Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin uyuşmazlıkları yalnızca ilk derece mahkemesinin önüne taşıyabilmesini değil, aynı zamanda mevzuatta öngörülen kanun yollarına etkili biçimde başvurabilme imkânını da güvence altına alır. Kanun yollarına müracaatın belirli yasal sürelere tabi tutulması hukuki güvenlik ile yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması hedefleri bakımından meşru bir sınırlama teşkil eder. Buna karşılık, hak arama özgürlüğünün korunabilmesi için kanun yolu sürelerinin muhatapları açısından açık, öngörülebilir ve gerçeğe uygun biçimde bildirilmesi zorunludur.
Kanun Yolu ve Süresinin Bildirilmesinin Anayasal Çerçevesi
Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası gereğince devlet, işlemlerinde ilgililerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve bu başvuruların sürelerini açıkça belirtmekle yükümlüdür. Söz konusu anayasal kural, kişilerin karmaşık ve teknik usul hükümleri karşısında hangi yola, hangi makama ve ne kadarlık bir zaman dilimi içinde başvuracakları konusunda yanılgıya düşmelerini önlemeyi amaçlar. Bu doğrultuda mahkemelerin kararlarında kanun yolu ile başvuru süresini doğru göstermesi salt biçimsel bir ödev olmayıp; hukuki güvenlik, hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkıyla doğrudan bağlantılı temel bir anayasal güvencedir.
Hatalı Süre Bildiriminin Kanuni Sürelere Etkisi ve Korunan Güven
Mahkeme kararında kanun yolu süresinin kanunda yazılı olandan farklı veya hatalı gösterilmesi, kanunda düzenlenen süreyi kendiliğinden değiştiren genel bir sonuç doğurmaz. Hatalı bildirilen sürenin her somut durumda kanuni sürenin yerine geçeceği yönünde genel bir kural bulunmamaktadır. Anayasal değerlendirmede belirleyici olan temel ölçüt; ilgilinin mahkemece gösterilen süreye güvenerek hareket edip etmediği ve mahkeme kaynaklı hatanın sonuçlarının bütünüyle kişiye yüklenmesi nedeniyle kanun yoluna erişimin engellenip engellenmediğidir. Başvurunun süre yönünden reddedilmesinin kişiye aşırı bir külfet yükleyip yüklemediği somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.
Geçiş Hükümleri Kapsamında Temyiz Süresi ve Ret Kararları
Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun temyize ilişkin maddelerinin uygulanması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi uyarınca sürdürülmektedir. Bu geçiş hükümleri çerçevesinde kural olarak temyiz süresi on beş gün, 4353 sayılı Kanuna tabi kamu kuruluşları hakkında ise otuz gün olup süreler ilamın usulen tebliğiyle başlar ve temyiz dilekçesi kararı veren mahkemeye ya da başka bir yer mahkemesine sunulabilir. Temyiz isteminin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya temyizi kabil olmayan bir karara ilişkin olması sebebiyle mahkemece verilen ret kararlarına karşı ise tebliğden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilmektedir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. geçici 3Kaynağı aç
1086 sayılı HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU m. 432 (2/2)Kaynağı aç
6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle 1086 sayılı Kanun'un 432. maddesinin beşinci fıkrası gereğince ek karara karşı uygulanması gereken yedi günlük temyiz süresinin mahkemece on beş gün olarak hatalı gösterildiği bir başvuruda; ilgilinin bu süreye güvenerek yaptığı başvurunun yasal süre aşıldığı gerekçesiyle Yargıtay tarafından reddedilmesi, mahkemece yapılan hatalı bildirimin faturasının başvurucuya yüklenmesi ve ölçüsüz bulunması sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ihlali sayılarak yeniden yargılama konusu yapılabilmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Mahkemenin kanun yolu süresini yanlış yazması yasal süreyi doğrudan uzatır mı?
Mahkeme kararında sürenin hatalı gösterilmesi kanuni süreyi kendiliğinden değiştirmez ve her durumda yasal sürenin yerine geçmez; ancak ilgilinin bu süreye güvenmesi ve hatanın bütünüyle kişiye yüklenmesi halinde mahkemeye erişim hakkı bakımından ihlal değerlendirmesi yapılır.
Eski usul hükümlerine tabi ek kararlarda temyiz süresi ne kadardır?
Bölge adliye mahkemeleri öncesi döneme ilişkin kararlarda 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi delaletiyle uygulanan 1086 sayılı Kanun'un 432. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde yapılmaması veya temyizi kabil olmaması nedeniyle verilen ret kararlarına karşı temyiz süresi tebliğden itibaren yedi gündür.
Hatalı süre bildirimine güvenilerek yapılan başvurunun reddi her zaman ihlal sayılır mı?
Hatalı gösterilen süre her olayda otomatik olarak kanuni sürenin yerine geçmez; mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği, ilgilinin mahkemece gösterilen süreye güvenerek hareket edip etmediğine ve mahkeme kaynaklı hatanın bütünüyle kişiye yüklenerek aşırı külfet oluşturup oluşturmadığına göre somut olayın koşullarında değerlendirilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

