Mal ve Hizmet Tedarikinde Geç Ödemenin Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Mal ve Hizmet Tedarikinde Geç Ödemenin Sonuçları

Ticari Mal ve Hizmet Tedarikinde Temerrüt Rejimi ve Uygulama Sınırları

Ticari işletmeler arasındaki mal ve hizmet tedarikine dayalı sözleşmelerde bedelin süresinde ödenmemesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1530 ile özel bir temerrüt rejimine tabi kılınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 117/1 gereğince muaccel bir borcun borçlusu kural olarak alacaklının ihtarıyla temerrüde düşerken, Türk Ticaret Kanunu m. 1530/2 uyarınca ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde alacaklının kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olması şartıyla, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller dışında borçlu ayrıca bir ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer. Düzenlemenin kabul ediliş amacı, üreticiler ile küçük ve orta boy işletmelerin mal ve hizmet tedarik ettikleri büyük ve güçlü ticari işletmeler karşısında korunması ve geç ödemelerin alıcılar tarafından haksız bir finansman aracı olarak kullanılmasının önlenmesidir. Temerrüt sonuçlarının ve faizin doğabilmesi için alacaklı tedarikçinin sözleşmesel ve kanuni yükümlülüklerini bizzat ifa etmiş olması zorunludur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 117Kaynağı aç
MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır. II. Hükümleri 1. Genel olarak a. Gecikme tazminatı
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/2582, K. 2025/2591Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/2582 E.  ,  2025/2591 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1264 E., 2024/1024 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/355 E., 2021/216 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşmasız, davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat …'ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 30.12.2014 tarihinde … Regülatörü ve Hidroelektrik Enerjisi Santralinin İşletme ve Bakım Hizmet Sözleşmesi düzenlendiğini ve sözleşme uyarınca davalıya 24.02.2016 tarihli 100.000,00 TL bedelli kesin teminat mektubu verildiğini, müvekkili firmanın yüklendiği edimleri ifa ettiğini ve birinci yılın sonunda tarafların 01.01.2016 tarihli zeyilnameyi imzaladığını, zeyilname ile sözleşmenin bitiş süresinin ve sözleşme bedelinin değiştirildiğini, 01.03.2019 tarihinde karşılıklı mutabakatla fesih protokolü düzenlendiğini, protokolün 3.4 maddesinde hüküm altına alınan hakediş alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, hakediş alacağı 1.484.595,27 TL'nin, davalı tarafından geçmişte ödenmiş ve fakat vadesinde ödenmemiş tüm hakedişlerin sözleşmenin (5.4.) maddesinde belirlenen kesin vadeye göre işlemiş/işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, sözleşmenin (5.2.) maddesine göre 2017, 20 18… yılları Ocak ayında, ÜFE ve TÜFE oranlarının aritmetik ortalaması kadar sözleşme bedeline ilave edilmesi gereken hakediş alacaklarının, yine sözleşmenin (5.4.) maddesinde belirlenen kesin vadeye göre işlemiş/işleyecek avans faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL'sinin tahsiline, kesin teminat mektubunun iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 25.02.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 10.000,00 TL olan talebini 901.687,71 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; sözleşmenin tasfiyesinin ne şekilde yapılacağının fesih protokolü ile düzenlenmiş olduğunu, kura havzasında bulunan ve … ili DSİ 24. Bölge Müdürlüğü sınırlarında yer alan, … Enerji Üretimi ve Ticaret A.Ş. tarafından işletilen … ve … Barajları'nın su tutumunun tamamlanarak işletmeye alınmasının geciktiğini, … Enerji firmasının düzeltici faaliyet yapmamasından ötürü müvekkili şirkete ait … Barajı'nın enerji üretiminin ciddi şekilde olumsuz etkilendiğini, davacı şirketin bu durumu bilmekle ve müvekkil şirkete bildirmekle yükümlü olmasına rağmen su tutumunun uzadığını, bu nedenle ciddi bir üretim kaybı gerçekleştiğini müvekkili şirkete bildirmediğini, haklı nedenlerle teminat mektubunun nakte çevrildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının bakiye hakediş bedeli olarak dava tarihi itibari ile 1.484.595,27 TL alacağının olduğu, davalının, barajın işletmeye geç alınmasına yönelik itirazının dava konusu sözleşme kapsamındaki … Regülatörü ve Hidroelektrik Enerjisi Santraline ilişkin olmayıp, Kura Havzasında bulunan ve … ili DSİ 24. Bölge Müdürlüğü sınırlarında yer alan, … Enerji Üretimi ve Ticaret A.Ş. tarafından işletilen … ve … Barajları'na ilişkin olduğu, davalının bunun dışında cevap ve ikinci cevap dilekçesinde davacıya yönelik eksik ve ayıplı ifa iddiasının bulunmadığı, davacı yüklenicinin 16.05.2019 tarihli SGK ilişiksiz belgesini davalıya sunduğu, bu durumda sözleşmenin 11.4.1.maddesine göre davacı tarafından davalıya verilen teminat mektubunun iadesi şartlarının oluştuğu, davacı tarafından her ne kadar, 2017, 20 18… yıllarına ait ÜFE-TÜFE oranlarının aritmetik ortalaması kadar sözleşme bedeline ilave edilmesi gereken hak ediş alacağı talep edilmişse de; taraflar arasında düzenlenen zeyilname ile sözleşme hükmü kaldırıldığından bakiye hakediş bedeli dışında davacının ÜFE-TÜFE oranlarının aritmetik ortalaması kadar sözleşme bedeline ilave edilecek alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.484.595,27 TL'nin dava tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, dava konusu iş sebebi ile davacı tarafından davalıya verilen teminat mektubunun davacıya iadesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 5.4 maddesi ve 6102 sayılı TTK'nın 1530/2. maddesi gereği davalı tarafından davacı faturaları ticari defter ve kayıtlara alınıp kabul edildiğinden davacının ödenmeyen faturalara dayalı hakediş alacakları için birikmiş yasal faiz isteminde bulunabileceği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 1.484.595,27 TL'nin dava tarihine kadar işlemiş 287.338,39 TL yasal faizi ile birlikte tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, teminat mektubunun davacıya iadesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında yerel mahkeme safhasında yapılan harcamalara ilişkin yerel mahkeme karar tarihinden itibaren, Bölge Adliye Mahkemesi safhasında yapılan harcamalar içinse Bölge Adliye Mahkemesi kararından itibaren faiz işletilebilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından keşide edilen ihtarnamede yasal faiz talebinde bulunulsa bile dava ticari dava olduğundan faiz türünün değiştirilmesinin mümkün olduğunu, dava dilekçesinde de avans faizi talep edildiğini, zeyilname ile sözleşme hükümlerinin değiştirilmediğini, zeyilname süresi dolduğu tarihten itibaren fiyat artışı yapılması gerektiğini beyan etmektedir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, 3 ayrı işletme sözleşmesi birlikte değerlendirilmek suretiyle inceleme yapılması gerektiğini, fesih protokolü hükümlerinin incelenmediğini, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin ilgili hükmü gereğince tüm hakediş ve alacakların karşılıklı mutabakata varılarak hazırlanacak bir ödeme takvimine bağlanmasından, yani yeni bir ödeme takviminden söz edildiği halde bu hususun dikkate alınmadığını, mahkeme kararında belirlenen faiz miktarı, başlangıç tarihi ve faiz oranının hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve teminat mektubunun iadesi istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında düzenlenen 30.12.2014 tarihli sözleşme ile … Regülatörü ve Hidroelektrik Enerjisi Santralinin İşletme ve Bakım Hizmet işi kararlaştırılmıştır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Sözleşmeden kaynaklanan alacaklarda temerrüt faizi uygulanabilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp, kararlaştırılan kesin vadede borcun ödenmemiş ya da alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş olması zorunludur (TBK 117). Aksi halde temerrüt, icra takibine geçildiği veya davanın açıldığı tarihte oluşur. Öte yandan, TTK’nın 1530. madde gerekçesinde belirtildiği gibi, bu maddenin konuluş amacı, üreticiler ile küçük ve orta boy işletmelerin (TTK.m.1522,1523, Yönt.m.4/b), mal ve hizmet tedarik ettikleri güçlü ticari işletmeler, (özellikle market, süper market, hiper market gibi alışveriş merkezleri) karşısında korunmasıdır. Bir başka deyişle büyük ve güçlü ticari işletmeler geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullandıkları için mal ve hizmet tedarik edenleri çok güç durumda bıraktığı, finansal durumlarını sarstığı, hatta iflasa dahi sürüklediği için bu kötü ve haksız uygulamanın önüne geçilmek istenmiştir. Somut olayda bu maddenin uygulanması koşullarının bulunmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesince 27.02.2019 tarihinin faize başlangıç yapılması bu tarihten itibaren avans faizi uygulanması gerekirken, TTK’nın 1530/2. maddesi esas alınmak suretiyle temerrüt tarihinin belirlenmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR 1- Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2- Yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm kısmının (II) numaralı fıkrasının; (1) numaralı bendinde yer alan “dava tarihine kadar işlemiş 287.338,39 TL yasal faizi ile birlikte tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine” cümlesinin karardan çıkarılmasına, yerine “ 27.02.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine” cümlesinin eklenmesine, (5) numaralı bendinin birinci satırında yer alan “127.871,78” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “108.243,70 ”rakamının eklenmesine, yine üçüncü satırında yer alan “62.675,09” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “45.568,61”rakamının eklenmesine, (7) numaralı bendinin ikinci satırında yer alan “6.066,19” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “5.135,02” rakamının eklenmesine, altıncı satırında yer alan “844,55” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “714,91” rakamının eklenmesine, yedinci satırında yer alan “475,45” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “605,09”rakamının eklenmesine, (8) numaralı bendinin ikinci satırında yer alan “221.754,69” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “198.767,62” rakamının eklenmesine, (9) numaralı bendinin ikinci satırında yer alan “145.919,67” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “177.526,89”rakamının eklenmesine, (III) numaralı fıkrasının üçüncü satırında yer alan “127.871,78” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “108.243,70 ”rakamının eklenmesine, yine dördüncü satırında yer alan “100.610,48” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “80.982,40” rakamının eklenmesine, kararın değiştirilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Tarafların temyiz itirazları haklı görülerek, her iki taraf yararına da düzelterek onama yapıldığından; Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. – KARŞI OY YAZISI – 1-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 117. madde hükmüne göre; temerrüt faizi başlangıç tarihi yönünden; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; borçlu temerrüde düşmüş olur. Kanunun (TBK) 117. maddesinde yer alan bu hüküm genel hüküm olup temerrüt tarihi ve temerrüt faizi başlangıcına ilişkin farklı özel hüküm bulunması halinde bu genel hüküm değil özel hüküm uygulanmalıdır. Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarına ilişkin olmak üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 1530. maddede; temerrüt tarihi, temerrüt faizi başlangıcı ve faiz oranı yönünden daha özel nitelikte bir düzenleme bulunmaktadır. Bu hükme göre; ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer (TTK 1530/2). Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır (TTK 1530/3). Gecikme faizi ödenmeyeceğini veya ağır derecede haksız sayılabilecek kadar az faiz ödeneceğini, alacaklının geç ödeme dolayısıyla uğrayacağı zarardan borçlunun sorumlu olmayacağını veya sınırlı bir şekilde sorumlu tutulabileceğini öngören sözleşme hükümleri geçerizdir. Geçersizlik durumunda yedinci fıkra uygulanır (TTK 1530/6). Bu madde hükümleri uyarınca alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her yıl ocak ayında ilan eder. Faiz oranı, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmalıdır (TTK 1530/7). Hükmün ikinci fıkrasında ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemler unsuruna yer verildiğinden TTK'da yer alan bu özel hükmün uygulanabilmesi için iki tarafın da tacir olması ve bir ticari işletmeden diğer ticari işletmeye mal veya hizmet tedarikine ilişkin bir işlemin bulunması gerekir. Mal tedariki satım sözleşmesine konu mallar olabileceği gibi, eser sözleşmesinin konusunu oluşturan özel üretim bir mallar da olabilir. Çünkü mal tesliminin eser sözleşmesi veya satım sözleşmesine dayalı olması gerektiğine dair bir ayrıma hükümde yer verilmemiştir. Hüküm tüm ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemleri kapsadığından uygulama alanı oldukça geniş olsa da bazı fıkralarda kapsam daraltan koruyucu hükümlere yer verilmiştir. Hükmün 5. fıkrasında; sözleşmede öngörülen ödeme süresinin, faturanın veya eş değer ödeme talebinin veya mal veya hizmetin alındığı veya mal veya hizmetin gözden geçirme ve kabul usulünün tamamlandığı tarihten itibaren en fazla altmış gün olabileceği, şu kadar ki, alacaklı aleyhine ağır bir haksız durum yaratmamak koşuluyla ve açıkça anlaşmak suretiyle taraflar daha uzun bir süre öngörebilecekleri düzenlenmiş iken alacaklının küçük yahut orta ölçekli işletme (KOBİ) veya tarımsal ya da hayvansal üretici olduğu veya borçlunun büyük ölçekli işletme sıfatını taşıdığı hâllerde, ödeme süresinin, altmış günü aşamayacağı şeklinde koruyucu hüküm olarak maddedeki hükme istisna getirilmiştir. Hükmün 8. fıkrasında ise mal veya hizmet bedelinin taksitle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda, bu maddenin ödeme sürelerini düzenleyen hükümlerinin birinci taksit bakımından uygulanacağı, her bir taksit tutarının ödenmeyen kısmının yedinci fıkrada öngörülen oranda gecikme faizine tabi olduğu, düzenlenmiş iken, alacaklının küçük veya orta ölçekli işletme veya tarımsal veya hayvansal üretici olup borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hâllerde taksitle ödemeyi öngören sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu belirtilmek suretiyle yine ayrı bir istisna getirilmiştir. Hükmün mal ve hizmet tedarikiyle ilgili fıkraları Kanunun TBMM'de yapılan görüşmeleri sırasında verilen önergenin kabulüyle eklenmiştir. Önergenin gerekçesinde hükmün üreticileri, KOBİ'leri ve fatura ya da eşdeğer ödeme talepleri karşılığı hizmet veren ticari işletmeler ile kişileri, şartları dayatma konumları güçlü ticari işletmeler, özellikle market, süpermarket, hipermarket gibi alışveriş merkezleri karşısında korumakta olduğu belirtilmiş ise de Kanunun önerge gerekçesinde yer alan bu ifadelerin de yukarıda belirttiğimiz 5 ve 8. fıkralardaki istisnalarla ilgili olduğunun kabulü gerekir. Hüküm tümüyle gerekçede belirtilen işletmeler arasındaki mal ve hizmet tedarikini kapsıyor ve diğer mal ve hizmet tedariklerini kapsamıyor olsaydı 5 ve 8. fıkralarda yer alan özel geçersizlik ve istisna düzenlemelerine yer verilmesine de gerek kalmazdı. Bu maddeler açıkça istisnasını da belirterek bir düzenleme içerdiğine göre belirtilen işletmeler arası mal ve hizmet tedarikinde bu istisnaların uygulanması, bunun dışında kalan hükümlerinin ise tüm tacirler arası mal ve hizmet tedarikinde uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Öte yandan yorum gerektirmeyecek açıklıkta düzenlenmiş bir Kanun hükmünün gerekçesine bakılarak açık anlamından farklı bir kapsamda uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki Kanunun gerekçesi dahi ödemelerin çok geç yapılmasıyla ilgili olup 5 ve 8. fıkralarda getirilen sınırlamalar da bu gerekçeye uygun düzenlemeler olduğundan maddenin uygulanma kapsamını daraltan bir sonuca gerekçe içeriğiyle de varılamayacaktır. Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlunun hangi sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılacağı ve alacaklının hangi tarihten itibaren temerrüt faizine hak kazanacağı hükmün 4. fıkrasına göre belirlenecektir. Bu hükme göre; faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda, faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda, borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda temerrüt gerçekleşir. Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre, mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz günü aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde taraflar tacir olup aralarındaki sözleşme hizmet tedarikine ilişkin olduğundan taraflar arasındaki uyuşmazlıkta TTK 1530. maddedeki özel düzenlemenin uygulanması gerekir. Taraflar arasında düzenlenen 15.12.2014 tarihli sözleşmenin 5.4 maddesinde açık olarak; "ödemeler, sözleşme bedellerinin sözleşme süresi aya bölünmesi sonucu ortaya çıkacak rakamın aylık hakedişler şeklinde düzenlenmesi ile yapılacak olup, yüklenici tarafından her ayın sonunda sözleşmenin 12.4 maddesindeki belgeler eklenerek düzenlenecek faturanın tarihini takip eden 15 (onbeş) gün içerisinde yapılacaktır." hükmü bulunmaktadır. Buradaki süre TTK 1530/4. maddedeki süreleri aşmadığından sözleşmedeki sürenin uygulanması gerekir. Bu süre TTK 1530/2. madde hükmü ile değerlendirildiğinde davalının temerrüdü, ihtara gerek olmaksızınn 15 günlük sürenin dolduğu tarihte gerçekleşmiştir. Bölge adliye mahkemesince hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda da buna uygun biçimde temerrüt tarihi belirlenerek hem yasal hem de avans faizine göre işlemiş faiz hesabı yapılmıştır. Bölge adliye mahkemesince taraflar arasındaki uyuşmazlıkta özel hükmün önceliğine uygun olarak TTK 1530. madde hükmünün uygulanmasının gerektiği kabul edilerek bu hükme göre temerrüt tarihi belirlenmek suretiyle karar verilmiş olması isabetli ve yerindedir. Açıklanan nedenlerle davalı tarafın temerrüt tarihi ve buna bağlı faiz başlangıç tarihine ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, taraflar arasındaki ilişkide TTK 1530. madde hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, temerrüdün ihtar tebliğ tarihi esas alındığında 27.02.2019 tarihinde gerçekleştiği ve temerrüt faizine de bu tarihten hükmedilebileceği kabul edilerek düzelterek onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne bu yönden katılamıyorum. 2-Taraflar arasındaki sözleşmeye TTK 1530. madde hükmünün uygulanması mümkün olduğu için bu hükmün 7. fıkrasındaki oranda davacı faiz isteyebilir ise de davacı bu hükme göre faiz talep etmeyip 3095 sayılı Kanun kapsamında temerrüt faizi istemiştir. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2. maddesinde temerrüt faizi düzenlenmiştir. Bu maddede; Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen yasal faiz oranına göre temerrüt faizi ödemeye mecbur olduğu (md. 2/1), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin bu oran üzerinden istenebileceği, söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oranın geçerli olacağı (md. 2/2) hükmü bulunmaktadır. Bu düzenleme ile hem adi hem de ticari işlerde temerrüt faizi oranı yasal faiz oranı olarak belirlenmiş ise de alacaklıya ticari işlerde avans faizi isteyebilme hakkı tanınmıştır. Borçlunun ödeyeceği temerrüt faizinin cinsi ve oranı, alacaklının yasal faiz ya da avans faizi isteme konusundaki seçimlik hakkını kullanması ile belli olmaktadır. Bu nedenle alacaklının yasal faiz veya avans faizi oranında temerrüt faizi istemesi maddi hukuk alanında sonuç doğuran bir seçim hakkının kullanılmasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 87. madde hükmüne göre; seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya ait ise de 3095 sayılı Kanun hükmü ile temerrüt faizi cinsini seçme hakkı borçluya değil alacaklıya tanınmıştır. Seçimlik borçlarda seçim hakkı yenilik doğuran haklardandır. Yenilik doğuran haklar bir defa kullanmakla tükenen sona eren haklardır. Yenilik doğuran hak kullanılmakla hak sahibi amacına ulaştığı ve böylece hak tükendiği için ikinci defa kullanılamaz. Tüketilen ve olmayan bir hak kullanılamayacağı için, kullanılan haktan dönülüp yerine diğer seçimlik hakkı kullanmak da mümkün olmayacaktır. Bu nedenle avans faizi istemek yerine yasal faiz isteyen alacaklı bir seçim hakkını kullanmış olmakla diğer seçimlik hakkı olan avans faizi isteme hakkını da yitirmiş olacaktır. Temerrüt faizi oranına ilişkin yapılan seçim, alacağın talep edilmeyen kesimi için de bağlayıcıdır. Zira alacak dava edilmeyen kesimiyle bir bütün olup temerrüt faizine ilişkin yukarıda sözü edilen hükümde, alacağın bır kısmı için yasal faiz bir kısmı için avans faizi oranında temerrüt faizi istemek şeklinde bir seçim hakkı öngörülmüş değildir. O nedenle kısmi dava ile bir bölümü istense dahi kullanılan seçim hakkı talep edilmemiş kısım için dahi geçerli olacaktır Avans faizi yerine yasal faizi istemek borca bir kapsam biçtiğinden yapılan seçim maddi hukuk alanında sonuç doğurmakta olduğundan bu seçimin ıslah yoluyla dahi düzeltilebilmesi mümkün değildir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya çekilen ihtarda seçimlik hak, avans faizi isteme yönünde değil yasal faiz isteme yönünde kullanılmıştır. Seçim hakkı kullanılmakla tükenen haklardan olduğundan bu seçimden dönülerek bu kez avans faizi istenmesi mümkün değildir. Bölge adliye mahkemesince harcı yatırılarak müddeabih haline getirilmiş olan dava tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi alacağı için bilirkişi raporunda yasal faize göre hesaplama yapan seçeneğe göre işlemiş faiz alacağına hükmedilmesi isabetli ve yerindedir. Açıklanan nedenlerle bu yöne değinen temyiz itirazlarının tümüyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, 27.02.2019 tarihi ile dava tarihi arasındaki dönem için avans faizi istenebileceği kabul edilerek düzelterek onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne bu yönden de katılamıyorum. 3. Dava tarihinden sonra uygulanacak temerrüt faizi yönünden de yukarıda ikinci bentte açıklanan hukuki açıklamalar geçerli olup yasal faiz istemek yönünde oluşan seçim hakkı dava tarihinden sonrası için de bağlayıcıdır. Bu durumda dava tarihi sonrası için yasal faiz oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Bölge adliye mahkemesi kararında ise bu esaslara aykırı olarak avans faizine hükmedilmiştir. Davalının temyiz itirazlarının bu yönden kabul edilerek hükmün avans faizi yerine yasal faiz uygulanması şeklinde düzelterek onama kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan dava tarihinden sonrası için avans faizi uygulanacağı kabul edilerek buna ilişkin temyiz itirazlarının reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne bu yönden de katılamıyorum.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/124, K. 2025/524Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/124 E.  ,  2025/524 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/494 E., 2023/1716 K. ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVACI-KARŞI DAVADA ASIL VE BİRLEŞEN DAVADA DAVALI-KARŞI DAVADA İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/202 E., 2021/712 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı-karşı davada davacı vekilince duruşmalı, asıl ve birleşen davada davacı-karşı davada davalı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 10.02.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davalı- karşı davada davacı vekili Avukat… ile asıl ve birleşen davada davacı- karşı davada davalı vekili Avukat …’ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 27.04.2017 tarihli "Ulusal Kamu Entegre Veri Merkezi Projesi Fizibilite Etüdü Projesi Hazırlanması Danışmanlık Hizmet Alımı" için sözleşme imzalandığını, müvekkili şirketin Ulaştırma Bakanlığının alımını yürüttüğü bu proje mucibince 27.04.2017 tarihli sözleşmenin ek-1'inde yer alan tüm yükümlülük ve sorumlulukları bitirerek uhdesindeki tüm işleri davalı şirkete teslim ettiğini, davalı şirketin sözleşmede yer alan taahhütlerine uygun hareket etmediğini, davalının anılan kurumdan Faz-1'e ait hakedişini aldığını ancak müvekkili şirketin hakedişini tam olarak ödemediğini, davalının kurumdan ödemeyi almasını takip eden en geç 5 iş günü içerisinde davacıya ödemeyi gerçekleştirmesi gerekmekteyken davalının bunu yapmadığını, Faz-1'den kaynaklanan hakediş ödemesinin ve fatura bedellerinin hem geç hem de eksik ödendiğini, davacının tüm işlerini bitirip teslim ettiği halde kalan hakedişlerin ödenmediğini, davalının anılan kurumdan Faz-2 ve Faz-3 hakedişlerinin alınması için herhangi bir hukuki girişimde bulunmadığını, sözleşmenin hem 2.7. hem de 4.1.maddelerinin açıkça ihlal edildiğini, sözleşmeyi ihlal eden tarafın diğer tarafa 10.000.000,00 TL ceza ödemeyi ve bu ödemeyi en geç 30 gün içerisinde yapmayı kabul ve taahhüt ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 20.000,00 TL cezai şartın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; asıl davadaki açıklamaları yaparak, davalı şirkete 31.10.2017 tarihli 489.936,00 TL bedelli ve 27.11.2017 tarihli 7.316.000,00 TL bedelli iki ayrı fatura gönderildiğini, 6.615.200,20 TL’nin ödendiğini, bakiyenin ödenmediğini, bakiye ve faizi için takip başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkâr tazminatının tahsilini talep etmiştir. Karşı davada davacı vekili dilekçesinde; karşı davalının güven sarsıcı davranışları dışında sözleşme kapsamındaki birçok yükümlülüğünü ihlal ettiğini, sözleşmenin 2.9. hükmü uyarınca karşı davalı nezdindeki hizmetlerin denetim ve yönetimi için atanacak personel giderlerinin aylık masrafının %20'sinin karşı davalının alacağından mahsup edileceğini, taraflar arasındaki olumlu ticari ilişkilere binaen bugüne kadar bu yönde bir talepte bulunulmasa da, karşı davalının kötü niyetli girişimleri sonrasında masrafların %50'sine tekabül eden toplam 510.000,00 TL bedelin 04.02.2020 tarihli ihtarname ile karşı davalıdan talep edildiğini, süresi içinde bu bedelin ödenmediğini, sözleşmenin 3.2. hükmü, 6.7. hükmünün karşı davalı tarafça açıkça ihlal edildiğini, sözleşmenin ödeme planına göre tüm hak ediş detayları açıkça ve oranlarıyla belli olmasına rağmen, karşı davalı vekilinin KDV hariç 6.540.800,00 TL fatura kesmesi gerekirken KDV hariç 6.615.200,00 TL fatura kesmesi de sözleşmenin açık ihlali niteliğinde olduğunu, sözleşmeyi bir çok farklı şekilde ihlal eden karşı davalının müvekkili şirkete cezai şart ödeme yükümlülüğü bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 20.000,00 TL cezai şart alacağının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Asıl ve birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ihale makamı kurum arasında akdedilen sözleşmeye istinaden müvekkilinin "Ulusal Kamu Entegre Veri Merkezi Projesi Fizibilite Etüdü Hazırlanması Danışmanlık Hizmeti Alımı" işini yüklendiğini, bahse konu işin bir bölümünün ise davacı alt yükleniciye verildiğini, sözleşmenin 4.1. hükmünde açıkça belirtildiği üzere davacının alacağının muaccel olmasının şartının kurum tarafından müvekkili şirkete ödeme yapılması olduğunu, ihale makamı kurum tarafından müvekkiline henüz ödenmemiş bedellerin, iş tamamlansa dahi davacıya ödenmesinin mümkün olmadığını, tamamlanan ve kabulleri yapılan işlere dair ihale makamı kuruma kesilen fatura gereği davacının hak ettiği tüm bedelin, gerekli mahsuplar yapılarak davacıya tam olarak ödenmiş olduğunu, bunun dışında muaccel olan başka bir alacaklarının bulunmadığını, davacının ödenmediğini iddia ettiği tutarın, %18 KDV üzerinden hatalı olarak kestiği faturadan kaynaklandığını, davacının müvekkili şirkete %18 KDV üzerinden fatura kesmiş olsa dahi, bu KDV'nin (9/10) kısmı tevkifat nedeniyle kurumca müvekkiline ödenmediğinden, davacının bu kısım bakımından sözleşme gereği muaccel bir alacağından söz edilemeyeceğini, ne var ki, davacının KDV tevkifatı olmaksızın fatura kesmesinin sözleşmenin açık hükmü karşısında bir önemi olmadığını, zira sözleşme gereği muacceliyetin şartının fatura kesmek değil, hakediş bedelinin kurumdan tahsil edilmesi olduğunu, davacı şirketçe %18 olarak kesilen KDV'nin (9/10) kısmının tevkifat nedeniyle kurumdan tahsil edilemediğinin açık olduğunu, kurumdan tahsil edilmeyen bir bedelin ise davacının alacağı bakımından muaccel hale gelmeyeceğini, muacceliyet temerrüdün ön koşulu olduğu için temerrüdün de oluşmadığını, sözleşmenin ihlal edildiği iddiası ve cezai şart talebinin hukuka aykırı olduğunu savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir. Karşı davada davalı vekili cevap dilekçesinde; karşı davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada cezai şart talebine konu davacı ve davalı şirket tarafından, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinde ihlallerin söz konusu olduğu, her iki tarafta sözleşmenin 2.7. maddesi kapsamında cezai şart isteğinde bulunmuş ise de bir tarafın istekte bulunabilmesi için kendinin de ihlal etmemiş olması gerektiği, her iki tarafın ihlali karşısında bu maddeye dayanılarak karşılıklı talebin yerinde olmadığı kanaatine varılmakla asıl ve karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiği, taraflar arasındaki sözleşmede sözleşme bedelinin ve davacıya yapılacak ödemelerin KDV hariç belirlendiği, KDV tevkifatına yer verilmediği, davalı ile Bakanlık arasındaki sözleşmenin vergisel düzenlemelerine de herhangi bir atıf yapılmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 2.5 maddesinde bu sözleşmenin ekleri ile bir bütün olup işbu sözleşme, eklerinde ve kendisine gönderme yapılan dokümanlar arasında bir çelişki olması durumunda öncelik sırasının maddeler halinde belirtilip, asıl ve birleşen davada davalının kurum ile imzaladığı sözleşme birinci sırada yer almakta ise de, bu maddenin kapsamının bu sözleşme, sözleşme eki (sözleşme ekleri iş listesi, ödeme planı, tarafların imza sirküsü olarak belirtilmiş) ve kendisine gönderme yapılan dokümanlar arasındaki çelişkiye ilişkin olduğu, işbu sözleşme ile, asıl ve birleşen davada davalı ve dava dışı idare arasındaki sözleşme arasında çelişki olması halindeki uygulama sırasına ilişkin olmadığı, böyle bir düzenlemenin yer almadığı, bu haliyle bu maddeye dayalı olarak asıl ve birleşen davada davalı ile idare arasındaki sözleşmedeki KDV tevkifatı düzenlemesinin taraflar arasındaki sözleşmede de uygulanmasını gerektirmeyeceği, buna yönelik bir hükmün bulunmadığı, ayrıca dava dışı idarenin asıl ve birleşen davada davalıya KDV tevkifatı yaparak ödeme yapmasının KDV ödenmediği anlamına gelmeyeceği, asıl ve birleşen davada davalıya ödenecek toplam %18'lik KDV'nin 9/10'unun Bakanlık tarafından kaynakta kesilerek Devlete ödenmesi anlamına geleceği ve KDV mahsuplaşması sırasında kendisi adına kaynakta kesilerek yatırılan bu KDV'den yararlanacağı, KDV'ye konu alacak miktarı taraf defter ve kayıtlarında da kayıtlı olduğu üzere 1.190.735,80 TL olduğu anlaşılmakla bu miktar asıl alacağa itirazın yerinde görülmediği, birleşen davada davacı taraf icra takibinde işlemiş faiz isteğinde bulunmuş olup, taraflar arasındaki uyuşmazlığın faturanın aslına yönelik olmayıp borcun davalının da kabulünde olduğu, uyuşmazlığın sadece KDV tutarına ilişkin olduğu, KDV hariç bedelin ödendiği, bu şekliyle alacağın istenir durumda olduğu, davacı tarafından davalıya ihtarname ile temerrüdün 01.02.2020 tarihinde oluştuğu, 01.02.2020 tarihi ile 07.02.2020 takip tarihi arası 6 gün için avans faizinin 2.691,39 TL olduğu gerekçesiyle asıl ve karşı davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile itirazın 1.190.735,80 TL asıl alacak ve 2.691,39 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.193.427,19 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, hükmolunan meblağın %20'si oranında hesaplanan 238.685,44 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, 6102 sayılı TTK'nın 1530/2. maddesi gereği, ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen,borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı haller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer, devamı 3. fıkrada da mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır denildiği, somut olayda hizmet alım sözleşmesi nedeniyle fatura düzenlendiği ve sözleşmede ayrıca bir temerrüt tarihi öngörülmediğinden birleşen davada davacı vekilinin açıklanan yasal düzenleme gereği işlemiş faiz talebinin yerinde görüldüğü gerekçesiyle, asıl ve birleşen davada davalı-karşı davada davacı vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davacı- karşı davada davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının esastan reddine, birleşen davada davacı vekilinin faize ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile, birleşen dava yönünden düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, birleşen davanın kabulü ile, itirazın 1.190.735,80 TL asıl alacak ve 407.451,85 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.598.187,65 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, hükmolunan meblağın %20'si oranında hesaplanan 319.637,53‬ TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1- Asıl ve birleşen davada davacı- karşı davada davalı vekili temyiz dilekçesinde; a. Faz-1 teslimatının davalı şirket tarafından idareye teslim edildiğini, davalı şirketin eksiksiz olarak ödemesini aldığını, müvekkil şirketin Faz-1’den kaynaklı alacağı olan tutarı davalı şirkete fatura ettiğini, fakat davalı şirketin KDV hariç diğer kısmı ödediğini, b. Davalı şirketin kurumdan ödemeyi aldığı halde ve müvekkil şirketin davalı şirkete faturaları gönderdiği ve faturalar davalı şirketçe herhangi bir itiraza uğramayıp, defterlerine işlendiği halde davalı şirketin, faturaların bedelinin 1.190.735,80 TL’sini ödemediğini, müvekkil şirketin bu fatura alacaklarının KDV’lerini de Vergi Dairesine ödediğini, c. Davalı şirketin, müvekkil şirketin alacağını tamamen kötü niyetle ödememesi nedeniyle sözleşmenin 2.7. maddesindeki doğmuş ceza-i şart bedelinin ödenmesi koşullarının oluştuğunu, d. İlk Derece Mahkemesinin dayandığını iddia ettiği 27.04.2017 tarihli sözleşmenin 6.7. maddesinde müvekkil şirketin üzerine yükümlenmiş bir yükümlülük bulunmadığını beyan etmiştir. 2- Asıl ve birleşen davada davalı- karşı davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. İstinaf başvurusunun gerekçe ileri sürülmeden matbu ifadelerle reddedildiğini, b. Müvekkil şirketçe davacı şirkete ödeme yapılabilmesinin ön koşulunun ihale makamı kurumun müvekkil şirkete ödeme yapması olduğunu, c. Sözleşme kapsamındaki işin bitirilmiş olmasının davacının 'Ek-2: Ödeme Planı' kısmında yer alan alacaklarının muaccel hale gelmesi için yeterli olmadığını, d. Müvekkil şirketçe KDV alacağının dava dışı ihale makamı kurumdan nakden tahsil edilmediğini, e. Müvekkil şirketin 1.200.000,00 TL gibi ciddi bir KDV alacağını mahsup edebileceği bir ticaret hacminin bulunmadığını, bu yönde bir zorunluluğunun da olmadığını, f. Sözleşmelerin ve ilgili mevzuatın atıfları gereği davacı şirket de tacir olmanın bir yükümlülüğü olarak sözleşmeye uygun davranmak ve müvekkil şirkete tevkifatlı fatura kesmek zorunda olduğunu, g. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, h. TTK’nın 1530. maddesinin münhasıran mal tedarik sözleşmeleri bakımından uygulanabilir bir hüküm olduğunu, ı. Davacı lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, likit alacağın bulunmadığını, i. Sözleşmenin birçok yükümlülüğünü ihlal eden karşı davalının, sözleşmenin 2.7. hükmü uyarınca müvekkil şirkete cezai şart ödemek zorunda olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Asıl ve karşı davada uyuşmazlık taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesine aykırılık nedeniyle karşılıklı cezai şart istemlerine, birleşen davada uyuşmazlık hizmet bedeline ilişkin düzenlenen faturaya dayalı bakiye alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl ve birleşen davada davacı- karşı davada davalı vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davalı- karşı davada davacı vekilinin aşağıdaki paragraf kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. TTK’nın 1530/2 maddesi ‘Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer.’ hükmünü içermekte olup mal tedarik sözleşmeleri kapsamında küçük ve orta ölçekli tedarikçiyi, büyük şirketlere karşı korumak saikiyle münhasıran mal tedarik sözleşmeleri kapsamındaki uyuşmazlıklar için getirilmiş bir hükümdür. Bu durumda işbu birleşen davada taraflar arasındaki uyuşmazlığın hizmet sözleşmesinden kaynaklandığı ve münhasıran mal tedarik sözleşmelerinde uygulanması gereken TTK’nın 1530. maddesinin uygulanma alanının olmadığı gözetilmeksizin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi tarafından, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, yeniden esas hakkında karar verilmek suretiyle birleşen davada işlemiş faiz talebinin yerinde görülmesi doğru olmamıştır. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacı- karşı davada davalı vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davalı- karşı davada davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davalı- karşı davada davacı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazının kısmen kabulü ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi kararının ‘HÜKÜM’ fıkrasının ‘2- Birleşen davada;’ maddesinin 1 ve 2. bendinin hükümden çıkarılmasına, yerine 1. bent olarak ‘Davanın kısmen kabulü ile, davalının Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2020/2001 sayılı dosyasında itirazının 1.190.735,80 TL asıl alacak ve 2.691,39 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.193.427,19 TL için iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,’, 2. bent olarak ‘Hükmolunan meblağın %20'si oranında hesaplanan 238.685,44 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,’ ibarelerinin yazılması suretiyle hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan birleşen davada davalı yararına takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin, birleşen davada davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Birleşen davada peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden asıl ve birleşen davada davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bu özel temerrüt düzenlemesi yalnızca iki ticari işletme arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla akdedilen sözleşmelere uygulanır. Kanunun hazırlık sürecinde Avrupa Birliği'nin geç ödemelerle mücadeleye ilişkin yönerge esasları benimsenmiş, ancak kamu kurumlarının ödemelerine dair mekanizmalar kanun metnine yansıtılmamıştır. Dolayısıyla kamu kuruluşları ile ticari işletmeler arasındaki sözleşmeler bu maddenin kapsamı dışındadır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı kararlaştırılan kamuya ait tedarik ilişkilerinde Türk Ticaret Kanunu m. 1530'un ikinci ve yedinci fıkraları uygulanamaz. Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/1108, K. 2023/3906 sayılı ilamında kamu ihale mevzuatına tabi alımlarda anılan fıkraların tatbik edilemeyeceği belirtilmiştir. Türk Ticaret Kanunu m. 1530'un uygulanamadığı durumlarda ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/5430, K. 2024/1717 sayılı ilamında yer verildiği üzere borçlunun temerrüdü genel hüküm olan Türk Borçlar Kanunu m. 117 çerçevesinde belirlenir. 4734 sayılı Kanun m. 4 kapsamında mal, satın alınan her türlü ihtiyaç maddesi ile taşınır ve taşınmaz malları; tedarikçi, mal alımı ihalesine teklif verenleri; hizmet sunucusu ise hizmet alımı ihalesine teklif veren gerçek veya tüzel kişileri ifade eder.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/1108, K. 2023/3906Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/1108 E.  ,  2023/3906 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2078 Esas, 2021/1140 Karar HÜKÜM : Esastan red İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/761 E., 2019/506 K. Taraflar arasındaki temlik edilen alacaktan kalan bakiye bedelin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 117.690,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, davalıdan kullandığı kredilerin teminatı olarak dava dışı Mustafa Kemal Ünv.Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye işletmesi)'nden tıbbi malzeme tedarikinden kaynaklanan faturaya dayalı toplam 469.257,62.TL tutarındaki alacağını davalı bankaya temlik ettiğini, temlikin teminat amacıyla yapıldığını, davalı bankaya kredi borcunun tamamen ödendiğini, alacağın temlikine ilişkin bakiye tutarın iadesi talebiyle Adana 20. Noterliğinin 19.07.2017 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, müvekkili şirketin, davalı bankaya kredi borcu sona erdiğinden temlik ettiği alacak tutarı bakiyesinin ihtar tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte iadesi talebiyle şimdilik 10.000,00.TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini dava etmiş, ıslahla talebini 108.750,00.TL'ye çıkarmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle husumet itirazında bulunduklarını, davaya konu temliknamelerle ilgili alacakların tamamının Üniversite tarafından müvekkili bankaya ödendiğini ve ödendikleri andan itibaren de davacı şirketin bankaya olan borcun mahsup edildiği, böylece müvekkili bankanın temliknamelere konu asıl alacağının tamamını tahsil ettiğini, bu durumda teminat ve temlikin konusuz kaldığını, ortada bir sorumlunun olması halinde onun da dava dışı Mustafa Kemal Üniversitesi olduğunu, alacağın tahsil edildiğini, müvekkilinde iade edilecek bir miktarın bulunmadığını, müvekkilinin alacağı temlik aldığını, alt ilişki ve sözleşmeyi devralınmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı bankadan kullandığı kredilerin teminatı olarak dava dışı Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi)'nden tıbbi malzeme tedarikinden kaynaklanan faturaya dayalı 469.257,62 TL tutarındaki alacağını davalı bankaya temlik ettiği, davacı tarafından davalı bankaya temlikin teminat amacıyla yapıldığı belirtilerek alacağın temlikine ilişkin bakiye tutarın iadesi talebiyle Adana 20. Noterliğinden 19.07. 2017 tarihli ihtarname keşide edildiği, davacı şirketin eldeki davada davalı bankaya kredi borcu sona erdiğinden ve davalı bankanın teminaten kendisine temlik edilen alacağın dava dışı borçludan tahsili sırasında tahsil ettiği tutarları öncelikle faiz ve masraf alacağına mahsup ederek kredi borcunun tahsilinden sonra artan kısmı davacıya iadeten temlik etmesi gerektiği halde bunu yapmayarak dava dışı borçludan tahsil ettiği tüm tutarı kredi borcuna saydığı, bu şekilde davalının teminat olarak kendisine temlik edilen alacağı muhafaza ve korumaya ilişkin özen borcunu yerine getirmediği sebebine dayanılarak temlike konu alacak hakkında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1530 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanması suretiyle faiz alacağının hesaplanması, bu şekilde davalının teminat olarak kendisine temlik edilen alacağı muhafaza ve korumaya ilişkin özen borcunu yerine getirmemesi sebebiyle uğranılan zararın tazmininin istendiği, taraflar arasında düzenlenen temlik sözleşmelerinde temlik konusu alacağın davacının davalı bankaya olan kredi borcunun teminatı olarak temlik edildiği, temlik konusu alacağın davacı ile dava dışı Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi) arasındaki tıbbi malzeme tedariki hususunda düzenlenmiş sözleşmeye dayandığı, sözleşmenin 12.2.2 maddesinde "idare, muayene ve kabul komisyonunca kabul raporu düzenlenilmesinden itibaren yüklenicinin yazılı talebi üzerine en geç 400 gün içerisinde yükleniciye veya vekiline ödeme yapacaktır" hükmüne ve yine sözleşmenin 31 inci maddesinde ödeme belgelerinin düzenlenilmesi başlığı altında komisyon tarafından kabul tutanağı ile tespit işlemi yapılacağının belirtildiği, sözleşmenin 4.1 maddesinde "bu sözleşmenin uygulanmasında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ile Mal Alımları Denetim Muayene ve Kabul İşlemlerine Dair Yönetmelik ve ihale dökümanlarında yer alan tanımlar geçerlidir" hükmüne yer verildiği, temlike konu alacağa ilişkin olarak dava dışı borçlu Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi (Döner Sermaye İşletmesi)'nin davalı bankaya ödeme yaptığı tarihten önce temerrüdünün gerçekleştiği ve böylece temlike konu alacak hakkında faiz ödeme borcu yükümlülüğünün doğduğu konusunda herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı gibi temlik konusu alacak hakkında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ile Mal Alımları Denetim Muayene ve Kabul İşlemlerine Dair Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağına ilişkin sözleşme hükmü ile 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda görüşülerek kabul edilen önergenin gerekçesi dikkate alındığında temlike konu alacak hakkında 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinin iki ve yedinci fıkraları uygulanma olanağının bulunmadığından belirtilen sebeplere dayanan ve davalı tarafından tazmini gerekli zararın da olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının teminat amacıyla aldığı alacak hakkında devraldığı alacak hakkını özenle idare ve muhafaza etme, temlik edenin durumunu ağırlaştırmama; borçlunun ödeme yapması halinde, yapılan ödemeyi krediden doğan alacağından düşme ve asıl alacağını tamamen tahsil etmesi halinde de, temlik aldığı alacaktan varsa kalanını inanana iade etme borcu altında olduğunu, temerrüde düşen borçlunun yaptığı ödemeleri, ana borçtan saymaya ilişkin bir tercih hakkının bulunmadığını, olayda 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinin uygulanacağını, maddede, "ticari işletmeler arasındaki mal ve hizmet tedarininden" söz ettiğini, bu nedenle esas aldığı kavram, "tacir" değil; "ticari işletme" kavramı olduğunu, ticari işletmenin esas alındığını, sözleşmedeki 400 gün 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesindeki en fazla 60 günü geçemez hükmüne göre geçersiz olduğunu, bu nedenle bağlayıcı olmadığını, dava dışı borçlunun, bankaya ödeme yaptığı tarihten önce temerrüdünün gerçekleşmediğini, buradan hareketle, davacının bir zararının doğmadığı mahkemece kabul edilmişse de, dava dışı döner sermaye işletmesi ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmenin 12.2.2. maddesinde " …yüklenicinin yazılı talebi üzerine en geç 400 gün içinde yükleniciye veya vekiline ödeme yapılacaktır." hükmü karşısında; temlik edilen faturaya bağlı alacağın 600- 700 bazen de 800 güne varan geç ödemelerin varlığına rağmen, Mahkemenin temerrüt olgusunun gerçekleşmediğine ilişkin kabulü kararının dosya kapsamına uygun olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile temlike konu alacakların, davacının dava dışı Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi arasındaki tıbbi malzeme tedariki hususunda düzenledikleri sözleşmelerden kaynaklandığı, sözleşmenin 12.2.2 maddesinde "idare, muayene ve kabul komisyonunca kabul raporu düzenlenilmesinden itibaren yüklenicinin yazılı talebi üzerine en geç 400 gün içerisinde yükleniciye veya vekiline ödeme yapacaktır" hükmüne ve yine sözleşmenin 31 inci maddesinde ödeme belgelerinin düzenlenilmesi başlığı altında komisyon tarafından kabul tutanağı ile tespit işlemi yapılacağının belirtildiği, sözleşmenin 4.1 maddesinde "bu sözleşmenin uygulanmasında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ile Mal Alımları Denetim Muayene ve Kabul İşlemlerine Dair Yönetmelik ve ihale dökümanlarında yer alan tanımlar geçerlidir" hükmüne yer verildiği, 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesi hükmüne ilişkin olarak TBMM Genel Kurulu'nda görüşülerek kabul edilen önergenin gerekçesinde "bu maddenin iki ile yedinci fıkraları Avrupa Parlamentosu ile Konseyin 19.06.2000 tarihli ve 2000/35/EC sayılı, geç ödemelerle mücadele yönergesini değiştiren ve 2011 yılında Avrupa Birliği gazetesinde yayınlanacak olan yönergesinin esasları çerçevesinde kaleme alınmıştır. Yönergenin kamu kurumlarının ödemeleriyle Avrupa Birliği çerçevesinde şeffaflık sağlayan mekanizmaları hakkındaki hükümleri ve konumuzla doğrudan ilgisi bulunmayan düzenlemeleri değişik metne yansıtılmamıştır." ifadesine yer verildiği, davacı yan, davalı bankanın temlik aldığı alacaklara ilişkin dava dışı borçlu Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin yaptığı ödemeleri hastanenin ana para borcundan düşmek suretiyle davacıyı zarara uğrattığını, yapılan ödemelerin önce faize sayılıp tahsil edilen miktardan kalan paranın davacıya iade edilmesi gerektiğini iddia etse de, temlike konu alacaklara ilişkin olarak davacının dava dışı borçlu Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ni davalı bankaya ödeme yaptığı tarihten önce temerrüde düşürdüğüne ve bu surette temlike konu alacak hakkında faiz ödeme borcu yükümlülüğünün doğduğuna ilişkin herhangi bir bilgi ve belge dosyada bulunmadığı gibi, temlik konusu alacak hakkında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu, Mal Alımı İhaleleri Uygulama Yönetmeliği ile Mal Alımları Denetim Muayene ve Kabul İşlemlerine Dair Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağına ilişkin sözleşme hükmü ile 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinin TBMM Genel Kurulu'nda görüşülerek kabul edilen önergenin gerekçesi dikkate alındığında temlike konu alacak hakkında 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinin iki ve yedinci fıkralarının uygulanma olanağı bulunmadığından ve bu hali ile davalı tarafından tazmini gerekli bir zarar da olmadığından İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, temlik edilen alacaktan kalan bakiye bedelin tahsili istemine ilişkin olup, davacı tarafından kredi borcunun tamamen ödenmesi nedeniyle, davalının davacıya temlik sözleşmesi kapsamında iade etmesi gereken bir tutar bulunup bulunmadığı ve uyuşmazlıkta 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinin uygulama imkanı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530 uncu maddesinin iki ile yedinci fıkraları, 3.Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/5430, K. 2024/1717Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/5430 E.  ,  2024/1717 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi14. Hukuk Dairesi SAYISI :2021/135 Esas, 2022/846 Karar DAVALILAR :1…. 2…. Petrol Turizm San ve Tic. Ltd. Şti. 3…. vekilleri Avukat … DAVA TARİHİ : HÜKÜM :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ:Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2018/162 E., 2018/1118 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında bayilik ilişkisi olduğunu, davalı tarafından 21.10.2010 tarihli bayilik sözleşmesinin sona erdirildiğini, davalı tarafın bu sözleşmeye dayanarak müvekkil şirketten almış olduğu akaryakıt ürünleri karşılığı borçlarını ödemediğini, borca ilişkin mutabakat sağlanmaya çalışıldığını, 2012 yılından devreden faiz hariç 127.000,00 TL mal alım kaynaklı cari hesap borcu ve taahhüde aykırılık nedeniyle 377.000,00 TL cezai şart borcu olmak üzere 504.000,00 TL borcu olduğunun ayrıca bu borcun gecikme faizinden ve kurumsal kimlik yatırımı kaynaklı borçlardan da sorumlu olduğunun bildirildiğini, davalı şirket tarafından gönderilen 31.03.2017 tarihli ihtarname ile müvekkil şirkete 97.125,24 asıl alacak olmak üzere borcu olduğunu ve bunu ödemek istediğini bildirdiğini, davalı tarafından borcun ödenmemesi üzerine 97.125,24 TL ana para ve 2012 yılından itibaren alacağın miktarı için işletilen yıllık %120 sözleşmesel faiz 410.839,77 TL olmak üzere toplam 507.965,01 TL alacak için borçlu şirket ve ipotek veren 3 üncü şahıslar hakkında 14.04.2017 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, şirket lehine tesis edilen ipotek limiti 300.000,00 TL olması sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sadece ikrar edilen 97.000,00 TL ve bunun işlemiş faizinin ipotek limiti ile sınırlı olmak üzere talep edildiğini, ödeme emri nin davalıya 18.04.2017 tarihinde tebliğ edildiğini, süresi içerisinde itiraz edildiğini, 24.04.2017 tarihinde davalı tarafça kabul edilen 97.125,24 TL nin müvekkil hesabına ödendiğini, ancak icra, yargılama masrafı ve faiz ödemesi yapılmadığını, takibin 2004 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi uyarınca kısmi ödemelerin öncelikle faiz ve masrafa mahsup edilmesi talepli başlatıldığını, bu nedenle ödeme sonrası borcun sona ermediğini, bu nedenle itirazın iptaline ve takibin devamına karar verilmesi gerektiğini, borca ve faize itiraz edilmesi sebebiyle davalının kötü niyetli olduğunu ve icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiğini, takip sonrası yapılan ödemem nedeniyle icra harç ve masrafları ile icra vekalet ücretinin de davalının yükümlülüğünde olduğunu, temerrüt halinde faiz oranının gerek bayilik sözleşmesinde gerek ipotek resmi senedinde düzenlendiğini, bu nedenle faiz oranının her üç davalıyı da bağladığını belirterek itirazın iptali ile kısmı harici ödemenin faiz ve masraflara mahsubu ile bakiye alacak üzerinden takibin devamına, alacağın likit olması ve davalıların borcu ikrarları nedeniyle kötü niyetli itirazları için % 20 icra inkar tazminatına mahkum edilmelerini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflarca amaçlanan fayda sağlanamadığı için müvekkil tarafından bayilik istasyonunun kapatılmak zorunda kaldığını, davacıya herhangi bir alacağı varsa bunun e-posta yoluyla iletilmesi talep edilmiş, buna karşılık ''firmanın bizdeki cari riski 127.000,00 TL mal alım borcu ve 377.000,00 TL cezai şart olmak üzere bugün için 505.766,00 TL olarak görünüyor. Kurumsal kaynaklı alacak cariye yansıtılmamış'' şeklinde cevap verildiğini, şirket defter kayıtlarına göre 97.125,24 TL borç tespit edildiğini, ihtarname ile bu miktarı ödemeye hazır olduklarını, hesap numarası gönderilmesi halinde borcun hesaba yatırılacağının bildirildiğini, ayrıca bakiye ödendikten sonra davacı lehine kurulan ipotek haklarının 5 gün içerisinde fekkinin sağlanması ve kurumsal giydirmesini de 5 gün içerisinde almasını talep ettiklerini, müvekkil borcu ödemeye hazır olduğu halde aleyhine takip başlatıldığını, bunun üzerine müvekkilinin ticari defterlerinde borç olarak gözüken meblağı davacı hesabına yatırdığını, sözleşmenin müvekkil tarafından sona erdirilmediğini, sözleşmenin 5 yıllık sürenin sona ermesi nedeniyle kendiliğinden sona erdiğini, talep edilen faizin fahiş ve ahlaka aykırı olduğunu, alacaklının paradan mahrum kalmasına karşılık bir meblağ olmadığını, aksine alacaklıyı kazançlı hale getirdiğini, bu nedenle sözleşmenin uyarlanması kapsamında düşürülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının icra takibinden önce davalının sözleşmenin feshi nedeniyle borcu varsa ödemek istediğini bildirmesi ve hesap numarasının bildirilmesini istemesi üzerine verilen hesap numarasına kabul ettiği 97.125,24 TL borcu ödediği, davacının da takipte zaten bu miktar asıl alacak talebinde bulunduğu, davacının davalıya takipten önce temerrüde düşürmediği, bilirkişi raporunda sözü edilen sözleşmenin 13 üncü maddesi hükmünün borçluların temerrüde düşürülmesini sağlamayacağı, davalı şirketin borcunu ödeme iradesini göstermesine rağmen davacının fazla miktar borç çıkarmak suretiyle bu iradeyi kötüye kullandığı, bilahare de asıl alacağın kat kat fazlası işlemiş faiz istemesinin hukuken kabul edilebilir bir durum olarak kabulünün mümkün bulunmadığı, davalıların ancak icra takibi ile temerrüde düşürüldüğünün kabul edilmesinin hakkaniyet gereği bulunduğu anlaşıldığından bilirkişi raporundaki işlemiş faiz hesabı ve görüşüne katılmak mümkün bulunmadığı, bu nedenle davalıların işlemiş faiz alacağına yönelik itirazları yerinde olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının hatalı olduğunu, temerrüt şartları sözleşmede belirtilmekle birlikte faiz talebinin gerekçesinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 1530 uncu maddesi olduğunu, mahkemece sözleşme maddesinin temerrüt için … başına yeterli olamayacağından bahsedildiğini, ancak tarafların tacir olması nedeniyle anılan Kanunun 8 … maddesine göre faizin serbestçe belirlenebileceğini, 97.125,24 TL asıl alacak miktarında borç olduğunun her iki tarafça ikrar/kabul edildiğini, icra takip tarihinin de ödeme tarihinden önce olması nedeniyle icra takibindeki asıl alacağın ferileri olan avukatlık ücreti ve tahsil harçları ile masraflar dahi hüküm altına alınması gerektiğini, buna rağmen mahkemece hakkaniyet olgusundan hareketle 22.10.2013 tarihinden bu yana faiz uygulanmamasının yerinde olmadığını, takiple temerrüt oluştuğu belirtilmesine rağmen takip sonrası faiz ve ferileri için hüküm kurulmadığını, takiple temerrüdün oluştuğunun kabulü halinde takip sonrası faiz ve takip ferilerinin hüküm altına alınması gerektiğini, davalıların ikrarıyla … olan alacak ve faizi için takip başlatıldığını, sözleşmede faiz oranı ve temerrüt şartlarının belirlendiğini, en azından gönderilen ihtardaki tarihin esas alınarak faizin hesaplanması ve anılan Kanunun 1530 uncu maddesi uyarınca mal tedarikinin sağlanmış olması ve borcun ikrarı birlikte değerlendirildiğinde davanın kabulü gerektiğini, müvekkilinin 4 yıldır alacağını alamaması nedeniyle mağdur olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin 13 üncü maddesinin temerrütü değil muacceliyetin şartlarını düzenlediğini, borcun ödeneceği kesin veya belirlenebilir bir vadenin sözleşmede kararlaştırılmadığını, takip tarihinden önce davacının borcun miktarını bildirerek davalıyı temerrüde düşürdüğünün usulüne uygun delillerle ispatlanamadığı, temerrütün takip tarihi itibari ile oluştuğunun kabulünün gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 1530 uncu maddesinde mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarının düzenlendiği, bu maddenin somut uyuşmazlıkla ilgili olmadığı bu nedenle temerrütün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 117 … maddesindeki genel hükme göre belirlenmesi gerektiği, bu durumda takip öncesi oluşmuş bir temerrütten söz edilemeyeceği, davalı tarafından gönderilen ihtarname ile borcun kendisine bildirilecek hesap numarasına gönderileceğinin bildirildiği, davacının borcun ödenmesi amacıyla hesap numarasını davalıya ilettiğini ileri sürmediği, davalının ihtarından sonra takibin başlatıldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 329 uncu maddesi gereğince, kötü niyetli davalı veya hiçbir hakkı olmadığı halde dava açan taraf yargılama giderlerinden başka diğer tarafın vekili ile yapmış olduğu vekalet sözleşmesine göre, vekalet ücretini ödeyeceği, benzer bir düzenlemenin aynı Kanun'un 312 nci maddesinin ikinci fıkrasında da bulunduğu, buna göre, davalı, davanın açılmasına kendi hal ve davranışıyla sebebiyet vermemiş ve yargılamanın ilk duruşmasında da davacının talep sonucunu kabul etmiş ise, yargılama giderlerini ödemeye mahkum edilemeyeceği, davacı, davalının borçlu olduğunu ve ödemeyi kabul ettiği asıl alacak ve bu asıl alacağın faizi için takip başlattığından, takibin de iyi niyetli olmadığı, yargılama giderlerine ilişkin bu hükümlerin takip giderleri yönünden de kıyasen uygulanması gerektiği, bu durumda, davacının işlemiş temerrüt faizi alacağı bulunmadığı, takip konusu borç aslının ve ödeme iradesinin davalı tarafından bildirilmesine rağmen, paranın ödenmesi için gerekli olan hesap bilgileri davalı ile paylaşılmadan, davalının ödeme için hazır olduğu bu borç için takip başlatılması nedeniyle, takip sonrası dönem temerrüt faizi ve takip ferileri yönünden davalının sorumlu tutulmamasının hukuka ve taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde talep hususları aynen tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı aleyhine yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 …, 371 …, 329 uncu maddeleri. 2.2004 sayılı İcra İflas Kanun'un 67 … maddesi. 3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 117 … maddesi. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Takip talebinden önce temerrüde düşürdüğünü davacı alacaklı ispat edememiş olup gönderdiği e posta Sözleşmenin 13 üncü maddesine göre muacceliyeti sağlayıp temerrüde düşürmeyi sağlamaz. Davalı icra takibi ile temerrüde düşmüş olup icra takibine kadar işlemiş faiz talebinin yerinde olmadığına ilişkin mahkeme kararı doğrudur. Ancak, davacı kendi ticari defterine göre Sözleşmenin 13 üncü maddesi kapsamında davalının temerrüde düştüğü kanaatiyle icra talebinde temerrüt faizi ve asıl alacak talep etmiş olup kötü niyetli değildir. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının kötü niyetli takip yaptığına ilişkin gerekçeleri dosya kapsamında uygun değildir. Davacının asıl alacağının 97.125,24 TL olduğunun belirlendiğine ve davalı asıl alacağı icra takibinden sonra ödediğine göre işbu davada da sadece işlemiş ve icra takibinden itibaren işleyecek faizi için itirazın iptali talep edildiğine göre, davalı icra takibi ile temerrüde düştüğünden icra takip tarihi ile asıl alacağı ödediği tarih arasında işlemiş temerrüt faizini ödemekle yükümlü olup icra takibinin 97.125,24 TL alacağın icra takip tarihinden ödeme tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi yönünden devam ve ticari faiz oranına göre hesaplanacak bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulü gerekirken yazılı gerekçeyle davanın tamamen reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
4734 sayılı KAMU İHALE KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4- Bu Kanunun uygulanmasında; Mal : Satın alınan her türlü ihtiyaç maddeleri ile taşınır ve taşınmaz mal ve hakları, Hizmet: (Değişik: 30/7/2003-4964/3 md.) Bakım ve onarım, taşıma, haberleşme, sigorta, araştırma ve geliştirme, muhasebe, piyasa araştırması ve anket, danışmanlık, (…)[15], tanıtım, basım ve yayım, temizlik, yemek hazırlama ve dağıtım, toplantı, organizasyon, sergileme, koruma ve güvenlik, meslekî eğitim, fotoğraf, film, fikrî ve güzel sanat, bilgisayar sistemlerine yönelik hizmetler ile yazılım hizmetlerini, taşınır ve taşınmaz mal ve hakların kiralanmasını ve benzeri diğer hizmetleri, Yapım : Bina, karayolu, demiryolu, otoyol, havalimanı, rıhtım, liman, tersane, köprü, tünel, metro, viyadük, spor tesisi, alt yapı, boru iletim hattı, haberleşme ve enerji nakil hattı, baraj, enerji santrali, rafineri tesisi, sulama tesisi, toprak ıslahı, taşkın koruma ve dekapaj gibi her türlü inşaat işleri ve bu işlerle ilgili tesisat, imalat, ihzarat, nakliye, tamamlama, büyük onarım, restorasyon, çevre düzenlemesi, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri ile benzeri yapım işlerini, Tedarikçi : Mal alımı ihalesine teklif veren gerçek veya tüzel kişileri veya bunların oluşturdukları ortak girişimleri, Hizmet sunucusu : Hizmet alımı ihalesine teklif veren gerçek veya tüzel kişileri veya bunların oluşturdukları ortak girişimleri, Danışman : Danışmanlık yapan, bilgi ve deneyimini idarenin yararı için kullanan, danışmanlığını yaptığı işin yüklenicileri ile hiçbir organik bağ içinde bulunmayan, idareden danışmanlık hizmeti karşılığı dışında hiçbir kazanç sağlamayan ve danışmanlık hizmetlerini veren hizmet sunucularını, Yapım müteahhidi : Yapım işi ihalesine teklif veren gerçek veya tüzel kişileri veya bunların oluşturdukları ortak girişimleri, Aday : Ön yeterlik için başvuran gerçek veya tüzel kişileri veya bunların oluşturdukları ortak girişimleri, Ortak girişim: (Değişik: 30/7/2003-4964/3 md.) İhaleye katılmak üzere birden fazla gerçek veya tüzel kişinin aralarında yaptıkları anlaşma ile oluşturulan iş ortaklığı veya konsorsiyumları, İstekli : Mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalesine teklif veren tedarikçi, hizmet sunucusu veya yapım müteahhidini, İstekli olabilecek: (Ek: 20/11/2008-5812/2 md.) İhale konusu alanda faaliyet gösteren ve ihale veya ön yeterlik dokümanı satın almış gerçek veya tüzel kişiyi ya da bunların oluşturdukları ortak girişimi, Yerli istekli: (Değişik: 30/7/2003-4964/3 md.) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gerçek kişiler ile Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş tüzel kişilikleri, Yüklenici : Üzerine ihale yapılan ve sözleşme imzalanan istekliyi, İdare : İhaleyi yapan bu Kanun kapsamındaki kurum ve kuruluşları, İhale yetkilisi: (Değişik: 30/7/2003-4964/3 md.) İdarenin, ihale ve harcama yapma yetki ve sorumluluğuna sahip kişi veya kurulları ile usulüne uygun olarak yetki devri yapılmış görevlilerini, Başvuru belgesi : Belli istekliler arasında ihale usulünde ön yeterliğe katılan aday tarafından yeterliğinin tespitinde kullanılmak üzere sunulan belgeleri, İhale dokümanı : İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde; isteklilere talimatları da içeren idari şartnameler ile yaptırılacak işin projesini de kapsayan teknik şartnameler, sözleşme tasarısı ve gerekli diğer belge ve bilgileri, Ön proje : Belli bir yapının kesin ihtiyaç programına göre; gerekli arazi ve zemin araştırmaları yapılmadan, bilgilerin halihazır haritalardan alındığı, çevresel etki değerlendirme ve fizibilite raporları dahil elde edilen verilere dayanılarak hazırlanan plân, kesit, görünüş ve profillerin belirtildiği bir veya birkaç çözümü içeren projeyi, Kesin proje : Belli bir yapının onaylanmış ön projesine göre; mümkün olan arazi ve zemin araştırmaları yapılmış olan, yapı elemanlarının ölçülendirilip boyutlandırıldığı, inşaat sistem ve gereçleri ile teknik özelliklerinin belirtildiği projeyi, Uygulama projesi : Belli bir yapının onaylanmış kesin projesine göre yapının her türlü ayrıntısının belirtildiği projeyi, (…)[16] İhale : Bu Kanunda yazılı usul ve şartlarla mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin istekliler arasından seçilecek birisi üzerine bırakıldığını gösteren ve ihale yetkilisinin onayını müteakip sözleşmenin imzalanması ile tamamlanan işlemleri, Teklif: Bu Kanuna göre yapılacak ihalelerde isteklinin idareye sunduğu fiyat teklifi ile değerlendirmeye esas belge ve/veya bilgileri, Açık ihale usulü: Bütün isteklilerin teklif verebildiği usulü, Belli istekliler arasında ihale usulü: Ön yeterlik değerlendirmesi sonucunda idare tarafından davet edilen isteklilerin teklif verebildiği usulü, Pazarlık usulü: Bu Kanunda belirtilen hallerde kullanılabilen, ihale sürecinin iki aşamalı olarak gerçekleştirildiği ve idarenin ihale konusu işin teknik detayları ile gerçekleştirme yöntemlerini ve belli hallerde fiyatı isteklilerle görüştüğü usulü, Doğrudan temin: Bu Kanunda belirtilen hallerde ihtiyaçların, idare tarafından davet edilen isteklilerle teknik şartların ve fiyatın görüşülerek doğrudan temin edilebildiği usulü, Sözleşme: Mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinde idare ile yüklenici arasında yapılan yazılı anlaşmayı, Kurum: Kamu İhale Kurumunu, Kurul : Kamu İhale Kurulunu, Ön ilan: (Ek: 20/11/2008-5812/2 md.) Yıl içerisinde ihale edilmesi planlanmış işlere ilişkin olarak, mali yılın başlangıcını izleyen mümkün olan en kısa sürede yapılan duyuruyu, Elektronik Kamu Alımları Platformu: (Ek: 20/11/2008-5812/2 md.) İdareler ile kamu alımları sürecine taraf olanların bu sürece ilişkin işlemleri internet üzerinden gerçekleştirebilecekleri ve Kurum tarafından yönetilen elektronik ortamı, Dinamik alım sistemi: (Ek: 20/11/2008-5812/2 md.) İhale dokümanına uygun ön teklif veren ve sistemin geçerlik süresi içerisinde yeterlik kriterlerini sağlayan bütün isteklilerin sisteme kabul edildiği, piyasada mamul olarak bulunan malların tedarikine yönelik tamamen elektronik ortamda gerçekleştirilen alım sürecini, Elektronik eksiltme: (Ek: 20/11/2008-5812/2 md.) Tekliflerin değerlendirilmesinin ardından elektronik ortamda eksiltme şeklinde sunulan yeni fiyatların veya belirli teklif unsurlarına ilişkin yeni değerlerin bir elektronik araç marifetiyle otomatik değerlendirme metotları kullanılarak yeniden değerlendirilmesi ve sıralandırılması şeklinde tekrar eden işlemleri, Çerçeve anlaşma: (Ek: 20/11/2008-5812/2 md.) Bir veya birden fazla idare ile bir veya birden fazla istekli arasında, belirli bir zaman aralığında gerçekleştirilecek alımların özellikle fiyat ve mümkün olan hallerde öngörülen miktarlarının tespitine ilişkin şartları belirleyen anlaşmayı, Teminat mektubu: (Ek: 28/11/2017-7061/65 md.) Bankalar tarafından verilen teminat mektupları ile Türkiye’de yerleşik sigorta şirketleri tarafından kefalet sigortası kapsamında düzenlenen kefalet senetlerini, ifade eder. Temel ilkeler

Ödeme Süreleri, Fatura Usulü ve Muayene Koşulları

Sözleşmede taraflarca belirli bir ödeme günü veya süresi kararlaştırılmışsa, Türk Borçlar Kanunu m. 117/2'de düzenlenen günün geçmesiyle temerrüt oluşması kuralına paralel biçimde, Türk Ticaret Kanunu m. 1530/2 gereğince borçlu alacaklının ihtarına gerek kalmaksızın vadede temerrüde düşer. Sözleşmede ödeme günü veya vadesinin belirlenmediği hallerde ise temerrüt fatura veya teslim tarihine göre tayin olunur. Türk Ticaret Kanunu m. 1530/4 hükmüne göre borçlu, faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer. Faturanın veya eş değer ödeme talebinin alındığı tarihin belirsiz olduğu durumlarda otuz günlük süre mal veya hizmetin borçlu tarafından teslim alınmasıyla başlar. Fatura mal veya hizmetin tesliminden önce borçlu tarafından alınmışsa, otuz günlük temerrüt süresi mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden günden itibaren hesaplanır.

Sözleşmede mal veya hizmete ilişkin kabul veya muayene usulünün kararlaştırıldığı hallerde, borçlu faturayı ya da eşdeğer ödeme talebini bu tarihte veya daha önce teslim almışsa, incelemenin tamamlandığı günden itibaren otuz günlük sürenin dolmasıyla kendiliğinden temerrüde düşer. Muayene ve kontrol usulünün işletileceği durumlarda sözleşmeyle belirlenen inceleme süresi kural olarak en fazla otuz gün olabilir. Türk Ticaret Kanunu m. 1530/4 gereğince tarafların belirlediği kabul süresi teslimden itibaren otuz günü geçiyor ve bu durum alacaklı aleyhine ağır bir haksızlık doğuruyorsa, inceleme süresi teslim anından başlayarak kanunen en çok otuz gün sayılır.

Sözleşme Serbestisinin Sınırları ve Hükümsüz Kayıtlar

Mal ve hizmet tedarikinde tarafların belirleyebileceği ödeme vadeleri mutlak bir serbestiye dayanmaz. Türk Ticaret Kanunu m. 1530/5 uyarınca taraflar açıkça anlaşarak ve alacaklı aleyhine ağır bir haksızlık oluşturmamak şartıyla altmış günden daha uzun bir ödeme süresi öngörebilir. Ancak tedarikçi konumundaki alacaklının küçük veya orta ölçekli işletme (KOBİ) ya da tarımsal veya hayvansal üretici olduğu hallerde veya borçlunun büyük ölçekli işletme niteliği taşıdığı sözleşmelerde ödeme süresi hiçbir surette altmış günü aşamaz. Bu yasal sınıra aykırı olarak altmış günü aşan sözleşme şartları geçersizdir.

Alacaklının geç ödemeden doğan zararlarının engellenmesi amacıyla Türk Ticaret Kanunu m. 1530/6 ile birtakım sözleşme şartları sınırlandırılmıştır. Düzenlemeye göre, borçlunun gecikme durumunda faiz ödemeyeceğine veya ağır derecede haksız sayılabilecek ölçüde az faiz ödeyeceğine ilişkin sözleşme kayıtları geçersizdir. Bununla birlikte alacaklının geç ödeme dolayısıyla maruz kalacağı zararlardan borçlunun sorumlu olmayacağı ya da sorumluluğunun sınırlandırılabileceğine dair sözleşme hükümleri de geçersiz sayılır.

Temerrüt Faizi, Oran Hesabı ve Asgari Giderim Talebi

Tedarik ilişkisinde temerrüde düşen borçlunun alacaklısı, Türk Ticaret Kanunu m. 1530/3 uyarınca sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, sözleşmede ayrıca kararlaştırılmamış olsa dahi faize hak kazanır. Borçlunun gecikmede kusuru bulunmadığını ileri sürmesi halinde dahi alacaklının 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'da düzenlenen ticari temerrüt faizini talep edebileceği kabul edilmektedir. Sözleşmede faiz oranı kararlaştırılmamışsa veya ilgili faiz şartı geçersizse uygulanacak faiz oranı, Türk Ticaret Kanunu m. 1530/7 gereğince Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından her yıl ocak ayında ilan edilen oran üzerinden belirlenir. Bu faiz oranının 3095 sayılı Kanun'da ticari işler için öngörülen gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olması kanuni bir zorunluluktur. Ayrıca anılan fıkra alacaklıya, alacağın tahsili masrafları karşılığında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından ilan edilen asgari giderim tutarını talep etme yetkisi vermektedir.

Genel ticari faiz kurallarını düzenleyen 3095 sayılı Kanun m. 2/1 uyarınca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, aksi kararlaştırılmadıkça temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. 3095 sayılı Kanun m. 2/2 gereğince ticari işlerde, sözleşmede hüküm bulunmasa bile temerrüt faizi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranının kanuni faizden yüksek olması durumunda bu avans oranı üzerinden talep edilebilir; söz konusu avans faiz oranı 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık tarihindeki orandan beş puan veya daha fazla farklılık gösterirse yılın ikinci yarısında bu yeni oran geçerli olur. 3095 sayılı Kanun m. 2/3 gereğince ise faiz miktarının sözleşmede kararlaştırılmadığı durumlarda akdi faiz miktarı belirtilen oranlardan yüksek ise temerrüt faizi akdi faiz miktarından az olamaz.

3095 sayılı KANUNİ FAİZ VE TEMERRÜT FAİZİNE İLİŞKİN KANUN m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – (Değişik : 15/12/1999 – 4489/2 md.) Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz. Mürekkep faiz

İçtihatta Kapsam Tartışmaları ve Alacağın Likitliği

Yargı içtihatlarında Türk Ticaret Kanunu m. 1530'un uygulama alanına ilişkin farklı hukuki değerlendirmeler yer almaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2024/124, K. 2025/524 sayılı ilamında düzenlemenin küçük ve orta ölçekli tedarikçileri büyük şirketlere karşı koruma amacıyla getirildiği, bu sebeple münhasıran mal tedarik sözleşmelerine uygulanabileceği, hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda ise uygulama alanı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Benzer doğrultuda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2024/2582, K. 2025/2591 ve E. 2024/2569, K. 2025/2593 sayılı ilamlarında hidroelektrik santrali işletme ve bakım hizmeti gibi sözleşmelerde bu maddenin uygulanma koşullarının bulunmadığı, temerrüt tarihinin bu hükme göre değil Türk Borçlar Kanunu m. 117'ye göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Buna karşılık söz konusu kararlardaki karşı oy gerekçelerinde kanun metninde mal tedarikinin yanında hizmet tedarikinin de açıkça yazıldığı, hükmün yalnızca süpermarket ve hipermarket gibi işletmelerle sınırlı tutulamayacağı, satım ve eser sözleşmeleri dahil iki tacir arasındaki mal ve hizmet tedarikine dayalı işlemlere uygulanması gerektiği savunulmuştur.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/2569, K. 2025/2593Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/2569 E.  ,  2025/2593 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1262 E., 2024/1025 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/335 E., 2021/247 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşmasız, davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 15.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili avukat … ile davalı vekili avukat …'ün gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 15.12.2014 tarihli …Barajı ve Hidroelektrik Enerjisi Santralinin İşletme ve Bakım Hizmet Sözleşmesi düzenlendiğini ve sözleşme uyarınca davalıya 25.02.2016 tarihli 160.000,00 TL bedelli kesin teminat mektubu verildiğini, müvekkili firmanın yüklendiği edimleri ifa ettiğini ve birinci yılın sonunda tarafların 01.01.2016 tarihli zeyilnameyi imzaladığını, zeyilname ile sözleşmenin bitiş süresinin ve sözleşme bedelinin değiştirildiğini, 01.03.2019 tarihinde karşılıklı mutabakatla fesih protokolü düzenlendiğini, protokolün 3.4 maddesinde hüküm altına alınan hakediş alacaklarının ödenmediğini, teminat mektubunun iadesinin fesih protokolünün 3.8 maddesinde sözleşmeden farklı olarak yeni şartlara bağlandığını, protokol hükümlerine göre teminat mektubunun nakde çevrilmesi için geçerli ve haklı neden bulunmadığını, 31.12.2016 tarihinden sonra birer yıl uzayan ana sözleşmede 2017-20 18… yılı Ocak aylarında ana sözleşmenin 5.2 ve 9. maddeleri uyarınca bedel artışı yapılmasının zorunlu olduğunu ileri sürerek, hakediş alacağı 690.219,94 TL'nin, davalı tarafından geçmişte ödenmiş ve fakat vadesinde ödenmemiş tüm hakedişlerin sözleşmenin (5.4.) maddesinde belirlenen kesin vadeye göre işlemiş/işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline, sözleşmenin (5.2.) maddesine göre 2017, 20 18… yılları Ocak ayında, ÜFE ve TÜFE oranlarının aritmetik ortalaması kadar sözleşme bedeline ilave edilmesi gereken hakediş alacaklarının, yine sözleşmenin (5.4.) maddesinde belirlenen kesin vadeye göre işlemiş/işleyecek avans faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL'sinin tahsiline, kesin teminat mektubunun iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 08.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 10.000,00 TL olan talebini 664.782,27 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; komisyon tarafından tutulan tutanaklara göre davacının yaptığı işte eksikler bulunduğunu, davacının sözleşme konusu işle bağlantılı imzalamış olduğu diğer iki sözleşmenin işbu dava konusu sözleşme ile bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacı şirketin 23.05.2019 tarihli ihtarnamesi ile haksız alacak talebinde bulunması üzerine komisyon tarafından tespit edilen eksiklikler ve davacı şirketin bağlı olduğu holdingin oluşan zararından dolayı teminat mektubunun nakte çevrildiğini, geriye dönük olarak 3 yıllık enflasyon farkı talep edilmesinin mümkün olmadığını, davacı şirketin 2016 yılında zeyilname ile gerçekleştirilen artıştan sonra bedelde artırım yapılmamasını kabul ettiğini, bu kabul üzerine de aynı bedel üzerinden sözleşmenin devam ettiğini, bu durumun davacı şirketin 3 yıl boyunca kesmiş olduğu faturalardan da anlaşılacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşme ve zeyilname kapsamında sözleşmenin imzalandığı 15.12.2014 tarihinden 01.03.2019 fesih tarihine kadar davacının davalıya ait … Hidroelektrik Santralinde işletme faaliyetini yürüttüğü bu süre içerisinde davacının edimini sözleşme ve şartname hükümlerine aykırı ya da eksik yerine getirdiğine dair bir tespitin varlığının ileri sürülmediği gibi davalı tarafından sözleşmenin 15. maddesi kapsamında davacıya herhangi bir cezai işlem uygulanmasının da söz konusu olmadığı, davacının ödenmeyen bakiye 690.219,94 TL alacağının bulunduğu, ilave hakediş alacağı talebinin yerinde olmadığı, sözleşmenin 11.4.1 maddesinde öngörülen teminat mektubunun iadesi koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 690.219,94 TL'nin 27.02.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, teminat mektubunun davalıdan alınarak davacıya iadesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 5.4 maddesi, 6102 sayılı TTK'nın 1530/2. maddesi gereği davalı tarafından davacı faturaları ticari defter ve kayıtlara alınıp kabul edildiğinden davacının ödenmeyen faturalara dayalı hakediş alacakları için birikmiş yasal faiz isteminde bulunabileceği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 690.219,94 TL'nin dava tarihine kadar işlemiş 148.284,61 TL yasal faizi ile birlikte tahsili ile asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine, teminat mektubunun davalıdan alınarak davacıya iadesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında yerel mahkeme safhasında yapılan harcamalara ilişkin yerel mahkeme karar tarihinden itibaren, Bölge Adliye Mahkemesi safhasında yapılan harcamalar içinse Bölge Adliye Mahkemesi kararından itibaren faiz işletilebilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından keşide edilen ihtarnamede yasal faiz talebinde bulunulsa bile dava ticari dava olduğundan faiz türünün değiştirilmesinin mümkün olduğunu, dava dilekçesinde de avans faizi talep edildiğini, zeyilname ile sözleşme hükümlerinin değiştirilmediğini, zeyilname süresi dolduğu tarihten itibaren fiyat artışı yapılması gerektiğini beyan etmektedir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacının sözleşmeye aykırı davranması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, 3 ayrı işletme sözleşmesi birlikte değerlendirilmek suretiyle inceleme yapılması gerektiğini, fesih protokolü hükümlerinin incelenmediğini, taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin ilgili hükmü gereğince tüm hakediş ve alacakların karşılıklı mutabakata varılarak hazırlanacak bir ödeme takvimine bağlanmasından, yeni bir ödeme takviminden söz edildiği halde bu hususun dikkate alınmadığını, mahkeme kararında belirlenen faiz miktarı, başlangıç tarihi ve faiz oranının hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve teminat mektubunun iadesi istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında düzenlenen 15.12.2014 tarihli sözleşme ile Akıncı … Barajı ve Hidroelektrik Enerjisi Santralinin İşletme ve Bakım Hizmet işi kararlaştırılmıştır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Sözleşmeden kaynaklanan alacaklarda temerrüt faizi uygulanabilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp, kararlaştırılan kesin vadede borcun ödenmemiş ya da alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş olması zorunludur (TBK 117). Aksi halde temerrüt, icra takibine geçildiği veya davanın açıldığı tarihte oluşur. Öte yandan, TTK’nın 1530. madde gerekçesinde belirtildiği gibi, bu maddenin konuluş amacı, üreticiler ile küçük ve orta boy işletmelerin (TTK.m.1522,1523, Yönt.m.4/b), mal ve hizmet tedarik ettikleri güçlü ticari işletmeler, (özellikle market, süper market, hiper market gibi alışveriş merkezleri) karşısında korunmasıdır. Bir başka deyişle büyük ve güçlü ticari işletmeler geç ödemeyi bir finansman aracı olarak kullandıkları için mal ve hizmet tedarik edenleri çok güç durumda bıraktığı, finansal durumlarını sarstığı, hatta iflasa dahi sürüklediği için bu kötü ve haksız uygulamanın önüne geçilmek istenmiştir. Somut olayda bu maddenin uygulanması koşullarının bulunmaması nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesince 27.02.2019 tarihinin faize başlangıç yapılması bu tarihten itibaren avans faizi uygulanması gerekirken, TTK’nın 1530/2. maddesi esas alınmak suretiyle temerrüt tarihinin belirlenmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmiş olması bozmayı gerektirir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR 1- Yukarıda 1. bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2- Yukarıda 2. bentte açıklanan sebeplerle taraf vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm kısmının (II) numaralı fıkrasının; (1) numaralı bendinde yer alan “dava tarihine kadar işlemiş 148.284,61 TL yasal faizi ile birlikte tahsili ile asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmesine” cümlesinin karardan çıkarılmasına, yerine “ 27.02.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine” cümlesinin eklenmesine, (4) numaralı bendinin birinci satırında yer alan “68.207,54” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “58.078,52 ”rakamının eklenmesine, yine ikinci satırında yer alan “38.237,01” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “28.107,99”rakamının eklenmesine, (5) numaralı bendinin üçüncü satırında yer alan “5.242,77” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “3.854,85 ”rakamının eklenmesine, (7-a) numaralı bendinin birinci satırında yer alan “139.835,50” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “123.524,19 ”rakamının eklenmesine, (7-b) numaralı bendinin birinci satırında yer alan “78.309,67” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “129.476,41”rakamının eklenmesine, (9) numaralı bendinin dördüncü satırında yer alan “869,98” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “639,67 ”rakamının eklenmesine, yine “450,02” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “680,33” rakamının eklenmesine, (II) numaralı fıkrasının üçüncü satırında yer alan “68.207,54” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “58.078,52”rakamının eklenmesine, yine dördüncü satırında yer alan “53.466,14” rakamının karardan çıkarılmasına, yerine “43.337,12” rakamının eklenmesine, kararın değiştirilmiş bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 26.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. – KARŞI OY YAZISI – 1-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 117. madde hükmüne göre; temerrüt faizi başlangıç tarihi yönünden; muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; borçlu temerrüde düşmüş olur. Kanunun (TBK) 117. maddesinde yer alan bu hüküm genel hüküm olup temerrüt tarihi ve temerrüt faizi başlangıcına ilişkin farklı özel hüküm bulunması halinde bu genel hüküm değil özel hüküm uygulanmalıdır. Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçlarına ilişkin olmak üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 1530. maddede; temerrüt tarihi, temerrüt faizi başlangıcı ve faiz oranı yönünden daha özel nitelikte bir düzenleme bulunmaktadır. Bu hükme göre; ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer (TTK 1530/2). Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır (TTK 1530/3). Gecikme faizi ödenmeyeceğini veya ağır derecede haksız sayılabilecek kadar az faiz ödeneceğini, alacaklının geç ödeme dolayısıyla uğrayacağı zarardan borçlunun sorumlu olmayacağını veya sınırlı bir şekilde sorumlu tutulabileceğini öngören sözleşme hükümleri geçerizdir. Geçersizlik durumunda yedinci fıkra uygulanır (TTK 1530/6). Bu madde hükümleri uyarınca alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranını ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari giderim tutarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası her yıl ocak ayında ilan eder. Faiz oranı, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olmalıdır (TTK 1530/7). Hükmün ikinci fıkrasında ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemler unsuruna yer verildiğinden TTK'da yer alan bu özel hükmün uygulanabilmesi için iki tarafın da tacir olması ve bir ticari işletmeden diğer ticari işletmeye mal veya hizmet tedarikine ilişkin bir işlemin bulunması gerekir. Mal tedariki satım sözleşmesine konu mallar olabileceği gibi, eser sözleşmesinin konusunu oluşturan özel üretim bir mallar da olabilir. Çünkü mal tesliminin eser sözleşmesi veya satım sözleşmesine dayalı olması gerektiğine dair bir ayrıma hükümde yer verilmemiştir. Hüküm tüm ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemleri kapsadığından uygulama alanı oldukça geniş olsa da bazı fıkralarda kapsam daraltan koruyucu hükümlere yer verilmiştir. Hükmün 5. fıkrasında; sözleşmede öngörülen ödeme süresinin, faturanın veya eş değer ödeme talebinin veya mal veya hizmetin alındığı veya mal veya hizmetin gözden geçirme ve kabul usulünün tamamlandığı tarihten itibaren en fazla altmış gün olabileceği, şu kadar ki, alacaklı aleyhine ağır bir haksız durum yaratmamak koşuluyla ve açıkça anlaşmak suretiyle taraflar daha uzun bir süre öngörebilecekleri düzenlenmiş iken alacaklının küçük yahut orta ölçekli işletme (KOBİ) veya tarımsal ya da hayvansal üretici olduğu veya borçlunun büyük ölçekli işletme sıfatını taşıdığı hâllerde, ödeme süresinin, altmış günü aşamayacağı şeklinde koruyucu hüküm olarak maddedeki hükme istisna getirilmiştir. Hükmün 8. fıkrasında ise mal veya hizmet bedelinin taksitle ödenmesinin öngörüldüğü durumlarda, bu maddenin ödeme sürelerini düzenleyen hükümlerinin birinci taksit bakımından uygulanacağı, her bir taksit tutarının ödenmeyen kısmının yedinci fıkrada öngörülen oranda gecikme faizine tabi olduğu, düzenlenmiş iken, alacaklının küçük veya orta ölçekli işletme veya tarımsal veya hayvansal üretici olup borçlunun büyük ölçekli işletme olduğu hâllerde taksitle ödemeyi öngören sözleşme hükümlerinin geçersiz olduğu belirtilmek suretiyle yine ayrı bir istisna getirilmiştir. Hükmün mal ve hizmet tedarikiyle ilgili fıkraları Kanunun TBMM'de yapılan görüşmeleri sırasında verilen önergenin kabulüyle eklenmiştir. Önergenin gerekçesinde hükmün üreticileri, KOBİ'leri ve fatura ya da eşdeğer ödeme talepleri karşılığı hizmet veren ticari işletmeler ile kişileri, şartları dayatma konumları güçlü ticari işletmeler, özellikle market, süpermarket, hipermarket gibi alışveriş merkezleri karşısında korumakta olduğu belirtilmiş ise de Kanunun önerge gerekçesinde yer alan bu ifadelerin de yukarıda belirttiğimiz 5 ve 8. fıkralardaki istisnalarla ilgili olduğunun kabulü gerekir. Hüküm tümüyle gerekçede belirtilen işletmeler arasındaki mal ve hizmet tedarikini kapsıyor ve diğer mal ve hizmet tedariklerini kapsamıyor olsaydı 5 ve 8. fıkralarda yer alan özel geçersizlik ve istisna düzenlemelerine yer verilmesine de gerek kalmazdı. Bu maddeler açıkça istisnasını da belirterek bir düzenleme içerdiğine göre belirtilen işletmeler arası mal ve hizmet tedarikinde bu istisnaların uygulanması, bunun dışında kalan hükümlerinin ise tüm tacirler arası mal ve hizmet tedarikinde uygulanması gerektiğinin kabulü gerekir. Öte yandan yorum gerektirmeyecek açıklıkta düzenlenmiş bir Kanun hükmünün gerekçesine bakılarak açık anlamından farklı bir kapsamda uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki Kanunun gerekçesi dahi ödemelerin çok geç yapılmasıyla ilgili olup 5 ve 8. fıkralarda getirilen sınırlamalar da bu gerekçeye uygun düzenlemeler olduğundan maddenin uygulanma kapsamını daraltan bir sonuca gerekçe içeriğiyle de varılamayacaktır. Sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise, borçlunun hangi sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılacağı ve alacaklının hangi tarihten itibaren temerrüt faizine hak kazanacağı hükmün 4. fıkrasına göre belirlenecektir. Bu hükme göre; faturanın veya eş değer ödeme talebinin borçlu tarafından alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda, faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınma tarihi belirsizse mal veya hizmetin teslim alınmasını takip eden otuz günlük sürenin sonunda, borçlu faturayı veya eş değer ödeme talebini mal veya hizmetin tesliminden önce almışsa, mal veya hizmetin teslim tarihini takip eden otuz günlük sürenin sonunda temerrüt gerçekleşir. Kanunda veya sözleşmede, mal veya hizmetin kabul veya gözden geçirme usulünün öngörüldüğü hâllerde, borçlu, faturayı veya eş değer ödeme talebini, kabul veya gözden geçirmenin gerçekleştiği tarihte veya bu tarihten daha önce almışsa, bu tarihten sonraki otuz günlük sürenin sonunda; şu kadar ki, kabul veya gözden geçirme için sözleşmede öngörülen süre, mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz günü aşıyor ve bu durum alacaklının aleyhine ağır bir haksızlık oluşturuyorsa, kabul veya gözden geçirme süresi mal veya hizmetin alınmasından itibaren otuz gün olarak kabul edilir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde taraflar tacir olup aralarındaki sözleşme hizmet tedarikine ilişkin olduğundan taraflar arasındaki uyuşmazlıkta TTK 1530. maddedeki özel düzenlemenin uygulanması gerekir. Taraflar arasında düzenlenen 15.12.2014 tarihli sözleşmenin 5.4 maddesinde açık olarak; "ödemeler, sözleşme bedellerinin sözleşme süresi aya bölünmesi sonucu ortaya çıkacak rakamın aylık hakedişler şeklinde düzenlenmesi ile yapılacak olup, yüklenici tarafından her ayın sonunda sözleşmenin 12.4 maddesindeki belgeler eklenerek düzenlenecek faturanın tarihini takip eden 15 (onbeş) gün içerisinde yapılacaktır." hükmü bulunmaktadır. Buradaki süre TTK 1530/4. maddedeki süreleri aşmadığından sözleşmedeki sürenin uygulanması gerekir. Bu süre TTK 1530/2. madde hükmü ile değerlendirildiğinde davalının temerrüdü, ihtara gerek olmaksızınn 15 günlük sürenin dolduğu tarihte gerçekleşmiştir. Bölge adliye mahkemesince hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda da buna uygun biçimde temerrüt tarihi belirlenerek hem yasal hem de avans faizine göre işlemiş faiz hesabı yapılmıştır. Bölge adliye mahkemesince taraflar arasındaki uyuşmazlıkta özel hükmün önceliğine uygun olarak TTK 1530. madde hükmünün uygulanmasının gerektiği kabul edilerek bu hükme göre temerrüt tarihi belirlenmek suretiyle karar verilmiş olması isabetli ve yerindedir. Açıklanan nedenlerle davalı tarafın temerrüt tarihi ve buna bağlı faiz başlangıç tarihine ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, taraflar arasındaki ilişkide TTK 1530. madde hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, temerrüdün ihtar tebliğ tarihi esas alındığında 27.02.2019 tarihinde gerçekleştiği ve temerrüt faizine de bu tarihten hükmedilebileceği kabul edilerek düzelterek onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne bu yönden katılamıyorum. 2-Taraflar arasındaki sözleşmeye TTK 1530. madde hükmünün uygulanması mümkün olduğu için bu hükmün 7. fıkrasındaki oranda davacı faiz isteyebilir ise de davacı bu hükme göre faiz talep etmeyip 3095 sayılı Kanun kapsamında temerrüt faizi istemiştir. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 2. maddesinde temerrüt faizi düzenlenmiştir. Bu maddede; Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen yasal faiz oranına göre temerrüt faizi ödemeye mecbur olduğu (md. 2/1), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin bu oran üzerinden istenebileceği, söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oranın geçerli olacağı (md. 2/2) hükmü bulunmaktadır. Bu düzenleme ile hem adi hem de ticari işlerde temerrüt faizi oranı yasal faiz oranı olarak belirlenmiş ise de alacaklıya ticari işlerde avans faizi isteyebilme hakkı tanınmıştır. Borçlunun ödeyeceği temerrüt faizinin cinsi ve oranı, alacaklının yasal faiz ya da avans faizi isteme konusundaki seçimlik hakkını kullanması ile belli olmaktadır. Bu nedenle alacaklının yasal faiz veya avans faizi oranında temerrüt faizi istemesi maddi hukuk alanında sonuç doğuran bir seçim hakkının kullanılmasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 87. madde hükmüne göre; seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya ait ise de 3095 sayılı Kanun hükmü ile temerrüt faizi cinsini seçme hakkı borçluya değil alacaklıya tanınmıştır. Seçimlik borçlarda seçim hakkı yenilik doğuran haklardandır. Yenilik doğuran haklar bir defa kullanmakla tükenen sona eren haklardır. Yenilik doğuran hak kullanılmakla hak sahibi amacına ulaştığı ve böylece hak tükendiği için ikinci defa kullanılamaz. Tüketilen ve olmayan bir hak kullanılamayacağı için, kullanılan haktan dönülüp yerine diğer seçimlik hakkı kullanmak da mümkün olmayacaktır. Bu nedenle avans faizi istemek yerine yasal faiz isteyen alacaklı bir seçim hakkını kullanmış olmakla diğer seçimlik hakkı olan avans faizi isteme hakkını da yitirmiş olacaktır. Temerrüt faizi oranına ilişkin yapılan seçim, alacağın talep edilmeyen kesimi için de bağlayıcıdır. Zira alacak dava edilmeyen kesimiyle bir bütün olup temerrüt faizine ilişkin yukarıda sözü edilen hükümde, alacağın bır kısmı için yasal faiz bir kısmı için avans faizi oranında temerrüt faizi istemek şeklinde bir seçim hakkı öngörülmüş değildir. O nedenle kısmi dava ile bir bölümü istense dahi kullanılan seçim hakkı talep edilmemiş kısım için dahi geçerli olacaktır Avans faizi yerine yasal faizi istemek borca bir kapsam biçtiğinden yapılan seçim maddi hukuk alanında sonuç doğurmakta olduğundan bu seçimin ıslah yoluyla dahi düzeltilebilmesi mümkün değildir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalıya çekilen ihtarda seçimlik hak, avans faizi isteme yönünde değil yasal faiz isteme yönünde kullanılmıştır. Seçim hakkı kullanılmakla tükenen haklardan olduğundan bu seçimden dönülerek bu kez avans faizi istenmesi mümkün değildir. Bölge adliye mahkemesince harcı yatırılarak müddeabih haline getirilmiş olan dava tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi alacağı için bilirkişi raporunda yasal faize göre hesaplama yapan seçeneğe göre işlemiş faiz alacağına hükmedilmesi isabetli ve yerindedir. Açıklanan nedenlerle bu yöne değinen temyiz itirazlarının tümüyle reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, 27.02.2019 tarihi ile dava tarihi arasındaki dönem için avans faizi istenebileceği kabul edilerek düzelterek onama yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne bu yönden de katılamıyorum. 3. Dava tarihinden sonra uygulanacak temerrüt faizi yönünden de yukarıda ikinci bentte açıklanan hukuki açıklamalar geçerli olup yasal faiz istemek yönünde oluşan seçim hakkı dava tarihinden sonrası için de bağlayıcıdır. Bu durumda dava tarihi sonrası için yasal faiz oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Bölge adliye mahkemesi kararında ise bu esaslara aykırı olarak avans faizine hükmedilmiştir. Davalının temyiz itirazlarının bu yönden kabul edilerek hükmün avans faizi yerine yasal faiz uygulanması şeklinde düzelterek onama kararı verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan dava tarihinden sonrası için avans faizi uygulanacağı kabul edilerek buna ilişkin temyiz itirazlarının reddi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne bu yönden de katılamıyorum.

Eser sözleşmesinden doğan hakediş alacaklarında icra takibi öncesi temerrüt ihtarı bulunmadığı hallerde temerrüt rejiminin uygulanması da yargı kararlarına konu olmuştur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2025/325, K. 2025/4330 sayılı ilamında takip öncesi temerrüt ihtarı bulunmadığında Türk Ticaret Kanunu m. 1530/7 uyarınca takip öncesi faiz işletilemeyeceği yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi tespiti uygun görülmüş; aynı ilamda eser sözleşmesine dayalı bakiye hakediş ve iş bedeli alacağının likit nitelikte olduğu, borçlunun itirazının iptali halinde yüklenici yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu karara yazılan muhalefet şerhinde ise kamu ihalesi kapsamında akdedilen proje hazırlama sözleşmesinin 4734 sayılı Kanun m. 4 kapsamında hizmet tedariki mahiyetinde olduğu ve temerrüt tarihi bakımından Türk Ticaret Kanunu m. 1530 hükümlerinin işletilmesi gerektiği görüşüne yer verilmiştir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/325, K. 2025/4330Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2025/325 E.  ,  2025/4330 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1956 E., 2024/858 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/781 E., 2022/322 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil şirketin … Belediyesinin iştirak şirketi olan davalı şirketin açmış olduğu ihalelere katıldığını, davalı ile hizmet alım sözleşmeleri imzalandığını, sözleşmeye uygun olarak projenin tamamlandığını ve davalı iş sahibine teslim edildiğini, kesin kabul işleminin yapıldığını, bakiye iş bedeli yönünden fatura düzenlendiğini ve davalı iş sahibine tebliğ edildiğini, tarafların tacir olmaları nedeniyle ticari temerrüt faizinin talep edilebileceğini, faturaya dayalı olarak başlatılan takibe itiraz edildiğini belirterek İstanbul 19. İcra Dairesi'nin 2020/26722 Esas sayılı dosyasında itirazın iptaline, icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkil şirketin temerrüde düşmemesi nedeniyle icra takibine konu edilen alacağın oluşmadığını, sözleşmenin 18.3 maddesinde işin kabule elverişli olduğunun tespiti halinde ödeme yapılabileceğinin düzenlendiğini, teslimden itibaren kesin kabulün ve kesin hesabın yapılmasının gerektiğini, işin idare tarafından kesin kabulünün yapılmadığını, davacı tarafın işlerin kesin kabulü yapılmadan tek taraflı olarak fatura düzenleyerek ödeme talep ettiğini belirterek davanın reddi ile davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin 18.3. maddesinde teslim alınan işin muayene ve kabul işlemlerinin 10 gün içerisinde yapılacağı, işin kabule elverişli şekilde teslim edildiği tarihten itibaren 60 iş günü içinde kesin hesap raporunun çıkarılacağının düzenlediği, taraflar arasında akdedilen sözleşmeler kapsamında davacı tarafından sözleşmeler ile yükümlenilen işlerin yapılarak davalıya teslim edildiği, tarafların incelenen ticari defter ve kayıtları kapsamında davalının davacıya kendi defterinde 2.580.193,31 TL borçlu olduğu, TTK'nın 1530/7. maddesine göre mal ve hizmet tedarikinde alacaklıya yapılan geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmemesi halinde geç ödemelere uygulanacak faiz oranının yıllık %15 olduğu bu haliyle fatura tarihlerinden 60 gün sonrasından başlamak üzere takip tarihine kadar TTK'nın 1530/7. maddesi uyarınca davacının talep edebileceği faiz tutarının 469.807,67 TL olduğu, eser sözleşmesi ile kesin olarak miktarı saptanan hakediş alacağının likit alacak olarak kabul edildiği, davalılar tarafından taraflarca belirlenebilir likit alacak miktarına itiraz edildiğinden %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verildiği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından takip öncesi davalı … temerrüde düşürecek herhangi bir ihtarname gönderilmediğini ve bu hususta dava dosyasına bir delil sunulmadığı, davacı yüklenicinin ediminini tamamlamak suretiyle davalı iş sahibine teslim ettiği, davalı iş sahibi tarafından da davacı ediminin kabul edildiği, sözleşme gereğince yasal süresi içerisinde hakediş bedeli ödenmediği, taraflar arasındaki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından TTK'nın 1530/7. maddesi hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, TBK'nın 117. maddesi gereğince davacının davalı tarafı takip öncesi temerrüde düşürmediğinden takip öncesi faiz talebinin kabulüne yönelik kararın hatalı olduğu, davacının alacaklı olduğu yargılama ile belirlendiğinden mahkemece icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile takibin asıl alacak üzerinden devamına, alacağın yargılama ile belirlenmesi nedeniyle icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; icra inkâr tazminatına hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının likit alacak takibine haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiğini, faturaların düzenleme tarihinde davalı borçluya tebliğ edildiğini, ayrıca takip öncesinde davalıya temerrüt ihtarında bulunulmasına gerek olmadığını, ticari işlerde kararlaştırılmasa dahi faize hak kazanılacağını, her iki taraf tacir olduğundan dava konusu alacağa, TTK'nın 1530/7. maddesi gereğince takip öncesi faiz işletilmesi gerektiğini beyan etmektedir. 2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalı yönünden temerrüt halinin oluşmadığını, sözleşmenin 18.3 maddesine göre teslim tarihinden itibaren 60 gün içinde kesin hesap raporu çıkarılmadığı iddiasının haksız ve yersiz olduğunu, projenin kabule elverişli olduğu tarihten itibaren kesin kabulün yapılabileceğini, takip tarihi itibari ile dava dışı idare tarafından kesin kabulün yapılmadığını, takip tarihi itibari ile sözleşme kapsamında davacı yüklenicinin alacak hakkının bulunmadığını, dava dışı idare tarafından kesin kabulün yapılması halinde bedele hak kazanılacağını, davacı yüklenicinin edimini yerine getirdiği hususunun kabulünün mümkün olmadığını beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağın ödenmesi için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Davacı yüklenici tarafından davalı iş sahibi hakkında 2.416.163,73 TL asıl alacak ve 568.641,86 TL faiz olmak üzere toplam 2.984.805,59 TL alacak yönünden takip başlatılmıştır. Borçlu davalı iş sahibinin itirazı üzerine iş bu davayı açmıştır. Yargılama sırasında düzenlenen bilirkişi raporu ile asıl alacak 2.580.193,81 TL olarak belirlenmiş ancak taleple bağlı kalınarak asıl alacak 2.416.163,73 TL olarak kabul edilmiştir. Alacak miktarının yargılama ile belirlendiğine ilişkin Bölge adliye mahkemesi gerekçesi yerinde değildir. Takip konusu alacak likit niteliktedir. Bu nedenlerle, davacı yüklenici yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekirken, alacağın likit olmadığı ve davacının alacaklı olduğu yargılama ile belirlendiğine ilişkin gerekçe ile icra inkâr tazminatının reddi yerinde olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/2. maddesi hükmü uyarınca Bölge adliye mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir. VI. KARAR 1.Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 22.10.2024 tarihli ve 2022/1956 esas, 2024/858 karar sayılı kararının hüküm fıkrasının A-7 nolu bendinde yer alan "Alacak yargılama ile belirlenmiş olduğundan davanın icra inkâr tazminat taleplerinin REDDİNE" ibaresinin çıkarılarak yerine "Haksız itiraz edilen 2.416.163,73 TL alacağın %20'si oranında hesaplanan 483.232,74 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.12.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dava itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasında, proje hazırlanmasına ilişkin olarak değişik tarihlerde hizmet alım sözleşmeleri imzalanmıştır. TTK’nın 1530. maddesinde, “ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan işlemlerde, alacaklı, kanundan veya sözleşmeden … tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen, borçlu, gecikmeden sorumlu tutulamayacağı hâller hariç, sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse, ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşer” hükmü yer almaktadır. Maddenin devamında da temerrüde bağlı sonuçlar düzenlenmiştir. Bu maddedeki koşulların bulunması durumunda artık Türk Borçlar Kanununun temerrüde ve sonuçlarına ilişkin genel hükümleri yerine bu hükümlerin uygulanacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Davaya konu olayda tarafların her ikisi de ticari şirket olup, farklı alanlarda proje hazırlanması konusunda değişik tarihlerde düzenlenen ihaleler sonucunda kamu ihale sözleşmeleri mahiyetinde hizmet alım sözleşmeleri hazırlanmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, ticari işletmeler arasında hizmet tedariki bulunduğu dikkate alınarak TTK’nın 1530. maddesi gereğince davalının temerrüde düştüğü kabul edilerek sonuçlarına hükmedilmiş, istinaf üzerine istinaf dairesince bu sefer, taraflar arasındaki sözleşmelerin konusunun eser sözleşmesi olduğu ve TTK’nın 1530. maddesinin mal ve hizmet tedarikine ilişkin olup eser sözleşmelerinde uygulanmayacağı gerekçesiyle istinaf isteminin kabulü ile karar kaldırılarak yeniden hüküm kurulmuştur. Taraflar arasında açılan ihaleler sonucunda davacının davalıya farklı alanlarda proje hazırlanması konusunda hizmet alım sözleşmeleri düzenlenmiştir. 4734 Sayılı Kamu İhale Kanununun tanımlar başlıklı 4. maddesinde, hizmet; bakım ve onarım, taşıma, haberleşme, sigorta, araştırma ve geliştirme, muhasebe, piyasa araştırması ve anket, danışmanlık, tanıtım, basım ve yayım, temizlik, yemek hazırlama ve dağıtım, toplantı, organizasyon, sergileme, koruma ve güvenlik, meslekî eğitim, fotoğraf, film, fikrî ve güzel sanat, bilgisayar sistemlerine yönelik hizmetler ile yazılım hizmetlerini, taşınır ve taşınmaz mal ve hakların kiralanmasını ve benzeri diğer hizmetler olarak kabul edilmiştir. Yine aynı maddede, yapıma ilişkin olarak da; bina, karayolu, demiryolu, otoyol, havalimanı, rıhtım, liman, tersane, köprü, tünel, metro, viyadük, spor tesisi, alt yapı, boru iletim hattı, haberleşme ve enerji nakil hattı, baraj, enerji santrali, rafineri tesisi, sulama tesisi, toprak ıslahı, taşkın koruma ve dekapaj gibi her türlü inşaat işleri ve bu işlerle ilgili tesisat, imalat, ihzarat, nakliye, tamamlama, büyük onarım, restorasyon, çevre düzenlemesi, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri ile benzeri yapım işleri hükmü yer almaktadır. 4734. sayılı kanunun 48. maddesinde, mimarlık ve mühendislik, etüt ve proje, harita ve kadastro, her ölçekte imar planı, imar uygulama, ÇED raporu hazırlanması, plan, yazılım geliştirme, tasarım, teknik şartname hazırlanması, denetim ve kontrolörlük gibi teknik, mali, hukuki veya benzeri alanlardaki hizmetlerin danışmanlık hizmet sunucularından alınacağı hüküm altına alınmıştır. Dairemizin uygulamasında proje hazırlanması eser sözleşmesinin konusu olarak kabul edilmekte ise de, yukarıda belirtildiği üzere KİK’nın 4. maddesinde hizmet işleri arasında sayılmıştır. Diğer yönden, TTK’nın 1530. maddesinde aranan anlamda hizmete bakıldığında da proje hazırlanmasının hizmet tedariki olduğunun kabulü gerekir. Zira projenin hazırlanması neticesinde karşı tarafa teslimi söz konusu olup neticede bir hizmet tedariki söz konusudur. Bu yönüyle proje hazırlanmasının genel olarak bir yapım işi olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim taraflar da o şekilde kabul etmişler ve sözleşmelerde açık bir şekilde işin “hizmet alım işi” olduğu kabul edilmiştir. Sözleşme yorumlanırken tarafların iradelerinin de dikkate alınması gerekir. Bu durumda sözleşmenin konusunun hizmet tedariki olduğu dikkate alınarak TTK’nın 1530. maddesi gereğince davalının temerrüde düştüğü kabul edilerek bu maddede yer alan temerrüde ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmekte olup, ilk derece mahkemesinin bu konudaki kabulü yerinde olduğundan, istinaf dairesi kararının bu yönden de düzeltilerek onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.

Temerrüt ihtarnamesinde talep edilen faiz türünün bağlayıcılığı konusunda da farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2024/2582, K. 2025/2591 ve E. 2024/2569, K. 2025/2593 sayılı ilamlarında Daire çoğunluğu ihtar temerrüt tarihinden itibaren avans faizine hükmetmiştir. Bu kararlardaki karşı oy gerekçelerinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 87 ve 3095 sayılı Kanun m. 2 çerçevesinde ihtarnamede avans faizi yerine yasal faiz talep edilmesinin yenilik doğuran bir seçim hakkı niteliğinde olduğu, bu hakkın kullanılmakla tükendiği, sonradan veya ıslah yoluyla avans faizine dönülemeyeceği ve yapılan seçimin dava edilmeyen kısım yönünden de bağlayıcı olacağı ileri sürülmüştür.

Mal ve hizmet tedarikinde borçlunun temerrüdü için ihtar şart mıdır?

Sözleşmede ödeme günü veya vadesi kararlaştırılmışsa ya da vade yoksa faturanın borçlu tarafından alınmasından itibaren otuz gün dolmuşsa borçlu ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden temerrüde düşer.

Tedarik sözleşmesinde ödeme süresi serbestçe uzatılabilir mi?

Taraflar ağır bir haksızlık doğurmamak kaydıyla kural olarak altmış günden uzun bir ödeme süresi kararlaştırabilir; ancak alacaklı KOBİ veya üretici ise ya da borçlu büyük ölçekli bir işletme ise süre hiçbir şekilde altmış günü aşamaz.

Sözleşmede faiz oranı kararlaştırılmamışsa hangi oran uygulanır?

Sözleşmede faiz oranı belirlenmemişse veya geçersizse Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın her yıl ocak ayında ilan ettiği oran uygulanır ve bu oran 3095 sayılı Kanun'daki ticari temerrüt faizinden en az yüzde sekiz fazla olmalıdır.

Kamu kurumlarının taraf olduğu tedarik işlemlerinde TTK m. 1530 hükümleri geçerli midir?

Kamu kuruluşları ile ticari işletmeler arasındaki sözleşmelerde ve Kamu İhale Kanunu mevzuatına tabi tedarik ilişkilerinde Türk Ticaret Kanunu m. 1530'un özel temerrüt hükümleri uygulanmaz; temerrüt Türk Borçlar Kanunu m. 117'deki genel hükümlere tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu