İşten Ayrılırken Bilmeniz Gereken Hukuki Kurallar

by Avukat Erdal Ersoy
İşten Ayrılırken Bilmeniz Gereken Hukuki Kurallar

İşten Ayrılmanın Hukuki Yolları

Bir iş sözleşmesi, işçinin tek taraflı iradesiyle (istifa), işçi ile işverenin karşılıklı anlaşmasıyla (ikale/bozma sözleşmesi) ya da işçinin haklı nedene dayanarak bildirimsiz feshi yoluyla sona erebilir. Hangi yolun seçildiği, tazminat hakları ve işsizlik sigortasından yararlanma bakımından belirleyici sonuçlar doğurur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/3423 E.  ,  2018/3500 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı … Belediye Başkanlığı hizmetinde çalışırken 16/05/2014 tarihinde iş akdinin sona erdiğini, müvekkilinin siyasi görüşleri yüzünden yerel seçim sonrasında işten çıkmaya zorlandığını, işçilik alacaklarını almak için kendilerine zorla imzalattırılan belgeler ile işten ayrılmak zorunda bırakıldığını, diğer davalı … İnşaat Ltd Şirketinin Belediyenin alt işvereni konumunda olduğunu, müvekkilinin … İnşaat Ltd Şirketi bünyesinde Belediye hizmetinde çalıştığını iddia ederek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücreti ve yıllık izin ücretinin yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. B) Davalıların Cevabının Özeti: Davalı … İnşaat Ltd şirketi vekili; davacının yanında çalışmadığı dönemde müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin alt işveren olmadığı ve kaynağı müvekkiline verilmeyen alacak kalemlerinde şirketin sorumlu olmayacağını savunarak işçi alacaklarının muhatabının belediye olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … Belediye Başkanlığı vekili ;müvekkili belediyenin hizmet yüklenim sözleşmesi yaptığı,hizmet alım sözleşmesine göre tüm hak ve alacaklarının … İnşaat sorumluluğunda olduğu ve onların tarafından ödendiği, davacının fazla çalışmasının bulunmadığını, davacının iş akdinin … İnşaat şirketi tarafından sonlandırıldığını, davacının talep ettiği alacakların zaman aşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı ve iş ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği konusunda toplanmaktadır. Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24’üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17’nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de işverence dilekçenin işleme konulmaması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmelidir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez. Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD. 3.7.2007 gün 2007/14407 E, 2007/21552 K.). İşçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna varılmalıdır. İstifa belgesine dayanılmakla birlikte, işçiye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmiş olması, Türkiye İş Kurumuna yapılan bildirimde işveren feshinden söz edilmesi gibi çelişkili durumlarda, her bir somut olay yönünden bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisinin değerlendirilmesi gerekir. İstifa belgesindeki ifadenin genel bir içerik taşıması durumunda, işçinin dava dilekçesinde somut sebepleri belirtmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu halde de istifanın ardındaki gerçek durum araştırılmalıdır. İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi halinde, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün olmadığı gibi, ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamaz. İstifa durumunda işçinin işverene ihbar tazminatı ödemesi yükümü ortaya çıkabileceğinden, istifa türündeki belgelerin titizlikle ele alınması gerekir. İmzaya itiraz ya da metin kısmına ilaveler yapıldığı itirazı mutlak olarak teknik yönden incelenmelidir. İstifa halinde dahi işçiye kıdem tazminatı ödeneceğini öngören sözleşme hükümleri ile işyeri uygulamaları, 4857 sayılı Yasaya göre geçerli olup, bu halde kıdem tazminatı 1475 sayılı Yasanın 14’üncü maddesine göre hesaplanmalı ve anılan maddedeki kıdem tazminatı tavanı gözetilmelidir. Belirtmek gerekir ki, sözü edilen Yasada düzenlenen kıdem tazminatı tavanı mutlak emredici niteliktedir. Diğer taraftan istifa iradesinin açık ve şartsız olarak işçi tarafından ortaya konması gerekir. İrade fesadı halleri istifa neden ile fesihte ileri sürüldüğünde dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta, davacı iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini ileri sürmüş, davalı ise dosyaya sunulan 28.05.2014 günlü istifa dilekçesine dayanarak davacının istifa ettiğini savunmuştur. Davalı tarafından dosyaya sunulan, davacı imzalı 28.05.2014 tarihli “İstifa ” belgesi matbu olarak hazırlanan bir belge olup, bu belgenin geçerli kabul edilmesi doğru değildir. Davacı işçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olup ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada,davacı tanık anlatımlarında da belirtildiği üzere iradesinin fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alındığı anlaşıldığından istifaya geçerlilik tanınması yerinde değildir. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna varılmalıdır. Öte yandan, aynı mahkemece karara bağlanan ve Dairemizce aynı gün temyiz incelemesine konu olan aynı iş yeri ile ilgili dosyalarda da belediyenin çeşitli kademelerinde görevli olan davacı işçilerin matbu şekilde , aynı ve yakın tarihte “İstifa ” belgesi imzaladıkları tespit edilmiş olup bu şekilde ayrılmanın hayatın olağan akışına uygun olmadığı da açıktır. Mahkemece, davacının kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir. Geçersiz istifa belgesine değer verilerek davacının kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmesi hatalıdır. Kıdem tazminatından davalılar müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 20.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/6763, K. 2013/5531Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2013/6763 E.  ,  2013/5531 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı; davalı bankada 18.02.2008 -30.11.2011 tarihleri arasında şube müdürü olarak çalıştığını, 30/09/2011 tarihinde Akdeniz Bölge Müdürünün gelerek yanyana (Fortis ve TEB) şubelerden birinin kapatılacağını söylemesi üzerine çalıştığı Şubenin kapatılacağını öğrendiğini ardından Konaklı'da şube açılacağının söylenmesiyle Bölge Müdürü ile birlikte yer baktıklarını, şubede çalışmak isteyen kişlerle iş görüşmeleri yaptığını daha sonra şube açılmayıp havuz kadrosuna alındığını, oyalanma taktiğiyle haksız baskı, zoraki dayatma ve mesleğin devamı açısından olumsuz referans verileceği tehdidi ile davalı tarafından istifa etmeye zorlandığını beyanla 30.11.2011 tarihinde istifa dilekçesi vermesinin istendiğini, e-mail yoluyla gönderdiği istifa dilekçesinin hiçbir şekilde kabul görmeyeceğini buna karşılık e-mail yoluyla gönderdikleri şekilde "kıdem ve ihbar tazminatımın ödenmesi koşuluyla iş sözleşmesinin feshini talep etmekteyim." ibaresi yazılı olan istifa dilekçesini olumsuz referans verileceği ve kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmeyeceği baskı ve dayatması nedeniyle imzaladığını istifa iradesinin söz konusu olmayıp işverence fesih söz konusu olduğunu, davanın kabulü ile işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin kendi talebine istinaden karşılıklı mutabakatla feshedildiğini, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağını, davacıya kıdem, ihbar tazminatı ve 3 aylık ücret tutarında menfaatin sağlandığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davalı tarafından ihbar tazminatı ödemesi de yapılması, iş akdinin davalı tarafından feshedildiğininin ispatı olmayıp, somut olayda tarafların iş akdinin sona ermesi konusunda iradelerinin birleştiği anlamına geleceği, aldırılan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere, davacıya ihbar ve kıdem tazminatından başka 3 aylık ücreti tutarında ek bir ödeme de yapıldığı, davacının eğitim durumu ve unvanı dikkate alındığında, yapılan ek ödemenin somut olay bakımından makul yararı karşıladığı buna göre iş sözleşmesinin ikale son bulduğu kabul edilmiş, iş sözleşmesinin ikale ile son bulduğu hallerde işçi feshin geçersizliği ile işe iade talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanununun 24'üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı Yasanın 17'nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. İstifa iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla birlikte iş ilişkisi sona erer. İstifanın işverence kabulü zorunlu değilse de, işverence dilekçenin işleme konulmamış olması ve işçinin de işyerinde çalışmaya devam etmesi halinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Bununla birlikte istifaya rağmen tarafların belirli bir süre daha çalışma yönünde iradelerinin birleşmesi halinde, kararlaştırılan sürenin sonunda iş sözleşmesinin ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmelidir. Şarta bağlı istifa ise kural olarak geçerli değildir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekliyle, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde bir icap olarak değerlendirilmelidir. İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması da sıkça karşılaşılan bir durumdur. İşverenin tazminatların derhal ödeneceği sözünü vermek ve benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemez. Dairemizce bu gibi hallerde feshin işverence gerçekleştirildiği, bununla birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. İşçinin haklı nedenle derhal fesih nedenleri mevcut olduğu ve buna uygun biçimde bir fesih yoluna gideceği sırada, iradesi fesada uğratılarak işverence istifa dilekçesi alınması durumunda da istifaya geçerlilik tanınması doğru olmaz. Bu durumda işçinin haklı olarak sözleşmeyi feshettiği sonucuna varılmalıdır. İstifa belgesine dayanılmakla birlikte, işçiye ihbar ve kıdem tazminatlarının ödenmiş olması, Türkiye İş Kurumuna yapılan bildirimde işveren feshinden söz edilmesi gibi çelişkili durumlarda, her bir somut olay yönünden bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisinin değerlendirilmesi gerekir. İstifa belgesindeki ifadenin genel bir içerik taşıması durumunda, işçinin dava dilekçesinde somut sebepleri belirtmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır. Bu halde de istifanın ardındaki gerçek durum araştırılmalıdır. İş sözleşmesinin istifa ile sona ermesi halinde, işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması mümkün olmadığı gibi, ihbar ve kıdem tazminatlarına da hak kazanamaz. İstifa durumunda işçinin işverene ihbar tazminatı ödemesi yükümü ortaya çıkabileceğinden, istifa türündeki belgelerin titizlikle ele alınması gerekir. İmzaya itiraz ya da metin kısmına ilaveler yapıldığı itirazı mutlak olarak teknik yönden incelenmelidir. İşçi ve işveren iradelerin fesih konusunda birleşmesi, bir taraf feshi niteliğinde değildir. İş Kanununda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklamanın (icap) ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma sözleşmesi (ikale) kurulmuş olur. Bozma sözleşmesinde icapta, iş ilişkisi karşı tarafın uygun irade beyanı ile anlaşmak suretiyle sona erdirmeye yönelmiştir. Bu sebeple, ikale sözleşmesi akdetmeye yönelik icap, fesih olarak değerlendirilip, feshe tahvil edilemez (Kılıçoğlu/Şenocak: İş Güvencesi Hukuku, İstanbul 2007 s.99) Bu anlamda bozma sözleşmesinin şekli, yapılması, kapsam ve geçerliliği Borçlar Kanunu hükümlerine göre saptanacaktır. Buna karşılık iş sözleşmesinin bozma sözleşmesi yoluyla sona erdirilmesi, İş Hukukunu yakından ilgilendirdiği için ikalenin yorumunda iş sözleşmesinin yorumunda olduğu gibi genel hükümler dışında İş Hukukunda yararına yorum ilkesi gözönünde bulundurulacaktır. Bozma sözleşmesinin Borçlar Kanununun 23-31.(TBK'nun 30, 36, 37 ve 38.) maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin bozma sözleşmeleri yönünden titizlikle ele alınması gerekir. Bir işçinin bozma sözleşmesi yapma konusundaki icap veya kabulde bulunmasının ardından işveren feshi haline özgü iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak istemesi ve yasa gereği en çok bir ay içinde işe iade davası açmış olması düşündürücüdür. İş ilişkisi taraflardan her birinin bozucu yenilik doğuran bir beyanla sona erdirmeleri mümkün olduğu halde, bu yola gitmeyerek karşılıklı anlaşma yoluyla sona erdirmelerinin nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Her şeyden önce bozma sözleşmesi yapma konusunda icapta bulunanın makul bir yararının olması gerekir. İş ilişkisinin bozma anlaşması yoluyla sona erdirildiğine dair örnekler 1475 sayılı İş Kanunu ve öncesinde hemen hemen uygulamaya hiç yansımadığı halde, iş güvencesi hükümlerinin yürürlüğe girmesinin ardından özellikle 4857 sayılı İş Kanunu sonrasındagiderek yaygın bir hal almıştır. Bu noktada, işveren feshinin karşılıklı anlaşma yoluyla fesih gibi gösterilmesi suretiyle iş güvencesi hükümlerinin dolanılması şüphesi ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığnın da irdelenmesi gerekir. Makul yarar ölçütü, bozma sözleşmesi yapma konusunda icabın işçiden gelmesi ile işverenden gelmesi ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır. Bozma sözleşmesi yoluyla iş sözleşmesi sona eren işçi, iş güvencesinden yoksun kaldığı gibi, kural olarak feshe bağlı haklar olan ihbar kıdem tazminatlarına da hak kazanamayacaktır. Yine 4447 sayılı yasa kapsamında işsizlik sigortasından da yararlanmayacaktır. Bütün bu hususlar, İş Hukukunda hakim olan ibranamenin dar yorumu ilkesi gibi, hatta daha da ötesinde, ikale sözleşmesinin geçerliliği noktasında işçi lehine değerlendirmenin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Somut olayda davacıya ihbar tazminatı ödendiği görülmektedir. Bu durum işveren savunmasıyla çelişmektedir. Davacının yazdığı "30.09.3011 tarihi itibariyle Şube Müdürü olarak görev yaptığım Türk Ekonomi Bankasının Alanya Çarşı Şubesinin kapatılma kararı tarafıma sözlü olarak tebliğ edilmiştir. 30.11.2011 tarihine kadar tarafıma herhangi bir görev yeri tayin edilmediğinden 30.11.2011 tarihi itibariyle kıdem ve ihbar tazminatlarımın ödenmesi şartıyla iş kanunundaki diğer hak ve alacaklarım saklı kalmak koşuluyla iş sözleşmemin feshini talep etmekteyim," şeklindeki istifa dilekçesinin İnsan Kaynakları tarafından kabul edilmeyip onun yerine davacının işyeri dosyasında gönderilen ve cevap dilekçesinde belirtilen şekildeki "Şube Müdürü olarak görev yaptığım Türk Ekonomi Bankasının Alanya Çarşı Şubesinden 30.11.2011 tarihi itibariyle kıdem ve ihbar tazminatlarımın tarafıma ödenmesi koşuluyla iş sözleşmemin feshini talep etmekteyim." Yazılı istifa dilekçesinin imzalandığı ve işleme alındığı şeklinde davacıdan iki defa istifa dilekçesinin alınmış olması karşısında davacının işveren baskısı sonucu istifa ettiği iddiası doğrulanmaktadır. Davacının hesap özeti incelendiğinde 30.11.2011 tarihinde davacıya kıdem ve ihbar tazminatı dışında 20.519,9 TL jestiyon primi altında ödeme yapıldığı görülmektedir. Yapılacak iş; banka ekstresinde davacıya Kasım 2011 Prim Bordrosu/3 olarak yapılan ödemenin, işyeri kayıtları getirtilerek davacıya daha önce Jestiyon primi ödenip ödenmediği belirlenerek gerçekte bu ödemenin jestiyon primi mi, yoksa işverenle davacı arasında yapılan ikale anlaşması sonucu işveren tarafından ödenen ek bir menfaat mi olduğu araştırılarak, bu ödemenin davacıya bir ek ödeme yapılmak amacıyla mı yapılmış olduğu aydınlığa kavuşturularak davacıya böyle bir alacağı olmadığı halde jestiyon primi adı altında ödeme yapılarak ek bir menfaat sağlanmış ise taraflar arasındaki sözleşmenin ikale yoluyla sonlandırıldığı kabul edilerek şimdiki gibi davanın reddine karar vermek, gerçekten davacının jestiyon primi alacağı karşılığı yapılan bir ödeme olduğunun anlaşılması halinde ise işçinin bir menfaati olmadan istifa etmeyeceği gerçeği karşısında istifa dilekçesinin davacının baskı sonucu imzaladığı kabul edilerek işe iadesine karar vermektir. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, 03/04/2013 tarihinde oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24 – Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı

İstifa: Koşulları ve Hukuki Sonuçları

Kendi iradesiyle işten ayrılan, yani istifa eden işçi kural olarak ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamaz; iş güvencesi hükümlerinden de yararlanamaz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500 sayılı kararında bu ilkeyi açıkça ortaya koymuştur. Bununla birlikte sözleşme veya işyeri uygulamasının istifa hâlinde kıdem tazminatı ödeneceğini öngörmesi hâlinde bu düzenleme geçerliliğini korur; hesaplama 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi ve tavan hükümleri çerçevesinde yapılır.

İstifanın hukuken geçerli sayılabilmesi için işçinin iradesinin açık ve şartsız olması gerekir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500 sayılı kararında şarta bağlı istifanın kural olarak geçerli olmadığı belirtilmiştir. Örneğin ihbar ve kıdem tazminatının ödenmesi koşuluna bağlanan bir ayrılma talebi, istifa olarak değil ikale yapma yönünde bir icap olarak nitelendirilmelidir.

İstifa belgesinin varlığına karşın işverenin dilekçeyi işleme koymaması ve işçinin çalışmaya devam etmesi hâlinde gerçek bir istifadan söz edilemez. Tarafların belirli bir süre daha birlikte çalışma konusunda iradelerinin birleşmesi durumunda iş sözleşmesinin o sürenin sonunda ikale yoluyla sona erdiği kabul edilmektedir.

Baskıyla Alınan İstifa Dilekçesi Geçersizdir

İşverenin tazminatları derhal ödeyeceği vaadini vermek veya benzer baskı yollarıyla işçiden yazılı istifa dilekçesi alması hâlinde gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez ve feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500 sayılı kararında baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine değer verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Aynı kararda, bu hâllerde feshin işverence gerçekleştirildiğinin kabulüyle birlikte işveren feshinin haklı olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Uygulamada çelişkili durumlar da ortaya çıkabilmektedir: İstifa belgesine dayanılmasına karşın işçiye ihbar ve kıdem tazminatı ödenmiş olması ya da İŞKUR'a yapılan bildirimde işveren feshinin belirtilmesi gibi hâllerde, bu çelişkinin istifanın geçerliliğine etkisi her somut olay yönünden ayrıca değerlendirilmelidir.

İkale (Bozma Sözleşmesi) ile Ayrılmanın Sonuçları

İşçi ile işverenin karşılıklı anlaşarak iş sözleşmesini sona erdirmesine ikale ya da bozma sözleşmesi denir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/6763, K. 2013/5531 sayılı kararında belirtildiği üzere bu yolla iş sözleşmesi sona eren işçi kural olarak iş güvencesinden, ihbar ve kıdem tazminatından ve 4447 sayılı Kanun kapsamındaki işsizlik sigortasından yararlanamaz.

Haklı Nedenle Fesih Hakkı

4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi, işçiye belirli ya da belirsiz süreli iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshetme hakkı tanımaktadır. Bu madde kapsamındaki nedenlerden biri, işçinin işyerinde başka bir çalışan veya üçüncü kişiler tarafından cinsel tacize uğramasına karşın durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemlerin alınmamasıdır (m. 24/II-d). Bunun yanı sıra, çalışılan işyerinde bir haftadan fazla süre işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebeplerin ortaya çıkması da işçiye haklı fesih hakkı tanımaktadır (m. 24/III).

Haklı nedene dayanan fesihlerde, özellikle ispat kaygısı taşınan durumlarda, noter aracılığıyla ihtarname gönderilmesi zorunlu olmamakla birlikte güçlü bir belge niteliği taşır.

İhbar Süreleri ve İhbar Tazminatı

Belirsiz süreli iş sözleşmelerini sona erdirmek isteyen taraf, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca diğer tarafa önceden bildirimde bulunmak zorundadır. İhbar süresi işçinin kıdemine göre değişmektedir: altı aydan az çalışmada iki hafta, altı ay ile bir buçuk yıl arasında dört hafta, bir buçuk yıldan üç yıla kadar altı hafta, üç yıldan uzun süreli çalışmada ise sekiz hafta olarak uygulanır. Bu süreler alt sınır niteliğinde olup sözleşmeyle işçi lehine artırılabilir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 17Kaynağı aç
Madde 17 – Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri; a) İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra, b) İşi altı aydan birbuçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra, c) İşi birbuçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra, d) İşi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır. Bu süreler asgari olup sözleşmeler ile artırılabilir. Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşverenin bildirim şartına uymaması veya bildirim süresine ait ücreti peşin ödeyerek sözleşmeyi feshetmesi, bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddesi hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz. 18 inci maddenin birinci fıkrası uyarınca bu Kanunun 18, 19, 20 ve 21 inci maddelerinin uygulanma alanı dışında kalan işçilerin iş sözleşmesinin, fesih hakkının kötüye kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işçiye bildirim süresinin üç katı tutarında tazminat ödenir. Fesih için bildirim şartına da uyulmaması ayrıca dördüncü fıkra uyarınca tazminat ödenmesini gerektirir. Bu maddeye göre ödenecek tazminatlar ile bildirim sürelerine ait peşin ödenecek ücretin hesabında 32 nci maddenin birinci fıkrasında yazılan ücrete ek olarak işçiye sağlanmış para veya para ile ölçülmesi mümkün sözleşme ve Kanundan doğan menfaatler de göz önünde tutulur. Feshin geçerli sebebe dayandırılması

İhbar süresine uymayan taraf, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İhbar süresini beklemeden ayrılan işçi, kullanmadığı süreye karşılık gelen ihbar tazminatı tutarından işverene karşı sorumlu tutulabilir.

Kıdem Tazminatı: Koşullar ve Hesaplama Esasları

Kıdem tazminatı, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesiyle düzenlenmektedir. Bu maddeye göre işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet sözleşmesinin devamı süresince her geçen tam yıl için işveren, işçiye 30 günlük ücret tutarında kıdem tazminatı öder; bir yıldan artan süreler için de aynı oran uygulanır. Otuz günlük süre, hizmet akdi veya toplu iş sözleşmesiyle işçi lehine artırılabilir.

1475 sayılı İŞ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – (Değişik birinci fıkra: 29/7/1983 – 2869/3 md.) Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: 1. İşveren tarafından bu Kanunun 17 nci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen sebepler dışında, 2. İşçi tarafından bu Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca, 3. Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyle, 4. Bağlı bulundukları kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla;[2] 5. (Ek: 25/8/1999 – 4447/45 md.) 506 Sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı Kanunun Geçici 81 inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle, Feshedilmesi veya kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi veya işçinin ölümü sebebiyle son bulması hallerinde işçinin işe başladığı tarihten itibaren hizmet aktinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı ödenir. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. İşyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde işçinin kıdemi, işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. 12/7/1975 tarihinden, itibaren işyerinin devri veya herhangi bir suretle el değiştirmesi halinde işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren sorumludur. Ancak, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır. 12/7/1975 tarihinden evvel işyeri devrolmuş veya herhangi bir suretle el değiştirmişse devir mukavelesinde aksine bir hüküm yoksa işlemiş kıdem tazminatlarından yeni işveren sorumludur.[3] [4] İşçinin birinci bendin 4 üncü fıkrası hükmünden faydalanabilmesi için aylık veya toptan ödemeye hak kazanmış bulunduğunu ve kendisine aylık bağlanması veya toptan ödeme yapılması için yaşlılık sigortası bakımından bağlı bulunduğu kuruma veya sandığa müracaat etmiş olduğunu belgelemesi şarttır. İşçinin ölümü halinde bu şart aranmaz. T.C. Emekli Sandığı Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanununa veya yalnız Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olarak sadece aynı ya da değişik kamu kuruluşlarında geçen hizmet sürelerinin birleştirilmesi suretiyle Sosyal Sigortalar Kanununa göre yaşlılık veya malullük aylığına ya da toptan ödemeye hak kazanan işçiye, bu kamu kuruluşlarında geçirdiği hizmet sürelerinin toplamı üzerinden son kamu kuruluşu işverenince kıdem tazminatı ödenir. Yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarında işçinin hizmet akdinin evvelce bu maddeye göre kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde sona ermesi suretiyle geçen hizmet süreleri kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Ancak, bu tazminatın T.C. Emekli Sandığına tabi olarak geçen hizmet süresine ait kısmı için ödenecek miktar, yaşlılık veya malullük aylığının başlangıç tarihinde T.C. Emekli Sandığı Kanununun yürürlükteki hükümlerine göre emeklilik ikramiyesi için öngörülen miktardan fazla olamaz. Bu maddede geçen kamu kuruluşları deyimi, genel, katma ve özel bütçeli idareler ile 468 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde sayılan kurumları kapsar. Aynı kıdem süresi için bir defadan fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenmez. Kıdem tazminatının hesaplanması, son ücret üzerinden yapılır. Parça başı, akort, götürü veya yüzde usulü gibi ücretin sabit olmadığı hallerde son bir yıllık süre içinde ödenen ücretin o süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle bulunacak ortalama ücret bu tazminatın hesabına esas tutulur. Ancak, son bir yıl içinde işçi ücretine zam yapıldığı takdirde, tazminata esas ücret, işçinin işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasında alınan ücretin aynı süre içinde çalışılan günlere bölünmesi suretiyle hesaplanır. (Değişik: 29/7/1983 – 2869/3 md.) 13 üncü maddesinde sözü geçen tazminat ile bu maddede yer alan kıdem tazminatına esas olacak ücretin hesabında 26 ncı maddenin birinci fıkrasında yazılı ücrete ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de gözönünde tutulur. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi sebebiyle açılacak davanın sonunda hakim gecikme süresi için, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faizin ödenmesine hükmeder. İşçinin mevzuattan doğan diğer hakları saklıdır.[5] (Değişik: 17/10/1980 – 2320/1 md.) Bu maddede belirtilen kıdem tazminatı ile ilgili 30 günlük süre hizmet akidleri veya toplu iş sözleşmeleri ile işçi lehine değiştirilebilir. (Değişik: 10/12/1982 – 2762/1 md.) Ancak, toplu sözleşmelerle ve hizmet akitleriyle belirlenen kıdem tazminatlarının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanununa tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. (Değişik fıkralar: 17/10/1980 – 2320/1 md.): İşçinin ölümü halinde yukarıdaki hükümlere göre doğan tazminat tutarı, kanuni mirasçılarına ödenir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu işveren şahıslara veya sigorta şirketlerine sigorta ettiremez. İşveren sorumluluğu altında ve sadece yaşlılık, emeklilik, malullük, ölüm ve toptan ödeme hallerine mahsus olmak kaydiyle Devlet veya kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulu kurumlarda veya % 50 hisseden fazlası Devlete ait bir bankada veya bir kurumda işveren tarafından kıdem tazminatı ile ilgili bir fon tesis edilir.[6] Fon tesisi ile ilgili hususlar kanunla düzenlenir.

Hesaplamada esas alınacak ücret son ücrettir. Parça başı, akort veya götürü gibi sabit olmayan ücret sistemlerinde son bir yıllık dönemde ödenen ücretin o dönemde çalışılan günlere bölünmesiyle bulunan ortalama ücret esas alınır. Son bir yıl içinde zam yapılmışsa, işten ayrılma tarihi ile zammın yapıldığı tarih arasındaki ücretin aynı sürede çalışılan günlere bölünmesi yöntemi uygulanır. Hesaplamada temel ücrete ek olarak işçiye sağlanan para ve para ile ölçülmesi mümkün sözleşmesel ve kanundan doğan menfaatler de dikkate alınır.

Kıdem tazminatının yıllık miktarı, Devlet Memurları Kanunu'na tabi en yüksek Devlet memuruna 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre bir hizmet yılı için ödenecek azami emeklilik ikramiyesini geçemez. Hizmet akdi veya toplu iş sözleşmesiyle belirlenen kıdem tazminatları da bu tavan sınırına tabidir.

Kıdem süresinin hesabında, iş sözleşmesinin aralıksız sürmüş ya da fasılalarla yenilenmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya farklı işyerlerinde geçirilen süreler birleştirilir. İşyerinin devri veya herhangi bir suretle başka bir işverene geçmesi ya da başka bir yere nakli hâlinde işçinin kıdemi, tüm işyerlerindeki hizmet sözleşmeleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanır. Aynı kıdem süresi için birden fazla kıdem tazminatı veya ikramiye ödenemez.

İşyerinin devri veya el değiştirmesi hâlinde 12 Temmuz 1975 tarihinden itibaren işlemiş kıdem tazminatlarından her iki işveren de sorumludur. Ancak işyerini devreden işverenin bu sorumluluğu, işçiyi çalıştırdığı süre ve devir sırasındaki ücret seviyesiyle sınırlıdır.

Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesi hâlinde açılacak davada hâkim, gecikme süresi için mevduata uygulanan en yüksek faize hükmedecektir.

Evlilik Nedeniyle Ayrılan Kadın İşçinin Kıdem Tazminatı Hakkı

1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi, kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla iş sözleşmesini sona erdirmesini, diğer koşulların da sağlanması hâlinde kıdem tazminatına hak kazandıran hâller arasında saymaktadır. Bir yıllık süre geçtikten sonra bu gerekçeyle ayrılma hakkından yararlanılamaz.

İbranamenin Geçerlilik Koşulları

İş ilişkisinin sona ermesinin ardından işçinin işvereni ibra etmesi için düzenlenen ibranamenin geçerli sayılabilmesi, iş ilişkisi sona erdikten en az bir ay sonra imzalanması ve içerdiği ödemelerin belgede açıkça belirtilmesi koşullarına bağlıdır. Bu koşullara uyulmaması ibranamenin hukuki geçerliliğini tartışmalı hâle getirebilir.

İşsizlik Ödeneği ve SGK Çıkış Kodu

Kendi isteğiyle işten ayrılan işçi kural olarak işsizlik ödeneğinden yararlanamaz; işsizlik ödeneğine hak kazanılabilmesi için çalışanın kendi kusuru ve isteği dışında işsiz kalmış olması şarttır. SGK'ya yapılan bildirimde kullanılan çıkış kodu belirleyici rol oynar: istifayı bildiren kod ile işveren feshini gösteren kodların İŞKUR uygulamasındaki sonuçları birbirinden farklıdır.

Sık Sorulan Sorular

İstifa edersem kıdem tazminatı alabilir miyim?

Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatına hak kazanamaz. Ancak sözleşme veya işyeri uygulaması istifa hâlinde kıdem tazminatı ödeneceğini öngörüyorsa bu düzenleme geçerliliğini korur ve 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi ile tavan hükümleri çerçevesinde hesaplama yapılır. Kadın işçiler için ise aynı madde özel bir hak tanımaktadır: nikâh tarihinden itibaren bir yıl içinde kendi arzusuyla iş sözleşmesini sona erdiren kadın işçi, diğer koşullar varsa kıdem tazminatına hak kazanır.

Baskıyla imzalatılan istifa dilekçesi geçerli midir?

Hayır. İşverenin baskısı veya tazminat vaadi gibi yollarla alınan istifa dilekçeleri Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500 sayılı kararına göre geçersiz sayılmakta ve feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmektedir. Aynı kararda, bu hâllerde işveren feshinin haklı olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

İkale ile işten ayrılırsam işsizlik maaşı alabilir miyim?

Kural olarak hayır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/6763, K. 2013/5531 sayılı kararı, bozma sözleşmesiyle iş sözleşmesi sona eren işçinin 4447 sayılı Kanun kapsamındaki işsizlik sigortasından kural olarak yararlanamayacağını; ihbar ve kıdem tazminatlarına da kural olarak hak kazanamayacağını ortaya koymaktadır.

İhbar süresine uymazsam ne olur?

4857 sayılı İş Kanunu'nun 17. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İhbar süresini beklemeden ayrılan işçi, kullanmadığı süreye karşılık gelen ihbar tazminatı tutarından işverene karşı sorumlu tutulabilir.

Kıdem tazminatı hesabında hangi ücret esas alınır?

1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca hesaplamada son ücret esas alınır. Ücretin sabit olmadığı akort veya götürü gibi sistemlerde ise son bir yıllık dönemde ödenen ücretin o dönem çalışılan günlere bölünmesiyle bulunan ortalama ücret kullanılır. Son bir yıl içinde zam yapılmışsa, işten ayrılma tarihi ile zam tarihi arasındaki ücret aynı yöntemle hesaplanır. Temel ücrete ek olarak para ve para ile ölçülmesi mümkün sözleşmesel ve kanundan doğan menfaatler de hesaba dahil edilir.

Şarta bağlı istifa geçerli midir?

Kural olarak hayır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/3423, K. 2018/3500 sayılı kararında şarta bağlı istifanın kural olarak geçerli sayılmadığı; tazminat ödenmesi koşuluna bağlı ayrılma taleplerinin istifa değil, ikale için icap olarak değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir.

Farklı dönemlerde aynı işverende çalışırsam kıdem hesabı nasıl yapılır?

1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca aynı işverenin bir veya farklı işyerlerinde fasılalı biçimde çalışılan süreler birleştirilerek kıdem hesabı yapılır. İşyerinin devredilmesi veya başka bir işverene geçmesi hâlinde de önceki ve sonraki dönemlerdeki çalışma süreleri toplamı esas alınır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu