.” Hesaplama şeklinin aynen bu şekilde yazıldığı direnme konusu karara ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 27.10.2011 gün ve 2011/4185 Esas-5449 Karar sayılı bozma ilamının 2. sayfası 1. paragrafının incelenmesiyle görülecektir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bozma ilamında yer alan ve Yüce Hukuk Genel Kurulu tarafından benimsenen bu hesaplama usul ve şekline göre işbu davada nizalı taşınmazın EDİNİLMİŞ MAL OLDUĞUNUN BELİRLENEMEMESİ HALİNDE diğer bir deyişle nizalı taşınmazın KİŞİSEL MAL olduğunun belirlenmesi halinde davacının “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” temin ettiği gelirle taşınmazın “ALIMINA YARI ORANINDA KATKIDA” bulunduğu gerçekleşse bile (katılma alacağı KİŞİSEL MALLARDAN istenemeyeceğine göre) davası REDDEDİLECEK demektir. Düşünebiliyor musunuz? “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” temin ettiğiniz gelirle eşinizin kişisel malının “ALIMINA YARI ORANINDA KATKIDA” bulunduğunuz AÇIK SEÇİK BELLİ OLSA BİLE bu katkıya dayalı alacak isteğiniz sırf Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ile Yüce Hukuk Genel Kurulu tarafından KATILMA ALACAĞI olarak adlandırıldı diye reddedilecektir. Demek ki Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ile Yüce Hukuk Genel Kurulu’nun bu düşüncesi yerleşik uygulamaya dönüşürse bundan sonra eşlerden birinin eşinin kişisel malının alımına “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” gerçekleştireceği katkıyı alması asla mümkün gözükmemektedir. TEKRAR EDİYORUM; Davanızın dayanağı vakıaları ispat ettiğinizde yani “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” temin ettiğiniz gelirle eşinizin kişisel malının “ALIMINA YARI ORANINDA KATKIDA” bulunduğunuzu İSPAT ETMİŞ OLSANIZ BİLE davanız reddedilecektir. Zira bozma kararında sadece ve sadece nizalı taşınmazın EDİNİLMİŞ MAL OLDUĞUNUN BELİRLENMESİ HALİNDE size BİRŞEYLER verilebileceği açık seçik yazılmış olduğundan nizalı taşınmazın KİŞİSEL MAL OLDUĞUNUN BELİRLENMESİ HALİNDE ise size BİRŞEY VERİLEMEYECEĞİ şeklinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun bile düzenlemediği/öngörmediği bir sonuca ulaşan bu anlayışa tüm itirazlarımıza rağmen Yüce Hukuk Genel Kurulu da katılmıştır. Bilinmelidir ki eşlerden birinin diğerine ait bir malın edinilmesine hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunması sebebiyle açılan alacak davası 4721 SAYILI TÜRK MEDENÎ KANUNU ve ÖĞRETİDE değer artış payı alacağı (TMK. m. 227) olarak adlandırıldığı gibi gerek 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu gerekse öğretide kabul edildiği üzere katkıda bulunulan malın edinilmiş mallardan (= TMK. m. 219) ya da kişisel mallardan (= TMK. m. 220) olmasının ise hiçbir önemi bulunmamaktadır. Eşinizin sadece EDİNİLMİŞ MALLARINA değil KİŞİSEL MALLARINA hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın yaptığınız katkıyı tıpkı davacı eş gibi alacak davası ile isteyebilirsiniz. G.. deyişiyle “Değer artış payı alacağı (TMK. m. 227, ZGB. Art 206) davasının dinlenebilmesi için diğer eşin katkı yapılan mal grubunun bir özelliği bulunmamaktadır.” ((Ö.. U… G…, Mal Rejimleri Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara-2010, s. 712) Ş.. deyişiyle “Katkı yapılan malvarlıklarının NİTELİĞİ (TÜRÜ) NE OLURSA OLSUN değer artış payı talep edilebilir” (Ş.. Ş.., Türk Hukukunda Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar, XII Levha Yayınları, İstanbul-2011, s. 236, dn: 205)K.. deyişiyle “Katkının diğer eşin hangi tür malına yapıldığı önem taşımaz. Katkı diğer eşin KİŞİSEL YA DA EDİNİLMİŞ MALINA yapılmış olabilir” (A.. K.., Katkı-Katılma Alacağı, T.. Kitapevi, Ankara-2011, s. 13) SARI deyişiyle “Bunun EDİNİLMİŞ MAL VEYA KİŞİSEL MAL OLMASININ ise bir önemi yoktur” (S.. S.., Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, B.. Kitapevi, İstanbul-2007, s. 267) A.. deyişiyle “Eşlerden biri diğerine ait KİŞİSEL VEYA EDİNİLMİŞ MALIN edinilmesine katkıda bulunmuşsa tasfiye anında yapmış olduğu katkı oranında alacak hakkına sahip olur” (F.. A.., Aile Konutu, Mal Rejimleri, Eşin Yasal Miras Payı, Seçkin Yayınevi, Ankara-2012, s 240-241) Z.. deyişiyle “Katkı yapılan malın eşin KİŞİSEL VEYA EDİNİLMİŞ MALI OLMASININ bir önemi yoktur” (Z… Z.., Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Seçkin Yayınevi, Ankara-2008, s. 143) G… deyişiyle “Katkı diğer eşe ait KİŞİSEL VEYA EDİNİLMİŞ MAL niteliğindeki malvarlığı unsurlarına yapılmalıdır” (M.. A.. G.., Teoride ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümleri ve Mal Rejimleri, V.. Kitapçılık, İstanbul-2008, s. 333) Bilmenizi isterim ki Ş.. deyişi, H../G../K..eyişi de aynı istikamettedir. (M.. Ş.., Der türkische und der schweizerische gesetzliche Güterstand im V.. F.. 2006, s. 248, H…/G../K.. Nr. 12.77)B- YÜCE HUKUK GENEL KURULUNUN DÜŞÜNCESİ TMK M. 227 HÜKMÜNÜN ÖRTÜLÜ OLARAK KALDIRILMASI SONUCUNU DOĞURMAKTADIR Yüce Hukuk Genel Kurulu eşlerden birinin “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” temin edilen gelirle taşınmaz “ALIMINA YARI ORANINDA KATKIDA” bulunmayı bile KATILMA ALACAĞI (TMK m. 231) olarak nitelendirmesi TMK m. 227 hükmünün ÖRTÜLÜ OLARAK KALDIRILMASI sonucunu doğurur. II. 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU HÜKÜMLERİNE GÖRE OLUŞAN AÇIK AYKIRILIK SEBEPLERİ Davanın katılma alacağı (TMK m. 231) olarak adlandırılarak ispat kural ve ölçülerinin de bu davaya göre belirlenmesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine uygun düşmemektedir. A- DAVACININ “SÖYLEMEDİĞİ ŞEYLER” SANKİ “SÖYLENMİŞ GİBİ” DAVRANILMIŞTIR (= HMK m. 25 f. I HÜKMÜNE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkimin, davacının SÖYLEMEDİĞİ ŞEYİ dikkate alamayacağı. (HMK m. 25 f. I) açık bir usul hükmüdür. Eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere eşinin EDİNİLMİŞ MALLARININ TOPLAM DEĞERİNDEN bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktara ilişkin diğer bir ifadeyle KATILMA ALACAĞINI İSTEDİĞİNE İLİŞKİN davacının SÖYLEDİĞİ HİÇBİR ŞEY yoktur. Davacının söylediği şey: Evlilik birliği içinde edinilen 1589 ada 16 parselde 5 numaralı bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, vekil edeninin temizlik ve ev işleri yaparak temin ettiği gelirle taşınmazın alımına yarı oranında katkıda bulunduğunu açıklayarak SADECE BU KATKIYI istemektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozma ilamına geçirilen davacı vekilinin İSTEMİNE ilişkin açıklaması okunduğunda ARTIK DEĞERİN YARISININ İSTENDİĞİNE ilişkin hiçbir sözün bulunmadığı görülecektir. B- DAVACININ “SÖYLEMEDİĞİ VAKIALAR” SANKİ “SÖYLENMİŞ GİBİ” DAVRANILMIŞTIR (= HMK m. 25 f. I HÜKMÜNE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkimin, davacının SÖYLEMEDİĞİ VAKIALARI dikkate alamayacağı. (HMK m. 25 f. I) açık bir usul hükmüdür. Eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere eşinin EDİNİLMİŞ MALLARININ TOPLAM DEĞERİNDEN bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktarın yarısına ilişkin diğer bir ifadeyle KATILMA ALACAĞINI İSTEDİĞİNE İLİŞKİN davacının gösterdiği HİÇBİR VAKIA yoktur. Davacının söylediği vakıalar: Evlilik birliği içinde edinilen 1589 ada 16 parselde 5 numaralı bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, vekil edeninin temizlik ve ev işleri yaparak temin ettiği gelirle taşınmazın alımına yarı oranında katkıda bulunduğunu açıklayarak SADECE BU KATKIYI istemektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozma ilamına geçirilen davacı vekilinin VAKIALARA ilişkin açıklaması okunduğunda ARTIK DEĞERİN YARISININ İSTENDİĞİNE ilişkin hiçbir vakıadan söz edilmediği görülecektir. C- YÜCE HUKUK GENEL KURULU DAVACININ TALEP SONUCUYLA KENDİSİNİ BAĞLI KABUL ETMEMİŞTİR (= HMK m. 26 f. I HÜKMÜNE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR) Hâkimin davacı eşin TALEP SONUCUYLA BAĞLI OLDUĞU (HMK m. 26 f. I) açık bir usul hükmüdür. Davacının söylediği şey: Evlilik birliği içinde edinilen .. ada .. parselde .. numaralı bağımsız bölümün davalı adına tescil edildiğini, vekil edeninin temizlik ve ev işleri yaparak temin ettiği gelirle taşınmazın alımına yarı oranında katkıda bulunduğunu açıklayarak SADECE BU KATKIYI istemektedir. Davacının SADECE değer artış payına ilişkin alacağını istediği gerçeği göz ardı edilmiştir. D- YÜCE HUKUK GENEL KURULU DAVACININ TALEP SONUCUNDAN BAŞKA BİR ŞEYE KARAR VERMİŞTİR (= HMK m. 26 f. I HÜKMÜNE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR) Hâkimin davacı eşin talep sonucu dışında BAŞKA BİR ŞEYE karar veremeyeceği (HMK m. 26 f. I) açık bir usul hükmüdür. Sadece temizlik ve ev işleri yaparak temin ettiği gelirle taşınmazın alımına yaptığı yarı oranında katkıyı isteyen davacıya eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere eşinin dava konusu olan malının değerinden bu mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktarın yarısının verilmesine YÖNELİK HESAPLAMA YAPILMASINI HAKİMDEN İSTEMEK davacının TALEP SONUCUNDAN BAŞKA BİR ŞEYE karar vermek anlamına gelmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozma ilamına geçirilen davacı vekilinin İSTEMİ ve VAKIALARA ilişkin açıklaması okunduğunda başka bir şeye karar verilmesine yönelik bozma kararı verildiği görülecektir. E- HUKUKUN UYGULANMASI İLKESİ GÖZARDI EDİLMİŞTİR (= HMK m. 33 HÜKMÜNE AYKIRI DAVRANILMIŞTIR) Hâkim, Türk hukukunu RESEN uygular. (T.. M.., Medeni Usul Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara-2012, s. 282) Hâkim bu görevini KENDİLİĞİNDEN yapmalıdır. (C. A.., Hâkimin Hukuku Kendiliğinden Uygulama İlkesi, AÜHFD C. 57, S. 3, s. 4) HMK m. 33 hükmünde yer alan Türk hukuku terimi 4721 sayılı Türk Medenî Kanununu da kapsadığı için vakıaya uygun hukuksal sebebi kendiliğinden bulmak Yargıtay 8. Hukuk Dairesi için olduğu kadar Yüce Hukuk Genel Kurulu için de bir görevdir. Sadece davacı tarafından getirilen maddi vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak değil olaya İLGİLİ OLAN KANUN MADDELERİNİ UYGULAMAK da hakime ait bir görevdir. (E.. Y.., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Ş.., Y.. Yayınları, Ankara-2012, s. 360, B.. U.., Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Yetkin Yayınları, Ankara-2011, s. 140) Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ve Yüce Hukuk Genel Kurulu davacı tarafından getirilen maddi vakıalara uyan, ilgili kanun maddelerini (TMK m. 227) uygulamayarak Hukukun Uygulanması (I.. N.. C..) İlkesine (HMK m. 33) uygun davranmamıştır. (A.. K.., Medeni Muhakeme Hukuku Ders Kitabı, Alternatif Yayınları, İstanbul-2011, s. 263) F- KALDI Kİ DAVANIN KATILMA ALACAĞI OLDUĞU “BİR AN İÇİN DÜŞÜNÜLSE BİLE” İLGİLİ KANUN MADDELERİNİN UYGULANDIĞINDAN YİNE SÖZ EDİLEMEZ Eşlerden birinin MÜNFERİT BİR EDİNİLMİŞ MALA Ö..katılma alacağı isteminde bulunamayacağını daha önce de ifade etmiştik. (Ö..U.. G Mal Rejimleri Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara-2010, s. 949) Düşüncemize AYNEN KATILDIĞINI açıklayan Ş.. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin bu düşünceye dayalı uygulamasını aşağıdaki sözlerle eleştirmiştir: “Sayın G..’ın da vurguladığı gibi tasfiyenin davalı eşin sadece münferit bir malına ilişkin olarak yapılması ve bunun üzerinden katılma alacağının belirlenmiş olması HATALI OLUP, edinilmiş mallara katılma rejiminin Ö.. AYKIRIDIR. Zira bu rejimde edinilmiş mallar TEK TEK değil, BİR BÜTÜN OLARAK tasfiye edilmelidir” (Ş..Ş.., Türk Hukukunda Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Uygulamaya İlişkin Sorunlar, XII Levha Yayınları, İstanbul-2011, s. 236, dn: 269) Eşlerden birinin MÜNFERİT BİR MALA Ö.. katılma alacağı isteminde BULUNAMAYACAĞINI Mal Rejimleri Hukukunun diğer akademisyenleri de ifade etmektedirler. K.., katılma alacağını formüle ederken edinilmiş mallarının TOPLAM DEĞERİNDEN söz etmektedir. (A..K.., Katkı-Katılma Alacağı, T.. Kitapevi, Ankara-2011, s. 119) K.. aksi düşüncede olsa idi formül ve açıklamalarına DAVA KONUSU EDİNİLMİŞ MALLARIN TOPLAM DEĞERİ ifadesini kullanması gerekirdi. Oysa bu türden bir istisnayı hiçbir eserinde açıklamış değildir. S.., katılma alacağının kural olarak DİĞER EDİNİLMİŞ MALLARI esas alınarak yapılacağını ifade etmiştir. (S.. S.., Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, B.. Kitapevi, İstanbul-2007, s. 133-134) S..da aksi düşüncede olsa idi açıklamalarında DAVA KONUSU EDİNİLMİŞ MALLARIN TOPLAM DEĞERİ ifadesini kullanması gerekirdi. Oysa bu türden bir istisnayı hiçbir eserinde açıklamış değildir. Z.., mal rejiminin sona erdiği ana göre eşin malvarlığı değerlerinin TÜMÜ mal gruplarına özgülenir, bu özgüleme sonucunda MEVCUT EDİNİLMİŞ MALLAR artık değer hesabının aktifini oluşturur düşüncesindedir. (Zafer ZEYTİN, Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, S. Yayınevi, Ankara-2008, s. 216) ZEYTİN, malvarlığı değerlerinin TÜMÜ ifadesiyle katılma alacağı hesabında DAVA DIŞI EDİNİLMİŞ MAL BIRAKILAMAYACAĞINI DA söylemiş olmaktadır. A.., katılma alacağının hesaplanmasını açıklarken: “Bunun için önce tasfiye sırasında EDİNİLMİŞ MALLARI, sonra eklenecek değerleri, en son olarak denkleştirmeyi bulmamız, bunları BİRLEŞTİRMEMİZ gerekir” ifadesini kullanmıştır. (F.. A.., Aile Konutu, Mal Rejimleri, Eşin Yasal Miras Payı, Seçkin Yayınevi, Ankara-2012, s 222-223) A.. da aksi düşüncede olsa idi açıklamalarında EDİNİLMİŞ MALLARIN değeri birleştirilmeli deyişi yerine , DAVA DIŞI KALAN EDİNİLMİŞ MALLARIN DEĞERİ HESABA KATILMAMALI ifadesini kullanması gerekirdi. Oysa bu türden bir istisnayı hiçbir eserinde açıklamış değildir. Kural mal rejiminde (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) (= TMK. m. 202 f.I, 218-241) yer alan eşleri YÜRÜYEN AKIL olarak nitelendiren G.. ise (M.. A…G.. Teoride ve Uygulamada Evliliğin Genel Hükümleri ve Mal Rejimleri, Vedat Kitapçılık, İstanbul-2008, s. 251) EDİNİLMİŞ MALLARIN mal rejiminin sona erdiği durumlarına göre ayrılacağını ifade etmiştir. (Aynı eser, s. 320) G.., katılma alacağı hesabına ilişkin olarak dava konusu edilen edinilmiş mal, dava konusu edilmeyen edinilmiş mal ayrımına yönelik bir istisnayı hiçbir eserinde ifade etmiş değildir. Görüldüğü üzere eşlerden birinin MÜNFERİT BİR EDİNİLMİŞ MALA ÖZGÜ katılma alacağı isteminde bulunamayacağına yönelik düşüncemizde (Ö.. U.. G.., Mal Rejimleri Hukuku, Y. Yayınları, Ankara-2010, s. 949) yalnız değiliz. MÜNFERİT BİR EDİNİLMİŞ MALA ÖZGÜ KATILMA ALACAĞI İSTEMİNİN OLMAZLIĞINA ÖRNEK DE VEREBİLİRİZ: Eşiniz edinilmiş mal statüsünde Kocaeli’de 100.000 TL vererek ev aldı. Bu ev için eşiniz 150.000 TL borçlandı. Eşiniz aynı anda edinilmiş mal statüsünde Sivas’ta 100.000 TL vererek bir ev daha aldı ama bu evin borcu yok. Deprem olunca oluşan çok büyük ağır hasar sonucu Kocaeli’de eşinize ait evin değeri tasfiye anında 10.000 TL oldu. Bu ev için var olan 150.000 TL borcu eşiniz diyelim 10 yılda ödeyeceği için buna göre yapılandırma yaptığımızda diyelim bu evin borcunun pasife 40.000 TL olarak gireceğini belirledik. Eşinizin Sivas’taki evi ise tasfiye anında yine 100.000 TL değerinde olsun. Ekleme (TMK m. 229) ve denkleştirme (TMK m. 230) gerektiren kalem ve başka borç (TMK m. 231) da bulunmasın. Akademisyenler düşüncemize katılarak artık değeri, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere HER EŞİN EDİNİLMİŞ MALLARININ TOPLAM DEĞERİNDEN (=Edinilmiş malların TÜMÜNÜN toplam değeri/Dava konusu edilen ibaresini hiçbir akademisyen kullanmamıştır) bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar olarak kabul ettiklerine göre katılma alacağının hesabının şöyle yapılacağını söylemektedir:, Tasfiye anı iki evin değeri: 10.000+100.000=110.000 TL Aktif kalemden; 40.000TL borcu pasif kalem olarak düştük: 70.000 TL kaldı. Yarısı (TMK m. 236 f. I): 35.000 TL katılma alacağı olur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin eşlerin münferit edinilmiş mala katılma alacağı açma hakkı vardır görüşünü kabul ettiğimiz takdirde ise kural mal rejiminde (yasal mal rejimi=edinilmiş mallara katılma rejimi) (= TMK. m. 202 f.I, 218-241) yer alan eşlerin YÜRÜYEN AKIL (GÜMÜŞ, s. 251) olduğunu da dikkate aldığımızda YÜRÜYEN AKIL, katılma alacağı davasını SADECE BORCU OLMAYAN Sivas’ta bulunan EDİNİLMİŞ MALA açar ve eşinden 50.000 TL katılma alacağı alır. Yüksek Yargıtay davacı eşe, hazır 15.000 TL fazladan katılma alacağı alma hakkı vermişken hangi yürüyen akıl sahibi davacı TMK m. 231 hükmünde gösterildiği şekilde mevzuata ve öğretiye uyarak EDİLMİŞ MALLARIN TOPLAMINA (TMK m. 231) katılma alacağı davası açar ki! YÜRÜYEN AKIL, borcu bulunmayan edinilmiş malları tek tek belirleyerek elbette sadece bunların toplamından katılma alacağını ister. İşte bu anlayış ve uygulama sebebiyle davanın katılma alacağı olduğu BİR AN İÇİN düşünülse bile İLGİLİ KANUN MADDELERİNİN (=KATILMA ALACAĞI MADDELERİNİN) uygulandığından asla söz edilemez. G- HUKUKUN UYGULANMASI İLKESİNE UYGUN DAVRANILMADIĞI İÇİN İSPAT KURALLARI DA İSABETLİ OLARAK BELİRLENEMEMİŞTİR HMK m. 194 f I hükmüne göre taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozma ilamına geçirilen davacı vekilinin VAKIALARA ilişkin açıklaması okunduğunda davacı tarafından davanın dayanağı vakıaların mükemmel biçimde SOMUTLAŞTIRILDIĞI açık seçik görülmektedir. Davada İSPAT YÜKÜ ve İSPAT ÖLÇÜSÜ (Hakan PEKCANITEZ, Oğuz ATALAY, Muhammet ÖZEKES, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara-2011, s. 451) somutlaştırılan vakıalar çerçevesinde belirlenir. Bu ise davanın DOĞRU OLARAK NİTELENDİRİLMESİNE bağlıdır. DEĞER ARTIŞ PAYI ALACAĞI (TMK. m. 227) davasının Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ile Yüce Hukuk Genel Kurulu tarafından KATILMA ALACAĞI (TMK m. 231) olarak nitelendirilmesi ile dava, ispat faaliyetleri bağlamında YANLIŞ YOLA SEVK EDİLMİŞ durumdadır. İspat faaliyetleri bağlamında davanın yanlış yola gönderildiğine ilişkin değerli çoğunluğun bozma kararından BİR ÖRNEK verebilirim; Değer artış payı alacağı hesaplanırken eşin katkısı ile diğer eşin edindiği maldaki BORÇLAR NAZARA ALINMAZ. (Ahmet KILIÇOĞLU, Katkı-Katılma Alacağı, Turhan Kitapevi, Ankara-2011, s. 25) Yargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından; eşin “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” gerçekleştirdiği katkıya yönelik alacak belirlenirken YANLIŞ YOLA GİRİLMENİN doğal sonucu olarak diğer eşin edindiği maldaki borçların da NAZARA ALINMASININ ve bu borçların alacak miktarından DÜŞÜLMESİNİN İSTENİLDİĞİ direnme konusu karara ilişkin Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 27.10.2011 gün ve 2011/4185 Esas-5449 Karar sayılı ilamının 1. sayfası ilk paragrafına yazılmıştır. Bilinmesini isterim ki “TEMİZLİK VE EV İŞLERİ YAPARAK” gerçekleştirilen KATKININ ALACAK OLARAK İSTENİLDİĞİ DAVALARDA alacak hesabı yapılırken katkı yapılan taşınmazının BORÇLARININ alacak miktarından DÜŞÜLMESİ GEREKMEMEKTEDİR. Öğretide aksini savunan hiçbir görüş bulunmamaktadır. SONUÇ Açıklamaya çalıştığım gerekçeler ile hem MAL REJİMLERİ HUKUKU hem 6100 SAYILI HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNUNUN gerek ÖZÜNE gerek SÖZÜNE gerekse FELSEFESİNE açıkça UYMADIĞINI gördüğüm Yüce Hukuk Genel Kurulunun DEĞERLİ ÇOĞUNLUĞUNUN görüşüne katılabilme olanağım bulunmamaktadır. KARŞI OY YAZISI Mahkeme ile Yüksek Daire arasındaki uyuşmazlık, katılma alacağına konu taşınmazın satın alınmasında kullanıldığı iddia olunan davalıya ait kahvehane niteliğindeki taşınmazın satışına ilişkin resmi akitte taraf olmayan davacı eşe karşı, taraf olan davalı eşin satış bedelinin gerçekten resmi akitte belirtilen miktar olmadığına ilişkin savunmasının ispat yöntemine ilişkindir. Yüksek Daire bozma kararında, davalının iddiasını her türlü delille ispat edebileceğini bildirirken, yerel mahkeme direnme kararında davalının satış aktinde taraf bulunduğunu, satış aktindeki belirtilen fiyatın aksinin ancak, yazılı delille ispat edebileceğini ileri sürerek, eski kararında ısrar etmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davalının davaya konu taşınmazı satın almadan önce parası babası tarafından ödenmek suretiyle satın aldığı ve kahvehaneye çevrilen taşınmazı 2006 yılında dava dışı kişilere sattığı, resmi senette gösterilen miktarın 29.000.-TL olduğu buna karşılık davalının gerçekte taşınmazı 125.000.-TL!ye sattığı, elde edilen para ile davaya konu edilen taşınmazın satın alındığı iddia edilmiş olduğuna göre, davalının bedelde muvazaa iddiasını ileri sürdüğünün kabulü gerekir. Bilindiği gibi, T.M.K.'nun 6. maddesi uyarınca, aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan herbiri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat etmekle yükümlüdür. HUMK.'nun 290 yeni HMK'nun 200. maddeleri uyarınca senede bağlı olan her nevi iddialar ile senede bağlı bir tasarrufun hüküm ve kuvvetini azaltmak üzere yapılmış hukuki işlemler yine senetle ispatlanmak zorundadır. Bundan ayrı senetle ispatı gerekmeyen fakat, senede bağlanan her türlü işlemlerin hüküm ve kuvvetini azaltmak üzere yapılan işlemlerde senetle ispatlanmalıdır. O halde, muvazaalı işlemin varlığını ileri süren taraf bu iddiasını kanıtlamak zorundadır. Muvazaalı işlemin tarafı olan kimse muvazaa iddiasının mutlaka yazılı delille kanıtlamalıdır. Buna karşın, muvazaalı işlemin tarafı olmayan 3. şahıslar muvazaa iddialarını her türlü delille kanıtlayabilirler. Yargıtay yerleşmiş uygulamaları da bu yöndedir. (Y.l.B.K. 05.02.1947 Ta. 20/6, Y.H.G.K. 25.12.2002 Ta. 2002/4-812 E, 2002/1094 K., Y.l.H.D. 03.04.1989 Ta, 1989/3806 E, 1989/3984 K., Yargıtay 13. H.D. 15.03.1974 Ta.1975/618 E, 1974/615 K., Y6.H.D. 20.02.1997 Ta. 1997/1142 E, 1997/1297 K., Y.13. H.D. 22.01.1998 Ta. 1997/10961 E, 1998/567 K.) Somut olaya gelince, davalı bedelde muvazaa olduğunu iddia ettiği kahvehane satış işleminin tarafıdır. Resmi senette satış işlemi 29.000.-TL üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu bedelden daha yüksek bir bedele satış yapıldığı iddia edildiğine göre, bunu davalının yazılı bir delille kanıtlaması gerekir. Bu nedenle, Yüksek Dairenin bozma kararında ispat işleminin keşif yapılarak inşaatçı ve mülk bilirkişiler vasıtasıyla yapılabileceği yönündeki bozma gerekçesine katılmamıza imkan yoktur. Bu nedenlerle Mahkeme kararının yerinde olduğunu ve onanması gerektiğini düşünerek sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyoruz.

Sık sorulan sorular

Sürüm değeri ne anlama gelir?

Sürüm değeri, bir malvarlığının belirli bir tarihte serbest piyasa koşullarında adil bir satış işlemiyle elde edilebilecek tahmini para değeridir. Kanun gerekçesinde bu kavram rayiç değer ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.

Mal rejiminin tasfiyesinde hangi değer esas alınır?

TMK m. 232 uyarınca mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır. Yargıtay uygulamasına göre tasfiye tarihi karar tarihidir ve mahkemece malın karara en yakın tarihteki sürüm değeri belirlenmelidir.

Mevcut mallar ile eklenecek değerler aynı tarihe göre mi hesaplanır?

Hayır. TMK m. 235 birinci fıkrası, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş malların tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağını öngörür. Edinilmiş mallara hesapta eklenecek değerler ise aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. İki değerleme tarihi birbirinden farklıdır.

Miras paylaşımında tarımsal taşınmaz hangi değere göre özgülenir?

TMK m. 657 uyarınca tarımsal taşınmazlar gelir değerine göre özgülenir. Tarımsal nitelik taşımayan diğer taşınmazlar ise paylaşmanın yapıldığı zamandaki gerçek değer esas alınarak sürüm değerine göre özgülenir.

Sürüm değerini belirleyen tek bir kanuni ölçüt var mıdır?

Tasfiyeye konu malların sürüm değerinin hangi hususlar gözetilerek belirleneceğine dair kanunda ayrı bir hüküm bulunmamaktadır. Doktrinde, benzer malların edinilmesinde ödenen bedellerin bu belirlemede dikkate alınabileceği ifade edilmektedir. Uygulamada karşılaştırmalı piyasa analizi, gelir kapitalizasyonu, maliyet yöntemi, indirgenmiş nakit akışları ve bilirkişi değerlemesi gibi teknikler kullanılabilmektedir.

Katılma alacağı için katkı şartı aranır mı?

TMK m. 236/1 uyarınca katılma alacağı yasadan kaynaklanan bir haktır. Bu hakkı talep eden eşin gelirinin bulunması veya söz konusu malvarlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunmuş olması gerekmez.

Şirket hissesinin sürüm değeri nasıl belirlenir?

Şirketin mal rejiminin sona erdiği tarihteki değeri belirlenirken o dönemin ekonomik koşulları, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün konumu ve büyüklüğü, bilanço değerleri, araştırma-geliştirme faaliyetleri, pazarlama ve rekabet gücü, nakit akışları ile finansal duruma göre geleceğe ilişkin tahminler dikkate alınır. Belirlenen değer, TÜFE gözetilerek karar tarihindeki sürüm değerine güncellenir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu