İşyerinde Kalp Krizi ve İş Kazasından Doğan Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
İşyerinde Kalp Krizi ve İş Kazasından Doğan Sorumluluk

Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada geçirdiği kalp krizi veya ani kardiyak rahatsızlıklar, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13. maddesi kapsamında iş kazası sayılabilmektedir. Kanundaki iş kazası tanımı uyarınca, sigortalının işyerinde bulunduğu esnada meydana gelen ve bedensel veya ruhsal engellilik doğuran olayların mutlak surette dışsal bir darbe, düşme ya da makine kazası şeklinde gerçekleşmesi aranmaz. Bu çerçevede, rahatsızlığın işin yürütümüyle doğrudan meydana geldiği tıbben ayrıca kanıtlanamamış olsa dahi işyerinde vuku bulması olaya iş kazası niteliği kazandırabilmektedir.

İşveren tarafından başka bir ile görevli olarak gönderilen işçinin konakladığı otelde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmesi de iş kazası kapsamında değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, işçinin olaydan önceki gece ya da geçmiş dönemlerde benzer rahatsızlık belirtileri veya göğüs ağrısı yaşamış olması, işyerinde çalışma esnasında beliren uyuşma ve kalp krizinin iş kazası olarak nitelendirilmesine tek başına engel teşkil etmemektedir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/3981, K. 2024/5398Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2024/3981 E.  ,  2024/5398 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1118 E., 2024/270 K. KARAR : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/92 E., 2023/38 K. Taraflar arasındaki iş kazasının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu iş kazası meydana geldiğinde, davalı işveren nezdinde mekanik bakımcı olarak çalıştığını, dava konusu iş kazasının 25.11.2019 tarihinde davalı işverenin iş yeri adresi olan Gebze OSB Mahallesi … … Cad. No:101/1 Gebze / Kocaeli adresinde meydana geldiğini, davalı işverenin sahibi ve işletmecisi olduğu fabrikada aylık 1 ya da en fazla 2 gün tatil yaparak hiçbir insandan çalışması beklenemeyecek kadar yoğun ve yasal düzenlemelere aykırı şekilde fazla mesai yaptırılarak mekanik bakımcı olarak çalıştırılan müvekkilinin çalışmakta olduğu sırada vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini ve işyerinin revirine götürüldüğünü, o sırada revirde bulunan hemşirenin aşırı çalışmaktan yorgun düşmüş olabileceğini, mesainin bitmesine az bir zaman kaldığını, evine gidip dinlenmesini söylediğini, o sırada orada bulunan müvekkilinin amiri … … bunun kalp krizi olabileceğini iş yerinin araçlarından biriyle hastahaneye götürülmesini, eğer araç yoksa kendi aracıyla hastahaneye götürebileceğini, bunun üzerine, iş yerinin araçlarından biriyle Gebze … Devlet Hastahanesi Acil Servisine götürüldüğünü, hastanede kalp krizi geçirdiği anlaşılan müvekkiline gerekli müdahaleler yapıldığını, geçirdiği ameliyatlar neticesinde 2 adet stent takıldığını ve sürekli olarak ilaç kullanmaya başladığını, meydana gelen bu iş kazasının da herhangi bir adli merciye ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini, müvekkilinin Kuruma yapmış olduğu yazılı başvuruya karşılık, kurum yetkilileri tarafından yapılan inceleme sonunda hazırlanan rapora dayanılarak, taraflarına hitaben kaleme alınan 22.03.2021 tarihli cevabi nitelikli yazının meydana gelen olayın iş kazası tespitinin yapılamadığı şeklinde olduğunu, müvekkilinin geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi, sürekli iş göremezlik geliri bağlanması ve Kurum tarafından karşılanmayan zararlarının davalı işverenden talep edilmesi konularında taşıdığı önem nedeniyle, dava konusu olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. II. CEVAP 1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin müvekkilinin mekanik bakımcı olarak çalıştığı iş yerinde çalışma esnasında vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini, hastaneye gittiklerinde ise kalp krizi geçirdiğinin anlaşıldığını belirttiğini, davacı vekilinin her ne kadar olayı iş kazası olarak yorumlayarak olayın iş kazası olarak tespitini talep etmişse de; söz konusu olayın iş kazası olmaktan uzak olup SGK tarafından verilen cevabi nitelikli yazıda da komisyon kararı gereğince, 25.11.2019 tarihinde meydana gelen olayın iş kazası olarak tespit edilemediğinin belirtildiğini, davacının olaydan bir önceki gece olan 24.11.2019 tarihinde de gece uyurken iki kez aynı şekilde rahatsızlandığını, bu şikayetler iş yeri pansuman enjeksiyon defterine işlendiğini, zaten bu şikayetleri üzerine, ertesi günü iş yerine geldiğinde tansiyon ölçümü yapıldığını ve tansiyonunun 148/80 olduğunun tespit edildiğini, nabzının 102 olduğunun görüldüğünü, hasta revirde dinlendirildikten sonra … Devlet Hastanesine sevk edildiğini, hastanede poliklinikte muayene olduktan sonra kendisine verilen sağlık raporunda hastalık provizyonu açılarak hipertansiyon teşhisi konulduğunu, kalp krizi veya benzeri bir teşhis yapılmadığını, hipertansiyon kaynaklı tedavi yapıldığını, 25.11.2019-28.11.2019 tarihleri arasında hastanede yatarak tedavi gördüğünü, 29.11.2019-08.12.2019 tarihleri arasında ise rapor aldığını, davacının rahatsızlığının kalp krizi olarak değerlendirilecek olursa da bu durumda kişinin özel yaşamı, beslenme biçimi, kalp krizini tetikleyen haller ve bünyesel özelliklerin dikkate alınmasının gerektiğini, davacının düzenli olarak sigara içmekte olan birisi olmakla birlikte, olay tarihinde oldukça kilolu bir yapıya sahip olduğunu, davacının 1972 yılı doğumlu olup sağlık sıkıntıları yaşayacak bir yaşta olduğunu, kendisinin düzensiz, sağlıksız bir yaşam sürmesinin sorumlusu asla müvekkili şirketin olmayacağını, tüm bunlarla birlikte davacı vekilinin dava dilekçesinde de belirttiği üzere davacı, iş yeri araçlarından biri ile hastaneye götürüldüğünü, bu durumdan müvekkili şirketin çalışanları ile ne kadar ilgili olduğu, çalışanlarını önemsediği ve her konuda yardımcı olmaya çalıştığının açıkça anlaşıldığını, davacının rahatsızlandığı yerin iş yeri olması, olayın salt iş kazası olarak tanımlanmasınında yeterli olmadığını, söz konusu sağlık problemi ile iş yeri arasında ve işveren müvekkili şirketin sorumluluğu hususunda bir illiyet bağı olmadığını, işçinin yaklaşık 50 yıllık yaşamının yükü işverene yüklenemeyeceğini, nitekim asla söz konusu olayın iş kazası olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, olayın iş kazası olduğu düşünüldüğünde dahi Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/4196 E. 2012/5289 K. sayılı ve 05.04.2012 tarihli kararında, " işverenin kusurunun bulunmadığı, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirdiği, kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı, pilotaj hatasının da kusursuz sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir." denmek suretiyle işverenin kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı hallerin illiyet bağını keseceği, bu sebeple işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceğinin vurgulandığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur. 2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum kayıtlarında davacı şahsın çalışmış olduğu diğer davalı şirket tarafından davacı şahısla ilgili olarak müvekkili Kuruma herhangi bir bildirim yapılmadığını, ayrıca müvekkili Kurum tarafından yapılan incelemede inceleme raporunda davacı şahsın geçirmiş olduğu kazanın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde yer alan hallerden hiçbirine uymadığı yönünde rapor tanzim edildiğini, müvekkili Kurum tarafından davacı şahsa ait dosyada yapılan incelemede, iş veren tarafından iş kazası bildiriminin yapılmadığı, olay hakkında adli kurumlar tarafından herhangibir soruşturmanın açılmadığı, Kurum müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme raporunda davacının maruz kaldığı kazanın iş kazası olmadığı yönünde tespit yapıldığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken 25.11.2019 tarihinde vücudunun sol tarafında uyuşma ve göğüs ağrısı hissederek revire götürüldüğü; revirde bulunan iş yeri pansuman enjeksiyon kayıt defterine davacı ile ilgili olarak açılan 25.11.2019 tarihli kayıtta "sol göğüs yanma ağrı hissi mevcut, gece de 2 kez ağrı olmuş…" şeklinde kayıt tutulduğu; davacının aynı gün saat 15.26'da Gebze … Devlet Hastanesine başvurduğu "Hiperlipidemi, Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık ve göğüs ağrısı" öntanısı ile tetkikler yapıldıktan sonra taburcu edildiği; aynı gün saat 21.25'te tekrar Gebze … Devlet Hastanesine başvurduğu, bu başvuru sonrasında davacının yatışı yapılarak kendisine 26.11.2029 tarihinde anjiyografi ile stent takıldığı ve bu tarihten sonra davacının periyodik olarak kardiyoloji polikliniğine kontrol amacıyla giriş yaptığı; Gebze SGM'nin 12.03.2021 tarihli ünite kararında meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi hükümleri dahilinde meydana gelmemesi nedeniyle iş kazası tespitinin yapılamadığının belirlendiği; mahkeme bilirkişi raporunda bir olayın iş kazası sayılabilmesi için çalışanın iş yerinde bulunduğu sırada ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi gerektiği, oysa revir kayıt defterine göre davacının yakınmalarının önceki gece de mevcut olduğunun; dosyada bulunan bilgi ve belgelerden davacının ağır ve zorlayıcı bir işte baskı altında ve yasal sürelerden fazla çalıştırıldığının sübut bulmadığının belirtildiği; anılan rapora göre davacının geçirdiği kalp krizinin başlama anının belli olmadığı ve davacının geçirdiği kalp krizinin işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmediğinin belirlendiği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işyerinde kalp krizi geçirilmesi halinde yapılacak inceleme neticesinde olayın işyerinde gerçekleşmiş olması halinde işyerinin kusuruna bakılmaksızın olayın işyerinde meydana gelmesinin iş kazasının tespiti için yeterli olduğunu, müvekkilinin gerçekleştirmiş olduğu kalp krizinin işyerinde çalışması esnasında gerçekleştiği noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamasına rağmen Mahkeme hatalı ve eksik değerlendirme neticesinde olayın iş kazası olmadığına hükmettiğini, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, meydana gelen olayın bir iş kazası olduğunun kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davalı şirket tanığı …; " … Tam tarihini hatırlayamadığım bir tarihte ben mekanik bakım formeni ile birlikte davacının çalıştığı yerde inceleme yapıyorduk. Davacı biz inceleme yaparken yanımıza geldi, terlemişti, bir sıkıntısı var gibiydi. Kendisini biz revire gönderdik,….. davacı terleyerek yanımıza geldiğinde mekanik bakımcı olmasından dolayı muhtemelen bir arızaya müdahale ediyordu, bu müdahale sonrası atölyele yanımıza gelmişti." şeklinde, davalı şirket tanığı …; "…. 25.11.2019 tarihinde öğleden sonra davacı yemek yedikten sonra mide bulantısı ve göğüste yanma ve ağrı hissi ile beraber yanındaki arkadaşı ile birlikte revire gelmişti. Ben kendisini 5-10 dk dinlendikten sonra tansiyonunu ölçtüm. Tansiyonu 148-80 geldi. Nabzı da 102 idi" şeklinde ve davalı şirket tanığı … …; " … Tam tarihi hatırlamadığım bir tarihte davacı üretimde yemek yedikten sonra çalışırken rahatsızlanmış, sonrasında revire gelip durumu bildirmiş" şeklinde beyanda bulundukları, dosya kapsamındaki deliller ve beyanlar birlikte ele alındığında davacının iş yerinde çalışırken sol tarafında bir uyuşma ve göğüs ağrısı üzerine revire götürüldüğü, önceki gece aynı şekilde rahatsızlanmasının sonuca etkili olmadığı, iş yerinde çalışırken yaşanan olayın iş kazası niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne, davacının davalı şirket nezdinde 25.11.2019 tarihinde yaşadığı olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı şirket vekili; hastane kayıtları ile olayın iş kazası olmadığının tespit edildiğini, kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. 2.Davalı Kurum vekili; olayın iş kazası olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının kalp krizi geçirmesi ile sonuçlanan olayın iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, hastane kayıtları, dinlenilen tanıklarının beyanları ile dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davalı taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/7286, K. 2022/12164Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2021/7286 E.  ,  2022/12164 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi No : Dava, iş kazası ölümünden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. … Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … trafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçelerinde özetle, davacılar murisi …’ın davalı nezdinde çalışmakta iken 11/12/2009 tarihinde kalp krizi geçirmesi sonucu hayatını kaybettiği iddiasıyla eş için 500,00-TL maddi, … … için 500,00-TL maddi ve … … için 1.000,00-TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davacılar vekili 10/08/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini … için 149.763,20-TL. ye, eş … için 352.603,11-TL.ye, … … için 71.254,74-TL.ye artırmıştır. II-CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI A- Mahkememiz esas dosyası yönünden; Davacı … için maddi tazminat talebinin kabulü ile 352.603,11 TL nin olay tarihi olan 11.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı …'a verilmesine, Davacılardan … yönünden tazminat talebinin kabulü ile 149.263,20 TL nin olay tarihi olan 11.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı … davacı …'a verilmesine, Davacıların kıdem tazminat talebinin bu konuda usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına, B- Birleşen … 6. İş Mahkemesinin 2010/654 Esas sayılı dosyası yönünden; Davanın kabulü ile; 71.254,74 TL maddi tazminatın davalıdan tahsili ile davacı …'a verilmesine, HÜKMÜN HMK m. 305/A GEREĞİNCE TASHİHİ Birleşen 6. İş mahkemesinin dosyası yönünden verilen hükmün 1 nolu bendinin aşağıdaki şekilde düzeltilmesine karar verilmiştir: "Davanın kabulü ile; 71.254,74 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 11.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı …'a verilmesine, "karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İlk derece mahkemesinin kararının yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nun madde 353/1-b.1 hükmü gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın öncelikle zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, davalı işverenin meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığını, ölüme işi veya iş yerinin sebep olmadığını, davacının faiz talebinin dava tarihinden itibaren olmasına rağmen olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, ıslah dilekçesi ile olay tarihinden faiz talep edilip aynı hükmün birleşen dosya için uygulanamayacağını, gerekçeli kararın yazım aşamasında davacı vekilinin talepte bulunması üzerine birleşen dosya yönünden faize karar verilemeyeceğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının eşinin ve çocuklarının maddi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından davacılar murisi …’ın davalı şirkette satış temsilcisi olarak çalıştığı, olaydan bir gün önce 10/12/2009 tarihinde, … Bölge Müdürlüğü’ nden görevli olarak Denizli iline sulama sistemlerinin pazarlanması işi için gönderildiği, bayilerle görüşme ve sulama sistemlerinin pazarlanması şeklinde işleri yapan …’ın, işinin birkaç gün sürecek olması nedeniyle otele yerleştiği, sabahleyin otel lobisinde aniden fenalaşarak kalp krizi geçidiği, Denizli Devlet Hastahanesi kardiyoloji bölümüne kaldırılan …’ın aynı günün gecesi saat 22.00 sıralarında vefat ettiği, adına düzenlenen ölüm raporunda ölüm nedenin “akut iskemik kalp hastalığı+ akut myokard enfarktüs+kardiyonejik şok” olduğunun belirtildiği, … 9.İş Mahkemesi’nin 2010/759 Esas – 2012/122 Karar sayılı dosyasında, …’ın görevli iken kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi şeklinde meydana gelen olayın iş kazası kapsamında olduğunun tespitine karar verildiği, hükmün Yargıtay kapatılan 21.Hukuk Dairesi’nin 2013/… karar no’lu ilamı ile onandığı, ilk derece mahkemesince olaya ilişkin iki adet kusur raporu alındığı, 16/06/2014 tarihli ilk raporun Hekim, İş Hukuku Uzmanı ve … oluşan üçlü heyet tarafından düzenlendiği, anılan bu raporda; olayın, müteveffa …’ın, ailesinden gelen genetik yapısının da etkisiyle, hayatın genel akışı içinde toplumda sıkça rastlanılan, kalp krizinden kaynaklanan ölüm olayı olduğu, olayın meydana gelmesinde herhangi bir kişinin, işverenin veya müteveffanın kusurlarının bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, akabinde mahkemece alınan 27/10/2015 tarihli ikinci raporun ise … ve Hukukçudan oluşan üçlü heyet tarafından düzenlendiği, anılan bu raporda iş kazası olayının meydana gelmesinde davalı işverenin % 60 oranında, müteveffa sigortalının % 40 oranında kusurlu olduğu, … bilirkişinin olayda % 100 kaçınılmazlık olduğu yönünde muhalefet şerhi koyduğu, mahkemece 16/06/2014 tarihli heyet raporuna itibar edilerek; davacıların murisi …'ın ölümü ile sonuçlanan olayın kötü bir tesadüf sonucu meydana geldiği, davalı işverenliğe yahut müteveffa ile 3. bir kişiye atfı kabil bir kusurun bulunmadığı, olayın meydana gelmesinde %100 kaçınılmazlık olgusunun etkili olduğu kanaatine varılarak, kaçınılmazlık durumunda zararın tümüne işçinin veya onun hak sahiplerinin katlanması hakkaniyete uygun düşmeyeceğinden, Yargıtay uygulamaları dikkate alınarak davalı işverenin %100 oranındaki kaçınılmazlığın %60’ından sorumlu tutmak gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle hüküm kurulduğu, ancak düzenlenen işbu raporların oluşa uygun olmadığı, bünyesel faktörlerin iş kazasının oluşumunda bir etkisinin olup olmadığının değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. 1-Uyuşmazlık, meydana gelen iş kazasında sorumluluğun tespiti noktasında toplanmaktadır. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanununun 77.maddesinin açık buyruğudur. Oysa hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler, İş Kanununun 77. maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, hükme esas alınan kusur raporunun, İş Kanununun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez. Öte yandan olayın iş kazası olduğu tartışmasız olup, kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının da bedensel faktörler olarak etkili olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği ve bu durumun olayın uygun illiyet bağını oluşturabileceği ve kısmi sebebi olabileceği gözetilerek kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği ortadadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanununun 77. maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez. 2- Öte yandan kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu açmak gerekirse; buradaki önlenemezlik olayla ilgili değildir. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur. Kalp krizi sonucu gerçekleşen iş kazalarında kaçınılmazlığın söz konusu olmayacağı dikkate alınarak işveren kusuru ile bünyesel faktör arasındaki dağılımın ne miktarda olduğunun tespiti gerekmektedir. Zira, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir. Tüm yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa maddeleri doğrultusunda; somut olayda, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, her ne kadar mahkemece kalp krizi neticesinde ölüm sonucunun ortaya çıkmasında % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu kabul edilmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün olmayıp, Mahkemece yapılacak iş; öncelikle hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, müteveffa sigortalının kaza öncesi ve kaza sonrası dönemlere ait, temin edilebilen tüm tıbbi belge ve raporları dosyaya celp edildikten sonra yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda işverenden davacının şahsi sicil dosyasının da tümü getirtilerek, işverenin sigortalının periyodik sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu muayenelerde kalp rahatsızlığı ile ilgili bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, şahsi dosyada "kalp rahatsızlığı" nedeniyle alınmış bir istirahat raporunun bulunup bulunmadığı, ölüm olayından önceki tarihlerde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, olay günü sigortalıyı iş yerinde rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediği araştırılmak, ayrıca, kalp krizinde, kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği; ayrıca iş yerinde çalışma şartlarının kalp krizini tetikleyip tetiklemediği hususlarının kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınacağı iş yeri hekimliği, iş gücü sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan bir kardiyoloğun da yer alacağı bilirkişi heyetinden iş kazası ile çalışma şekli arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığının saptandığı, kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığını, kalp krizinde iş yeri koşullarının etkili olup olmadığını, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan nedenlerin ne kadar etkili olduğunu ve tarafların iddia ve itiraz sebeplerinin değerlendirilmesini de kapsar şekilde tespit eden kusur raporu aldıktan sonra – dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek ( özellikle davacının istinaf ve temyiz yoluna başvurmadığının)- oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. 3-Diğer taraftan; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 117/2.maddesine göre iş kazası nedeniyle tazminat alacağı haksız fiile dayalı olup, faiz başlangıcı tazminatı doğuran zararlandırıcı olay tarihidir. Ancak “Taleple Bağlılık İlkesi” başlığını taşıyan 6100 sayılı HMK’nun 26.maddesine göre “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Somut olayda davacının dava dilekçesinde talep ettiği tazminatlar için dava tarihinden itibaren işleyecek faiz talebinde bulunduğu, birleşen dava dilekçesinde ise talep ettiği tazminat için faiz talebinde bulunmadığı anlaşılmakla, her ne kadar iş kazası nedeniyle tazminat istemlerinde faizin zararlandırıcı olay tarihinden itibaren işleyeceği açık ise de; davacıların dava dilekçelerinde talep ettikleri miktara ilişkin olmak suretiyle talebe bağlı olacak şekilde faiz hakkında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, … Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararının HMK'nın 373/1 maddesi gereğince kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11/10/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İş Kazası Bildirimi ve Bildirimin Hukuki Sonuçları

5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca işveren, iş kazasını yetkili kolluk kuvvetlerine derhal bildirmekle yükümlüdür. Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak bildirim ise kazadan sonraki en geç üç iş günü içinde gerçekleştirilmelidir. Şayet kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmişse bu bildirim süresi işverenin kazayı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

İş kazasının yasal süresi içinde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmemesi halinde, 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği Kurumca işverenden tahsil edilir.

5510 sayılı SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21- İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. İş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir. Çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gerektiği belirtilen işlerde, böyle bir rapora dayanılmaksızın veya eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalının, bu işe girmeden önce var olduğu tespit edilen veya bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılması sonucu meydana gelen hastalığı nedeniyle, Kurumca sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverene ödettirilir. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık; kamu görevlileri, er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise, bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan gelirler için kurumuna veya ilgililere rücû edilmez. Ayrıca, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümlerde, bu Kanun uyarınca hak sahiplerine bağlanacak gelir ve verilecek ödenekler için, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde kusuru bulunan hak sahiplerine veya iş kazası sonucu ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine, Kurumca rücû edilmez. Sigortalının kendisinden kaynaklanan sebeplerle tedavi süresinin uzaması, iş göremezliğinin artması

İşverenin Gözetme Borcu ve Sağlık Gözetimi Yükümlülükleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesi doğrultusunda işveren; çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak için mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması ve gerekli araç gereçlerin temin edilmesiyle yükümlüdür. İşverenin işçiyi gözetme borcu yalnızca kanun metinlerinde sayılanlarla sınırlı kalmayıp teknik ve tıbbi önlemler dahil, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı ve organizasyonel olarak alınması mümkün olan tüm tedbirleri kapsar.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/3838, K. 2023/5980Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2022/3838 E.  ,  2023/5980 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/106 E., 2022/164 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : … 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/330 E., 2021/512 K. Taraflar arasındaki iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde çalışmakta iken 24.02.2016 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu muris sigortalının vefat ettiğini beyan ederek tahkikat sonucunda nihai alacak miktarının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere, davacı eş … için 1.000,00-TL, müşterek çocukların her biri için 500,00-TL maddi tazminatın davalı işveren … Sondaj San. ve Tic. A.Ş., sürücü … …, işleten Kemalpaşa Belediyesi'nden tahsili, yetersiz ödemeye ilişkin ibranamenin ( 2918 sayılı KTK md. 111/2 ye göre ) iptali ile bakiye maddi tazminatın HD Sigorta A.Ş. 'den tahsili, davacı eş … için 150.000,00-TL, müşterek çocukların herbiri için 100.00,00-TL manevi tazminatın işveren … Sondaj San. ve A.Ş. 'den tahsiline, faizin işveren, sürücü ve işleten yönünden olay tarihinden, sigortacı yönünden temerrüt tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2. 09.01.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında, vekaletnamesinde davadan feragat etmeye de yetkili kılınan davacılar vekili tarafından davalılar Kemalpaşa Belediyesi, … …, HDİ Sigorta A.Ş. yönünden bu davalılar ile sulh oldukları, bu davalılar yönünden davadan feragat ettiklerini, diğer davalı … Sondaj Sanayi ve Tic. A.Ş. yönünden manevi tazminat ve destekten yoksun kalma talepleri hakında davayı devam ettikleri beyan edilmiştir. II. CEVAP : Davalı … Sondaj Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile kazanın meydana gelmesinde … plakalı araç sahibinin hem işveren hem işleten sıfatıyla kusuru olmadığını, müvekkilinin kazanın meydana gelmemesi için üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, buna karşılık davacıların murisi… araç kullandığı esnada emniyet kemerini takmadığı sırada meydana kazanın geldiğini ve yaşamını yitirdiğini, araç sahibinin kusurunun söz konusu olmadığını, … ATK Trafik İhtisas Dairesinin raporunun dikkate alındığında araç sürücüsünün emniyet kemereri takmaması nedeniyle kendi ölümünde alt düzeyde tali nitelikte kusurlu olduğunun bildirildiğinin görüldüğünü beyan etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili sunmuş olduğu istinaf dilekçesi ile Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporu ile trafik kazasının trafık mevzuatı açısından irdelendiğinin belirtildiğini, ihlal edilen mevzuat hükümlerinin, işverenin hangi önlemi almadığının, zararlı sonuçların önlenmesi için taraflara yüklenen özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışların incelenmediğini, Mahkemece ölüme neyin ve hangi eylemin yol açtığı göz ardı edilerek neden-sonuç ilişkisinin yeterince irdelenmediğini, oysa ki, kaza esnasında işverenin kullandırmış olduğu tankerde emniyet kemerinin olmaması nedeni ile müteveffanın çarpma sonucu araçtan fırladığını ve bu durumun ölümüne yol açtığını, davalı işverenin olay tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Güvenliği Kanunu yanında ve uluslararası sözleşme hükümleri gereğince gerekli önlemleri almadığının açık olduğunu, 31.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunun göz ardı edildiğini, davalı işverenin müteveffa işçiye kusurlu, demode, kullanışsız, sakıncalı ( söz konusu tanker 1993 model olup, emniyet kemeri bulunmamaktadır) vasıta kullandırarak iş sağlığı ve güvenliği açısından gerekli önlemleri almadığını, manevi tazminatın zarar görenlerin manevi huzurunu sağlamaya yönelik bir tazminat olup Türk Borçlar Kanunu uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusur şartının öngörülmediğini, Yargıtay kararlarında da “Türk Borçlar Kanunu uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk 'özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan, kusura dayanmayan bir sorumluluktur" denilmek suretiyle kusursuz sorumluluğa işaret edildiğini beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; " Dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve belgelere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmamasına, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve 10.09.2021 tarihli Trafik İhtisas Dairesi' nce verilen Adli Tıp Kurumu raporuna göre sürücü … … idaresindeki otobüs ile seyir halinde iken yola gereken dikkati vermemesi ve yol, hava ve zemin koşullarını dikkate alarak seyrini istikametine ayrılan yol bölümü içerisinde kalacak şekilde sürdürmeye gerekli ve yeterli özeni göstermesi gerekir iken bu hususlara riayet etmediği, kaza mahalli tehlikeli, virajlı ve eğimli yol bölümünde karşı şeride girip karşı yönden gelen müteveffa sürücü idaresindeki tankerin önünü kapatarak kazaya sebebiyet verdiği, araç sürücüsü … …' ın tam kusurlu olduğu davacının hakkında tefrik kararı verilen … … yönünden 2019/25 Esas sayılı dosya ile davadan feragat edildiği, yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından HMK'nın 359 uncu maddesine 28.07.2020 tarihli 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 38. maddesiyle eklenen fıkra ile HMK'nın 353/1. b-1 bendi uyarınca davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir " gerekçesine dayalı olarak; 2- "Hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine," karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6. 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. 7. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur" hükmü düzenlenmiştir. 8. Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 inci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 inci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 9. Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 10. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 inci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 11. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 12. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 13. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77 inci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77 inci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 14. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre; (1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz. 15. Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5 inci maddesine göre; (1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek. 16. Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10 uncu maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar. 17. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar) 18. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir. Kanunun 19 uncu maddesine göre; (1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür. (2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır. a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek, ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. 19. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37 nci maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 63 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, 69 uncu maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve Geçici 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan " İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan " 85 inci madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır. 20. Yine 6331 sayılı Kanunun "Atıflar" kenar başlığını taşıyan Geçici 1 inci maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir. 21. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 22. 4857 sayılı İş Kanununun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 23. 6331 sayılı Kanunun 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 24. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 25. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 26. Trafik İş Kazaları yönünden; Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1979 yılında benimsenen ve Ülkemizce de onaylanan Karayolu Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin 153 Sayılı İLO Sözleşmesi'nin 5 inci ve 6 ıncı maddelerinde karayolu taşımacılığında sürücü olarak çalışanların azami çalışma saatleri belirlenmiş, anılan maddelerde hiçbir sürücünün mola vermeksizin ve devamlı olarak dört saatten fazla araç kullanmasına izin verilemeyeceği, her ülkenin yetkili makam ya da kuruluşunun, özel ulusal koşulları dikkate alarak, sözü geçen dört saatlik süreyi bir saatten fazla olmamak üzere artırabileceği, fazla mesai dâhil, azami toplam araç kullanma süresinin günde dokuz, haftada kırk sekiz saati aşamayacağı düzenlenmiştir. 27. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesinin B bendi gereğince yük ve yolcu taşıması yapan araç işletenleri ile bu araçları sürenlerden; Araç işletenlerinin: 1) Otobüs, kamyon ve çekici araçlarında takoğraf cihazı bulundurmaları ve bunların işler durumda olmalarını sağlamaları, 2) Araçlarına ait takoğraf kayıtlarını, kayıt tarihinden itibaren 1 ay süreyle araçlarda, 5 yıl süreyle de işyerlerinde, işyeri yoksa araçlarında muhafaza etmeleri veya ettirmeleri, 3) Trafiğe çıkardıkları taşıtların cins ve plakalarını, şoförlerin kimler olduğunu, işe çıkış yer, gün ve saati ile gidilecek yeri kaydettikleri bir defter veya liste düzenleyerek kayıtlarını tutmaları, 4) Yük ve yolcu nakliyatı yapan kuruluş yetkililerinin şoförlerin çalışma sürelerini ve bu süre içerisindeki kural dışı hareketlerini izlemeleri ve kuralları ihlal etmeyi itiyat haline getiren şoförleri eğitmeleri ve bu konuda önleyici tedbirler almaları, 5) Şehirlerarası yük ve yolcu nakliyatı yapan araçlarda, bu Yönetmeliğin öngörmüş olduğu çalışma ve dinlenme sürelerini göz önünde bulundurmak suretiyle, şoförlerin gideceği yer ve güzergahları dikkate almaları ve buna göre uğrayacağı, il, ilçe veya durak yerlerinde yedek şoförleri hazır bulundurmaları, zorunludur. 28. Eldeki dava dosyasında, 24.02.2016 tarihinde, … Sondaj San. ve Tic. A.Ş. 'nin sigortalı çalışanı olan davacıların murisi…'in işverene ait … plaka sayılı tanker ile Ören (Kemalpaşa) istikametinden Armutlu (Kemalpaşa) istikametine doğru seyretmekte iken … …’ın aynı yol üzerinde işverenine ait… plaka sayılı otobüsle Armutlu (Kemalpaşa) istikametinden Ören (Kemalpaşa) istikametine doğru seyrettiği esnada, Kent Yem Fabrikası önüne geldiğinde, sağa virajlı yolda aracını kaydırarak, şerit ihlalinde bulunarak yolun karşı yönden gelen araçlar için ayrılmış bölümüne girdiği (muş) ve aracının sol ön kısmı ile karşı yönden gelen sürücü…’in sevk ve idaresindeki … plaka sayılı tankerin sol ön kısmına çarptığı, kaza olayı sonucunda tanker sürücüsü olan davacılar murisi…'in vefat ettiği, otobüste bulunan yolcuların çeşitli şekilde yaralandığı, olay sonrası ceza soruşturması kapsamında alınan 29.02.2016 bilirkişi raporu ile "kaza olayının meydana gelmesinde… plakalı otobüs şoförü … …’ın % 100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, … plakalı tanker şoförü…’in kusurunun bulunmadığının" belirlendiği, ceza yargılaması sırasında trafik uzmanı … tarafından düzenlenen 24.10.2016 tarihli rapor ile "kazanın oluşumunda sanık sürücü … …’ın asli derecede tamamen kusurlu olduğu, müteveffa…’in atfı kabil kusurunun bulunmadığının" belirlendiği, yine T.C. Adli Tıp Kurumu … Trafik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 28.11.2016 tarihli rapor ile "sanık sürücü … … sevk ve idaresindeki otobüsle seyri sırasında yola gereken dikkatini vermesi, seyrini hava ve yol durumu ile kullandığı aracın teknik yapısına göre ayarlaması, direksiyon hâkimiyetine ve aracını seyir şeridinde tutmaya özen göstermesi gerektiği halde bahsedilen bu hususlara riayet etmemiş olup şerit ihlali ile neden olduğu olayda asli kusurlu olduğu, müteveffa sürücü… sevk ve idaresindeki tanker aracı ile kendi şeridinde seyri sırasında meydana gelen kaza sonucu, emniyet kemeri takmadığından, kendi ölümünde alt düzeyde tali kusurlu olduğunun" belirlendiği, ceza yargılaması sonucunda sanık … … hakkında verilen mahkumiyet kararının istinaf incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği, Kurum tarafından yapılan tahkikat sonucu düzenlenen 19.04.2019 tarihli inceleme raporu ile "davacılar murisi…'in 24.02.2016 tarihinde geçirdiği ve vefat ettiği kaza ile ilgili olarak olay sırasında…'in emniyet kemerinin takılı olmadığının anlaşılması nedeniyle olayda %10, ağır kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsü üçüncü kişi … …'ın kazanın meydana gelmesinde %90 kusurlu olduğunun" belirlendiği, yargılama sırasında alınan 15.09.2019 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "davalı … …’ın, davacılar murisi…’in kaza olayına maruz kalmasında % 75 (yüzde yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, … plaka sayılı tanker sürücüsü davacılar murisi…’in kendisinin kaza olayına maruz kalmasında % 25 (yüzde yirmi beş) oranında kusurlu olduğu, davalı Kemalpaşa Belediye Başkanlığının davacılar murisi…’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı, davalı … Sondaj San. ve Tic. A.Ş.’nin, davacılar murisi…’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı, davalı HDİ Sigorta A.Ş.’nin davacılar murisi…’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı"nın belirlendiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrası alınan 31.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "Davalı işveren müessesenin (… Sondaj Sanayi ve Ticaret A. Ş.) % 25 (Y. Yirmi beş) oranında kusurlu olduğu, …plakalı Otobüsü kullanan davalı … …’ın % 75 (Y. Yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, davalı Kemalpaşa Belediye Başkanlığının kusursuz olduğu, … plakalı su tankeri şoförü kazalı…’in kusursuz olduğu, …plakalı araç şoförünün kusurundan dolayı davalı HDİ Sigorta A. Ş.’nin sorumluluğunun bulunduğunun" belirlendiği, davalı tarafın itirazı üzerine alınan T.C. Adli Tıp Kurumu … Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 10/09/2021 tarihli raporu ile " kazanın oluşumunda salt trafik kanunu ile sürücülerin kusur durumu gözetilerek kaza irdelenmiştir" denilmek suretiyle sonuç olarak "davalı sürücü … …’ın %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, müteveffa sürücü…’in kusursuz olduğunun" belirlendiği, Mahkemece mevcut deliller, Yönetmelik hükümleri itibari ile alınan tüm kusur raporları da dikkate alınarak davalı işverene atfı kabil bir kusur olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 29. Bu açıklamalar doğrultusunda hükme esas alınan kusur raporlarındaki kabul ile kusur oranı tespitlerinin trafik iş kazasının gerçekleşmesine ilişkin oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekten davalı işverenliğe ait araçta emniyet kemeri bulunup bulunmadığı hususu araştırılıp açıklığa kavuşturulduktan sonra kazanının meydana geldiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuata göre ve bulunması halinde rücuen tazminata ilişkin dava dosyası içeriği, kararın kesinleşip kesinleşmediği de gözetilmek suretiyle mevcut raporlar arasındaki çelişki giderilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir. 30. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve … Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,25.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/3946, K. 2024/4687Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2023/3946 E.  ,  2024/4687 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/570 E., 2022/1575 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2017/147 E., 2019/666 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinafa başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edildiği duruşma talebi kabul edilerek, duruşma yapılmak üzere tayin olunan 30.04.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. … ile davalı adına Av. …'ın geldikleri görüldükten, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya sonra verilerek dosya incelemeye alınmakla; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin eşi olan …'ın 07.10.2015 tarihinde iş yerinde kalp krizi geçirmek suretiyle iş kazası geçirdiğini ve ardından tedavisi sırasında 11.10.2015 tarihinde bu nedenle hayatını kaybettiğini, sigortalının kalp krizi geçirmesinde iş yerindeki çalışma şartlarının etkisinin bulunduğu gibi kaza sonrasında da işveren tarafından kendisine zamanında ve gereken müdahalenin yapılmadığını, ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve ölümünde işveren davalının kusuru olduğunu savunarak 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. II. CEVAP Ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve hayatını kaybetmesinde müvekkili işveren şirketin kusurunun bulunmadığını, olay günü ölen işçinin henüz işe başlamadan rahatsızlandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mütevaffanın davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirmesi neticesinde kaldırıldığı hastanede vefat etmesi şeklinde gerçekleşen olay 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası olduğu tartışmasız olup kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği, sigortalının bünyevi yatkınlığı ve genel sağlık durumunun bir araya gelerek miyokart enfarktüsünün ortaya çıkabileceği ortadadır. Somut olayda kalp krizinin iş yerinde çalışırken geçirilmesi nedeniyle olayın iş kazası olarak kabul edilmiş ise de, iş yerinde yapılan denetimlerde (Hijyen Ölçüm Raporu ve Gürültü Ölçüm Raporlarına göre) herhangi bir olumsuz durum tespiti yapılmadığı gibi ölüm olayının "doğal ölüm" olduğu yönünde tespitin mevcut olduğu, müteveffanın işe girerken ve çalıştığı sırada kalp rahatsızlığı bulunduğuna dair bir belge olmadığı, dosya kapsamında müteveffanın işe girerken ve işin devam ettiği süreçte kalp rahatsızlığı olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı yine davalı iş yerinde doğrudan kalp krizine etki edecek bir durum tespiti de yapılmadığı, davacı tanıklarının davacının çalışma şekline ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı böylelikle kalp krizine yapılan işin sebebiyet verdiğine dair dosya kapsamında somut delil bulunmadığı meydana gelen olayın %100 kötü tesadüf sonucu ortaya çıktığı, davalıya yüklenen müteveffanın vefatı nedeniyle atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölen sigortalı işçinin kalp krizi geçirmesinin ardından işverence müdahale konusunda ihmalkar davranıldığını, iş yeri hekimince de gerekli müdahalenin yapılmadığını, ölen işçinin hastaneye ulaştırılmasında gecikildiğini, işçide kalp krizi yaşanmasında iş yeri koşullarının etkisinin bulunduğunu, ölen işçinin yaşına rağmen ağır ve yorucu biçimde çalıştırıldığını, olayın kaçınılmazlık sonucunda gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin kararları gereği kaçınılmazlık halinin büyük bölümünden işveren davalının sorumlu tutulması gerektiğini savunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının olaydan yaklaşık iki ay sonra şikayette bulunması üzerine başlatılan soruşturmada, murisin ölümünde herhangi bir kimsenin kusurunun tespit edilemediği gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olduğu, davacı vekili, iş yeri kamera kayıtlarının kasten silindiğini savunmuş ise de soruşturmaya olaydan yaklaşık iki ay sonra başlanarak görüntülerin talep edilmiş olması da dikkate alındığında, görüntülerin iddia edilen delilleri gizlemek saiki ile silindiği konusunda somut bir emare bulunmadığı, aldırılan ilk bilirkişi raporu hekim olmayan tek iş güvenliği uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenmiş ise de aralarında kardiyoloji uzmanı da bulunan ikinci bilirkişi heyeti raporu ve ilk bilirkişi raporunda da davacının kalp krizi geçirmesinde davalı şirketin kusurunun bulunmadığının belirtildiği, ikinci raporda olayın kaçınılmazlık nedeniyle değil, kötü tesadüf sonucunda gerçekleştiği, bu nedenle davacının, kaçınılmazlık halinin bir kısmından da davalı işverenin sorumlu tutulmasına ilişkin itirazının yerinde olmadığı değerlendirildiği, davacı tarafın, destek murisin ölümünde davalı işverenin kusur ve ihmalinin, bu kapsamda sorumluluğunun bulunduğunu yöntemince ispatlayamadığı kanaatine varılmış olup Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmekle; davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda tespit edilen %100 oranındaki kaçınılmazlığın bir kısmından içtihatlar gereği davalın işverenin sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmamasının hatalı olduğu, işverenin yaşına göre yoğun tempoda çalıştırıldığı, 100 kişinin çalışması gereken kimyasal içeren ortamda 50 kişi istihdam edilmesinin kalp krizi üzerinde etkisi olduğu aynı zamanda sigortalının yaşı itibariyle ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasının da kazanın sebebi olduğunu, aynı zamanda iş yerinde ambulansı sürecek şoför bulunmadığı kalp krizi 15.30’da meydana geldiği halde servis şoförü işçi tarafından sigortalının 16.40’da Devlet Hastanesine yetiştirildiğinden iş yerinde risklerle ilgili tedbir alınmadığından da işverenin kusur sorumlu olduğu belirtilerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının eşinin maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, " İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve Kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. 7. Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 8. Anılan fıkrada "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 9. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 10. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 11. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 12. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir. 14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil Kanun'a ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 üncü ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 16. 6331 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 18. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, … ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20.03.2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 19. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; sigortalının davalı şirkete ait ilaç üretim iş yerinde ampul ilaç bölümünde çalıştığı, olay günü olan 07.10.2015 günü saat 16.00 vardiyasında iş başı yapmak için çalışma alanına gittiği burada fenalaştığı, iş yerinin revir bölümüne haber verildiği ve acil tıp teknisyeniyle beraber iş yerinin hasta nakil aracıyla hastaneye sevk edildiği, 4 gün boyunca yoğun bakımda kaldığı ve 11.10.2015 günü hastanede vefat ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında düzenlenen tek iş güvenliği uzmanı bilirkişiden alınan 28.05.2018 tarihli rapor ile kalp damar cerrahı hekim bilirkişininde yer aldığı heyetten alınan 27.08.2019 tarihli raporlarda olayın tamamen %100 kaçınılmazlık/kötü tesadüften meydana geldiği belirtildiği, Mahkemece bu raporlara itibarla karar verilmiş ise de davacının bünyesel durumunun değerlendirilmemesi ayrıca kaçınılmazlığın işveren tarafından iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından alınması gereken her türlü önlem alınmış olmasına rağmen gerçekleşmesinin önlenemediği durumlarda mümkün olduğu, kalp krizi niteliğinde iş kazaları için ise kaçınılmazlıktan değil ancak bünyesel durum, işçi, işveren veya üçüncü kişi kusurundan bahsedilebileceği halde bu niteleme ile sonuca gidilmesi hatalı olmuştur. 20. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, öncelikle … … …'ın vefatından önce kalp damar hastalığı ile kalp krizini tetikleyecek nitelikte bir rahatsızlığı olup olmadığı, bu hususta tedavi görüp görmediği konusunda tarafların ibraz edeceği kayıtlar ile SGK MEDULA sisteminden araştırma yapmak, akabinde davacı tarafın iddiaları da dikkate alınarak işçinin yoğun biçimde kanuni çalışma süreleri aşılarak dinlendirilmeden ve olay günü olağandışı bir efor ve stres altında çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek. 21. Öte yandan davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak. Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde iş yeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı tarafın itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın kardiyoloji alanında uzman hekimin de yer aldığı, A sınıf iş güvenliği uzmanlarının bulunduğu üç kişilik heyete tevdi edilerek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ile bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bu raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 22. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 23. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Davacı vekili tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının bu aşamada temyiz edenlerin sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 4.Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. .
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 417Kaynağı aç
MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada

İşveren, işyerini yeni açmış olması sebebiyle tecrübesizliğini, teknik ve bilimsel gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını veya benzer işyerlerinde bu tür önlemlerin alınmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlıkların ve geleneklerin bulunması işverenin önlem alma borcunu etkilemez.

6331 sayılı Kanun'un 15. maddesi kapsamında, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıftaki işlerde görev alacak kişilerin yapacakları işe elverişli olduklarını gösteren sağlık raporunun temin edilmesi zorunlu olup bu gözetimin maliyeti ve buna bağlı ek külfetler hiçbir şekilde çalışana aktarılamaz. Çalışma mevzuatında sağlık raporu öngörülen işlerde rapor alınmaksızın veya mevcut rapora aykırı biçimde bünyesine elverişli olmayan işte çalıştırılan sigortalının, çalışmaya başlamadan önce var olan ya da bu çalıştırma neticesinde gelişen rahatsızlığı sebebiyle Kurumca karşılanan geçici iş göremezlik ödenekleri ise 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca işverenden rücuan tahsil edilir.

6331 sayılı İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU m. 15Kaynağı aç
MADDE 15 – (1) İşveren; a) Çalışanların işyerinde maruz kalacakları sağlık ve güvenlik risklerini dikkate alarak sağlık gözetimine tabi tutulmalarını sağlar. b) Aşağıdaki hallerde çalışanların sağlık muayenelerinin yapılmasını sağlamak zorundadır: 1) İşe girişlerinde. 2) İş değişikliğinde. 3) İş kazası, meslek hastalığı veya sağlık nedeniyle tekrarlanan işten uzaklaşmalarından sonra işe dönüşlerinde talep etmeleri hâlinde. 4) İşin devamı süresince, çalışanın ve işin niteliği ile işyerinin tehlike sınıfına göre Bakanlıkça belirlenen düzenli aralıklarla. (2) Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacaklar, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamaz.[7] (3) (Değişik birinci cümle: 10/9/2014-6552/17 md.) Bu Kanun kapsamında alınması gereken sağlık raporları işyeri hekiminden alınır. 50’den az çalışanı bulunan ve az tehlikeli işyerleri için ise ÇASMER’lerden, aile hekimlerinden veya diğer kamu sağlık hizmeti sunucularından da alınabilir. Raporlara itirazlar Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen hakem hastanelere yapılır, verilen kararlar kesindir.[8][9] (4) Sağlık gözetiminden doğan maliyet ve bu gözetimden kaynaklı her türlü ek maliyet işverence karşılanır, çalışana yansıtılamaz. (5) Sağlık muayenesi yaptırılan çalışanın özel hayatı ve itibarının korunması açısından sağlık bilgileri gizli tutulur. Çalışanların bilgilendirilmesi

Ani kardiyak rahatsızlıklarda ilk müdahalenin niteliği ile çalışanın bir sağlık kuruluşuna gecikmeksizin sevk edilmesi süreci kusur değerlendirmesinde önem taşır. Krizin meydana gelmesinin önlenemediği durumlarda dahi, rahatsızlık sonrasında tıbbi müdahaleye erişimi aksatan, geciktiren veya acil sağlık sevk organizasyonunun yetersizliğinden kaynaklanan ihmaller işveren açısından bağımsız bir kusur ve sorumluluk kaynağı teşkil edebilir.

Hukuki Sorumluluğun Niteliği ve İlliyet Bağının Kesilmesi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince; işverenin yasal düzenlemelere ya da iş sözleşmesine aykırı eylemleri neticesinde işçinin yaşamını yitirmesi, bedensel bütünlüğünün zarar görmesi veya kişilik haklarının zedelenmesinden kaynaklanan tazminat talepleri akde aykırılık rejimine göre çözümlenir. İş sağlığı ve güvenliği kuralları çerçevesinde işverenin yükümlülükleri genişletilerek kusursuz sorumluluk esasına yaklaştırılmış olsa da, yasal istisnalar saklı kalmak üzere sorumluluğun doğumu kural olarak kusurun varlığına bağlıdır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/3385, K. 2025/5268Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2024/3385 E.  ,  2025/5268 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3014 E., 2022/1712 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 24. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/77 E., 2022/606 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacıların istinaf istemlerinin esastan reddine, davalıların istinaf istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 24.10.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacılar adına Av. … ile davalı … İnş. San. ve Tic. A.Ş. adına Av. … geldiler. Davalı … Maden Enerji Turz. İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş. adına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkillerinin murisinin meydana gelen iş kazasında vefat ettiği, davalıların kusurlu olduklarından bahisle eş için 407.495,97 TL maddi, çocuk için 87.297,98 TL maddi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle kalp krizi şeklinde gerçekleşen iş kazasının oluşumunda kaçınılmazlığın %100 oranında etkili olduğu, kazanılmazlığı %60'ın davalıların sorumlu oldukları kabulünden hareketle eş lehine 244.497,58 TL maddi, davacı çocuk lehine 52.378,79 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kalp krizi şeklinde gerçekleşen olaylarda kaçınılmazlığın söz konusu olamayacağı, kazanın meydana gelmesinde ya tarafların kusuru ya da bünyesel faktörlerin etkili olabileceği, bünyesel faktörlerden işveren sorumlu tutulamayacağı, her iki bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmelerle davacının periyodik muayenesinin yapılmış olması, ambulans ve sağlık memurunun bulundurulması, olay yerine 20 dakikada ambulansın gelmiş ve sağlık personelinin hastaya müdahale etmesi, işin ve işyerindeki koşulların kalp krizi yaşanmasına sebep olabilecek nitelikte ağır çalışma koşulları ve stresli bir ortam olmamasına dair doktor bilirkişinin de yer aldığı heyet değerlendirmesi ve davacılar vekilince dava ve istinaf dilekçesi dahil her aşamada kazalı işçinin hiçbir sağlık sorunu bulunmadığına dair detaylı ve ısrarlı beyanları birlikte değerlendirildiğinde olayın tamamen bünyesel faktörlerden kaynaklandığı ve dolayısıyla davalı asıl – alt işverenlerin sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığı gerekçeleri ile davacıların istinaf istemlerinin esastan reddine, davalıların istinaf istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesi kararında kusur raporlarına değinilmişse de müvekkilinin ölümüne sebebiyet veren olayın işverenin yoğun baskı ve gerekli önlemleri almaması nedeniyle gerçekleştiği yönündeki iddialarının bilirkişi raporlarında incelenmediğini, ambulansa geç müdahale edilmesi ve şok cihazının çalışmamasının dikkate alınmadığını, müteveffanın daha önce kalp rahatsızlığı bulunmadığını, iş koşullarının stresli olduğunu ve bunun kalp krizini tetiklediğini, tanık beyanlarının dikkate alınmadığını, bilirkişi raporlarında bu hususların değerlendirilmeden yalnızca “somut veri yok” gerekçesine dayalı kanaat oluşturulduğunu, dosyada mevcut raporlarda kalp krizinin birinde dışsal nedenlere diğerinde kötü tesadüfe dayandırıldığını, oysa Yargıtay içtihatlarına göre kalp krizinin ya bünyesel faktörlerden ya da taraf kusurundan kaynaklanması gerektiğini, dosyada bünyesel faktörün bulunmadığı anlaşıldığından kusurun işverende olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, mevcut raporların çelişkili ve yetersiz olduğunu, yeni bir kusur raporu alınarak eksik incelemeyle verilen kararın düzeltilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemlerine ilişkindir. Dosya kapsamından, Davalı … şirketi ile dava dışı … şirketinden oluşan adi ortaklığın Kuzey Marmara (3. Boğaz Köprüsü dâhil) Otoyolu Projesini yürüttüğü, söz konusu adi ortaklığın, projenin Asya Yakası Otoyoluna ilişkin eksik kalan işlerin tamamlanmasını diğer davalı … şirketine verdiği, murisin … şirketinin sigortalısı olarak kamyon şoförü görevinde bulunduğu, olay tarihinde 57 yaşında olan murisin kullandığı araçla … Mahallesi … Otoban çıkış yolu tarafına geldiği sırada kalp krizi geçirerek vefat ettiği, davacılar vekilinin yargılama sürecindeki beyanlarında murisin öncesinde herhangi bir kalp rahatsızlığının bulunmadığını, işyerindeki ağır ve yorucu çalışma koşulları nedeniyle kalp krizinin meydana geldiğini ileri sürdüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun olayın iş kazası olduğunu kabul ettiği, tanzim edilen tahkikat raporunda işverenin herhangi bir kusurunun bulunmadığı kanaatine yer verildiği, mahkemece biri 14.03.2020 tarihli olmak üzere iki ayrı kusur raporu alındığı ve her iki rapora da itibar edildiği, ilk kusur raporunun yalnızca iş güvenliği uzmanları tarafından hazırlandığı, kazanın tamamen kötü tesadüf sonucu meydana geldiği, davalıların kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği, ikinci kusur raporunu düzenleyen heyet içinde bir profesör unvanlı kardiyolog da bulunduğu, söz konusu raporda müteveffanın şoför olarak çalışabileceğine dair heyet raporu bulunduğu, sağlık geçmişinde kalp hastalığına işaret eden herhangi bir bulgunun yer almadığı, yapılan işin niteliği itibarıyla ağır yük kaldırmak veya ergonomik olmayan pozisyonlarda çalışmak gibi kalp krizini tetikleyebilecek koşullar içermediği, kalp krizinin yapılan işe bağlı olduğuna dair somut delil bulunmadığı, dolayısıyla davalı … Maden Enerji Turizm İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile … Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin herhangi bir ihmalinin olmadığı ve kalp krizinin dışsal nedenlere bağlı olarak gerçekleştiği yönünde kanaat bildirildiği, İlk Derece Mahkemesi tarafından bu iki rapor birlikte değerlendirilerek olayın %100 kaçınılmazlık sonucu meydana geldiği kabul edildiği ve davalıların kaçınılmazlığı %60'lık kısmından sorumlu tutuldukları, Bölge Adliye Mahkemesince aynı raporların kalp krizinin %100 oranında bünyesel nedenlerle meydana geldiğini ortaya koyduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Yine dosya kapsamında dinlenen davacı tanığı …'ün olay günü davacının önünde seyir hâlindeyken aracını durdurduğunu, davacının araçtan indirildiğinde henüz nefes alıp verdiğini, diğer çalışanların yardımıyla müdahale ettiklerini, olay yerine yaklaşık 20 dakika sonra gelen ambulansta şok cihazı bulunmasına rağmen çalışmadığını, sağlık görevlilerinin cihazı çalıştırmaya uğraştığını, bu sırada bir iş arkadaşlarının kalp masajı yaptığını, davacının ambulansa bindirilerek hastaneye götürüldüğünü, öğleden sonra ölüm haberinin geldiğini, davacıyı olay tarihinden yaklaşık üç yıl öncesinden tanıdığını ve birlikte çalıştıklarını, davacının daha önce bir kalp rahatsızlığının olmadığını, haftada yedi gün 06:30–23:00 saatleri arasında çalıştıklarını, günde 25–30 sefer yaptığını, işin erken bitirilmesi yönünde işveren yetkililerince baskı uygulandığını, çay ve yemek molası ile sefer aralarında dinlenme imkânı bulunmadığını, işyerinde sağlık kontrolünden geçildiğini, herhangi bir kalp rahatsızlığına rastlanmadığını beyan ettiği, davacının … şirketinin taşeronu olarak … işinde çalıştığını, yapılacak işin … yetkilisi formenlerce belirlendiğini, … yetkililerinin sahada bulunmadığını, iş güvenliği ve iş eğitimi verildiğini, davacının aylık 2.400–2.600 TL civarında ücret aldığını, yemek verildiğini ancak başka bir sosyal yardımın bulunmadığını, davacının kendisinden önce işe başladığını ancak ne kadar süreyle çalıştığını bilmediğini, kazadan sonra jandarmanın gelerek aracın fotoğraflarını çekip gittiğini, olay sırasında orada olduğunu, davacıyı araçtan kendisinin indirdiğini, olay yerinde …, …, … ve …’un da bulunduğunu, olay yerine gelen ambulansın … şirketine ait olduğunu, ambulans geldiğinde davacının henüz vefat etmediğini, ambulansa bindirilirken vefat edip etmediğini bilmediğini, ayrıca öğle ve akşam yemek molalarının birer saat olduğunu, çay molası ise verilmediğini beyan ettiği, tanık …'ın talimatla alınan ifadesinde …’nin kendi çalıştığı dönemde vefat ettiğini, müteveffanın da kendisi gibi hafriyat kamyonu şoförü olduğunu, sabah 07:00’de işe başlayıp akşam 18:00’de işi bıraktıklarını, günlük bir saat yemek ve mola süreleri bulunduğunu, haftanın her günü çalıştıklarını ve ayda üç gün izin hakları olduğunu, ancak bu iznin ihtiyaç halinde kullanıldığını, maaşlarının 2.000,00–2.500,00 TL arasında değiştiğini, ücretlerini … şirketinden aldıklarını, kendisinin şantiyede kaldığını ancak müteveffanın uzak mesafeden geldiğini ve iş başı saatinden önce yola çıktığını bildiğini, maaş harici herhangi bir sosyal veya ek ödeme almadıklarını, olayın Ekim ayı içinde yaşandığını, olay anında kamyonların arka arkaya dizildiği esnada bir kalabalık fark ederek araçtan indiğini, …’nin kriz geçirdiğini o sırada öğrenip olay yerine vardığında müteveffanın hastaneye kaldırıldığını, sonradan yaptığı araştırmada araç seyir hâlindeyken kriz geçiren müteveffanın el frenini çekerek aracı durdurduğunu, olaydan sonra aracın uzun süre balata koktuğunu, işe başlarken iş güvenliği eğitimi aldıklarını ancak bu eğitimlerin şekli olup tedbirlere uyulmaması durumunda herhangi bir yaptırım uygulanmadığını, koruyucu ekipmanların (baret, iş ayakkabısı, yelek) verilmiş olmasına rağmen kullanılmadığını ve denetlenmediğini, olayın sabah saat 10:00 sularında gerçekleştiğini, …’nin taşeron firma, …’ın ise asıl işveren olduğunu, sabah işe başlarken hangi kamyonun hangi makinayla çalışacağına ilişkin talimatların formen vasıtasıyla verildiğini, olayın işe başlandıktan yaklaşık 3–4 saat sonra meydana geldiğini, bu süre zarfında yaklaşık yedi sefer yapılmış olabileceğini, şantiyede işin doğası gereği durmaksızın çalışıldığını, bu durumun krizi tetikleyip tetiklemediği konusunda ise bir değerlendirme yapamayacağını beyan ettiği anlaşılmaktadır. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. Anayasanın 17. maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin 2. fıkrasında düzenlemiştir. Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin 1. fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken İş Kanunu'nun 77. ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı Kanun'un 5. maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10. maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19. maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5. maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) … sigortalının ölüm nedeni kalp krizi olduğu için bilirkişi kusur raporunu düzenleyecek heyetin iş güvenliği uzmanları ile birlikte kardiyoloji alanında uzman hekimden teşekkül ettirilmesi gerekir. Somut olayda tanık beyanları arasında çalışma koşulları noktasında mevcut açık çelişki giderilmeksizin sonuca gidilmesi hatalı olduğu gibi bilirkişi kusur raporlarında bünyesel faktör konusunda açık bir belirleme yapılmadığı halde, bölge adliye mahkemesince bu yönde değerlendirme yapılarak davanın reddine karar verilmesi de isabetsizdir. Mahkemece yapılacak iş; … sigortalının kaza öncesi ve sonrası dönemlere ait, temin edilebilen tüm tıbbi belge ve raporlarıyla, açılmışsa aynı olaydan kaynaklanan rücuan tazminat davasının onaylı bir örneği eldeki dosya arasına celp edildikten sonra, tanık beyanlarında çalışma koşulları noktasında çelişkiler bulunduğunu göz önünde bulundurup çelişkilerin gidermek, celp edilen belgelerde kalp rahatsızlığı ile ilgili bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, ölüm olayından önceki yakın tarihlerde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, olay günü sigortalıyı rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediğini araştırmak, aralarında kardiyoloji alanında uzman bir hekimin de bulunduğu iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden kalp krizinde, kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği hususlarını dikkate alan; kalp krizi ile çalışma şekli arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığını, işverenin kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığını değerlendiren, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan nedenlerin hangi oranda etkili olduğunu belirleyen kusur raporu aldıktan sonra yeniden hesap raporu alınması gerektiği takdirde hükme esas 18.02.2022 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönemlerin başlangıç ve bitiş tarihlerinin değiştirilmemesi gerektiğini dikkate almak ve usuli kazanılmış hakları da gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Davacılar avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL. duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İşverenin meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için eylem ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması şarttır. Uygun illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru hallerinde kesilir ve illiyet bağının kesildiğinin ispatlanması durumunda işverenin sorumluluğuna gidilemez. 6331 sayılı Kanun'un 19. maddesi uyarınca çalışanlar da iş sağlığı ve güvenliği eğitimi ile işverenin talimatları doğrultusunda kendilerinin ve diğer çalışanların sağlık ve güvenliğini tehlikeye düşürmemekle, koruma tedbirlerinde gördükleri eksiklikleri işverene bildirmekle yükümlüdür.

6331 sayılı İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19 – (1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlüdür. (2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır: a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek. ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak. d) Kendi görev alanında, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak. Çalışan temsilcisi

İş kazası işverenin kastı veya iş güvenliği mevzuatına aykırı hareketi sonucu meydana gelmişse Sosyal Güvenlik Kurumunca bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ve yapılan ödemeler 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi uyarınca işverene ödettirilir. Buna karşılık, iş kazası sonucu ölümlerde ölen kusurlu sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ve ödenekler için hak sahiplerine Kurumca rücu edilemez. Kaza üçüncü bir kişinin kusuruyla meydana gelmişse mevzuat uyarınca belirlenen oran üzerinden üçüncü kişilere ve kusuru varsa bunları çalıştıranlara başvurulur.

Kaçınılmazlık İlkesi ve Bünyesel Faktör Ayrımı

Kaçınılmazlık; işverence mevzuatın öngördüğü ve fennen alınması gereken tüm önlemlerin eksiksiz alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durumları ifade eder. Önlenemezlik unsuru salt olayla ilgili olmayıp davranış kuralına veya sözleşmeden doğan borca aykırılığın önlenebilirliği ile ilgilidir. Şayet borca aykırılık önlenebilir nitelikteyse kaçınılmazlıktan söz edilemez. 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinde de işverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesinin dikkate alınacağı hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin E. 2023/3946, K. 2024/4687 sayılı, E. 2020/8074, K. 2021/8719 sayılı ve E. 2021/7286, K. 2022/12164 sayılı kararlarına göre, kalp krizi niteliğindeki iş kazalarında kaçınılmazlık savunması kabul edilmemektedir. Bu tür vakalarda kaçınılmazlık nitelemesi yerine, sigortalının bünyesel durumu ile işveren, işçi veya üçüncü kişilerin kusur dağılımı araştırılmalıdır. İşverenin işçinin bünyesel faktöründen kaynaklanan sonuçlardan sorumlu tutulması mümkün bulunmadığından, meydana gelen zararda işverenin kusur oranı ile bünyesel faktörün etkisi ayrı ayrı saptanmalıdır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2020/8074, K. 2021/8719Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2020/8074 E.  ,  2021/8719 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Dava, iş kazası ölümünden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ist… ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf talebinin HMK' nun 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile …1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin İş Mahkemesi sıfatı ile verdiği 2012/211 Esas 2016/443 Karar sayılı 27/12/2016 tarihli kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacılar vekili dava …çesinde özetle, müvekillerinin miras bırakanı …in iş yerinde bulunduğu sırada kalp krizi nedeni ile vefat ettiği iddiasıyla davacı eş için 1.000,00- TL maddi, 1.000,00- TL manevi, davacı çocuk … için 1.000,00- TL maddi, 500,00-TL manevi, davacı çocuk … için 500,00- TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davacılar vekili 05/09/2016 tarihli talep artırım …çesi ile maddi tazminat talebini eş yönünden 152.760,37-TL, çocuk … yönünden 43.538,11-TL ye çıkarmıştır. II-CEVAP Davalı vekili, davanın reddini talep etmiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Müteveffa sigortalının 18/02/2012 tarihinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat ettiği, hükme esas alınan kusur raporunda meydna gelen olayda %60 oranında kaçınılmazlık, davalının ise % 40 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, hesap bilirkişisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, tarafların kusur oranı, kaçınılmazlık ve dosya kapsamı nazara alınarak davacı eşin 152.760,37-TL, çocuk …‘ın 43.538,11-TL maddi zararının olduğunun tespit edildiği ve davacı eş için 1.000,00-TL manevi, çocuklar … ve … için ayrı ayrı 500,00-er TL tazminat takdir edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bilirkişi kuruluna kardiyoloji uzmanı bilirkişide dahil edilerek kusur yönünden rapor alındığı, anılan bu raporda davalı ve müteveffa sigortalının kusursuz olduğunun bildirildiği, İlk derece mahkemesi tarafından alınan kusur raporları ile alınan işbu kusur raporu arasında çelişki olduğundan yine içerisinde kardiyolog bilirkişinin bulunduğu ikinci bir heyetten rapor alındığı, bu raporda; davacılar murisi …in kalbi ile ilgili rahatsızlığı olduğu, düzenli olarak kontrol altında olduğu ve kendisine kalp pili takılarak yaşamını sürdürdüğünün anlaşıldığı, dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde davalı … Müdürlüğüne, üçüncü kişilere veya ölen …e kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığı, bu olayın kaçınılmaz bir olay olarak değerlendirildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51. Maddesi çerçevesinde tazminat belirlenirken hakkaniyet ilkeleri gözetilerek işverenin %60, işçinin ise %40 kusurlu olduğunun kabulünün adil bir çözüm olacağı, denetime uygun hesap bilirkişisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporu kapsamında davacı eş …'in maddi zararının 321.715,29-TL olduğu, davalı idarenin %60'ı oranında yani 193.029,17-TL maddi tazminattan sorumlu olduğu, ancak bu davacı yönünden 05/09/2016 tarihli ıslah …çesi kapsamında maddi zararın 152.760,07-TL olarak belirlenmesi nedeniyle taleple bağlı kalınarak bu miktara karar verilmesi gerektiği, davacı … yönünden maddi zararının 52.099,18-TL olduğunun tespit edildiği, bu zararın %60'ına davalı idarenin katlanması gerektiğinden davacı … yönünden maddi tazminatın 31.259,50 TL olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin HMK' nun 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile …1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin İş Mahkemesi sıfatı ile verdiği 2012/211 Esas 2016/443 Karar sayılı 27/12/2016 tarihli kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davalı vekili temyiz …çesinde özetle; işverenin hukuki sorumluluğunun kusura dayanan sorumluluk olduğunu, idare aleyhine kusur atfedilmemesine rağmen tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, idarenin, sürücü operatörü olarak göreve başlayan …in kalp rahatsızlığına ilişkin olarak sunduğu sağlık raporu sebebiyle, mal bakıcısı/bekçi gibi daha hafif bir pozisyona çektiğini, ölüm belgesinden ve SGK Başmüfettişince düzenlenen tutanaktan ve diğer ifade tutanaklarından anlaşılacağı üzere geçirdiği kalp krizinin dış etkenlerden değil kalp hastası olmasının bir sonucu olduğunu, işçinin, iş sağlığı ve güvenliği hükümlerince gerekli sağlık kontrollerinin periyodik olarak yapıldığını, ayrıca idarenin murisin yakınlarına kıdem tazminatını ve ölüm yardımını ödemiş, üstüne düşen yasal sorumluluklarını yerine getirmiş olduğunu, murisin vefatının doğal ölüm olduğunu, tüm bu tespit ve değerlendirmelere rağmen hakkaniyet ilkesi uyarınca zarardan %60 oranınca idarenin sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, duruşmalı yapılan istinaf incelemesi neticesinde kendini vekille temsil ettiren idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin de hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. V- İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Dava, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi ist… ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince; davanın kabulü ile, eş için 152.760,37-TL maddi, 1.000,00-TL manevi, çocuk … için 43.538,11-TL maddi, 500,00-TL manevi, davacı çocuk … için 500,00-TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 18/02/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği, bu kararın davalı vekilince istinaf yoluna götürüldüğü, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesince davalı vekilinin istinaf talebinin HMK' nun 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile …1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin İş Mahkemesi sıfatı ile verdiği 2012/211 Esas 2016/443 Karar sayılı 27/12/2016 tarihli kararının ortadan kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile, eş için 193.029,17 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak 152.760,37 TL olarak kabulü, 1.000,00-TL manevi, çocuk … için 31.259,50-TL maddi, 500,00-TL manevi, davacı çocuk … için 500,00-TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 18/02/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamından; davacıların murisi …n, davalı … müdürlüğe ait yol yapımı unvanlı işyerinde bina ve mal bakıcısı (bekçi) olarak çalışmakta olduğu, 17/02/2012 tarihinde saat 23:30 – 07:30 saatleri arasındaki nöbet yerine geldiği, sabah nöbeti devralmak üzere işyerine gelen … isimli işçinin müteveffa işçiyi nizamiye binasında bulunan koltukta vefat eder vaziyette sabah saatlerinde bulduğu, davacıların murisine 22/03/2000 tarihinde kalp hastalığı teşhisi konduğu, bu nedenle işveren tarafından çalışma yerinin operatörlükten bekçi olarak değiştirildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca İnceleme denetimi yapan Başmüfettiş tarafından tanzim edilmiş olan 23/05/2012 tarihli İnceleme Raporunda, davacılar murisinin davalıya ait işyerinde 18/02/2012 tarihinde kalp krizi sonucu vefatı olayının iş kazası olmadığına dair kanaat getirildiği, müteveffanın mirasçıları tarafından meydana gelen işbu olayın iş kazası olduğunun tespiti için …1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldığı, …1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/624 E., 2015/43 K. Sayılı kararı ile meydana gelen ölüm olayının iş kazası olduğunun tespit edildiği, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin verilen bu kararı 01/06/2015 tarih ve …K. Sayılı ilamı ile onadığı, eldeki dosyada; meydana gelen olay ile ilgili olarak ilk derece mahkemesince tek kusur raporu alındığı, 30/11/2015 tarihli anılan bu raporda; kazanın meydana gelişinde % 60 kaçınılmazlık olduğu, davalının % 40 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, ilk derece mahkemesince bu rapora itibar edilerek karar verildiği, davalı vekilince bu kararın istinaf edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince bilirkişi kuruluna kardiyoloji uzmanı bilirkişi de dahil edilerek kusur yönünden rapor alındığı, anılan 10/05/2018 tarihli bu raporda davalı ve müteveffa sigortalının kusursuz olduğunun bildirildiği, İlk derece mahkemesi tarafından alınan kusur raporları ile alınan işbu kusur raporu arasında çelişki olduğundan yine içerisinde kardiyolog bilirkişinin bulunduğu ikinci bir heyetten rapor alındığı, 22/08/2019 tarihli bu raporda; davacılar murisi …in kalbi ile ilgili rahatsızlığı olduğu, düzenli olarak kontrol altında olduğu ve kendisine kalp pili takılarak yaşamını sürdürdüğünün anlaşıldığı, dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde davalı … Müdürlüğüne, üçüncü kişilere veya ölen …e kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığı, bu olayın % 100 kaçınılmaz bir olay olarak değerlendirildiğinin bildirildiği, Bölge Adliye Mahkemesince bu rapora itibar edildiği ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51. Maddesi çerçevesinde tazminat belirlenirken hakkaniyet ilkeleri gözetilerek işverenin %60, işçinin ise %40 kusurlu olduğunun kabulü ile karar verildiği ancak düzenlenen işbu raporların oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır. 1-Uyuşmazlık, meydana gelen iş kazasında sorumluluğun tespiti noktasında toplanmaktadır. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. İş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarında zararlandırıcı olaya neden oldukları ileri sürülen kişi veya kişilerin kusur oranlarının kesin olarak tespiti hem maddi hem de manevi tazminat miktarını doğrudan etkilemesi bakımından önem taşımaktadır. Maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybının hesaplanmasında sigortalının kusuru oranında tespit olunan kazanç kaybından indirim yapılacağı gibi manevi tazminat davalarında hükmedilecek manevi tazminat miktarının takdirinde tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınacaktır. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanununun 77.maddesinin açık buyruğudur. Oysa hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda; bilirkişiler, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşulları göz önünde tutarak ve özellikle işyerinin niteliğine göre, işyerinde uygulanması gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği tüzüğünün ilgili maddelerini incelemek suretiyle, işverenin, işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelemek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiç bir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde, saptamadıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, hükme esas alınan kusur raporunun, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez. Öte yandan olayın iş kazası olduğu tartışmasız olup, kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının da bedensel faktörler olarak etkili olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği ve bu durumun olayın uygun illiyet bağını oluşturabileceği ve kısmi sebebi olabileceği gözetilerek kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği ortadadır. Hal böyle olunca, kusur raporunun, İş Kanununun 77.maddesinin öngördüğü koşulları içerdiği giderek hükme dayanak alınacak nitelikte olduğu söylenemez. 2- Öte yandan kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu açmak gerekirse; buradaki önlenemezlik olayla ilgili değildir. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına ya da sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur. Kalp krizi sonucu gerçekleşen iş kazalarında kaçınılmazlığın söz konusu olmayacağı dikkate alınarak işveren kusuru ile bünyesel faktör arasındaki dağılımın ne miktarda olduğunun tespiti gerekmektedir. Zira, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir. Tüm yukarıda açıklanan ilkeler ve yasa maddeleri doğrultusunda; somut olayda, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda kalp krizi neticesinde ölüm sonucunun ortaya çıkmasında % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün olmayıp, Mahkemece yapılacak iş ; öncelikle hüküm altına alınacak tazminat miktarlarına etkisi bakımından, aynı olaya ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu tarfından açılmış olan rücuan tazminat dava dosyasındaki kusur raporunun dosya kapsamına getirtilerek -verilen kararın kesinleşip kesinleşmediğinin gözetilerek- müteveffa sigortalının kaza öncesi ve kaza sonrası dönemlere ait, temin edilebilen tüm tıbbi belge ve raporları dosyaya celp edildikten sonra yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda işverenden davacının şahsi sicil dosyasının da tümü getirtilerek, işverenin sigortalının periyodik sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu muayenelerde kalp rahatsızlığı ile ilgili bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, şahsi dosyada "kalp rahatsızlığı" nedeniyle alınmış bir istirahat raporunun bulunup bulunmadığı, ölüm olayından önceki tarihlerde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, olay günü sigortalıyı iş yerinde rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediği araştırılmak, ayrıca, kalp krizinde, kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği; ayrıca iş yerinde çalışma şartlarının kalp krizini tetikleyip tetiklemediği hususlarının kusurun ağırlığının değerlendirilmesinde dikkate alınacağı iş yeri hekimliği, iş gücü sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan bir kardiyoloğun da yer alacağı bilirkişi heyetinden iş kazası ile çalışma şekli arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, illiyet bulunuyorsa kalp krizinin oluşumunda işverenin kusurunun bulunup bulunmadığının saptandığı, kusuru mevcut ise kusurunun ağırlığını, kalp krizinde iş yeri koşullarının etkili olup olmadığını, sigortalının kendi bünyesinden kaynaklanan nedenlerin ne kadar etkili olduğunu ve tarafların iddia ve itiraz sebeplerinin değerlendirilmesini de kapsar şekilde tespit eden kusur raporu aldıktan sonra – dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları da gözeterek ( özellikle davacının istinaf ve temyiz yoluna başvurmadığının)- oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bölge Adliye Mahkemesi hükmü bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22/06/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Kalp krizinde kişinin yaşı, beslenme kültürü, genetik yapısı ve tütün veya alkol kullanımı gibi unsurlar olayın uygun illiyet bağını oluşturabilen kısmi sebepler arasında değerlendirilebileceğinden, işverenin kusurunun ağırlığı saptanırken bu bünyesel etkenler göz önünde bulundurulur.

Yargılama Usulü ve Bilirkişi İncelemesi

İşyerinde kalp krizi geçirilmesine dayalı davalarda mahkemece; işçinin vefatından önce kalp damar hastalığı veya krizi tetikleyecek bir rahatsızlığı bulunup bulunmadığı tarafların ibraz edeceği kayıtlar ve SGK MEDULA sistemi üzerinden araştırılmalıdır. İşverenin periyodik sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu muayenelerde bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, şahsi sicil dosyasında istirahat raporunun bulunup bulunmadığı incelenir.

Araştırmada ayrıca, işçinin kanuni çalışma süreleri aşılarak dinlendirilmeden çalıştırılıp çalıştırılmadığı, bünyesini zorlayıcı bir çalışmaya maruz bırakılıp bırakılmadığı ve olay günü işyerinde rutin dışında gerginlik veya strese yol açan olağandışı bir durumun yaşanıp yaşanmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin E. 2023/3946, K. 2024/4687 sayılı, E. 2024/3385, K. 2025/5268 sayılı ve E. 2021/7286, K. 2022/12164 sayılı kararlarına göre, kusur ve bünyesel faktör incelemesi için oluşturulacak bilirkişi heyetinde iş güvenliği uzmanlarının yanı sıra kardiyoloji alanında uzman bir hekimin yer alması aranmaktadır. İş kazasının tespiti davalarında hastane kayıtları ile tanık beyanları değerlendirilirken, tazminat davalarında aynı olay sebebiyle SGK tarafından açılmış bir rücuan tazminat davası ve oradaki kusur raporunun kesinleşme durumu da mahkemece gözetilmelidir.

Tazminatın Kapsamı ve Faiz Başlangıcı

İş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davalarında sigortalının kazanç kaybından kendi kusuru oranında indirim yapılır. Manevi tazminat miktarının takdirinde de tarafların kusur durumu mahkemece öncelikle dikkate alınır.

6098 sayılı Kanun'un 117. maddesi uyarınca haksız fiilden kaynaklanan tazminat borçlarında temerrüt ve faiz başlangıcı kural olarak haksız fiilin işlendiği zararlandırıcı olay tarihidir. Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinde yer alan taleple bağlılık ilkesi uyarınca hâkim tarafların talepleriyle bağlıdır. Davacının dava dilekçesinde faiz başlangıcı olarak dava tarihini talep etmesi veya faiz talebinde bulunmaması halinde mahkemece talep aşılarak olay tarihinden itibaren faize karar verilemez.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 117Kaynağı aç
MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır. II. Hükümleri 1. Genel olarak a. Gecikme tazminatı
İşyerinde geçirilen her kalp krizi iş kazası sayılır mı?

5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince sigortalının işyerinde bulunduğu sırada geçirdiği kalp krizi veya ani kardiyak rahatsızlıklar, olayın işin yürütümüyle doğrudan meydana geldiği tıbben ayrıca kanıtlanamasa dahi iş kazası olarak nitelendirilebilir.

İşçinin önceden benzer rahatsızlık yaşamış olması iş kazası tespitini engeller mi?

Hayır, çalışanın olaydan önceki gece veya daha önce benzer rahatsızlık belirtileri yaşamış olması, işyerinde çalışma esnasında beliren krizin iş kazası sayılmasına tek başına engel teşkil etmez.

İşveren iş kazasını bildirmek için hangi sürelere uymalıdır?

İşveren iş kazasını yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, Sosyal Güvenlik Kurumuna ise en geç üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür; kaza işverenin kontrolü dışındaki bir yerde olmuşsa bu süre kazanın öğrenildiği tarihten başlar.

Kalp krizine bağlı iş kazalarında bilirkişi heyeti kimlerden oluşur?

Kusur tespiti ve bünyesel faktörlerin ayrımı amacıyla oluşturulacak bilirkişi heyetinde iş güvenliği uzmanları ile birlikte kardiyoloji uzmanı hekimin yer alması gerekmektedir.

İş kazası tazminatında faiz hangi tarihten itibaren talep edilebilir?

Zararlandırıcı olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesi esas olmakla birlikte, taleple bağlılık ilkesi gereğince dava dilekçesinde faiz başlangıcı olarak dava tarihi istenmişse mahkemece bu talep aşılamaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu