İşçinin Sır Saklama Yükümlülüğü ve Hukuki Kapsamı

by Avukat Erdal Ersoy
İşçinin Sır Saklama Yükümlülüğü ve Hukuki Kapsamı

İşçinin sır saklama borcu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396 ncı maddesinde düzenlenen özen ve sadakat borcuna dayanır. İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmakla yükümlüdür. İş sözleşmesinde yazılı bir gizlilik kaydı bulunmasa dahi bu yükümlülük yasal sadakat borcunun bir gereğidir. Hizmet ilişkisi devam ettiği sürece işçi, sadakat borcuna aykırı olarak ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmet veremez, işvereniyle rekabete girişemez ve iş gördüğü esnada öğrendiği üretim ile iş sırları gibi bilgileri kendi çıkarına kullanamayacağı gibi başkalarına da açıklayamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 396Kaynağı aç
MADDE 396- İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. III. Teslim ve hesap verme borcu

Sır Saklama Borcunun Sınırları ve İstisnaları

Sır saklama borcu yalnızca hizmet ilişkisinin devam ettiği dönemle sınırlı değildir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisi sona erdikten sonra da sır saklamakla yükümlüdür. Bununla birlikte, kanunun işçiye bilgi verme zorunluluğu getirdiği hallerde, mahkemelere veya yetkili mercilere yapılan bildirimler sır saklama yükümlülüğünün istisnasını oluşturur. Ayrıca bilgi kamuya mal olmuşsa veya sır niteliğini yitirmişse işçinin sır saklama borcu sona erer.

Sır İhlalinin Feshe Etkisi ve Yargı Yolu

4857 sayılı İş Kanunu'nun 25 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca; işçinin işverenin güvenini kötüye kullanması veya meslek sırlarını ortaya atması doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış kabul edilir. Bu durum işverene iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce ya da bildirim süresini beklemeksizin derhal feshetme yetkisi verir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/2199, K. 2021/637 sayılı kararında belirtildiği üzere, işverenin bu hakkı kullanabilmesi için işçinin davranışının mutlaka suç teşkil etmesi gerekmez. Sadakat borcuna aykırı davranışların kapsamı önceden sınırlı bir listeyle belirlenemez; güvenin sarsılıp sarsılmadığı işçinin görevi, işin niteliği ve işyerinin özellikleri gözetilerek somut olayın şartlarına göre belirlenir. Bu fesih için maddi bir zararın doğması zorunlu olmadığı gibi, zarar doğmuş olsa dahi miktarının fesih hakkı üzerinde etkisi bulunmaz.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2199, K. 2021/637Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2199 E.  ,  2021/637 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 30.05.1983 tarihinde Tütüncüler Bankası (Yaşarbank) A.Ş.’nin Muğla Şubesinde müdür olarak çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin davalı işverenin 22.09.2000 tarihli fesih bildirimi ile 27.09.2000 tarihi itibariyle haksız şekilde feshedildiğini ancak alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı işçinin Tütüncüler Bankası (Yaşarbank) A.Ş.’nin Muğla Şubesinde müdür olarak çalıştığını, banka çalışanı Bireysel Pazarlama Yetkili Yardımcısı…’nın müşteri hesaplarında suistimalli işlem yapmak suretiyle zimmetine para geçirmesi ile ilgili olarak banka müfettişlerince soruşturma yapıldığını, yapılan soruşturma sonucunda şube müdürü davacının, “şubeye çok sık olarak geç geldiği, bireysel pazarlama yetkilisi personelin başka bir işte çalıştırılmaması konusunda açık talimat olmasına rağmen…’nın gişe işlemlerini yapmasını sağladığı, görevi gereği mutad kontrol ve yönetim işlevini yerine getirmede yetersiz ve basiretsiz davranarak yönetimi altındaki personelin yolsuzluk yapmasına elverişli bir ortam yarattığı ve bankanın önemli derecede zarara uğratılmasına sebebiyet verdiği yine Genel Müdürlük tarafından verilen bir hak suistimal edilerek yenmeyen yemekler için fatura düzenletmek suretiyle esnaf önünde Banka itibarının zedelenmesine yol açtığı” hususlarının tespit edildiğini, tüm bu nedenlerle Bankanın zarara uğramasına ve müşteri ile esnaf karşısında itibarının zedelenmesine yol açan davacının iş sözleşmesinin mülga 1475 sayılı Kanun’un 17/II-d maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini dolayısıyla kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İzmir 5. İş Mahkemesinin 28.06.2012 tarihli ve 2005/882 E., 2012/454 K. sayılı kararı ile; davalı işveren, davacının iş sözleşmesini mülga 1475 sayılı İş Kanunun 17/II- d maddesi gereğince işçinin, işverenin güvenini kötüye kullandığından bahisle haklı sebeple feshettiğini iddia etmiş ise de; davacının üzerine atılı ve banka müfettişinin tahkikatına konu edilen denetim görevini ihmal ederek zimmetin oluşmasını mümkün kılmak suçlamasıyla ilgili Muğla 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/240 E.; 2005/7 K. sayılı davasında atılı suçun unsurları oluşmadığından beraatine karar verildiği ve aşamalardan geçen kararın kesinleştiği, bu suretle bu eylemle ilgili fesih iddiasının yerinde olmadığı yine işverence feshe konu edilen davacının şubeye sık sık geç gelmesi, talimatlara aykırı davranması, mutad kontrol ve yönetim işlerini yerine getirmede yetersiz ve basiretsiz olması ve bankanın itibarının olumsuz etkilenmesine yol açtığı yönündeki iddialarına ilişkin de somut belge ve bilgi sunulamadığı kaldı ki davacı işçinin bu yönde savunmaları alınmadığı gibi fesih hakkının yasal süresinde de kullanılmadığı, netice itibariyle davalı işverenin haklı fesih iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İzmir 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 11.03.2014 tarihli ve 2014/5045 E., 2014/5557 K. sayılı kararı ile; “…Davacının şube müdürü olduğu banka şubesinde başka bir çalışanın, 392 adet müşteriye ait hesaplarda müşterilerin yazılı-sözlü talimatları ve yetkisi olmadığı halde gişe ve yatırım fonu işlemleri yaparak zimmetine para geçirerek bankayı zarara uğrattığı, Yargıtay aşamasından geçen ceza dosyası ile de zimmet suçunu işlediği anlaşılmaktadır. Somut olayda, davalı banka şubesinde şube müdürü olarak çalışan davacının şubede başka bir çalışan tarafından işlenen zimmet suçu ve bu suç ile verilen cezanın ağırlığı dikkate alındığında gerekli denetim ve özenini göstermediği bu sebeple iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebeple feshedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının denetim ve gözetim yükümlülüğünü ihlal eylemi doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmadığından işverenin feshinin haklı fesih olarak kabul edilmesi gerekir. Bu sebeple davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiği kabul edilecek kıdem, ihbar tazminatının reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 9. İzmir 5. İş Mahkemesinin 23.06.2014 tarihli ve 2014/269 E., 2014/406 K. sayılı kararı ile; ceza yargılaması sırasında alınan bilirkişi raporunda…'nın zimmet eyleminin basit denetimle ortaya çıkmayacağının belirlendiği ve hakkında ihtilasen zimmet suçundan mahkumiyet kararı verildiği buna bağlı olarak şube müdürü davacının ise denetim görevini ihmal etmediğinin ortaya çıktığı, bozma kararında dayanak olarak gösterilen gerekli denetim ve özenin gösterilmemesi olgusunun ise ceza yargılaması sırasında tartışıldığı ve zimmetin basit denetimle ortaya çıkarılmasının mümkün olmadığının belirlendiği, şube müdürü olarak görev yapan davacının tüm çalışanlarının her türlü yaptığı işleri tek tek gözden geçirmesinin çalışma prensiplerine ve hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, rutin denetimlerde de bu tür zimmet eylemlerinin ortaya çıkartılamayacağı, ancak müşterinin şikayeti üzerine ya da tesadüfen bu tür eylemlerin tespit edilebileceği, zimmet miktarının yüksek olmasının da davacıya bir sorumluluk olarak yüklenemeyeceği gerekçesiyle ve bozma öncesi gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı işveren tarafından yapılan feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. İş sözleşmesini sona erdiren en önemli sebeplerden biri fesihtir. Fesih, sürekli (belirli ya da belirsiz süreli) bir iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesi ile sona erdiren, tek taraflı ve karşı tarafa ulaşması gerekli bozucu yenilik doğuran bir haktır. Dolayısıyla fesih karşı tarafa ulaştığı andan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğuran, karşı tarafın kabulünü gerektirmeyen bir irade açıklamasıdır (Senyen, Kaplan, E. T.: Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Haksız Feshinin Hüküm ve Sonuçları, Sicil İş Hukuku Dergisi, 2016, Sayı: 36, s. 23). 13. İş sözleşmesi işçi ile işveren arasında kurulan ve her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olup, işçi ile işveren arasında karşılıklı güvene dayanan kişisel ve sürekli bir ilişki yaratır. Bu nedenle işçi veya işveren taraflarından birinin davranışı ile bu güveni sarsması hâlinde güveni sarsılan tarafın objektif iyi niyet kurallarına göre artık bu ilişkiyi sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesi ile bağlı kalamayacağı gerçeğinden hareket eden kanun koyucu, yaptığı düzenleme ile taraflara iş sözleşmesini haklı nedenle tazminatsız fesih hakkı tanımıştır. 14. Hukukumuzda "olağanüstü fesih", "bildirimsiz fesih", "süresiz fesih", "önelsiz fesih", "derhal fesih", "muhik sebeple fesih" gibi terimlerle ifade edilen haklı nedenle fesih kanunla tanınmış bir haktır. Bir tarafın işte bu haklı nedenle fesih hakkına dayanarak, karşı tarafa yöneltilmesi gereken irade beyanıyla iş sözleşmesine geçmişe etkili olmaksızın derhal son vermesi, haklı nedenle fesih olarak tanımlanmaktadır. Bu itibarla 4857 sayılı İş Kanunu, haklı nedenle fesih hakkını "Haklı nedenle derhal fesih hakkı”, mülga 1475 sayılı İş Kanunu döneminde ise “bildirimsiz fesih hakkı” başlığı altında düzenlemiştir. 15. 10.06.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu ile 14. maddesi hariç yürürlükten kaldırılan ancak fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 1475 sayılı İş Kanunu’nun 16 ve 17. maddeleri, iş sözleşmesinin işçi ve işveren tarafından haklı nedenle derhal fesih hâllerini düzenlemekte olup, “İşverenin bildirimsiz fesih hakkı” başlıklı 17. maddesi; “Süresi belirli olsun veya olmasın, sürekli hizmet akitlerinde işveren aşağıda yazılı hallerde, dilerse hizmet akdini süresinin bitiminden önce veya bildirim önelini beklemeksizin feshedebilir. I- Sağlık Sebepleri: a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeble doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi, b) İşçinin bulaşıcı veya işi ile bağdaşmayacak derecede tiksinti verici bir hastalığa tutulduğunun anlaşılması (a) fıkrasında sayılan sebepler dışında işçinin kendi kusuruna yükletilmeyen hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için hizmet aktini bildirimsiz fesih hakkı: Hastalık işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 13 üncü maddedeki bildirim önellerini altı hafta aşmasından doğar. Doğum, gebelik hallerinde bu süre 70 nci maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) Hizmet akti yapıldığı sırada bu aktin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması, b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarf etmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması, c) İşverenin evinde oturan işçinin yaşayışının o evin adabına ve usullerine uygun veya genel ahlâk bakımından düzgün olmaması, ç) İşçinin, işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması veya 77 nci maddeye aykırı hareket etmesi, d) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması, e) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi, f) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki gün veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç iş günü işine devam etmemesi, g) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmaması, h) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işverenin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makinaları, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri on günlük ücretinin tutarı ile ödeyemeyecek derecede hasara veya kayba uğratması, III – İşyerinde işçiyi bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan bir zorlayıcı sebebin ortaya çıkması…” şeklinde düzenlenmiştir. 16. Görüldüğü üzere Kanunun 17. maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan hâller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı hâlinde, işverenin iş sözleşmesini haklı nedenle fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. 17. İşçinin, işverenin işi ve işyeri ile ilgili hukuken korunması mümkün haklı menfaatlerini koruması, zarar verici veya risk altına sokabilecek davranışlardan kaçınması sadakat borcunun temelini oluşturmaktadır. 18. İşçinin sadakat borcuna aykırı davranması, bir başka deyişle doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması hâlinde işverenin haklı nedenle fesih hakkını kullanabilmesi için işçinin bu davranışının mutlaka suç oluşturması gerekmez. Bununla birlikte hangi davranışların sadakat borcuna aykırı olduğunu önceden belirleyebilmek de mümkün değildir. Davranışın iş ilişkisinin temelini oluşturan güveni sarsıcı nitelik taşıyıp taşımadığı üzerinde durulmalıdır. Bu değerlendirme yapılırken özellikle işçinin yaptığı iş ve işin nitelikleri ile iş yerinin özellikleri, işçinin konumu ve işin gerekleri, varsa mesleki adetler gibi objektif unsurlar değerlendirilerek davranışın sadakat borcuna aykırılık oluşturup oluşturmadığı tespit edilmelidir. 19. İşçinin davranışlarının doğruluk ve bağlılığa uymaması, başka bir deyişle sadakat borcuna aykırılık oluşturması hâlinde bu davranış sonucunda işverenin zarar görmesi gerekli olmadığı gibi zarar söz konusu olduğunda da zarar miktarı dikkate alınmaksızın işveren tarafından iş sözleşmesi haklı nedenle feshedilebilir. Dolayısıyla 1475 sayılı Kanunun 17/II-d bendine göre, “İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması” hâlinde, işveren derhal (haklı) fesih hakkını kullanabilecektir. 20. Somut olaya gelince; davacının davalıya ait Bankada şube müdürü olarak çalıştığı iş sözleşmesinin 27.09.2000 tarihinde bireysel pazarlama yetkilisinin başka bir işte çalıştırılmayacağı yönünde açık talimat olmasına rağmen gişe işlemlerinde görevlendirilmesi, görevi gereği yapması gereken mutad kontrol ve denetim görevini ihmal etmek suretiyle yönetimi altındaki çalışanın zimmetine para geçirerek bankayı zarara uğratmasına sebebiyet vermesi ve yenmeyen yemekler için fatura düzenlettirilerek esnafa karşı bankanın itibarının zedelenmesine yol açması sebebiyle feshedilmiştir. 21. Davacının müdürü olduğu bankada çalışan…’nın zimmete konu suistimalli işlemleri ile bankadaki usulsüzlüklerin tespiti amacıyla başlatılan soruşturma kapsamında Banka Müfettişleri tarafından 15.08.2000 tarihli raporun düzenlendiği, hesaplarında suistimalli işlemler yapıldığını iddia eden 392 müşterinin hesaplarının da incelenmesi sonucunda; Banka çalışanı…’nın müşterinin yazılı-sözlü talimatı ve imzası olmaksızın gişe ve yatırım fonu işlemleri yaptığı, farazi hesaplar açıp, uydurma tahsilatlar yaparak zimmetine para geçirmek suretiyle bankayı zarara uğrattığı, ayrıca bu olaylar nedeniyle basın ve yayın organlarında bankaya ilişkin menfi haberler yayınlanmasına sebebiyet verdiği, çalışma masasının çekmecelerinde yapılan aramalarda müşteri hesap cüzdanları vs. belgelerin bulunduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, 29.06.1998 tarihli tüm şubelerde bireysel pazarlama kadrolarının oluşturulması konulu İKM Sirkülerine göre…’nın da ekli listede yer aldığı bireysel pazarlama elemanı olan personele görev ve sorumlulukları dışında ek görevlerin verilmemesi gerektiğine ilişkin talimat ile şube çalışanın ikametgahına gidilerek şube motivasyon yemek bedeli olarak teslim alınan ve dökümü yapılan paraya ilişkin tutulan tutanakların da soruşturma evrakına eklendiği görülmüştür. Yine aynı soruşturma kapsamında davacı ve banka çalışanı… dışında diğer banka çalışanları hakkında da idari soruşturma yürütüldüğü ve işten çıkarılmalarının uygun olacağının bildirildiği, işten çıkarılma dışında ceza önerilen diğer personeller için ise bankanın imajı, uğranılan prestij ve müşteri kayıplarının telafisi için bankada çalışmalarının sakıncalı olduğu, yeni bir kadronun atanması gerektiği yönünde öneride bulunulmuştur. Diğer taraftan, davacı hakkında zimmete sebebiyet vermek suçundan açılan kamu davasında üzerine atılı suçun unsurları oluşmadığından bahisle beraatine karar verildiği, verilen beraat kararının kesinleştiği, banka çalışanı… hakkında ise Yargıtay incelemesinden geçen dosya kapsamı itibariyle zimmet suçunu işlediğinin sabit olduğu anlaşılmıştır. 22. Eldeki davada davacı işçinin iş sözleşmesi 1475 sayılı Kanunun 17/II-d bendi gereğince feshedilmiştir. Bilindiği gibi iş ilişkisi karşılıklı güven esasına dayanan bir borç ilişkisi olup güvenin sarsıldığı durumlarda, anılan tutumla karşılaşan tarafın ilişkiyi sürdürmesini beklemek işin doğasına uygun düşmez. İşçinin sadakat borcu işverenin işi ve işyeri ile ilgili hukuken haklı menfaatlerini korumak, zarar verici ve risk altına sokabilecek davranışlardan kaçınmayı gerektirir. 23. O hâlde davacının şube müdürü olduğu Bankada işlenen suç, suçun ağırlığı, meydana gelen zararın kapsamı, işverenin açık talimatına aykırı olacak şekilde personele başka görevler verilmesi, yenmeyen yemekler için kesilen fatura bedellerinin bazı çalışanlarda tespit edilmesi karşısında davacının gerekli denetim ve özeni göstermediği bu nedenle işveren feshinin haklı nedene dayandığının kabulü gerekir. 24. Öyle ise, kıdem ve ihbar tazminatı istemlerinin reddi gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 25. Bu nedenle, direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 27.05.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi. …
4857 sayılı İŞ KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25 – Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I- Sağlık sebepleri: a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa yakalanması veya engelli hâle gelmesi durumunda, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi.[7] b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda. (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması. b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması. c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması. d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.[8] e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması. f) İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi. g) İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi. h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi. ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması. III- Zorlayıcı sebepler: İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması. IV- İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması. İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir. Derhal fesih hakkını kullanma süresi

İş sözleşmesi meslek sırlarının ortaya atılması gibi haklı neden iddiasıyla feshedilen işçi, feshin kanunda belirtilen sebeplere uygun olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18, 20 ve 21 inci maddeleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.

Tazminat Talebi ve Yeni İşverenin Sorumluluğu

Gizlilik yükümlülüğünün ihlali nedeniyle tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için zararın gerçekleşmesi ve ihlal ile zarar arasında illiyet bağının bulunması gerekir; bunun ispatı hâlinde mahkeme zararın boyutuna göre işçiyi tazminata mahkûm edebilir. İşçinin sırrı yeni işverenine taşıması hâlinde ise 4857 sayılı İş Kanunu'nun 23 üncü maddesi devreye girebilir; yeni işverenin bu davranışa kendisinin sebep olması veya durumu bilerek işçiyi işe alması durumunda eski işverene karşı işçiyle birlikte sorumluluğu gündeme gelebilir.

Sözleşmedeki Cezai Şartın Denetimi ve İndirim

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hizmet sözleşmelerine yalnızca işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. Yargı uygulamasında, sözleşmede hem işçinin gizli bilgileri ifşası hem de işverenin işçiye ait kişisel bilgileri saklama yükümlülüğü için cezai şart düzenlenmesi durumunda ceza koşulunun karşılıklı olduğu kabul edilmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 420Kaynağı aç
MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. VI. Tatil ve izinler 1. Hafta tatili ve iş arama izni
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2022/12878, K. 2022/15923Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2022/12878 E.  ,  2022/15923 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : … 25. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : İTİRAZIN İPTALİ İLK DERECE MAHKEMESİ : … … 8. … Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 03.02.2009 tarihinde çalışmaya başladığını ve 31.12.2014 tarihinde müvekkili Şirketin Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, davalının 23.05.2016 tarihinde kendi isteği ile müvekkili Şirketten istifa ettiğini, davalının vakıf olduğu ticari sır ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgileri … sözleşmesi devam ederken rakip firma ve yetkisiz kişilerle paylaşarak gizlilik yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve … sözleşmesinde kararlaştırılan 25.000,00 USD cezai şartı ödemekle yükümlü hâle geldiğinden davacıya belirlenen cezai şartın ödenmesi talebiyle … … 24. İcra Müdürlüğünün 2016/18111 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalının bahse konu icra takibine haksız olarak itiraz etmesi neticesinde işbu davanın açıldığını … sürerek borçlunun itirazının iptali ve haksız itirazı sonucu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 23.05.2016 tarihinde işten çıkarıldığını, işten çıkarılırken kıdem tazminatının ödeneceği vaadiyle istifa dilekçesi alındığını, davacı işyeri bünyesinde çalıştığı süre boyunca, … borcu, sadakat borcu, rekabet yasağı dâhil olmak üzere bütün yükümlülüklerini harfiyen yerine getirdiğini, davacının dava konusu eylemlere yönelik iddiasının dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini ve %20'den az olmamak nedeniyle kötüniyet tazminatı ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yüklenmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının dava konusu olaylara ilişkin ticari sır niteliğindeki bilgi veya belgeleri açıklamak suçundan yargılandığı, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, verilen kararın 28.02.2018 tarihinde kesinleştiği, ceza davası dosyası içerisine alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalının … sözleşmesi devam ederken ticari sır niteliğindeki bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşıldığı, ticari sır niteliğindeki bilgileri kurumsal e-posta adresi ile kendi e-posta adresine gönderdiği, Şirket müşterisi olan başka bir Şirkete ait fiyat teklifi ile ilgili e-postayı rakip firma ile paylaştığı, davacı Şirket ile davalı arasındaki 02.08.2013 tarihli bireysel … sözleşmesinin gizlilik şartı/yasağı başlığının (b) bendinde gizlilik şartının ihlali hâlinde 25.000,00 USD cezai şartın ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının davacı Şirkete ait ticari bilgileri üçüncü kişilerle paylaştığı böylece … sözleşmesine aykırı olarak … sözleşmesi devam ederken gizlilik şartını ihlal ettiği, buna göre … sözleşmesinde belirtilen 25.000,00 USD tutarında cezai şartı ödemesi ödemesi gerektiği; ancak icra inkar tazminatı koşulları bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili; borçlu davalının itirazında haksız ve kötüniyetli olduğunu, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın tam kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; ceza yargılaması hükmüne esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, tespitlerin yanlış olduğunu, bilirkişi raporuna karşı beyanları sorulup son sözleri sorulmadan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, dava konusu e-postayı üçüncü kişilere ileten kişinin davalı değil dava dışı E.E. olduğunu, ayrıca davacı firmanın davalının e-posta adresine gelen postaya ulaşmasının suç teşkil ettiğini ve delil olarak kullanılamayacağını, İlk Derece Mahkemesince bilirkişi raporunda yazmayan hususlara dayanarak karar verdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile … sözleşmesinde davalı işçi aleyhine cezai şartın … taraflı yer aldığı, karşılıklılık olmadığı, 6098 sayılı … Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420 nci maddesi gereği hizmet sözleşmesinde işçi aleyhine konulan … taraflı cezai şart koşulunun geçersiz olduğu, davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde yer alan cezai şartın … taraflı düzenlendiği tespitinin yanlış olduğunu, cezai şartın … sözleşmesinde karşılıklı olarak düzenlendiğini, davalının ticari sır niteliğindeki bilgi veya belgeleri açıklamak suçundan yargılandığını, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını, verilen kararın 28.02.2018 tarihinde kesinleştiğini, davalının sadakat yükümlülüğü ve … sözleşmesindeki gizlilik yasağına uymayarak ticari sır niteliğindeki bilgileri başkalarıyla paylaştığını, bu durumun ceza mahkemesi kararıyla da … olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin sınırlı inceleme yetkisini aşarak cezai şartın hükümsüzlüğünü incelediğini, haksız ve kötü niyetli takibe itiraz eden davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bireysel … sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın geçerliliği ile talep koşullarının oluşup oluşmadığına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanun’un 180 inci maddesinin birinci fıkrası, 182 nci maddesinin son fıkrası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi, 4857 sayılı … Kanunu'nun ilgili hükümleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta davacı işveren, davalının … sözleşmesinin devamı sırasında sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle taraflarca imzalanmış sözleşme uyarınca cezai şart talebinde bulunmuştur. Dosyada bulunan bireysel … sözleşmesinin "Gizlilik yasağı" başlıklı (b) bendinde, işçinin gizli bilgileri üçüncü kişilere ifşası hükmü; (d) bendinde ise işverenin işçiye ait kişisel bilgileri saklama hükmü yer almaktadır. Her iki tarafın da gizlilik yükümlülüklerini ihlal etmeleri hâlinde 25.000,00 USD cezai şart ödeneceği kararlaştırılmıştır. 3. Dosya kapsamında bulunan … … 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/488 Esas, 2018/31 Karar sayılı kararı ile davalının … sözleşmesinin devamı sırasında Şirketin ticari ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgileri, Şirket e-posta hesabından kendi şahsi e-posta hesaplarına gönderip bu bilgileri ifşa ederek rakip firma ile paylaştığı ve bu şekilde ticari sır ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin açıklanması suçunu işlediği gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup karar 28.02.2018 tarihinde kesinleşmiştir. 4. Davalı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, mahkumiyet hükmü oluşturmasa da tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı işçinin, … sözleşmesinin devamı sırasında sır saklama yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususu sabittir. Hâl böyle olunca taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen ve somut olayın özelliğine göre koşulları oluşan cezai şart talebinin kabulü gerekirken dosya içeriğine uygun olmayan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş olması hatalıdır. 5. Diğer yandan 6098 sayılı Kanunun 182 nci maddesinin son fıkrasında fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Şu hâlde 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin son fıkrası gereği cezai şarttan indirim yapılarak sonuca gidilmesi gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alının temyiz harcının isteği hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/12878, K. 2022/15923 sayılı kararına konu olayda, iş sözleşmesi sürerken şirketin ticari ve müşteri sırlarını kendi şahsi e-posta adresine gönderip rakip firmayla paylaşan işçinin sır saklama borcuna aykırı davrandığı belirlenmiştir. Bu kararda, ceza mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının mahkûmiyet hükmü oluşturmasa da tüm dosya kapsamıyla birlikte değerlendirildiğinde sır saklama yükümlülüğüne aykırılığın ispatında dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Yargıtay, koşulları oluşan cezai şart talebinin reddini hatalı bularak kararı bozmuş ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 182 nci maddesinin son fıkrası gereğince fahiş cezai şarttan hâkim tarafından indirim yapılarak sonuca gidilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Ticari ve Müşteri Sırlarının İhlalinde Cezai Yaptırım

Sır ifşası, ceza mevzuatında müstakil yaptırımlara bağlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mesleği, sanatı, konumu veya görevi sebebiyle ticari, bankacılık yahut müşteri sırrı kapsamındaki verilere vakıf olan kimsenin bu bilgi ve belgeleri yetkisiz taraflara aktarması ya da yayması, şikâyet halinde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası gerektirir. Anılan mahiyetteki bilgileri hukuka aykırı vasıtalarla temin edip yetkisiz kişilere sunan veya açığa vuran kişiler hakkında da aynı ceza tatbik edilir. İlgili yaptırımlar, fenni mahiyetteki keşifler, buluşlar veya sınai uygulamalara ilişkin bilgiler bakımından da aynen geçerlidir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 239Kaynağı aç
Madde 239- (1) Sıfat veya görevi, meslek veya sanatı gereği vakıf olduğu ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgeleri yetkisiz kişilere veren veya ifşa eden kişi, şikayet üzerine, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu bilgi veya belgelerin, hukuka aykırı yolla elde eden kişiler tarafından yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi halinde de bu fıkraya göre cezaya hükmolunur. (2) Birinci fıkra hükümleri, fenni keşif ve buluşları veya sınai uygulamaya ilişkin bilgiler hakkında da uygulanır. (3) Bu sırlar, Türkiye'de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklandığı takdirde, faile verilecek ceza üçte biri oranında artırılır. Bu halde şikayet koşulu aranmaz. (4) Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi bu madde kapsamına giren bilgi veya belgeleri açıklamaya mecbur kılan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Mal veya hizmet satımından kaçınma[98]

Söz konusu sırların Türkiye'de oturmayan bir yabancıya veya onun memurlarına açıklanması durumunda verilecek ceza üçte bir oranında artırılır ve bu halde şikâyet koşulu aranmaz. Cebir veya tehdit kullanarak bir kimseyi madde kapsamındaki bilgi ya da belgeleri açıklamaya mecbur bırakan fail hakkında ise üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin E. 2017/6957, K. 2019/3420 sayılı kararında açıklandığı üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için bilgilerin yetkisiz kişilere fiilen aktarılması veya ifşa edilmesi gerekir. Bilgilerin işyerinden ayrılırken harici belleğe kopyalanmış olması, yetkisiz üçüncü şahıslara intikal ettirildiği veya buna teşebbüs edildiği her türlü şüpheden uzak kesin delillerle ortaya konulamadıkça suçun unsurlarını oluşturmaz.

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2017/6957, K. 2019/3420Kaynağı aç
15. Ceza Dairesi         2017/6957 E.  ,  2019/3420 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek HÜKÜM : 1-Sanık hakkında, TCK'nın 155/2, 43/1 ve 52/2 maddeleri uyarınca mahkumiyet 2-Sanık hakkında, TCK'nın 135/1 ve 53 maddeleri uyarınca mahkumiyet Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek suçlarından sanığın mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü; Sanığın, katılan şirkette 20/07/2006-27/07/2009 tarihleri arasında elektronik teknisyeni olarak görev yaptığı, çalıştığı süre içerisinde yaptığı işin gereği kullanılması için şirket tarafından kendisine teslim edilen şifre çözücüyü işten ayrılırken iade etmesi gerekirken etmediği, yine şirket tarafından işyerinden ayrılmadan bir ay öncesinde Mersin Liman Müdürlüğüne gönderilmek üzere teslim aldığı benzer diğer bir şifre çözücüyü de kargo yolu ile göndermiş gibi göstererek uhdesinde alıkoyduğu, ayrıca işten ayrılırken katılan şirketin ticari sır niteliği taşıyan kişisel verilerini flaş belleğe kopyalayıp şahsi bilgisayarına aktardığı, bu surette sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek suçlarını işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda, 1-Sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde; Sanık savunması, katılan vekili beyanı, tanık anlatımları ve dosya kapsamından; sanığın mahkumiyetine ilişkin mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 2-Sanık hakkında kişisel verileri hukuka aykırı olarak kaydetme suçundan verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan temyiz başvurusunun incelenmesinde; Sanığın katılan şirkette elektronik işçisi olarak çalıştığı, ancak suç tarihinde problemli olarak işten ayrıldığı, ayrılmadan önce katılan firmanın bilgisayarında bulunan şirket ile alakalı gizli bilgileri hard diskine kopyalayarak iş yerinden ayrıldığının iddia ve kabul edildiği olayda; Katılanın iddiaları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, sanık tarafından katılan firmanın bilgisayarından, kendi hard diskine kaydettiği bilgilerin TCK 135/1. madde kapsamında düzenlenen "Kişisel veri" niteliğinde olmadığı, bu bilgilerin aynı yasanın 239/1. madde kapsamında düzenlenmiş olan "Ticari sır" niteliğinde olduğu, bu suçun oluşması için de ticari sır niteliğindeki bilgi veya belgelerin yetkisiz kişilere verilmesi veya ifşa edilmesi ile oluşacağı, olaya konu ticari sır niteliğinde ki bilgilerin veya belgelerin, sanık tarafından yetkisiz kişilere verildiği veya ifşa edildiğine yönelik bir iddianın bulunmadığı gibi, bu konuda teşebbüs aşamasına gelmiş her hangi bir girişime ilişkin delilin olmadığı, bu nedenle sanığın suç kastı ile hareket ettiğine dair cezalandırılabilmeleri için her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden üzerine atılı suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeksizin, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine hükmedilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04/04/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Sözleşmede gizlilik maddesi yoksa sır saklama borcu geçerli midir?

Evet, geçerlidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396 ncı maddesinde yer alan genel sadakat borcu gereği, sözleşmede ayrıca yazılı bir kayıt olmasa dahi işçi işverenin ticari ve mesleki sırlarını saklamakla yükümlüdür.

İşten ayrılan personelin sır saklama yükümlülüğü devam eder mi?

Evet, devam eder. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, işverenin haklı menfaatinin korunması gerektirdiği ölçüde sır saklama borcu iş ilişkisi sona erdikten sonra da sürer.

İşverenin haklı fesih yapabilmesi için sır ifşasından maddi zarar görmesi şart mıdır?

Hayır, şart değildir. Sadakat ve bağlılığa aykırı davranışlarda işverenin derhal fesih hakkını kullanabilmesi için maddi zararın gerçekleşmesi aranmadığı gibi, zarar doğsa bile tutarı fesih yetkisini etkilemez.

İş sözleşmesine yalnızca işçi aleyhine konulan gizlilik cezai şartı geçerli midir?

Hayır, geçerli değildir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine düzenlenen ceza koşulu geçersiz sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu