İşçinin Yol Açtığı Zararların İşverence Tahsili ve Sınırları

by Avukat Erdal Ersoy
İşçinin Yol Açtığı Zararların İşverence Tahsili ve Sınırları

İşçinin işverene kusurlu davranışıyla verdiği zararların tazmini hukuken mümkündür; ancak işveren bu alacağını işçinin rızası bulunmaksızın tek taraflı iradesiyle ücretten kesemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesi uyarınca işçi, kusuruyla işverene verdiği her türlü zarardan sorumludur. Buna karşın ortaya çıkan mali kayıpların tahsili, keyfi kesintilerle değil kanunun çizdiği sınırlar ve yargısal usuller izlenerek gerçekleştirilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 400Kaynağı aç
MADDE 400- İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur. D. İşverenin borçları I. Ücret ödeme borcu 1. Ücret a. Genel olarak
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 407Kaynağı aç
MADDE 407- Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde ödenenlerin özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin bulunduğu il ve benzeri unsurları dikkate alarak iş sahiplerini zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakın, brüt ya da kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Cumhurbaşkanlığı yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabî tutulan iş sahipleri, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler. Her ödeme döneminde, işçiye hesap pusulası verilir. İşçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarının özel olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer ûsul ve esaslar, anılan bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.[5] İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir. Ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. 3. İşgörme ediminin ifasının engellenmesi hâlinde ücret a. İşverenin temerrüdü hâlinde
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/19925, K. 2015/26047Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/19925 E.  ,  2015/26047 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (İŞ) DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının iş sözleşmesinin 25/05/2011 tarihinde yapılan bildirimle iş kanununun 25/II-ı maddesi gereğince tazminatsız ve ihbarsız olarak feshedildiğini, müvekkilinin işten tazminatsız ve ihbarsız olarak çıkarılmasına dayanak olarak söylenen hatalı basım iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, kart basım işinin bir bütün olduğunu, farklı aşamalarının bulunduğunu, her aşamada farklı birim ve kişiler ile yöneticilerin onayından geçtiğini, eğer hatalı basılan kart var ise planlama, basım ve denetim aşamalarındaki tüm yetkililerin sorumluluğunun bulunması nedeniyle herkesin işten çıkarılması gerektiğini, feshin haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ile davacının işe iadesine, çalışmadığı süreler için ödenecek ücretinin 4 ay olarak belirlenmesine, çalışmadığı süreler için ödenecek ücretin 4 ay olarak belirlenmesine, davacının işe iadesine karar verilmesine rağmen davacının süresi içerisinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının 8 aylık ücreti olarak belirlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının görevini iş tanımına uygun olarak ve gereği gibi yerine getirmediğini, davacının yaptığı hatalı kart basım işlemenin maliyetinin davacının 30 günlük ücreti tutarıyla ödenemeyeceğini, davacının basım işinin sorumluluğunu tek başına üstlenmediğini ancak davacının müvekkil davalı şirket personeli dava dışı İsmail Karaca’nın kartların üretimini ve basımı gerçekleştiren operatörler olduklarını, yine dava dışı …’un ise yapılan baskının müşteriden gelen tasarıma ve örneğe uygun olup olmadığını denetlemek işin tasarıma uygunluğunun onayını vermek ve bu doğrultuda işin başlamasını ve ilerlemesini yürütmekle görevli olduğunu, bu kapsamda davacının da dahil olmak üzere 3 kişinin kart basımı işinin müşteri tarafından belirlenen tasarıma göre gerçekleştirilmesinden sorumlu olduklarını, ancak bu işin devamında kart kontrolünü yapan kişilerin sorumluluğunun davacı tarafından iddia edildiği şekilde kartların müşteriden gelen örneğe uygun olması ile ilgili olmadığını, kaldı ki davacının iş tanımında açıkça " iş emrine uygun baskı üretiminin yapılmasını sağlamak çalışma anında üretilen ürünlerin doğruluğunu garantilemekle görevli olduğu "nun açıkça yazdığını, buna rağmen davacının görevini gereği gibi yerine getirmediğini, müşteriden gelen örneğe uygun olarak kart basımını gerçekleştirmediğini, feshin haklı sebeple ve iş yasasında amir tüm şekil şartlarına uygun bir şekilde gerçekleştirildiğini, haksız ve hukuka aykırı davanın reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, iş sözleşmesinin işverence geçerli neden bulunmaksızın feshedildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez. İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir. İşçinin davranışlarına dayanan fesih, herşeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir. Buna karşılık, işçinin kusuruna dayanmayan davranışları, kural olarak işverene işçinin davranışlarına dayanarak sözleşmeyi feshetme hakkı vermez. Kusurun derecesi, iş sözleşmesinin feshinden sonra iş ilişkisinin arzedebileceği olumsuzluklara ilişkin yapılan tahminî teşhislerde ve menfaatlerin tartılıp dengelenmesinde rol oynayacaktır. İşçinin iş sözleşmesini ihlal edip etmediğinin tespitinde, sadece asli edim yükümlülükleri değil; kanundan veya dürüstlük kuralından doğan yan edim yükümlülükleri ile yan yükümlerin de dikkate alınması gerekir. Sadakat yükümü, sözleşmenin taraflarına sözleşme ilişkisinden doğan borçların ifasında, karşı tarafın şahsına, mülkiyetine ve hukuken korunan diğer varlıklarına zarar vermeme, keza sözleşme ilişkisinin kapsamı dışında sözleşme ile güdülen amacı tehlikeye sokacak özellikle karşılıklı duyulan güveni sarsacak her türlü davranıştan kaçınma yükümlülüğünü yüklemektedir. İşçinin iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal ettiğini işveren ispat etmekle yükümlüdür. Yan yükümlere itaat borcu, günümüzde dürüstlük kuralından çıkarılmaktadır. Buna göre, iş görme edimi dürüstlük kuralının gerektirdiği şekilde ifa edilmelidir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesih sebebi, işçinin kusurlu bir davranışını şart koşar. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II. I bendinde “İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması” halinde işverenin iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebileceği ve bu nedenin haklı neden olacağı, bu halde işçinin 1475 sayılı Kanunun yürürlükte olan 14. Maddesi uyarınca kıdem tazminatına hak kazanamayacağı düzenlenmiştir. Ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 8098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun işçinin sorumluluğu başlığı altında düzenlenen 400. Maddesine göre “(1)İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. (2)Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur”. Maddede, işçinin sorumluluğunun sınırlandırılması ile ilgili ikinci fıkradaki düzenleme, hem hukukumuz bakımından yenidir hem de iş kanunlarının kapsamına giren iş ilişkilerinde de uygulanacağı için özel bir önem arz etmektedir. Bu düzenleme nedeni ile kusurun derecesi, işin tehlikeli olup olmaması, zararın yüksekliği, riskin sigorta edilebilirliği, işçinin işletmedeki konumu, ücretinin seviyesi, kıdemi, yaşı, ailevî ilişkileri ve zarar anına kadarki davranışları göz önünde bulundurulacaktır. (Prof. Dr. Polat SOYER. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununda Yer Alan “Genel Hizmet Sözleşmesi”ne İlişkin “Bazı” Hükümlerin İş Hukuku Açısından Önemi. Kadir Has Üniversitesi. İş Hukukunda Güncel Sorunlar Semineri (2) Tebliği). Özellikle 2. fıkra ve bu fıkranın yasal gerekçesi ile kaynak alınan İsviçre Borçlar Kanunu’nun uygulaması karşısında 25/II.ı bendindeki haklı nedenin yeniden değerlendirilmesi ve yoruma tabi tutulması gerekir. Zira ikinci fıkradaki düzenleme ile işçinin kusur oranına göre verdiği hasar otuz günlük ücretini aşsa da kusurun daha çok işverende veya başka bir etkende olduğu, işçinin kusurunun daha az ve hafif olduğu durumlarda sorumlu tutulmamasına karar verilecektir. Diğer taraftan İşveren, iş sözleşmesine aykırı davranışta bulunan işçiye yaptığı eylemle orantılı bir yaptırım uygulamalıdır. Yapılan eylemle orantılı olmayan ve ölçüsüz olarak nitelendirilebilecek bir yaptırım mazur görülemez. Sonuç itibariyle fesihte bir cezadır. Ölçülülük ilkesi uyarınca, uygulanacak önlem, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalı bir başka anlatımla tedbir uygun olmalı, ulaşıl­mak istenen amaç açısından gerekli olmalı ve uygulanacak tedbirin sonucu olan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç, ölçüsüz bir oran içerisinde bu­lunmamalıdır. Bu il­ke uyarınca yargıç feshin geçerli olup olmadığını kararlaştırırken, işçinin davra­nışının ağırlığını dikkate alarak, her olayın özelliğine göre işçinin davranışı ile işverence uygulanan fesih türü arasında bir orantısızlık (ölçüsüzlük) olup olma­dığını takdir edecektir. İşçinin davranışının haklı fesih olarak değerlendirilmesi ağır ve gerekli olmayan bir sonuç ise geçerli neden, işveren açısından iş ilişkisinin devamını önemli ölçüde çekilmez hale getirmeyecek ve işçiye fesih dışında başka bir disiplin cezası ile geçiştirilebilecek bir davranış ise, geçersiz neden kabul edilmelidir. Somut olayda işyerinde üretim operatörü olarak çalışan davacının iş sözleşmesi bir bankanın sipariş ettiği kredi kartında bulunan logonun hatalı basılması nedeniyle meydana gelen zarar gerekçe gösterilerek 4857 Sayılı Yasa’nın 25/II-ı maddesi uyarınca feshedilmiştir. Mahkemenin 24.02.2012 T. 2011/412 Esas 2012/149 Karar sayılı kararı Dairemizin 04.04.2013 T. 2012/31059 E. 2013/11175 Karar sayılı kararıyla aralarında hukukçu ve işyerinin işleyişini bilen uzman (baskı uzmanı, grafiker gibi) bilirkişiler eşliğinde keşif yapılarak davacının görev tanımı ve dosyadaki belgeler dikkate alınarak davacının feshe neden olan olayda kusuru bulunup bulunmadığı, meydana gelen zarar miktarı tespit edilerek sonucuna göre feshin haklı veya geçerli olup olmadığına karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla karar verildiği gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sırasında aldırılan bilirkişi raporunda yapılan baskı hatasının maliyetinin piyasa rayiçlerine göre boya malzemesi ve işçiliği dahil 3.000 Euro olduğu, davacının ise diğer iki arkadaşıyla birlikte zararın %50’sinden sorumlu tutulduğu, davacının bu nedenle %16,67 kusurunun bulunduğu, davacının zarardan sorumluluğunun 1.091,17 TL olup 2.500 TL olan brüt ücretinin altında kaldığı belirtilmiş ve mahkemece de bu nedenle feshin geçerli olmadığı kabul edilmiştir. Hatalı üretimin bu oluş şekline göre davacı hafif kusurludur. Bu tespitler ve 6098 sayılı TBK.’un 400/2 maddesi kapsamında davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin kabulü ölçülülük ilkesine aykırı olacaktır. Mahkemece feshin haksız olduğu yönündeki tespiti isabetlidir. Ancak davacının hafif kusurlu olduğu bu hatalı üretimde yaptığı davranışı işyerinde olumsuzluklara yol açtığından geçerli neden kabul edilmelidir. O halde somut olayda işverenin iş sözleşmesinin feshi geçerli nedene dayandığından, feshin geçersizliği ve işe iade isteğinin reddi gerekir. Mahkemece aksi gerekçe ile kabulü hatalıdır. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Davanın REDDİNE, 3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 1.090.00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.500 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, Kesin olarak 17/09/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İşçinin Özen ve Sadakat Borcunun Sınırları ve Kusur Sorumluluğu

Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesi gereğince çalışan, üstlendiği işi titizlikle yerine getirmek ve işverenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakatle davranmak mecburiyetindedir. Bu çerçevede işçi; işyerine ait makineleri, teçhizatı, teknik donanımları, tesisleri ve motorlu araçları amacına ve kullanım kurallarına uygun biçimde işletmek, işin ifası amacıyla uhdesine bırakılan hammaddeler ile malzemeleri özenle korumakla yükümlüdür. Sadakat borcunun uzantısı olarak çalışan, sözleşme ilişkisi devam ederken bir bedel mukabilinde üçüncü şahıslara hizmet veremez ve işvereniyle ticari rekabete giremez. Aynı kural gereğince işin yürütülmesi esnasında vakıf olunan üretim yöntemleri ve işletme sırlarının korunması zorunludur. Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesinin son fıkrası uyarınca, işverenin meşru menfaatinin korunması gerektirdiği ölçüde sır saklama yükümlülüğü iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da varlığını sürdürür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 396Kaynağı aç
MADDE 396- İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. III. Teslim ve hesap verme borcu

İşçinin meydana gelen hasardan doğan sorumluluğu mutlak bir kusursuz sorumluluk esasına dayanmaz. Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında sorumluluk tayin edilirken; yürütülen faaliyetin tehlike barındırıp barındırmadığı, işin özel bir mesleki eğitim veya uzmanlık gerektirip gerektirmediği ile çalışanın işe girişinde bilinen yahut işverence bilinmesi gereken mesleki ehliyeti, tecrübesi ve kişisel yetenekleri değerlendirilir.

Hizmet ilişkilerinde sorumluluk kuralları emredici hükümlerle belirlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 115. maddesinin ikinci fıkrasına göre, borçlunun hizmet akdinden kaynaklanan yükümlülüklerinden ötürü sorumlu tutulamayacağına yönelik evvelce akdedilen her çeşit şart kesin biçimde hükümsüzdür. Dolayısıyla işçinin hafif kusurundan dahi sorumlu kılınmayacağına ilişkin önceden varılan anlaşmalar kanunen geçersizdir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

Zararın ortaya çıkmasında tarafların ortak kusuru bulunmaktaysa, işçi meydana gelen kaybın tamamından değil, münhasıran kendi kusuruna tekabül eden oran nispetinde mesul tutulur. Nitekim harcamaların veya kayıtların düzenli tutulmaması gibi işverenin ortak kusurunun bulunduğu hallerde, işçinin sorumluluğu kusur dengesi gözetilerek indirilir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/8866, K. 2017/4662Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/8866 E.  ,  2017/4662 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, aleyhine başlatılan Büyükçekmece 2.İcra Müdürlüğünün 2012/1803 Esas sayılı icra takip dosyası ile icra takibine borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının 20/06/2000-05/10/2009 tarihine kadar davalı şirkette uluslararası tır şoförü olarak çalıştığını, davalı işverenlik tarafından aleyhine Büyük Çekmece 2.İcra müdürlüğünün 2012/1803 Esas sayılı icra takip dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ödeme emri gönderildiğini, gönderilen tebligatın muhtara tebliğ edildiğini ve icra takibinin usulsüz olarak kesinleştiğini, iş akdinin haksız ve bildirimsiz fesih nedeni ile Bakırköy 14. İş Mahkemesinin 2009/9 esas sayılı dava dosyası ile işçilik alacaklarına dair dava açıldığını, davanın sübut bulduğunu iddia ederek davacının davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının şirkette tır şoförü olarak çalıştığını, şirkette çalıştığı dönemde yaptığı harcamaları belgelendirmediği veya iade etmediği harcırahlardan kaynaklı yapılan icra takibinin B. Çekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2012/1803 esas sayılı dosyası ile takibe konulduğunu, ve itiraz edilmediğinden usul ve yasaya uygun olarak kesinleştiğini, davacının iddialarının ve açılan bu davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacının Bakırköy 30. ASCM'nin 2010/1833 esas sayılı dava dosyasında davacının sanık olarak yargılandığını ve uluslararası seferlerde yaptığı masraf makbuzlarını sunarken sahte makbuzlar ve faturalar kullandığını, şirketi zarara uğrattığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davalı işveren tarafından davacı hakkında 1.500,00 Euro bedelli senetten ve 5233,35 TL cari hesap ve sefer alacağından dolayı 8.743,35 TL asıl alacak, 968,20 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 9. 711,55 TL icra takibi yapıldığı, alınan bilirkişi hesap raporunda sefer dosyasındaki ödeme ve masraf makbuzlarına göre 31/12/2008 dönem sonu itibariyle davacı işçinin 9995,54 TL borçlu olduğunun belirtilmiş olduğu, davalı işverenlikçe ibraz edilen masraf dökümleri ve ödeme makbuzları kararlaştırılmış ve mezkur kayıtlar arasında tutarsızlık olduğu tespit edilmiş, davalı işverenlikçe defter ve kayıtlar delil olarak gösterildiği, işçi işveren ilişkisine dayalı davalarda tek taraflı tanzim edilen defter ve kayıtların nazarı itibar alınmasının mümkün olmadığı, ticari defterlerin kanıt niteliğinde olması koşulları işverenin işçinin taciri olmaması, uyuşmazlığın her iki tarafının uyuşmazlık işin yapıldığı tarihte tacir sıfatına sahip olmaması, davacının defter tutma yükümüne tabi kişilerden olmaması nedeni ile davanın kısmen kabulü ile Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğünün 2012/1803 takip sayılı takip konulu borçtan dolayı davacı … ın davalı YOUNGTÜRK… şirketine borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Öncelikle usul yönünden değerlendirildiğinde; asıl olan borçlu olmadığının tespiti istemi olup, kötnüyet tazminatı bağlı sonuç olduğundan bu bağlı istemin kabulü veya reddi sonuca etkili olmadığından davanın kabulü yerine kısmen kabulüne karar verilmesi usule aykırıdır. Esas yönünden ise; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun işçinin sorumluluğu başlığı altında düzenlenen 400. Maddesine göre “(1)İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. (2)Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur”. İşçi işveren ilişkilerinde, işçinin görevinin niteliğine göre hizmet ve giderleri karşılamak üzere işveren tarafından iş avansı adı altında ödemeler yapılmakta ve bunların yapıldığında harcama kalemlerinin belgelendirilmesi istenmektedir. Uluslararası taşımacılık faaliyeti yapan işverenlerde araçlarında sürücü olarak görev yapan işçilere, ücretin eki niteliği yanında yurt dışında yemek, barınma ihtiyaçlarını giderme, işveren adına hizmet ve giderler olan gümrük işlemlerinde kullanılmak üzere harcırah, sefer primi adı altında avans ödemeleri yapıldığı bilinen bir uygulamadır. İşveren tarafından verilen bu avansların ücretin eki niteliğindeki kısmının işveren tarafından belgelendirilmesi istenebilir. İşçi bu durumda aldığı avansı nereye harcadığını belgelemeli ve bu belgelerde gerçeği yansıtmalıdır. Aksi halde işçi sadakat borcunu ihlal etmiş ve işverenin zararına neden olur. Dosya içeriğine göre davacı uluslararası taşımacılık faaliyeti yapan davalı işveren işçisi olarak aracında sürücü olarak görev yamaktadır. Bu nedenle de yurt dışına gittiğinde işverenden belirtilen harcamaları için avans aldığı anlaşılmaktadır. Davacının avans harcamaları için belge sunduğu, ancak dosya içeriğinde bulunan Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesinin 27.11.2012 gün ve 2010/1833 Esas, 2012/1694 Karar sayılı ceza dosyasında aldığı avansları karşılamak üzere sunmuş olduğu bu belgelerin sahteliği nedeni ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporuna göre ceza dosyasına konu edilen bu sahte belgeler karşılığı 406,00 Euro karşılığı 953,13 TL avans kapatılmıştır. Davacının bu avansları sadakat borcuna aykırı kapattığı ve işverene zarar verdiği açıktır. Diğer taraftan bilirkişi ek raporunda ayrıca davalı işverenin kayıtlarına göre kapatılmayan 4.247,72 Euro karşılığı 9.095,21 TL olduğu belirtilmiştir. Davalı işverenin kayıtlarının tutarlılık göstermemesi, davacının ücret dışında avans kapatması gerektiği yükümlülüğünü etkilemez. Ancak işçi burada kapattığını beyan ediyor ise bu kayıtların tutarsız gösterilmesi, işverenin TBK.’unun 400/2 maddesi uyarınca meydana gelen zararda ortak kusuruna neden olacaktır. O nedenle ceza mahkemesince sahteliği kesinleşen masraf belgeleri için kapatılan avans miktarında davacının zarar verdiği açık olduğundan bu miktar yönünden davacı kesin olarak borçlu tutulmalıdır. Diğer kapatılmayan avans konusunda ise bu ödenen avansların ne kadarının davacı işçinin ücreti, ne kadarının yemek ve barınma ve ne kadarının ise işverenin hizmet ve giderleri olabileceği tespit edilmeli, kayıtların tutarsız olmasından dolayı işverenin zarardan sorumlu olacağı kusur oranına göre miktar belirlenmeli ve davacının borçlu olacağı miktar açıklanan esaslara göre belirlenmelidir. Eksik inceleme ve usule aykırı şekilde karar verilmesi hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 21.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İş Avansları ve Sadakat Borcunun Yerine Getirilmesi

İş ilişkisinde iş avansı kullanan personelin, yaptığı harcamaların her birini gerçeğe uygun kanıtlayıcı evraklarla belgelemesi sadakat borcunun zorunlu bir sonucudur. Bu harcamaların tevsik edilmemesi veya gerçeği yansıtmayan belgelerin sunulması durumunda sadakat borcu ihlal edilmiş sayılır ve işverenin zararı gündeme gelir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/8866 Esas ve 2017/4662 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, çalışanın avansı kapattığını ileri sürmesi karşısında işverene ait kayıtların çelişkili veya tutarsız olması işçinin avansı usulünce kapatma mecburiyetini ortadan kaldırmaz; ancak bu vaziyet Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesinin ikinci fıkrası gereğince zararda işverenin ortak kusuru olarak dikkate alınır ve tazminat miktarı bu orana göre tayin edilir.

İşverenin Ücretten Kesinti Yapma Yasağı ve İstisnai Takas Usulü

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 407. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca işveren, işçiden mevcut alacağı ile işçiye ödemekle mükellef olduğu ücret borcunu, çalışanın rızası bulunmadığı takdirde takas edemez. Uğranılan zararın telafisi gayesiyle dahi olsa çalışanın hür ve açık muvafakati alınmadan ücret bordrosundan kesintiye gidilmesi kanuna açık bir aykırılık oluşturur.

Kanun koyucu, rıza aranmaksızın takas yapılabilmesi için son derece sıkı bir istisna kabul etmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 407. maddesinin dördüncü fıkrasının devamı uyarınca, işçinin kasten yol açtığı ve yargı kararıyla kesinleşmiş bir zarardan kaynaklanan alacaklar işçinin rızası olmaksızın takas konusu yapılabilir. Ancak bu istisnai takas işleminde dahi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi gereğince ücretin haczedilebilir kısmı esas alınır ve aylık ücretin dörtte birinden fazlası kesilemez. Nafaka alacaklılarının hakları ile işçinin ailesi için takdir edilen nafaka miktarları bu sınırın haricindedir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 35Kaynağı aç
Madde 35 – İşçilerin aylık ücretlerinin dörtte birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik olunamaz. Ancak, işçinin bakmak zorunda olduğu aile üyeleri için hakim tarafından takdir edilecek miktar bu paraya dahil değildir. Nafaka borcu alacaklılarının hakları saklıdır. Kamu makamlarının ve asıl işverenlerin hakedişlerinden ücreti kesme yükümlülüğü

İşverenin yasal takas şartları oluşmaksızın veya çalışanın rızası bulunmaksızın aylık ücretten kesinti yapması hukuka aykırı olup, işçiye kesintiye uğrayan miktarların iadesini sağlamak üzere işçilik alacakları davası açma hakkı bahşeder.

İspat Külfeti, Zararın Tahsili ve Teminat Senetleri

Zararın var olduğunu ve meydana gelen kayıp ile çalışanın eylemi arasındaki illiyet bağını ispatlama külfeti kural olarak işverenin üzerindedir. İşveren zararı ve bunun personelin iş sözleşmesini ihlali veya kusurlu ifasıyla bağlantılı bulunduğunu kanıtladığı takdirde; kusursuz olduğunu ya da eyleminin zararın birincil sebebi teşkil etmediğini ispat yükü işçiye geçer.

İşçinin özen borcunu ihlal etmesi sonucunda ortaya çıkan maddi zararın giderilmesi maksadıyla işveren, genel sorumluluk hükümleri dahilinde tazminat davası açabilir veya icra takibine girişebilir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2013/33880 Esas ve 2014/16569 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, işçi hakkında adli makamlara suç duyurusunda bulunulmamış veya bir ceza davası açılmamış olması işçinin hukuki ve mali sorumluluğunu bertaraf etmez. Alınacak ilamın kesinleşmesi neticesinde yasal haciz sınırları dahilinde icra yoluyla tahsilat sağlanır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2013/33880, K. 2014/16569Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2013/33880 E.  ,  2014/16569 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 3. İş Mahkemesi TARİHİ : 15/07/2013 NUMARASI : 2010/124-2013/731 Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı banka davalı M.. Ö..’ün bankanın dikmen şubesinde vezne görevlisi (kasa sorumlusu) olarak çalıştığı sırada davası bu dosyadan tefrik edilen şube yetkilisi Ş. N.H.ın usulsüz ve gerçek dışı işlem ve belgelerle banka müşterilerini yatırım ve mevduat hesaplarından dökümü dava dilekçesinde belirtilen miktarlardaki fon, Türk Lirası ve dövizi (faizler hariç) zimmetine geçirmesinde görevini banka mevzuatının gereklerine uygun şekilde yapmayarak 3 trilyon 301 milyar 537 milyon 483 bin 940 TL, 519.735 USD ve 10.000 Euro banka zararının doğmasına sebebiyet verdiğini iddia ederek fazlaya ait hak saklı kalmak kaydı ile 500 milyar TL banka zararının her işlem için ayrı ayrı doğduğu tarihten itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı M.. Ö.. usulsüz işleminin söz konusu olmadığını, Ş. N. H. usulsüz işlemlerle zimmetine para geçirdiğini bu filinden dolayı tutuklandığını, kendisi hakkında açılmış ceza davası bulunmadığını iş sözleşmesinin fesih sebebinin Dikmen şubesinde bulunan mevduatları olduğunu, at yarışlarından kazandığı paraları kendi bankasına yatırdığını savunmuş ve karşı dava olarak da iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek haksız fesihten dolayı hak kazandığı ihbar ve kıdem tazminatı ile fazla mesai ve izin ücreti alacaklarının ödetilmesini istemiş; Ankara 11. İş Mahkemesinin birleştirilen 2005/922 esas sayılı dosyasındaki dava ile de müfettişler tarafından soruşturma sırasında baskı ile alınan tarihi ve bedeli yazılı olmayan teminat senedi ile 1 trilyon TL borçlandırılıp icra takibinin başlatıldığı Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2003/4270 esas sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespitine ve % 40'dan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmolunmasını talep etmiştir. Mahkemece 19.07.2007 tarih 2007/370 esas-2007/472 karar sayılı ilamı ile; davalı M.. Ö..’ün davası tefrik edilmiş olan Ş.N. H. tarafından gerçekleştirilen usulsüzlüklerde herhangi bir kusurunun bulunmadığı gerekçesi ile davacı bankanın davasının reddine davalı M.. Ö..’ün karşı davasının konusu isteklerinden kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne diğer taleplerinin reddine, Ankara 11.İş Mahkemesinin birleştirilen 2005/922 esas sayılı dosyasında dava konusu olan Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2003/4270 sayılı dosyasında yapılan icra takibinden dolayı M.. Ö..’ün borçlu olmadığının tespitine takip sırasında tahsil edilmiş olan miktarın istirdadına, şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. (Her ne kadar davalı M.. Ö..’ün karşılık davası hakkında verilen karar da ihbar tazminatına hükmolunmuşsa da sonradan davalı vekilinin 24.8.2007 tarihli dilekçe ile tavzih talebinde bulunması üzerine mahkemece kararın ihbar tazminatı ile ilgili hüküm fıkrasının izin ücreti olarak değiştirilmesine karar verilmiş 24.9.2007 tarihli tavzih kararı davacı banka vekiline 02.10.2007 tarihinde tebliğ edilmiş fakat bankaca tavzih kararı temyiz edilmemiştir.) Hükmün taraflarca temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 26.10.2009 tarih 2007/39557 esas – 2009/29014 karar sayılı ilamı ile “…Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı banka vezneci (kasa sorumlusu) olarak çalışan davalı M.. Ö..’ün görevini banka mevzuatı gereğince yapmadığını belirterek mali sorumluluğunun (hukuki sorumluluğunun) bulunduğunu iddia etmektedir. Başka bir anlatımla banka davalı M.. Ö..’ün hizmet sözleşmesinden doğan özel borcunu yerine getirmediğini ileri sürmektedir. Söz konusu iddianın yasal dayanağını oluşturan Borçlar kanunu 321. maddesinde işçinin iş sözleşmesi ile üstlendiği işini özenle yerine getirme zorunda olduğu, kasıt veya ihmal ve dikkatsizlik ile iş sahibine (işverene) verdiği zarardan sorumlu olacağı hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda mahkemece yapılmış olan araştırma ve inceleme hükme yeterli bulunmamaktadır. Gerçekten şube yetkilisi Ş. N.H.’ın zimmet fiilinde kullandığı ve davalı M.. Ö..’ün yaptığı ödeme ve diğer işlemlerinde esas aldığı belgeler dosyada bulunmadığı gibi Banka personelinin görev ve yetkileri ile bankanın çalışma usul ve esaslarına belirtir yönetmelikler ve özellikle vezneci (kasa sorumlusu)nun görev ve yetkilerini belirtir yönetmenlikler getirtilmemiş. Bilirkişi kurulunca da işlemler mevzuata göre bir inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Somut olayda doğru sonuca varılabilmesi için öncelikle davalı M.. Ö..’ün tahsil ve tevdiyelerde esas aldığı fiş ve belgelerle az önce sözü edilen yönetmenlikler ve varsa daimi talimatlar, banka işlemlerine ait prosedürleri belirleyen kuralları gösterir dokümanlar getirtilmeli, davalı M.. Ö..’ün bankadaki mevduat hesaplarında bulunan paranın at yarışlarından elde edilip edilmediği araştırılıp tespit edilmeli Ceza davasında verilen karar gereğince banka zararının Ş. N. H.’dan tahsil edilip edilmediği araştırılıp belirlenmeli bundan sonra dosya Üniversitelerden 2 si Banka ve Ticaret Hukuku alanında ve biri de İş Hukuku alanında uzman bilim adamlarından seçilecek 3 kişilik bilirkişi kuruluna tevdi edilerek davalı M.. Ö..’ün zimmet fiilinin işlendiği dönemde görevini banka mevzuatının gerektirdiği ve öngördüğü şekilde yapıp yapmadığı görevini yerine getirirken kurallara uyup uymadığı uymamış ise bundan dolayı bankanın uğradığı zarardan sorumlu tutulup tutulamayacağı yönlerinde ayrıntılı ve kapsamlı incelemeyi içerir rapor alınarak davalı M.. Ö..’ün Borçlar Kanunu’nun 321. maddesinde ön görülen özen borcunu yerine getirip getirmediği duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı ve hakkında Ceza davası açılmamış olmasının ve diğer personelin mali sorumluluğuna gidilmemesinin özen borcundan doğan sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı ve banka zararı Ş. N. H.dan tahsil edilmediği sürece sorumluluğun devam edeceği düşünülerek deliller hep birlikte düşünülerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ve bilirkişi kurulundan rapor alınarak, rapordaki değerlendirmeler doğrultusunda; davalı işçinin özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ancak Borçlar Kanunu 50 ve 51. maddelerinin dava konusu olayda uygulamasını gerektirir bir durum bulunmadığı ve personel yönetmeliği gereğince iki ikramiye tutarında mali sorumluluğunun bulunduğuna; davalı işçinin karşı davasının konusu olan kıdem, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının kabulüne; davalı işçinin açtığı ve işbu dosyayla birleştirilen Ankara 11. İş Mahkemesinin 2005/922 esas sayılı davaya konu Ankara 12. İcra Müdürlüğünün 2003/4270 sayılı dosyasında yapılan icra takibinden dolayı M.. Ö..’ün borçlu olmadığının tespitine, takip sırasında tahsil edilmiş olan miktarın istirdadına, şartları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir. Karar, davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı-karşı davacının tüm, davacı-karşı davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2-İş sözleşmesi iki tarafa da borç yükleyen bir sözleşme olup; işçinin sözleşmeden kaynaklı olarak işverene karşı iş görme, sadakat gösterme borcu bulunmaktadır. İş görme borcu kapsamında, sözleşmede belirlenmiş işin bizzat işçi veya taraflar arasında açık veya zımni anlaşma bulunması halinde üçüncü bir kişi tarafından özenle yerine getirilmesi gerekmektedir. Özen borcunun yerine getirilmemesi halinde, borca aykırı hareket eden işçi 818 sayılı Borçlar Kanunu 321. maddesinin 2. fıkrası gereğince her türlü kusurundan sorumlu tutulmuştur. Aynı Kanun'un 99. maddesinde bu kurala bir istisna getirilerek, tarafların anlaşması halinde işçinin, özen borcunu hafif kusuruyla ihlal etmesi halinde sorumluluğunun ortadan kaldırılabilmesine imkan tanınmıştır. İş sözleşmesinden doğan özen borcunun işçi tarafından ihlal edilmesinden dolayı maddi bir zararın ortaya çıkması durumunda, işveren işçiye, ücretinden yoksun kalma, disiplin cezası, işten çıkarma yaptırımları uygulayabileceği gibi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 96 vd. ile 321. maddeleri gereğince zararın karşılanmasına yönelik olarak işçiden sorumluluk kuralları çerçevesinde tazminat talep edebilecektir. Somut olayda, davalı işçinin uyuşmazlık konusu olayda özen borcuna aykırı davranarak kusurlu hareket ettiği bilirkişi raporu ile belirlenmiştir. Banka denetim birimi tarafından işçiye atfedilen kusurlu davranışlar, dosya içerisindeki iç yazışmalardan görülmektedir. Davacının bankacılık mevzuatına aykırı işlemleri sonucu varsa oluşan zarardan diğer kusurlu çalışanlarla birlikte sorumluluğu bulunmaktadır. Davalı işçi hakkında suç duyurusunda bulunulmamış olması varılan bu sonucu değiştirmez. Öte yandan, davalının usul ve mevzuata aykırı davranışlarının yoğunluğu dikkate alındığında Personel Yönetmeliğinin 55/4. maddesindeki koşulların gerçekleştiği kabul edilmelidir. Bu sebeple öncelikle davalı işçinin bu işlemlerdeki kusuru ve davranışlarının etkili olduğu zarar miktarı belirlenmelidir. Mahkemece bu kapsamda, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek bir iktisatçı, bir ticaret uzmanı ile bir bankacıdan oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetinden, davacının hukuka aykırı eylemlerinden kaynaklanan zarar miktarı ile banka iç yazışmalarında davalıya atfedilen her bir kusur yönünden ayrı ayrı değerlendirmeler içeren ve bu değerlendirmelerin sonucuna göre davalı işçinin oluşan banka zararındaki kusur oranın belirleyen rapor alınmalı ve tüm deliller yeniden değerlendirilerek taleple ilgili karar verilmelidir. 3-Dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalının keşide ettiği 1.000.0000,00 TL bedelli bononun, soruşturma sırasında davalıdan teminat senedi olarak alındığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki maddede yazılı bozma sebebi doğrultusunda alınacak bilirkişi raporuna göre, davalının kusurlu olacağı miktar, senet bedelinden mahsup edilmeli ve sadece fazla kısım yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmelidir. 4-Öte yandan zararın oluşup oluşmadığı ve miktarı bu aşamada belli değilse de, davalı işçinin, özen borcuna aykırı davrandığı, bankacılık usul ve mevzuatına aykırı işlemler yaptığı sabit olmakla, eylemleri 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-e maddesi kapsamında kaldığından, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshi haklı olup kıdem ve ihbar tazminatının reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde ilgilisine iadesine, 10.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Zararın mevcudiyeti ve sorumluluk hususunda uzlaşma sağlanması durumunda işçi ve işveren serbest iradeleriyle bir sulh sözleşmesi akdedebilir veya borç ikrarında bulunabilir. Bu metinlerde borcun taksitler halinde veya peşin ödenmesi kararlaştırılabileceği gibi borcun ifasını temin bakımından teminat senedi verilmesi de kararlaştırılabilir. Teminat senedinin söz konusu olduğu hallerde, işçinin kusur payı ile oluşan net zarar bilirkişi vasıtasıyla incelenmeli, kusura karşılık gelen tutar teminat senedi meblağından düşülmeli ve yalnızca aşan kısım yönünden borçsuzluk tespiti yapılmalıdır.

Zararın karşılanmasını temin amacıyla işçiye cebir, tehdit veya baskı kullanılarak imzalatılan borç ikrarları, istifa beyanları yahut ücretsiz izin formları irade fesadı gerekçesiyle hükümsüzdür. İradesi sakatlanan çalışan işverence iş akdi feshedilmiş kabul edilir ve kıdem ile ihbar tazminatı haklarını muhafaza eder.

İşverenin 4857 Sayılı Kanun Kapsamında Haklı Fesih Yetkisi

4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca işçinin; kendi isteği veya savsaması neticesinde işin güvenliğini tehlikeye sokması yahut işyerine ait veya işverenin mülkiyetinde olmayıp da işçinin tasarrufu altında yer alan makineleri, donanımı, diğer eşya veya materyalleri otuz günlük ücretinin tutarıyla karşılanamayacak derecede hasara veya kayba uğratması durumunda işverenin derhal ve haklı fesih imkanı doğar.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25 – Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I- Sağlık sebepleri: a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi.[7] b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda. (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması. b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması. c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması. d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.[8] e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması. f) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi. g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi. h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi. ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması. III- Zorlayıcı sebepler: İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması. IV- İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması. İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Derhal fesih hakkını kullanma süresi

Söz konusu zararın personelin otuz günlük brüt ücret miktarını aşması durumunda, işçinin meydana gelen zararı derhal ödemesi yahut ödemeyi taahhüt etmesi işverene tanınan haklı fesih yetkisini ortadan kaldırmaz. İş Kanunu m. 25/II-ı bendine dayanan haklı fesihte işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamaz. Buna karşılık eylemin hafif kusura dayanması veya zarar miktarının otuz günlük ücret eşiğinin altında kalması halinde fesih ancak şartları mevcutsa geçerli fesih sayılır ve işçinin kıdem ile ihbar tazminatlarının ödenmesini gerektirir.

Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil eden bu durumlarda işverenin derhal fesih hakkını kullanması, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 26. maddesi gereğince hak düşürücü sürelere tabidir. İşveren bu fesih yetkisini, fiili ve faili öğrendiği andan itibaren altı iş günü ve her halde fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde kullanmalıdır. Ancak hadisede işçinin kendine maddi bir çıkar temin etmiş bulunması halinde bir yıllık üst sınır tatbik edilmez. Süresi içinde sözleşmeyi fesheden işverenin karşı taraftan uğradığı zararlar için genel hükümlere göre tazminat talep etme hakkı saklı kalır.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26 – 24 ve 25 inci maddelerde gösterilen ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan hallere dayanarak işçi veya işveren için tanınmış olan sözleşmeyi fesih yetkisi, iki taraftan birinin bu çeşit davranışlarda bulunduğunu diğer tarafın öğrendiği günden başlayarak altı iş günü geçtikten ve her halde fiilin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl sonra kullanılamaz. Ancak işçinin olayda maddi çıkar sağlaması halinde bir yıllık süre uygulanmaz. Bu haller sebebiyle işçi yahut işverenden iş sözleşmesini yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde feshedenlerin diğer taraftan tazminat hakları saklıdır. Yeni iş arama izni

İşçiye Uygulanan Haksız Baskı, Mobbing ve Cezai Boyut

İşverenin zarar iddiasını ileri sürerek işçiyi işten çıkarma tehdidiyle baskı altına alması ve ödemeye zorlaması mobbing mahiyetinde olup 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca işçiye haklı nedenle fesih hakkı kazandırır. Bu durumda çalışan sözleşmeyi derhal sona erdirerek kıdem tazminatına hak kazanır. Eş zamanlı olarak uğranılan fiili maddi zararların tazmini talep edilebileceği gibi, Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca kişilik haklarının zedelenmesi sebebiyle manevi tazminat ve koşulları varsa kötü niyet tazminatı istenebilir. Bunun yanı sıra somut olayın vuku buluş şekline göre bu neviden cebir ve tehdit fiilleri Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen tehdit, şantaj, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali veya hakaret suçlarına vücut verebilir.

Zorunlu Arabuluculuk ve Feshin Geçersizliği Usulü

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda ve tazminat taleplerinde dava ikame edilmeden evvel arabuluculuk bürosuna müracaat edilmesi zorunlu bir dava şartıdır. Arabuluculuk bürosuna başvuru yapıldığı tarihten son tutanağın tutulduğu ana kadar geçen zaman zarfında zamanaşımı durur ve hak düşürücü süreler işlemez.

7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
MADDE 3- (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (Ek cümle:28/3/2023-7445/41 md.) Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır. (2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. (3) İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz. (4) Arabuluculuk Daire Başkanlığı, sicile kayıtlı arabuluculardan bu madde uyarınca arabuluculuk yapmak isteyenleri, varsa uzmanlık alanlarını da belirterek, görev yapmak istedikleri adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarına göre listeler ve listeleri ilgili komisyon başkanlıklarına bildirir. Komisyon başkanlıkları, bu listeleri kendi yargı çevrelerindeki arabuluculuk bürolarına, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirecekleri sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne gönderir. (5) Başvuru karşı tarafın, karşı taraf birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yerindeki veya işin yapıldığı yerdeki arabuluculuk bürosuna, arabuluculuk bürosu kurulmayan yerlerde ise görevlendirilen yazı işleri müdürlüğüne yapılır. (6) Arabulucu, komisyon başkanlıklarına bildirilen listeden büro tarafından belirlenir. Ancak tarafların listede yer alan herhangi bir arabulucu üzerinde anlaşmaları hâlinde bu arabulucu görevlendirilir. (7) Başvuran taraf, kendisine ve elinde bulunması hâlinde karşı tarafa ait her türlü iletişim bilgisini arabuluculuk bürosuna verir. Büro, tarafların resmi kayıtlarda yer alan iletişim bilgilerini araştırmaya da yetkilidir. İlgili kurum ve kuruluşlar, büro tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri vermekle yükümlüdür. (8) Taraflara ait iletişim bilgileri, görevlendirilen arabulucuya büro tarafından verilir. Arabulucu bu iletişim bilgilerini esas alır, ihtiyaç duyduğunda kendiliğinden araştırma da yapabilir. Elindeki bilgiler itibarıyla her türlü iletişim vasıtasını kullanarak görevlendirme konusunda tarafları bilgilendirir ve ilk toplantıya davet eder.  Bilgilendirme ve davete ilişkin işlemlerini belgeye bağlar. (9) Arabulucu, görevlendirmeyi yapan büronun yetkili olup olmadığını kendiliğinden dikkate alamaz. Karşı taraf en geç ilk toplantıda, yerleşim yeri ve işin yapıldığı yere ilişkin belgelerini sunmak suretiyle arabuluculuk bürosunun yetkisine itiraz edebilir. Bu durumda arabulucu, dosyayı derhâl ilgili sulh hukuk mahkemesine gönderilmek üzere büroya teslim eder. Mahkeme, harç alınmaksızın dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda yetkili büroyu kesin olarak karara bağlar ve dosyayı büroya iade eder. Mahkeme kararı büro tarafından 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca taraflara tebliğ edilir. Yetki itirazının reddi durumunda aynı arabulucu yeniden görevlendirilir ve onuncu fıkrada belirtilen süreler yeni görevlendirme tarihinden başlar. Yetki itirazının kabulü durumunda ise kararın tebliğinden itibaren bir hafta içinde yetkili büroya başvurulabilir. Bu takdirde yetkisiz büroya başvurma tarihi yetkili büroya başvurma tarihi olarak kabul edilir. Yetkili büro, altıncı fıkra uyarınca arabulucu görevlendirir. (10) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla bir hafta uzatılabilir. (11) Arabulucu, taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması yahut yapılan görüşmeler sonucunda anlaşmaya varılması veya varılamaması hâllerinde arabuluculuk faaliyetini sona erdirir ve son tutanağı düzenleyerek durumu derhâl arabuluculuk bürosuna bildirir. (12) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile karşı tarafın ödemekle yükümlü olduğu yargılama giderlerinin yarısından sorumlu tutulur. (Değişik ikinci cümle:7/11/2024-7531/28 md.) Ayrıca bu taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen vekâlet ücretinin yarısına hükmedilir. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.[1] (13) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz. İşe iade talebiyle yapılan görüşmelerde tarafların anlaşmaları durumunda, arabulucuya ödenecek ücretin belirlenmesinde işçiye işe başlatılmaması hâlinde ödenecek tazminat miktarı ile çalıştırılmadığı süre için ödenecek ücret ve diğer haklarının toplamı, Tarifenin İkinci Kısmı uyarınca üzerinde anlaşılan miktar olarak kabul edilir. (14) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutarı Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır. (15)  (İptal : Anayasa Mahkemesinin 3/6/2025 tarihli ve E.:2024/157; K.:2025/121 sayılı Kararı ile.) (16) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. (17) Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. (18) Arabuluculuk görüşmelerine taraflar bizzat, kanuni temsilcileri veya avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşverenin yazılı belgeyle yetkilendirdiği çalışanı da görüşmelerde işvereni temsil edebilir ve son tutanağı imzalayabilir. (19) Arabuluculuk görüşmeleri, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça, arabulucuyu görevlendiren büronun bağlı bulunduğu adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonunun yetki alanı içinde yürütülür. (20) 13/6/1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteci ile 20/4/1967 tarihli ve 854 sayılı Deniz İş Kanununda düzenlenen gemiadamı, bu madde kapsamında işçi sayılır. (21) Bu maddede hüküm bulunmayan hâllerde niteliğine uygun düştüğü ölçüde 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu hükümleri uygulanır. (22) Arabuluculuğa başvuru usulü, arabulucunun görevlendirilmesi ve arabuluculuk görüşmelerine ilişkin diğer hususlar Adalet Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuru zorunluluğu

İş Kanunu'nun 25. maddesinin son fıkrası gereğince çalışan, feshin kanuni nedenlere uygun bulunmadığını iddia ederek İş Kanunu'nun 18 ve 20. maddelerindeki güvenceler kapsamında yargı mercilerine başvurabilir. Otuz veya daha fazla personelin istihdam edildiği işyerlerinde belirsiz süreli sözleşmeyle çalışan ve en az altı aylık kıdeme sahip olan işveren vekili dışındaki işçi, fesih tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya gitmek durumundadır. Arabuluculuk sürecinde uzlaşma sağlanamaması halinde son tutanağın tanziminden itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava ikame edilebilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca feshin geçerli ve haklı bir nedene dayandığını ispat külfeti işverene ait olup, işçi feshin öne sürülenden farklı bir gerekçeye dayandığını savunuyorsa bu iddiasını kanıtlamakla mükelleftir.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 20Kaynağı aç
Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. (Değişik üçüncü fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir. (İptal dördüncü fıkra: Anayasa Mahkemesinin 19/10/2005 tarihli ve E.:2003/66, K.:2005/72 sayılı Kararı ile.) Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları
İşveren çalışanın yol açtığı hasarı maaşından kesebilir mi?

İşveren, çalışanın açık ve serbest iradesiyle verdiği rıza bulunmadıkça zararı maaştan kesemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 407. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca takas yasağı mevcuttur. Yalnızca kasten verilen ve kesinleşmiş mahkeme ilamıyla tespit olunan zararlar, İş Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca aylık ücretin dörtte birini aşmamak şartıyla rızasız takas edilebilir.

Meydana gelen hasarın otuz günlük ücreti aşması fesih hakkı verir mi?

Evet, İş Kanunu'nun 25/II-ı maddesine göre işçinin kendi kastı veya savsaması (ağır ihmali) yüzünden meydana getirdiği zarar 30 günlük brüt ücreti aşıyorsa, işveren durumu öğrendiği tarihten itibaren altı iş günü içinde derhal ve tazminatsız fesih uygulayabilir. Zararın bilahare ödenmesi fesih hakkını engellemez.

İşveren uğradığı zararı yargı yoluyla nasıl tahsil eder?

Taraflar serbest iradeleriyle sulh sözleşmesi akdederek ödeme planı oluşturabilir. Uzlaşma gerçekleşmezse zorunlu arabuluculuk prosedürünün tamamlanmasını müteakip iş mahkemesinde tazminat davası ikame edilir veya icra takibi yapılarak kesinleşen ilam çerçevesinde yasal sınırlar dahilinde tahsilata gidilir.

Zararı ödemesi için tehdit edilen işçi hangi hukuki haklara sahiptir?

Zararı ödeme baskısına ve tehdidine uğrayan işçi, eylemi mobbing kabul ederek İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca iş akdini derhal feshedip kıdem tazminatını talep edebilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca manevi tazminat ve şartları varsa kötü niyet tazminatı talep etme ve adli makamlara şikayette bulunma hakkı mevcuttur.

İş davalarında ücretin ödendiğini ispatlama yükümlülüğü kime aittir?

Ücretin ödendiğine dair ispat yükü banka dekontu veya imzalı bordro gibi yazılı belgelerle kanıtlanmak üzere işverene aittir; buna mukabil fazla mesai veya genel tatil çalışması yapıldığını ispat külfeti ise işçinin üzerindedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu