İşçiye Elden Ücret Ödenmesi ve Gerçek Ücretin İspatı

by Avukat Erdal Ersoy
İşçiye Elden Ücret Ödenmesi ve Gerçek Ücretin İspatı

Banka Aracılığıyla Ödeme Yükümlülüğü ve İstisnası

Ücret, Prim, İkramiye ve Bu Nitelikteki Her Türlü İstihkakın Bankalar Aracılığıyla Ödenmesine Dair Yönetmelik'in 10. maddesi kapsamında, İş Kanunu'na tabi işverenlerin Türkiye genelindeki çalışan sayısının en az beş kişiyi bulması durumunda, personele ilgili ayda ödenecek net tutarların banka kanalıyla yatırılması zorunludur. İş Kanunu kapsamında bulunmakla birlikte Türkiye genelinde çalıştırılan işçi sayısı en az beş işçi eşiğine ulaşmayan işyerleri yönünden bu yönetmelik kapsamında bankadan ödeme yapma zorunluluğu doğmamaktadır. Banka aracılığıyla ödeme yükümlülüğü altındaki işyerinin bulunduğu yerde banka şubesinin bulunmaması ya da personele bu yolla ödeme yapma imkânının olmaması halinde ise ödemelerin Posta ve Telgraf Teşkilatı şubeleri üzerinden yapılması gerekmektedir.

12605 sayılı ÜCRET, PRİM, İKRAMİYE VE BU NİTELİKTEKİ HER TÜRLÜ ÜCRET, PRİM, İKRAMİYE VE BU NİTELİKTEKİ HER TÜRLÜ İSTİHKAKIN BANKALAR ARACILIĞIYLA ÖDENMESİNE DAİR YÖNETMELİK m. 10Kaynağı aç
MADDE 10 – (1) İşyerleri ve işletmelerinde İş Kanunu hükümlerinin uygulandığı    işverenler ile üçüncü kişiler, Türkiye genelinde çalıştırdıkları işçi sayısının (Değişik ibare:RG-21/5/2016-29718)(2) en az beş olması halinde, çalıştırdıkları işçiye o ay içinde yapacakları her türlü ödemenin kanunî kesintiler düşüldükten sonra kalan net tutarını, bankalar aracılığıyla ödemekle yükümlüdürler. Zorunluluk hâli

Banka üzerinden ödeme zorunluluğu kapsamındaki işverenler yönünden bu kural yalnızca asıl ücretle sınırlı değildir. İşçiye yapılan mesai ve prim gibi yan ödemeler de elden verilemez ve ücretle aynı kurala tabi tutulur.

Elden Ödeme ve Primlerin Eksik Gösterilmesinde Haklı Fesih

4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi gereğince iş sözleşmesi süresi belirli olsun veya olmasın işçi, kanunda belirtilen haklı nedenlerin varlığı halinde sözleşmeyi sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin derhal feshetme hakkına sahiptir. Aynı maddenin ikinci fıkrasının (e) bendinde, işveren tarafından işçinin ücretinin kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmemesi veya ödenmemesi işçi açısından ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık sebebiyle haklı fesih hali olarak düzenlenmiştir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24 – Süresi belirli olsun veya olmasın işçi, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa. III. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı

İşçiye elden ödeme yapılması, çalışanın hak kaybına uğramasına yol açtığından iyiniyet kurallarına uymaz ve bu durum haklı fesih sebebi oluşturur. İş sözleşmesini derhal fesih hakkını kullanarak sona erdiren işçi; kıdem tazminatı, ücret alacağı, fazla mesai ve yıllık izin ücreti gibi haklarını talep edebilir; ancak feshi kendisi yaptığı için ihbar tazminatı talep edemez.

Ücret Hesap Pusulası Düzenleme Yükümlülüğü ve Hukuki Niteliği

4857 sayılı İş Kanunu'nun 37. maddesi uyarınca işveren; işyerinde ya da banka aracılığıyla gerçekleştirdiği ödemelerde çalışana imzalı veya işyerine ait özel işareti içeren bir ücret hesap pusulası sunmakla yükümlüdür. Düzenlenen bu belgede ödeme yapılan tarih, ait olduğu dönem, temel ücrete eklenen fazla çalışma, bayram, genel tatil ve hafta tatili alacakları ile vergi, sigorta primi, avans mahsubu, icra ve nafaka benzeri bütün kesinti kalemlerinin münferit olarak belirtilmesi zorunludur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 37Kaynağı aç
Madde 37 – İşveren işyerinde veya bankaya yaptığı ödemelerde işçiye ücret hesabını gösterir imzalı veya işyerinin özel işaretini taşıyan bir pusula vermek zorundadır. Bu pusulada ödemenin günü ve ilişkin olduğu dönem ile fazla çalışma, hafta tatili, bayram ve genel tatil ücretleri gibi asıl ücrete yapılan her çeşit eklemeler tutarının ve vergi, sigorta primi, avans mahsubu, nafaka ve icra gibi her çeşit kesintilerin ayrı ayrı gösterilmesi gerekir. Bu işlemler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır. Ücret kesme cezası

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2022/2680 Esas ve 2022/3849 Karar sayılı ilamı gereğince, usulünce düzenlenen çalışma belgesi ve ücret hesap pusulası türündeki belgeler işçinin ücreti bakımından işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği savunması işverence ileri sürülemez; mahkeme ise muvazaa olgusunu resen araştırır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/2680, K. 2022/3849Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2022/2680 E.  ,  2022/3849 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 51. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ :ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : … 30. İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının, davalı şirkete ait işyerinde 11.09.1995 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını, iş akdinin haklı ve geçerli bir neden olmadan 14.03.2015 tarihinde sona erdirildiğini, son aldığı net ücretin 5.000,00 ABD doları olduğunu, ücretin bir kısmının bankadan yatırıldığını, bakiyenin elden ödendiğini, tazminat ve diğer işçilik alacakların ödeneceği sözü verildiğini, ancak işlerin bozuk olduğu bahanesiyle ödeme yapılmadığını, davacının hastalık, cenaze vs. gibi nedenlerle kısa süreli mazeret izinleri dışında çalışma süresi boyunca yıllık izinlerini kullanmadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının müvekkil şirket nezdinde sigortalı olarak çalışmadığını, davacının müvekkil şirket ortaklarından Ece AYASKAN ile eşi Sabri AYASKAN'ın çok eski arkadaşları ve aile dostları olduğunu, 1996 yılından itibaren kendisine gelir temin etmek amacıyla müstakilen gemi kiralama konusunda brokerlik yaptığını, bu işlerini zaman zaman müvekkil şirket iş yerini kullanarak devam ettirdiğini, zaman zaman müvekkil şirketin gemilerinden yük bağlantıları yaptığını, müvekkil şirketin buna karşılık elden davacıya komisyon mahiyetinde ödeme yaptığını, 01.01.2005'ten itibaren davalı şirketin ofis işlerinde davacının sigortalı olarak çalışmaya başladığını, 31 Mayıs 2012 tarihine kadar çalıştığını sonra bir süre ara verdiğini, 02.11.2012 tarihinde tekrar çalışmaya başladığını, 14.03.2015 tarihinde davacının kendi isteğiyle işi bıraktığını ancak sehven işten ayrılma nedeni kutucuğuna "05" kodunun yazıldığını, davacının kendi isteğiyle ayrılmasına rağmen davacıya lütuf ödemesi olarak 5.497,84 TL banka hesabına kıdem tazminatının yatırıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının 01.01.2005 tarihinden 04.03.2015 tarihine kadar davalı iş yerinde en son brüt 2.311,47-TL ile çalıştığı, davalının belirsiz süreli iş sözleşmesini (05) kodu ile haksız olarak feshettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İstinaf başvurusu : İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, taraflar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti : Bölge Adliye Mahkemesince, "…taraflar arasında hizmet süresi, iş akdinin fesih nedeni ile davacının en son aldığı maaş miktarının uyuşmazlık konusu olduğu, davacının davalı iş yerinde 11/09/1995 – 14/03/2015 tarihleri arasında çalıştığı iddia edilmişse de resmi kayıtlarının aksini ispat eder herhangi bir delil dosyaya sunulmadığı, resmi kayıtlarla örtüşmeyen davacı tanıkların soyut beyanlarına itibar edilemeyeceği, SGK kayıtları, hizmet cetvelleri, işe giriş-çıkış, bildirgeleri vb. Resmi kayıtlar dikkate alındığında davacının resmi kayıtlara göre fiili çalışma başladığı tarihin 01/01/2005 tarihi olduğunu kabul eden ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği, Davacı taraf her ne kadar aylık 5000 USD aldığını iddia etmişse de davacı vekilinin duruşmada emsal ücret araştırması için sendika ve meslek odası bildirmeyeceğini beyan ettiği, ilk derece mahkemesince emsal ücret araştırmasının yapılmadığı, tanık beyanlarıyla ücretin tespitinin mümkün olmadığı, ücrete ilişkin davacı iddialarını ispat edemediğini, maaş bordroları esas alınarak davacının brüt 2.311,47-TL aylık ücret aldığının kabul edildiği anlaşıldığından davacının itirazlarına itibar edilmemiştir. Davalı işverence 14/03/2015 tarihinde 05 çıkış kodu gösterilerek iş akdinin haksız olarak feshedildiği, 23/03/2015 tarihli SGK işten ayrılış bildirgesinde çıkış kodunun 05 olarak gösterdiği, 05 kodun belirli süreli işin sona ermesi olarak göründüğü, davacının yaptığı iş gereği sözleşmenin belirli süreli olma durumunun bulunmadığı gibi iş yeri faaliyetinin devam ettiği iş yerinin kapanmadığı anlaşılmakla davalının itirazlarının yersiz olduğu, haksız olarak iş akdinin feshedildiği kabul edilerek kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazandığı ilk derece mahkemesinin kararında isabetsizlik görülmediği, Davacı vekilinin dava dilekçesinde; kıdem tazminatına iş akdinin feshedildiği tarihten itibaren faize hükmedilmesini talep etmediği, gerek dava dilekçesi ve gerekse ıslah dilekçesinde bu yönde bir talebi olmamasına rağmen ilk derece mahkemesince kıdem tazminatına fesih tarihi olan 13/03/2015 tarihinden itibaren faiz yürütülmesinin usule aykırı görüldüğü,bu durumda kıdem tazminatına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği anlaşılmakla davalı tarafın istinaf talebinin kabülüne karar verilmesi gerekmiş olup…" gerekçesiyle, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne, İlk derece mahkemesince verilen karar kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz başvurusu : Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: 1-Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, taraflar arasındaki sözleşmeye, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Taraflar arasında davacının hizmet süresi yönünden uyuşmazlık bulunmaktadır. İş hukukunda çalışma olgusunu ve hizmet süresini ispat yükü, bunu iddia eden işçiye düşer. Çalışma olgusu her türlü delille kanıtlanabilir. Somut olayda, davacı davalı şirkete ait işyerinde 11.09.1995 tarihinden itibaren çalışmaya başladığını iddia etmiş, davalı ise davacının 1996 yılından itibaren kendisine gelir temin etmek amacıyla gemi kiralama konusunda brokerlik yaptığını, bu işlerini zaman zaman müvekkil şirket iş yerini kullanarak devam ettirdiğini, zaman zaman müvekkil şirketin gemilerinden yük bağlantılarını yaptığını, müvekkil şirketin buna karşılık elden davacıya komisyon mahiyetinde ödeme yapıldığını, 01.01.2005 tarihinden itibaren davalı şirketin ofis işlerinde davacının sigortalı olarak çalıştığını savunmuştur. Davacı tanığı A.G; kendisinin davalı işyerinde 01.08.1993 tarihinden 2002/Şubat ya da Mart ayına kadar çalıştığını, davacının 1995 Eylül ayının başında işe başladığını, diğer davacı tanığı K.İ ise 2002 yılı Nisan ayında işe başladığında davacının işyerinde çalıştığını beyan etmiştir. Dosya içeriğine göre davalının savunması ve davacı tanıklarının beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının davalı işyerinde davacının iddiası gibi 11.09.1995 tarihinden itibaren çalıştığı kabul edilerek hizmet süresinin belirlenmesi gerekirken SGK kayıtlarına göre sigorta girişi esas alınarak belirlenmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 3- Taraflar arasında davacının aldığı ücret konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32 nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37 nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8 inci ve 37 nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir. İşçinin gerçek ücretinin tespiti, özellikle sigortalılık hakkı bakımından kamu düzenini ilgilendirir. Zira sigortalılık hakkından vazgeçilemediğine göre düşük ücretten sigorta primi ödenmesinin işçi tarafından kabulü de geçerli değildir. Aynı zamanda gerçek ücretin tespiti Devletin vergi alacakları bakımından önemlidir. Bu itibarla işçinin gerçek ücretinin kayıtlara yansıtılması konusunda gereken hassasiyet gösterilmeli ve gerektiğinde hakim tarafından resen araştırma ilkesi devreye girmelidir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda, davacı, son aldığı net ücretin 5.000,00 ABD doları olduğunu, ücretin bir kısmının bankadan yatırıldığını, bakiyenin elden ödendiğini iddia etmiş, davalı ise bordrolarda kayıtlı ücreti aldığını savunmuştur. Davacı tanığı 2002 yılında işten ayrılırken davacının ücretinin 5.000,00-5.500,00 Dolar olduğunu beyan etmiş, 2016 yılı Ağustos ayında işten ayrılan davacı tanığı ise davacının en son net 5.000,00 Dolar maaş aldığını, maaşların bir kısmı Türk Lirası bazında bankaya yattığını, geri kalan kısmının dolar üzerinden elden ödendiğini beyan etmiş, davalı tanığı ise aynen "İşyerinde maaşlar elden ödenirdi." şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkemece salt tanık beyanlarıyla davacının ücretinin tespitinin mümkün olmadığı, davacının ücrete ilişkin iddialarını ispat edemediği gerekçesiyle davacının ücreti, bordroda belirtilen ücret olarak kabul edilmiş ise de davalı tanığının da davacı ve davacı tanıkları gibi ücretlerin elden ödendiğini beyan etmesi, davacının yaptığı iş, kıdemi, meslek unvanı birlikte değerlendirildiğinde davacının ücretinin bordroda kayıtlı ücret olarak kabul edilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Bu itibarla, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda davacının işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı, ayrıca Türkiye İstatistik Kurumunun resmi internet sitesindeki "kazanç bilgisi sorgulama" kısmından da faydalanılabileceği göz önüne alınarak emsal ücret araştırması yapılmalı, bu araştırma sonucunda elde edilen veriler, tanık beyanları ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir. Eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Gerçek Ücretin Mahkemede Tespiti ve İspat Araçları

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2017/7955 Esas ve 2017/20925 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere; çalışma düzeninde vergi veya sigorta prim yükünü azaltmak kastıyla sözleşme yahut bordrolarda gösterilen tutarların fiili durumu yansıtmadığı hallerde asıl ücretin belirlenmesi gerekir. Çalışanın kıdemi, unvanı, yürüttüğü somut iş, işyerinin niteliği ve emsal çalışanların kazancı gibi unsurlar ışığında imzalı bordrodan şüphe duyulursa tanık ifadeleri dikkate alınır. Mahkemece işçinin mesleki tecrübesi, işyerindeki çalışma tarihleri, fiili görevi ve unvanı aktarılarak sendikalardan, yetkili işçi ve işveren teşekküllerinden emsal kazanç araştırması yapılması ve dosyadaki bütün delillerin bir arada takdir edilmesi icap eder.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/7955, K. 2017/20925Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/7955 E.  ,  2017/20925 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının 01.12.2006-22.07.2013 tarihleri arasında davalı işyerinde pres operatörü olarak çalışmakta iken iş akdinin haklı bir neden olmaksızın işverence feshedildiğini iddia ederek, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık izin ücreti ve ücret alacaklarını istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı taraf davaya cevap vermemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak kayıtlardaki ücrete itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Taraflar arasında tazminat ve alacakların belirlenmesine esas ücret miktarı uyuşmazlık konusudur. İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunu'nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut uyuşmazlıkta, davacı net 1.300,00 TL. ücret aldığını iddia etmiş, davalı ise davayı takip etmemiş ve herhangi bir savunmada bulunmamıştır. Mahkemece, SGK kayıtlarına itibar edilerek davacının asgari ücretle çalıştığı kabul edilmiş ise de, işyerinde pres operatörü olarak çalışan davacı 6,5 yılı aşkın kıdeme sahiptir. Vasıflı işçi durumunda olan ve uzun süre kıdeme sahip bir işçinin bu ücretle çalıştığının kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle emsal ücret araştırması yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11/12/2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Zorunlu Arabuluculuk Şartı ve Yargılama Usulü

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı talepleriyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması halinde görevli mahkeme iş mahkemesidir; iş mahkemesi bulunmayan yerlerde ise dava asliye hukuk mahkemesinde açılır.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu

Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya onaylı bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece sunulması için bir haftalık kesin süre verilir; ihtara rağmen tutanak sunulmazsa dava dilekçesi tebliğe çıkarılmaksızın dava usulden reddedilir. Arabulucu, başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hallerde en fazla bir hafta uzatılabilir. Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.

İşçiye elden ödeme yapılması haklı fesih sebebi midir?

İşçiye elden ödeme yapılması hak kaybına yol açtığından iyiniyet kurallarına aykırılık oluşturur ve haklı fesih nedenidir; ayrıca 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24/II-e maddesi gereğince ücretin kanuna veya sözleşmeye uygun hesap edilmemesi ya da ödenmemesi de işçiye derhal fesih imkânı verir. Bu yolla fesih yapan işçi kıdem tazminatı talep edebilirken ihbar tazminatı isteyemez.

İşyerinin bulunduğu yerde banka şubesi yoksa ücret nasıl ödenir?

Banka aracılığıyla ödeme yükümlülüğü altındaki işverenler, işyerinin bulunduğu mahalde banka şubesi olmaması veya banka kanalıyla ödeme imkânı bulunmaması durumunda ödemeleri Posta ve Telgraf Teşkilatı şubeleri aracılığıyla yapmak zorundadır.

Banka zorunluluğu olan işyerinde mesai ve prim elden ödenebilir mi?

Hayır. Banka üzerinden ödeme zorunluluğu kapsamındaki işverenler yönünden mesai ve prim gibi yan ödemeler de ücretle aynı kurala tabidir ve elden yapılamaz.

Bordrodaki ücretin gerçeği yansıtmadığı nasıl tespit edilir?

İmzalı bordrodaki ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi belirdiğinde tanık beyanları değerlendirilir; işçinin kıdemi, unvanı ve yaptığı iş bildirilerek sendikalar ile ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücret araştırması istenir.

Elden ödemeden doğan alacak ve tazminat uyuşmazlıklarında doğrudan dava açılabilir mi?

Hayır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu uyarınca kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı talepleriyle açılan davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucuya başvurulmadan dava açılması halinde dava usulden reddedilir; ancak iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan tazminat ve tespit davaları bu şartın istisnasıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu