Kara para aklama, yasa dışı yollarla elde edilen gelirlerin yasal finansal sisteme sokularak meşru kaynaklardan elde edilmiş gibi gösterilmesi sürecidir. Temel amaç, suç faaliyetlerinden sağlanan gelirlerin izini kaybettirerek yasal ekonomiye dahil etmektir. Bu eylem Türk hukukunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesi ile 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun çerçevesinde düzenlenmiştir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 282Kaynağı aç
altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı
değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek
veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla,
çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmibin
güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Birinci
fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, bu suçun konusunu oluşturan
malvarlığı değerini, bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran
veya kullanan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Bu suçun, kamu görevlisi tarafından veya belli bir meslek sahibi kişi
tarafından bu mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde, verilecek hapis
cezası yarı oranında artırılır.
(4) Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti
çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü
güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(6) Bu suç nedeniyle kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı
değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan veya bulunduğu yeri yetkili makamlara
haber vererek ele geçirilmesini kolaylaştıran kişi hakkında bu maddede
tanımlanan suç nedeniyle cezaya hükmolunmaz.
Suçluyu kayırma
5549 sayılı SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN m. 1Kaynağı aç
gelirlerinin aklanmasının önlenmesine ilişkin usûl ve esasları belirlemektir.
Tanımlar
Hukuki Tanım: Suç Geliri ve Aklama Suçu Ne Demektir?
5549 sayılı Kanun'un 2. maddesi, suç gelirini 'suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri' olarak tanımlamaktadır. Aynı maddede aklama suçu ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesinde düzenlenen suç olarak karşılık bulmaktadır; böylece iki kanun arasında doğrudan bir atıf köprüsü kurulmuştur. TCK m. 282/1'e göre suçun oluşabilmesi için aklamaya konu malvarlığının alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezası gerektiren bir suçtan kaynaklanması gerekmektedir. Sanığın bu malvarlığını yurt dışına çıkarması ya da gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru yolla elde edildiği kanaatini uyandırmak amacıyla çeşitli işlemlere tabi tutması suç tipini oluşturan hareketler arasında sayılmaktadır.
5549 sayılı SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN m. 2Kaynağı aç
a) Bakanlık: Maliye Bakanlığını,
b) Bakan: Maliye Bakanını,
c) Başkanlık: Malî Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığını,
ç) Koordinasyon Kurulu: Malî Suçlarla Mücadele
Koordinasyon Kurulunu,
d) Yükümlü: Bankacılık, sigortacılık, bireysel
emeklilik, sermaye piyasaları, ödünç para verme ve diğer finansal hizmetler ile
posta ve taşımacılık, talih ve bahis oyunları alanında faaliyet gösterenler;
döviz, taşınmaz, değerli taş ve maden, mücevher, nakil vasıtası, iş makinesi,
tarihi eser, sanat eseri ve antika ticareti ile iştigal edenler veya bu
faaliyetlere aracılık edenler ile noterler, spor kulüpleri, 19/3/1969 tarihli ve
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası
ile alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kapsamında yürütülen mesleki
faaliyetler sırasında edinilen bilgiler hariç olmak, savunma hakkı ile hukuki
dinlenilme hakkı bakımından diğer kanun hükümlerine aykırı olmamak ve yalnızca
avukatların yapabileceği işlerle ilgili olarak 1136 sayılı Kanunun 36 ncı
maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, taşınmaz alım satımı, sınırlı ayni hak
kurulması ve kaldırılması, şirket, vakıf ve dernek kurulması, birleştirilmesi
ile bunların idaresi, devredilmesi ve tasfiyesi işlerine ilişkin finansal
işlemlerin gerçekleştirilmesi, banka, menkul kıymet ve her türlü hesaplar ile
bu hesaplarda yer alan varlıkların idaresi işleriyle sınırlı olmak üzere serbest
avukatlar (…)[1]
ve Cumhurbaşkanınca belirlenen diğer alanlarda faaliyet gösterenleri,[2][3][4]
e) (Değişik: 7/7/2011
– KHK – 646/10 md.) Denetim elemanı: Vergi Müfettişleri, Başkanlıkta
istihdam edilen Hazine ve Maliye Uzmanları, Gümrük ve Ticaret Müfettişleri,
Bankalar Yeminli Murakıpları, Hazine Kontrolörleri, Sigorta Denetleme Uzman ve
Aktüerleri, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ve Sermaye Piyasası Kurulu
Uzmanları ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Denetçileri ve Uzmanlarını,[5][6][7]
f) Suç geliri: Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini,
g) Aklama suçu: 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk
Ceza Kanununun 282 nci maddesinde düzenlenen suçu,
ğ) (Ek:27/12/2020-7262/20 md.) Finansal grup:
Merkezi Türkiye’de ya da yurt dışında bulunan bir ana kuruluşa bağlı veya bu
kuruluşun kontrolünde bulunan, Türkiye’de yerleşik finansal kuruluşlar ile
bunların şube, acente, temsilci ve ticari vekil ve benzeri bağlı birimlerinden
oluşan grubu,
ifade eder.
İKİNCİ BÖLÜM
Yükümlülükler ve Bilgi Değişimi
Müşterinin tanınması[8]
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/7721, K. 2024/12804Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama
A. Şikâyetçiler Hazine ve Maliye Bakanlığı İle Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Vekillerinin Temyizleri Yönünden
Sanıklara yüklenen suçların niteliği itibariyle suçtan doğrudan zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakları bulunmayan Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının bu suçlar yönünden davaya katılmalarına ilişkin verilen karar hukuki değerden yoksun olup, hükümleri temyiz yetkisi vermeyeceğinden, şikâyetçiler vekillerinin temyiz istemlerinin 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B. O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyizi Yönünden
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanunun 310. maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanıklar … (…) ve … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme ile suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanıklar …, …, … (…), …, …, …, …, … ve …hakkında ise suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçlarından açılan kamu davaları neticesinde yapılan yargılama sonucunda, İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin (5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevli) 20.06.2012 tarihli 2006/313 (E) ve 2012/105 (K) sayılı kararı ile sanıkların mahkumiyetlerine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.12.2014 tarihli 2014/4036 (E) ve 2014/12444 (K) sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, sanıklar … ve … (…) müdafilerinin 15.01.2015 ve 16.01.2015 tarihlerinde kararın sonucunu etkileyecek esaslı iddiaların tartışılmamasından dolayı gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulundukları anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan inceleme sonucu verilen 12.06.2018 tarih ve 2015/964 başvuru numaralı kararda; adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği belirtilerek, gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesi yerine bakan Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Sanıklar … (…) ve … müdafilerinin Mahkemeye verdikleri 04.07.2018 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebini içerir dilekçeleri ve Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda tarih ve başvuru numarası yazılı kararı üzerine Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.07.2018 tarihli 2006/16 (E) ve 2012/519 (K) sayılı ek kararıyla, kesinleşen hükümler yönünden yargılamanın yenilenmesi talebinin 5271 sayılı Kanun'un 318/1-2. maddeleri gereğince kabule değer olduğuna, Anayasa Mahkemesi kararının, hakkında mahkumiyet hükümleri verilen ve Yargıtay incelemesi sonucunda onanarak kesinleşen diğer sanıklara sirayet ettirilmek suretiyle; Mahkemece duruşma açılarak yeniden yapılan yargılama sonucunda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel Mahkemenin 19.03.2021 tarihli ek kararıyla, sanıkların yüklenen suçlardan 5271 sayılı Kanun'un 223/2.a. maddesi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verildiği anlaşılmıştır.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan mahkumiyet kararı verilebilmesi için gelir elde edildiği iddia olunan bütün öncül suçların kovuşturulmasının yapılması ve yargılamaların kesin hükümle sonuçlanmış olması gibi bir koşul aranamayacağına, somut olayda kara para aklama suçunda öncül suçların herbirinin sübutu ve her bir suçtan ne kadar gelir elde edildiğinin ispatı değil, sadece suç işlemek için örgüt kurma suçunun işlenmiş olduğunun tespitinin yeterli olacağına, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç olup, öncül suç dışında tamamen ayrı hukuki yararları koruduğu nazara alındığında, öncül suçun işlendiği tarihte 4208 sayılı Kanun'un veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 282. maddesinin yürürlükte olup olmamasının hukuken bir önem taşımayacağına, bir malvarlığı değerinin kaynağının yasa maddesinde belirlenen suç olması, o parayı "karapara ya da suç geliri” saymak için gerekli ve yeterli olacağına, bunun ekonomiye sokulmaya çalışılması çeşitli işlemlere tabi tutulması (öncül suç hangi tarihte işlenmiş olursa olsun) karapara aklama suçunu oluşturacağına, karapara aklama veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun maddi unsurunu oluşturan “dönüştürme” hareketinin gerçekleştirildiği tarihin suç tarihi olacağına, somut olayda da dönüştürme hareketlerinin iddianame ile dava açılıncaya kadar teselsül ederek devam ettiğine, sanıklar hakkında atılı bulunan suçlardan cezalandırılmalarına yetecek sübuta ulaşıldığına ve yargılamanın yenilenmesi kararından önce yapılan yargılamada sanıkların mahkumiyetlerine karar verilerek Yargıtay tarafından onandığının anlaşıldığına, bu kararın onaylanmasına karar verilip önceki karar gibi sanıkların cezalandırılmaları gerekirken yazılı şekilde 5271 sayılı Kanun'un 223/2.a maddesi uyarınca suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verilmesinin usul ve Kanun'a aykırı olduğuna yöneliktir.
III. GEREKÇE
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinde, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." şeklinde hüküm yer almaktadır.
5271 sayılı Kanun’un 34/1. maddesi, 230. maddesi ve 1412 sayılı Kanun’un 308/7. maddesi uyarınca mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde açık ve gerekçeli olması, Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin ve bunların nitelendirilmesinin belirtilmesi, deliller ile sonuç arasında bağ kurulması gerekmektedir.
5237 sayılı Kanun’un 282. maddesinde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun tanımı;“(1) (Değişik: 26/6/2009 – 5918/5 md.) Alt sınırı altı ay veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini, yurt dışına çıkaran veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutan kişi cezalandırılır." şeklindedir.
5237 sayılı Kanun’un 282. maddesinin gerekçesi ise: “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine meşruiyet görüntüsü verilerek iktisadi sisteme sokulmasının, bu yolla suç işlemenin menfaat elde etme açısından cazip bir yol olarak görülmesinin önüne geçilmesi amaçlanarak, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin yurt dışına çıkarılması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru yolla elde edildiği hususunda kanaat oluşturmak amacıyla işlemlere tabi tutulması…” suç sayılmıştır. Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun oluştuğundan bahsedebilmek için “öncül suç” gerekmekle birlikte, ilgili suç kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suçtur.
Suç tarihinde yürürlükte olan 4208 sayılı Kanunda kara para aklama suçunun tanımı ise; “Karapara Aklama Suçu: Türk Ceza Kanununun 296. maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller…” şeklinde yapılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında, incelemeye konu somut olayda, tüm sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya üye olma suçu ile ayrıca sanıklar … ve … hakkında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarından verilen mahkumiyet hükümlerinin Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onanmasına müteakip, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği kararı neticesinde yeniden yapılan yargılamada sanıklar hakkında atılı suçlardan beraat kararı verilmiş ise de, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.06.2012 tarihli 2006/313 (E) ve 2012/105 (K) sayılı dosyası kapsamı itibarıyla; sanıkların savunmaları, mağdurların beyanları, tanıkların anlatımları, tape kayıtları, bir kısım sanıkların aralarındaki cezaevi mektupları, fiziki ve teknik takipler, CD çözüm ve iletişimin tespitine dair karar ve tutanaklar, TEFAŞ, SSK yazıları, şirketlerin hisse devir ve temlik senetleri, para transferlerine ilişkin tespit raporu, ticaret sicil gazetesi küpürleri, Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kurulu, Gelir İdaresi Başkanlığı Gelirler Kontrolörleri Daire Başkanlığı, Bankalar Yeminli Murakıpları, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Masak tarafından hazırlanan inceleme ve araştırma raporları, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile Tapu Sicil Müdürlüğünün cevabi yazıları, iddianamede bahsi geçen şirketlere ait hesap dökümlerini gösteren çizelgeler, hesap ekstreleri, bilanço ve gelir tabloları, araç envanterleri, bilimsel mütalaalar, yeminli mali müşavir raporları, kayyum atanmasına ilişkin kararlar, mali durum bilgileri, dosya kapsamındaki kişilere ait hesap hareket belgeleri ile kredi sözleşme suretleri, tedbir şerhleri, vergi teknik raporu, ticaret sicil belgeleri ve kayyum raporları dikkate alınarak yapılan incelemede;
Bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararda, dosyadaki tüm delillerin ve ileri sürülen iddiaların incelenerek atılı suçlarla bağlantısının ortaya konulmasının, hangi delile dayanılarak hangi suçtan hüküm kurulduğunun açıkça gösterilmesinin adil yargılanma hakkı kapsamında olduğuna vurgu yapılmış, bu delillerin değerlendirilerek sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi hususundaki takdir hakkı ve yetkisi yargılamayı yapan Mahkemeye bırakılmıştır.
A.Sanıklar Hakkında Suç işlemek Amacıyla Örgüt kurma, Yönetme ve Kurulan Örgüte Üye Olma Suçundan Kurulan Beraat Hükümleri Yönünden
Temyize konu Yerel Mahkemenin gerekçe içeriği ve Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından hükümler onanmış, sanıklar … ve … tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru ile hak ihlali kararı verilmiş, bunun üzerine Mahkemece yargılamanın yenilenmesi kararı ile Anayasa Mahkemesinin kararına yanlış anlam yüklenerek ve hüküm fıkrasının (C) bendinde suç ayrımı yapılmadığı gerekçesine dayanılarak sanıklar hakkında beraat hükümleri kurulmuş ise de: İstanbul (Kapatılan) 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet kararında suçun sübutuna ilişkin yeterli gerekçenin gösterildiği, ihlal kararının içeriğinde olay ve olgulara, hukuki ilkelere, ilgili kanunlara ve bu suça ilişkin emsal kararlara atıfta bulunularak yalnızca suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna yönelik ihlal kararı verildiği, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olma suçuna yönelik herhangi bir ihlal kararı bulunmadığı anlaşılmakla, sanıklar hakkında yeniden yargılama kararı ile atılı suçtan beraat hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
B.Sanıklar … ve … Hakkında Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden
Her ne kadar sanıklar hakkında suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile beraat kararları verilmişse de, dosya içeriğinde bulanan belge ve bilgiler itibarıyla yapılan incelemede, öncül suç oluşturabilecek eylemlere ilişkin değerlendirmelerin denetime olanak sağlayacak şekilde araştırılıp tartışılmasının gerekliliği karşısında, bu kapsamda sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan dava açılıp mahkumiyet hükümleri kurulduğu ancak temyiz üzerine Yargıtay tarafından zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği, yine sanık … hakkında Vergi Usul Kanunu'na aykırılıktan, sanık … hakkında ise resmi belgede sahtecilik suçlarından yapılan yargılamaların neticesinde zamanaşımı nedeniyle düşme hükümlerinin verildiği gözetildiğinde, bu suçlara ilişkin nispi muhakeme usulüne uygun bir değerlendirme yapılıp soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki deliller irdelenerek suç tarihlerinin de net olarak tespit edilmeye çalışılması ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçu açısından öncül suç teşkil edip etmediklerine ilişkin illiyet bağının tartışılmadığı, sanık …'nun ticari ilişki içerisinde olduğu … isimli şahsın 28.11.1995 tarihinde öldürülmesi olayı ile ilgili mahkumiyet hükmünün bulunduğu ve bu şahsın ölümünden sonra ticari senetleri elinde bulunduran … isimli kişiye yönelik, ölüm olayından yaklaşık 7-8 ay sonra başlayıp net olarak tespit edilemeyen bir tarihe kadar senetleri ele geçirmek amacıyla yağma suçunun işlendiğine ilişkin sanık … hakkında yargılama yapıldığı ve mahkumiyet kararı verildiği göz önüne alındığında, bu dosyanın da incelenerek suç tarihinin net olarak tespiti ile öncül suç açısından delillerin değerlendirilmesi gerekliliğine uygun hareket edilmediği, anılan eylemler ve kararlarla ilgili sadece mükerrir dava bulunduğuna ilişkin ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin ilamına yönelik açıklama yapılmakla yetinildiği anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında, Anayasa Mahkemesince, ihlal kararının gerekçesinde yer alan, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna esas alınan öncül suçların işlenip işlenmediğine, bu hususlarda soruşturma/kovuşturma işlemi yapılıp yapılmadığına, kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelirin ayrımının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespitine ilişkin somut bulguların gerekçe içeriğinden anlaşılamadığına dair hususlarda da gerekli araştırma ve tartışmanın yapılarak tüm eksiklikler giderildikten sonra delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde beraat hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
17.10.2024 tarihinde karar verildi.
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.
Kanun koyucunun bu suçu düzenlemedeki amacı, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerine meşruiyet görüntüsü verilerek iktisadi sisteme sokulmasının ve suç işlemenin menfaat elde etme açısından cazip bir yol olarak görülmesinin önüne geçmektir.
TCK m. 282 Kapsamında Cezalar ve Nitelikli Haller
Temel suç için TCK m. 282/1, üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezasını öngörmektedir. Birinci fıkradaki suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, söz konusu malvarlığını bu özelliğini bilerek satın alan, kabul eden, bulunduran veya kullanan kişi ise TCK m. 282/2 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla karşılaşır.
Suçun kamu görevlisi tarafından veya belirli bir mesleğin icrası sırasında işlenmesi halinde verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır. Suç işlemek için kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ise ceza bir kat artırılır. Bu suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunmaktadır.
Aklama suçunda ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, suçun konu ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlike ile sanığın kastının ağırlığı gözetilerek orantılılık ilkesine uygun temel ceza tayini zorunludur.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2014/4036, K. 2014/12444Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüte yardım etme, nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, 6136 sayılı yasaya aykırılık, yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi
Hüküm : 1- Sanıklar … ve … haklarında; açılan kamu davalarının TCK'nın 64/1 ve CMK'nın 223/8 maddeleri uyarınca ayrı ayrı düşürülmesine,
2- Sanık … hakkında; Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından açılan kamu davalarının CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine ve beraatine,
3- Sanıklar …. ve … haklarında; TCK’nın 220/1, 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet,
4- Sanıklar… ve… haklarında; TCK’nın 220/2, 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet,
5- Sanıklar …, …, … ve … haklarında; Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan beraatlerine,
6- Sanıklar . ve … haklarında; TCK’nın 220/7. maddesi delaletiyle 220/2, 62, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet
7- Sanıklar… ve … haklarında; TCK’nın 282/1-3, 62, 52/2-4, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet,
8- Sanıklar ….. ve … hakkında; TCK’nın 282/1-3-2, 62, 52/2-4, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet,
9- Sanıklar .. …, …, … ve … hakkında; Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan beraatlerine,
10- Sanıklar …, … ve … hakkında; adlarına banka hesapları açılmak para yatırma ve para çekme işlemleri yapılması eyleminden atılı suçtan beraatlerine,
11- Sanıklar … ve … hakkında; TCK’nın 158/1, 39/1, 62, 52/2-4, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet
1 2- Sanıklar … ve …. hakkında; TCK’nın 158/1, 62, 52/2-4, 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet
13- Sanıklar … ve … hakkında; 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK’nın 62, 53, CMK’nın 231. maddeleri uyarınca mahkumiyet ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
14- Sanıklar … ve … hakkında; Yargı görevi yapanları etkilemeye teşebbüs ve kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçlarından ayrı ayrı beraatlerine
15- TCK’nın 54, 55 ve 60/2. maddeleri uyarınca müsadere
Temyiz incelemesi sırasında mahkemece verilen tavzih kararları dikkate alınmıştır.
Sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, sanıkla …ve…hakkında katılanlar … ve Sosyal Güvenlik Kurumu'na karşı işledikleri iddia olunan nitelikli dolandırıcılık suçlarından açılmış bulunan davalara ilişkin olarak, her zaman hüküm kurulması mümkün görülmüştür.
… davanın sanığı olmadığından hakkında verilen ölümüne bağlı düşme kararı ile sanık … hakkında hükmün 5 nolu bendinde suç örgütü üyeliği suçundan kurulan mükerrer hüküm hukuken geçersiz ve yok hükmünde kabul edilmiştir.
Gerekçeli karar başlığında sanık …'nun 01.12.1966 olan doğum tarihinin “10.12.1966”, sanık …'in 11.03.1976 olan doğum tarihinin “01.03.1976”, sanık …'in 13.03.1958 olan doğum tarihinin “13.03.1956”, sanık …'nun 01.04.1966 olan doğum tarihinin “01.01.1956”, sanık …'ın adının “…”, sanık …'nin soyadının “…”, sanık …'nin soyadının "…", sanık …'in …olan baba adının “…”, sanık …'nın … olan anne adının “…”, sanık …'ın … olan anne adının “…”, sanık …'ın …olan baba adının "…" olarak, kararın hüküm bölümünün “9” nolu bölümünde sanık …'nın soyadının “ …” olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası, sanık …'in 28.05.1973 olan doğum tarihinin “1973”, sanık …'un 09.03.1963 olan doğum tarihinin “1963”, sanık …'ın 25.02.1980 olan doğum tarihinin “1980”, sanık …'ın 01.10.1954 olan doğum tarihinin “1954”, sanık …'in 11.11.1963 olan doğum tarihinin “1963”, sanık …'nın 16.03.1982 olan doğum tarihinin “1982”, sanık …'nın 02.01.1952 olan doğum tarihinin “1952”, sanık …'ın 12.02.1968 olan doğum tarihinin “1968” olarak gösterilmesi,… A.Ş'nin katılan olarak yazılmaması mahallinde giderilebilir eksiklik kabul edilmiştir.
Sanık … müdafiinin duruşmalı inceleme talebi süreden sonra olduğundan, sanıklar .. ve … haklarında hükmedilen cezaların tür ve sürelerine, sanık … yönünden ise hükmün türüne göre koşulları bulunmadığından sanıklar … müdafileri ile sanıklar …, …, …, … ve …'ın duruşmalı inceleme istemlerinin CMUK'nın 318. maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanıklar …, …, …, …, …, …, … ve … yönünden duruşmalı, usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmediği, kendisini bir müdafii ile temsil ettirmediği ve geçerli bir mazeret de bildirmediği anlaşılan sanık … ile diğer sanıklar yönünden ise duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:
Gıyabi hükmün Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak sanıklar …, …, …, … ve …'a tebliğ edilmediği anlaşılmakla, sanıklar müdafilerinin temyizlerinin süresinde olduğu kabul edilmiş, sanık … müdafiinin temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar bu nedenle kaldırılmış, adına kayıtlı gayrimenkulün müsaderesine karar verilen …'nın süresinde verdiği temyiz dilekçesi ile katılma isteğini ortaya koyduğu anlaşılmakla malen sorumlu olarak CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılmasına karar verilmiştir.
A- Sanıklar … ve … hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar 5271 sayılı CMK'nın 231/12. maddesi uyarınca itiraza tabi olup, temyizi mümkün bulunmadığından, temyiz incelemesine yer olmadığına, gereğinin merciince yerine getirilmesine,
B- 1- Sanık …'nın hakkında verilen beraat hükmünü mahkumiyet kararı verildiği düşüncesi ile temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından,
2- Tüm sanıklara atılı suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüte yardım etme, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçları ile korunan hukuki yarar gözetildiğinde suçtan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan tüm katılanların, nitelikli dolandırıcılık suçundan doğrudan zarar görmesi söz konusu olmayan katılanlar Maliye hazinesi ve …'nun bu suçlardan açılan davalara katılmalarına yasal imkan bulunmadığından, hukuki değerden yoksun katılma kararı hükmü temyize yetki vermeyeceğinden;
Sanık …, katılanlar Maliye Hazinesi ve …'nun tüm, katılanlar … ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nun ise suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme, üye olma, örgüte yardım etme, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, 6136 sayılı Kanuna aykırılık, yargı görevi yapanı etkilemeye teşebbüs, kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım suçundan verilen hükümler ile sanıklar …, …… ve … hakkında kurulan tüm hükümlerin sadece katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmiş olması ve yukarıda açıklanan gerekçeyle temyiz istemlerinin reddedilmiş bulunması nedeniyle bu sanıkların anılan suçları bakımından temyiz incelemesi yapılmasına yer olmadığına;
C- Sanıklar… ve … hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme ile suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama, sanıklar… hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından verilen mahkumiyet hükümleri, sanıklar …, …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanıklar …. ve … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçundan verilen beraat hükümlerine ilişkin temyiz incelemesinde;
… Asliye Ceza Mahkemesinin 03.07.2007 tarih ve 2007/190-722 E-K sayılı kararıyla sanık… hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararının sanığın 28.03.1997 tarihinden önceki eylemlerine ilişkin olduğu, inceleme konusu davanın ise 1999 yılı ve sonrası yapılan işlemler hakkında açıldığı ve hüküm kurulduğu anlaşılmakla, CMK'nın 223/7. maddesinde belirtilen mükerrer davaya ilişkin koşullar bulunmadığından sanık müdafilerinin aynı konuda kesinleşmiş hüküm bulunduğuna dair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Karapara aklama (suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama) suçu kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç olup, öncül suç dışında tamamen ayrı hukuki yararları koruduğu nazara alındığında, öncül suçun işlendiği tarihte 4208 sayılı Kanunun veya 5237 sayılı TCK’nın 282. maddesinin yürürlükte olup olmamasının hukuken bir önem taşımayacağı, bir malvarlığı değerinin kaynağının “yasa maddesinde belirlenen suç” olması, o parayı “karapara ya da suç geliri” saymak için gerekli ve yeterli olacağı, bunun ekonomiye sokulmaya çalışılması, çeşitli işlemlere tabi tutulması (öncül suç hangi tarihte işlenmiş olursa olsun) karapara aklama suçunu oluşturacağı, karapara aklama veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun maddi unsurunu oluşturan “dönüştürme” hareketinin gerçekleştirildiği tarihin suç tarihi olacağı, somut olayda da dönüştürme hareketlerinin iddianame ile dava açılıncaya kadar teselsül ederek devam ettiği gözetildiğinde mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamış ve sanıklar müdafilerinin bu hususa yönelen temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar… …, …, …, …, …'ın suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, sanıklar …ve …'a yüklenen suçların sübut bulmadığı kabul edilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar … …… ve … müdafileri ile sanıklar …, … ve Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, mahkumiyet ve beraate ilişkin hükümlerin ONANMASINA,
D- Sanıklar … ve …'e atılı nitelikli dolandırıcılık suçu için 765 sayılı TCK'nın 504. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen cezanın süresi itibariyle, suç tarihinde yürürlükte olan ve dava zamanaşımı yönünden 5237 sayılı TCK'ya göre sanıklar lehine hükümler içeren 765 sayılı TCK'nın 102/4. maddesinde belirlenen zamanaşımının, suç tarihi ile iddianame tarihi arasında, sanıklar…… ve …'a atılı suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama suçunu oluşturduğu belirlenen son eylem tarihi 31.08.2001 ve öncesi olduğu gözetildiğinde lehe olan 5918 sayılı Kanununla yapılan değişiklikten önceki 5237 sayılı TCK'nın 282. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen cezanın süresi itibariyle, anılan Yasanın 66/1-e ve 67. maddelerinde belirlenen dava zamanaşımının suç tarihleri ile inceleme tarihi arasında gerçekleştiği anlaşılmakla hükümlerin BOZULMASINA, CMUK'nın 322. maddesine istinaden adı geçen sanıklar hakkında anılan suçlardan açılan davaların zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
E- Sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönetme ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama, sanıklar …… hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanıklar …, …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanıklar … … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme, sanıklar ….. ve … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından verilen hükümlere ilişkin temyiz incelemesine gelince;
1- Sanıklar …. … ve… hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etme suçlarından kurulan hükümlerin incelemesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.5.1997 gün ve 76-114 sayılı kararında da açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK'nın 255/1. maddesi gereğince hükmün konusu iddianamede gösterilen eylemdir.
İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılması ve hüküm kurulması kanuna aykırıdır. Somut olayda 25.09.2006 tarihli iddianame de sanıklar …ve …hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olduklarına, sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım ettiklerine ilişkin bir sevk ve anlatım bulunmadığı gözetilmeden, bu suçlardan mahkumiyet hükümleri kurulması,
2- Sanık … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanık … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından yapılan incelemede;
a- Sanıkların suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan, önce mahkumiyetlerine sonra beraatlerine karar verilmesi suretiyle hükmün karıştırılması,
b- Sanık … hakkında bir önceki paragrafta yapılan bozma nazara alındığında; suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından açılan davalar arasındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle örgüte üye olma suçu bakımından sanığın hukuki durumunun yeniden taktir ve tayininde zorunluluk bulunması,
3- Sanıklar …, … ve … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçuna ilişkin olarak; sanıkların savunmaları da nazara alınıp, ilgili bankada suça konu hesap açtırma evrakı ve işlem dekontları ile sanıklara ait mukayese amaçlı el yazısı ve imza örnekleri elde edilip, bunlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, işlemleri yapanların sanıklar olup olmadığı belirlendikten sonra tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayinleri gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi,
4- Sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönetme ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama, sanıklar …… ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;
Aşamalardaki aksi kanıtlanamayan inkara dayalı savunmaları karşısında, sanıklar … ve …'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönettiklerine ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıklarına, sanıklar …, …, …, …, …, … ve…'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olduklarına ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıklarına ilişkin olarak mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden, uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden atılı suçlardan beraatları yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
5- Sanıklar …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönetme ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, sanıklar …, … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;
Suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönetme ve üye olma suçları bakımından kurulan hükümlere yönelik olarak; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazların reddine, ancak;
a -Tüm dosya kapsamına göre, sanıklar …, … ve …'in suç işlemek amacıyla kurulan örgütü sevk ve idare ederek yönetici olduklarına, sanıklar …, … ve …'in suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olduklarına dair yeterli delil bulunmamakta ise de; örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte, niteliğini bildikleri örgüt ile hal ve sıfatını bildikleri örgüt yöneticisi lehine banka kredileri temin etmede yardımcı olma, mevcut kredi ödemelerinde çıkan sorunları giderme, örgütün amaçları doğrultusunda hareket eden bir kısım şirketlerin yönetim faaliyetlerine bilerek katılma ve bu türden parasal hareketleri gerçekleştirme şeklindeki eylem ve faaliyetleriyle örgüte yardım ettikleri anlaşılan sanıkların, hukuki durumlarının TCK'nın 220/7 maddesi yollamasıyla 220/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması,
b- Sanıkların aşamalardaki inkara dayalı savunmalarının aksine, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıklarına ilişkin mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
6- Sanıklar … ve … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgütü yönetme ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından kurulan hükümler yönünden yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a -Tüm dosya kapsamına göre; suç işlemek amacıyla kurulan örgütü sevk ve idare ederek yönetici olduklarına dair yeterli delil bulunmayan, ancak; örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olarak örgütün amaçları doğrultusunda işlenen ve süreklilik gösteren suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama şeklindeki eylemlerinin suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunu oluşturacağı ve sanıkların hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerekirken suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
b – Sanıklar hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan hüküm kurulurken, Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle, 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ile güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak; temel ceza belirlenirken hukuka, vicdana, dosya kapsamına uymayacak biçimde ve yetersiz gerekçe ile alt sınırdan uzaklaşılarak fazla ceza tayini,
7- Sanıklar …, … ve …'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olduklarına dair mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçlardan beraatları yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
8- Sanıklar… … ve …'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiklerine dair
mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçlardan beraatları yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
9- Sanıklar …, …, …, …, …, … ve … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle, 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ile güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak; temel ceza belirlenirken hukuka, vicdana, dosya kapsamına uymayacak biçimde ve yetersiz gerekçe ile alt sınırdan uzaklaşılarak fazla ceza tayini,
10- Sanıklar… ve … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan yapılan incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a- Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerle, 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği zarar ve tehlikenin, sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı ile güttüğü amaç ve saik de göz önünde bulundurularak; temel ceza belirlenirken hukuka, vicdana, dosya kapsamına uymayacak biçimde ve yetersiz gerekçe ile alt sınırdan uzaklaşılarak fazla ceza tayini,
b- Sanıklar, üzerilerine atılı suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu kamu görevlisi veya belli bir meslek sahibi kişi olarak bu mesleğin icrası sırasında işlemedikleri halde, haklarında 5918 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 5237 sayılı TCK'nın 282. maddesinin 2. fıkrası uyarınca arttırım yapılması,
11- Sanıklar … ve …'ın, kendi adlarına banka hesapları açtırmak veya bankalar üzerinden çeşitli işlemleri gerçekleştirmek veya bu işlemler doğrultusunda kullanılmak üzere vekaletname vermek suretiyle sanık …'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu işlemesi sırasında yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırdıkları anlaşılmakla; hukuki durumlarının TCK'nın 282/1, 39. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerekirken yazılı gerekçeyle beraatlarına karar verilmesi,
12- Sanıklar… … hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından yapılan incelemede;
Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu bakımından kurulan hükme yönelik olarak; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a- Tüm dosya kapsamına göre, sanıkların örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet gösterdiği kabul edilen şirketlerin ortaklıklarını kabul etmek veya adlarına banka hesapları açtırmak veya bankalar üzerinden çeşitli işlemleri gerçekleştirmek suretiyle sanıklar … ve …'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu işlemeleri sırasında yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırdıkları anlaşılmakla; sanıkların TCK'nın 282/1, 39. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
b- Sanıkların suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olduklarına ilişkin mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden atılı suçlardan beraatları yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
13- Sanıklar…… ve … hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Tüm dosya kapsamına göre, kendi adlarına banka hesapları açtırmak veya bankalar üzerinden çeşitli işlemleri gerçekleştirmek suretiyle sanık …'nın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunu işlemesi sırasında yardımda bulunarak suçun icrasını kolaylaştırdıkları anlaşılan sanıkların TCK'nın 282/1, 39. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
14- Sanıklar …, …, …, …, …, … ve …'ın suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıklarına ilişkin olarak mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, atılı suçtan beraatları yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
15- Mahkemenin kabulü ve dosya kapsamından anlaşıldığı üzere; sanıklar… ve …'in müdür olarak görev yaptıkları banka şubelerinde bir kısım sanıklar tarafından çeşitli bankacılık işlemlerine tabi tutulan şüpheli paralarla ilgili olarak yetkili kuruma şüpheli işlem bildiriminde bulunmama veya süresinden sonra bildirimde bulunma şeklinde gerçekleştirdikleri, hüküm tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunla 5549 sayılı Kanunun 4/1. maddesi yollamasıyla 13/2. maddesinin yürürlükten kaldırılmasıyla sanıklar bakımından kabahat olmaktan çıkarılan eylemleri dışında, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini akladıklarına ilişkin mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden atılı suçtan beraatları yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kanuna aykırı, sanıklar ….. ve … müdafileri, sanıklar …… ve Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında sanıklar …, …, … ve müdafileri ile sanıklar …, …, …, …, … müdafilerinin ileri sürdükleri temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA,
F- Eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesine gelince;
Dosya kapsamına göre; davaya katılan ya da malen mesul sıfatı bulunmayan …Ticaret A.Ş'nin talebinin mahal mahkemesince değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Hükmün müsadereye ilişkin 14 nolu paragrafının yeniden karar verilmesine yer olmadığına dair 3., 21., 23., 25., 26., 27., 28., 29., 30., 31., 32., 33., 34., 35., 36., 37., 38., 39., 40., 41., 42., 43., 44., 45., 46., 47., 48. bentlerine, sanık … hakkındaki tüm tedbirlerin kaldırılmasına dair 24. bende, yönetim, denetim, kayımlığa ilişkin 9., 10., 11., 12., 13. bentlerine, … Tic. ve San. Limited Şirketi hakkındaki tedbirin kaldırılmasına ilişkin 17. bende, 20. bendin kemik dişin sahibine iadesine ilişkin kısmı ile 7. bendin av tüfeğinin ruhsatının yenilenmesi için Emniyet Müdürlüğünün ruhsat şube müdürlüğüne tevdiine dair kısmına, 49. bendin 97 adet CD nin sahiplerine iadesine dair kısmına, sanık … hakkındaki 50. bende yönelik olarak temyiz talebi bulunmadığı gibi bir kısmının esasen temyize de tabi olmadığı tespit edilerek, diğer bentler ve kısımlara ilişkin olarak yapılan incelemede;
1- Hükmün müsadereye ilişkin 14 nolu paragrafının 49., 51., 52., 53., 54. bentlerinde yer alan bir kısım eşyanın dosyada delil olarak saklanmasına ve 7. bendinde … Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanetinin 2006/3830 sırasında kayıtlı silahlar ile mermilerin ruhsatsız olanlarının müsaderesine, ruhsatlı olanların sahiplerine iadesine ilişkin kararlarda usul ve kanuna aykırılık görülmediğinden, bir kısım sanıklar ve müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Hükmün müsadereye ilişkin 14 nolu paragrafının 1., 2., 4., 5., 6., 8., 14., 15., 16., 18., 19., 22. bentleri ile 20. bendin müsadereye ilişkin kısmının incelenmesinde;
Güvenlik tedbirleri, 5237 sayılı TCK’da bir yaptırım türü olarak düzenlenmiştir. Anayasamızın 38. maddesinde düzenlenen suç ve cezalara ilişkin esaslar ile TCK’nın 2. ve 3. maddelerinde düzenlenen kanunilik ve orantılılık ilkeleri güvenlik tedbirleri bakımından da geçerli olup, güvenlik tedbirlerinin amacı da, TCK’nın 1. maddesinde gösterildiği gibi, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak ve suç işlenmesini önlemektir.
Güvenlik tedbirleri, tehlikelilik hali nazara alınarak uygulanabilen yaptırımlar olarak, bir suç işlemiş bulunan kişi hakkında, bu kişinin ortaya koyduğu veya karşı karşıya kaldığı tehlike nazara alınarak uygulanabileceği gibi, bu suçun konusu veya suçun işlenmesinde kullanılacak araçların gösterdiği tehlike dikkate alınarak da uygulanabilecektir. Güvenlik tedbirlerinin uygulanmasında ve bu uygulama sırasında gözetilmesi gereken orantılılığın tayininde, suçu işleyen ile suçun konusuyla bağlantılı olarak ortaya çıkan tehlikelilik durumları özellikle dikkate alınmalıdır.
TCK’da güvenlik tedbirleri arasında yer alan müsadere, eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesi olarak ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Buna göre; eşya müsaderesi için,
a- Kasten işlenen veya en azından teşebbüs aşamasında kalmış bulunan bir suç mevcut olmalıdır. (TCK madde 54/1)
b- Eşya, suçun icrasında kullanılmış veya icrasına tahsis edilmiş veya suçtan meydana gelmiş olmalıdır. Eğer eşya suçta henüz kullanılmamış ancak suçun icrasında kullanılmak üzere hazırlanmışsa, müsadere ancak; eşyanın kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak bakımından tehlikeli olması durumunda mümkündür. Bu nedenle, müsadere edilecek eşyanın suç veya tehlike ile bağlantısı, nedensellik bağıyla birlikte açıkça gösterilmiş olmalıdır. (Anayasa madde 35/3, TCK madde 54/1)
c- Eşya, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamalı, iyiniyet iddiaları ilgili Kanun hükümleri çerçevesinde irdelenmiş olmalıdır. (TCK madde 54/1)
d- Müsadereye tabi eşyanın ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya başka bir surette müsaderesinin imkansız kılınması halinde, bu eşyanın değeri kadar para tutarının kaim değer olarak müsaderesi mümkündür. Bu bağlamda, müsaderesi gereken eşya, müsaderenin ne şekilde imkansız kaldığı ve kaim değerin ne şekilde tespit edildiği denetime olanak verecek biçimde ortaya konulmalıdır. (TCK madde 54/2)
e- Müsaderede orantılılık ilkesi özenle korunmalıdır. Buna göre, müsaderenin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğurup doğurmayacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olup olmayacağı ve bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar vermek gerektiği gözetilmeli, Anayasadaki genel müsadere yasağı nazara alınmalıdır. (Anayasa madde 38/9, TCK madde 3/1, 54/3-5)
f- Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, bir suçla bağlantılı olmasa bile müsadere edilir. (Anayasa madde 35/3, TCK madde 54/4)
g- Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur. (Anayasa madde 38/1-7, TCK madde 2)
Kazanç müsaderesine gelince;
a- Kasten işlenen veya en azından teşebbüs aşamasında kalmış bulunan bir suç mevcut olmalıdır. (TCK madde 55/1)
b- Suçtan elde edilen kazanç ekonomik nitelikli olmalı ve suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkmalıdır. Buna göre suçtan doğrudan veya dolayısıyla elde edilen gelirler de kazanç müsaderesine tabidir. (TCK madde 55/1)
c- Kazancın, suçun mağduruna iadesi mümkün olmamalıdır. (TCK madde 55/1)
d- Kazancı, sonradan iktisap etmiş bulunan üçüncü şahıslar 4721 sayılı Medeni Kanunun iyi niyet hükümlerinden yararlanamıyor olmalıdır. (TCK madde 55/3)
e- Eşya müsaderesinde olduğu gibi kaim değer müsaderesi mümkündür. Bu bağlamda, kaim değerin karşılık geldiği kazanç ile ne şekilde tespit edildiği denetime olanak verecek biçimde ortaya konulmalıdır. Eğer suç yoluyla elde edilen kazanç tespit edilemiyorsa, kazanç müsaderesi yoluna gitmek mümkün değildir. Ya da kazancın tam olarak tespit edilemediği hallerde, kısmi tespite göre kazanç müsaderesi yapılmalıdır. Kazancın para veya eşya olarak bir ortaklığa dahil olması halinde, müsadereye tabi olacak kazanca ilişkin hisse tespit edilerek müsadereye tabi tutulmalıdır. (Anayasa madde 38/9, TCK madde 55/2)
Kazanç müsaderesinde amacın, suçun bir kazanç elde etme yolu olarak görülmesinin ve suç işlemek suretiyle kazanç elde edilmesinin oluşturacağı tehlikeyi önlemek olduğu gözetilmeli ve bir güvenlik tedbiri olan kazanç müsaderesi, adli para cezasının alternatifi gibi uygulanmamalıdır.
Bu ilkeler ışığında yapılan değerlendirmede,
Anayasanın 143. maddesinin 3. fıkrasında CMK'nın 34. maddesiyle 230. maddesinin 1. fıkrasının “d” bendinde belirtildiği üzere müsadere kararının mahiyeti itibariyle bir güvenlik tedbiri oluşuna, suçun oluşturduğu tehlikeye, dosya kapsamına uygun biçimde ve genel müsadere yasağını ihlal etmeyecek şekilde akla, mantığa, vicdana ve hukuka uygun, tarafları tatmin edecek ve yargıtay denetimine olanak verecek bir gerekçe gösterilmesi zorunludur. Buna göre;
İşlendiği kabul edilen öncül suçtan elde edilen gelir ile bu gelirin aklanmasında kullanılan, aklanmasına tahsis edilen yada aklamadan meydana gelen eşyanın, bu eşyanın müsaderesinin mümkün olmaması halinde ise müsadereye esas kaim değerinin tespit edilmesi, aklama suçu ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan yada suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların belirlenmesi, bunlara el konulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde müsadereye esas kaim değerlerinin açıkça ve denetime olanak verecek biçimde tespit edilmesi gerektiği.
TCK'nın 54. ve 55. maddelerindeki açıklık karşısında; malvarlığı değerlerini aklama suçunu doğrudan işlediği veya suça iştirak ettiği kanıtlanamayan, ancak; bu suçu işledikleri kabul edilen sanıkların yanında çalışan veya bu suçun yararına işlendiği özel hukuk tüzel kişileri bünyesinde yöneticilik veya başka bir görev ifa eden kişilerin yaptıkları iş karşılığında aldıkları maaş ve ücretler ile şirketlerin malvarlığı değerlerinin pasif kısımlarının müsadereye tabi tutulamayacağı, sanıklara ait olduğu kabul edilen eşya, maddi menfaat veya ekonomik kazançlar üzerinde hak doğurucu işlem tesis eden üçüncü kişilerin iyi niyetli olup olmadıkları ve iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerden yararlanıp yararlanamayacaklarının tartışılması ve sanıkların suç oluşturan eylemleri ile ne tutarda malvarlığı değerini ne şekilde akladıkları ayrı ayrı gösterilip ve varsa suçtan önce elde edilmiş veya suçla ilgisi bulunmayan malvarlığı değerlerinin neler olduğu gerektiğinde yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi, sonucuna göre müsadere konusunda bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme, araştırma ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Ayrıca; gerekçenin XV. nolu bölümündeki açıklık da nazara alınarak, kararın14 nolu paragrafının 15 nolu bendin de yer alan hüküm bakımından; el konulmuş durumda ve adli emanette kayıtlı halde 52.820.070 TL para bulunmadığı halde bulunduğundan bahisle müsaderesine karar verilmesi,
Diğer yandan; malen sorumlu olarak davaya katılmasına karar verilen … adına kayıtlı… sitesi no: 230 … adresinde bulunan villanın müsaderesi hususunda bir karar verilmemesi,
Kanuna aykırı, malen sorumlular … Hiz. A.Ş, … Ltd. Şti., … Ticaret A.Ş., … A.Ş., …A.Ş. ile …Ticaret A.Ş., …Ticaret ve Sanayi A.Ş., …Ticaret A.Ş., …Ltd. Şti., … Ticaret Ltd. Şti., …Ticaret A.Ş. vekilleri, sanıklar …ve … müdafileri, sanıklar …… ve …'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, diğer bozma sebeplerine ve müsadere hükümlerine ilişkin olarak temyiz incelemesi dışında bırakılan kararlar ile özellikle kararın müsadere bölümündeki yönetim, denetim ve kayyımlığa ilişkin 9, 10, 11, 12 ve 13. bentlerinin inceleme ve bozma kapsamı dışında bırakıldığının gözönünde tutulmasına, 16.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TEFHİM ŞERHİ:
16.12.2014 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı …'nun huzurunda, duruşmada sanık …'ın savunmasını yapmış bulunan Av. … ile Av. …, sanık …'ün savunmasını yapmış bulunan Av. …, sanık …'un savunmasını yapmış bulunan Av. … ile Av. Dr…., sanık …'in savunmasını yapmış bulunan Av. …, sanık …'in savunmasını yapmış bulunan Av. … ile Av. Dr. …, sanık …'in savunmasını yapmış bulunan Av. … ile Av. …ve sanık …'ın savunmasını yapmış bulunan Av. …'ın yokluklarında, sanık … ile sanık … müdafii Av…., sanık … ve müdafii Av. …, sanık … müdafileri Av. … ile Av…. ve sanık …'in savunmasını yapmış bulunan Av. … ile sanık … müdafii olduğunu beyan eden ve yetki belgesini ibraz eden Av. …'un yüzlerine karşı, 17.12.2014 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.
Kanun bir etkin pişmanlık hükmü de öngörmektedir: Kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan ya da bulunduğu yeri yetkili makamlara bildirerek ele geçirilmesini kolaylaştıran fail hakkında TCK m. 282 kapsamında cezaya hükmolunmaz.
Aklama Suçunun Öncül Suçla İlişkisi
Aklama suçu, kendisine kaynaklık eden öncül suçtan bağımsız ve ayrı bir suç olup öncül suçun koruduğundan tamamen farklı hukuki yararları korur.
Bununla birlikte, aklamaya konu malvarlığının hangi öncül suçtan elde edildiği ve bu suçun TCK m. 282/1'deki unsurları taşıyıp taşımadığı mahkemece kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tartışılmalıdır. Öncül suça ilişkin soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki deliller incelenmeli, suç tarihleri net olarak tespit edilmeli ve aklama suçuyla illiyet bağı kurulmalıdır.
Öte yandan, öncül suçtan mahkûmiyet kararının aranıp aranmayacağı meselesi yargı kararlarında tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir. Bir yaklaşıma göre aklama mahkûmiyeti için öncül suçun tüm kovuşturmalarının kesin hükümle sonuçlanmış olması şartı aranmaz; bir diğer görüş ise öncül suç için yasada öngörülen hapis cezasının alt sınırı başta olmak üzere öncül suça ilişkin hukuki değerlendirmelerin belirleyici olduğunu savunmaktadır. Bu iki değerlendirme somut davalarda yan yana durmaktadır.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2012/8552, K. 2013/500Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Suç: Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kamu kurumuna karşı bilişim sistemindeki verileri bozma, yoketme ve değiştirme, resmi belgede sahtecilik
Hüküm: 1- 5237 sayılı TCK'nın 244/2, 244/3, 53, 63. maddeleri uyarınca (iki kez) mahkûmiyet
2- 5237 sayılı TCK'nın 282/1, 282/2, 53, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet
3- 5237 sayılı TCK'nın 282/1, 282/2, 35, 53, 63. maddeleri uyarınca mahkûmiyet
4- 5237 sayılı TCK'nın 204/1, 53, 63 maddeleri uyarınca mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Hükmedilen cezaların tür ve süresine göre koşulları bulunmadığından sanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin CMUK 318. maddesi uyarınca REDDİNE,
Sanığın resmi evrakta sahtecilik suçunu bir suç işleme kararının icrası kapsamında kamu güvenine karşı birden fazla evrak üzerinde işlediği ve hakkında zincirleme suç hükümleri gereği TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca cezada arttırım yapılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 11.01.2013 tarihinde bilişim sistemindeki verileri değiştirme ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan hükümler yönünden oybirliği, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan kurulan hükümler yönünden ise oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Dosya kapsamında suça konu aracın çalıntı olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte mahkemece sanığın öncül suçunun ne olduğu konusu tam irdelenmedeği, oysa ki sanığın suça konu aracı suç eşyası olduğunu bilerek satın aldığı veya kabul ettiği sonucuna uluşıldığında bu suç için TCK'nın 165. maddesinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörülmekte olup; suç tarihi dikkate alındığında TCK'nın 282/1. maddesinde 5918 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önce öncül suç için öngörülen hapis cezasının alt sınırın 1 yıl olması gerektiği sanığın objektif sorumluluğuna gidilemeyeceğine göre öncül suç açısından ancak kendi eyleminden sorumlu tutulabileceği TCK'nın 165. maddesindeki alt sınır dikkate alındığında hapis cezasının 1 yılın altında olması nedeniyle sanığın üzerine atılı suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı bu nedenle sanığın bu suçtan beraat etmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun, sanığın bu suçtan mahkumiyeti yönündeki görüşüne katılmıyorum. 11.01.2013
Yargılama pratiğinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus, sanıkların sahip olduğu tüm malvarlığının otomatik olarak suç geliri sayılamamasıdır. Hangi malvarlığı değerinin öncül suçtan elde edilen gelirle edinildiği ve sanıkların malvarlığının tespitini engellemeye yönelik fiillerinin nelerden ibaret olduğunun somut delillerle ayrı ayrı ortaya konulması zorunludur.
Somut Aklama Faaliyetleri: Yargı Kararlarında Öne Çıkan Örüntüler
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin E. 2016/450, K. 2016/367 sayılı kararında, banka hesabına para aktarılması, grup şirketlerine kredi açılması, alacak temliki ve müteakip işlemler aracılığıyla paranın izinin engellenerek aklandığı tespit edilmiştir. Bu tespitler somut davaya özgü olup genel bir kural niteliği taşımamaktadır. Aynı kararda, aklama suçunun niteliği gereği suç tarihinin son aklama işleminin gerçekleştirildiği tarih olarak kabul edilmesi gerektiği de vurgulanmıştır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/450, K. 2016/367Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
İtiraz yazısı ile dava dosyası incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
I. GENEL OLARAK
Ceza Muhakemesi Kanunu 308. maddesi gereğince; Yargıtay Ceza Dairelerinin kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, ilamın kendisine verildiği tarihten itibaren 30 gün içinde aleyhe, süre koşulu olmaksızın lehe itiraz edebilir. İtirazı, kararı veren daire inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na gönderir.
İtirazı incelemekle görevli daire, sanığın üzerine atılı "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan temyiz inceleme tarihi itibari ile 6545 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik Yargıtay Kanununun 14. maddesi hükmü, 20.07.2014 gün ve 29066 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 17.07.2014 tarih ve 2014/2 sayılı kararına göre Yargıtay 9. Ceza Dairesidir.
Ancak, 2797 sayılı Yargıtay Kanununa 6572 sayılı Kanunun 27. maddesi ile eklenen geçici 14. madde hükmü doğrultusunda Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 19.01.2015 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 2015/8 sayılı kararı ile itiraza konu suçların kanun yolu incelemesi yapmakla Yargıtay 16. Ceza Dairesi görevlendirilmiştir.
Yasal düzenleme ve Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun kararı doğrultusunda itirazın incelemesinde Dairemizin görevli olduğu kabul edilmiştir.
II. İTİRAZ EDİLEN KARAR:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 11.01.2016 tarih 2015/….sayılı yazısı ile Yargıtay Ceza Dairesine 14.06.2013 tarih ve 2012/… esas, 2013… karar sayılı onama kararına aşağıdaki nedenlerden dolayı itiraz edilmiştir.
Konunun Takdimi:
"Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan sanık … …'in mahkumiyetine ilişkin Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2011 gün ve 2007/… – 2011/… Esas-Karar sayılı kararının sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.05.2012 gün ve 2011/…. sayılı tebliğnamesiyle hükmün onanması talep edilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.06.2013 gün ve 2012/…-2013/… Esas – Karar sayılı kararında; Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- Sanığa atılı suçla korunan hukuki yarar da nazara alındığında suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve bu nedenle de davaya katılma hakkı bulunmayan Hazinenin davaya katılmasına ilişkin verilen karar hukuki değerden yoksun olup hükmü temyiz yetkisi vermeyeceğinden, Hazine vekilinin temyiz talebinin anılan Kanunun 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2- Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 14.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildiği anlaşılmıştır.
Bu karara karşı, aşağıda arz ve izah olunan nedenlerle itiraz edilmesi gerektiği düşünülmüştür.
İTİRAZ NEDENLERİ :
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız arasında suçun sübutuna ilişkin herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Oluşan ve çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Söz konusu suçun suç tarihinin tespiti ve bu kapsamda zamanaşımı süresinin oluşup oluşmadığı,
2- Sanık hakkında bu suç bakımından gerek mülga 1412 sayılı CMUK'nın 255. maddesi gerek halen yürürlükte olan CMK'nın 218. maddesi gereğince … Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/… Esas sayılı dosyasının bekletici sorun (mesele) yapılıp yapılamayacağı, bu kararın savcılık makamı tarafından alınıp alınamayacağı ve buna bağlı olarak zamanaşımı süresinin durup durmadığının belirlenmesine ilişkindir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin yasal düzenlemeler incelendiğinde;
Kara paranın tanımı ve kara para aklama fiillerinin suç olarak düzenlenmesi hukukumuza ilk olarak 19 Kasım 1996 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4208 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine dair Kanun ile ./..
girmiş, anılan Kanunun 2. maddesinde kara para ve kara para aklama suçunun tanımı yapılarak, 7. maddesinde yaptırım öngörülmüştür.
18.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanunun 26. maddesi ile 4208 sayılı Kanunun 2 ve 7. maddeleri de dahil olmak üzere bir çok maddesi yürürlükten kaldırılmış, kanunun adından da anlaşılacağı üzere kara para terimi yerine suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini ifade eden "suç geliri" terimi kullanılmış, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması anlamına gelen "aklama suçunun" 5237 sayılı TCY'nın 282. maddesinde düzenlenmiş olan suçu ifade ettiği belirtilmiş, 5549 sayılı Kanunun 26. maddesinin üçüncü fıkrasında “Diğer mevzuatta yer alan ‘kara para’ ibaresinden ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değeri’, ‘kara para aklama suçu’ ibaresinden ‘aklama suçu’ anlaşılır’”düzenlemesine yer verilmiştir.
5549 sayılı Kanunun yollamada bulunduğu 5237 sayılı TCY'nın “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” başlıklı 282. maddesinde, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin, yurt dışına transfer edilmesi veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından işlendiği iddia olunan suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4208 sayılı Kanunun konuyla ilgili bölümlerinin incelenmesi gereklidir.
4208 sayılı Kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde kara para;
“1. 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki,
2. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanundaki,
3. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli hakkında Kanundaki,
4. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanundaki,
5. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344'üncü maddesinin 2 ve 3 numaralı bentlerindeki,
6. 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki Devletin Şahsiyetine Karşı İşlenen Cürümler ve aynı Kanunun 179, 192, 264, 316, 317, 318, 319, 322, 325, 332, 333, 335, 339, 341, 342, 345, 350, 403, 404, 406, 435, 436, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 504 ve 506'ncı maddelerindeki, fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal veya gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değeri”, (b) bendinde ise kara para aklama suçu;
“Türk Ceza Kanununun 296'ncı maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen kara paranın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen kara paranın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması; elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ./..
ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya kara paranın tespitini engellemeye yönelik fiilleri” ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.
Kara para aklama suçu kendisine kaynaklık eden “öncü suçtan” bağımsız ve ayrı bir suç tipidir. Kara para aklama suçunun varlığı için, “öncü suç” olarak adlandırılan ve 4208 sayılı Kanunun 2. maddesinde sayılan suçlardan birinin işlenmesi, aklamaya konu değerlerin de “öncü suç” olarak adlandırılan bu suçlardan elde edilmiş olması ve belirtilen öncü suçların işlenmesi suretiyle elde edilen parada dahil olmak üzere her türlü maddi menfaat ve değerin, elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen kara paranın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, öncü suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi ya da transfer yoluyla aklanması veya kara paranın tespitini engellemeye yönelik fiillerin yapılması gerekmektedir.
Kara para aklama suçu açısından varlığı gerekli olan öncü suçun işlenme tarihi, kara para aklama suçunu hukukumuza sokan 4208 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 19.11.1996 tarihinden önceki bir tarihe tekabül etmekte ise, artık kara para sayılan bir değerden ve kara para aklama suçunun konusunu oluşturan "kara para", ancak anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra işlenen öncü suçlardan dolayı bu niteliği taşıyacaktır. Başka bir anlatımla, kanunda belirtilen öncü suçların işlenmesi sonucu suçun konusu olarak ortaya çıkan "kara para" ya bu niteliğini veren 4208 sayılı Kanun olmuştur.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Masak raporları, 15.03.2010 tarihli ek bilirkişi ve 26.06.2008 tarihli bilirkişi raporları, Ağır Ceza Mahkemesinin 29.11.2005 tarih ve 2005/…-…. Esas-Karar sayılı kararı, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.10.2006 tarih ve 2006/…-….. Esas-Karar sayılı ilamı, dekontlar, belgeler ve tüm dosya kapsamına göre;
Sanığın banka sermayesine hakim gruba kaynak aktarmak maksadıyla çeşitli işlemler kullanarak ….. …… AŞ merkez şubesinde bulunan hesabına paraların aktarılması ile kara para elde edildiği, bununla grup şirketlerine krediler açılması ve bu şirketlerden de diğer bir takım şirketlere alacağı temliki işlemleri ve müteakip işlemlerin ise paranın izini engellemeye yönelik olduğu, bu yolla dolandırıcılıkla elde edilen kara paranın izini kaybettirerek söz konusu paraların rahatça sanık tarafından kullanılmasının amaçlandığı, aklanan miktarın 1998-1999 yılları arasında 171 farklı günde 374 farklı işlemle toplam 24.488 TL, 5.082.245 USD ve 4.947.520 DEM'in nakit olarak çekilip banka kayıtlarından çıkartılarak izlenmesi imkansız hale getirilen miktar olduğu, suç tarihinin en son ./..
alınan 15.03.2010 tarihli ek bilirkişi raporuna göre aklama işlemine ilişkin olarak en son işlemin yapıldığı 17.12.1999 tarihi olduğu anlaşılmıştır.
Suç tarihinin tespitinden sonra söz konusu suça ilişkin olarak zaman aşımı müddetine yönelik olarak yasal mevzuatın incelenmesi önem taşımaktadır.
Buna göre;
A- 4208 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca asli zaman aşımı süresi 10 yıl, olağanüstü zaman aşımı süresi ise 15 yıldır. Anılan maddede yer alan "on" ibaresi 12.12.2003 kabul tarihli, 26.12.2003 tarih ve 25328 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5020 sayılı Kanunun 16. maddesine ile "onbeş" şeklinde değiştirilmiş olup, olağanüstü zaman aşımı süresi 22,5 yıla çıkmaktadır. Anılan tarihten önce işlenen suçlar bakımından asli zaman aşımı süresi yine 10 yıl olarak uygulanacaktır.
B- 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK 282/1. maddesindeki cezanın türü ve üst sınırı nazara alındığında ise 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi gereğince ise asli zaman aşımı süresi 8 yıl, olağanüstü zaman aşımı süresi ise 12 yıldır.
C- 26.06.2009 tarih 5918/5. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesi gereğince ise asli zaman aşımı süresi bu kez 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d maddesi gereğince yeniden 15 yıl olarak belirlenmiş, buna göre olağanüstü zaman aşımı süresi ise 22,5 yıl olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu durumda kara para aklama suçu açısından varlığı gerekli olan öncü suçun (Dolandırıcılık) işlenme tarihi, kara para aklama suçunu hukukumuza sokan 4208 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 19.11.1996 tarihinden sonraki bir tarihe tekabül etmekte ve lehe kanun gereği zaman aşımı müddetinin yukarıda bahsi geçen kanun hükümleri incelenerek bir neticeye ulaşılmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu durumda suç tarihi ve zaman aşımı süreleri nazara alındığında;
Sanığa atılı suçun, dava zaman aşımı süresinin suç tarihi itibariyle 10 yıl olduğuna dair 4208 sayılı Kanunun 8. maddesindeki düzenlemenin 5549 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırıldığı ve 01.06.2005 günü yürürlüğe giren 5252 sayılı Kanunun 12/b maddesi ile de 765 sayılı TCK'nın yürürlükten kaldırılıp yerine 01.06.2005 tarihinden itibaren 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği cihetle; incelemeye konu kamu davasının sanık yararına olan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık asli, 12 yıllık olağanüstü dava zaman aşımına tabi olduğu anlaşılmaktadır.
Dosya kapsamından, iddianame düzenleme tarihinin 29.12.2006, iddianame kabul tarihinin ise 16.01.2007 olduğu, suç tarihi olan 17.12.1999 tarihinden iddianame tarihine kadar 8 yıllık asli zaman aşımı süresinin dolmadığı, bu tarih itibariyle zaman aşımı süresinin kesildiği, sanığın savunmasının alındığı 01.10.2007 tarihi itibariyle de zaman aşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda olağanüstü zaman aşımı süresi mahkemenin kabulünde olduğu gibi 17.12.2011 tarihi olmaktadır. Dosyada zaman aşımını kesen başkaca bir işlem bulunmamaktadır.
Ancak dosya içeriğinden Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2002/3425 hazırlık no ve 19.04.2005 tarihli kararıyla İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/102 Esas ./..
sayılı dosyasının bu suç bakımından bekletici sorun yapılmasına karar verildiği anlaşılmakta, söz konusu mahkeme kararında yer alan ve bu suç bakımından öncü suç kabul edilen "Dolandırıcılık" suçundan verilen hükmün Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.10.2006 tarihinde onanması üzerine 29.12.2006 tarihinde düzenlenen iddianamede bekletici sorun atıf yapılarak 19.04.2005 (Sehven 19.05.2005 yazıldığı) ile 19.10.2006 tarihleri arasında zaman aşımı süresinin durduğu belirtilmiştir.
Bu durumda ise çözümlenmesi gereken şu hususlar ortaya çıkmaktadır.
1- Savcılık makamının gerek 1412 sayılı CMUK'nın 255. maddesi, gerek 5271 sayılı CMK'nın 218. maddesi gereğince bekletici sorun yapma kararı verip veremeyeceği,
2- Savcılık makamının bekletici sorun kararı verme yetkisinin olduğunun kabul edilmesi halinde ise; bu kararın somut olay bakımından alınması gerekli kararlardan olup olmadığı ve zaman aşımını durduran kararlardan olup olmadığına ilişkin sorunlardır.
1- Savcılık makamının bekletici sorun (mesele) kararı verme yetkisinin bulunup bulunmadığı;
Gerek 1412 sayılı CMUK'nın 255. maddesi, gerek 5271 sayılı CMK'nın 218. maddelerinin metinleri, gerekçeleri, konuluş amaçları karşılaştırıldığında; burada bekletici meseleye karar verme yetkisinin mahkemelerde olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Çünkü madde metinlerinde "mahkeme" tanımı geçmektedir. Suçta kullanıldığı iddia edilen basit bir sopaya el konulması kararını bile hakimin onayına bağlayan bir ceza adaleti sisteminde suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama gibi hürriyeti bağlayıcı ve adli para cezaları bakımından ağır neticeler doğuran suçlarda bu yetkinin Cumhuriyet Savcılığı makamına bırakılması düşünülemez. Aksi durumda Savcılık kararlarının bu gibi önemli durumlarda, denetimsiz bırakılması ve ileride telafisi mümkün olmayacak zararlara sebebiyet vermesine yol açacaktır. Dosya kapsamından Savcılığın bu kararını herhangi bir hakim ya da mahkeme onayına da sunmadığı anlaşılmaktadır.
2- Savcılık makamının bir an için bu kararı verme yetkisinin olduğunun kabul edilmesi halinde bile söz konusu karar zaman aşımını durduran kararlardan olmayacaktır. Çünkü bekletici mesele kararı ancak ceza muhakemesi sırasında, kendi uzmanlığı dışında bir mesele ile karşılaşması ve yargılanmakta olduğu uyuşmazlık hakkında karar verebilmek için, o mesele hakkında yetkili uzman mahkemenin kararının beklenmesi durumunda ortada "bekletici mesele" olduğu kabul edilecektir. 1412 sayılı CMUK'nın 255. maddesinde "bir fiilin suç oluşturup oluşturmaması" bir ön sorun olarak düzenlenmiş iken, 5271 sayılı CMK'nın 218/1. maddesinde "yüklenen suçun isbatı" biçiminde düzenlenmiştir. Bu değişiklik bir bakıma bir fiilin suç olup olmayacağı bakımından ceza muhakemesi dışındaki yargılama makamlarının kararlarıyla bağlı olmayacağı sonucunu da ortaya çıkarmaktadır. Yani burada mahkemenin bir takdir hakkı bulunmakta bir meseleyi bekletici mesele yapıp yapmama konusunda serbest hareket etmektedir. Gerektiğinde bekletici mesele ./..
yapmadan nispi muhakeme yoluyla da bu sorunu kendisi de çözebilecektir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus uyuşmazlığın hangi hususlarda ve hangi mahkemelerin yetkisi dahilinde olacağıdır. Kanun metinleri ve gerekçeleri incelendiğinde ceza mahkemesinin idari ya da hukuki bir uyuşmazlığı ön sorun olarak kabul edebileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Çünkü gerek mülga gerek yeni usul kanunlarındaki madde metinlerinde "ceza muhakemesi" " ceza mahkemesi" tabirlerine yer vererek kanun koyucu muradını açıkça ortaya koymuştur. Bu durumda ise somut olayda olduğu gibi ceza soruşturmasında başka bir ceza mahkemesinde görülmekte olan dava bekletici sorun yapılamayacaktır.
Yine bekletici mesele yapılabilmesi hususunda mahkemeler mutlak sınırsız değildir. Kanun koyucu bazı durumlarda bekletici mesele yapılmasını mutlak zorunlu hal olarak düzenlemiştir. (Kanun hükmünün Anayasaya aykırılık iddiası, HUMK'nın 314. maddesi) Ancak bu zorunlu haller sınırlıdır. Zorunlu haller dışında mahkemenin takdir hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hakkın kullanılabilmesi ise yukarıda izah edildiği üzere sınırsız değildir. Bu nedenle ceza mahkemesinin bir sorunu bekletici (ön) mesele yapması ancak çok zorunlu ve uzmanlığa ilişkin bir husus söz konusu olduğunda karar vermesi gerekir. Aksi halde davanın uzaması, makul sürede bitirilememesi, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, davanın uzaması nedeniyle davadan uzaklaşılması nedeniyle delillerin takdirinde hataya düşülmesi gibi sorunlar ortaya çıkacaktır. Dosya kapsamından Savcılık tarafından bekletici sorun kararının verildiği tarih itibariyle üç adet MASAK raporu mevcut olup, raporlar kara para aklama suçunun oluştuğuna ilişkindir. Bu durumda ise ortada dava açılması için yeterli ve ciddi şüphe uyandıran deliller bulunmaktadır. Bu ise Cumhuriyet savcısının dava açma mecburiyeti ortaya çıkarmaktadır. 5271 sayılı CYY'nin 170/2. maddesi uyarınca; "soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler." Bu hüküm dolayısıyla kanun tarafından Cumhuriyet savcısına, toplanan delilleri değerlendirme yetkisi verilmiş ve yapılacak değerlendirme sonucunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaşılması durumunda kamu davasının açılması zorunlu görülmüştür.
Görüldüğü üzere Ceza Yargılama Yasamız, kovuşturma mecburiyeti ilkesini benimsemiş ise de, bu ilke Cumhuriyet savcısının delilleri değerlendirme yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. Somut olayda dava açılması için yeterli hatta ciddi şüphelere ilişkin deliller bulunmaktadır.
Tüm bunların ışığında somut olay incelendiğinde;
Savcılık makamı tarafından verilen 19.04.2005 tarihli "bekletici sorun yapma kararı" hukuki dayanaktan yoksun olup hukuken geçerli kararlardan olmadığından 5237 sayılı TCK'nın 67. maddesi kapsamında "zaman aşımını durduran" kararlardan değildir.
Sanığa atılı suçun, dava zaman aşımı süresinin suç tarihi itibariyle 10 yıl olduğuna dair 4208 sayılı Kanunun 8. maddesindeki düzenleme 5549 sayılı Kanunun 26. maddesi uyarınca yürürlükten kaldırılmış, 01.06.2005 günü yürürlüğe giren 5252 sayılı Kanunun 12/b maddesi ile de 765 sayılı TCK'nın yürürlükten kaldırılıp yerine ./..
01.06.2005 tarihinden itibaren 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girdiği cihetle; itiraza konu kamu davası, sanık yararına olan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık asli dava zamanaşımına tabi olmuştur. 4208 sayılı Kanunda yer alan kara paranın aklanması suçlarında zamanaşımı süresi karar tarihi itibariyle 765 sayılı TCK'nın 102/4. maddesine göre değil, 4208 sayılı Kanunun 8'inci maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddelerine göre hesaplanması gerekmektedir. Bu durumda ise, sanığa yüklenen suçun kanunda gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4 maddelerinde öngörülen 12 yıllık olağanüstü dava zaman aşımının, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün bu nedenden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASI, sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zaman aşımı nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4 maddeleri uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hükmün onanmasına karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmamıştır.
Sonuç ve İstem:
Yukarıda açıklanan nedenlerle itirazımın kabulü ile Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 14.06.2013 gün ve 2012/… Esas, 2013/… Karar sayılı ONAMA kararının kaldırılarak, sanığa yüklenen suçun kanunda gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4 maddelerinde öngörülen 12 yıllık olağanüstü dava zaman aşımının, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından hükmün bu nedenden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASI, sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zaman aşımı nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e ve 67/4 maddeleri uyarınca DÜŞÜRÜLMESİNE karar karar verilmesi,
İtirazımızın kabul edilmemesi halinde ise itirazımız hakkında karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi itirazen talep edilmiştir.
III-İTİRAZIN KONUSU:
Hükümlü …. …. hakkında suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığının bekletici mesele kararı verip veremeyeceği, bekletici sorun yapılamaması halinde davanın zaman aşımı süresinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitine ilişkindir.
IV- HUKUKİ NİTELENDİRME:
Sanık …. ….. hakkında … Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/102 esas sayılı dosyasında bankayı aracı kılmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve banka zimmeti suçlarından açılan kamu davası 29.11.2005 tarih 2005/100 sayılı kararla neticelenerek nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen 7 yıl 3 ay 15 gün hapis ve 520.800 YTL ağır para cezasına ilişkin hüküm Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.10.2006 tarih ve 2006/… – …. sayılı kararıyla, bozma sonrası nitelikli banka zimmeti suçundan verilen 16 yıl 8 ay hapis ve 66.666 TL adli para cezası aynı dairenin 02.06.2010 tarihli ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.
./..
Sanık …. ….. hakkında 1998 – 22.12.1999 tarihleri arasında 171 farklı günde 374 farklı işlemle toplam 24.448 milyar lira, 5.082.545 USD ve 4.947.520 DEM miktarındaki döviz ve Türk lirasının aklandığı iddiası ile 29.12.2006 tarihinde … Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/21 esas sayılı dosyasında açılan kamu davası 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesi uyarınca mahkumiyetle sonuçlanmıştır. Suç tarihi dosya kapsamına uygun olarak yerel mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin onama ilamı ile son işlemin yapıldığı gün olan 17.12.1999 tarihi kabul edilmiştir.
Suç tarihinde 13.11.1996 tarih ve 4208 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanunun yürürlükte bulunduğu, kanunun 2. maddesinde kara para aklama suçunun tanımlandığı 7. maddesinde yaptırıma bağlandığı suçun temel şeklinin iki seneden beş seneye kadar hapis ve aklanan paranın bir katı kadar ağır para cezasını öngördüğü, zaman aşımı yönünden özel düzenleme yapılarak 8. maddede 10 yıllık sürenin belirlendiği anlaşılmaktadır.
11.10.2006 tarih ve 5549 sayılı Kanun ile 4208 sayılı Kanunda değişiklik yapılarak 2 ve 7. maddede dahil olmak üzere cezai hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığı, aynı Kanunun 26/3. madesinde "diğer mevzuatta yer alan kara para" ibaresinden "suçtan kaynaklanan mal varlığı değeri", "kara para aklama suçu" ibaresinden "aklama suçu" anlaşılır. Şeklinde düzenleme yapılarak bu suç yönünden 5237 sayılı TCK'nın 282. maddeye atıf yapılmıştır.
Yerel Mahkeme 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi gereğince zaman bakımından lehe kanun uygulamasını tartışarak isabetli şekilde 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesinin 26.06.2009 tarih ve 5918 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hali uygulamıştır. Zaman aşımı konusunda özel düzenleme bulunmadığından genel hükümlere göre zaman aşımı süresi TCK'nın 66/1-e maddesi gereğince 8 yıldır. Olağanüstü zaman aşımı ise 12 yıl olmaktadır.
Soruşturma sırasında … Cumhuriyet Başsavcılığınca 19.04.2005 tarih ve 2002/… sayılı kararla; sanıkların atılı eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığının … Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/… esas sayılı yargılama sonucunda mahkumiyet alma şartına bağlı olduğundan zaman aşımı süresinin kesilmesi için bekletici mesele yapılmasına karar verilmiştir.
Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçundan … Cumhuriyet Başsavcılığınca 29.12.2006 tarihinde kamu davası açılmıştır.
Yargıtay Yüksek 9. Ceza Dairesi sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünü 14.06.2013 tarih 2012/… esas 2013/… karar sayılı ilamı ile onamıştır.
5237 sayılı TCK'nın 67/1. maddesi gereğince; soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınmasını veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya karar alınmasına veya meselenin çözülmesine veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar zaman aşımı durur. Yasal düzenleme karşısında yetkili mercii tarafından kanuna uygun şekilde bir meselenin çözümü bekletici sorun yapıldığında zaman aşımının duracağına kuşku ./..
yoktur. Somut olayda çözümlenmesi gereken husus soruşturma aşamasında Cumhuriyet Başsavcılığınca bir sorunun çözümünün “bekletici mesele” yapılıp yapılamayacağı, öncül davanın soruşturma aşamasında bekletici sorun kabul edilip edilemeyeceği, kararın bekletici meseleye ilişkin olup olmadığına dairdir.
TCK'nın 67/1. maddesinde bekletici mesele konusunda karar vermeye savcılık makamının yetkili olup olmadığı hususunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak CMK'nın 218/1. maddesinde, “yüklenen suçun ispatı ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; Ceza Mahkemesi bu sorunla ilgili olarak bu kanun hükümlerine göre karar verebilir ancak bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir.” şeklindeki düzenlemeden bekletici mesele kararını mahkemelerin verebileceği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan bekletici mesele zaman aşımını kesici değil durdurucu nedenlerdendir. Zaman aşımını kesmek için bekletici mesele kararı verilemeyeceği gibi Cumhuriyet Başsavcılığının “Suçtan Kaynaklanan Mal Varlığı Değerlerini Aklama” suçundan dava açması için öncü suçun kesinleşmesine gerek yoktur. CMK'nın 170/2. maddesi kapsamında suç işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşuyorsa iddianame düzenleyerek dava açacaktır. Görüldüğü üzere soruşturma mercii olan Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının bekletici mesele kararı vermesi hususunda yetkili olmadığı gibi, zorunlu da değildir.
Suçun niteliği gereği son aklama işleminin suç tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğinden bu işlemin 17.12.1999 tarihinde yapıldığı, suçun TCK'nın 282/1. maddesi kapsamında kaldığından bu maddenin 5918 sayılı Kanunda yapılan değişiklik öncesi üst sınır itibariyle 5 yıllık ceza öngördüğünden aynı Kanunun 66/1-e maddesi doğrultusunda asli zaman aşımı süresinin 8 yıl, zaman aşımını kesici işlemlerin yapılmış olması nedeniyle uzatılmış zaman aşımı süresinin 12 yıl olduğu 17.12.2011 tarihinde dava zaman aşımı süresinin dolmuş bulunması nedeniyle TCK'nın 66/1. maddesi gereğince davanın düşmesine karar verilmesi gerektiğinden itirazın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
V-HÜKÜM:
1- Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumuhuriyet Başsavcılığının 11.01.2016 tarih ve 2015/…… sayılı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 14.06.2013 tarih ve 2012/… esas – 2013/… sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,
3- … Asliye Ceza Mahkemesinin 03.03.2011 tarih ve 2007/21 esas – 2011/106 sayılı kararının 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı yasanın 322. maddesi doğrultusunda bozma nedenine göre yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden sanık …. …. hakkında TCK'nın 282/1. maddesi gereğince cezalandırılma istemiyle açılan kamu davasının TCK'nın 66/1 ve 67. maddeleri gereğince zaman aşımı nedeniyle DÜŞÜRÜLMESİNE,
4- Hükümlünün 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında ./..
Kanunun 98 ve müteakip maddeleri gereğince; bu suçtan verilen mahkumiyet hükmününün cezasının infazının DURDURULMASINA, kararın infazın yapıldığı yer Başsavcılığına bildirilmesine, 01.02.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin E. 2023/7721, K. 2024/12804 sayılı kararında ise yerel mahkemenin beraat hükmü; öncül suçların işlenip işlenmediğine, kayıt dışı para ile suçtan kaynaklanan gelir arasındaki farkın tespitine dair somut bulgular yeterince tartışılmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle karar verildiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bu karar, bozma niteliğinde olup yeniden yargılama sonucunu bağlamaz.
Aklama Suçunda Müsadere
Aklama suçuyla bağlantılı müsaderede, suçtan elde edilen veya suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi ya da dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların ayrı ayrı belirlenmesi zorunludur. El konulamaması veya merciine teslim edilmemesi halinde kaim değerlerin denetime olanak verecek biçimde açıkça tespit edilmesi gerekmektedir. Aklama suçunu işlediği ya da suça iştirak ettiği kanıtlanamayan, ancak bu suçu işleyenlerin yanında çalışan veya bu suçun yararına işlendiği tüzel kişiler bünyesinde görev yapan kişilerin maaş ve ücretleri ile şirketlerin pasif malvarlığı değerleri müsadere kapsamı dışındadır.
Aklama Suçuna İştirak ve Örgüt Bağlantısı
Başkası adına banka hesabı açtırmak, para yatırıp çekmek veya bu işlemlerde kullanılmak üzere vekaletname vermek suretiyle aklama suçunun işlenmesini kolaylaştıran kişi TCK m. 282/1 ve m. 39 kapsamında değerlendirilebilir. Öte yandan örgüt bünyesinde süreklilik gösteren aklama eylemleri; örgüt yöneticiliğine yeterli delil bulunmasa dahi örgüt üyeliği açısından TCK m. 220/2 kapsamında ele alınabilir. Örgütle hiyerarşik bir bağı olmaksızın, örgüt niteliğini bilerek kredi temini, kredi sorunlarını giderme veya örgüt amaçlı şirket yönetimine katılma gibi eylemlerle yardım eden kişilerin durumu ise TCK m. 220/7 yollamasıyla m. 220/2 çerçevesinde değerlendirilebilir. Bu nitelendirmelerin tamamı bozma gerekçelerinde yer alan hukuki değerlendirmeler olup kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarına dayanmamaktadır.
Yaygın Aklama Yöntemleri
Aklama pratiğinde birden fazla yöntem kullanılmaktadır. Smurfing olarak bilinen yöntemde para aklayıcı, yasal bildirim eşiğinin altında kalmak için yüklü bir meblağı o eşiğin altındaki tutarlara böler ve birden fazla kişi aracılığıyla farklı banka hesaplarına yatırtır. Parçalama yönteminde ise büyük meblağ çok sayıda küçük tutarlı işleme bölünerek farklı zamanlarda ve farklı hesaplara yatırılır; amaç büyük bir para hareketinin izini kaybettirmektir. Yargı kararlarında somut aklama eylemi olarak banka hesabına para aktarılması, kredi açılması, alacak temliki ve müteakip işlemlerden oluşan zincirler de karşılaşılan örüntüler arasında yer almaktadır.
Yükümlüler ve Kimlik Tespiti Zorunluluğu
5549 sayılı Kanun, aklama ile mücadelede finansal sisteme dahil birçok aktöre yükümlülük getirmektedir. Bankacılık, sigortacılık, bireysel emeklilik, sermaye piyasaları, ödünç para verme ve diğer finansal hizmetler ile posta ve taşımacılık, talih ve bahis oyunları alanında faaliyet gösterenler yükümlü kapsamındadır. Döviz, taşınmaz, değerli taş ve maden, mücevher, nakil vasıtası, iş makinesi, tarihi eser, sanat eseri ve antika ticareti ile iştigal edenler veya bu faaliyetlere aracılık edenler de aynı kapsama girmektedir. Yükümlü tanımı, Cumhurbaşkanınca belirlenen ek alanlarda faaliyet gösterenleri de kapsar.
Serbest avukatlar, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35. maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası ile alternatif uyuşmazlık çözüm yolları kapsamında yürütülen mesleki faaliyetleri sırasında edindikleri bilgiler ile savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı bakımından yürüttükleri faaliyetler hariç olmak, aynı zamanda 1136 sayılı Kanun'un 36. maddesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla; taşınmaz alım satımı, sınırlı ayni hak kurulması ve kaldırılması, şirket, vakıf ve dernek kurulması, birleştirilmesi ile idaresi, devri ve tasfiyesi işlerine ilişkin finansal işlemlerin gerçekleştirilmesi, banka ve menkul kıymet hesapları ile bu hesaplardaki varlıkların idaresi işlemleriyle sınırlı olarak yükümlü kapsamında değerlendirilmektedir.
Yükümlüler, müşterinin tanınmasına ilişkin esaslar çerçevesinde nezdlerinde yapılan veya aracılık ettikleri işlemlerde, işlem yapılmadan önce işlem yapanların ve nam ya da hesaplarına işlem yapılanların kimliklerini tespit etmek ve gerekli diğer tedbirleri almak zorundadır. Kimlik tespitine esas belge türlerini belirleme yetkisi Bakanlığa aittir; kimlik tespitini gerektiren işlem türleri, parasal sınırlar ve müşterinin tanınmasına ilişkin usul ile esaslar yönetmelikle belirlenmektedir.
5549 sayılı SUÇ GELİRLERİNİN AKLANMASININ ÖNLENMESİ HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
tanınmasına ilişkin esaslar kapsamında; kendileri nezdinde yapılan veya
aracılık ettikleri işlemlerde işlem yapılmadan önce, işlem yapanlar ile nam
veya hesaplarına işlem yapılanların kimliklerini tespit etmek ve gerekli diğer
tedbirleri almak zorundadır.
(2) Kimlik tespitine esas belge nevilerini belirlemeye
Bakanlık yetkili olup, kimlik tespitini gerektiren işlem türleri, bunların
parasal sınırları ile müşterinin tanınmasına ilişkin ve konuyla ilgili diğer
usûl ve esaslar yönetmelikle belirlenir.
Şüpheli işlem bildirimi
Soruşturmada Telekomünikasyon Denetimi
TCK m. 282 kapsamındaki aklama suçu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135. maddesinin sekizinci fıkrasında sayılan ve telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ile sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirinin uygulanabileceği suçlar arasında yer almaktadır. Bu tedbirin uygulanabilmesi için suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilmesinin imkânsız olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 135Kaynağı aç
dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut
delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil
elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim
veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla
şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda
alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını
derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir.
Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.[38]
(Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)
(2) (Ek: 21/2/2014–6526/12 md.) Talepte bulunulurken hakkında bu
madde uyarınca tedbir kararı verilecek hattın veya iletişim aracının sahibini
ve biliniyorsa kullanıcısını gösterir belge veya rapor eklenir.
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki
iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun
anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.[39]
(4) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü,
hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon
numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü,
kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok iki ay için verilebilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak,
örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi
halinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak
her defasında bir aydan fazla olmamak ve toplam üç ayı geçmemek üzere
uzatılmasına karar verebilir.
(5) Şüpheli veya sanığın
yakalanabilmesi için, mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu
hususa ilişkin olarak verilen kararda, mobil telefon numarası ve tespit
işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok iki ay için yapılabilir; bu
süre, bir ay daha uzatılabilir.[40]
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet
savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır.
Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,
iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite
imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler:
24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı
kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç
yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine
karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.
(7) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir
süresince gizli tutulur.
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda
alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda
sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),
2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),
3. İşkence (madde 94, 95),
4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),
6. (Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md.) Nitelikli hırsızlık (madde 142)
ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli
dolandırıcılık (madde 158),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
8. Parada sahtecilik (madde 197),
9. (Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme:
24/11/2016-6763/26 md.) Suç işlemek amacıyla
örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),
10. (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Fuhuş (madde 227),
11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),
12. (Ek: 24/11/2016-6763/26 md.) Tefecilik
(madde 241),
13. Rüşvet (madde 252),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin
birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302) ,
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin
İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331,
333, 334, 335, 336, 337) suçları.
b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda
tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
c) (Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bankalar Kanununun 22 nci
maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,[41]
d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda
tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü
maddelerinde tanımlanan suçlar.
(9) Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir
başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.
Müdafiin bürosu ve yerleşim yeri
Tedbir ancak hâkim kararıyla uygulanabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı karar verebilir; ancak bu kararı derhal hâkimin onayına sunmak zorundadır ve hâkim en geç yirmi dört saat içinde kararını vermektedir. Dinleme kararında yüklenen suçun türü, şüpheli veya sanığın kimliği, iletişim aracının türü, numarası veya bağlantıyı tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilmek zorundadır. Karar ve yapılan işlemler tedbir süresince gizli tutulur.
Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişim kayda alınamaz; kayda alma gerçekleştikten sonra bu durum anlaşılırsa alınan kayıtlar derhal yok edilir. Arama veya elkoyma sırasında yürütülen soruşturmayla ilgisi olmayan ancak başka bir suça işaret eden delil elde edilirse bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir. Telekomünikasyon denetimi sırasında tesadüfen elde edilen delil bakımından ise bu kural, CMK m. 135'in sekizinci fıkrasında katalog suçlar kapsamında sayılan suçlara ilişkin deliller için uygulanır.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 138Kaynağı aç
uygulanması sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi
olmayan ancak, diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil
elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına
derhâl bildirilir.
(2) Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında,
yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci
maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini
uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve
durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir.
ALTINCI BÖLÜM
Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi[44]
Hak Yoksunlukları
Aklama suçuna ilişkin mahkûmiyetlerde TCK m. 53'te düzenlenen hak yoksunlukları uygulanmaktadır. Bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı ve 08.10.2015 tarihli iptal kararının gözetilmesi gerekmektedir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2017/1360, K. 2017/4303Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama
Hüküm : TCK'nın 282/1, 62/1, 53, 52/2. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- Suç tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesine göre atılı suçun oluşabilmesi için "alt sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin, yurt dışına çıkarılması veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek veya meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla, çeşitli işlemlere tâbi tutulmasının ve aklamaya konu değerlerin “öncül suç” olarak adlandırılan bir suçtan elde edilmiş olması gerektiği" gözetilerek, Adli Sicil kayıtlarına göre, sanıklar … ve …'nun suç tarihlerini kapsar şekilde sigara kaçaklığı suçundan mahkumiyetlerinin bulunmadığı, sanık …'in mahkumiyetine konu ilamların ise 4926 sayılı Kanunun 4/a-2. maddesi uyarınca adli para cezası gerektiren suçlara ilişkin olduğunun anlaşılması karşısında, aklamaya konu malvarlığı değerlerinin "hangi öncül suçtan" elde edildiğinin ve sanıkların bu öncül suçtan bir mahkumiyetinin bulunup bulunmadığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilip öncül suçun TCK'nın 282/1. maddesindeki unsurları taşıyıp taşımadığı da karar yerinde tartışılmaksızın yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
a) Suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesinde 26.06.2009 tarihli ve 5918 sayılı Kanunun 5. maddesi ile yapılan değişiklik
bakımından, TCK’nın 7/2 ve 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddeleri uyarınca, lehe kanun değerlendirmesi yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
b) TCK'nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar … ve … ile sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 31.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sık Sorulan Sorular
Kara para aklama suçunda öncül suçtan beraat edilmesi aklama davasını etkiler mi?
Aklama suçu öncül suçtan bağımsız ayrı bir suç tipi olup öncül suçun mahkûmiyetle sonuçlanmış olması aklama yargılaması için zorunlu sayılmamaktadır. Bununla birlikte mahkeme, aklamaya konu malvarlığının hangi öncül suçtan elde edildiğini ve bu suçun TCK m. 282/1'deki unsurları taşıyıp taşımadığını kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tartışmak durumundadır. Öncül suç için yasada öngörülen ceza alt sınırının aklama suçunun oluşumuna etkisi ise yargı kararlarında tartışılmakta olan bir meseledir; bu konuda iki farklı değerlendirme yan yana durmaktadır.
Smurfing nedir ve neden aklama yöntemi sayılır?
Smurfing, yüklü bir meblağı yasal bildirim eşiğinin altında kalacak biçimde küçük parçalara bölerek birden çok kişi aracılığıyla farklı hesaplara yatırma işlemidir. Bu yapılandırma, TCK m. 282 anlamında gayrimeşru kaynağı gizlemeye ya da meşru yolla elde edildiği kanaatini uyandırmaya yönelik işlemler dizisi olarak değerlendirilebilir.
Bir avukat kara para aklamadan sorumlu tutulabilir mi?
Avukatlar, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35. maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası ile alternatif uyuşmazlık çözümü kapsamındaki mesleki faaliyetleri ile savunma hakkı ve hukuki dinlenilme hakkı kapsamındaki işlemleri nedeniyle 5549 sayılı Kanun'daki bildirim yükümlülüklerinin bir bölümü dışında tutulmuştur. Ancak taşınmaz alım satımı, şirket veya vakıf kurulması, idaresi ya da tasfiyesi ile finansal hesap yönetimi gibi işlemlerle sınırlı olarak yükümlü kapsamına girebilirler. Bu işlemler sırasında kimlik tespiti ve gerekli tedbirleri alma yükümlülükleri devreye girer.
Tüzel kişiler aklama suçunda nasıl sorumlu tutulur?
TCK m. 282/5 uyarınca aklama suçunun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunmaktadır. Müsadere açısından ise aklama suçunu işlediği ya da suça iştirak ettiği kanıtlanamayan, ancak bu suçu işleyenlerin yanında çalışan veya bu suçun yararına işlendiği tüzel kişiler bünyesinde görev yapan kişilerin maaş ve ücretleri ile şirketlerin pasif malvarlığı değerleri müsadere kapsamı dışında kalmaktadır.
Aklama suçunu ihbar etmek cezadan kurtarır mı?
TCK m. 282/6, kovuşturma başlamadan önce suç konusu malvarlığı değerlerinin ele geçirilmesini sağlayan ya da bulunduğu yeri yetkili makamlara bildirerek ele geçirilmesini kolaylaştıran fail hakkında bu madde kapsamında cezaya hükmolunmayacağını düzenlemektedir. Cezasızlık, salt ihbara değil; malvarlığının ele geçirilmesini fiilen sağlama veya kolaylaştırma koşuluna bağlıdır ve kovuşturma başlamadan önce gerçekleştirilmesi şartı aranmaktadır.
Aklama suçunda zamanaşımı nasıl hesaplanır?
Aklama suçunun niteliği gereği suç tarihi, son aklama işleminin gerçekleştirildiği tarih olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, uzun süreye yayılan aklama faaliyetlerinde zamanaşımı hesabını doğrudan etkilemektedir.
Şüpheli işlem bildirimi yapmamanın sonuçları nelerdir?
Banka şubesi müdürü gibi görevlilerin şüpheli işlem bildirimi yükümlülüğünü yerine getirmemesi ya da süresinden sonra bildirimlerde bulunması eylemi, 6545 sayılı Kanun ile 5549 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün kaldırılması sonucunda söz konusu karardaki sanıklar bakımından kabahat olmaktan da çıkan eylemler arasında değerlendirilmiştir. Güncel yaptırım rejimi için ilgili mevzuatın ayrıca incelenmesi gerekmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

