Kıdem Tazminatı Davası Şartları ve Yargılama Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
Kıdem Tazminatı Davası Şartları ve Yargılama Usulü

Kıdem Tazminatı Kavramı ve Hukuki Niteliği

1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinde öngörülen asgari çalışma süresini tamamlayan işçinin iş sözleşmesinin kanunda belirtilen hallerle sona ermesi durumunda, işverence işçiye ya da ölümü halinde mirasçılarına kıdem tazminatı ödenir.

1475 sayılı İŞ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 – 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;[2] 5. (Ek: 25/8/1999 – 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.[3] [4] İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.[5] (Değişik: 17/10/1980 – 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 – 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.[6] Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2010/29630 Esas ve 2012/38084 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere kıdem tazminatı; işçinin işini kaybetmesi neticesinde işyerindeki yıpranması, yeni iş bulma sürecinde yaşayabileceği zorluklar ve işletmeye sunduğu katkı dikkate alınarak geçmişteki çalışmalarına karşılık işverence yasal çerçevede sağlanan toplu paradır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2010/29630, K. 2012/38084Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2010/29630 E.  ,  2012/38084 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret alacağı ile fazla mesai ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Kıdem tazminatına esas alınması gereken süre konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. İşverene ait bir ya da birkaç işyerinde belli bir süre çalışmış bir işçinin, işini kaybetmesi halinde, işinde yıpranması, yeni bir iş edinmede karşılaşacağı güçlükler ve işyerine sağladığı katkı göz önüne alınarak, geçmiş hizmetlerine karşılık işveren tarafından işçiye kanuni esaslar dahilinde verilen toplu paraya “kıdem tazminatı” denilmektedir. Kıdem tazminatının koşulları, hesabı ve ödeme şekli doğrudan İş Kanunlarında düzenlenmiştir. Kıdem tazminatı, feshe bağlı haklardan olsa da, iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda talep hakkı doğmamaktadır. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Yine, istifa etmek suretiyle işyerinden ayrılan işçi kıdem tazminatına hak kazanmayacağından, istifa yoluyla sona eren önceki dönem çalışmaları kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Ancak aynı işverene ait bir ya da değişik işyerlerinde çalışılan süre için kıdem tazminatı ödenmemişse, bu süre aynı işverende geçen sonraki hizmet süresine eklenerek son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanmalıdır. Zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde, önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem on yılı aşmışsa önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz. İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. Dairemizin kararlılık kazanmış olan uygulaması bu doğrultudadır (Yargıtay 9.HD. 2008/18826 E, 2008/14859 K). Yargıtay uygulaması, kamu kurum ve kuruluşlarından emeklilik sebebiyle ayrılan işçi yönünden borçlanılan askerlik süresinin de kıdem süresine ekleneceği şeklindedir. İşçinin ölümü halinde de mirasçıların talep edebileceği kıdem tazminatı hesabında borçlanılan askerlik süresinin dikkate alınması gerekir (Yargıtay HGK. 9.4.2004 gün 2004/9-339 E, 2004/357 K.). Somut olayda; davacı yaklaşık beş yıl süre ile davalı iş yerinde sigortasız çalıştırıldığını iddia etmektedir. Davalı işveren ise part-time çalıştığını ve hizmet tespiti davası açtığını savunmaktadır. Mahkemece sonuçlanmamış hizmet tespiti dosyasının bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuş ve hizmet tespiti dosyasının Yargıtay 21. Hukuk Dairesince bozulmasına karar verildiği görülmüştür. Böyle olunca hizmet tespiti davasının kesinleşmesi bekletici mesele yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kıdem Tazminatına Hak Kazanma Şartları

Kıdem tazminatına hak kazanılabilmesi için öncelikle 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi niteliğini taşımak ve aynı işverene bağlı olarak en az bir yıl çalışmış olmak gerekir. Bunun yanında iş sözleşmesinin 1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinde öngörülen sona erme hallerinden biriyle son bulması şarttır.

Kanuni düzenlemeye göre iş sözleşmesinin işveren tarafından ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller dışındaki bir nedenle feshedilmesi veya işçi tarafından haklı nedenle feshedilmesi durumunda işçi kıdem tazminatına hak kazanır. İşveren iş sözleşmesini ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallere dayanarak feshettiğinde ise işçi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin son fıkrası uyarınca feshin bu sebeplere uygun olmadığı iddiasıyla yargı yoluna başvurabilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25 – Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I- Sağlık sebepleri: a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi.[7] b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda. (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması. b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması. c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması. d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.[8] e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması. f) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi. g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi. h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi. ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması. III- Zorlayıcı sebepler: İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması. IV- İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması. İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Derhal fesih hakkını kullanma süresi

İş sözleşmesinin muvazzaf askerlik sebebiyle feshedilmesi ya da mevzuatla kurulmuş sandık veya kurumlardan yaşlılık, malullük veya emeklilik aylığı yahut toptan ödeme alma amacıyla sona erdirilmesi durumlarında da kıdem tazminatı hakkı doğar. Bununla birlikte yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için kanunda öngörülen sigortalılık müddeti ile prim gün sayısını tamamlamış çalışanlar, gereken yaş koşulunu beklemeksizin kendi arzularıyla işten ayrıldıklarında da bu tazminatı talep edebilir.

Ayrıca kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde iş sözleşmesini kendi arzusuyla sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle sözleşmenin son bulması hallerinde de işverence kıdem tazminatı ödenmesi kanuni zorunluluktur.

4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesi uyarınca iş sözleşmesi kanunda aksi belirtilmedikçe özel bir şekle tabi olmayıp yazılı veya sözlü yapılabilir; ancak süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı şekilde akdedilmesi zorunludur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir. Süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Bu belgeler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır. Yazılı sözleşme yapılmayan hallerde işveren işçiye en geç iki ay içinde genel ve özel çalışma koşullarını, günlük ya da haftalık çalışma süresini, temel ücreti ve varsa ücret eklerini, ücret ödeme dönemini, süresi belirli ise sözleşmenin süresini, fesih halinde tarafların uymak zorunda oldukları hükümleri gösteren yazılı bir belge vermekle yükümlüdür. Süresi bir ayı geçmeyen belirli süreli iş sözleşmelerinde bu fıkra hükmü uygulanmaz. İş sözleşmesi iki aylık süre dolmadan sona ermiş ise, bu bilgilerin en geç sona erme tarihinde işçiye yazılı olarak verilmesi zorunludur. Türü ve çalışma biçimlerini belirleme serbestisi

Sözleşme Türü ve Fesih Nedenlerine Göre Tazminat Hakkı

Belirli süreli iş sözleşmelerinde işin bitimi veya kararlaştırılan şartın gerçekleşmesiyle sözleşmenin kendiliğinden sona ermesi durumunda kıdem tazminatı talep edilemez. Ancak belirli süreli iş sözleşmesi kararlaştırılan zamandan önce işveren tarafından haksız nedenlerle ya da işçi tarafından haklı nedenlerle feshedilirse diğer koşulların da varlığı halinde kıdem tazminatına hak kazanılır.

İşçinin daha iyi bir iş bulduğu için işten ayrılması veya memuriyete atanması haklı sebep kabul edilmediğinden, bu gerekçelerle işten ayrılan işçi kıdem tazminatı talep edemez.

Buna karşılık, temel askerlik eğitimini tamamlayarak bedelli askerlik yapan işçinin iş sözleşmesini bu gerekçeyle feshetmesi halinde kıdem tazminatı ödenir.

Kıdem Tazminatının Hesaplanması ve Giydirilmiş Ücret

Kıdem tazminatı, işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet akdinin devamı süresince her geçen tam yıl için brüt ücretin 30 günlük tutarı üzerinden hesaplanır. Bir yıldan artan süreler de aynı oran üzerinden gün hesabı yapılarak eklenir.

Tazminatın hesaplanmasında kural olarak iş sözleşmesinin feshinden önceki son brüt ücret esas alınır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı durumlarda ise son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin çalışılan günlere bölünmesiyle bulunacak ortalama ücret dikkate alınır.

Kıdem tazminatına esas ücrete, çıplak ücrete ilaveten işçiye sağlanan para ve para ile ölçülmesi mümkün sözleşmeden veya kanundan doğan menfaatler, sosyal yardımlar ile süreklilik arz eden periyodik ek ödemeler dahil edilir.

Bildirim süresi tanınmaksızın ve ihbar tazminatı ödenmeksizin işverence yapılan fesihlerde, bildirim süresi sonuna kadar işyerinde uygulamaya konulan ücret artışları da kıdem tazminatı hesabına yansıtılır.

Toplu iş sözleşmeleri veya hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanunu'na tabi en yüksek Devlet memuruna bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesi tavanını aşamaz. Hesaplanan kıdem tazminatı tavan tutarı aşmadığı sürece bu meblağ üzerinden kural olarak yalnızca damga vergisi kesintisi yapılır.

Aralıklı Çalışmalar ve Hizmet Süresinin Hesabı

Çalışanın kıdem süresi, iş ilişkisinin kesintisiz sürmüş ya da aralıklarla yeniden kurulmuş olup olmadığına bakılmaksızın aynı işverene bağlı bir veya farklı işyerlerinde geçen dönemlerin toplanmasıyla belirlenir. Bu aralıklı çalışma sürelerinin bir araya getirilebilmesi için her bir çalışma döneminin kıdem tazminatına imkan verecek bir sebeple sona ermiş bulunması zorunludur. Haksız istifa halinde veya sözleşmenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık gerekçesiyle işverence feshedilmesi durumunda önceki dönemler kıdem hesabına dahil edilemez.

Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenemez. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse tasfiye edilen bu dönem sonraki hesaplamada dikkate alınmaz.

İş sözleşmesi feshedilmediği halde kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılır. Sözleşmenin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması halinde tüm hizmet süresi üzerinden tazminat hesaplanır ve önceden avans olarak ödenen miktar yasal faiziyle birlikte bu tutardan mahsup edilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2010/29630 Esas ve 2012/38084 Karar sayılı ilamında, aralıklı çalışmalarda işverenin zamanaşımı savunmasında bulunması durumunda, önceki çalışmanın bitiminden sonra verilen fasılanın on yılı geçmesi halinde önceki döneme ilişkin tazminat hesabının yapılamayacağı ifade edilmiştir; bu yaklaşım değerlendirilirken kıdem tazminatı alacaklarında 4857 sayılı Kanun'un Ek 3. maddesi ile yürürlüğe konulan beş yıllık zamanaşımı kuralı da göz önünde bulundurulmalıdır.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. Ek Madde 3Kaynağı aç
Ek Madde 3- (Ek: 12/10/2017-7036/15 md.) İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır. a) Kıdem tazminatı. b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat. c) Kötüniyet tazminatı. d) İş sözleşmesinin eşit davranma ilkesine uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.

Kamu kurum ve kuruluşlarından emeklilik sebebiyle ayrılan işçiler ile işçinin vefatı halinde mirasçıların talep edeceği kıdem tazminatı hesabında borçlanılan askerlik süresi kıdem süresine eklenir.

İşyeri Devri ve Alt İşverenlik Sorumluluğu

İşyerinde asıl işveren ve alt işveren ilişkisinin bulunması durumunda işçinin, asıl işverenin işyerinde çalıştığı dönem için ödenecek kıdem tazminatından asıl işveren alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur.

İşyerinin devredilmesi veya herhangi bir suretle başka bir işverene geçmesi halinde işçinin kıdemi, işyerindeki hizmet sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. Devreden işveren, devirden önce doğmuş bulunan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devralan işveren ile birlikte sorumludur; devreden işverenin sorumluluğu işçiyi çalıştırdığı süre ve devir esnasındaki ücret seviyesiyle sınırlıdır.

Kıdem Tazminatı Davasında İspat Kuralları

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2022/2680 Esas ve 2022/3849 Karar sayılı ilamına göre, iş hukukunda fiili çalışma olgusunu ve hizmet süresini ispat yükü bunu iddia eden işçiye aittir. Çalışma olgusu her türlü delille kanıtlanabilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/2680, K. 2022/3849Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2022/2680 E.  ,  2022/3849 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 51. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ :ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : … 30. İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının, davalı şirkete ait işyerinde 11.09.1995 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, iş akdinin haklı ve geçerli bir neden olmadan 14.03.2015 tarihinde sona erdirildiğini, son aldığı net ücretin 5.000,00 ABD doları olduğunu, ücretin bir kısmının bankadan yatırıldığını, bakiyenin elden ödendiğini, tazminat ve diğer işçilik alacakların ödeneceği sözü verildiğini, ancak işlerin bozuk olduğu bahanesiyle ödeme yapılmadığını, davacının hastalık, cenaze vs. gibi nedenlerle kısa süreli mazeret izinleri dışında çalışma süresi boyunca yıllık izinlerini kullanmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının müvekkil şirket nezdinde sigortalı olarak çalışmadığını, davacının müvekkil şirket ortaklarından Ece AYASKAN ile eşi Sabri AYASKAN'ın çok eski arkadaşları ve aile dostları olduğunu, 1996 yılından itibaren kendisine gelir temin etmek amacıyla müstakilen gemi kiralama konusunda brokerlik yaptığını, bu işlerini zaman zaman müvekkil şirket iş yerini kullanarak devam ettirdiğini, zaman zaman müvekkil şirketin gemilerinden yük bağlantıları yaptığını, müvekkil şirketin buna karşılık elden davacıya komisyon mahiyetinde ödeme yaptığını, 01.01.2005'ten itibaren davalı şirketin ofis işlerinde davacının sigortalı olarak çalışmaya başladığını, 31 Mayıs 2012 tarihine kadar çalıştığını sonra bir süre ara verdiğini, 02.11.2012 tarihinde tekrar çalışmaya başladığını, 14.03.2015 tarihinde davacının kendi isteğiyle işi bıraktığını ancak sehven işten ayrılma nedeni kutucuğuna "05" kodunun yazıldığını, davacının kendi isteğiyle ayrılmasına rağmen davacıya lütuf ödemesi olarak 5.497,84 TL banka hesabına kıdem tazminatının yatırıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının 01.01.2005 tarihinden 04.03.2015 tarihine kadar davalı iş yerinde en son brüt 2.311,47-TL ile çalıştığı, davalının belirsiz süreli iş sözleşmesini (05) kodu ile haksız olarak feshettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İstinaf başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince, "…taraflar arasında hizmet süresi, iş akdinin fesih nedeni ile davacının en son aldığı maaş miktarının uyuşmazlık konusu olduğu, davacının davalı iş yerinde 11/09/1995 – 14/03/2015 tarihleri arasında çalıştığı iddia edilmişse de resmi kayıtlarının aksini ispat eder herhangi bir delil dosyaya sunulmadığı, resmi kayıtlarla örtüşmeyen davacı tanıkların soyut beyanlarına itibar edilemeyeceği, SGK kayıtları, hizmet cetvelleri, işe giriş-çıkış, bildirgeleri vb. Resmi kayıtlar dikkate alındığında davacının resmi kayıtlara göre fiili çalışma başladığı tarihin 01/01/2005 tarihi olduğunu kabul eden ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği, Davacı taraf her ne kadar aylık 5000 USD aldığını iddia etmişse de davacı vekilinin duruşmada emsal ücret araştırması için sendika ve meslek odası bildirmeyeceğini beyan ettiği, ilk derece mahkemesince emsal ücret araştırmasının yapılmadığı, tanık beyanlarıyla ücretin tespitinin mümkün olmadığı, ücrete ilişkin davacı iddialarını ispat edemediğini, maaş bordroları esas alınarak davacının brüt 2.311,47-TL aylık ücret aldığının kabul edildiği anlaşıldığından davacının itirazlarına itibar edilmemiştir. Davalı işverence 14/03/2015 tarihinde 05 çıkış kodu gösterilerek iş akdinin haksız olarak feshedildiği, 23/03/2015 tarihli SGK işten ayrılış bildirgesinde çıkış kodunun 05 olarak gösterdiği, 05 kodun belirli süreli işin sona ermesi olarak göründüğü, davacının yaptığı iş gereği sözleşmenin belirli süreli olma durumunun bulunmadığı gibi iş yeri faaliyetinin devam ettiği iş yerinin kapanmadığı anlaşılmakla davalının itirazlarının yersiz olduğu, haksız olarak iş akdinin feshedildiği kabul edilerek kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazandığı ilk derece mahkemesinin kararında isabetsizlik görülmediği, Davacı vekilinin dava dilekçesinde; kıdem tazminatına iş akdinin feshedildiği tarihten itibaren faize hükmedilmesini talep etmediği, gerek dava dilekçesi ve gerekse ıslah dilekçesinde bu yönde bir talebi olmamasına rağmen ilk derece mahkemesince kıdem tazminatına fesih tarihi olan 13/03/2015 tarihinden itibaren faiz yürütülmesinin usule aykırı görüldüğü,bu durumda kıdem tazminatına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği anlaşılmakla davalı tarafın istinaf talebinin kabülüne karar verilmesi gerekmiş olup…" gerekçesiyle, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne, İlk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz başvurusu : Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: 1-Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, taraflar arasındaki sözleşmeye, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Taraflar arasında davacının hizmet süresi yönünden uyuşmazlık bulunmaktadır. İş hukukunda çalışma olgusunu ve hizmet süresini ispat yükü, bunu iddia eden işçiye düşer. Çalışma olgusu her türlü delille kanıtlanabilir. Somut olayda, davacı davalı şirkete ait işyerinde 11.09.1995 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını iddia etmiş, davalı ise davacının 1996 yılından itibaren kendisine gelir temin etmek amacıyla gemi kiralama konusunda brokerlik yaptığını, bu işlerini zaman zaman müvekkil şirket iş yerini kullanarak devam ettirdiğini, zaman zaman müvekkil şirketin gemilerinden yük bağlantılarını yaptığını, müvekkil şirketin buna karşılık elden davacıya komisyon mahiyetinde ödeme yapıldığını, 01.01.2005 tarihinden itibaren davalı şirketin ofis işlerinde davacının sigortalı olarak çalıştığını savunmuştur. Davacı tanığı A.G; kendisinin davalı işyerinde 01.08.1993 tarihinden 2002/Şubat ya da Mart ayına kadar çalıştığını, davacının 1995 Eylül ayının başında işe başladığını, diğer davacı tanığı K.İ ise 2002 yılı Nisan ayında işe başladığında davacının işyerinde çalıştığını beyan etmiştir. Dosya içeriğine göre davalının savunması ve davacı tanıklarının beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının davalı işyerinde davacının iddiası gibi 11.09.1995 tarihinden itibaren çalıştığı kabul edilerek hizmet süresinin belirlenmesi gerekirken SGK kayıtlarına göre sigorta girişi esas alınarak belirlenmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3- Taraflar arasında davacının aldığı ücret konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. İşçinin gerçek ücretinin tespiti, özellikle sigortalılık hakkı bakımından kamu düzenini ilgilendirir. Zira sigortalılık hakkından vazgeçilemediğine göre düşük ücretten sigorta primi ödenmesinin işçi tarafından kabulü de geçerli değildir. Aynı zamanda gerçek ücretin tespiti Devletin vergi alacakları bakımından önemlidir. Bu itibarla işçinin gerçek ücretinin kayıtlara yansıtılması konusunda gereken hassasiyet gösterilmeli ve gerektiğinde hakim tarafından resen araştırma ilkesi devreye girmelidir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davacı, son aldığı net ücretin 5.000,00 ABD doları olduğunu, ücretin bir kısmının bankadan yatırıldığını, bakiyenin elden ödendiğini iddia etmiş, davalı ise bordrolarda kayıtlı ücreti aldığını savunmuştur. Davacı tanığı 2002 yılında işten ayrılırken davacının ücretinin 5.000,00-5.500,00 Dolar olduğunu beyan etmiş, 2016 yılı Ağustos ayında işten ayrılan davacı tanığı ise davacının en son net 5.000,00 Dolar maaş aldığını, maaşların bir kısmı Türk Lirası bazında bankaya yattığını, geri kalan kısmının dolar üzerinden elden ödendiğini beyan etmiş, davalı tanığı ise aynen "İşyerinde maaşlar elden ödenirdi." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemece salt tanık beyanlarıyla davacının ücretinin tespitinin mümkün olmadığı, davacının ücrete ilişkin iddialarını ispat edemediği gerekçesiyle davacının ücreti, bordroda belirtilen ücret olarak kabul edilmiş ise de davalı tanığının da davacı ve davacı tanıkları gibi ücretlerin elden ödendiğini beyan etmesi, davacının yaptığı iş, kıdemi, meslek unvanı birlikte değerlendirildiğinde davacının ücretinin bordroda kayıtlı ücret olarak kabul edilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı, ayrıca Türkiye İstatistik Kurumunun resmi internet sitesindeki "kazanç bilgisi sorgulama" kısmından da faydalanılabileceği göz önüne alınarak emsal ücret araştırması yapılmalı, bu araştırma sonucunda elde edilen veriler, tanık beyanları ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/7955 Esas ve 2017/20925 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, işçinin kıdemi, unvanı, fiilen yaptığı iş ve işyerinin özellikleri dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında tanık beyanları gözetilmeli ve sendikalar ile meslek kuruluşlarından emsal ücret araştırması yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/7955, K. 2017/20925Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/7955 E.  ,  2017/20925 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının 01.12.2006-22.07.2013 tarihleri arasında davalı işyerinde pres operatörü olarak çalışmakta iken iş akdinin haklı bir neden olmaksızın işverence feshedildiğini iddia ederek, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarını istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı taraf davaya cevap vermemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak kayıtlardaki ücrete itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Taraflar arasında tazminat ve alacakların belirlenmesine esas ücret miktarı uyuşmazlık konusudur. İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunu'nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı net 1.300,00 TL. ücret aldığını iddia etmiş, davalı ise davayı takip etmemiş ve herhangi bir savunmada bulunmamıştır. Mahkemece, SGK kayıtlarına itibar edilerek davacının asgari ücretle çalıştığı kabul edilmiş ise de, işyerinde pres operatörü olarak çalışan davacı 6,5 yılı aşkın kıdeme sahiptir. Vasıflı işçi durumunda olan ve uzun süre kıdeme sahip bir işçinin bu ücretle çalıştığının kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle emsal ücret araştırması yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11/12/2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kıdem tazminatı davasında işverenin kıdem tazminatını veya diğer ücretleri ödediğini tanıkla ispat etmesi mümkün değildir.

Dava Şartı Arabuluculuk, Zamanaşımı ve Yargılama Usulü

İşverenin kıdem tazminatını ödememesi halinde işçi dava açmadan önce arabuluculuk bürosuna başvurmalıdır; arabulucuya başvuru zorunlu dava şartıdır. Arabuluculuk süreci kural olarak üç hafta sürmekte olup arabulucu tarafından zorunlu görülen hallerde en fazla bir hafta daha uzatılabilir.

Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanması halinde düzenlenen anlaşma belgesi mahkeme hükmü niteliğindedir ve icrası mümkündür. Arabuluculuk görüşmelerinin anlaşamama ile sonuçlanması halinde ise işçi, son oturum tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde davasını açmalıdır.

Kıdem tazminatında görevli mahkeme İş Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise davanın açılış tarihindeki davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi veya işin yahut işlemin yapıldığı yer mahkemesidir. Davalı işveren birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

4857 sayılı İş Kanunu'nun Ek 3. maddesi uyarınca, iş sözleşmesinden doğan kıdem tazminatı alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıl olup bu süre alacağın muaccel hale gelmesiyle birlikte işlemeye başlar.

1475 sayılı Kanun'un 14. maddesinin on birinci fıkrası uyarınca kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. Hükmedilecek faiz, ödeme gününün kararlaştırıldığı ya da temerrüdün gerçekleştiği tarihte bankalarca bir yıllık mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizidir.

Kıdem tazminatı davası açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunlu mudur?

Evet, kıdem tazminatı alacağı davası açılmadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması zorunlu dava şartıdır.

Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa dava ne kadar sürede açılmalıdır?

Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması halinde işçi son oturum tutanağının imzalanmasından itibaren iki hafta içinde davasını açmalıdır.

Kıdem tazminatı alacaklarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Kıdem tazminatı alacaklarında zamanaşımı süresi 4857 sayılı İş Kanunu'nun Ek 3. maddesi uyarınca beş yıl olup alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.

İşveren kıdem tazminatını ödediğini tanıkla kanıtlayabilir mi?

Hayır, kıdem tazminatı davasında işverenin kıdem tazminatını veya ücretleri ödediğini tanık beyanıyla ispat etmesi mümkün değildir.

Geciken kıdem tazminatına hangi faiz uygulanır?

Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi halinde temerrüt veya ödeme tarihinden itibaren bankalarca bir yıllık mevduata uygulanan en yüksek mevduat faizine hükmedilir.

İş sözleşmesi feshedilmeden yapılan kıdem tazminatı ödemeleri nasıl değerlendirilir?

İş sözleşmesi feshedilmediği halde yapılan bu ödemeler avans sayılır ve sözleşme sona erdiğinde hesaplanan nihai kıdem tazminatından yasal faiziyle birlikte mahsup edilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu