Mahkeme Ne Demek: Türleri, Görev-Yetki Ayrımı ve Yargı Aşamaları

by Avukat Erdal Ersoy
Mahkeme Ne Demek: Türleri, Görev-Yetki Ayrımı ve Yargı Aşamaları

Mahkeme, devlet adına uyuşmazlıkları çözmek ve hukuki koruma sağlamakla görevli yargı merciidir. Davayı usul kuralları içinde inceler, delilleri değerlendirir ve taraflar açısından bağlayıcı nitelik taşıyan bir karar verir. Bu tanım aynı zamanda 'mahkeme nedir' sorusunun yanıtıdır: yargı yetkisini kullanmak üzere kurulmuş resmi bir kurum.

Mahkeme Sayılmanın Koşulları

Bir kurumun mahkeme niteliği taşıyabilmesi için kanunla kurulmuş olması, hâkimin bağımsızlığı ve usul kurallarına uygun bir yargılama yapılması aranmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi (HMK m. 1), mahkemelerin görevinin ancak kanunla düzenlenebileceğini ve görev kurallarının kamu düzeninden olduğunu hükme bağlamıştır. Kanunla düzenleme zorunluluğu bu hükümle güvence altına alınmıştır; hâkim bağımsızlığı ve usul kurallarına uygunluk ise genel yargı hukuku ilkeleri arasında sayılmaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 119Kaynağı aç
MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası. (2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır. Harç ve gider avansının ödenmesi[10][11]

Görev ve Yetki Ayrımı

Mahkemeler arasındaki iş bölümünü kavrayabilmek için görev ile yetki ayrımının bilinmesi gerekir. Görev, davaya hangi tür mahkemenin bakacağını belirler; yetki ise davanın coğrafi olarak hangi yer mahkemesinde görüleceğini gösterir. HMK m. 1 uyarınca görev kuralları kamu düzenindendir. HMK m. 115/1 ise dava şartlarının mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılacağını açıkça düzenlemektedir; görev kurallarının kamu düzeninden olması bu denetim çerçevesinde anlam kazanmaktadır. Yetki ise çoğu davada taraf itirazına bağlı bir usul meselesidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- (1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir. (2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. (3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir. (4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir. ÜÇÜNCÜ AYIRIM Görevsizlik veya Yetkisizlik Kararı Üzerine Yapılacak İşlemler ve Yargı Yeri Belirlenmesi Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler

Dava şartı noksanlığı tespit edildiğinde HMK m. 115 uygulanır: noksanlık giderilemeyecek nitelikteyse mahkeme davayı usulden reddeder; giderilebilir nitelikteyse önce kesin süre verir, bu sürede giderilmezse usulden reddeder. Noksanlık esasa girilmeden fark edilmemiş, taraflarca da ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmişse başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle usulden ret kararı verilemez.

Hukuk Mahkemelerinin Türleri

Hukuk yargısı içinde farklı uzmanlık alanlarına göre ayrışmış mahkemeler bulunmaktadır. HMK m. 2 uyarınca asliye hukuk mahkemesi, aksine bir düzenleme bulunmadıkça malvarlığı ve şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli genel mahkemedir. Aile mahkemeleri boşanma, velayet ve nafaka davalarında görevlidir. İş mahkemeleri işçi alacakları ve işe iade taleplerini inceler; tüketici mahkemeleri ise tüketici işlemlerinden doğan uyuşmazlıkları karara bağlar.

Sulh hukuk mahkemeleri kira ilişkileri, ortaklığın giderilmesi ve bazı tahliye davalarında öne çıkar. Asliye ticaret mahkemeleri ticari nitelikteki uyuşmazlıklara bakar. Ceza yargısında ise suçun ağırlığına ve niteliğine göre asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri arasında bir görev ayrımı mevcuttur.

Dava Açmadan Önce Bilinmesi Gerekenler

Dava dilekçesinde taraf bilgileri, talep sonucu, olayların özeti, hukuki sebepler ve delillerin açıkça yer alması gerekir. Eksik veya belirsiz bir dilekçe yargılamayı başından olumsuz etkileyebilir. Mahkemede avukatla temsil çoğu davada zorunlu değildir; ancak usul bilgisi gerektiren uyuşmazlıklarda hukuki temsil önemli bir avantaj sağlar.

İş Davalarında Zorunlu Arabuluculuk

İş hukuku alanında dava açabilmek için öncelikle arabuluculuk sürecinin tamamlanması zorunludur. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi ya da işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması bir dava şartıdır. Aynı hüküm; bu alacak ve tazminatlarla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları için de uygulanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 341Kaynağı aç
MADDE 341- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/34 md.) İlk derece mahkemelerinin aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir: a) Nihai kararlar. b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar. (2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.[45] (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz. (5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir. İstinaf dilekçesi

Davacının arabuluculuk son tutanağının aslını veya onaylı örneğini dava dilekçesine eklemesi zorunludur. Bu yükümlülüğe uyulmazsa mahkeme davacıya bir haftalık kesin süre tanır; süreye uyulmazsa dava, karşı tarafa tebliğ yapılmaksızın usulden reddedilir. Arabuluculuğa başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde ise mahkeme herhangi bir işlem yapmaksızın davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder.

İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları bu zorunluluk kapsamı dışındadır; 7036 sayılı Kanun m. 3/3 bu davaları açıkça istisna tutmuştur.

Arabuluculuk görüşmelerine geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilir. Bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Bunun yanı sıra 7036 sayılı Kanun m. 3/12'nin 7531 sayılı Kanun'la değiştirilen ikinci cümlesi uyarınca, bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen vekâlet ücretinin de yalnızca yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması durumunda ise tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.

Arabuluculuk süreci, arabulucunun görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde tamamlanır; zorunlu hâllerde bu süre arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. Süreç boyunca zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez: arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinden son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen zaman bu korumanın kapsamındadır.

Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat katılabileceği gibi kanuni temsilci veya avukatları aracılığıyla da temsil edilebilir. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği bir çalışan da işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun kapsamındaki gazeteciler ile 854 sayılı Deniz İş Kanunu kapsamındaki gemiadamları bu hüküm bakımından işçi sayılır.

Yargı Denetiminin Aşamaları: İstinaf ve Temyiz

İlk derece mahkemelerinin verdiği kararlar iki aşamalı bir denetim mekanizmasına tabidir. HMK m. 341/1-a uyarınca ilk derece mahkemelerinin nihai kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf incelemesinde usul hataları, delil değerlendirmesi ve hukuki yanlışlar gözden geçirilir; gerektiğinde karar kaldırılabilir, düzeltilebilir veya yeniden hüküm kurulabilir. HMK m. 353/1-a uyarınca bölge adliye mahkemesi, ön inceleme sonunda belirli usul aykırılıkları saptarsa kararı esası incelemeden kaldırarak dosyayı kararı veren mahkemeye ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 353Kaynağı aç
MADDE 353- (1) Ön inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşılırsa; a) Aşağıdaki durumlarda bölge adliye mahkemesi, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği başka bir yer mahkemesine ya da görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar verir: 1) Davaya bakması yasak olan hâkimin karar vermiş olması. 2) İleri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hâkimin davaya bakmış olması. 3) Mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması (…)48 4) Diğer dava şartlarına aykırılık bulunması. 5) Mahkemece usule aykırı olarak davanın veya karşı davanın açılmamış sayılmasına, davaların birleştirilmesine veya ayrılmasına, (…)48 karar verilmiş olması. 6) (Değişik:22/7/2020-7251/35 md.) Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması. b) Aşağıdaki durumlarda davanın esasıyla ilgili olarak; 1) İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine, 2) Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında, 3) Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra başvurunun esastan reddine veya yeniden esas hakkında,[49] duruşma yapılmadan karar verilir. İnceleme

Her karar istinaf yoluna açık değildir. HMK m. 341/2 uyarınca miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir ve bu kararlara karşı istinafa başvurulamaz. Alacağın yalnızca bir kısmının dava edilmesi durumunda bu kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir; alacağın tamamı dava edilmiş olsa dahi asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü bu sınırı geçmeyen taraf istinaf yoluna başvuramaz. Bununla birlikte manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi ile bu kararlara karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar da istinaf kapsamındadır.

İkinci denetim aşaması olan temyizde amaç, olayın yeniden tartışılmasından çok hukuki denetim yapılmasıdır. Usul kurallarının ihlali, yanlış kanun uygulaması ve gerekçe eksikliği temyiz incelemesinde önem taşır. Her karar temyize açık değildir; temyiz edilebilirlik davanın türüne ve yasal sınırlara göre farklılık gösterir.

Temyiz mercii esas itibarıyla hukuki denetim yapar: mahkemenin kanunu doğru uygulayıp uygulamadığını, kararın gerekçeli olup olmadığını ve usul işlemlerinin eksiksiz yerine getirilip getirilmediğini inceler. HMK m. 371/1 uyarınca Yargıtay, hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanması, dava şartlarına aykırılık, delillerin kanuni sebep olmaksızın kabul edilmemesi ile karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri hâllerinde kararı kısmen veya tamamen bozar. Ceza yargılamasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 294. maddesinin 1. fıkrası, temyiz sebebinin ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabileceğini ve temyiz edenin neden bozulma istediğini başvurusunda göstermek zorunda olduğunu hükme bağlamıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/644, K. 2020/98Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/644 E.  ,  2020/98 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 20-79 Sanıklar …, … ve … hakkında görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, Ümraniye 4. Asliye Ceza Mahkemesince 17.04.2009 tarih ve 1653-482 sayı ile, sanıkların eylemlerinin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesince 24.09.2009 tarih ve 179-286 sayı ile sanıkların beraatine ilişkin hükümlerin katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 11.12.2013 tarih ve 14720-19684 sayı ile; "…Sanık doktorların suç tarihi itibarıyla görev yaptıkları Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde yaptıkları operasyonlarda kullandıkları endoprotezlerin doğru endikasyonlarda kullanılmayıp kamu zararına sebebiyet verildiği iddia olunan olayda, mahkemece sanıkların beraatlarına karar verilmiş ise de gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından; sanıkların eylemleri nedeniyle kamu zararına neden olup olmadıkları hususunda konusunda uzman bilirkişilere yaptırılacak inceleme ile konunun açıklığa kavuşturulması, operasyon yapılan hastalar tanık sıfatıyla dinlenilip bu konuda beyanlarına başvurulduktan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi ise 18.03.2014 tarih ve 20-79 sayı ile bozmaya direnerek önceki hükümler gibi sanıkların beraatine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin de Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.07.2017 tarihli ve 248889 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesiyle dosyanın gönderildiği Yargıtay 15. Ceza Dairesince 04.12.2019 tarih ve 30372-14028 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklara atılı suçların yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığı bakımından eksik araştırma sonucu hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; hazır bulundukları oturumda son söz sanıklara verilmeden hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı ile direnme kararının yasal ve yeterli gerekçe içerip içermediği hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Özel Dairenin bozma kararından sonra, Yerel Mahkemece sanıkların da hazır bulunduğu oturumda, sanıklar ve müdafileri ile Cumhuriyet savcısına bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, ardından bozma ilamına karşı direnildiği tefhim edilerek hazır bulunan sanıklara son söz hakkı tanınmadan duruşmaya son verildiği, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, ilk hükümdeki gerekçenin tekrarlanması suretiyle direnme hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır. 1412 sayılı CMUK'nın 251. maddesine benzer hükümler içeren 5271 sayılı CMK'nın "Delillerin tartışılması" başlıklı 216. maddesinin üçüncü fıkrasında; "Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir" düzenlemesi yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca katılmış olduğu takdirde son söz mutlaka sanığa verilerek duruşma bitirilecektir. Ceza muhakemesinde sanığın en önemli haklarından biri de savunma hakkı olup hazır bulunduğu oturumda son söz sanığa verilmeden hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik arz eden çok sayıdaki kararlarında açıkça belirtildiği üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili olan son sözün sanığa ait bulunduğuna ilişkin usul kuralı emredici nitelikte olup bu kurala uyulmaması kanuna mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Bununla birlikte, yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 251. maddesinin son fıkrasındaki; "Sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur" şeklindeki düzenlemenin yeni usul kanununda yer almamasının nedeni, aynı yöntemin yeni yasada kabul edilmemesi değil, 216. maddenin son fıkrasındaki "Hükümden önce son söz hazır bulunan sanığa verilir." ibaresinin bu anlamı da kapsamasıdır. Temyiz mercisince verilen bozma kararından sonra ilk derece mahkemeleri tarafından yargılamaya devam olunduğunda, dava henüz sonuçlanmamış bulunduğundan, ilk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamalarda da "kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği" ilkesinin doğal bir sonucu olarak aynen geçerli olacaktır. Kovuşturmanın sona erdirilip hükmün tesis ve tefhimine geçilmesinden önce son söz alan tarafın sanık olması gerektiği şeklinde anlaşılması gereken "son sözün sanığa verilmesi" kuralına uyulmaması hâli, gerek "savunma hakkının sınırlandırılamayacağı" ilkesine, gerekse CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açık aykırılık teşkil edecek ve bu durum, temyiz incelemesi aşamasında hükmün esasına geçilmeden önce bozma nedeni kabul edilecektir. Öğretide; "Son söz sanığındır. Son sözün sanığa verilmesi, müdafaa bakımından çok önemlidir. Bunun içindir ki son sözün hazır bulunan sanığa verilmemesi mutlak temyiz sebebi, hukuka kesin aykırılık ve dolayısıyla bozma sebebi sayılmaktadır" (Nurullah Kunter-Feridun Yenisey-Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul 2014, s. 1484); "Hüküm safhasına geçmeden önce son söz hazır olan sanığa verilmek zorundadır. Bu hüküm silahların eşitliği ve suçsuzluk karinesi ilkelerinin gereği olarak düzenlenmiş, uyulması zorunlu ve emredici bir hükümdür. Son sözün sanığa verilmesi bozmadan sonraki yargılamada da uyulması zorunlu bir usul kuralıdır" (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, cilt: 2, s. 146–149) şeklinde görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün tesis ve tefhim edildiği duruşmada hazır bulunan sanığa mutlaka son sözün verilmesi gerektiği düşüncesi ittifakla benimsenmiştir. Öte yandan, Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağında kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarına göre de, bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca yeniden usulüne uygun olarak hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında ön sorunlara ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan oturumda sırasıyla, sanıklar ve müdafilerine bozma ilamına karşı diyecekleri sorulduktan sonra Cumhuriyet savcısının bozma ilamına ilişkin görüşü alınıp hazır bulunan sanıklara son sözleri sorulmadan yargılama bitirilmek suretiyle hükümlerin tesis ve tefhim edilmesi, CMK'nın 216. maddesinin üçüncü fıkrasına açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Diğer taraftan Yerel Mahkemece, Özel Dairenin bozma kararı ile tamamen ortadan kalkan ilk hükümlerde direnilirken, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, önceki hükümlerin gerekçesinin tekrarı ile yetinilmesi de usul ve kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme kararının, belirlenen bu usuli nedenlerden dolayı diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2014 tarihli ve 20-79 sayılı direnme kararına konu sanıkların beraatine ilişkin hükümlerin, hazır bulunan sanıklara son sözün verilmemesi yine usul ve kanuna uygun direnme gerekçesi gösterilmeden karar verilmesi isabetsizliklerinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 13.02.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Sık Sorulan Sorular

Görevsiz mahkemede dava açılırsa ne olur?

Görev kuralları kamu düzenindendir; HMK m. 1 bu niteliği açıkça düzenlemektedir. HMK m. 115/1 uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Noksanlık giderilemeyecek nitelikteyse dava usulden reddedilir; giderilebilir nitelikteyse kesin süre verilir, bu sürede de giderilmezse usulden ret kararı verilir. Dava şartı noksanlığı esasa girilmeden önce fark edilmemiş ve hüküm anında giderilmişse başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle dava usulden reddedilemez.

İş davası açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mu?

Evet. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/1 uyarınca, işçi veya işveren alacağı, tazminat ve işe iade talepleri için arabuluculuk bir dava şartıdır. Arabuluculuk tamamlanmadan açılan dava dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilir. İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davaları bu zorunluluktan ayrık tutulmuştur.

Arabuluculuk süreci tamamlanırken zamanaşımı işlemeye devam eder mi?

Hayır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/17 uyarınca arabuluculuk bürosuna başvurulduğu andan son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.

Arabuluculuk toplantısına katılmamak hukuki bir sonuç doğurur mu?

Evet. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/12 uyarınca, geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. Bunun yanı sıra 7531 sayılı Kanun'la getirilen değişiklik uyarınca, bu taraf lehine belirlenecek vekâlet ücretinin de yalnızca yarısına hükmedilir.

İstinaf her karar için başvurulabilecek bir yol mudur?

Hayır. HMK m. 341/2 uyarınca miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Manevi tazminat davalarında ise bu parasal sınıra bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir. Kesinlik sınırı tutarının yürürlükteki değeri yasal düzenlemelerle değişmiş olabileceğinden ilgili mevzuat esas alınmalıdır.

Temyizde yeni delil sunulabilir mi?

Temyizin amacı olayı yeniden tartışmak değil, hukuki denetim yapmaktır. Temyiz mercii kanunun doğru uygulanıp uygulanmadığını, kararın gerekçeli olup olmadığını ve usul işlemlerinin eksiksiz yerine getirilip getirilmediğini inceler.

Dava şartı noksanlığı sonradan giderilebilir mi?

HMK m. 115/3 uyarınca, dava şartı noksanlığı esasa girilmeden önce fark edilmemiş, taraflarca da ileri sürülmemiş ve hüküm anında giderilmişse başlangıçtaki noksanlık gerekçesiyle dava usulden reddedilemez. Noksanlığın giderilebilir nitelikte olması hâlinde ise mahkeme önce kesin süre tanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu