İş Sözleşmesinde Feshe Bağlı Cezai Şart ve Süre Sınırı

by Avukat Erdal Ersoy
İş Sözleşmesinde Feshe Bağlı Cezai Şart ve Süre Sınırı

Belirli Süreli İş Sözleşmesi ve Objektif Koşul Ölçütü

4857 sayılı İş Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, iş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı hallerde sözleşme kural olarak belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli iş sözleşmesi ise belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması yahut belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işçi ile işveren arasında yazılı şekilde kurulan sözleşmedir. İşin niteliği gereği belirli bir süreyle sınırlı olması ya da işin ne zaman biteceğinin öngörülebilirliği bu objektif çerçevenin temelini oluşturur.

4857 sayılı İŞ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Esaslı nedene dayalı zincirleme iş sözleşmeleri, belirli süreli olma özelliğini korurlar. Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesi ayırımın sınırları

Sözleşmenin taraflarca nasıl adlandırıldığı veya metinde bir süre belirlenip belirlenmediği gözetilmeksizin, kanunda aranan objektif koşulları sağlamayan sözleşmeler belirsiz süreli kabul edilir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları gereğince, belirli süreli iş sözleşmesi esaslı bir neden olmadıkça birden fazla üst üste zincirleme yapılamaz. Esaslı bir nedene dayanmaksızın zincirleme yapılan sözleşmeler başlangıçtan itibaren belirsiz süreli sayılır; buna karşılık esaslı bir nedene dayanılarak akdedilen zincirleme sözleşmeler belirli süreli niteliğini korur.

Cezai Şartın Şartları, Karşılıklılık ve İşverenin Talimat Yetkisi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda, hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. Süreli feshi sınırlayan cezai şart hükümlerinin geçerliliği ise sözleşmenin feshinde haklı bir nedenin bulunmamasına ve öncelikle karşılıklılık ilkesine dayanmasına bağlıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 420Kaynağı aç
MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. VI. Tatil ve izinler 1. Hafta tatili ve iş arama izni

İş ilişkisinin işleyişinde işveren, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 399. maddesi gereğince işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve özel talimatlar verebilir. İşçiler ise bu düzenleme ve talimatlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymakla yükümlüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 399Kaynağı aç
MADDE 399- İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar. VI. İşçinin sorumluluğu

Kısmi Hükümsüzlük ve Belirlenen Süreyle Sınırlı Geçerlilik

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, kişilik haklarına veya ahlaka aykırı olan yahut konusu imkânsız bulunan sözleşmeler kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir. Bir sözleşmedeki bazı hükümlerin hükümsüz sayılması kural olarak diğer maddelerin geçerliliğini ortadan kaldırmaz; meğerki geçersiz kılınan maddeler olmaksızın sözleşmenin hiç kurulmayacağı açıkça anlaşılsın.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur. III. Aşırı yararlanma

Belirli süreli olarak yapılmasına karşın kanunun aradığı objektif koşulları taşımadığı için belirsiz süreli sayılan iş sözleşmelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 27. maddesinin ikinci fıkrasındaki kısmi hükümsüzlük kuralı işletilerek taraf iradelerinin korunması amaçlanır. Bu çerçevede, sözleşmede kararlaştırılan süreden önce haklı bir neden olmaksızın feshe bağlanan cezai şart düzenlemesinin, sözleşmede belirlenmiş olan süre ile sınırlı şekilde geçerliliğini koruduğu kabul edilir.

Yargıtay Kararında Üst Sınır ve İndirim Değerlendirmesi

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2015/18939 Esas ve 2016/26066 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, objektif şartların bulunmaması yalnızca süreye ilişkin belirlemeyi geçersiz kılarak sözleşmeyi belirsiz süreliye dönüştürür; sözleşmenin belirsiz süreli sayılması cezai şart kararlaştırılmasına engel değildir. Kararlaştırılan süre dolmadan haksız fesih yapılması halinde diğer tarafın cezai şart talep hakkı korunur. Daire, somut uyuşmazlıkta cezai şart miktarının üst sınırını, davacının iş güvencesi kapsamında olsaydı hükmedilebilecek işe başlatmama tazminatı tutarı olarak değerlendirmiş ve bu üst sınır aşılmamak kaydıyla indirim yapılabileceğini gözetmiştir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2015/18939, K. 2016/26066Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2015/18939 E.  ,  2016/26066 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Taraflar arasındaki, icra takibine yapılan itirazın iptali ile icra, inkar tazminatı alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi ve davacı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.11.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına vekili Avukat … ile Asil geldi, karşı taraf adına … ve … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, asıl dava ve birleşen davalarda, müvekkilinin davalıya ait hastane işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin işverence haklı bir sebep olmadan feshedildiğini, işlemiş faizleriyle birlikte kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin, ücret alacakları ve sözleşmede belirlenen cezai şart alacağının tahsili için işveren aleyhine icra takipleri yapıldığını, takiplerin haksız itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, icra takiplerine vaki itirazların iptali ile takiplerin devamına karar verilmesini ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle asıl davanın kısmen kabulüne, ücret alacağı ile ilgili birleşen davanın kısmen kabulüne, cezai şart alacağına yönelik birleşen davanın ise reddine karar verilmiştir. Ayrıca, Mahkemenin 22.05.2015 tarihli ek kararıyla, davacı vekilinin, hükmün davalı taraf bakımından kesinleşmiş sayılmasına karar verilmesi hakkındaki talebinin reddine karar verilmiştir. Karar, taraflar vekillerince; ek karar ise ayrıca davacı vekilince temyiz etmiştir. 1-Mahkemenin 22.05.2015 tarihli ek kararına yönelik, davacı vekilinin temyiz itirazı yönünden; Davacı vekilinin, hükmün davalı taraf bakımından kesinleşmiş sayılmasına karar verilmesi hakkındaki talebinin reddine dair, mahkemenin 22.05.2015 tarihli ek kararı, usul ve kanuna uygun olduğundan, davacı vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazının reddiyle, 22.05.2015 tarihli ek kararın onanmasına karar verildi. 2-Mahkemenin esas hakkındaki 16.04.2015 tarihli kararına yönelik, taraflar vekillerinin temyiz itirazları yönünden; Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 3-Taraflar arasında imzalanan 12.02.2008 tarihli iş sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen, ciroya bağlı belirlenmesi gereken ücret yönünden, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, kayıtların uyuşmazlık konusunda uzman olan mali müşavir bilirkişi tarafından incelenmesinin uygun olacağı mütalaa edilmiştir. Bilirkişi, açıkça ciroya dayalı hesaplama yönünden uzmanlığının yeterli olmadığını belirtmiş olmasına rağmen, mahkemece bu yönün nazara alınmaması hatalı olmuştur. Bu halde, ciroya dayalı ödenmesi gereken miktar bakımından, serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişi vasıtasıyla inceleme yapılarak sonuca gidilmelidir. Diğer taraftan, 12.02.2008 tarihli iş sözleşmesinin, “6.2.1.” maddesindeki, “Bu rakam her yıl TÜFE+TEFE’nin yarısı kadar otomatik olarak yükselecektir.” şeklindeki hükmün, hesaplamalarda nazara alınmaması da hatalıdır. Ayrıca şu husus da belirtilmelidir ki, davacı vekili, 24.01.2014 havale tarihli dilekçesinde, toplam ücret alacağı (ana para kısmı) yönünden, 340.232,01 TL’yi kabul ettiğini ifade etmiştir. Bu halde, yukarıdaki paragraflarda belirtilen bozma sebepleri nazara alınarak yapılacak hesaplamalara göre belirlenecek ücret alacağının bu miktardan daha fazla çıkması ihtimalinde, 340.232,01 TL miktarıyla bağlı kalınması gerekecektir. 4-Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, geçmiş gün faizi hesaplaması açısından, 12.02.2008 tarihli iş sözleşmesinin “6.3” maddesinde yer alan, “her ayın ilk haftası içinde” şeklinde gösterilen ödeme zamanının açık vade sayılmaması hatalı olmuştur. Kabule göre de, temerrüt ihtarının karşı tarafa 02.05.2012 tarihinde tebliğ edildiği ve ödeme için yedi günlük süre verildiği nazara alındığında, temerrüdün 09.05.2012 tarihi itibariyle gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekirken, 10.05.2012 tarihinde gerçekleştiğinin kabulü yerinde değildir. 5-Kıdem tazminatı alacağı bakımından geçmiş gün faizi hesaplamasında, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, en yüksek mevduat faizi oranının yüzde onsekiz olarak esas alındığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece, mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı noktasında bir araştırma yapılmamıştır. Bu yön araştırılarak, faiz oranı yeniden değerlendirilmelidir. 6-İş sözleşmesinin, “7.3” maddesinde, cezai şart alacağına ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin baştan itibaren belirsiz süreli olduğunun esas alınması gerektiği ve buna bağlı olarak da cezai şarta ilişkin düzenlemenin geçersiz olduğu kabul edilerek, bu alacağa yönelik birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme süreli olarak yapılmış ise de, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11.maddesi uyarınca sözleşmenin belirli süreli olmasını gerektiren objektif koşullar bulunmadığından sözleşmenin başından itibaren belirsiz süreli olarak kabulü gerekecektir. Ancak, sözleşmenin belirsiz süreli olarak kabul edilmesi, öngörülen cezai şartın geçersizliği sonucunu doğurmamalıdır. Aksi durumda sözleşmede kararlaştırılan tüm hususların geçersiz olması gibi bir sonuç ortaya çıkar. Objektif şartların bulunmaması, sadece tarafların süre konusundaki belirlemelerini geçersiz kılar ve sözleşmeyi belirsiz hale dönüştürür. Sözleşmenin belirsiz süreli olması cezai şart kararlaştırılmasına engel değildir. Bu sebeple, objektif şartların yokluğu nedeniyle belirsiz süreli sayılan sözleşmedeki cezai şartın geçersiz olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Başka bir anlatımla belirli süreli olarak yapılan sözleşmenin belirsiz süreli olduğu kabul edilse bile, sözleşmede öngörülen süre bitmeden haksız olarak sözleşmeyi fesheden taraftan diğer tarafın cezai şart talep hakkı korunmalıdır. Anılan sebeplerle, mahkemece, cezai şart düzenlemesinin geçersiz olduğunun kabul edilmesi hatalıdır. İş sözleşmesinin işveren tarafından haklı bir sebep olmadan feshedildiğinin sabit olmasına göre, cezai şart talep koşulu oluşmuştur. Bu noktada şu husus da belirtilmelidir ki, cezai şart miktarının üst sınırı, davacının, iş güvencesi kapsamında olsaydı, hüküm altına alınabilecek işe başlatmama tazminatı miktarıdır. Belirtilen üst sınırın üzerine çıkmamak kaydıyla, eldeki davaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 161/son maddesi uyarınca, sözleşmede öngörülen miktardan indirim yapılarak, ulaşılacak sonuç miktar yönüyle itirazın iptaline karar verilmelidir. 7-Gerekçeli kararda, ayrıca birleşen … 1. İş Mahkemesi’nin 2013/870 esas sayılı dosyasından bahsedildiği görülmektedir. Dosya kapsamının incelenmesinden, yetkisizle gelen dosyanın aslının, mahkeme esasının 2013/134 sırasına kaydedildiği, aynı dosyanın suretinin ise ayrı bir dava dosyasıymış gibi esasın 2013/870 sırasına kaydedildiği, ardından birleştirme kararı tesis edilmesi suretiyle, 2013/870 esas sayılı dosyanın eldeki davayla birleştirildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu durum fark edilerek, karar gerekçesinde açıklanmıştır. Bu halde, sehven, ayrı bir dava dosyasıymış gibi farklı bir esasa kaydedilen ve sonrada eldeki dosyayla birleştirilen … 1. İş Mahkemesi’nin 2013/870 esas sayılı dosyası bakımından, karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm sonucu tesis edilmelidir. Yukarıda yazılı sebeplerden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine, davalı yararına takdir edilen 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.11.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Belirli süreli sayılmayan sözleşmede feshe bağlı cezai şart geçerli midir?

Objektif koşulları taşımadığı için belirsiz süreli sayılan iş sözleşmelerinde, kısmi hükümsüzlük kuralı uyarınca taraf iradeleri korunarak süreden önce haksız feshe bağlı cezai şartın sözleşmede öngörülen süre ile sınırlı olarak geçerliliğini koruduğu kabul edilir.

Sadece işçi aleyhine düzenlenen cezai şart geçerli midir?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesi gereğince yalnızca işçi aleyhine kararlaştırılan ceza koşulu geçersizdir; süreli feshi sınırlayan cezai şartların geçerliliği ise fesihte haklı neden bulunmamasına ve karşılıklılık ilkesine dayanmasına bağlıdır.

Belirsiz süreliye dönüşen sözleşmede cezai şart üst sınırı nasıl değerlendirilir?

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2015/18939 Esas ve 2016/26066 Karar sayılı kararında cezai şartın üst sınırı, davacının iş güvencesi kapsamında olsaydı hükmedilebilecek işe başlatmama tazminatı miktarı olarak belirlenmiş ve bu sınır aşılmaksızın indirim değerlendirmesi yapılmıştır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu