İşçinin işverene kusurlu davranışıyla verdiği zararların tazmini hukuken mümkündür; ancak işveren bu alacağını işçinin rızası bulunmaksızın tek taraflı iradesiyle ücretten kesemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesi uyarınca işçi, kusuruyla işverene verdiği her türlü zarardan sorumludur. Buna karşın ortaya çıkan mali kayıpların tahsili, keyfi kesintilerle değil kanunun çizdiği sınırlar ve yargısal usuller izlenerek gerçekleştirilir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 400Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 407Kaynağı aç
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/19925, K. 2015/26047Kaynağı aç
İşçinin Özen ve Sadakat Borcunun Sınırları ve Kusur Sorumluluğu
Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesi gereğince çalışan, üstlendiği işi titizlikle yerine getirmek ve işverenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakatle davranmak mecburiyetindedir. Bu çerçevede işçi; işyerine ait makineleri, teçhizatı, teknik donanımları, tesisleri ve motorlu araçları amacına ve kullanım kurallarına uygun biçimde işletmek, işin ifası amacıyla uhdesine bırakılan hammaddeler ile malzemeleri özenle korumakla yükümlüdür. Sadakat borcunun uzantısı olarak çalışan, sözleşme ilişkisi devam ederken bir bedel mukabilinde üçüncü şahıslara hizmet veremez ve işvereniyle ticari rekabete giremez. Aynı kural gereğince işin yürütülmesi esnasında vakıf olunan üretim yöntemleri ve işletme sırlarının korunması zorunludur. Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesinin son fıkrası uyarınca, işverenin meşru menfaatinin korunması gerektirdiği ölçüde sır saklama yükümlülüğü iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra da varlığını sürdürür.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 396Kaynağı aç
İşçinin meydana gelen hasardan doğan sorumluluğu mutlak bir kusursuz sorumluluk esasına dayanmaz. Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında sorumluluk tayin edilirken; yürütülen faaliyetin tehlike barındırıp barındırmadığı, işin özel bir mesleki eğitim veya uzmanlık gerektirip gerektirmediği ile çalışanın işe girişinde bilinen yahut işverence bilinmesi gereken mesleki ehliyeti, tecrübesi ve kişisel yetenekleri değerlendirilir.
Hizmet ilişkilerinde sorumluluk kuralları emredici hükümlerle belirlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 115. maddesinin ikinci fıkrasına göre, borçlunun hizmet akdinden kaynaklanan yükümlülüklerinden ötürü sorumlu tutulamayacağına yönelik evvelce akdedilen her çeşit şart kesin biçimde hükümsüzdür. Dolayısıyla işçinin hafif kusurundan dahi sorumlu kılınmayacağına ilişkin önceden varılan anlaşmalar kanunen geçersizdir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 115Kaynağı aç
Zararın ortaya çıkmasında tarafların ortak kusuru bulunmaktaysa, işçi meydana gelen kaybın tamamından değil, münhasıran kendi kusuruna tekabül eden oran nispetinde mesul tutulur. Nitekim harcamaların veya kayıtların düzenli tutulmaması gibi işverenin ortak kusurunun bulunduğu hallerde, işçinin sorumluluğu kusur dengesi gözetilerek indirilir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/8866, K. 2017/4662Kaynağı aç
İş Avansları ve Sadakat Borcunun Yerine Getirilmesi
İş ilişkisinde iş avansı kullanan personelin, yaptığı harcamaların her birini gerçeğe uygun kanıtlayıcı evraklarla belgelemesi sadakat borcunun zorunlu bir sonucudur. Bu harcamaların tevsik edilmemesi veya gerçeği yansıtmayan belgelerin sunulması durumunda sadakat borcu ihlal edilmiş sayılır ve işverenin zararı gündeme gelir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/8866 Esas ve 2017/4662 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, çalışanın avansı kapattığını ileri sürmesi karşısında işverene ait kayıtların çelişkili veya tutarsız olması işçinin avansı usulünce kapatma mecburiyetini ortadan kaldırmaz; ancak bu vaziyet Türk Borçlar Kanunu'nun 400. maddesinin ikinci fıkrası gereğince zararda işverenin ortak kusuru olarak dikkate alınır ve tazminat miktarı bu orana göre tayin edilir.
İşverenin Ücretten Kesinti Yapma Yasağı ve İstisnai Takas Usulü
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 407. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca işveren, işçiden mevcut alacağı ile işçiye ödemekle mükellef olduğu ücret borcunu, çalışanın rızası bulunmadığı takdirde takas edemez. Uğranılan zararın telafisi gayesiyle dahi olsa çalışanın hür ve açık muvafakati alınmadan ücret bordrosundan kesintiye gidilmesi kanuna açık bir aykırılık oluşturur.
Kanun koyucu, rıza aranmaksızın takas yapılabilmesi için son derece sıkı bir istisna kabul etmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 407. maddesinin dördüncü fıkrasının devamı uyarınca, işçinin kasten yol açtığı ve yargı kararıyla kesinleşmiş bir zarardan kaynaklanan alacaklar işçinin rızası olmaksızın takas konusu yapılabilir. Ancak bu istisnai takas işleminde dahi 4857 sayılı İş Kanunu'nun 35. maddesi gereğince ücretin haczedilebilir kısmı esas alınır ve aylık ücretin dörtte birinden fazlası kesilemez. Nafaka alacaklılarının hakları ile işçinin ailesi için takdir edilen nafaka miktarları bu sınırın haricindedir.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 35Kaynağı aç
İşverenin yasal takas şartları oluşmaksızın veya çalışanın rızası bulunmaksızın aylık ücretten kesinti yapması hukuka aykırı olup, işçiye kesintiye uğrayan miktarların iadesini sağlamak üzere işçilik alacakları davası açma hakkı bahşeder.
İspat Külfeti, Zararın Tahsili ve Teminat Senetleri
Zararın var olduğunu ve meydana gelen kayıp ile çalışanın eylemi arasındaki illiyet bağını ispatlama külfeti kural olarak işverenin üzerindedir. İşveren zararı ve bunun personelin iş sözleşmesini ihlali veya kusurlu ifasıyla bağlantılı bulunduğunu kanıtladığı takdirde; kusursuz olduğunu ya da eyleminin zararın birincil sebebi teşkil etmediğini ispat yükü işçiye geçer.
İşçinin özen borcunu ihlal etmesi sonucunda ortaya çıkan maddi zararın giderilmesi maksadıyla işveren, genel sorumluluk hükümleri dahilinde tazminat davası açabilir veya icra takibine girişebilir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2013/33880 Esas ve 2014/16569 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, işçi hakkında adli makamlara suç duyurusunda bulunulmamış veya bir ceza davası açılmamış olması işçinin hukuki ve mali sorumluluğunu bertaraf etmez. Alınacak ilamın kesinleşmesi neticesinde yasal haciz sınırları dahilinde icra yoluyla tahsilat sağlanır.
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2013/33880, K. 2014/16569Kaynağı aç
Zararın mevcudiyeti ve sorumluluk hususunda uzlaşma sağlanması durumunda işçi ve işveren serbest iradeleriyle bir sulh sözleşmesi akdedebilir veya borç ikrarında bulunabilir. Bu metinlerde borcun taksitler halinde veya peşin ödenmesi kararlaştırılabileceği gibi borcun ifasını temin bakımından teminat senedi verilmesi de kararlaştırılabilir. Teminat senedinin söz konusu olduğu hallerde, işçinin kusur payı ile oluşan net zarar bilirkişi vasıtasıyla incelenmeli, kusura karşılık gelen tutar teminat senedi meblağından düşülmeli ve yalnızca aşan kısım yönünden borçsuzluk tespiti yapılmalıdır.
Zararın karşılanmasını temin amacıyla işçiye cebir, tehdit veya baskı kullanılarak imzalatılan borç ikrarları, istifa beyanları yahut ücretsiz izin formları irade fesadı gerekçesiyle hükümsüzdür. İradesi sakatlanan çalışan işverence iş akdi feshedilmiş kabul edilir ve kıdem ile ihbar tazminatı haklarını muhafaza eder.
İşverenin 4857 Sayılı Kanun Kapsamında Haklı Fesih Yetkisi
4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca işçinin; kendi isteği veya savsaması neticesinde işin güvenliğini tehlikeye sokması yahut işyerine ait veya işverenin mülkiyetinde olmayıp da işçinin tasarrufu altında yer alan makineleri, donanımı, diğer eşya veya materyalleri otuz günlük ücretinin tutarıyla karşılanamayacak derecede hasara veya kayba uğratması durumunda işverenin derhal ve haklı fesih imkanı doğar.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 25Kaynağı aç
Söz konusu zararın personelin otuz günlük brüt ücret miktarını aşması durumunda, işçinin meydana gelen zararı derhal ödemesi yahut ödemeyi taahhüt etmesi işverene tanınan haklı fesih yetkisini ortadan kaldırmaz. İş Kanunu m. 25/II-ı bendine dayanan haklı fesihte işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamaz. Buna karşılık eylemin hafif kusura dayanması veya zarar miktarının otuz günlük ücret eşiğinin altında kalması halinde fesih ancak şartları mevcutsa geçerli fesih sayılır ve işçinin kıdem ile ihbar tazminatlarının ödenmesini gerektirir.
Ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil eden bu durumlarda işverenin derhal fesih hakkını kullanması, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 26. maddesi gereğince hak düşürücü sürelere tabidir. İşveren bu fesih yetkisini, fiili ve faili öğrendiği andan itibaren altı iş günü ve her halde fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde kullanmalıdır. Ancak hadisede işçinin kendine maddi bir çıkar temin etmiş bulunması halinde bir yıllık üst sınır tatbik edilmez. Süresi içinde sözleşmeyi fesheden işverenin karşı taraftan uğradığı zararlar için genel hükümlere göre tazminat talep etme hakkı saklı kalır.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 26Kaynağı aç
İşçiye Uygulanan Haksız Baskı, Mobbing ve Cezai Boyut
İşverenin zarar iddiasını ileri sürerek işçiyi işten çıkarma tehdidiyle baskı altına alması ve ödemeye zorlaması mobbing mahiyetinde olup 4857 sayılı İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca işçiye haklı nedenle fesih hakkı kazandırır. Bu durumda çalışan sözleşmeyi derhal sona erdirerek kıdem tazminatına hak kazanır. Eş zamanlı olarak uğranılan fiili maddi zararların tazmini talep edilebileceği gibi, Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca kişilik haklarının zedelenmesi sebebiyle manevi tazminat ve koşulları varsa kötü niyet tazminatı istenebilir. Bunun yanı sıra somut olayın vuku buluş şekline göre bu neviden cebir ve tehdit fiilleri Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen tehdit, şantaj, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali veya hakaret suçlarına vücut verebilir.
Zorunlu Arabuluculuk ve Feshin Geçersizliği Usulü
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca, işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıklarda ve tazminat taleplerinde dava ikame edilmeden evvel arabuluculuk bürosuna müracaat edilmesi zorunlu bir dava şartıdır. Arabuluculuk bürosuna başvuru yapıldığı tarihten son tutanağın tutulduğu ana kadar geçen zaman zarfında zamanaşımı durur ve hak düşürücü süreler işlemez.
7036 sayılı İŞ MAHKEMELERİ KANUNU m. 3Kaynağı aç
İş Kanunu'nun 25. maddesinin son fıkrası gereğince çalışan, feshin kanuni nedenlere uygun bulunmadığını iddia ederek İş Kanunu'nun 18 ve 20. maddelerindeki güvenceler kapsamında yargı mercilerine başvurabilir. Otuz veya daha fazla personelin istihdam edildiği işyerlerinde belirsiz süreli sözleşmeyle çalışan ve en az altı aylık kıdeme sahip olan işveren vekili dışındaki işçi, fesih tebliğinden itibaren bir ay içinde arabulucuya gitmek durumundadır. Arabuluculuk sürecinde uzlaşma sağlanamaması halinde son tutanağın tanziminden itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava ikame edilebilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca feshin geçerli ve haklı bir nedene dayandığını ispat külfeti işverene ait olup, işçi feshin öne sürülenden farklı bir gerekçeye dayandığını savunuyorsa bu iddiasını kanıtlamakla mükelleftir.
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 20Kaynağı aç
İşveren çalışanın yol açtığı hasarı maaşından kesebilir mi?
İşveren, çalışanın açık ve serbest iradesiyle verdiği rıza bulunmadıkça zararı maaştan kesemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 407. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca takas yasağı mevcuttur. Yalnızca kasten verilen ve kesinleşmiş mahkeme ilamıyla tespit olunan zararlar, İş Kanunu'nun 35. maddesi uyarınca aylık ücretin dörtte birini aşmamak şartıyla rızasız takas edilebilir.
Meydana gelen hasarın otuz günlük ücreti aşması fesih hakkı verir mi?
Evet, İş Kanunu'nun 25/II-ı maddesine göre işçinin kendi kastı veya savsaması (ağır ihmali) yüzünden meydana getirdiği zarar 30 günlük brüt ücreti aşıyorsa, işveren durumu öğrendiği tarihten itibaren altı iş günü içinde derhal ve tazminatsız fesih uygulayabilir. Zararın bilahare ödenmesi fesih hakkını engellemez.
İşveren uğradığı zararı yargı yoluyla nasıl tahsil eder?
Taraflar serbest iradeleriyle sulh sözleşmesi akdederek ödeme planı oluşturabilir. Uzlaşma gerçekleşmezse zorunlu arabuluculuk prosedürünün tamamlanmasını müteakip iş mahkemesinde tazminat davası ikame edilir veya icra takibi yapılarak kesinleşen ilam çerçevesinde yasal sınırlar dahilinde tahsilata gidilir.
Zararı ödemesi için tehdit edilen işçi hangi hukuki haklara sahiptir?
Zararı ödeme baskısına ve tehdidine uğrayan işçi, eylemi mobbing kabul ederek İş Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca iş akdini derhal feshedip kıdem tazminatını talep edebilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca manevi tazminat ve şartları varsa kötü niyet tazminatı talep etme ve adli makamlara şikayette bulunma hakkı mevcuttur.
İş davalarında ücretin ödendiğini ispatlama yükümlülüğü kime aittir?
Ücretin ödendiğine dair ispat yükü banka dekontu veya imzalı bordro gibi yazılı belgelerle kanıtlanmak üzere işverene aittir; buna mukabil fazla mesai veya genel tatil çalışması yapıldığını ispat külfeti ise işçinin üzerindedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

